You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hayrdır ? Sizin amacınız ne?

Hayrdır ? Sizin amacınız ne?

Acemi Üye
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
Sayın nicki gavurca olan ımpossibmi ne ..
Buyur hz. Ömerede kız senin Ebu hüreyren kimmiş...
Sahablerin içinde hz. Peygamberi an az gören(sadece 2yıl)Ebu Hureyrenin en çok 5200 rivayetini uydurmasını hadis oalrak algılamak hangi akla mantığa sığar?
Onun yalancı olduğunu hz. Ömer söylüyor ben değil...
Daha sonrada müslümanlar,bir iftiracının rivayetleri ile mezhep oluşturuyorlar..hatta din..ne kadar saçma

Ebu Hureyre’nin Merdutluğu ve Ömer’in Onu Kırbaçlaması


Tabi biz bu tespitlerimizde yalnız değiliz; böyle bir şeyi bizden önce ilk olarak yapan ikinci halife Ömer bin Hattab’dır. İbn-i Esir gibi tarihçiler H.K 23. Yılın olaylarında, İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın (Mısır baskısı) 3. cilt 104. sayfasında ve daha başkaları şöyle naklediyorlar:

H.K 21 yılında halife Ömer Ebu Hureyre’yi Bahreyn’e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da; “Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi” diye cevap verdi.

İbn-i Mes’ud “Tabakat”ın 4. cildinin 90. Sayfasında, İbn-i Hacer Askalani “İsabe”de ve İbn-i Abdurabbih “Ikd’ul- Ferid”in 1. cildinde şöyle yazıyorlar:

Halife Ebu Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu; şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum. Bunları nereden aldın?” diye sordu.

O da cevaben; “Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım, elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi.

Ömer yerinden kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin dinar alıp Beyt’ul- Mal’a vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında değil, Resulullah’ın zamanında da Ebu Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.

Bu olayı Müslim “Sahih”in 1. cildinin, 34. sayfasında nakletmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cilt, 360. sayfasının ilk başında şöyle yazıyor:

“Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!”
İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”ın 239. sayfasında şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a[3] gönderirim ya da Buzinelerin[4] yanına.

Yine İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. cildinin 360. sayfasında (Mısır baskısı) Üstadı imam Ebu Cafer İskafi’den şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

İbn-i Kutaybe “Te’vil’ul- Muhtelif’il- Hadis”te, Hakim “Müstedrek”in 3. cildinde, Zehebi “Telhis’ul- Müstedrek”te, Müslim “Sahih-i Müslim” diye meşhur olan kıtanın ikinci cildinin “Fezail-u Ebu Hureyre” bölümünde diyorlar ki; Aişe onu defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu Hureyre çok yalan söylüyor; o, Resulullah’ın adına bir sürü yalan hadis uydurmuştur.”

Sözü fazla uzatmayalım. Ebu Hureyre’yi yalnızca biz reddetmiyoruz Halife Ömer, Mevlamız Emir’ul- Müminin, Umm’ul- Müminin Aişe, sahabe ve tabiin de onu reddetmişlerdir.

Mutezile’nin şeyh ve alimleri ve Hanefi’lerin geneli, Ebu Hureyre’nin hadislerini kabul etmiyorlar. Senedi Ebu Hureyre’ye dayanan hadisleri batıl biliyorlar. Nevevi, Sahih-i Müslim’in şerhinde, özellikle 4. ciltte bu konuyu genişçe ele alıyor. Büyük mezhebinizin lideri imam A’zam Ebu Hanife şöyle diyor:

“Resulullah’ın sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul ediyorum. Ama senetleri Ebu Hureyre’ye, Enes bin Malik’e ve Semuret bin Cundeb’e dayanan hadisleri kabul etmiyorum.”

Öyleyse, sahabeden olan Ebu Hureyre’yi eleştirdiğimiz için bize itiraz etmeyin. Biz o Ebu Hureyre’yi eleştiriyoruz ki, ikinci halife Ömer onu kırbaçlamış, Beyt’ul- Mal hırsızı ve yalancı diye nitelendirmiştir.

Biz o Ebu Hureyre’yi eleştiriyoruz ki, Ümm’ül- Muminin Aişe, imam A’zam Ebu Hanife, sahabenin büyükleri, tabiin, Mutezile’nin şeyh ve alimleri onu eleştirmiş ve reddetmişlerdir.

Velhasıl biz o Ebu Hureyre’yi eleştiriyoruz ki, Kur’an’ın eşi olan Mevlamız, Muvahhidlerin Mevlası Emir’ul- Müminin Hz. Ali (a.s) ve Resulullah (s.a.a.)’ın Ehl-i Beyti’nden olan masum İmamlar (a.s) onu merdut ve yalancı bilmişlerdir.

Biz o Ebu Hureyre’yi eleştiriyoruz ki, obur ve pis boğazdır. Emir’ul- Müminin Hz. Ali (a.s)’ın en faziletli oluşunu bilmesine rağmen, onu bırakıp melun Muaviye’nin yağlı sofrasını tercih etti. Sahte hadisler uydurarak Muaviye’nin, sizin de Hulefa-i Raşidin’den biri olduğunu kabul ettiğiniz muttakilerin İmamı ve Müslümanların halifesine (Hz. Ali’ye) sebb ve lanet ettirmesine yardımcı oldu.

Dünya malı ve makamına ulaşmak için, Resulullah (s.a.a)’in adına sahte hadis uyduran ve onları sahih hadisle karıştıran böyle sahtekarların her hadisine güvenilmez. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Benden size bir hadis naklettiklerinde, onu Allah’ın kitabına sunun...”
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
(Bacağını açıp baldırını göstermek İnsani bir özelliktir....
Kimse buna dikkat etmiyor ya..
Kuran baldır bacaklı,hatta baldırı benli bir Allah profilimi çiziyor? tövbe tövbe...)

kalemşörün yazdığını tam olarak okuduğuna eminmisin okusaydın alttaki ayetide görecek bilmiyor isen araştıracakdın..
Kalem suresinin 42. ayetinde "Keşfu's-sak" tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat manası değildir, aksine bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini "sâkehu" şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak "sâke" şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarıdaki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakk'a baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te'vili tekellüflü bir durum ortaya çıkacağını belirtir.
"baldırı açmaktan" maksat nedir?

Alimler bunu, "bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi" şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Resulullah (asm) Cenab-ı Hakk'ın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri ayırıp mü'minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir.Bazı ayet ve hadislerde "Allah'ın eli, Allah'ın ipi, Allah'ın baldırı,.." gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ayetler mütaşabih ayetlerdir. Peygamber Efendimiz (asm) de bazı hadislerinde mütaşabih kelimeler kullanmıştır. Böylece insanlar bu meseleri daha iyi anlasın diye....


Kalem suresi...
35- Öyle ya biz Müslümanları o günahkarlarla bir tutar mıyız hiç?

36- Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?

37- Yoksa bir kitabınız varda ondan mı bu hükümleri okuyorsunuz?

38- Onda beğendiğiniz her şeyi mi buluyorsunuz?

39- Yoksa "İstediğiniz gibi hükmedebilirsiniz" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

40- Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?

41- Yoksa kendilerinin ortaklarımı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.

42- O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; ve secdeye davet edilecekleri gün secde edemezler.

43- Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye davet edildiler fakat secde etmezlerdi.

44- Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.

45- Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.

46- Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?

47- Yoksa gaybın bilgisi kendi yanlarında da onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?

Ahiret azabına ve dünyada Allah'ın aleyhlerinde açacağı savaşa ilişkin bu korkunç tehdit -görüldüğü gibi- bu tartışma ve bu meydan okuma esnasında yöneltiliyor. Hiç kuşkusuz bu tartışma ortamını elektriklendiriyor. Meydan okumanın ağırlığını artırıyor.

"Öyle ya biz Müslümanları o günahkârlarla bir tutar mıyız hiç?" şeklindeki olumsuzluk ifade eden ilk soru, biraz önce sunulan ayetlerde gözler önüne serilen her iki grubun akıbetine dikkat çekiyor. Bu sorunun tek bir cevabı var: Hayır... Olamaz... Rablerine teslim olan, buyruklarına boyun eğen Müslümanlar asla, bu iğrenç sıfatla nitelendirilmeyi hakkedecek kadar günah işleyen suçlular gibi olamazlar. Gerek akıbet gerekse mükafat açısından Müslümanlarla suçluların bir tutulması ne akıl ne de adalet ölçülerine göre normal değildir.

Bu yüzden olumsuzluk ifade eden bir başka soru yer alıyor: "Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?" Neyiniz var sizin? Neye dayanarak bu tür hükümler veriyorsunuz? Değer ve miktarları nasıl ölçüyorsunuz ki, ölçülerinize ve hükümlerinize göre Müslümanlarla suçlular bir oluyor?

Surenin akışı olumsuzluk ifade eden, onların tutumlarını kınayan sorulardan sonra, şimdi de onları alaya alıyor, gülünçlüklerini ortaya koyuyor: "Yoksa bir kitabınız varda ondan mı bu hükümleri okuyorsunuz? Onda beğendiniz her şeyi mi buluyorsunuz?" akıl ve adalet ölçülerine sığmayan bu tür hükümleri çıkardıkları ve kendilerine Müslümanlarla suçluların bir olduğunu söyleyen bir kitapları mı var? şeklinde yöneltilen soru alay etme ve küçümseme amacına yöneliktir. Bu, olsa olsa onların arzularına uygun, isteklerini tatmin eden komik bir kitaptır. Bu kitapta onların benimsediği ve istediği türden hükümler doludur. Onların bu komik kitabı gerçeğe, adalete, akla ve normal insani standartlara uymuyor.

"Yoksa 'istediğiniz gibi hükmedebilirsiniz' diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?"

Eğer ellerinde kitap yoksa o zaman böyle bir söz almış olmalılar. Kıyamet gününe kadar diledikleri gibi hükmetmek ve dilediklerini seçmek üzere Allah'tan bir söz almış olmalılar. Oysa böyle bir şey yok. Allah'tan böyle bir söz almış değildirler. Şu halde neye dayanarak konuşuyorlar? Dayanakları nedir onların?

"Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?"

Onlara sor kim bu iddiayı üstlenecek? Ne yaparlarsa yapsınlar Allah tarafından sorumlu tutulmayacaklarına, kıyamet gününe kadar diledikleri gibi hükmetmek üzere Allah'tan söz aldıklarına ilişkin iddiayı hangisi savunacak?

Bu, yüz kızartıcı, derin etkili ve sarsıcı bir alay ifadesidir. Her şeyi olduğu gibi gözler önüne seren bir meydan okumadır.

"Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar." Aslında onlar Allah'a ortak koşuyorlardı, ama ayetin ifade tarzı ortakların Allah'a değil kendilerine ait olduğunu dile getiriyor. Allah'a ortak koşulan birtakım düzmece tancıların olduğunu bilmezlikten geliyor. Bunun yanı sıra, eğer iddialarında doğru iseler bu ortakları getirmeleri istenerek kendilerine meydan okunuyor. Ama ne zaman çağıracaklar ki?

"O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; ve secdeye davet edilecekleri gün secde edemezler. Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye davet edilirler fakat secde etmezlerdi."

Böylece surenin akışı onları şu anda yaşanmıyormuş gibi kıyametteki bu sahne ile yüz yüze getiriyor. Sanki Allah'a ortak koştukları düzmece tanrıları çağırmaları şeklindeki meydan okuma bu sahnede yöneltiliyor onlara. Aslında bu gün yüce Allah'ın ilminin kapsamında fiilen yaşanan bir gerçektir ve onun ilminin kapsamındaki olgular zamanla sınırlı değildirler. Bu sahnenin bu tarzda muhataplara sunulması Kur'an-ı Kerimin ifade yöntemi uyarınca ruhlar üzerinde daha derin, daha canlı ve daha belirgin bir etki bırakıyor.

Arap atasözleri arasında yer alan baldırların açılması deyimi sıkıntı ve şiddeti vurgulamak için kullanılır. O gün kolların sıvandığı baldırların açıldığı, sıkıntı ve zorluğun dayanılmaz boyutlara vardığı kıyamet günüdür. Bu günde şu büyüklük taslayanlar secde etmeye çağrılıyorlar ama secde edemiyorlar. Bu secde edemeyişleri ya vaktin geçmesinden ya da bir başka yasak tanımlandıkları gibi "Boyunlarının bükük başlarının eğik" (İbrahim suresi 43) olmasından kaynaklanıyor. Sanki bedenleri ve sinirleri kendi iradeleri dışında korku ve dehşetten tutulmuş gibidir. Her halûklarda bu ifade o günde yaşanan sıkıntıya, çaresizliğe ve korkunç meydan okumalara işaret etmektedir.

