'
'Evet, mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir.''
Sevmenin sevmemenin de sebepleri vardır. Birini seven bir kimseye 'şunu neden seviyorsunuz' diye sorarsanız muhakkak sevmesinin bir veya birkaç sebebini söyler size. Ya da aynı kişiye 'şunu neden sevmiyorsunuz' diye sorarsanız bununda nedenlerini size sayar. Yani biri, bir başkasına muhabbet ediyorsa bunun bir sebebi vardır. Yine biri, bir başkasını sevmiyorsa bununda bir sebebi vardır. Demek muhabbetinde nefretinde sebepleri vardır. Peki bu sebepleri neler olabilir?
Mesela
Hüsün/güzellik bir sebeptir. Genelde herkes güzeli sever. Bir bakışta sevgi çoğu zaman görünen güzellikle alakalıdır. Hani ne diyorlar 'gördüğüm gibi çarpıldım…' falan gibi sözler çoğu zaman güzellikle alakalıdır. Yine güzel bir çiçek güzel bir kelebek, güzel bir kedi, gökyüzünü süsleyen bir gökkuşağı, güzel bir bebek… gibi güzellikleri gördüğünüzde 'a ne kadar güzel' demekten kendinizi alamıyorsunuz. Aslında 'a ne kadar güzel' sözü o güzelliğin yüreğinizde meydana getirdiği sevginin kelimelere bürünmüş halidir. Demek o saydığımız şeylere olan muhabbetin sebebi güzelliklerindendir. Yani şunu diyebiliriz; güzellik, bir muhabbet sebebidir. Tabi bun saydığımız örnekler genelde zahiri güzelliklerle alakalıydı.İşin birde Batıni güzellikleri de vardır ki, o başlı başına bir alem ve konudur. Yeri geldiğinde Batıni güzelliklerden de inş söz ederiz.
İhsan/lütuf/ikramda muhabbete bir sebeptir. Mesela bir kimseyi düşünün. Çevresindeki herkese karşılıksız veriyor. Bol bol ikram ediyor. Çok cömert davranıyor. Hep iyilikte bulunuyor. Çevresinde ne kadar insan varsa hepsine ikramlarda bulunuyor. Böyle bir insana karşı insanın kalbi alakasız kalır mı? Elbette hayır. Kalp, böyle bir insana muhabbet eder. Birde o insanın bizzat size ikramlarda bulunduğunu düşünelim. Mesela adam size bir ev verdi, sonra bir araba verdi, ardından bir arsa verdi her gün bir yeni yeni ikramlarda bulundu. Elbette ki o insan kalpte bir muhabbet oluşacak. Hatta bırakın bu kadar ikram etmeyi biri eczaneye gelse ilaç alsa. Sonra 20 lira ilaç farkı çıksa ve bu kimse 50 lira verse üstü kalsın dese size o insana karşı kalpte bir muhabbet oluşuyor. Ben ayakkabılarımı boyatınca, boyacıya normal fiyatın 3-4 katını veririm genelde. Dikkat ettim o boyacılardan biri beni nerede görse tebessüm ederek yanıma gelir ve 'abi boyatır mısın? ' der. Hatta boyacılardan biri dedi ki; 'abi sen ne kadar iyi bir insansın…' Zaten çevremize baktığımızda o tür insanlar sevilir. Sevenlerine sorarsanız der ki, ' çok cömert, çok iyilik sever, çok ikram eden… iyi bir insan ' diye sayarlar. Demek İhsan/lütuf/ikram da birer muhabbet sebebidir.
Kemalda bir muhabbet sebebidir. Kemal, kusursuzluk ve mükemmelliktir. Her insanın, kusursuzlağa ve mükemmelliğe karşı kalbinde sevgi vardır. Mesela bir insan düşünün, siması çok güzel, ahlaken müthiş bir insan, asla yalan konuşmaz, kimseyi çekiştirmez, kimseye kin beslemez, kimseyi incitmez, daima güler yüzlü, fakirlere yardımeden, korkusuz, zulmün hep karşısında... hasılı ahlaken ve fiziken her türlü güzellik kendisinde mevcuttur. Böyle bir insana kalpte muhabbet oluşmaz mı? Mesela
İNSAN-I KAMİL olan Peygamber efendimizi görmediğimiz halde kendisi hakkında duyduğumuz/okuduğumuz o kemal ahlakı nedeniyle kendisine muhabbet ederiz. Demek
kemalde bir muhabbet sebebidir. Yine mesela, uzayda milyarlarca yıldızın bir aheng içinde kusursuz bir şekilde hareket etmeleri, yine insan vucudunda 100 trilyon civarındaki hücrenin müthiş bir düzen ve intizam içinde yardımlaşarak hareket etmeleri... kusursuz işlerdir ve biz bu kusursuzluk ve mükemmellikleri görünce kendimizi ' subhanallah' demekten alıkoyamıyoruz.
Demek Hüsün,ihsan ve Kemal muhabbete sebep olan şeyler birer işarettir. Yol işareti. Yol levhaları... Peki bunlar neyin işaretidir? Ne ifade ediyor? bize ne anlatıyor? Bizi nereye götürmeye çalışıyor. Yani şu cümle :
umumiyetle Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir.' Bunun izahıda inş ileriki saatlerde yazarım
yoruldum

yazmam çok iyi olmadığı için, ancak bu kadar toparlayabildim
Geldi üzerime üç keder bir anda,
Yalnızlık,esaret ve sevgilinin hasreti,
Yalnızlığın ve esaretin çaresi var,
Ama sevgilinin hasreti,
Sevgilinin hasreti..