You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kitap alıntıları ve sözler

Kitap alıntıları ve sözler

General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
çehov bütün öyküleri 4


Aydın bir insan için yabancı dil bilmemek büyük sıkıntı yaratır

Yabancı dil bilmemek korkunç şey, Kanatsız bir kuştan farkın yok.

Geçim için genç kızların çalıştığını görmek çok güzel Öte yandan yaşam koşullarının zarif, alımlı hanımları bile çalışmaya zorlaması, böylelerinin yaşamak için zorluklan boğuşması ne kadar kötü!..»

iffetli bir Fransız kadını zarif giyimli, incecik belli bir kız zorluklarla boğuşması ne kadar kötü!..»

öyle güzel bir koku saçıyordu ki, onu hoş bir buluta bürünmüş sanırdınız. Şöyle üfleyiverseniz genç kız havaya uçacak ya da sis gibi dağılıp gidecekti

İnsanın ne kadar çok madalyası olsa gene gözü doymaz. Öyle değil midir?

İran'ın sınırları geniş ülkemizin sınırlarıyla yan yanadır, işte bu yakınlık iki ülkenin ilişkilerinde en iyi dileklerimi belirtmemi gerekli kılmaktadır.

Ruslar İranlıları sever. Gerçi dinleri ayrıdır ama ülkelerimizin karşılıklı çıkarları, dostluğu var olsun!

İranlıların bir geleneği vardır, Eğer hatırlı bir kişi size konuk gelmişse ona bir koçu kendi elinizle kurban kesmeniz gerekir

Bizden İran'a selam! Halkınıza ülkenizi sevdiğimizi söyleyin!

Bizim karnımız ekmekle nasıl doyuyorsa, otlarla ağaçların karnı da yağmurdan doyar.

Bülbül güzel öten, zararsız kuştur. Tanrı'yı övsün, insanları neşelendirsin diye yaratıldı. Onu tedirgin etmek günahtır.

insanlar kitaplardan değil, tarlalarda, ormanlarda, ırmak kıyılarında yaşayarak öğrenmişlerdir.

insanlar yaşayarak öğrenmişlerdir.
Şarkısını söyleyen kuşlardan, batan güneşten, ağaçlardan, otlardan kaparlar bu bilgileri.

altın sarısı mayıs böceklerinin, başak bağlamaya yüz tutmuş ekinlerin, çağlayarak akan derelerin anlatıldığı öyküleri kim dinlemez

bir türlü yorulmak bilmiyorlar. Bıraksanız bütün dünyayı dolaşacaklar. Böyle yürüyerek dünyanın güzellikleri üzerinde konuşurlar

zavallı, dilenci kız Küçük kız ağır ağır yürüyor, soluğu tıkanıyor, gözlerinden yaşlar boşanıyor.
yürüyerek yorulmak bilmez güzellikler üzerinde konuşur

sevgiyi gören kimse yok. Belki gören biri var, o da gökyüzünde süzülürken, terkedilmiş samanlığın delik damından gülümseyerek bakan aydededir.

anlıyorsam kör olayım! Artık güzelliğinizle, tazeliğinizle elde edemeyince dertlerinizi açarak, kendinize acındırarak gençlere yaklaşıyorsunuz. dostum!

Böyle saçmalıklara boş verin! Ciğeri beş para etmez bir kadın için kendinizi üzmenize, güzel zihninizi yormanıza gerek yok

açıkça söylüyorum, Yaptığınız iş ürküttüğünüz kurbağaya değmez

ruh hastalarına, yalandan acı çekenlere boş verin. Hepsinin canı cehenneme!

Bir yandan Tanrı'ya dua edersiniz, bir yandan da hırsızlığı mübah sayarsınız.

öz çocuğum, tek avuntum onlar... Oğullarım bensiz yaşarlar, ama onlar olmadan ben bir gün bile yaşayamam.

Geçim durumu çok kötü, yavrum. Gördükçe üzülüyorum. Yiyecek ekmeği zor buluyorlar. Ne üstlerinde var, ne başlarında.
Pantolonu delik, ayağında pabuç yok. sokağa çıkmaya utanıyor.

Pantolon delik, ayakda pabuç yok. Evde altı kişiyiz, hepimiz bir odada yatıp kalkıyoruz. Öyle bir sefillik ki, sorma gitsin!. Ne üstde var, ne başda.

akıllısın, yakışıklısın, tüccarlıkta üzerine yok. Öte yandan şunca insanlığın kalmamış. Yüzün gülmez, çatık kaşlısın, tatlı bir söz bilmezsin, kimselere acıman yok... Sanki bir canavar gibisin.

Sarhoşlardan nefret eder, içki içenler onun gözünde en aşağılık yaratıktır

geçim parasını içkiye yatırmak, sarhoşluk yüzünden işinden kovulmak alçaklık değil de nedir

Biliyor musun, kadınlar kocalarının sarhoşluğunu, ihanet etmesini, dövmesini, ileri yaşını bağışlarlar da yoksulluğa düşmesini hoş karşılamazlar.

Onların kafasına göre yoksulluk en büyük kusurdur. arkadaşım, kadın milletini tanıdım artık... Beş gündür kafayı çekmemi bağışlar da parasızlığı bağışlamaz

Kadınlar öylesine erdemli, iffetlidir ki, suçunu bağışlamayı günah sayarlar.

Sabırla koruk üzüm olur.

Erkek olduğunu unutma, kendini salıverme... Tanrı'nın yardımıyla bu felaketi de atlatır, daha iyisini buluruz.

Bizim kusurumuz sarhoşluk etmek değil, sarhoşların elinden tutmamak,

İnsan kendi yazgısından kaçamaz. İşte şimdi hepimiz oturmuş havyar yiyoruz, ama yarın bir de bakmışsın, hapse, yoksulluğa düşmüşüz ya da öbür dünyayı boylamışız

İnsan kendi yazgısından kaçamaz

Masumun ahını alma!

Soyguncular, yaptıklarının cezasını çeksinler! Dürzüler milleti soyup soğana çevirdiler

ince bir hüzün vardı içinde..

Zaman öyle hızlı geçiyor ki!.. Bir gün bakmışsın, yaşlanıvermişiz...

Neymiş o termit denen şey?Tıpkı karıncaya benzerler. Kanatları da vardır. Isırdıkları yeri koparırlar.

müthiş bir adam Bir kahramandı o; kararlı, korkusuz bir erkekti. Öyle kükrüyordu ki, arkasında duranlar bir kaplan olduğunu sandılar.

Anam beni günahkar doğurmuş! Of, çok günahım var! Şimdi sokaklarda zevkle geziyoruz ama öbür dünyada çıtır çıtır yanacağız

Böyle bir yaşam yerin dibine batsın! Kendimi öldürmekten başka çare yok,

Yağmur yağarken camlardan süzülen damlalar gibi, adamın yanaklarından pırıl pırıl gözyaşları dökülüyordu


Öyle işte... Bir istasyonda geç kalınca öbür istasyonlarda da bekletirler. Karşıdan gelen trenlere zamanında yol vermek için

Adamlar açığa vurmazlar düşüncelerini. Sessizliğin sözden daha etkili olduğunu bildikleri için

Dilerim, öbür dünyada da senin başına aynı şeyler gelir! Bütün hayvanları sakatlayacak, namussuz

İnsanın kendi evi başka. Her şey sıcacık, tertemiz, yumuşacıktır. Dua edecek yer de vardır.

Kardeşlerin şimdi rahat yatakda yatıyorlar, Üzerleri yorganla örtülü. Sense okulunu savsakladın, haylazlık yaptın. Şimdi öküzlerden bir farkın yok

Durmadan tıkınırız ama iş yapmaya gelince yan çizeriz!

bütün dünyaya yardım etmeye hazır Mutlu, neşeli bir görünüşü vardır, yaşamından çok memnundur

İnsan çalışmazsa bir şey elde edemez. Gör de ibret al

Tanrım size de, bize de kısmetimizi versin Herkesin gönlüne göre değil, Tanrı'nın istediği gibi olsun...

Onun için kar da, zarar da birdir; yeter ki hep uğraşıp didinsin, karşısında onu dinleyen biri olsun,

Ordunun onuru bizim için tüm onurlardan daha üstündür.

hangimiz genç olmadık, hangimiz kaptırmadık? Sıradan insanları bırakın bir yana, büyük adamlar bile gençliklerinde yanlış hareketlerden, birtakım kötülüklere kapılmaktan kurtaramamışlardır

Ünlü yazarların yaşamlarını ele alalım, hangisi gençken kumarda para kaybetmemiş, içmemiş, insanların kızgınlıklarını üzerlerine çekmemiştir?

unutmamak gerekir ki, doğru dürüst öğrenim görmemiş Anne babasını küçükken kaybeden bu çocuk kumarda para kaybetmemiş, içmemiş, insanların kızgınlıklarını üzerlerine çekmemiştir

Onu cezalandırmak gerektiğine inanıyorum, ama zaten o, vicdan azabı duyarak, bizlerin kararını beklerken tattığı acılarla yeterincecezasını çekmiştir

Suçlu bir genci cezalandırmak yerine ona yardım elimizi uzatsak yurttaşlık sorumluluğumuzu çiğnemiş mi oluruz?

Suç denen olgu aslında nasıl bir şeydi? Suç, kötü niyetle yapılmış ahlaksızca bir davranıştı.

suç işleyen insan kendi iradesinde özgür müydü

Bıkmıştı yaşamaktan, yaşamak ona yük geliyordu. Gırtlağına kadar borç içindeydi, meteliği kalmamıştı,

Suçlu nitelemesi korkunç bir şeydi. Bu sözcük ancak caniler, hırsızlar, haydutlar için kullanılabilirdi. ahlaksız, kötü insanlar için.

insanlardan uzaktı. borç içindeydi, ödeyecek durumda değildi. Bu devirde borcu olmayan insan var mıydı

yok edilmesi gereken bir kurumdur. Çünkü bu kurum entrikaya dayanmaktadır. Her yerde entrika, düzenbazlık, karalama!

saygıdeğer bir adamın yüz ifadesini takınmaya çalıştıkça suratı iyice uzayarak köpek eniğininkinden de öte, şaşkın bir kazın görünüşüne bürünüyordu

Hepsi sözleşmişler sanki, el birliğiyle entrika çeviriyorlar. Hep entrika, düzenbazlık, oyun

Yoksuldu ama namuslu yaşıyordu.

Kör yazgı sizi ve ailenizi yeryüzünden silip atmak istiyorsa insafsızca peşinize düşer, ilk bahtsızlık uzun bir kötülük zincirinin yalnızca başlangıcıdır.