Sonra surenin akışı o günkü pozisyonlarını yeni çizgilerle tamamlıyor: "Gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet kaplar." Şu büyüklük taslayanlar, şımarıklar ve korkudan dönmüş gözler, zillet kaplamış yüzler... Onların kibirden şişmiş, burnu havadaki başların karşılığıdır. Bu ifade aynı zamanda surenin başlarındaki tehdidi de çağrıştırmaktadır: "Biz yakında onun burnunu damgalayacağız." Çünkü burada aşağılanmışlık ve horlanmışlık anlamının ön plana çıkarılması son derece belirgin ve etkin bir biçimde amaçlanmıştır.

Onlar bu aşağılayıcı ve küçük düşürücü durumdayken surenin akışı daha önce büyüklük taslamalarını, Allah'ın ayetlerine karşı burun kıvırmalarını hatırlatıyor: "Onlar sağlam iken de secdeye davet edilirler fakat secde etmezlerdi." Daha önce secde edebilecekleri durumdayken, burun kıvırıyor, büyüklük taslıyorlardı. O zaman öyleydiler. Ama şimdi bu aşağılayıcı ve küçük düşürücü sahnede yer alıyorlar. Dünya hayatı artık geride kalmış. Şimdi secde etmeye çağırılıyorlar. Fakat buna güçleri yetmiyor.

Onlar bu dayanılmaz sıkıntının içinde kıvranırken, kalpleri dehşete düşüren bu korkunç tehdide muhatap oluyorlar:

"Bu sözü yalanlayanı bana bırak."

İnsanı iliklerine kadar titreten korkunç bir tehdit. Ezici, caydırıcı, karşı konulmaz, sarsılmaz güce sahip ulu Allah peygamberine "Bu sözü yalanlayanı bana bırak, onunla savaşmayı ben üstleniyorum. Ben onun hakkından gelirim" diyor. Bu sözü yalayan da kimmiş?

Şu küçük, basit, zavallı, düşkün yaratıktır. Şu zavallı karınca... Daha doğrusu şu boşluğa serpiştirilmiş zerre. Karşı konulmaz, caydırıcı güce sahip ulu Allah'ın büyüklüğü karşısında hiçbir şey ifade etmeyen şu hiç yani...

Ey Muhammed... Benimle şu yaratık arasından çekil... Sen ve beraberindeki müminler rahat edin. Bu savaş benimledir, ne seninle ne de müminlerledir. Savaş benimledir. Şu yaratık benim düşmanımdır. Onun işi beni ilgilendirir. Onu bana bırak. Sen ve beraberindeki mü'minler gidin rahatınıza bakın.

Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar çepeçevre kuşatan ne dehşet verici bir korkudur bu! Ayrıca maddi güçten yoksun zayıf peygambere ve müminlere ne sağlam bir güvence veriliyor?

Sonra caydırıcı ve karşı konulmaz güce sahip ulu Allah şu basit, küçük ve zavallı yaratığa karşı başlattığı savaşta uyguladığı stratejiyi açıklıyor.

"Onları bilmedikleri yerden derece derece azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır."

Aslında şu Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar ve yeryüzündeki bütün canlılar yüce Allah'ın haklarında böyle bir tuzak kurmasını gerektirmeyecek kadar basittirler, önemsizdirler. Ne var ki yüce Allah, kendilerine gelsinler; şu anda içinde bulundukları yanıltıcı güvenli ortamın aslında içine düştükleri bir tuzak olduğunu bilsinler; zulüm, azgınlık, gerçeklere karşı burun kıvırma ve sapıklıkta kendilerine süre tanınmış olmasının aşama aşama en kötü akıbete sürüklenmeleri amacına yönelik olduğunu anlasınlar diye onları kendisinden sakındırıyor, uyarıyor. Onlara mühlet tanınmış olması sorumluluğu eksiksiz yüklenmeleri, günah yüklü kimselerin konumuna gelmeleri, rezil olmayı, aşağılanmayı ve işkenceyi hakkedenlerin durumuna düşmeleri için kurulmuş bir tuzaktır.

İnsanları açıkça uyarmaktan, aleyhlerine aşamalı olarak işleyen stratejiyi ve planı açıklamaktan daha büyük bir adalet, daha etkin bir merhamet olamaz. Yüce Allah bu uyarı ve sakındırma ile kendi düşmanlarına, dininin ve peygamberinin düşmanlarına adaletini ve merhametini sunuyor. Onlar daha bu olumsuz tutumlarını sürdürüyorlarken, seçimlerini sapıklıktan yana yapmışlarken örtü kaldırılıyor, meseleler olduğu gibi gün yüzüne çıkarılıyor.

Yüce Allah mühlet verir ama ihmal etmez. Artık kaçıp kurtulamayacağı şekilde kıskıvrak yakalayana kadar zalime süre tanır. işte burada ulu Allah serbest iradesiyle belirlediği yasasını ve savaş stratejisini bu şekilde açıklıyor ve Peygamberine şöyle diyor: Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Benimle mal, evlat, mevki ve iktidarla övünenlerin arasından çekil, onlara bir süre için mühlet vereceğim. Bu nimetleri onlar için bir tuzak haline getireceğim. Bununla Peygamberine güvence verirken, düşmanlarını da uyarmış oluyor. Sonra onları bu korkunç tehditle baş başa bırakıyor.

İnsanın içini karartan bu kıyamet sahnesinin ve bu korkunç tehdidin oluşturduğu dehşet verici atmosferde tartışma ve meydan okuma tamamlanıyor. Onların bu tuhaf tutumlarının meydana getirdiği şaşkınlık noktalanıyor.

"Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?"

Yoksa doğru yolu bulmalarına karşılık olarak istediğin bu ağır ücret mi onları burun kıvırmaya, Allah'ın ayetlerini yalanlamaya sürüklüyor? Ödemek zorunda kaldıkları bu ağır bedel mi onları bu iğrenç akıbeti tercih etme durumunda bırakıyor?

"Yoksa gaybın bilgisi kendi yanlarında da onlar mı istedikleri gibi yazıyorlar?"

Yoksa onlar gaybın kapsamında olanlardan emindirler Dolayı siyle kendilerini bekleyen akıbet hafif mi geliyor? Yoksa gaybı ortaya çıkardılar da içindekileri yazıp öğrendiler mi? Veya gaybın içindekiler ini bizzat kendileri mi yazdılar da, bunu arzularının garantisi mi kıldılar?

Ne bu ne o! Şu halde bu tuhaf ve kuşku uyandırıcı tutumu sergilemelerinin dayanağı nedir?

Bu anlamlı ve hayret verici olduğu kadar ürpertici olan ifade ile: "Bu sözü yalanlayanı bana bırak." Allah ile aldanmış düşmanlarının arasındaki savaş stratejisinin ve yasasının bu şekilde duyurulması ile yüce Allah iman ile küfür, hak ile batıl arasındaki savaşın yükümlülüğünü Hz. Peygamberden ve müminlerden alıyor. Çünkü bu çarpışma yüce Allah'ı ilgilendirir. Bizzat üstlendiği bu savaş onun meselesidir.

Peygamber Efendimiz ve müminlerin bu savaşta önemli ve etkin bir rol üstlendikleri görünse de mesele gerçekte de yüce Allah'ın vurguladığı gibidir. Çünkü Peygamber Efendimizin ve müminlerin bu savaşta üstlendikleri rol yüce Allah'ın müsaadesi oranında düşmanlarıyla giriştiği savaşa ilişkin planının bir parçasıdır. Onlar bu savaşta araç konumundadırlar. Dilerse yüce Allah kullanır bu araçları. Dilemezse kullanmaz. O, her iki durumda da etkin olarak iradesini yerine getirir. O, her iki durum dada iradesi uyarınca belirlediği yasa gereği çarpışmayı bizzat kendisi yönlendirir.

Bu ayet indiği zaman Peygamber Efendimiz henüz Mekke'deydi. Beraberindeki müminler de azınlık durumundaydı ve hiçbir şeye güçleri yetmezdi. Dolayı siyle bu ayet, zayıflara güvence verirken, maddi güç, mevki-makam, mal ve evlatla övünenlerin içine korku salıyordu. Sonra Medine'de durumlar ve konumlar değişti. O zaman yüce Allah Hz. Peygamberin ve müminlerin bu savaşta belirgin bir rol üstlenmelerini diledi. Fakat orada da Mekke'de zayıf durumda iken onlara söylediği sözü pekiştirdi. Onlar Bedir savaşında zafer kazanmışken şöyle buyurdu: "Siz onları öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları. Onlara doğru ok atarken aslında sen atmadın, onu Allah attı. Bununla Allah müminleri güzel bir sınavdan geçirmek istedi. Çünkü Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir."(Enfal suresi 17)

Amaç bu gerçeğin, yani çarpışmanın Allah'a ait olduğu gerçeğini, savaşın O'nun savaşı olduğu gerçeğinin, meselenin O'nun meselesi olduğu gerçeğinin müminlerin kalplerine kök salmasıdır. Buna göre yüce Allah bu savaşta bir rol veriyorsa bu, onları güzel sonuçlu bir sınavdan geçirmek içindir. Bu sınav Dolayı siyle onları ödüllendirmek içindir. Fakat savaşa ilişkin belirleyici gerçek ise O'na özgüdür. Zafer gerçeği ise O'nun yazdığına bağlıdır. Allah bu yazdığını hem onlar hem de başkaları için uygular. Onlar savaşa giriştikleri zaman yüce Allah'ın kudretinin aracıları konumundadırlar. Üstelik onun elindeki tek araç ta kendileri değildir.

Bu, son derece açık ve anlaşılır bir gerçektir. Her konuda, her durumda ve her konumda Kur'an ayetlerinin satır aralarından bu gerçeği görmek her zaman için mümkündür. Aynı zamanda bu gerçek, yüce Allah'ın kudretine ve takdirine, evrensel yasasına ve serbest iradesine, ayrıca Allah'ın takdirinin gerçekleşmesine aracı olan insanların gücünün gerçek mahiyetine ilişkin imani düşünce ile de uyuşmaktadır. Evet insanların sahip bulundukları güç, bir araçtır. Başka da bir şey değildir.

Bu gerçek, ister maddi güçlere sahip olsun, ister bunlardan yoksun bulunsun her iki durumda da müminin kalbine güven duygusunu aşılar. Ancak müminin kalbini Allah için her türlü olumsuz duygudan arındırması gerekir. Cihad amacı ile hareket ederken sadece Allah'a güvenip dayanması gerekir. Çünkü iman-küfür, hak-batıl savaşında kendisine zafer kazandıran kendi gücü değildir. Onun için zaferi garantileyen sadece ulu Allah'tır. Maddi güçlerden yoksun bulunması, zayıf olması yenilmesine neden olmaz. Çünkü arkasında Allah'ın gücü vardır. işte onun adına savaşı üstlenen ve sonuçta kendisi için zaferi garantileyen bu güçtür. Ne var ki yüce Allah zaman tanır, meseleleri peyderpey sonuçlandırır. işleri serbest iradesi, hikmeti, adalet ve rahmeti uyarınca zamanı gelince çözüme bağlar.

Karşısına dikilen mümin ister zayıf olsun, ister güçlü olsun her iki durumda da bu gerçek Allah'ın düşmanının kalbine korku salar. Çünkü kendisi ile çarpışan bu mümin değildir. Sınırsız gücü ile, karşı konulmaz, ezici yüceliği ile savaşı üstlenen ulu Allah'tır kendisi ile çarpışan Peygamberine: "Bu sözü yalanlayanı bana bırak." benimle şu bedbaht sapığın arasından çekil diyen yüce Allah' tır kendisi ile vuruşan. Yüce Allah ona süre tanır ve O'nu aşamalı olarak akıbetine doğru sürükler. Bu esnada O, maddi gücün ve hazırlığın doruklarında bile olsa ürkütücü, dehşet verici, korkunç bir tuzağa yakalanmıştır bile. Aslında onun sahip bulunduğu maddi gücün kendisi tuzaktır. Elindeki maddi hazırlık onun için bir kapan işlevini görür. "Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır." Fakat bu ne zaman gerçekleşir? işte bu yüce Allah'ın sonsuz bilgisinin kapsamında gizlidir. Kim yüce Allah'ın bilgisinin kapsamındaki gayptan ve O'nun tuzağından emin olabilir ki? Doğru yoldan ayrılmış sapık milletlerden başkası Allah'ın tuzağından emin olabilir mi?
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
zındıklıkta ileri gidip Allaha ve dinine iftira atmakta şedid olan insanın sahabeye iftira atması da çok beklenmeyecek iş değildir...

