RE: Kitap alıntıları ve sözler
Nazım hikmet
memleketimden insan manzaraları
Toprak göz alabildiğine dümdüz,
çırılçıplak, ve kırmızı biber gibi acı
Köyde ölen çocuğun hesabı mı var?
Ölü sayılmaz altı aylık ölü
Mapusane çeşmesi bir başına avluda yandan akıyor yandan. Mapusluk bir şey değil
ayrılık var bir yandan
hapiste sinekler tahta kurusu pire, bit, yeniden görülecek hesaplar, insanı hırsından ağlatacak kadar ümit, dostluk ve düşmanlık
Kadınlarda dokuz nefis bir akıl var
İnsanoğlu doğması büyümesi, nerelerde gezintisi, bir de kalışı nerelerde.
İnsanoğlu güle benzer
bir dakkada soluverir.
Ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin
ne haklı ne haksız, bir muazzam
bir uçsuz bucaksız hayat.
Her şeye rağmen insan olmanın saadetiyle ve saygıyla güldü
On iki dükkân vardı hapisane avlusunda kaybedilmiş sandıklar gibi çaresiz ve küçülmüş. Ve yeryüzündeki küçük dükkânlar gibi herbiri kendi kederiyle yapayalnız, bir başınaydı
dalgalı kumral saçlar yandan taralı, süzme bal gözler, kartal burun, ve cesur bir bıyık. Asrî Yusuf en şık adamıydı mapusanenin sarı iskarpinleri boyasız görülmemiştir
Para var Allah var,
para yok Allah yok.
Yüksek bir sözdür bu
Kaç çeşit çiçek varsa ona göre de rüzgârı var. İnsan demek ot demektir
Her şey çalışmaktır dedik, lâkin insanlar insanların etini yiyor
Yani Abdülhamid'in gidişi,
anlıyorsun ya, yani herifi nasıl dehlemişler. Sürdüler Selânik'e.
Ama Selanik Yunan'a geçince Seferberlikte İstanbul'da öldü, cenazesini bir kaldırdılar, görmeliydin! Millet kırıldı ağlamaktan
dinleniyordu kalaycı Şaban Usta, sırtını duvara dayamış. Bir bozkır köyü gibi perişan ve kimsesiz.
yürüdük, daha da yürüyeceğiz. Bir merdiven çıkıyoruz, diye düşün, basamaklar, son basamak, kapı, açılacak, kendiliğinden değil, biz açacağız elbette gireceğiz eve rahat, ve sıcak.
rüyada bir memleket. Ve çarıkları. Ve gözlerinde ayrılıkları.
Mor cepkenle ipek şal türküleri
Hangi köylü köylümden iyi bilir kahrolası hünerini yamaların?
ve çarıkları,
ve yere bakan gözleri ayrılıkları
ve kim köylümden daha iyi bilir kahrolası yama yama
paramparça haşin perişanlıkları
karı kısmı kızdı mı, kötü kızar, ha kızgın karı, ha kürtlerin iti,
atın üstünden alırlar yiğiti
on üç yaşındaki işçi Kerim,
20 yüzyılın en umutlu adamı.
İsyan gibi cesur adalet gibi hazin
Haksızlık İbrahim için
diş ağrısı gibi bir düşmandır.
Bir vatandaş uğrayınca haksızlığa İbrahim'in dişi ağrır.
Güllü hanım, Güllü hanım, Söğüt dalı gibi nazlı ipince belli hanım,
bembeyaz elli hanım
Ve hepsinin fevkinde ihtiyarlık,
yolculuğun son istasyonu.
Ve nihayet
İleri oğlum âdeta, ileri.
Çok öğren, çok oku.
Kur'an'da bir söz var: 'Küllü yamellu şakiliyetihi Herkes derecesine göre iş yapar
Aklını hâkim kıl kurtul ıstıraptan
Dünyayı düzeltmek istiyorsan kendi yuvanı düşün ilk önce.
Sema ve zemini idare eden kuvvet
saadetini isteseydi insanların derhal bahtiyar kılardı onları.
İstemiyor demek.
İlmen, mantıken ve hakikaten bu böyle. Kendi nefsini ve işlerini insafla gözden geçir sağına soluna bir nazar eyle hep aynı
yalancılık ve canavarlık aynı riya sarsılmaz bir inat sarmış beşeri
her millet layık olduğunun içinde çırpınır
İnada inatla mukabele boştur.