Bahtsızlık üst üste yığılmış taşlara benzer, yüksek ırmak kıyısındaki taşlardan biri düşmeye görsün, hemen arkasındakiler de yuvarlanacaktır

Çalışmadığı gün yok gibidir. Çamaşır yıkıyor, tahta siliyor, doğumlara gidiyor, görücülük de yapıyor, dileniyor da... böyle sağlam kocakarılar çoktur, birçok mutlu yuvanın temel direkleridir bunlar

babası ağladığını duyarsa bağırır, tepinir, dayak atmaya başlar; hele akşamdan kaldığı zamanlar pestilini çıkarır

Affetmek güçlüyü daha güçlü yapar. Publilius Syrus

Affetmek, zaferin zekatıdır.
Hadis-i Şerif

Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır. Schiller

Affetmenin ne olduğunu yalnız cesurlar bilir, korkakların tabiatında af diye birşey yoktur. Sterne

Affın en güzeli, hasmını ezmeğe müktedir iken yapılandır. Ömer bin Abdülaziz

Başkalarını sık sık affediniz, ama kendinizi asla. Syrus

Bir düşmanı affetmek, bir dostu affetmekten daha kolaydır. Dorothe

Düşmanımı bağışalarsam; düşman diye bir şey kalmaz. Alain

Hiç kimse, affettiği zaman olduğu kadar yükselemez. Goethe

İntikam alıp da sonunda pişman olmaktansa, affedip de pişman olmak daha iyidir. Cafer b. Muhammed

Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir. Konfiçyus

Sayısız günahlarımızı affeden Allah'ın bir kulu olarak, neden bir suçu bağışlamayayım? Kenan Rifai

Suçludan öç almak adalet, onu bağışlamaksa fazilettir. Câmi

Şahsınıza fenalık eden düşmanı affedebilirsiniz; lakin memlekete ve dininize fenalık edenleri asla affetmeyiniz. Hz.Ali (r.a)

Zalimleri affetmek mazlumlara zulümdür. Sadi
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Yaşar kemal baldaki tuz

On iki yaşındaki çocuk, tabancayla, uçan kuşu gözünden, kaçan tavşanı art ayağından vuruyordu. Sonra da düşmanı hapisaneden çıkınca vurdu.

Elimde kesin bir sayı yok. Köylerde çocuklar mı daha çok adam öldürüyorlar, büyükler mi?

at yavruları anadan doğar doğmaz ayağa kalkarlar…

Düşündüm ki, Gagarin değil de Neruda, Aragon, ya da Nâzım Hikmet gitseydi uzaya, bugünkü insan diliyle uzayı anlatabilirler miydi, güçleri, akılları durduran duyguyu anlatmaya yeter miydi?

Yuri Gagarin, Aya giden ilk insan ben olacağım, demişti. Bu, insanlığın bitip tükenmez gücünün en güzel belirtisiydi.

Yuri Gagarin büyük bir çağ açtı. İnsan soyunu onurlandırdı. O ölüme karşı koymuş, onu yenmiş, insanlığa ilk büyük zafer kapısını açmış insandı

Dünyanın en büyük destanı sayılan İlyada ve Odysseia bu topraklarda doğmuş, büyümüş,
ünlenmiş,yaşamıştır Anadolu dünyanın destan toprağıdır.

Destanın çağı yoktur. Hangi çağda, çatışma olacaksa orada destan olacaktır. İşte Nâzım Hikmet, Anadolu destan geleneğinin en büyük halkalarından biridir.

Bir gün Nâzım Hikmete dedim ki:
Hapisane olmasaydı bu büyük destan olur muydu?” Belki başka şey olurdu. Ama destan olmazdı.

Bu sınıf, Nâzıma niçin bukadar düşmandı? Onu mahkum etmek için düzmece mahkemeler kuracak kadar niçin düşmandı?
Çünkü bu sınıf, Türk halkına düşmandır. Türk milletine, Türk kültürüne düşmandır.

Bir milletin şairine düşmanlık, o milletin kültürüne, kendisine düşmanlık demektir

Türk milleti durdukça Nâzım
Hikmeti hiçbir zaman, hiçbir çağda mahkum etmeye
kimsenin gücü yetmez

Dostoyevski ve Nâzım Hikmetin,
halkı derinlemesine yaşamaları
onlara tükenmeyecek bir halk sevgisi vermiştir. Bu iki dev sanatçıyı yücelten, onlardaki
halk sevgisidir.

Dostoyevskide olsun, Nâzım Hikmette olsun, inanılmaz bir halk sevgisi vardır. Bu her iki büyük kişi de halk sevgisinden dolup dolup taşarlar

el ele, yürek yüreğe halk sevgisi
Nâzım Hikmet bir ömür boyunca sevginin, dostluğun, aydınlığın, güzelliğin türküsünü söylemiştir.

Yürekte acımak olacak, insanlık yani, yavrum.

Halk insana, Biz buradan gider olduk. Kalanlara selam olsun
dedirtecek bir yürek verir. Alabilene aşk olsun.

İnsanoğlunun en aşağılık yanı, dedikodu

Herkese karşı dost, ve sevgi doluydu. Herkesin işine koştu. Hastalara doktor, ilaçsızlara ilaç, açlara ekmek buldu. Kapısı kırılmışın kapısını, damı uçmuşun damını onardı.

Dünyada her şeyden vazgeçerim de dostluğundan vazgeçmem.

Balıkçı bütün kokuları iyi alır, ama en iyi de lodos kokusunu alır. Bir lodos fısıltısı duymaya görsün En iyi balıkçı, en iyi burnu olan, en iyi lodos kokusu alan kişidir.

ölüm olayı üstüne her kuşağın, her insanın, bir katkısı oldu. Bütün dünyada, her halkta, her millette, her çağda ayrı ayrı ezgiler yapıldı ölüm üstüne.

Her insan, ölüm acısını çeker.

Homeros, İlyadada der ki, dünyada tek ölüm acısı çeken yaratık insandır, çünkü yalnız o öleceğini bilir, ölümün bilincine varır

Türkülerin güzelliğinin, ölümsüzlüğünün gücü karşısında bizim çağımızın büyük ustaları şaşırıp kalmışlardır.

Bir Söz gücü de ses gücü de. Sesler de, sözler de ilk çıktıkları gibi kalmazlar, insandan insana, çağdan çağa değişir güzelleşirler.

Kıyman aşiretler kıyman Kör karının bir değneği” Öldürülen oğullara yüz binlerce Türkmen ana
ağıt yapıp, kör karının değneği sözlerini kullanmışlardır.

yüz Dervişin mendili ala,
Bülbül konar daldan dala,
Ben öpmeye kıyamadım,
Belemişler al kana

Kör karının bir değneği elinden alınınca dünya ortasında nasıl çaresiz kalır? Körün değneği onun için ne kadar önemli.

Bir şiddet bu. büyük bir şiddet sömürücü düzenler ne yapmışlar?
insanların kişiliğini öldürüp, insanları köleleştirmek için, özünü öldürmeye çalışmışlar.


Büyük müzik bilgisi, erişilmez ses güzelliği ve ustalığıyla otuz yıldır türkülerimizi bütün inceliğiyle Ruhi Su derlemiştir.

dünyanın en zengin masalları Anadoludan derlenmiştir.

Türküler biraz halktır, biraz insanlıktır. İnsanoğlunun yalın acısı, yalın sevinci, yalın hayranlığı, yalın güzelliği, yalın onuru, yalın yılgısıdır.

güzelliği Ruhi Su büyük, usta sesi, bütün yalınlığıyla çağlardan alır getirir, çağlara alır götürür. ustaların işi hep bu olmuştur.

Dünya halkları Ruhi Suyu, bizim
halkımız kadar değilse de, ona yakın sevecektir. Bu er geç gerçekleşecektir halklar kardeştir
ve Ruhi Su halkımızın sesidir.

Ama vay bekârın haline zavallı,

fakir kardeşlerinin seviyesine inmeyen, toprağa dokunmaksızın ondan daima uzak, daima yüksek hayallere bağlı kalan yazar da mesuttur.

Her zaman dünyada Çelmeciler var. Hayattan korkanlar var işe yüzeyinden bakmak, bu kötü.

Neyi alırsak alalım elimize, derinine gitmiyoruz. Derine gitmek çaba işidir. Dışta ne görürsek, göze ne çarparsa, işte bu deyip işin içinden sıyrılıveriyoruz

Belki akılsızlığımızdan dolayı,
hepimiz burnumuzdan kıl aldırmıyoruz.

tembelim, ben durduğum yerde
pinekliyorum; ya sen? O da öyle. Biz, toptan biribirimize benziyoruz Tencere dibin kara, seninki benden kara.

İnsanoğlu araştıran, her gün yeniyi arayan, kendini aşmaya çalışan bir yaratık.

Biribirimize hep şunu söyleyelim. Durmadan araştıralım İnsan durdu mu, öldü demektir,

kiminle konuştumsa, hep, “Köylü tembeldir. O köylü adam olmaz. Köylüyü tembellikten kurtaramazsın,” sözlerini duydum.

Köylü Tembel mi?”

Köylünün tembel olmadığını söylüyor. Bir lokma ekmeği kazanabilmek için günlerce canını dişine nasıl taktığını söylüyor

Köylü geçinecek kadarını kazanırsa, onunla yetiniyor.
çalışması verimsiz. Onun için çok çalışmak zorunda kalıyor.

Kolay kazananlar çok çalışmıyor. Çalışmak, daha iyi yaşamak gereğini duymuyor

bizler tembel miyiz, çalışkan mıyız? İyi biliyoruz ki, tembeliz

birtakım insanların İnsanları
kul köle etmesi. İnsanların ömürlerini doldurmadan hastalıklar elinden gitmesi. ilkel insan
hayatını yaşaması, ne korkunç.

Bir yandan insan kafası uzaya insan gönderirken, yığınlarca insanın okuyup yazması olmaması, dünyadan habersiz, yaşaması, ne korkunç

Her insan kafası uzaya adam
gönderecek kadar bilgili olamaz,
biliyoruz. Ama böyle bir çağda da insan ilk insanın hayatını yaşarmı?

Herkesin ekmek bulduğu kimsenin sömürülüp kul edilmediği herkesin okur yazar olduğu bir dünya olmalıydı uzaya giden dünyamız.
bizi kahreden utandıran bu.

Uzaya insan gönderen bilim, insanoğlunun eriştiği yer, bütün insanları doyurabilir, bütün insanları okutabilir, insanı insanın köleliğinden kurtarabilir.