Ebu Hureyre nin hadisciligi

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Değerli müslümanlar ! bilindiği üzere ötedenberi Ehlü’s-sünnet dışındaki bir takım dalle mezhepler tarafından bazı sebeplerden dolayı, başta Kütüb-i Sitte ve diğer hadis kaynaklarında bol bol hadisleri bulunan Ebu Hureyre r.a hakkında ileri geri konuşmalar yapılmaktadır.

Ne yazık ki dün olduğu gibi son zamanlarda da memleketimizde bazı asabi ruhlar arasında onun Peygamber s.a.v’in ağzından yalan hadis uydurmuş bir sahabi olarak tanıtılmağa başlandığını görmüş olmamızdan dolayı bu küçük hacimli çalışmayı ele almayı gerekli gördük.

İnanan kardeşlerimize faidesi olur açısından bu küçük çalışmamızda inşaallah , Ebu Hureyre’nin hayatını hadis tahammülünü ve hadis rivayeti ile alakalı ilmi faaliyetini, ayrıca kendisine yöneltilen acımasız ve batıl tenkitleri ele alıp, konuyla ilgili aydınlatıcı bilgiler vermeye çalışacağız.

Müslüman olmadan önce adı, Abdüşşems olan Ebu Hureyre’ye bu ismin verilmesini kendisi bir rivayette şöyle anlatır :

“ … Ailemin koyunlarını güderdim. Benim küçük bir kediciğim vardı. Geceleyin onu bir ağaca koyar ve gündüz olunca da onu yanıma alır götürürdüm. Onunla oynardım. Bu yüzden bana Ebu Hureyre künyesi verildi. “

Tirmizi : 6.C.4091.n

Ebu Hureyre aslen Yemen’li olup Ezd’in bir kolu olan Devs Kabile sindendir. Hicri 7, miladi 629 tarihinde Yemenli Müslümanlarla birlikte Medine’ye gelmiş ve Hayber’de bulunan Resulullah’ın huzuruna giderek İslamiyeti kabul etmiştir.Yetim olarak büyüyen Ebu Hureyre iman ettiği sıralarda otuz yaşlarında bulunuyordu.

Müslüman olduktan sonra takriben üç seneden fazla bir süre içerisinde Resulullah s.a.v’den hemen - hemen hiç ayrılmayan Ebu Hureyre r.a, Mescidu’n Nebevi’deki Suffe’de kalan ; vakitlerini ilim ve ibadetle geçiren Ashabu’s-suffe arasında barınıyordu.

Ömer r.a zamanında Bahreyn, Muaviye r.a zamanında da Medine valiliği yapmış olan Ebu Hureyre r.a hicri 58 tarihinde vefat etmiştir.

Ebu Hureyre r.a genel olarak şu iki yönden tenkit konusu edilmiştir :


Birinci olarak :Denilmiştir ki ; Mahammed s.a.v peygamberlik görevini üzerine aldığı andan itibaren kendisine iman eden, sürekli yanında ve yardımında bulunan Sahabe büyükleri değil de, neden Ebu Hureyre kısa bir zaman dilimini içerisinde bu kadar çok hadisin sahibi olabilmiştir ?..

İkinci olarak :Denilmiştir ki ; Ebu hureyre, çeşitli nedenlerden dolayı Peygamber s.a.v’in söylemediği sözleri O’nun ağzından hadis diye uydurmuştur.

Bu tip iddialarda bulunan asrımızın azılı simalarından birisi ; Mahmud Ebu Reyye’dir… Şeyhu’l Madira Ebu Hureyre ed-Devsi, 2. baskı Mısır.

Yine ayni yazarın, Edva’ alas’sünneti’l-Muhammediyye ve difa’un ‘anil’Hadis 2. baskı, Kahire isimli eseri say. 194 …. Ve …. Şerefuddin el-Amili, Ebu Hureyre 1.baskı, Sayda.

Bahsi edilen bu üç eser de, Ebu Hureyre’yi ilmi bir kudretle tedkik ve tenkidden ziyade, rivayetleri hakkında Şüphe uyandırmak ve onu gözden düşürmek gayesi ile Şia ve Mutezile zihniyetini ve kaynaklarını esas alarak yazılmış kitaplardır.

Hatta bu kitablara dikkat edenler şu zalimliği açıkça göreceklerdir ki, bu da ; Ebu Hureyre’nin yalancılığını tesbit edebilmek için kasıtlı olarak bazı rivayetlerin tahrifine gayret sarfetmeleridir.

Hatta aynı kervana katılan Ayetullah Humeyni denilen şahsiyet dahi, Ebu Hureyre hakkında ileri geri konuşanlardandır. İslam Fıkhında Devlet, çev. Hüseyin Hatemi, İst.1979.s.180

Değerli Müslümanlar ! bu şekildeki ilim ve isbattan yoksun zalimce tenkitlere maruz kalan Ebu Hureyre, gerçekten bu asabi ruhların dediği gibi bir insan mı idi acaba ?. Yoksa, hadislerin inkarı için önce bu güzide sahabi’den başlanırsa iş daha da kolaylaşıp ve yüzlerce hadisin toptan ortadan kalkması için daha mı güzel şeytani bir metodtur bu yöntem, gelin hep beraber bunun üzerinde durmaya çalışalım.

EBU HUREYRE’NİN İLME OLAN İŞTİYAKI VE GAYRETİ
Hicri 7, miladi 629 tarihinde Yemen’den Medine’ye gelerek müslüman olan Ebu Hureyre r.a derhal ilim ve ibadetle meşgul olan, bir nevi Peygamber s.a.v’in yatılı talebelerinin bulunduğu Ehlu’s-Suffe arasına yerleşen ve o andan itibaren hadis tahammül ve rivayetinden başka hiç bir şey düşünmeyen değerli bir şahsiyettir.

Çünkü onun hertürlü ihtiyacı Peygamber s.a.v tarafından karşılanıyordu. Bu Resulullah s.a.v’in vefatına kadar aralıksız hep böyle devam etti. O bu durumu arkadaşları tarafından kendisine yöneltilen eleştirilerden birine verdiği cevapda şöyle açıklar :

“ … Siz niçin “ …. Ebu Hureyre, Muhacir ve En’sar’dan farklı olarak Resulullah’dan, daha çok hadis rivayet ediyor ? … “ diyorsunuz. Muhacir kardeşlerim pazarlarda alış-veriş, Ensar’dan olan kardeşlerim ise ziraatle meşgul olurlarken ben karın tokluğuna Resulullah’ın yanından ayrılmıyor, O’nun hadislerini ezberliyordum. Ehl-i Suffe arasında ikamet eden yoksul bir kimse idim. Onlar bulunamazken ben daima Resulullah’ın yanında bulunuyor, onlar unuturlarken ben O’nun hadislerini ezberleyip duruyordum. “

İbn Sa’d : IV, 330-331 – Buhari : 34 Buyu 1, 111, 2-3 - Tehzib, VII / 265 – el-İsa- be : IV, 207.


Onun kişisel olarak ilme ve hadis öğrenmeğe karşı fevkalade bir merakı vardı. Başkaları gibi hareket etmediğini gören Peygamber s.a.v birgün ona : “ Sen arkadaşların gibi ganimet istemeyecek misin ? “ sorusuna 0 : “ Ben senden Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğretmeni istiyorum “ şeklinde cevap vermiştir.

Bidaye : VIlI / 111 - İsabe : IV / 207 – Siyeru A’lamu’n Nubela : 2 / 593

Ebu Hureyre r.a İslam’a olan sevgisinden dolayıdır ki ; Resulullah s.a.v’e ait her türlü bilgiye sahip olma isteği onda adeta tek gaye haline gelmiştir. Bunun içindir ki, Bir gün Mecid-i Nebevi’de Peygamber s.a.v’in huzurunda etmiş olduğu duada arkadaşlarından farklı olarak :

“ Allah’ım ! senden arkadaşlarımın dileklerine ilaveten unutulmayan bir ilim istiyorum “ diye niyazda bulunmuş ve Resulullah s.a.v de : Amin demiştir. Orada bulunan Sahabilerin : “ Ya Resulallah ! unutulmayan ilmi biz de isteriz “ dileklerine karşı Resulü Ekrem : Devs’li gulam sizi geçti, buyurmuştur.

Tehzib : XII, 266.
Ve yine ; daha önce hiç kimseden duymadığı bir soruyu kendisine sorması üzerine Peygamber s.a.v, bu durumu Ebu Hureyre’nin hadise karşı olan iştiyakına bağlamıştır.

“ … Ebu Hureyre r.a şöyle demiştir : Bir kere : Yâ Rasûlâllâh ! Kıyâmet gününde senin şefâatine en ziyâde kim hak sahibi olacak ? , diye sordum. Buyurdu ki : Yâ Ebâ Hureyre, hadîs öğrenmek için sende gördüğüm hırstan dolayı bu hadîsi senden evvel hiç kimsenin bana sormayacağını zâten tahmîn ediyordum. Kıyâmet gününde halk içinde şefâatime en ziyâde mazhar olacak kimse, kalbinden hâlis olarak Lâ ilâhe illâ`llâh diyendir."

Buhari : 1.c.255.s
Allah Resulü s.a.v’den sadır olan birçok şeyi kısa zamanda öğrenip ezberleme faaliyeti onda ara sıra unutkanlıklar meydana getirdiği için bir gün Peygamber s.a.v’e, kendisinden dinlediği hadisleri unutmamak için dua etmesini söyleyerek şöyle buyurur :

“ … Bir kere Resulullah s.a.v’e dedim ki : Yâ Rasûlâllâh ! senden bir çok şeyler işitiyorum, fakat onları hafızamda tutamıyorum. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Ridanı çıkar ve yay. Bunun üzerine ridamı çıkarıp yaydım. Daha sonra Allah resulü s.a.v bir çok hadisler anlattı ve ben anlattığı bu hadisleri asla unutmadım. “

Tirmizi : 6.c.4085.n
“ … Müslim’deki rivayet de ise şöyle geçer : “ ………. Allah resulü s.a.v bir gün : Kim elbisesini yayacak ki, bir daha benden işittiği bir şeyi kat'iyyen unutmasın ! , buyurdu. Ben hemen elbisemi yaydım. Tâ ki, sözünü bitirdi. Sonra onu kendime topladım. Bir daha ondan işittiğim bir şeyi unutmadım. “

Müslim : 7.c.2492.n

Görüldüğü gibi kendi ifadesine göre Ebu Hureyre r.a o günden sonra hiç bir hadisi unutmamıştır. Şüphesiz ki bu, Resulullah’ın bir mücizesi idi.

Dolayısıyla bilinen bir gerçeği göz ardı etmemek gerekir ki o da : bir işte insanı başarıya götüren en önemli sebeplerin başında, o işe karşı sevgi, iştiyak ve istek gelir. Bu bakımdan Ebu Hureyre’nin yukarıdaki hadislerde belgelenen özelliğini gözardı etmek mümkün değildir.

Ebu Hureyre r.a hakkında tartışma konularından bir diğeri de ; Allah resulü s.a.v’e yakınlıkları ile tanınan Raşit Halifeler ve diğer bir çok güzide sahabiler neden bu kadar çok hadis rivayet etmemiş olmalarıdır.

Ancak bu husus adilene bir şekilde araştırıldığı zaman, hadis tahammül ve rivayet konusunda Ebu Hureyre ile diğer güzide sahabilerin sahip oldukları imkanların oldukça farklı olduğu görülecektir.

Mesela, Ebu Bekir, Ömer İbnu’l-Hatab, Osman İbn Aff, Ali İbn ebu Talib, Talha, Zübeyr ve diğer Sahabe büyükleri daha çok idari işler ve savaşlarla meşgul oldukları için hadis öğrenme ve nakletme işine fazla vakit ayıramamışlardır.

Yine bu zevatın çoğu Resulullah s.a.v ile uzun süre sohbet etme imkanına sahip olduğu ; sulh ve harb zamanlarında hemen hemen O’ndan hiç ayrılmamış bulundukları halde Peygamber s.a.v’in vefatından sonra fazla da yaşamamışlardır. Halbuki hicri 58 tarihinde vefat eden Ebu Hureyre, peygamber s.a.v’in vafatından aşağı yukarı yarım asır sonra vafat etmiştir.