Ve ma sebrüke illa billah.Bu üç kelime kurtardı beni çıldırmaktan.
Allah böyle istiyor diyerek ona
teslim olabilmek ne kadar iyi
Hiç kimsenin işi ve kazancıyla uğraşma, bundan bahsetme kendi kendine dahi. Düşünme kendi işin ve kendi kazancından başka bir şeyi. işte o kadar.»
inşallah sonumuz iyi olur...
Hayat dolu toprağın üstünde insan eli. Hayretler içinde bakıyorum.
Ne muazzam, ne güç iş, nasıl bu kadar kolay, bu kadar basit yapıyorlar Sabahtan beri koca bir toprak parçasını dirilttiler
Kocası mahkûm bir kadın her zaman aynaya bakar, hem de sık sık korkar ihtiyarlamaktan Sevdiği adam çıktığı zaman onu beğensin ister, otuz sene sonra da olsa
Aynadaki kadın henüz ihtiyar değil, saçları kırmızı, ve gözleri
bazan yeşil bazan bal rengi
Dünya var memleketimiz var
açlık, ölüm, hasret, ümit ve zafer, dünya ve memleketimizle beraber
şu anda ayrılığımız ve aşkımızla ikimiz de varız.
Her işte yol gösteren akıldır.
Karnımda aklım olsa
Karnımda aklım olsa...
Ne yapardın?» «
Ne yapardın var mı bey?
Kes topraktan umudu,
şehirlere göç.
öylesine şehirler ucu başı yok
Gidecektik İstanbul'a
dünyanın halini belleyecektik.
Türkiye'nin en iyi yeri İstanbul mu,
Dert varmış içerimde. Bu dert beni böyle böyle yer gider. Aldırma, iyi olursun.» « İnşallah.
kaç defa söyledim, arılar gibi olmalı insan hayatta
Ayyaş olduk,
kumarbaz olduk
Ben insan değil miyim?
Ayyaşsak, kumarbazsak
Allah amentü billah.
Yarabbi dünya ne güzel
Nasıl oluyor da topyekûn ölmüyorlar? Nasıl dadayanıklı benim milletim? Hapisanedekiler en gürbüzleri. Yaşamak hakkı, yaşamak.»
Ay ışığında gündüz gibiydi ortalık. Karşıda tek tük lambalarıyla şehir, etrafta uçan ve sürünen haşaratın çatırtısı ve «Ben buradayım, yani karşınızdayım,» diyen toprak
Öleceğinizi ciddiyetle
düşündünüz mü hiç,
uzun uzun , bir hesap meselesi düşünür gibi düşündünüz mü? Ben, hep düşünüyorum Gece, giriyorum yatağa, yumuyorum gözlerimi ıslıkla bir beste tutturuyorum gayet hazin şeyler
ve öleceğimi düşünüyorum.
Kederli bir yalnızlık doluyor içerime ölümünü düşünen bir insanın yalnızlığı sevgisiz ve nefretsiz.
Kopuyor insanlarla alâkam anlıyorum ki ölümde bir başımayım
kırk sekiz yaşındayım, en fazla yaşasam yetmiş beşine kadar daha yirmi yedi senem var kepazelik Ne tuhaf en fazla yirmi yedi sene ve bir varmış bir yokmuş
Otuzuna kadar seneler ve hattâ ölüm bir nazariye, sonra hakikat
Ve ne kadar çabuk ne kadar az kaldı diye insan şaşıyor.
memleketimde ve yeryüzündeki
insanların çoğu mahrumdur bol bol düşünebilmek saadetinden. Vakitleri ve imkânları yok. O kadar çok çalışıyor öyle yorgundurlar ki
gece, altmış yaşında bile, yatağa girdikleri zaman uyku kurşun gibi bastırıyor. Belki uykuda rüya görülür, ama düşünülmez.»
Dahiliye, hariciye kadın, erkek, çocuk, elli dokuz yataktı memleket hastanesi, fakat yetmiş ikiydi hasta sayısı. Yerde yatıyordu fazlalık ve ikişer hasta vardı bazı karyolalarda...