Bir düşünün, insanlar okumuş, doymuş, kölelikten kurtulmuş ve insanlar güçlerini insan olmaya, aydınlığa harcıyor. Kim bilir, ne yaşanası bir dünya olur

İnsanlar hep birden dünyayı daha iyi bir dünya yapmaya çağırıldıkları zaman Her insandan faydalanıldığı zaman, kim bilir dünyamız nerelere varacak.


her İnsan dünyayı iyi yapmaya çağırıldıkları zaman o zaman akıl almaz işler olacak. Göz açıp kapayıncaya kadar engeller yıkılacak.

Bir soru daha geliyor akla. Ya savaş? İnsanlar bundan sonra da savaşacaklar, biribirlerini öldürecekler mi

yasaklarımız? ne yasakların gücünden, doğruluğundan, ne de onu koyanların, gücündendir. Bu düşünce fıkaralığından, tembelliğimizdendir.


Bize düşünmek, düşününce de harekete geçmek zor geliyor. Yasaklara kul köle olmak
alışkanlıktır

Alışkanlığı yıkıp atmak onun üstüne çıkmak, ilkellikten kurtulmakla, güzelce bir düşünmeye alışmakla olur.

toplumlarda yasaklarla savaşmak kolay. İnsan, yanında iyi niyetli çok insan bulabilir.

Azıcık düşünmesini bilip de yasaklardan bıkmayan kişi yoktur.

Gereksiz yasaklar, esirlikten beterdir.İşte ocağımıza incir diken de bu korkudur.

Toplumdan bazı büyük kişiler çıkar, yüreğindeki korkuyu yener. Yasaklara karşı koyar. Bir de bakar ki, yanında o kadar
çok kişi var ki… Yasaklar, yasakları koyanlar çöküverir

Korkulan, hiçbir zaman da yıkılmayacağı sanılan yasakların bir an içinde tuz buz olduğu çok görülmüştür.

Yasaklar öylesine eskimiş, öylesine çürümüş ki, yiğitçe bir fiskecik çökmesine yetivermiştir.

Yasaktan Bunalıyorsun. kolunu
kıpırdatamıyorsun. Ne olacak bu kadar yasakla? Memleket öylesine donmuş kalmış ki…

Bir yasağına dokun, bin cop yağar tepene. Bir toplumda ne kadar yasak varsa, o yasakların üstüne o kadar yasak yığılır

Yasaklar yasakları doğurur. Yasak tarlasında yasak biter. Hürriyet gelişemez.

Dün sokakta oruç yemek yasaktı. Sokakta oruç yiyenin vay haline. Şimdi kimse karışamaz

sokakta oruç yiyene. karıştı mı bir tanesi, ona gerici, yobaz deriz. Kıyameti de koparırız. Bu yasak çok gerilerde kaldı.

köylüler ocak başında ısınıyorlar. Ne sefil, ne ayağı yalın köylüler.
Oturmuşlar efendi efendi ısınıyorlar. Bunun ne günahı var

İnsan kısmının mayasında, devrim yapma, ilerleme çabasını çok buluruz. İnsan tarihi, ağır da olsa, bir ilerlemeler tarihidir.

iki yüz, üç yüz yıl önce
insanın insanı soyması, öldürmesi bitebilirdi. Bu yüzkarası işlere daha çok önceleri de son verilebilirdi

insanın geriliği hoşumuza gitmiyor.Uzaya gidecek kadar uygar olmak, atomun gücünden faydalanmak, güzellerin güzeli.

Ama insanın insanı sömürmesi kadar çirkin, aşağılık, iğrenç işleri sürdürüp götürmek kötü.

İnsanın insanı öldürmesi, insanların bunu hoş
görmeleri, inanılmayacak kadar, insan soyuna, insan usuna yakışmayacak kadar aşağılık.

İnsan ne kadar ilerleme çabasında olan bir yaratıksa, o kadar değilse de hemen ona yakın, alışkanlıklarının kulu bir yaratık.

İnsan, her gün, her saat yeni bir şey öğreniyor, yeni bir şey yapıyor.
İnsan yeni gizler için canını
veriyor. İnsanın mayasındaki güzellik bu güzellik.

Alışkanlığımız tembelliğimizdir
İnsanın mayasındaki en büyük kötülüklerden birisi de alışkanlık kötülüğüdür, desek nasıl olur

Şu sonsuz dünyada, her gün yeni bir hareket, yeni oluş bulabiliriz Bunun için alışkanlıklarımızdan kurtulmamız, başkalarının ve bizim koyduğumuz sınırları aşmamız gerek.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Yaşar kemal baldaki tuz

En ilkel insan, alışkanlıklarının en çok kulu olan insandır

Şunu iyice bilmeliyiz ki, bir küçücük karıncanın hareketinde bile sonsuz değişiklik başkalık var

Doğa o kadar kalabalık ki… O kadar bitmez tükenmez ki… O kadar sınırsız ki…

film çeviren rejisörlerimizin hiçbirisinin bir dünya görüşü, durmuş oturmuş bir sanat anlayışı, bir film anlayışı yok.
Bir eğitimi yok.

Yılda yüz film yapılan Türkiyede filme şu kadarcık benzeyen bir film çıkmıyor. Doğru dürüst iş yapmak isteyenlerin ne kültürleri, ne yeterli bir eğitimleri, var

Bizdeki filmler, yani şu Türk halkının görüp seyrettiği
filmler birer yüz karası. ne gerçekle, ne insani bir şeyle uzaktan yakından bir ilgisi yok

gerçek sanatçı viran kalası haneyi yıkan sanatçıdır. Dünyada iyi sanatçıların çoğu viran kalası haneyi göze alanlar arasından çıkmıştır.

Sanatta virane onur kırıcı kepazeliklere son verilsin. Bu millete yazık. Sahiden bu millete hiç mi acımıyoruz?

Koşullarımız elverişli mi? bizde resim, şiir, hikaye, roman var. Ama bizde sinema yok.elimizi kolumuzu bağlayıp oturalım mı?

Bir takım insanlara haksızlık ediyoruz, diye yazmayalım mı? gayret göstermeyelim mi bir yol bulalım. Türk halkını yüz karası filmlerden kurtaralım.

sinema Çağımızın bir numaralı sanatı gelin görün ki, bizim elimizde ne korkunç hallere düşmüş.

Bizde politika bir yere geçmek, bir mevki kapmak için yapılıyor. Mevki hırsı belki hırsların en çirkini ama, en güçlüsü değil.

Mevki hırsı hırsların en çirkini
Mevki için politika yapanlar en çürük temele basmaktan başka bir şey yapamazlar.

Gününü gün etmek. Gününü en güzel geçirmek. için Yel nereden eserse oraya gidiyorlar inanç yok. Doğru belledikleri, hak belledikleri bir şey yok.

Bakın şu yanınıza yönünüze, bir politikacı bugün ak dediğine yarın kara diyor. faydası nereye götürürse oraya gidiyor.

köleler gibi.düşünüldüğüne göre, bu koşullar içinde yurdumuzda demokrasi zor gerçekleşir demokrasiye benzer bir şey gelebildi mi yurdumuza?

en namuslu, en doğru adamdır. Bir ilkesi, bir düşüncesi olan adamdır. İlkesi, inancı, düşüncesi uğruna hayatını, gerekince kellesini koymuş adamdır

Düşüncesi uğruna, ilkeleri uğruna her şeylerini koymuş politikacısını bekliyor halk.

ilkeleri uğruna her şeylerini koymuş adamlar yurdumuzda çoğaldıkça biz de her gün biraz daha, biraz daha iyiliğe gideceğiz. Çağımıza layık insanlar olacağız.

Bir ilericinin gücü, gericinin gücünden, karanlığından fazladır.

ileriliğe inanmış kişiler sahte değilse savaşa atılırlar, o zaman da gericiler ışık görmüş yarasaya dönerler. Baykuşa dönerler.
Yerlerinden kıpırdayamazlar

Türk köyleri binlerce yıllık ilkel hayatı içinde yaşamalı, hayatını korkunç sefalet içinde sürdürüp gitmeli, bunu açığa vurmamalıydık
vatanseverlikle bağdaşmaz
dediler

Aman ne cici köylerimiz var, ne uygar, ne refah saadet içinde köylerimiz var. Yaşasın köylerimiz.
Anadolu köylerinin saflığı bozulmasın,”

Geriliğimizi, sefaletimizi saklamak, koca dünyada devekuşu gibi saklanmaya çalışmak demektir

Yasakla kötülüğün önüne geçemezsin. Bir şey saklamakla onu ortadan kaldıramazsın. Hele insan sefaletini hiç kaldıramazsın.

Ne olurmuş yani, kıyamet mi kopar? Varsın Türk köylüsü perişan, yoksul desinler. Bu bir gerçekse, yoksul demelerinden ne çıkar

Veyselin gençliği köyde. Kıraç, ağaçsız, yalnız bir köy. Veyselin gençliği Osmanlı devrinde geçmiştir.

Yasaklar, böyle gereksiz, gülünç yasaklar bizim toplumumuz için her zaman zararlı olmuştur.

Nereden gelirse gelsin bu yasakların birçoğu vatanımız için, vatanımızın ilerlemesi için bir tehlike olmuştur.

Yasaklarda ölçüyü kaçırmayalım
Yasaklar gericilerin kaleleridir. Bu kaleleri el ele vererek yıkalım.

Meselelerimizi açık yürekle, apaçık, korkmadan tartışalım. Daha faydalı olur. Yurdumuz çok kazanır. söylüyorlar.

Muhalefet deyince yalnız bunu anlıyorlar Koskocaman bir laf kalabalığı içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Bir dedikodu makinası işliyor ki,aman Allah… Herkes bayılıyor dedikoduya.

Gazeteler birazcık kendilerini tutmasalar bütün sayfalar dedikodu yazılarıyla dolar. Millet de bayıla bayıla okur.

Bakın, bu gidişle, göreceksiniz, bir dedikodu yazarı bir başyazardan daha çok para alacak, daha çok değeri olacak. Gidiş o gidiş

Şimdi herkes dedikodu yazarı. Ne yapsın ekmek parası .Bir toplum köksüz, yoksul, amaçsız bir hale gelirse, o toplumdaki insanların ilk işi dedikodu olur.

Evde dedikodu, sokakta, çarşıda pazarda, gazetede, her yerde dedikodu…Yedisinden yetmişine
kadar dedikodu

her gün ana avrat sövmeler. Sanattakiler sövüyor, bilimdekiler sövüyor, politikadakiler sövüyor. Önüne gelen tartışma düşünce adına, önüne gelene sövüyor

kendi kaderine yüzyıllardır terk edilmiş bir memleket.elin adamları buğdaylarını denizlere dökerlerken, elin adamları çiftçiye prim verirken Doğu Anadoluda insanlar aç kalıyorlar.