Eğer ; Resulullah hayatta iken onunla beraberliği çok az olmuştur, dolayısıyla bu kadar hadis kısa bir zaman dilimi içerisinde nasıl öğrenilir denilir ise, buna cevap olarak söylenecek sözlerden biri de şudur : Ebu Hureyre r.a bu kadar hadisi peygamber s.a.v’in sağlığında bizatihi ondan öğrendiği gibi, Onun vefatından sonraki çalışmalarında da elde etmiştir. Çünkü Sahabe arasında yalan denilen olay olmadığından dolayı, onlar rahatlıkla birbirlerinden duydukları metinleri resulullah s.a.v şöyle dedi, şöyle yaptı şeklinde anlatabilmekteydiler.

“ … Enes ibn Malik r.a dan. O diyor ki : Vallahi size anlattığımız bütün şeyleri - doğrudan - Allah resulü s.a.v’den duymuş değiliz ; fakat biz birbirimize hiç yalan söylemezdik. “

Hakim : 3 / 575 – Mecmau’z Zevaid : 1.c.690.n

Unutmamak gerekir ki Hadis rivayeti konusunda bir diğer avantaj da ; hadis öğretimi ve hocalığıdır. Ebu Hureyre’nin bu bakımdan da sahip olduğu imkanlar diğerlerinden çok farklıydı. Çünkü o, dört seneye yakın bir zaman içerisinde geceyi gündüze katarak elde ettiği hadis malumatını Peygamber s.a.v’in vefatından sonra da büyük bir aşk ve heyecanla 47 sene boyunca rivayet etmiştir. Hatta inanın sahabiler ve Tabiiler için ilim kaynaklığı vazifesi dahi görmüştür. Yani bir çok meselede kendisine başvurulur olmuştur.

Resullullah s.a.v’in vefatından sonra ölümüne kadar Medine’den ayrılmayan Ebu Hureyre, Mescid-i Nebevi’de oturarak cuma namazlarından önce hatib minbere çıkıncaya kadar Allah Rasulünden rivayetlerde bulunmak suretiyle dinini merak eden samimi müslümanlara hadis dersleri yapmıştır.

Fethu’l Bari : 1 / 173
Yine aynı Mescid’de özel olarak kurduğu hadis dersleri halkası da meşhurdur. 0 burada sadece hadis rivayeti ile meşgul olmamış aynı zamanda gerektiğinde ve kendisine sorulduğunda fetvalar dahi vermiştir.

Nitekim adı, fetva yönünden « orto grub » diye adlandırılan onüç fıkıh bilgini Sahasında kaydedilmektedir.

Nubela : 2 / 440 – İ’lam : 1 / 12

Ve yine Hadis yazma ve yazdırma konusu da onun fazla rivayet sahibi olma sebeplerinden bir diğeridir.

Ebu Hureyre r.a Peygamber s.a.v zamanında yazma işi üzerinde fazla durmamış ama sürekli ezber işinde bulunmuştur.

“ … Ebu Hureyre r.a şöyle der : Peygamber s.a.v'den çok hadîs öğrenme hususunda Abdullah İbnu Amr hâriç, bana yetişen kimse yoktur. O, beni geçer, zira o yazardı, ben ise yazmazdım ".

Buhari : 1.C.267.s – Tirmizi : 4.C.2805.n – Darimi : 1.C.489.n

Ebu Hureyre daha sonra yazmaya da başlamıştır.

Fethu’l Bari : 1 / 217 – Teratib : 2 / 246

Nitekim yazdığı hadisleri ihtiva eden bir çok kitabını bir defasında Amr ibn Umeyye ed-Damri’ye göstermiştir.

Fethu’l Bari : 1 / 217 – Camiu Beyan : 1 / 74

Bununla beraber Beşir ibn Nehike’de hadis yazdırmıştır. Beşir hadis yazma işi bitip ayrılacağı zaman, yazdıklarını getirip kendisine okur, onun tasvibini alır ve öyle giderdi.

Darimi : 1 / 27 – el- Muhadisu’l Fasıl : 538.s.702.n

Ebu Hureyre r.a’nun hadis okutarak ve yazdırarak yetiştirdiği en önemli talebesi hiç şüphesiz ki Hemmam İbn Münebbih’tir. Tabiun büyüklerinden olan Hemmam ondan bir isnadla 140 hadis işitmiştir.

Tehzib : 11 / 67.106.n

Ebu Hureyre bu hadisleri bizzat ona yazdırmıştır. Hemmam İbn Münebbih’in bu sahifesi “ Sahifetu Hemmam “ diye meşhurdur. Muhammed Hamidullah bu sahifeyi birbirinin ayni olan Berlin ve Şam’da keşfettiği iki el yazmasından neşretmiştir.

Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemam İbn Münebbih terc.. K. Kuşçu İst. 1967.

Değerli Müslümanlar ! şunu da asla unutmamak gerekir ki ; bir muhaddis ve ilim adamının sahip olduğu müktesebatının yaygın hale gelmesi, öğretim halkasını teşkil eden talebe sayısı ile yakından alakalı olan bir şeydir. Ebu Hureyre’den hadis öğrenen ve rivayet eden Sahabe ve Tabiin hadiscilerinin sayısının sekiz yüzden fazla olduğu anlatılmaktadır.

İsabe : 4 / 205 – Bidaye : 8 / 103

Dolayısıyle bu kadar rakam göz önünde bulundurulursa, onun muassırları arasındaki ilmi değeri ve hadis kaynaklarını dolduran binlerce rivayetin sahibi olmasının sebep ve sırları kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

TENKİTÇİLERİ KARŞISINDA EBU HUREYRE’NİN TAVRI

Ebu Hureyre’nin hadise olan iştiyakı, Resulullah s.a.v’in ona bu konuda duası, ezber gücü ve hadis tahammul ve rivayetini hazırlayan şartları anlattıktan sonra, şimdi onun yine fazla rivayeti sebebiyle arkadaşları tarafından kendisine yöneltilen tenkitler karşısındaki tavrına bakalım.

Değerli Müslümanlar ! Ebu Hureyre r.a resulullah s.a.v’den fazla rivayeti sebebiyle en fazla tenkide uğrayan bir sahabidir. Ama o, arkadaşları tarafından yapılan tenkitler karşısında susmamış ve onlara haklı olarak olgun ve ilmi cevaplar vermiştir. Bir defasında şöyle der :

“ … Sizler benim niçin “ …. Ebu Hureyre, Muhacir ve En’sar’dan farklı olarak Resulullah’dan, daha çok hadis rivayet ediyor ? … “ diyorsunuz. Muhacir kardeşlerim pazarlarda alış-veriş, Ensar’dan olan kardeşlerim ise ziraatle meşgul olurlarken ben karın tokluğuna Resulullah’ın yanından ayrılmıyor, O’nun hadislerini ezberliyordum. Ehl-i Suffe arasında ikamet eden yoksul bir kimse idim. Onlar bulunamazken ben daima Resulullah’ın yanında bulunuyor, onlar unuturlarken ben O’nun hadislerini ezberleyip duruyordum. “

İbn Sa’d : IV, 330-331 – Buhari : 34 Buyu 1, 111, 2-3 - Tehzib, VII / 265 – el-İsa- be : IV, 207.


Yine bir defasında da Kur’anı kerimin Bakara suresindeki 159-160 ıncı Ayetlerini okuyarak ;

“ Gerçekten indirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab’da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder. Ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna ; işte onların tevbesini kabul ederim “

şöyle demiştir : eğer bu iki ayet olmasa idi size hadis olarak hiç bir şey rivayet etmezdim.

Ona karşı münferit olarak itiraz edenlerin başında hiç şüphesiz Aişe r.anha gelir. Çok değerli bir hadis tenkitcisi olan Aişe r.anha Ebu Hureyre’nin fazla hadis rivayet etmesini normal karşılamamıştır.

Bir gün Aişe annemiz : “ Ey Ebu Hureyre ! sen Resulullah’dan çok fazla hadis rivayet ediyorsun “ diyerek onu tenkit etmek istemiştir. Bunun karşısında Ebu Hureyre dayanamayarak şöyle karşılık verir : “ Evet anne, vallahi beni ayna ve sürmedanlıklar meşgul etmiyor “ Bunun üzerine Aişe annemiz de sadece “ belki “ diye karşılık vermekle yetinmiştir.

Nubela : 2 / 435 – Bidaye : 8 / 108

Yine Aişe r.anha, Abdullah İbn Ömer’e : “ Yanınızda Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadislerden kabul etmeyip, reddettikleriniz var mı ? “ diye sorduğunda 0 : “ Havır, fakat rivayet konusunda Ebu Hureyre cesur, biz ise çekingen ve korkağız “ demiştir. Bu konuşmayı duyan Ebu Hureyre ise : “ Ben ezberledim, onlar unuttular, bun da benim ne günahım var ? “ diye cevap vermiştir.

Nubela : 2 / 437 – İsabe : 4 / 209

Zikri geçen bu rivayetlerde de görüldüğü gibi her ikisi de – yani gerek Aişe r.anha gerekse Abdullah ibn Ömer – bu durum karşısında suküt etmeyi tercih etmişler ve başka bir şey söyleyememişlerdir.

Ebu Hureyre’nin fazla hadis rivayet edişine karşı çıkanlardan birisi de Ömer r.a dur. Hatta Ebu Hureyre bu konuda Ömer’den çok çekinir olmuştur.

Nubela : 2 / 433 – Bidaye : 4 / 106

Ömer İbnu’l Hattab onun hadis rivayetindeki titizlik ve dikkati hususunda edindiği bir tecrübeden sonra hadis rivayeti faaliyetine devam etmesinden memnunluk duyacağını bildirmiştir.

“ … Bir gün Ömer ibnu’l Hattab emirel mü’minin olduğu dönemde Ebu Hureyre’yi yanına çağırtır ve ona :
- Biz Allah resulü s.a.v ile birlikte falan kimsenin evinde iken sen de ordaydın de mi ? der. Ebu Hureyre :
- Evet, ordaydım ve bunu bana niçin sorduğunu da anladım, der. Ömer :
- Niçin sordum ? der. Ebu Hureyre :
- O zaman Peygamber s.a.v : “ Kim kasten benim üzerime yalan uydurursa cehennemdeki oturacağı yerine hazırlansın “ buyurmuş-tular. Ömer :
- O zaman git ve hadis rivayetine devam et, buyurdular. “

Nübela : 2 / 434 – el Bidaye : 8 / 106-107 – el İsabe 4 / 209 – el İhkam : 2 / 246

Ömer r.a’nun Ebu Hureyrenin hadis rivayetine güveninden dolayıdır ki yine bir gün, Hasan İbn Sabit’in mescidde şiir okumasına karşı çıkmıştı. Bunu gören Ebu Hureyre Ömer’e, onun Resulullah’ın huzurunda da aynı yerde şiir okumuş olduğunu haber vermiş ve Ömer’de bu itirazından vazgeçmiştir.

Değerli kardeşlerim ! unutmayalım ki gerek Aişe r.anha’nın, gerekse Ömer ve sahabeden bazılarının Ebu Hureyre’nin çok hadis rivayet etmesine karşı çıkmaları, onun – bir takım asabi ruhların zannettiği gibi – yalan söylediği veya kendi kafasından hadis uydurduğu içi değil, bilakis hata etmesinden, yanılmasından korktukları içindir.

Diğer bir ifadeyle ; Bu kimseler ebu Hureyre’yi adalet yönünden değil, zabt sıfatıyla alakalı hata, yanılma veya unutma gibi ihtimaller olabilir babından eleştirmişlerdir. Ama diğer taraftan - rivayetlerde de görüldüğü gibi - tenkit edenler de gereken cevaplarını almışlardır.

Değerli kardeşlerim ! Ebu Hureyre’nin bu hızlı rivayet faaliyeti aşağı yukarı herkesin dikkatini çekiyordu. Hatta bazıları onu tenkit edebilmek için konu ile ilgisi olmadığı halde hissi ve nefsi davranarak sadece onun çok hadis rivayet etmiş olmasını ileri sürüyorlardı.

Hasan İbn Ali’nin defni ile ilgili olarak Mervan’la aralarında geçen şu münakaşadan bunu anlamak mümkündür.