Alaca karanlıktı oda. Ve perdeleri açık pencerenin geniş camları arkasında soğuk bir su aydınlığı vardı, merhamet gibi bir aydınlık.
ve hepsinin beteri duymayan
görmeyen kımıldanmayan yalnızlık
Manzara katıksız aydınlık, açık renkli, ve bu saatta tabiat sıhhatli, genç ve iyi yürekli.
Ve yalan söyleyenler gibi daldan dala çabuk çabuk ve çok konuşuyordu
Harbe girdiğin zaman bir gâvur öldürüp bir yudum içersen kanını korku kalmazmış
seyrek sarı saçlı, yeşil gözlüydü.
Balmumundan dökülmüş gibiydi yüzü. Yumuşacık konuşur, ansızın sinirlenir, günlerce küserdi insana
Bir doktorun hele bir başhekimin ölümü kavranılmaz bir şeydi onlar için. Ve bir vuruşta yıkıyordu bütün sağlık ümitlerini
Allah rahmet eyleye,
Allah ecir sabır vere
Ve nihayet bir çocuk Ve o zaman dünyanın en güzel sesini duydu, yeni doğanın ilk zafer türküsünü.
Ve yüreği sevinçle dolu usullacık
leylekler döne döne ve gitgide yükseliyorlardı. Yolculuk vardı. Küme küme geliyorlardı, bulutsuz boşlukta dağılıp toplanıyor ve
yükseliyorlardı döne döne.
can yoldaşıyızdır bugünden itibaren.
İnsanların seslerini dinliyorum, dünyanın dört bucağından
sesleniyorlar
Şarkıları seviyorum hangi dilde, hangi usulde olursa olsun, yeryüzünün bütün şarkılarını
Ne güzel şehirleri
var Anadolumun
Akdeniz kıyısı Küçüktür portakal gibi güneşlidir ve diri balık gibi pırıltılı
acı zakkum gibi.köylüler geçti Yürüklerin yanından şehre buğday götürüyorlardı ve belki susam Pis, kıllı yürük, diye söylendi köylüler ve De ha, kaypak Türk,» diye homurdandı sakallı Yürük.
Yürük elleri kuşaklarının üstünde kavuşmuş ve başlarını salıverdiler göğüslerine, alınlarında keder, cenaze namazına durmuş gibiydiler
Babasıyla anası rahmeti rahmana kavuştu çoktan fakat toprakla portakal bahçeleri çoğalıp canlandılar yıldan yıla.
Çok zayıf ve çok uzun Hüseyin Yavuz, kambur biraz , gözleri patlak İstanbul'da Kolej'de bir kızı var: güzel mi güzel, bebek mi bebek. Her yıl kendi mektebe götürür kızı ölürse kendi de intihar eder, bu ihtimal aklına gelince günlerce, içer, ayyaştır zaten.
iyilik de, kötülük de gizli yapılmalı
Babası Suriyelidir, anası Burdurlu ve kendisinin piç olduğu söylenir.
İstanbul'da büyük bir yazıhanesi var Mustafa Şen'in ortaktır Rum ve Ermeni ihracatçılarla Gayet güzel saz çalar Mustafa Şen süzme bal gibi tatlı
Kurumuş ceviz içi gibiydi köylünün yüzü ve kederle boyuna gülüyor gibiydi. Delikanlıydı
Niye deyyuslara başvuruyorsun?Kendi işini kendin görsen ya
hükümette..İşimiz ufak olursa kendimiz görürüz, lâkin iş
büyüdü mü ağaların eline yapışırız
durup dinlenmeden çalışmasından ötürü. Bir zeytin ağacı gibi verimli,
bir karınca gibi hamarat,
ne zaman âşık olur,
ne zaman yemek yer,
ne zaman uyurdu, durup dinlenmeden yuğrulan bir hamurdu
Vakit varken kucaklaşalım insanlar
biliyorlardı yenilmezliğini
namlusu insan yüreği devin.
Beraber yaşanır, dövüşülür beraber
ama herkes kendi payına ölür.
cephane bitince
bir avuç kar attı tanklara.
Küfretti bağırdı, alamadı hırsını, yapıştı elleriyle en yakın tankın zincirine ve ezildi altında
ağır, çelik paletlerin.
yapıştıkları yerde kaldı bileklerinden kopan parmakları çünkü zincir onlara değil
onlar zincire gömüldü.
attı son bombayı, tank durdu
ve göçtü ve göçerken ateş açtı.
yıkıldı delik deşik.