Doğu Anadoluda insanlar aç kalıyorlar. Doğuda açlık var. Ne yüzden böyle bir felaket gelir insanların başına?

Nerde diplomalı sosyologlar? Nerde vatan için can veren politikacılar, bilim aslanları nerede vatanı çok seven kardeşlerim Anadoludaki açlık yüzyıldır sürer…

biz göçebeyiz Anadoluya kapağı atmışız. bir sürü topraklar öldürdükten sonra Anadoluyu yurt tutmuşuz. Fırsat bulsaymışız
burayıda öldürdükten sonra başka yere gidecekmişiz.

insanlar toprakları için korkunç bir savaşa girişmişler. Bir hasta insana bakar gibi bakmışlar topraklarına. Gübre fabrikaları göller yapmak mı, sulama mı, neler de neler…

Biz ne yapmışız? Orman varsa kesmişiz. Allah ne verdiyse, ne kalmışsa… Ot varsa yakmışız. Göl varsa kurutmuşuz. Sonra ne olmuş, Anadolu çöl olmuş.

Sonra ne olmuş, açlık yakamıza yapışmış bir gürültü patırtı… gün boyu yediden yetmişe dedikodu. Ve karşımızda açlık çeken, mağara hayatı, on bin yıl önceki hayatı yaşayan insanlar…

yiğitlik olmaktan çıkmalı. Bunlar yazarların birinci ödevi olmalı.
Bir yazarın eşitliği savunması, ezenlere, sömürenlere karşı koyması çağımızda çok olağandır.

eşitliği savunmak ezenlere, sömürenlere karşı koymak çağımızda Bunu ödev
kabul etmeyeni kimse insan ve yurttaş saymıyor.

Hep çamur atanlar mı haklı?” Böyle bir soru hiçbir memlekette
sorulmamalıydı.

Çamurculuk, düşüklük demektir. Çamurcunun haklı olduğu bir memleketi düşünememeliyiz bile.

Çamur en ilkel, ilkelin ilkeli bir iştir. Yazık ki, çok çok yazık ki, insanlar bu çamur işini çokça kullanıyorlar. Bu yüzden insanlık, onurundan kaybediyor.

memleketimiz bir çamurcular
memleketi. Yalnız çamur atanlar mı haklı, sözünden de beter, beterin beterinin karşısındayız.

Yalnız çamurcular mı gözde?
Yalnız çamurcuların mı sözü
geçer bu memlekette? Yalnız onların mı dediği olur

Çamur atmak gelişmemiş, zavallı, namussuz adamın işidir. Elinden çamur atmaktan başka bir şey gelmez adamın işidir.

düşünebilen, enine boyuna dünyayı, insanları düşünebilen bir kişi çamur atacak kadar onurundan olamaz.

Çamuru insanları vurmak için atıyorlar. Başka türlü, güçleri yetmiyor. Karşıdaki insanları yenecek ellerinde hiçbir çareleri kalmıyor.

Öfkeye kapılıyorlar, kin bağlıyorlar, atıyorlar çamuru. İlkel bir toplumda da en çok tutan şey çamurdur. Çünkü ilkel insan bir işin enini boyunu düşünemiyor.


Düşünemeyen ilkel insan atılan çamuru hemencecik kabul ediyor. Bu yüzden toplumda ödevleri yalnız çamurculuk olan kişiler
çoğalıyor.

Bizim toplumumuzda yalnız, insanlara çamur atmakla ün yapmış, geçimini yalnız be yalnız çamurdan çıkaran kişiler vardır

Bizde son yıllarda çamur o kadar revaçta ki, bazıları nerdeyse
sokaklara bağıracaklar: “Çamur alır, çamur satarız.”

bazı kişilerin işi gücü çamurdur. Bir kişiyi yıkmak mı istiyorlar, gelsin çamur. Çamur alır, satarlar

Torostaki eşkıyalarının ellerindeki silahtan daha güçlüdür çamur
silahları. öyle tutan bir çamur bulmuşlardı ki sömürücüler, çamurlarından vazgeçebilirler miydi?

Köy Enstitülerini halk kör, sağır kalsın diye kapattılar. Attıkları çamur tutsun diye kapattılar.
Üstelik de Köy Enstitülerini çamur gücüyle kapattılar.

Bir zaman geliyor öyle bir çamur kaplıyor ki ortalığı, çamurdan göz gözü görmüyor. Her yan çamur. İster istemez, akıllı, iyi insanlar da bu çamur seline kapılıyorlar

Memur çamura batırılır, kaymakam, vali, öğretmen çamura batırılır. Yazar çamura batırılır, güzel düşünceler, güzel sistemler çamura batırılır.

Bir toplum ki, çamur içinde kalmış. Güzel olan nesi varsa çamura batırılır. Çamurun altında kalmıştır bütün güzel şeylerimiz.

Bir çamur deryası ki, gırtlağa kadar içine batırmışlar hepimizi…
Bu çamurcular bu kadar güçlü mü?

Dedim ya, çamurcular o kadar güçlü değil, çamurun yağdığı ortam güçlü. Toplumumuzu çamur yutmaktan kurtaracağız.

Bir de, bu çamurcular çoğunluk sömürücüler, çıkarcılar ve onların
uşaklarıdır. İlkin bunları ortadan
kaldırsak da, sonra öteki işlere güzel güzel başlasak nasıl olur?

Hep çamurcular mı baş tacı?

Bizim yayın alanımızda birtakım insanlar var. Yazıp çiziyorlar, sövüp sayıyorlar. Her ileri atılışa, her yeni düşünceye, her yeni kıpırdanışa veryansın ediyorlar.

Türk milleti ahlaklı bir millettir. Varsa da ahlak, yoksa da ahlak.

Anadolu perişan… Bu seferi
Anadolunun kurtuluşu için yapsak, bütün gücümüzü
Anadolunun kurtuluşu için
harcasak…

Kendi memleketindeki insanların perişan halde kalmasına rıza gösterenler uzaktaki insanları sevemezler Vay vatan haini vay!

Bizim kültürümüz, halkımızın
kültürü. Bizim kültürümüzü Dadaloğlu, Köroğlu, Yunus, Pir Sultan Abdal, yani halk kültürümüz temsil eder

Siz nasıl milliyetçisiniz?
memlekette ne kadar güzel, ne kadar iyi, doğru, olumlu iş yapılıyorsa, bunlara karşısınız.
kötülüklerle, geriliklerle, birliktesiniz.

Gericiliğe sırtlarını dayamışlar. Gençlerimizi kandırıyorlar.
Sureti haktan görünüp
ilerlememizi köstekliyorlar.

birini seçin: Ya ağaların saltanatı, yüzyıllık saltanatı, zulmü, sömürmesi, ya da yurda iyi bir idarenin gelmesi

Kimi diyor ki, halk iyi… Hem de çok iyi… Umut eden halktır, insandır. Mağaradan buraya kadar gelmiş insanlar kötü olur mu?

diyorlar ki, insanlar koşulların içindedir. Onun emrindedir. Koşullar iyiyse iyi olurlar, koşullar kötüyse kötü olurlar.

Çırılçıplak, aç kimseler
olduklarından köylerinin adına Çıplaklar” dediler. Zavallı çıplaklar çekecekler alınyazısı bu

Acaba Çıplaklarda çile ne zaman dolacak, ne zaman sahip olup da çıplaklıktan kurtulup giyinecekler,
Zavallı çıplaklar alınyazısı bu

avcı tarafından çepeçevre
çevrilmiş korkudan pusmuş bir av gibi oturmaktadırlar. Zavallı insanlar gene ağaların kapısında

Zavallı insanlar ekmeğini
aramakta acaba zor mu? Niçin verilmiyor? Bu çıplak vatandaşlar birazıcık olsun gülüp kendilerine gelseler ne ne olur?

siz bilmezsiniz, bunlar Kadirli ağalarıdır. dağlara yüzlerce eşkıya çıkartıp, köylüleri bir avuç toprak için tehdit ettiklerinden dolayı 1933
yılında Diyarbakıra sürgün edilmiş ağalardır.

Ben, bunlardan korkarım. Ödüm patlar. Can dediğin tatlı bir şeydir
Bunların bir eli hükümetin içinde, Ağalarla oynamaya gelmez. Bok yoluna gider insan.

Gördük ki, ağaların gücünün üstüne güç yoktur. Bunu Türkiyede bilmeyen yok.

Bir kaymakamcığı bile attıramayan ağaya ben ağa mı derim. Ağa, yarım devlet olduğunu her gün, her dakika halka bildirmek zorundadır.

şu ağalar bir pire için bir yorganı değil, bir evi yakarlar.
Kendi yorganlarını değil
tabii. Başkalarının yorganlarını

Ağa” meselesi Türkiye için büyük bir kaygıdır. Yirminci yüzyıl, ağaları götüremiyor. Götüremiyor ama, ağa da sürüp gidiyor.

ağalarla birlikte de yoksulluğumuz,
açlığımız, geriliğimiz
sömürülmemiz sürüp gidiyor. Ve de sürüp gideceğe benziyor

Aklım almıyor, almıyor, almayacak da yirminci
yüzyılda ortaçağ kabadayılığı söker mi? ağaların hiç mi akılları yok? koca bir millete meydan okunur mu?

Anadoluda analar, babalar, kardeşler ölülerinin başında, ölenin niçin öldüğünü, nasıl bir kişi olduğunu söyleyerek ağlarlar. Bu hem bir gelenek, hem ağıd

Babanın ağıdı Dağ gibi yavrumu öldürenler iflah olmasın…
Gavurlar, dinsizler, suçsuz yavruya böyle kıyılır mı?”

Ağanın oğlu kendini müthiş
nişancı sayıyor. Bir gün tarlada yarıcının oğluna diyorki: Dur başına yumurta koyup, ateş edeceğim.” Çocuk, olmaz, dese de çocuğun başındaki yumurtaya Nişan alıyor. Her insan Giyom Tel olamaz ya yumurta yerine oğlanı Ölen çocuk ağa kapısında yıllardır yarıcı olan Çakır Emminin oğlu.

Şimdi ağaların en önemlileri
aşiret başkanları, oba, kabile başkanlarıdır. Bunlar Doğu Anadolu beyleri, ağalarıdır.
Beylikler babadan oğuladır.

Ağaların gücü zenginliklerinden gelir. Oba beyleri olmadıkları halde, onları zenginlikleri, aile olarak halka hakim kılmıştır.