Ali’nin oğlu Hasan’ın Resulullah s.a.v’in yanına defnedilip edilemiyeceği meselesi tartışma konusu olunca Ebu Hureyre Mervan’ı kendisini ilgilendirmeyen şeylere karışmakla tenkit ederek : “ Senin bu hareketinle - Muaviye’yi kastederek - memnun etmek istediğin kimse var “ dedi. Bunun üzerine Mervar Ebu Hureyre’nin üzerine yürüyerek :

“ Ya Ebu Hureyre ! herkes senin Resulullah’dan çok fazla hadis rivayet etmiş olduğunu söylemektedir. Halbuki sen Peygamber s.a.v’in vefatından az önce gelmiştin “ deyiverdi. Ebu Hureyre diğerlerinde olduğu gibi onu da cevapsız bırakmamış ve :

“ Evet, Allah Resülü’nün yanına hicretin 7. senesinde 0 Hayber’de iken geldim. Vefatına kadar kendisinden hiç ayrılmadım. Devamlı olarak arkasında namaz kıldım. Onunla gazvelere katıldım. Vallahi sahabe arasında O’nun hadislerini en iyi bilen benim. Kureyş ve Ensar’dan O’nun sohbetine benden önce mazhar olan herkes benim Resulullah’a bağlılığımın derecesini bilirler. Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr gibi Sahabe ileri gelenleri bana O’nun hadisleri ile ilgili bilgi sorarlar. Yemin ederim ki, Medine’de bulunduğum süre içinde bana gizli kalmış olan hiçbir hadis yoktur. Bende sorulacak her konuda ilim bulunacaktır. “ demiştir.

Mervan bu inanç ve karar dolu cevabı aldıktan sonra artık Ebu Hureyre ve cevaplarından daima çekinir olmuştur.

Bidaye : 8 / 108 – İsabe : 4 / 209 – Nubela : 2 / 434 - 36

Değerli kardeşlerim ! şüphesiz ki bir ilim adamını en iyi tanıyanlar çevresinde bulunan kimselerdir. Bilindiği üzere Ebu Hureyre’nin hayatı Sahabiler arasında geçmiştir. Hadis öğrenim ve nakline çok meraklı ve istekli olduğu için de hepsinin gözü onun üzerinde olmuştur. Bir bakıma onu sürekli gözetim altında tutmaya çalışmışlar ve biraz önce de zikredildiği gibi yeri geldiğinde de tenkit de etmişlerdir. Ama bütün bunlara rağmen kaynaklarda Ebu Hureyre’nin ilim sahibi arkadaşlarının takdirini kazanmış olduğuna dair de bir çok belgeler mevcuttur.

Peygamber s.a.v’den sonra 50 sene daha yaşamış ve bu müddet zarfında devamlı olarak hadis rivayeti ve fetva işleriyle uğraşan 2630 hadis sahibi Abdullah İbn Ömer, Ebu Hureyre hakkında şunu der :

“ Ebu Hureyre hadis saharasında en iyi, Resulullah’ı en iyi bilen ve hadislerini en çok ezberleyen biridir. “

Abdullah İbn Ömer ebu Hureyre’nin cenazesi sırasında onun “ devamlı olarak Allah Resülü’nün hadislerini müslümanlar için hıfzettiğini “ ifade ederek rahmetle anmıştır.

Usdü’l- Gabe : 3 / 228 - Tehzib : 5 / 330 - İbn Sa’d : 2 / 363 – Nubela : 2 / 435 – İsabe : 4 / 208 - Tedrib s. 205.


Ebu Hureyre’nin serbest tenkitçilerinden olan İbn Ömer, hadis rivayeti ile ilgili bir tartışmada, hakem tayin edilen Aişe r.anha tarafından kendisinin haksız, Ebu Hureyre’nin ise haklı çıkması sonucu : “ Ya Ebu Hureyre ! sen içimizde Resulullah’a en bağlı olanımız ve onun hadislerini gerçekten en iyi bilenimizsin. “ diyerek hakkı kendisine teslim etmiştir.

İbn Hanbel : 2 / 2-3 - İbn Sa’d : 4 / 332

Sahabalerden biri, aşere-i mübeşşere’den olan Talha İbn Ubeydullah’a baş vurmuş, Ebu Hureyre’nin çok hadis rivayet ettiğini ve bu durumun da insanı şüpheye sevkettiğini söyleyerek şikayette bulunmuştur. Taha ise ona şöyle cevap vermiştir :

“ Vallahi onun Resullullah’dan bizim duymadıklarımızı duyguğundan şüphe etmediğim gibi, bilmediklerimizi bildiğinden de şüphe etmem. Bizler varlıklı, iş-güç, ev-bark sahibi kimselerdik. Resulullah’la ancak akşam ve sabah görüşme imkanı bulabiliyorduk, Yoksul bir kimse olan Ebu Hureyre ise daima Peygamber s.a.v ile beraberdi. O’nun yanından bir an bile ayrıldığı vaki değildi. “

Tehzib : 8 / 266-267 – İsabe : 4 / 208 – Bidaye : 3 / 109

Bazı sahabiler bizzat Peygamber s.a.v’den duyma imkanı bulamadıkları hadisleri sahabe arasında Ebu Hureyre’den rivayet etmeyi daha uygun bulmuşlardır.

Ebu Eyyüb el-Ensari’ye kendisinin de ashabdan olduğu halde niçin Ebu Hureyre’ye isnad ederek rivayette bulunduğu sorulmuş o ise bu soruya : “ Ebu Hureyre’nin kendisinin işitmediği hadisleri duyduğunu, binaenaleyh Resulullah’dan bizzat işitmediği hadisleri Ebu Hureyre’den rivayet etmeyi arzu ettiğini “ söyleyerek cevap vermiştir.

Nubela : 2 / 436 – Bidaye : 8 / 109
İyi bir tefsir ve fıkıh alimi Zeyd İbn Sabit de, kendisine bazı şeyler sormak için gelen birine ; Ebu Hureyre’ye gitmelisin, diyerek öğrenmek istediği konuda onun yanında muhakkak bir şeyler bulunabileceğini belirtmiştir.

Zehebi, Tarih : 2 / 336 – Tehzib : 7 / 266 – İsabe : 4 / 208

Ebu Hureyre r.a, hadisleri ezberleme konusunda çok zeki ve titiz olduğu kadar bir çok kalabalık ders halkaları oluşturarak onlara hadis dersleri de vermiştir. Hatta ve hatta hadisler konusunda çok ihtiyatlı, sika, muhhakkık, müfessir, muhaddis ve fakih olan Abdullah İbn Abbas’a dahi hocalık etmiştir.

Tehzib : 5 / 276

Değerli Müslümanlar ! şüphesiz ki Ebu Hureyre’nin bu kadar çok hadisi hıfzederek rivayet etmesi tesadüf eseri değildir. Her şeyden önce bu bir kabiliyet, hafıza gücü ve gayret işidir. Hele hele bu konuda Allah resulü s.a.v’in ona dua edişi asla unutulmamalıdır.

Onun bu özelliklerine de tanıklık edenlerden Ebu Said el-Hudri der ki : “ Ebu Hureyre ilim dolu bir kaptır “

Ebu Salih’de der ki : “ Ebu Hureyre Sahabenin en çok hadis ezberleyenidir “


Nubela : 2 / 430 – İsabe : 4 / 205

İmam Şafii’nin ise : “ Ebu Hureyre zamanındaki hadis ravileri içinde en çok hadis hıfzeden idi “ sözü meşhurdur.

Nubela : 2 / 432 – İsabe : 4 / 205 – Tedrib : 205.s

Hatta : “ Sahabe arasında benden daha çok hadis ezberleyen yoktur “ sözü ebu Hureyre’nin kendisine aittir.

Nubela : 2 / 432
EBU HUREYRE BİR İNSANDI MELEK DEĞİLDİ

Değerli Müslümanlar ! Buraya kadar Ebu Hureyre’nin 5374 hadisi rivayette haklı kılacak şart, imkan ve sebepleri görmüş bulunuyoruz.

Bununla beraber bu sahabi bir beşerdi, hata yapmaya müsait bir varlıktı ve melek de değildi. Ebu Hureyre kasda dayanmayan bazı hatalar da yapmıştır. Ama arkadaşları tarafından bu hataları düzeltilmiş, haklı tenkit ve tashih faaliyetler karşısında gerçeği kabul ederek yanlışta asla ısrar etmemiştir.

Birinci örnek :

Ebu Hureyre r.a, Resulullah s.a.v buyurdular ki : “ Uğursuzluk üç şeydedir : ev’de, kadın’da ve at’ta “

Bunu duyan Aişe annemiz : “ Ebu Hureyre bunu ezberleyemedi. Resulullah yahudilerin uğursuz saydığı şeylerden bahsedip ve bunun için onlara beddua ediyordu. O şöyle demişti : Allah yahudilerin cezasını versin. Çünkü onlar şöyle diyorlar : “ Uğursuzluk üç şeydedir : ev’de, kadın’da ve at’ta “ Ebu Hureyre ise bu esnada içeriye girdi. Hadisin baş tarafını değil son tarafını işitti, demiştir.

Ebu Davud et-Tayalisi : 215.s.1537.n

Ebu Hasan’dan gelen bir diğer rivayete göre ise Aişe r.anha Ebu Hureyre’nin hadisi bu şekilde rivayet etmiş olduğunu haber alınca : Allah Resulü asla böyle bir şey söylemedi, fakat O : “ Cahiliye devri insanları şöyle derler : Uğursuzluk kadında, hayvanda ve evdedir, buyurduğunu söylemiş, akabinde de : “ Gerek Yer’de ve gerekse kendi nefislerinizde başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmazdan önce o, Kitab’da yazılmış bulunmasın. Doğrusu bu Allah’a kolaydır. “ Hadid : 22
yetini okumuştur.

Fethu’l Bari : 6 / 401 - Aynu’l-İsabe : var. 338 a.
İkinci örnek :

Ebu Hureyre başka bir zamanda neshedilmiş olduğundan haberi olmadığı bir hadisi rivayet etmeğe kalkıştığı için Abdullah İbn Abbas tarafından sert bir tenkide tabi tutulmuştur.

“ … Rivayet edildiğine göre Ebu Hureyre r.a Peygamber s.a.v’in : Bir peynir parçası bile olsa ateşte pişmiş şeylerden yedikten sonra abdest almak gerekir, buyurduğunu rivayet eder. Orada bunu işiten İbn Abbas Ebu Hureyre’ye dönmüş : Ne yani şimdi biz yağ ve sıcak su içtiğimiz için de mi abdest alacağız, diyerek bu rivayete karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Ebu Hureyre İbn Abbas’a : ey kardeşimin oğlu Resulullah’dan bir hadis duyduğun zaman, artık bunun için misaller getirmeğe kalkışma, diye cevap vermiştir.

Tirmizi : 1.c.79.n - İbn Mace : 2.c.485.n

Zikredilen bu rivayetten de anlaşıldığı üzere Ebu Hurevre r.a bu hadisin neshinden haberi yoktur.

Şimdi de Nesei’nin Sünen’indeki rivayete bakalım.

“ … İb’n Abbas, Ebu Hureyre’nin rivayetini duyunca : Şimdi ben ateş pişmiş diye Allah’ın kitabında helal kıldığı bir yiyecek sebebiyle de mi Abdest alacağım, der. Bunun üzerine Ebu Hureyre yerden çakıl taşları toplayarak : “ Şu çakıl taşlarının adedince yemin ederim ki Resulullah s.a.v : ateş değmiş şeylerden yedikten sonra abdest alınız, buyurdu diyerek rivayetin doğruluğundan gayet emin bir şekilde cevap vermiştir. “

Nesei : 1, 39 – Müslim : 3 Hayz 23,1,272-3 - 352. n

Aslında Peygamberin ilk emri ; ateş değen şeylerden dolayı abdest alınması idi. Ama bu iş sonradan neshedilmiştir.

“ … Cabir İbn Abdullah’ın bu konudaki açıklaması şövledir : Resulullah’ın bu hususdaki son emri ateşte pişmiş şeylerden yedikten sonra abdest almayı terk etme hakkındadır. “

Ebu Davud : 1.c.192.n - Nesei : 1.c.187.n - Beyhaki : 1/106

Ebu Hureyre hadisinin mensuh olduğuna dair rivayetler çoktur. Ebu Hureyre’nin bu rivayetin doğruluğundan emin olması ve üzerinde ısrarla durması, nesh olayından haberi olmadığı içindir.

Konuyu başka bir zaman bizzat Resulullah s.a.v’in uygulamasından görünce bundan rucü etmiş ve nasih rivayeti nakleder olmuştur.