Gözleri yumuşacık örtüldü.
Nefes aldı: DOYMUŞ ve rahat
sanki yüz yaşında
beyaz yatağında öldü
Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar. 18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır astılar onu.
Moskova'dandı. Gençti , partizandı. Sevdi, anladı, inandı ve geçti harekete. İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk bütün
azametiyle insandı
bir çocuk, bir kadın bir ihtiyar
sokuldular birbirlerine dünyadan uzak ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapayalnız
senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi.
Seni astılar memleketini sevdiğin için, ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orda:
on sekiz senecik. Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmekte
Tanya,
sen asılan partizan,
ben hapiste şair.
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmekte
söylemesi ayıpmış gibi geliyor
ama ben, yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan hapiste de olsa
bal gibi yaşıyorum
Kardeşler, üzülmeyin
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün... »
Bir Alaman vurdu ağzına partizanın genç kızın çenesine aktı kan.
Fakat, devam etti partizan:
Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı
Ve insanlar öldürürken dolaştı rıhtımlarda kumral bir çocuk:
geniş güzel alnında deli, gözleri kederli sözleri pırıl pırıl öfkeli kavgaya fakat sadık kalmıştı namuslu bir amele gibi
Paraya sahip olan vatanlı mı
vaziyet şöyle gibi: onlar paranın sahibi değil, para onların sahibi
İnsan eti yiyenlere memleketimin buğdayını yedirenlerin Allah belâsını versin
kaç kerre yemeğe buyur ettik yemedi, kimseciklere ağzını açıp bir cıgara verin bile demedi acından öldü fakir...»Acından değil be onurlu adamdı kahrından öldü
Buraları pek güzelleşti. Bahar
Yemiş ağaçları en güzel şeyi toprağın. Hapisanede var mı?
Ordakiler de burdakiler gibi bahar açarak senin dünyanı güzelleştirebiliyorlar mı?
En iyisi hiç çocuğu olmamak bunu
diyemiyorum bir türlü Seviyorum çocukları bütün eziyetleriyle.
On iki çocuğum olsaydı dünyanın en bahtiyarı ben olurdum, düşün:
Birinin eksiği ötekinde tamam, kusurlu ayrı ayrı ama on ikisi birleşince mükemmel bir tek
adam ve onun annesi ben.
Hapiste günler ağır geçer seneler çabuk, derdin, hapiste insanı olan için de öyle: günler ağır seneler çabuk. Ellerinden öperim kocacığım, babacığımız ellerinizden öperiz.
herkes birşeylerini satıyor ve zenginler «bir şeyleri değil, apartıman satın alıyor.
Öleceğim aklıma gelmedi hiç.
Bir otomobil nasıl durursa öyle durdu ve bitti. Duvarlarda kaldı şarabîler, havayi maviler
Ne tuhaf, son nefes derlerdi, anlamazdım, şimdi ne demek olduğunu biliyorum
her şeyi bırakıp dönmemek üzre Kitaba düştüm sabahtan akşama kadar okuyorum.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk
Kitaplar akıllı kitaplar aptal. Kitaplar büyük kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk,
fakat kısır fakat sensiz...
Evimin içinde ayağının sesini duymak istiyorum, istiyorum ki kapımı çalasın sana kendi elimle açayım kapımı.
Çalıştığın yerde seninle yan yana çalışmak istiyorum, dövüştüğün yerde yine yan yana dövüşmek,
burnunun dibinden ayrılmamak için.
Karı milletine boş ver, tenhada buldun mu gebert
Ve çok geçmeden kap, çanak, toprak, öküz ikiye bölünüyor Mal ikiye bölününce ikiye bölünüyor insanlar da
O senin köpeklerin havlamadığı karılar şehirli karılardır, yüzbaşı karıları, bizim karılar değil bir köylünün karısı bir merkep demektir
Adalar, Arnavutköy, Samatya.
Ah be İstanbul ah.
Kekeres boynos?