Eskiden derebey halka hükmederdi Halkın tek kapısıydı seçimde parti yoklamasına çıkılğında kaç ağa hangi yanda diye yoklama yapılır, ağaların güçlerine göre sonuç bildiririlirdi

Bir de ağalarla paralel, giden Şeyhlik kurumu vardır. Şeyhler din nüfuzundan faydalanan kimselerdir. Şeyhlik babadan oğula kalan bir kurumdur. Aynı derebeylik gibi

Ağaları, ortadan kaldırmak için savaşlar yapılmamış, değil, buna niyetlenen onlarla savaşacak gücü bulamamışlar, attıkları adımları geri almışlardır

Emekçiden yana partiler kuruldu, türlü bahanelerle kapatıldı.
Kuranların başlarına olmadık işler açıldı. Türlü karalar çalındı.

Emekçi taraftarlarına vatan haini bile dediler.

söz vardır, bırak sarhoşu yıkılana kadar gitsin, derler

halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak

Milliyetçi kalıbına girmek, karşıdakilere vatan haini demek. gerici öğeleri, sahte dindarları bir araya getirmek. çalışan emekçi gücünü parçalamak. Bunun sonu ne mi olacak? Ağalar, nereye kadar güçlenecekler?

hak nerdeyse güç ordadır
Hakkın bazı bazı yenildiğini görmüşsek de, bunun yalancı bir yenilme olduğu anlaşılmıştır.

Kısa çöp uzundan hakkın alacak!
Ya insanoğlunun hakkı?
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Fatih Sultan Mehmet Sözleri,

Tarih yazmak korkaklara göre bir iş değildir.

Savaş herkesle, barış sadece onurlu kişilerle yapılır.

Benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz.

Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.

Eğer kanım ile yükselecekse Hz.Muhammed’in dini; durmayın kılıçlar doğrayın beni.

Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim.

Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.

Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.

Bir gece ansızın gelir krallığınızı imparatorluğuma katarım.

Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım.

İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.

Allah bu milleti elli yıldan fazla rahata koymasın, alıştırmasın.

Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.

Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.

İstanbul’u niçin fethettiklerini sorduklarında önce o benim gönlümü fethettiği için…

Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim!

Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır. 

Eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun başında olmamanız törelerimize uymaz.

padişah ben isem, işte size emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz.

Allah beni bu şehrin halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık.

Burayı Makedonyalılar Taselyalılar ve Moralılar almışlardı. Biz bunların bizlere karşı kötü davranışlarının intikamını yıllar geçmesine rağmen torunlarından aldık.

Agamemnon Truva’yı zaptettiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.

Din ile imanın akıl ve anlayışını sıkı tutmak gerekir. Yoksa ey Müslümanlar, o kiliseyi gören olabilir kâfir hemen!


Fakirlerin ve yetimlerin kursağından kesilen nimeti ne askerimize, ne ameleme yediririm.

Biz has müminleriz, kursağımıza netameli nevale girmez.

Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız. bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım?

Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol üzerinden geçer. dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki herkes üzerinden geçerken, sen dağların üzerinden geçesin.

İnsanda söz ile değişir kader. Ya yurda baş olur, ya da başından olur.

Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise, biz gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz.

Bir şehirde en önemli üç şey: kanalizasyon, hamam ve kütüphanelerdir. Kanalizasyon şehrin kirini, hamam bedenin kirini, kütüphaneler ruhun kirini temizler.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Cahit Zarifoğlu Sözleri

Tek güvencemiz Allah’tır. Başka güvencemiz yoktur.

Nereye kadar kendinden kaçabilirsiniz. Ya bir daha geri dönemezsen…

Neden diye sormayın hemen… Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz

Sen benim en şok saklandığım, sen benim durup durup saplandığım.

Allah, taşıyamayacağımız derdi ömrümüze, yaşayamayacağımız aşkı gönlümüze vermesin.

Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.

Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.

Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak, onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.

Kalbinizi yumuşatın, ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.

İnsan kendi mutlu olma imkânını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir
Ve önemli olan yaşanılan “an”dır.

Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için, bütün insanlık adına.

Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse, ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır.

Ehli takva olun, ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.

Ve önemli olan ‘an’dır. Onu; ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.

Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl, ya da engelle.

Bakıyorsunuz, zulmedilenlerin tek ortak özelliği var; Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz, onların da bir tek özelliği var; Kâfir oluşları

Düşünün bakalım, televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda, değil cihad etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet kalmış mıdır?

Biz, sakalları şiirle karışık, yüreği Allah’la barışık adamları sevdik.

Hocam çok ileri gidiyorsun, seni sürerler diyorlar hoca kürsüsünden haykırıyordu: Söylesinler nereye sürecekler? Allah’ın rahmetinin erişemeyeceği yer mi biliyorlar?

Takdir-i ilahi deyip teselli bulmuşlar elbet demişler bize bir yük taşıyan, Allah bir tane daha kısmet eder.

Bazı insanların hayvandan bile aşağı olması mümkün, eğer kalbinden merhametin zerresi kalmamışsa.

Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.

Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal ayrılıklarımız koşar adım.


 Bir kalbiniz vardır, onu hatırlayınız

Şimdi bir aşk sahyası salacağım havalara .Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara

Zulmedince kendim, lütfedince sen, seni andım hamdettim sana taptım

Bazen var'ı
Anlarsın yok ile

Son bir söz daha
Bir yalvarış kırıntısı olmalı
Duyanı olmayan Allah’tan başka.

İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi?

On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.

Hicret Taze Güçlü bir kandır damarlarımda

Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde

Bazen ilk cümle ile her şey söylenmiş gibidir. Yazacak tek kelime daha bulamazlar...

Niye yazıyorum ki bunları. İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama.

Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim.

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar İsterler Susarlar

Küçücük oluşlarda, bir dolu ufak sıkıntının altında ufalandık durduk.- ve umutsuzluğun kapımızdan ayrılmaması için
az mı çabaladık.



Demek ki dedi gerçek olmasa bile cesaret ölümü korkulacak olmaktan çıkarabiliyor...

Her az konuşan öz konuşmuş olmayabilir, yanılmayın. Az konuşanları bir şey sanmayın sırf az konuştuğuna bakarak.

Bazıları vardır ki az konuşurlar ama o bile çoktur.

Ağustos böceklerinin de bir görevi var. Evet durmadan şarkılar söylüyorlar, ama azıksız kaldıkları yok. Yiyip içiyorlar ve hiç de karıncalarla çatışmıyorlar...


çehov bütün öyküleri 4

iyiler de kötüler de bir arada yatıyorlar. Burada hepsinin değeri bir.

Kıyamet borusu çalana değin uyuyacaklar. Toprakları bol olsun, Tanrım rahmet eylesin!

Bütün ölümlü varlıkların sonu bu.
Evet, hepimizin sonu ölüm.

Ah, aman aman! İşimiz-gücümüz kötülük yapmak, kurnazlık düşünmek Durmadan günah işliyoruz!

Lanetlenmiş, doymak bilmez, aç gözlü bir ruh taşıyorum ben! Ulu Tanrı'yı kızdırdım,

bana ne bu dünyada, ne öbür dünyada huzur var. Solucanların toprağa gömülmesi gibi boğazıma dek günaha gömülmüşüm.

hepimizin sonu ölüm.

Dervişten dervişe fark var. Gerçek dervişler Tanrı yolunda ruhlarını yüceltirler, bir de öyleleri var ki, gömütlükte yollarını şaşırıp şeytanları bile güldürürler. İnsan böylelerine düşmeye görsün, baltayla kelleni uçururlar

vallahi öğrencileri sigara içerken yakalayınca eli-ayağı kesilir, korkudan beti benzi atar, hemen disiplin kurulunu toplayarak çocuğa okuldan uzaklaştırma cezası verdirirdi.

Toplum kuralları böyleydi
kötülüğün kökeni ne kadar anlaşılmaz olursa onunla boğuşma yöntemi de o derece katı, acımasız oluyordu.

Canlı varlıkların her ortama çabucak uyum sağlama alışma, kendini yeni durumlara uydurarak rahata erme gibi bir özelliği vardır;

her ortama çabucak uyum sağlama
özelliği olmasa insanoğlu düşünce etkinliğinin mantık dışı sonuçlar doğuracağını hissederek rahatı kaçardı.

üç yanlış hareket yapmış bulunuyorsun: Sigara içiyorsun, başkasının tütününü alıyorsun, yalan söylüyorsun. Üç suç birden!..

Herkes yalnız kendine ait olan şeyden yararlanmalıdır. Eğer başkasının malını alırsa kötü bir insan olur.

Tütünün sağlığa büyük zararı vardır, sigara içenler içmeyenlerden daha erken ölürler

Ölüm anneleri, amcaları öbür dünyaya götürüyor; çocuklar, kemanlar ise bu dünyada kalıyordu.

Ölüler yıldızlara yakın yaşıyorlar, oradan bizlere bakıyorlardı. Bu ayrılığa dayanabiliyorlar mıydı

Eskiden, benim zamanımda bu gibi sorunlar kolayca çözülürdü. Çocuğun sigara içtiği görülünce bir güzel sopa çekilirdi.

iradeliler, korkaklar sigara içmeyi hemen bırakırlar, ama gözü pekler, zeki çocuklar tütünü çoraplarının içinde saklarlar, samanlıkta içerdi.

gözü pekler, zeki çocuklar tütünü samanlıkta içerdi.Samanlıkta sopayı yerlerse bu sefer ırmak kıyısında devam ederlerdi.

Çocuk eğitiminde annelerin yeri doldurulamaz, çünkü çocuklarla birlikte aynı şeyi hissederler, onlarla birlikte göz yaşı döküp kahkaha atarlar.

İnsanlar ilkelken az kafa yoruyorlar, o nedenle sorunları cesurca çözüyorlardı. Şimdi bizler gereğinden fazla düşünüyoruz, mantığımız bizi kemirip bitiriyor...

İnsanlar geliştikçe, daha ince düşünüp ayrıntılara girdikçe daha kararsız, daha kuşkucu oluyorlar

Masalın konusu ne denli sade, alçak gönüllü olursaçocuğu o derece çok etkiliyordu.

Yunanlılar Tiksinti verici, gereksiz insanlar... Yeryüzünde boşu boşuna yer kaplıyorlar. Bir işe yarasalar bari...»

Madem dünyaya getirdin, iyi yetiştireceksin. Daha çocukken öğüt vermeliydin, kocaman adam olunca sözünü dinler mi?

inançsız bilim insanı yüceltmediği gibi en aşağılık bir hayvandan daha aşağı kılar

her zaman olduğu gibi ortalık henüz karanlık olduğu halde gökyüzü parlak yıldızlarla pırıl pırıl aydınlanmıştı.

Durgun, sessiz havada baharın, bayramın kokusu hissediliyordu.