İbn Mace : 2.c.493.n – Ahmed : 2 / 389
Üçüncü örnek :

“ … Ebu Bekr İbn Abdurrahman’ın Ebu Berk’den rivayet ettiğine göre, Ebu Hureyre bir gün va’z ederken : “ Cünüp olarak fecre erişen kimse oruç tutmasın “ der. 0, bunu babası Abdurrahman İbn Haris’e zikreder. Abdurrahman da Ebu Hureyre’nin bu sözüne itiraz eder. Bunun üzerine ravi Ebu Bekr’le babası Abdurrahman, Aişe ve Ümmü Seleme’ye giderek işin mahiyetini sorarlar. Onlar da : Peygamber ihtilam olmayarak cünüp olduğu halde sabaha çıkar, sonra da orucunu tutardı, derler. Bunun üzerine dönerek Mervan İbnu’l Hakem’in yanına giderler. Abdurrahman meseleyi Mervan’a açar. Mervan ona : “ Şimdi Ebu Hureyre’ye gitmeli ve sözünü bizzat kendisine reddetmelisin “ der. Bunun üzerine Ebu Hureyre’ye geldik. Ben Ebu Berk, bunların hepsinde de hazır bulunmuştur. Abdurrahman Ebu Hureyre’ye Peygamber hanımlarından duyduklarını söyler. Buna karşılık Ebu Hureyre : “ Bunu sana her ikiside mi sövledi ? “ der. Abdurrahman : “ Evet “ deyince Ebu Hureyre : “ Onlar daha iyi bilirler. Ben bu hadisi Fadl ibn Abbas’dan işitmiş idim, bizzat Resulullah’dan değil, diyerek söylediğinden vazgeçer ve Aişe ve Ümmü Seleme’nin dediklerine rücü eder. “

Müslim : 3.c.1109.n – Abdurrezzak Musannef : 4 / 7396 – Humeydi : 199.n - Buhari : 30 Savm 22, 2, 232-3

Bu ve emsali rivayetlerde görüldüğü üzere Ebu Hureyre’nin hadis uydurduğundan veya yalancılığından falan asla bahsedilmiyor. Onların tenkitleri ; hata yaptığından, unuttuğundan veya bazı rivayetlerin nesh edildiğinden haberi olmadığından dolayıdır. Kaldı ki bu tenkit olayı o an herkes için yapılıyordu.

Hulasa değerli kardeşlerim ! insaflı her Müslüman şunu çok iyi bilir ki ; sahabi’de olsa, onlar hatadan masum değildiler. Her birinin farklı farklı hataları söz konusu olmuştur. Hele hele 5374 tane hadis rivayet eden Ebu Hureyre’nin bu konudaki birkaç hatası gayet normal olan bir şeydir.

Ve şunu asla unutmayınız ki Kur’an ve Sünnet, sahabileri umumen ve hususen tezkiye etmiş ve onların cennetlik olduklarını bizlere haber vermiştir. Onların hepsi de adil’dir. Onların adaletine Allah ve Rasulü şehadet etmiştir.

Ashabı kiramın adaleti, Allah’u Azze ve Celle’nin onları adil sayması, onların temizliğinden haber verip ve onları seçtiğini beyan etmesiyle sabit olmuştur. Dolayısiyla, Allah ve Resulünün tezkiyesinden sonra onların hiç kimsenin tezkiyesine ihtiyaçları kalmamıştır.

Allah’a ve O’nun Resulüne iman ettiğini söyleyen Müslümanların, Her konuda olduğu gibi bu konuda da Allah’ın Ayet’lerini ve Resulü s.a.v’in hadisi şeriflerini ölçü olarak kabullenip, onların ortaya koyduğu hüküm ve kaidelere göre hareket etmeleri gerekir.

AIIah’u Azze ve Celle Ayet’i celilerinde ; bu nesli şöyle övüyor ve tezkiye ediyor :

“ Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı bir ümmetsiniz.... “

Ali İmran : 110

“ İşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık….. “

Bakara : 143

“ Ey Peygamber, AIlah sanada, sana tabi olan mü’minlere de yeter “

Enfal : 64

“ Ganimetler, yurtlarından ve mallarından atılmış , Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk arayan, Allah’a ve Resulüne yardım eden muhacir fakirlere aittir. İşte asıl doğru olanlar da bunlardır. Muhacirler gelmezden önce medineyi yurt edinenler ve imanı kalplerine sindirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir hasetlik hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendilerinden önce tutarlar...... İşte onlar başarıya erenlerdir . “

Haşr : 8.9

“ Muhacirlerden, Ensardan ileri ve önde gelenlerle, ihsan ile onlara uyanlardan Allah razı olmuş Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırIamıştır. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur.”

Tevbe : 1OO

“ Ağaç altında sana beyat etmeleri dolayısıyla Allah o mü’minlerden razı olmuştur. Gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine huzur indirmiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri pek çok ganimet vermiştir. Allah daima galiptir ve hikmet sahibidir....... .“

Fefih : 18 - 19

Bu ve bununla eş manalı daha nice Ayeti kerimeler vardır ki, Allah’u Azze ve Celle bu Ayet’leninde Sahabeyi umumen ve hususen övüyor, tezkiye ediyor ve onların adil olduklarını bildiriyor.

İşte Allah Resulü s.a.v’in umumen sahabeyi tezkiye eden ifadeleri :

“ Şüphesiz Allah beni seçti, ashabımı seçti, onlardan benim için vezirler, yardımcılar,akrabalar kıldı. Kim onlara lanet ederse,Allah’ın meleklerinin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Allah kıyamet günü onların kazandıklarını kabul etmez ve düzeltmez.”

Ebu Davud et Tayalisi : 33 – İbn ebi Asım es Sünne : 1000 – Ahmed : 3 / 134 – 5 / 325 Hakim : 3 / 632 – Taberani : 17 / 140 – Ebu Nuaym Hilye : 2 / 11 – M. Zevaid : 10 / 17

“ Ümmetimin en hayırlısı benim muassırlarımdır.Sonra onlara tabi olanlar - yani tabiinler - Sonra da onlara tabi olanlardır. - yani, etbaut tabiun’lardır - . “

Buhari : 7.C.3412.s

“ … Ebu Said El - Hudri r.a şöyle demiştir : Peygamber s.a.v şöyle buyurdu : Sahabilerime sakın sövmeyiniz. Sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, sahabilerden birinin iki avuç sadakasına erişemez. Hatta bunun yarısına bile ulaşamaz. ”

Buhari : 7.C.3432.s – İbni Mace : 1.C.161.n
“ Ashabım hakkında Allah’tan korkun ! Benden sonra onları kendinize hedef seçmeyin ! Kim onları severse bana olan sevgisi sebebiyle sever ; kim de onlara buğzederse bana olan buğzu sebebiyle buğzeder. Her kim onlara eza ederse bana eza etmiş olur. Her kim bana eza ederse Allah’a eza etmiş olur. Her kim de Allah’a eza ederse çok sürmez, Allah onun belasını verir.”

Tirmizi : Menakib : 58 – Ahmed : 5 / 54 - 57

Ebu Hureyre r.a bu umum tezkiyenin içerisinde olduğu gibi Allah resulünün şu hususi tezkiyesi içerisindedir de ;

“ … Abdirrahman rivayet etti ve dedi ki : Bana Ebû Hureyre rivayet etti. Dedi ki : Annem'i İslâm'a davet ediyordum. Kendisi müşrik idi. Bir gün onu davet ettim de bana Resûlullah s.a.v hakkında hoşlanmadığım sözler işittirdi. Bunun üzerine ağlayarak Resûlullah s.a.v’e geldim :
- Yâ Resûlallah ! Ben annemi İslâm'a davet ediyordum da kabulden çekiniyordu. Bugün kendisini yine davet ettim ; bana senin hakkında hoşlanmadığım sözler işittirdi. Şimdi Ebû Hureyre'nin annesine hidâyet vermesi için Allah'a duâ et ! dedim. Bunun üzerine Resûlulah :
- Allah'ım ! Ebû Hureyre'nin annesine hidâyet ver, diye duâ etti. Ben Nebi s.a.v’in duasına sevinerek çıktım. Eve gelerek kapıya dayandığımda onun kapalı olduğunu gördüm. Derken annem ayak seslerimi işitti ve :
- Yerinde dur ey Ebû Hureyre ! dedi. Bir de suyun şırıltısını işittim. Annem yıkandı, gömleğini giydi. Acele baş örtüsünü sardı. Arkacığından kapıyı açtı. Sonra şunu söyledi :
- Yâ Ebâ Hureyre ! Ben Allah'dan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. Muhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna da şehâdet ederim. Ben hemen Resûlullah s.a.v'e döndüm. Sevincimden ona ağlayarak geldim ve dedim ki :
- Yâ Rasûlallah, müjde ! Allah senin duanı kabul etti ve Ebû Hureyre'nin annesine bidayet verdi. Bunun üzerine s.a.v Allah'a hamdü sena etti. Ve hayırlı sözler söyledi. Tekrar dedim ki :
- Yâ Rasûlallah ! Annemle beni mü'min kullarına, onları da bize sevdirmesi için Allah'a duâ et ! . Resûlullah :
- Allah'ım ! Şu kulcağızını - yâni Ebû Hureyre'y'ı - ve annesini mü'min kullarına, mü'minleri de bunlara sevdir !, diye duâ etti. Artık yaratılmış hiç bir mü'min yoktu ki, beni işitsin veya görsün de benî sevmemiş olsu. “

Müslim : 7.C.2491.n

Ey ebu hureyre’ye buğzedip onu sevmeyenler ! bu hadisi iyi okuyun ve yerinizi numarınızı öğrenin.

“ …. Rabbimiz ! bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Onlara karşı içimizde bir kin yaratma. Rabbimiz ! şüphe yoktur ki sen, çok şevkatli ve çok merhametlisin. “

Haşr : 10


Vel hamdu lillahi rabbil alemin
TACUDDİN EL BAYBURDİ
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
Sayın moderatör hz.ömer Ebu hüreyrenin dişlerini kırasıya dövmedi mi? :Çok rivayet uydurduğu için?
Beni 3 gün banladınız ben hz. Ali hz. ömerin sözünü yazdım..onlarıda çıkarın hayatınızdan o zaman.....

Bizi ateisstlere karşı rezil eden rivayeler hep o zattan!!!!!

Ben Peygamberime hakaret olarak algılıyorum sizin davranışınızı ve uyduruk hadisleri...

şimdi rivayette; bacağını açıp baldırını gösterir.” dendiğini görebiliyormusun?

bak sadece baldır da denmiyor, "bacağını açıp baldırını gösterir" deniyor.

Rivayetin uyduruk saçma oluşunun bir nedeni budur!
bALDIRLARUN AÇILMASI ARAP ATASÖZÜ OALBİLİR.
Ama atasözünde bacağını açıp demiyor....

Allah'ı insan'a büründürüyor ve utanmadan bildiğimiz insanlardaki baldır göstermek gibi, Allah'ın baldırını gösterdiği söyleniyor.

Yoksa, "Allah'ın eli" diye itiraz ederken, sen de Allah'ın insan gibi eli, baldırı olduğuna inandığını, bunların mecaz olmadığını düşünerek mi itiraz etmiştin?

Sen, Allah'ın insan normunda eli, ayağı olduğunu, baldırı olduğunu ve fiziken insanların yaptığı gibi baldırını açtığınımı düşünüyorsun?

Eğer, bu şekilde düşünmüyorsan, o zaman bu şekilde iddia eden "rivayetin" hadis olamayacağını, bunun yer aldığı buhari, müslim kaynaklarının sahih olmadığını, dolayısıyla kaynak sahiplerinin de hadis olmayanları hadis diye kabul ettirmek üzere kaynaklarına almaları yüzünden güvenilir şahıslar olmadıklarını söyleyebilirmisin?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
Ben Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu ancak Kuran’ı inceleyip, Kuran’ın içerdiklerini değerlendirerek iddia
edebilirim. Aynı mantıkla, hadisleri incelersek; Allah’ın dininin kaynağı olmaya layık olmadıklarını görürüz.

Kuran’ı ve hadisleri inceleyip; dinin kaynağının ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini açığa kavuşturmayı
amaçladım. Bu bölümde ve bundan sonraki bölümlerde göstereceğimki hadisler; hadislerin dinin kaynağı
olmaya, Kuran gibi layık olmadıklarını açığa çıkartacagim.

Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı elbette içinde birçok
çelişkiler bulacaklardı.
4-Nisa Sûresi 82

Hiç şüphesiz Hatırlatıcı’yı Biz indirdik Biz. Onun koruyucuları da gerçekten Biziz.
15-Hicr Sûresi 9

Nisa süresindeki ayetten, dinimizin kaynağının çelişkisiz olduğunu öğrenebiliriz. Allah Kuran’ın çelişkisiz
olduğunu söyleyerek; hem Kuran’ın doğruluğunu, hem de dinin kaynağının sahip olması gereken özelliği
öğretiyor.
Kuran ile çelişen hadislerin olması, hadislerin Allah katından olmadığının ve dinin kaynağı olamayacağının
ispatıdır.
Ayrıca Hicr suresindeki ayet ile Kuran’ın korunduğunu, böylece dini kaynak olarak korunmuş bir kitaba sahip
olduğumuzu anlıyoruz.