Suları, havası, balığı, çileği,
Türkü, Ermenisi, Rumu,
Yahudisini de kat içine,
koktu mis gibi İstanbul'umuz
makbulümüzdü ama ne yaparsın, ot tıkadı çanımıza kambur felek. Kambur felek, katalavis? Kimine kavun yedirir, kimine kelek.
Bu kış İstanbul kırıldı açlıktan, İstanbul dersem sahici İstanbul. Bir de kış yaptı mübarek, bir de ayaz, bir de diz boyu kar. Millet arpayı kavurup yiyor.
Komşu Murtaza Efendi, oğlu Memet, kantarcı Belediyede, Beşiktaş, Bayır Sokak, sekiz gün zarfında açlıktan ölüyorlar.
Komşular birbirine yardım etmiyor değil ama bugün yardım edenin, yarın kendisi aç.
ölüler karların üstünde,
kiminin beyaz kefeni var,
kimisi çırılçıplak.
bizim İstanbul'da biz de ya soğuktan ya açlıktan öleceğiz.
Basıp gidelim bu diyardan muhacir kuş oldum kırlangıç gibi
Hepsinin gözleri alev alev hepsinin yüzleri şeffaf, sarı. Hepsini ikiz kardeşler gibi benzetmiş birbirine: açlık, korku, yorgunluk ve ümit...
Rahattı kafası, elleri ve minicik kumral bıyığı. Hemen belli olur: sıhhatli bir adamın rahatlığı gibidir iyi bir adamın rahatlığı.
Harbi Alamanya çıkardı, diyorlar, yani Naziler. Peki, vaktiyle Hitler'in yerine Nazi düşmanları inkılâpla başa geçebilseydi eğer Alamanya harp çıkarır mıydı yine?
Ve bir inkılâp bir harp kadar kanlı olur muydu?...
Alaman orta sınıfları darmadağın olmasaydı bir çift çizme bir kangal : sucuğa satılmaya hazır, aç, yığınlar serseri dolaşmasaydı kaldırımlarda ihanet etmeseydi demokratlar Hitler olabilir miydi
25 yılda ikinci defadır iki dünya harbi oluyor, bu işte hiç mi suçu yok kapitalist rejimin?
Rozvelt ve Çörçil toprak ilhakı için değil, milletlerin hürriyeti için, diyorlar, kavga ediyoruz Peki, Cava, Sumatra, Hindistan, Afrika sömürgeleri bir yığın millet bir milyar insan kavuşacak mı harpten sonra istiklâline?
Yoksa yalnız beyaz milletler mi millet sayılıyor?
Kapitalist sistem için işsizlik zaruret değil midir? sosyal nizamlar özünü değiştirmiş, herbiri
bırakmış yerini. kimse inkâr etmiyor. Fakat bu iş artık kapital nizamda kemâlini bulmuş da zınk diye durmuş mu?
İtalya'da ve Alamanya'da faşizmin
çıkmasına destek olanlar şimdi, kendi evlâtlarını yiyen dev anaları gibi onları yıkmakla meşgul!...
Bugün belli başlı altı tane kodaman emperyalist devlet var: kapitalizmin altı büyük efendisi.
Amerika, İngiltere, Alamanya, Japonya, Fıransa, İtalya Dehşetli
parasızdılar. Tayınları satıp domates, soğan alıyorlardı katık diye. Ve yerden izmarit topladığı oluyor tütünsüz duramayan Halil'in
Yara almış delikanlılar var içinizde vatan millet uğruna.»hamd ü sena olsun Türk milleti ve insanlığa
Yalan da lâzım düşmana: gazete, radyo, sinema, kitap, mahalle kahvesi Yalan dediğin topal bir bite benzer bir gecede yedi yatak dolaşır, hele fukara yataklarını
yalancının mumu... yatsıya kadar
yanar. Yatsı vakti de biraz gecikir bazan.»
hapisanede kalanlar demirli pencerelerden gözetliyor gideni:
bir parça hasret bir parça keder ve «haydi, yolu açık olsun...dünya
dünya alabildiğine genişliyor.
Duvara çarpacağım kolumu sallasam elim demire değecek» diye bir şey yok.
güzel şey be, anasını
sattığımın hürriyeti.
öyle geliyor ki insana; burası bir dünyanın sonu bir dünyanın başlangıcıdır bir köşe dönülünce...
Bunu ilk beğenen sen ol.