Dinsizin hakkından imansız gelirmiş derler

Böyle karılar çoktur! Ne utanmaları vardır, ne arlanmaları kenger sakızı gibi yapıştı Böylelerini eşek cennetine yollamalı!

Bağışla gitsin oğlunu!. İnsanı öz babası bağışlamazsa kim bağışlar?

Duygusuz insan olur mu?

Bir zamanlar herkes gibiydim, derdim-üzüntüm yoktu. Şimdi insana benzer tarafım kalmayınca en çok istediğim, bağışlamaları...

Sonra bir şey daha var: Doğru yolda olanları herkes bağışlar, marifet günahkarları bağışlamak!

Günah işlememişse yaşlı ablanı bağışlamak neye yarar? İnsan böylelerini değil, beğenmediklerini, acıdıklarını bağışlamalı

Felaket, Anam beni günahkar doğurmuş, günahkar yaşadım, günahkar öleceğim!.. Tanrı ben günahkar kulunu bağışlasın

Babacığım dini bütün, yüreğinde Tanrı korkusu taşıyan, kutsal kitap okumuş bir adamdı.

Babacığım Birinin parasını eksik vermek, hakkını yemek, Tanrı esirgeye, aldatmak aklının ucundan geçmezdi; köylüler kendisine büyük saygı gösterirlerdi


zengin olmak derttir insanın başına.

Paran yok mu, derdin de yok demektir. Paran varsa hırsızlar çalmasınlar diye hep cebini kollarsın. Zengin adamın bu dünyada yaşaması zor...

iş işten geçmiş. Söz bülbül değil ki kafesten kaçtıktan sonra yakalayasın.

Masum bir yavrunun öldürülmesi kolay mı, böyle bir işe ancak sarhoşlar ile kafadan sakatlar kalkışırlar.

Kadın gözü atmacadan daha keskindir, derler. Doğrudur, çok keskindir kadınların gözü...

Dünyamızda pek çok bilmecemsi, karanlık olgu var; günlük yaşantıda açıklanması zor olaylara rastlıyoruz,

öyle garip ölümlerle karşılaştım ki, nedenini ancak ispiritizmacılar, gizemciler açıklamaya kalkışırlar; aklı başında, zihni duru kişiler ise ellerini iki yana açıp şaşakalırlar.

Aydın, okumuş bir hanım tanırdım. Bu kadının ölümü durup dururken, tam önceden söylediği gün gerçekleşti. Şu tarihteöleceğim, dedi, tam o tarihte öldü.

Nedensiz olay olmaz, Ortada bir ölüm olduğuna göre bir de nedeni vardır.

Ölmeme çok kalmadı Doğum yapar yapmaz öleceğim. Böyle genç yaşta ölmek istemezdim ama, ne yapalım, yazgım böyleymiş...

Doğum zor bir olaydır, bazan ölümle sonuçlanır;

Çeyrek saatte, acı çektirmeden, yavaş yavaş öldüren zehir var mı,

otuz yaşlarında, sağlam yapılı, sağlıklı, tombul gerdanlı, ince dudaklarından gülümseme eksik olmayan, pembe yanaklı, gür sesli, civelek bir kadındı. Aslında ne güzel sayılırdı, ne de genç...

Böyle durmadan düşünülür mü? Düşün, düşündüşün... insan çıldırır

Bir bayan sizinle konuşurken susmak nezaketsizliktir.

Amma da sümsüksünüz ha! Tıpkı fok balığına benziyorsunuz. Hep oturur, susar, düşünürsünüz. Filozofmusunuz, nedir

bir genç yaşamalı, zıplamalı, gevezelik etmeli, kadınlara kur yapmalı, aşık olmalı.

Çok gururlu insanlar yalnızlığı severler, böyle susarlar,

insan becerikli, sevimli, güler yüzlü olmalı, Bu da bir mutluluk duygusu

mutluluk duygusu İnsanın tüm yaşamını verebileceği, uğrunda sonsuz acılara katlanabileceği bir duyguydu bu...

Benim düşündüğüm şu: Köylü kısmı az konuşursa, kocakarı işleriyle uğraşırsa, içine kapanıp tek başına yaşarsa bil ki, sonu kötüdür.

yalan söylüyorsam Tanrı cezamı versin, tövbe etmeden öleyim,

Bu dünyada her yerde servet yatıyor ama yerin altına gömülü olduktan sonra neye yarar?

bunca servet harman elentisi ya da koyun gübresi gibi kimseye bir yararı dokunmadan yok olup gidiyor

Tepelerin kıpırtısızlığında, sessizliğinde yüzyılların ağırlığı ile insanlara karşı kayıtsızlık hissediliyordu.

binlerce yıl geçecek, milyarlarca insan ölecek, onlarsa ölenlere hiç acımadan, yaşayanlara ilgisiz
kıpırtısız sessiz duracaklar;

Neden gömü arıyorlardı, para-pul her gün ölebilecek bu insanların nesine gerekti

Hintli fakirler gibi kımıldamadan duruyorlar, derin derin düşünüyorlardı.

Bunca derde, üzüntüye mal olan şu bir dakikalık zevke kapıldığı için kendi kendine tüm yüreğiyle sitem etti.Dünyaya gelmek suç mu?

Biz ne alçak yaratıklarız! Sefasını biz sürüyoruz, cefasını çocuklar çekiyor!

Yürekdeki vicdan sızısı sevindirici, ılık, hüzün verici bir duygu...

Ne zaman bir kadınla ya da genç kızla kol kola yürümek görevi bana düşse kendimi kocaman bir kadın kürkünün asıldığı çengel gibi hissederim

erkekte önlemli olan akıldır.

Kızlar da içlerini çekip gözlerini yere indiriyorlar. Erkeklerde aklın güzellikten önce geldiğini kabul ettikleri belli.

Yüreğimde fokur fokur bir nefret kaynıyor, bir dakika daha geçse patlamayacağım konusunda kimseye güvence veremem

Sevdiğiniz kız size sonsuz dostluğunu sunsa ona ne karşılık verirdiniz

Hepsinin canı cehenneme, benimle bir çocuk gibi oynamalarına izin vermeyeceğim! Ben sinirli bir adamım, şaka yapmaya gelmem!

Sinirliliğin sonu iyi değildir

Kısacası, iblislere yaraşır bir sabah. Günün tarihini verirsek, 7 Ağustos 1887 Tam güneşin tutulduğu gün.

Şunu da belirteyim ki, astronom olmasak bile her birimiz güneşin tutulmasından büyük yararlar sağlayabiliriz.

güneşin tutulmasından Ne gibi yararlar, sağlayabiliriz. 1)Güneşin ve ayın çaplarını saptamak, 2)güneş yuvarlağının resmini çizmek, 3)böyle bir günde havanın ısısını ölçmek,

güneşin tutulmasından Ne gibi yararlar, sağlayabiliriz. tutulma sırasında hayvanlar ile bitkileri gözlemek, kendi izlenimlerimizi kaydetmek

Güneş tutulması neden olur? diyorum ki: Aydede yörüngesinde dönerken güneşin ve dünyanın merkezlerini birleştiren doğrunun üzerine gelirse güneş tutulması gerçekleşir

Hepsi saçma! insan ilerde neler olacağını bilemez. Ayrıca siz gökyüzüne çıkmadığınıza göre ayda, güneşte neler olup bittiğini nasıl bilebilirsiniz

Sinirli bir adam olduğumu, tepem atarsa elimden bir kaza çıkacağını bu kızın artık anlaması gerekir

insanın sabrıyla oynamak kötü bitebilir. Sonunda korkunç bir şey olursa suçlusu ben değilim.

Kimsenin şaka yapmasına alay etmesine izin veremem! Kahrolası bir huyum var, sinirlendiğim zaman sakın kimse yanıma yaklaşmasın! Çünkü ne yapacağım belli olmaz

Bir kadına «sizi sevmiyorum» demek bir yazara «iyi yazmıyorsunuz demek kadar uygunsuz kaçar

Sinirli, ters bir adamım ben, elimden her an bir kaza çıkabilir. Öyle bir şey yaparım ki, ondan sonra ayıkla pirincin taşını!

Sinirli, tepesi atmış bir adamı nikah masasına oturtmak, kudurmuş bir kaplanın kafesine elini sokmak kadar tehlikelidir.

evlendim işte... Herkes evliliğimizi kutluyor, bana iyice sokulup şöyle söylüyor: Artık benimsin Söyle, seviyor musun beni?

Ama nedense iyi düşünceler hep geç geliyor insanın aklına. Neden dersiniz!

Sucuk gerçekten berbattı. Çiğnediğim lokmayla baş etmem için zincire vurulmuş iri bir köpeğin dişlerine sahip olmam gerekiyordu

dilenciler gibi kir-pas içinde yaşarlar. Halkımız genelde yoksuldur, boğazlarına dek kör inançlara batmıştır, okumayı sevmezler

Öğrenciler ömrümün sonunda dek unutamayacağım kişilerdir Yalnız yatacak yer, yiyecek vermekle kalmadılar; gerçek yaşam yoluna yönelttiler beni,

Öğrenciler ömrümün sonunda dek unutamayacağım kişilerdir
düşünmeyi öğrettiler, yaşamın amacını gösterdiler. hepsi akıllı, olağanüstü insanlar

öğretmenlik sorumluluk isteyen, zor bir meslekti. Çocuğun kötülüğe, boş inançlara eğilimini engellemek; bağımsız, dürüstçe düşünmesini sağlamak; son derece güçtü

öğretmenlik zor bir meslekti. Çocuğa dinsel konuları, kişilik, özgürlük gibi aşılamak son derece güçtü Gübre böceğini gül yaprağına alıştıramazsın.

Gübre böceğini gül yaprağına alıştıramazsın.

zavallı bir baba gibiyim Adetim kurusun! Kusurlarımı gizlemek istediğim zaman suçu masum çocuklarıma atarım.

Şükür sana, Tanrım! Üç oğlum var, üçü de birbirinden iyi.Mükemmel, eşi bulunmaz çocuklar.

Üç oğlum var, üçü de birbirinden iyi. Hiçbiri ağzına içki koymaz, hepsi de ağırbaşlı, iş bilir, akıllı insanlar.

Benden kötülükten başka bir şey görmediniz. Ben yolunu şaşırmış, ahlaksız bir adamım... Şimdi, Tanrı'ya şükür, eski azgınlığım kalmadı, büsbütün sünepenin biri olup çıktım.