Yani bu bölümlerde hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesinin korkunç sonucunu görüp; çelişkisiz ve korunmuş
olan dinimizin tek kaynağı Kuran’a, yalnız Kuran’a dönmenin gerekliliğini daha da iyi kavrayacağız.

1- ALLAH’IN BALDIRI OLUR MU?

Kuran : O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur.
42- Şura Suresi 11

Uydurulmus Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını
gösterir.”
Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1

Bu hadisin hangi kitaplarda geçtiğine iyice dikkat edin. Hadis kitaplarının “en doğrusu” olarak gösterilen, tek
hadisini inkar edenin kafir olacağı söylenen Müslim ve Buhari’de. Hadisçilerin mantığına göre bu hadisi inkar
eden kafir, bu hadise inanan gerçek Müslüman olacaktır. Allah’a hiçbir şeyin benzemediğini söyleyen ayete
karşın, hiçbir mecazi ifadeyi çağrıştırmadan, Allah’ın baldırı olduğunu ve ahirette baldırını açacağını söylemenin
yanlışlığını uzunca anlatmaya gerek var mı?

2- ALLAH EL SIKIŞIR MI?

Kuran: Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.
112- İhlas Suresi 4

Uydurulmus Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki
parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
Hanbel 5/243

Yine bu hadiste hiçbir mecazi manayı çağrıştırmadan, Allah’a parmak, parmaklarına da soğukluk atfedilerek;
Allah şekilleştirilmektedir.
Bu uydurulmus hadis, İhlas Suresi’nin Allah’ın hiçbir şeye denk olmadığını söyleyen ayeti gibi daha birçok
ayetle de çelişir. Eğer hadisteki “el” ifadesi, mecazi bir mana akla getirip -güç ve kudret gibi- insani eli
çağrıştırmasaydı, kabul edilebilirdi.
Örneğin “Her şey Allah’ın elindedir” dediğimizde cümlenin akışından “her şeyin Allah’ın kontrolünde” olduğu
anlaşılır. Fakat Allah’a parmak, parmaklara soğukluk atfeden bu hadisten böyle mecazi bir manayı kimse
çıkaramaz. Üstelik bu hadiste Allah ile Peygamber’in el sıkışması gibi kabul edilemez bir ifade de yer almaktadır.
Şimdi bu hadisleri “din” kabul etmek, bu dine kötülük yapmak değil midir?

3- DİN DEĞİŞTİREN ÖLDÜRÜLSÜN MÜ?

Kuran: Dinde zorlama yoktur.
2-Bakara Suresi 256

Uydurulmus Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.”
Nesei 7-8/14; Buhari 12/1883

Allah’ın hükmünü hadisle aşmaya, Allah’ın dinini kendi kafalarına uydurmaya çalışanların bu anlama gelen
uydurmaları yüzünden birçok insan öldürülmüştür.

Bazı dine referanslar veren örgütlerin yaptığı katliamları, bu örgütlerin zihinlerinde meşrulaştıran da bunun gibi
hadislerdir.

Evlerinin bodrumunu insan mezarına çevirenleri Diyanet kınamaktadır, ama aynı Diyanet, Buhari ve Nesei gibi
hadis kitaplarını ise övmekte, dinin kaynağı olarak göstermektedir. Bu bir çelişki değil de nedir? Ne yazık ki
bahsedilen katliamları meşrulaştıracak izahlar, Sunni hadis kitapları ve mezhep izahlarında mevcuttur.

4- ÖLÜNÜN SUÇU NE?

Kuran: Doğrusu hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.
53-Necm Suresi 38

Uydurulmus Hadis: “Ölü, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.”
Buhari-K. Cemiz 32, 33, 34

Ne akla, ne de Kuran’ın genel mantığına uyan bu hadis de uydurmacılığın Kuran ve akılla çelişkilerine bir başka
örnektir.

5- KADIN DÜŞMANLIĞI

Kuran: Ben sizden erkek olsun, kadın olsun hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hepiniz
birbirinizdensiniz.
3-Ali İmran Suresi 195

Uydurulmus Hadis: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.”
Buhari 9/1391

Kuran hayır üreten erkeğin de kadının da önünü açık tutarken, hadisler kadının önünü kapamaktadır. Kadın
konusu, Peygamber’e iftira olarak uydurulan hadislerin en çok olduğu alanlardan birisidir. Ayrıntılı bilgi için 21.
ve 22. bölümleri okuyunuz.

6- ZALİM KİM?
Kuran: Zulmedenler dedi ki: Siz olsa olsa büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.
25- Furkan Suresi 8

Uydurulmus Hadis: “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını
bilmez durumda ortalıkta dolaştı.”
Buhari 76/47; Hanbel 6/57, 4/367

Şehbe, Buhari ve Müslim “Peygamberimiz’e sihir yapılmıştı. Öyle ki hanımları ile cinsi münasebette
bulunmadığı halde bulunduğunu zannederdi.

Süfyan bunun en şiddetli sihir olduğunu söylemiştir.” (Ebu Şehbe, Sünnet Müdafaası)
Kuran’a göre ise Peygamber’in büyülendiğini söyleyenler zalimlerdir. “En güvenilir” hadisçilerin
çoğuysa Peygamber’in büyülendiğini söylemektedir.

7- MİRASTA VASİYET VAR MI?

Kuran: Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle
olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi, yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse
sizin dışınızda iki kişi.
5-Maide Suresi 106

Uydurulmus Hadis: Varis için vasiyet yoktur.
Hanbel 14/238

Kuran’da hem Maide suresindeki bu ayetten, hem diğer ayetlerden vasiyetin varlığı anlaşılır. Vasiyetten arta
kalanlar ise Kuran’da tavsiye edilen şekilde dağıtılır. Vasiyeti iptale yönelik bu hadis, aslında Kuran’ın bir
hükmünü iptale yönelik bir girişimdir.

8- EN BÜYÜK AZAP RESSAMLARA MI?

Kuran: Gerçekten Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediği kişi
için bağışlar.
4-Nisa Suresi 48

Uydurulmus Hadis: “Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.”
Buhari-Tesavir, 89

Kuran’a göre en büyük günah Allah’a ortak koşmaktır. Allah, ortak koşmayı affetmeyeceğini söylemekte,
bunun dışında her günahın affedilebileceğini belirtmektedir. Bu yüzden Allah’ın en şiddetli azabına uğrayacak
olanlar da ortak koşanlardır.
Oysa Buhari’nin yukarıda alıntıladığımız hadisine göre en şiddetli azaba ressamlar uğrayacaklardır.
Bu hadis başta Kuran ile çelişmektedir. Ayrıca mantık ile çelişen bu hadisin çeliştiği başka hadisler de vardır.
Örneğin diğer bir hadise göre cehennemde en şiddetli azaba satranç oynayanlar çarptırılacaklardır.
(Büyük Günahlar, Hafız Zehebi)

9- ALTIN TAKILIR MI, İPEK GİYİLİR Mİ?

Kuran: De ki; “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram etti?” De ki: “Bunlar
dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet gününde ise yalnızca onlarındır.” Bilen bir topluluk için
Biz ayetleri böyle detaylı anlatırız.
7-Araf Suresi 32

Uydurulan Hadis: “Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.”
Müslim 2/16

Altın ve ipek hem erkek için, hem de kadın için bir süs eşyasıdır. Kuran’da hiçbir ayette yasaklanmazlar. Allah
inananların dünyada da bu süslerden yararlanabileceklerini söyler ve erkek kadın ayrımı yapmaz. Her hadisinin
doğru olduğu iddia edilen Müslim’de de yer verilmiş olan bu hadis, Kuran’ın belirttiğimiz ayeti ile çelişir.

10- DEPREMLERİN SEBEBİ OLAN BALIK

Kuran: Bundan sonra yeri yumurta biçimine soktu.
79-Naziat Suresi 30

Hadis: “Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.”
İbn-i Kesir Tefsiri, 2/29 68/1’in açıklamaları

Kuran, mucizevi bir şekilde dünyanın yumurta biçiminde elipsoid olduğunu, ceninin geçirdiği evreleri, evrenin
oluşumunu, rüzgârların aşılayıcı olması gibi birçok konuyu açıklarken, hadislerde yer alan yukarıdakilere benzer
akıl, bilim ve Kuran dışı ifadeler hem Kuran’la, hem de mantıkla çelişmektedirler.
Dünyayı balığa oturtan, depremleri balığın kuyruğunun sallanmasına bağlayan bu anlayışın İslam’la ilgisi
olmadığını açıklamak ve bu yanlışa yol açan temel yöntem hatalarına dikkat çekmek, bu dine hizmet değil midir?

HADİS – HADİS ÇELİŞKİLERİ

Allah, Kuran’ın korunduğunu ve içinde çelişki olmadığını söylemektedir. Allah, Kuran’ın çelişkisiz olmasını,
Kuran’ın kendi tarafından vahyedildiğine delil gösterir. Buradan dinin kaynağının, çelişkisiz ve korunmuş olması
gerektiği sonucu da çıkar.

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece
zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.
6- En’am Suresi 116

Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Doğrusu zan gerçek adına hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz
Allah onların yaptıklarını bilendir.
10- Yunus Suresi 36

Ey iman edenler! Zandan çok sakının çünkü zannın bir kısmı günahtır.
49- Hucurat Suresi 12

Ayetlerden insanların çoğunluğunun “zan”na uyduğunu fakat bunun bir şey ifade etmeyeceğini görüyoruz. Dini
hadislere bina etmeye çalışmak; dini, “zan” gibi çürük bir temele bina etmektir. Oysa elimizde Kuran gibi her
açıdan mucize, korunmuş, çelişkisiz, sapasağlam bir temelimiz vardır. Şimdi de aşağıda vereceğimiz on örnekten
hareketle hadislerin kendi aralarındaki çelişkilerini ortaya koyup, başından beri söylediğimiz gibi hadislerin
güvenilmezliğini ve dolayısıyla dinin temeli olamayacaklarını farklı bir açıdan görelim:

1- ORUÇLU İKEN KAN ALDIRILIR MI?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Kan aldırmak, yapanın da yaptıranın da orucunu bozar.”
Tirmizi Oruç 60; Ebu Davud Oruç 28; Buhari Oruç 32

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber’imiz oruçlu iken kan aldırmışlardır.”
Ebu Davud Oruç 29-30; Tirmizi Oruç 59; Buhari Tıp 11

Peygamberimiz eğer kan aldırmanın orucu bozduğunu söyleseydi, hiç şüphesiz kendisi kan aldırmazdı. Üstelik
Kuran’da orucu; yemek, içmek ve cinsel ilişkinin bozduğu geçer.

Yani birinci çelişik hadis, ikinci hadisle olduğu gibi Kuran’la da çelişmektedir. Fakat “en doğru” denen altı hadis
kitabının üçünden yaptığımız bu alıntılar, çelişik hadislerin “en doğru” kabul edilen kitaplara bile girdiğinin bir
delilidir.

2- TUVALET HANGİ YÖNLERE KARŞI YAPILABİLİR?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.”
Hanbel 3/12

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamberimiz bir takım insanlar küçük ve büyük tuvaletleri için
kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru
yaptırdı.”
Buhari 4/11

Bir hadiste kıbleye karşı tuvaleti yapmanın hurafe olduğu anlatılırken; diğer bir hadiste ise Peygamber “hurafe
uygulayıcısı” olarak gösterilmiş oluyor. Görüldüğü gibi hadisleri Peygamber’e atfetmek aslında Peygamber’e
iftira etmek demektir.

3- ORUÇLU İKEN HANIM ÖPÜLÜR MÜ?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber oruçlu iken hanımlarını öptü.”
İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafası

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Oruçluyken hanımını öpenin durumu sorulduğunda Peygamber; ‘Orucu
bozulmuştur’ dedi.”
İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafası

Bir hadise göre Peygamber oruçlu iken hanımını öpüyor, diğer hadis oruçlunun öpüşemeyeceğini söylüyor. Belli
ki bu hadislerden en az biri uydurmadır. İkisini de doğru olarak kabul etmek; Peygamber’i, ne yaptığını bilmez,
çelişkili hareketleri olan bir kişi gibi göstermektir. Bu yüzden Peygamber’e en büyük iltifat; hadisleri bir kenara
bırakıp din adına yalnız Kuran’ı esas almakla olur.