çocuklar, sonuna dek dayanın! Babanızı sayarsanız ömrünüz uzun olur. Gösterdiğiniz bu çilekeşiik karşılığında Tanrım ömrünüzü artıracaktır

Cahil ve küstahtır ama iyi bir kadındır. Göğsünde yumuşak, sıcak bir yürek taşır.

basit, gösterişsiz bir yaşam süreriz, İçimiz dışımız birdir, sizin gibi göz boyamayı sevmeyiz.

yalnız yaşayan bir adamım, kimsecikleri tanımıyorum. Kimseyle dostluk bağım olmadığına göre kimin yanına gider, derdimi kime açabilirim?

Benim için güzelliğin, yüz görünüşünün fazla bir önemi yoktur, hani nasıl derler, yüz güzelliği insana su içirmez...

güzel kadın insanın başına dertler açar. önemli olan kadının dış değil, asıl iç yapısı, gönül zenginliği,

Benim inancım, önemli olan dış görünüş değil, asıl iç yapısı, başka bir deyişle gönül zenginliği,

kadının fazla akıllı olması fazla işe yaramaz, çünkü akıllı, zeki kadın türlü türlü düşünceler taşır, değişik ülkülerin peşine takılır.

Bir erkek karısının Fransızca, Almanca gibi yabancı diller konuşmasından hoşlanır elbet; gelgelelim düğme dikmesini bilmiyorsa bütün bilgiler neye yarar

ağırbaşlı, olumlu bir adamım, soyluca düşünürüm, karımın da benim gibi kararlı, sert olmasını, benim kendisi için velinimet ve ailede birinci kişi olduğumu anlamasını isterim.

Anlaşılan, nefret de aşk gibi kolay kolay unutulmuyor... Durun, bakayım! Galiba horozlar ötüyor. Hepinize iyi geceler!

Gün günden beter.

Doğru, her yerde azaldı.

Şöyle bir bir düşünülürse Bu dünyanın işine akıl ermez. İnsan düşündükçe bazan gülesi geliyor

Dedim ya, gün günden beter. kuşlar azdı zaten, bu yıl daha da azaldı, aradan beş yıl geçince hiç kalmayacak.

Anladığım kadarıyla çok geçmeden bırak av kuşunu, kümes hayvanı bulamayacağız evlerde.Her şey kötüye gidiyor. Bunun sonu felaket.

Güzel dünyamızın yıkım günü yakın.Bu dünyayı biz kurmadık, Tanrı nasıl isterse öyle olur,

acınası bir durum! ağaç kuruyunca ya da şurada bir inek ölünce için sızlarsa dünyanın yok olup gitmesine gönlün nasıl razı olur?

Oysa öyle çok güzellik var ki! Bak şu güneşe, gökyüzüne ormana, ırmağa, türlü türlü yaratığa! Bütün bunlar bir arada yaratılmış, birbirine çatılmış, bir bütün oluşturulmuş!

Her şey yerli yerinde, her şeyin bir anlamı var. Şimdi bütün bu güzellikler yok olacak, öyle mi
Denizlerde, göllerde, ırmaklarda

Denizlerde, göllerde, ırmaklarda
balık yıldan yıla tükeniyor. turna balıkları latalar, çapak balıkları, aynalı sazanlar levrekler nerede
rastlarsan yat-kalk dua et!

Kaya balığı soyuna kıtlık girdi. Yıldan yıla azaldıklarına göre bir gün gelecek, tümüyle yok olacak

şimdi yağmurlar yağdığında bile doğru-dürüst su akmıyor. Her yerde felaket bastırdı dünyamızı.ormanlar dyok oluyor. Bir yandan kesiyorlar, bir yandan yakıyorlar,

Şurada bir fidan yükselmeye görsün, hemen dayıyorlar baltay
bir yandan kuruyor, ama yenisi yetişmiyor.

Evet, efendim... Ben kuru ekmekten başka bir şey istemem, çünkü ekmek bizim başlıca besinimizdir

şimdiki köylüler taze somun yanına çay isterler, votka isterler, gün batımından doğumuna uyumak isterler, hastalık uydurup türlü türlü şımarıklık yaparlar... Nedendir bütün bunlar?

Yürekleri kurumuş

Adları bey ama ne gösterişleri var, ne görkemleri... Yürekleri kurumuş mübareklerin; sanlarını unutmuşlar
Tanrı güçlerini aldı, züğürtlükleri ondan...

Tanrı'nın isteğine kim karşı koyabilir ki?

Nedendir, dersin, bütün bunlar? Çok günah işliyoruz, Tanrı'yı büsbütün unuttuk, onun için... Böyle giderse elbette kötü son gelir.

Kendimizi bilmenin, aklımızı başımıza toparlamanın zamanı şimdi., yaşantımız gitgide sarpa sarıyor, yaşamak günden güne zorlaşıyor. yoksulluk diz boyu...

hayvanlarımız ölüyor, hastalıklar artıyor... Eksiklerimiz bitmiyor bir türlü.Batacaksa bu dünya bir an önce batsın! Boş yere uzatmanın, eziyet etmenin bir anlamı yok!

Yeryüzü, orman, gök... bütün şu varlıklar bir uyum, düzen içinde yaratılmış, bu işte büyük bir akıl var. Gelgelelim hepsi de boş yere yok olup gidecekler.

En çok da insanlara acıyorum


Ne yapacağımı çok iyi biliyorum.» Aile onurumuz çiğnenip beş paralık oldu, alnıma kara bir leke sürüldü. şerefli bir yurttaş olarak öcümü almalıyım. Önce aşığını öldürürüm, sonra kendi canıma kıyarım..

Şu enfes tabanca Smith-Wesson Ateşli silahlar teknolojisinin en gelişmiş ürünüdür. Altı yüz adım uzaktan on ikiden vurursunuz,

Şu, kabzasındaki işlemenin güzelliğine bakın! En moda markadır Smith-Wesson

Adamın hayranlık dolu yüzüne bakınca Smith-Wesson marka bir tabancası olsa seve seve alnına bir kurşun sıkacağını düşünürdü.

Böylelerini köpek gibi gebertmek gerekir

Yabancı dövizlere karşı paramızın değeri çok düşük, gümrük vergisi ise saatten saate artıyor, gene de,
Devletimizi eleştirmemekle birlikte, ben bile isyan ediyorum.

Paramızın değerini düşürüp gümrük vergilerini öylesine artırdılar ki, Böylelerini köpek gibi gebertmek gerekir

şimdi tabanca almak yalnız zenginlerin harcı! Yoksullara fosforlu kibritler ile Tula silahları kaldı. Tula silahları baş belası! Bununla karınızı vurmaya kalksanız kurşun dönüp sırtınıza saplanır.

Öç almanın tadı şuradaydı ki, yaptığın işin meyvelerini görürdün. Sen tabut içinde yatarken bir şey görüp bilmezsen öç almanın ne anlamı kalırdı?

kendimi öldürecek olursam beni fazla duygusal davranmakla suçlayabilirler. Üstelik kendimi niçin öldüreyim ki?

intihar etmek korkaklık sayılır

geçenlerde bir subay Smith
Wesson almıştı. Bununla karısının aşığına ateş edince neler olduğunu tahmin edebiliyor musunuz Kurşun adamı delip geçmiş,

bir subay Smith Wesson almıştı.
sırayla karısının aşığını delip geçmiş, süs köpeğini öldürmüş, ardından karısını sakatlamış. Bu son derece etkili atış şirketimize onur kazandırmıştır.

Ah, mösyö, zamanımızdaki ahlak bozukluğu beni nasıl öfkelendiriyor, bir bilseniz

Başkasının karısını sevmek kendinin olmayan sigarayı içmek ya da başkasının kitabını okumak gibi sıradan bir şey oldu şimdi ahlak bozukluğu


eylül ayları geceler hep böyle soğuktur, ama güneş doğar doğmaz soğuktan eser kalmaz.

Kimeydi kızgınlığı? insanlara mı, yoksulluğuna mı, güz gecelerine mi

oğlanları evlendirdik, çok şükür, şimdi de kızı gelin ediyoruz. Edi ile büdüyüz artık evde. Çocuklar yuvadan uçtu, cascavlak kaldık,
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Yaşar Kemal Sözleri

İnsan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez.

İnsan düşleri öldüğü gün ölür.

İnsanoğlu umutsuzluktan
umut yaratandır.

İnsan çürümedikçe şiir çürümez.

Demir olsam çürürdüm toprak oldum da dayandım.

Açlıktan ölümü izlemek acıların en büyüğü.

İnsan evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar.

Düşünmek en küçük anlamda var olmak demektir.

Dağlar insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.

O iyi insanlar o güzel atlara bindiler ve çekip gittiler. Demirin tuncuna insanın piçine kaldık.

Zulmün artsın ki çabuk zeval bulasın. Anadolu da zalimler için böyle derler.

Çekemeyenlere bakma fikirler hep ayrı olur. Hiç bir aşkı sözle yıkma söz yarası ağır olur.

İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var bir ince yerleri İşte oraya değmemeli.

Bir toplum hoşgörüsü kadar güçlü sağlam haklıdır. Zulmü kadar zalim zayıftır. lrkçılık ise en korkunç hastalıktır.

Türküler tıpkı kırk bin yıl su altında kalmış yıkanmış cilalanmış çakıl taşı gibidir.

O insana güvenmeyen bu insana güvenmeyen her insanda bir kötülük gören insanı insan saymayan insan değil piçtir yavrum.

Konuşan insan öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmayıp ta içine gömüldü müydü sonu felakettir.

Dünyanın ucunda bir gül açılmış efil efil esen yele merhaba. Karanlığın sonu bir ulu şafak sarp kayadan geçen yele merhaba.

Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle hakkı yenenlerle sömürülenlerle acı çekenlerle yoksullarla birlikteyim.

Bir dil bulacağız her şeye varan Bir şeyleri anlatabilen Böyle dilsiz böyle düşmanca böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada.

Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir bir çiçeğin bile yok olmasını dünya için büyük bir kayıp sayarım.

Gülümse bitsin karanlık Gülümse karamsarları şaşırt Gülümse güller açsın yüzünde Dünyayı ısıtmasan da güneş gibi. Gülümsemenle yayılsın ışık

Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır.

Dünya on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır.

Bir çiçeğin koparılması bir rengin bir kokunun yok olmasıdır. Tek dile tek renge kalmış bir dünya hapı yutmuştur.

Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelik de düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar.
Düşünmeye çalışanları da hep öldürmüşler.

Küreselleşme tek tip insan yetiştiriyor bugün. Oysa dünya on binlerce çiçekli kültür bahçesidir

Günün birinde İstanbul’un tarihi yazılırsa kuş satıcılarından mutlaka bahsedilmesi gerekir onlar olmadan İstanbul tarihi yavan olur.