4- BİR NAMAZ İKİ KERE KILINIR MI?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Biriniz evinde namazı kılar da sonra namaz kılmakta olan imama
yetişirse, onun arkasında namaza dursun. İkinci kıldığı onun için nafile olur.”
İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafası

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Bir namazı günde iki defa kılmayın.”
Ebu Davud 2/56

İkinci hadis hem birinci hadisle, hem de Kuran’la çelişir. Kuran’da namaz kılmak övülmüştür. Fazladan kılınan
namazın ne zararı olabilir? Kimi durumlarda, kılınacak olan bir namazın kılınmamasına neden olacak bu hadis,
kişilerin Allah’ı daha çok anmasını engellemektedir.

5- KÜÇÜK TUVALET NASIL YAPILIR?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Kim size Peygamberimiz’in ayakta küçük tuvaletini yaptığını söylerse
inanmayın.”
Süneni Nesei 1-2/25

2. Çelişik uydurulmus Hadis: “Peygamberimiz bir kavmin süprüntüsüne varıp ayakta küçük tuvaletini
yaptı.”
Buhari 1/167

Birinci hadisin anlattığı ve Kuran’da bahsedilmeyen bu uygulamanın; aslında dinsel bir anlam yüklenerek
tartışılmasına hiç gerek olmamasına rağmen, geleneksel İslam anlayışında, sevap getiren bir uygulama gibi
sunulduğunu görüyoruz. Peygamberimiz’in küçük tuvaleti ayakta yapmayı yasakladığı söylenen uydurmalara
binaen, bazı kişilere rahatsızlık vermesi muhtemel olan oturarak tuvalet yapmaya “sünnet” denmiş ve bundan
sevap umulmuştur.

6- SU NASIL İÇİLİR?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.”
Ebu Davud 4/No:3717

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.”
Ebu Davud 4/No:3718

Bu örnek hadislerdeki birinci hadis, kendisiyle çelişen ikinci hadis de olmasına rağmen daha çok itibar
görmüştür. Günümüzde de geleneksel İslami yaklaşımı benimseyenlerin, suyu oturarak ve üç yudumda içtiklerini
ve bundan da sevap beklediklerini görebiliriz.

7- AYBAŞILI KADIN CAMİYE GİREBİLİR Mİ?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamberimiz caminin bahçesine girerek şöyle dedi: ‘Şurası muhakkak
ki cami ne cenabete, ne aybaşılıya helal değildir.’”
Müslim, Hayz 11; Ebu Davud, Taharet 104; Tirmizi, Taharet 101; Süneni Nesei, Hayz 18

2. Çelişik UydurulmusHadis: “Peygamber’in hanımı anlatıyor: ‘Peygamberimiz, bizden biri aybaşılı
olduğu halde, onun kucağına başını koyar ve Kuran okurdu. Bizden birimiz aybaşılı iken camiye gidip
Peygamber’e birşeyler götürürdük.’”
Süneni Nesei, Hayz

Bir hadise göre aybaşılı kadın camiye girebilirken, diğer hadise göre aybaşılı kadın camiye giremez. (Aybaşılı
kadının ibadetlerden nasıl alıkonduğunu

8- HACDA İHRAMLI OLAN EVLENEBİLİR Mİ?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber Meymune ile evlendiği zaman her ikisi de ihramlıydı.”
Süneni Nesei, 5-6/179

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “İhramlı olan bir kişi (hacda olan) ne evlenebilir, ne kız isteyebilir, ne de
başkasının nikahını kıyabilir.”
Nesei 5,6/249

Kuran’da haccın nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Kuran ile yetinmeyip, din, hadislere bina edilmeye kalkışılınca
ortaya çıkan çelişkiler yumağı ortadadır.

9- ERKEKLERİN BALDIRI GÖZÜKEBİLİR Mİ?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Baldırları açık olan bir sahabeye Peygamberimiz rastlamış ve
‘Baldırlarını ört. Baldırlar da avret yerlerindendir.’ demiştir.”
Tehzibut Tezhip 2/69

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamber’imiz evde baldırları açık yan üstü yatıyorlardı. Ebu Bekir
izin istedi Peygamber hiç istifini bozmadan izin verdi. Ömer istedi aynı şekilde ona da verdi.”
Hanbel 1/71

Hadislerden birine göre baldırları örtmek gerekir. Diğer hadiste ise Peygamber’in yanına birileri gelmesine
rağmen baldırlarını örtmediği gözükür. Nitekim bazı mezhepler birinci hadisi alıp erkeklerin dizle göbek arasını
örtmelerinin farz olduğu şeklindeki bir uydurma hükmü dine sokmuşlardır.

10- ÖLÜ HAYVANIN DERİSİ NE OLACAK?

1. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamberimiz; ‘Deri işlendi mi temiz olur’ dedi. Sonra ölü bir koyuna
rast geldi ve ‘Onun derisinden faydalansanıza’ dedi.”
Buhari 72/30

2. Çelişik Uydurulmus Hadis: “Peygamberimiz ‘Ölü hayvanın ne derisinden ne de sinirinden
faydalanınız.’ dedi.”
Hanbel 4/310,311

Kuran’a göre hayvan leşi yemek haramdır. Leşin derisinin haramlığına dair Kuran’da bir ifade yer almaz.

Bu konuda alıntıladığımız iki hadisten birine göre leşin (ölü hayvanın) derisi kullanılamaz, diğerine göre ise
kullanılabilir.

Elimizde çelişkisiz Kuran varken, çelişkiler yığınına dönmüş hadislerle uğraşmak bizi Kuran’dan
uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Allah’ın elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed, ahirette
toplumundan şu şekilde şikayetçi olacaktır:

Elçi de şöyle der; “Ey Rabbim, benim toplumum bu Kuran’ı devre dışı tuttular.”
25- Furkan Suresi 30


HADİS – MANTIK ÇELİŞKİLERİ

Akıllarını çalıştırmadan toplumdaki çoğunluğa, törelere, geleneklere, kabullere göre din oluşturanların, hatalı
olduğunu Kuran’dan anlıyoruz. Kuran’a göre Allah’ın nimeti olan akıl; evrenle ve evren ile hayatı
değerlendirmede rehberlik eden Allah’ın kitabıyla, mükemmel bir uyum içindedir.

Bu uyumun bir parçası olan aklın dinle çeliştiğini söylemek, aklı bir kenara atıp dini anlamaya kalkmak; aklı
çalıştırmada değil aklı kullanmamada erdem aramak, dine akılsızca uygulamaları sokanların ve din düşmanlarının
tezidir.

Dinde aklı aşan hakikatlar vardır ama bunlar da akılla çelişmez ve dinin en anlaşılmayan konularında bile dinin
getirdiği açıklamaların alternatifi olabilecek daha akılcı bir açıklama yoktur.

Akıl dinle nasıl çelişir? Akıl Allah’ın bize hediyesi değil mi? Kuran defalarca bize aklınızı çalıştırın demiyor mu?

Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.
10- Yunus Suresi 100

Bu ayet “İslam” adına dinimize birçok uydurmaların sokulmasının temel bir sebebine dikkat
çekmektedir.

Anlattıklarıma karşı olan ve hadisçi bir İslam anlayışını temel alanlar her seferinde: “Bunlar Peygamber düşmanı,
Peygamberimiz’in sözlerini inkar ediyorlar, Peygamberimiz’i kaale almıyorlar” gibi sözler ile çeşitli iftiralarda
bulunmaktadırlar.

Örnek verdiğim her hadiste şunu bir kez daha iyice düşünün: Bu hadisleri inkar, Peygamber’i
iftiralardan korumak mı, yoksa Peygamber’e iftira atmak mıdır?

Hadislerin dinin temel kaynaklarından olduğunu kabul, Peygamber’e atılan iftiraları onaylamak ve kabul etmek
olmuyor mu? “Hadisler dinin kaynağıdır” diyenler, bilmeyerek de olsa bu iftiraları meşrulaştırmış olmazlar
mı? Lütfen hadislerin Kuran’la, mantıkla ve kendi içlerindeki çelişkilerine dair bu bölümleri bir de bu soruları
düşünerek okuyun.

1- YERYÜZÜNÜN ÜSTÜNDE OLDUĞU BALIĞIN CİĞERİ

Uydurulmus Hadis: “Yeryüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden
yiyecektir.”
Buhari 3/51

Kuran’ın Dünya’nın yuvarlaklığına, Dünya’nın, Güneş ve Ay’ın hareketlerine, uzayın yaratılışına dair
mükemmel izahlarına karşı hadislerdeki Dünya’nın öküzün ve balığın üzerinde olduğu açıklamasını
tevil edenler (yorumla geçiştirmeye çalışanlar), Dünya’yı üzerinde tutan balığın ciğerinden yenmesini ve
balığın sallanıp deprem yapmasını nasıl tevil edecekler?
Bu konuya “açıklama” getirecek olanlar, şu izaha ne diyecekler?

Bir Uydurulmus hadiste Arş’ın 8 dağ keçisinin sırtında olduğu söyleniyor (Bakınız: Ebu Davud, Sünnet
19; Tirmizi, No: 3320; İbni Mace, Mukaddime). Bu dağ keçileri ile ne kastedilmektedir? Bu izahları
içeren hadis kitaplarına “dinin kaynağı” diyerek, bunları Kuran’ın yanına koymak Kuran’a haksızlık değil
midir?

2- ALLAH = ZAMAN, HİÇ OLUR MU?

Uydurulmus Hadis: “Peygamber’e, Allah’ın yerleri ve göğü yaratmadan önce nerede olduğu soruldu,
Peygamber; “Bir bulut içerisinde idi; üstü hava, altı hava idi.’ dedi.”
Hanbel 4/11

Uydurulmus Hadis: “Allah zamandır.”
Muvatta 56/3

Niye bu tarz saçma izahlar Kuran’da geçmez de hep hadislerde yer alır?

Dört “hak mezhep” diye sunulan mezheplerden birinin kurucusu Hanbel’dir ve hadis kitabı Hanbel de ona
aittir. Dört mezhebin kurucularından birine ait olan diğer bir hadis kitabı ise Malik’in Muvatta’sıdır. Yukarıdaki
iki hadisi kitaplarına alanların kurdukları mezhepler ne kadar güvenilir olabilir?

3- HZ. MUSA AZRAİL’E TOKAT ATTI MI?

Uydurulmus Hadis: “Ölüm meleği Musa’ya gelerek: ‘Rabbine icabet et’ dedi. Bunun üzerine Musa ölüm
meleğinin gözüne tokat vurarak onu çıkarttı. Melek hemen Allah’a dönerek ‘Sen beni ölmek istemeyen
bir kuluna göndermişsin, o benim gözümü çıkardı’ dedi.”
Müslim 10/176

Mantıkla hiç bağdaşmayan bu hadis aynı zamanda Hz. Musa’ya hakarettir. Allah’ın üstün ahlaklı bir Peygamber’
i nasıl olur da ölümden kaçar? Üstelik de meleğin gözünü kör edip ölümden kurtulur? “Hiçbir yanlışı olmayan
hadis kitabı” diye tanıtılan Müslim’de ve diğer meşhur hadis kitaplarında bu hadis geçmektedir. Bu hadisi doğru
diye kitaplarına alanların diğer hadislerine de güvenilemez.

4- PEYGAMBERİMİZ HİÇ ZALİM OLUR MU?

Uydurulmus Hadis: “Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular.
Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar
develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti,
gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”
Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163

Gözleri oymak, çölde susuz ölüme terk etmek hangi Kuran ayeti ile bağdaşır? Kuran’ın sunduğu rahmet
Peygamberi ile bu anlatılanlar nasıl bağdaştırılabilir? Kendi yaptıkları canilikleri hoş göstermek için bu hadisi
uyduranlar; Peygamber’i zalimmiş gibi gösterip, Peygamber’e hakaret etmiş oluyorlar
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
en son aktardığım yazıya bakınız, ebu hureyre nin hadisteki yeri hakkında güzel bir inceleme olmuş.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
KONU gene hadıs olayına gelmıs gülücük
eger ebu hureyre den nakledılen hadısler uydurmadır dersek,kutubu sıtteyı de yalanlamıs olmaz mıyız?
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayrdır ? Sizin amacınız ne?
bu arada aktardığınız sözde hadislerde epey tahrifler var, asılları ile bir zaman inşaAllah cevap vereceğim.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.