Eğer bir insanda azıcık insanlık varsa yalan söylemez. Dedikodu yapmaz.

Dedikoduyla insanı küçültmek insanlıktan çıkmış bozulmuş çürümüş elinden bir şey gelmeyen düşkünlemiş bir insanın kârıdır.
Bu insanı karşına almak onun durumuna düşmek olur.

Belki kuşlar çok derin eski bir içgüdüyle buraya o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne göğüne uğrayacaklar bir an duraklayıp bir şeyler arayacak bir şeyleri anımsamaya çalışacak beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.

kafa kağıdı necip fazıl

Sultan Hamîd'e, İstanbul'un işgali ihtimaline karşı Eskişehir'e nakli için teklifte bulunulmuş... «Hayır, demiş Sultan; ben burada Beylerbeyi Sarayında kalmayı ve günlerimi vatana dua etmekle geçirmeyi tercih ederim. demiş

Sultan Hamîd'e, İstanbul'un işgali ihtimaline karşı Eskişehir'e nakli teklif edilince sultan şu cevabı verir Ceddim Fatih Sultan İstanbul'u kuşatınca Bizans İmparatoru kaçtı mı ki, onun bile kabûl etmediği sefil bir işi teklif ediyorsunuz. nasıl vicdan ve diliniz varıyor? Gerekirse ölürüz; ama kaçak diye gezmeyiz!»

kadın, asliyle, Hıristiyanlıkta yol kesici bir engel, İslamiyette ise yol verici bir kanat...

Allahım bana sabır ihsan et ve beni koru!.. sen kitabında hiçbir nefse takatinden fazlasını yüklemem buyuruyorsun !

Gözler, içinde ya merhamet, ya nefretin ışıldadığı bir kandildir...

Bir yerden sirke kokusu alsam, hatırıma çocukluk hastalıklarım gelir.

Halkla hakkı bir arada tatmin etmek mümkün olmayınca halkı küçümsemekten gayrı çare kalmaz.

İnsanların bir kısmı suratlarında bir hayvan resmi taşırlar. Çoğu da silik ve şahsiyetsiz...

Hayat, bu tek tek anların yapıştırma çizgisinden ibaret, girişi ve çıkışı azap iki nokta arası bir tüneldir;

Yunus, mezar taşına "hece taşı" demekle ne kadar derinlere inmiştir. Evet, hayat tek bir heceden ibarettir ve onun ismi "ân"dır.

Böyle hikâyeleri dinledikten sonra, gece korkumdan yorganın altına gizlenmeden edemiyorum. Sanki yorgan korku kalesinin kapısıdır ve örtüldü mü hiçbir kaygı kalmaz.

din Onu şuurlaştıracak, bayrağını açacak ve öyle yaşayacaksınız.

Ve işte ben... hayal kanatları kan içinde çocuk...

Bense dünya ve Türkiye görüşüm bakımından birçokları için def'i lâzım bir belayım ve nazarlarında hayat hakkına sahip değilim.

Düğümlenirken uzun yolların ufukta ucu, Bugün de gelmedi,hasretle beklenen yolcu...

Annemi düşünüyorum...Ne aldımsa, annemden hayatı boyunca masum ve mazlum bu kadından aldığıma inanıyorum.

Ayetteki, hiçbir nefse takatinden fazlasının yüklenemeyeceği müjdesi önünde bir an içimde tesellimi buluyor, şükrediyorum

kibre düşmek korkusu içinde tövbeye yapışıyordum:
Estağfirullah estağfirullah; ya Allah, ya Gaffar, ya Kaadir, ya Rahman!

Gözler, içinde ya merhamet, ya nefretin ışıldadığı bir kandildir... Bazen de ve çok defa sönük ve bomboş...

Allah senin gibiler için af çıkaran hürriyetin belasını versin Bu adam, kendi yeğenleri iki küçük kızı dağa çıkarıp boş bir değirmende ırzlarına geçmiş, sonra taşla başlarını ezip öldürmüştür. fink atmaktadır.

Annemi düşünüyorum...

Gidiyoruz. Onlar arabada, ben at sırtında...Kaynak suyu kadar saf ve temiz bir bahar havası...

Karabaşlar, kır çiçekleri, kekik ve lavanta bitkileri....Onlar havayı, hava onları kokluyor. İlk defa gerçek bir köye gidiyorum.

Sanki yorgan korku kalesinin kapısıdır ve örtüldü mü hiçbir kaygı kalmaz.


Ölümden o kadar korkar ki, yatağa boylu boyunca uzanamaz ve yarı belinden yukarısı dik kalacak biçimde, başını 4-5 yastık üzerine dayar.

Ve Demek, diyorum; aşk buymuş...

Zira kız çocuktur ve Büyük Babamın kıymet bareminde kız çocukların değeri düşüktür.

Demek ki, yaşadığımızı sandığımız hayatın üstünde bir hayat var; ama onun bestesini zapt etmeye mahsus akort bizde eksik...Bu eksikliğin adı da -ne tuhaf!- sıhhat...


Hiçbir şeyi izahla çözemediğimiz gibi izahsız da yapamıyoruz. Velî ne güzel söylemiş Bu iş ne akılla olur, ne de büsbütün akılsız!..

yaşadığımızı sandığımız hayatın üstünde bir hayat var; ama onun bestesini zaptetmeye mahsus akort bizde eksik...

Sigaraya 13 yaşında Bahriye Mektebinde başladım. Bulunmasının en zor ve cezasının en ağır olduğu yerde.


İnsanlar ömürlerinde bir kere bülûğ azabı çekerler; fakat dehânın çocukları birçok kere... Böylece her defasında gençleşirler."Goethe

Gazete riyakâr, dergi cansız, kitap köksüz, okuyucu sağır...

ideoloji hepsi muhasebesiz ve muhakemesiz, sığ ve sefil tekerlemeler...

Olmaz, olmaz diyorlar; bu böyle gitmez! Bu çocuğu evlenmek kurtarır.


İslam misafirliği uzun sürmüş bir yabancı muamelesine uğratılmakta, resmen kovulmamış olsa da bodrum veya tavan arasında muhafaza edilmekte."

İki din arasındaki üstünlük ve ulvîlik farkını görmek isterseniz, iki tabutu yan yana koyun ve bakın: Birinde sahte şatafat ve çirkin ziynet, öbüründe gerçek mahviyet ve en tabiî samimiyet...

Kundaktaki çocukla yataktaki ihtiyara ait ruh aynı yaşta...

Bu halimle ve bu yaşımda hapse 1 gün için girsem ölürüm.

Sevgilime kul oldum,
Güzelliği seçeli.
Varlıkta yoksul oldum,
Benliğimden geçeli...

Bugünden başlayarak artık askersiniz! Çocukluğa ve başıboşluğa paydos!

ruh, gerçek pırıltısını ölümden ötede gösterecektir.

Bir devrin birbirine aykırı iki kanadı arasında bile görülen vicdan ve insaf levhası...

Zalim taraflarım da vardı. Zalimden mazluma ve mazlumdan zalime her an yer değiştiren bir karakter...

Ne rahat adam!.. Bu adam ateşe de soksalar böyle mi uyuyacaktır?..
Ya ben?

Doğrudur. Ama bu doğru da tarife muhtaç...


Siz ağlatıcı komikliğin derecesine bakın ki, İsveç veliahtı İstanbul'u ziyarete geldiği zaman, Bahriye Mektebine davet ettiler. Prens'e müthiş bir Avrupalılık vesikası olarak, erkek erkeğe dansımızı seyrettirdiler.

Mektebin camiine, zorunluluk ifadesiyle değil, devam edegelmiş teamül halinde, ancak cuma gidilir. Zabitler ve hocalardan namaza rağbet gösterenler pek yoktur.

Çocukların anlattığına göre bu adam, sık sık evleniyor ve her defa, aldığı kadın veremden ölüp gidiyormuş.Acaba ne yapıyor da, kadınlar tez vakitte çürüyüp öbür dünyayı boyluyor?..

Üflediğin zaman mangalda kül bırakmıyorsun! Ama hiçbir tasan yok!.. Var mı ukalalık var mı kuru sıkı laf hep sende...

Anneye sokakta rastlayanlar, onu bir çift göz deliği meydanda bir çarşafa bürülü görürken, evi ziyaret edenler de daima bir başörtüsü içinde buluyor.


Halamın oğlunu, Sherlock Holmesin Watsonu gibi yanıma alıp, Yerebatan mahzenlerinde katil aramaya çıkmışlığım olmuştur.

iyi adamdı; çocukları dövme taklidi
yapar ama dövmezdi.

Gemiler güya Türkiye'ye satılmış, Türk bayrağını çekmiş, isimlerini "Yavuz" ve "Midilli" olarak değiştirmiştir. bu iddialar gülünç kaçıyor ve Türkiye, hatta sevinçle, memnunlukla, Batı düşmanı olarak deftere kaydediliyor.

Sakın öptükten sonra eli alnına götürme!..Yani alafranga, tırnak ucundan öp!..

Boğuluyor, fakat kimseye içimi açamıyordum.

Bir zorakilik ve iğretilik ki, demeyin gitsin!..

İmân ve Aksiyon, Necip Fazıl


Demek ki milyonluk orduların milyonluk ordularla cihadı, ancak küçük cihaddır. En büyük cihad, tek adamın kendi nefsi ile cihadıdır.

Burada ne ekersen orda onu biçilmiş bulacaksın;burada zaman içinde inlerken orada zaman üstü huzura ereceksin.

Ey örtülere bürünen Nebi, kalk ve insanlara emirlerimi bildir!" Ve işte İslâm (aksiyonu) açılmıştır!

Istırabını çekelim, katlanabilelim, hakikate talib olalım, Allah verir.

Bir davamız... Bir meselemiz var! Bütün sistemler, kendi haklarını, hakikatlerini, varamadıkları hakikati İslamiyet'te bulsun...

Kula karşı utanmak, Allah'a karşı hicabın ifadesidir. Kula karşı utanmadığını gösteren, Allah'tan utanmıyor demektir.

Pasteur diyor ki: " alemde hiçbir delil kalmasa, bir mikrobun hayatı bana Allah'ı ispat etmeye yeter."

Hak ve hakikati görelim!

ruhumuzu görür gibi oluyoruz. İşte, ruhumuz zamanî değildir! O, büyük vatandan gelen ruh, zaman üstü vatana hasret...

bu dünya bir kedinin içine düştüğü kuyuya benziyor. kedi, durmadan taşlara tırmanıyor, çıkmaya çalışıyor, bir türlü kuyudan
çıkamıyor, Ruhumuzun hali bu, mânası bu,

vatan sevgisi imandandır!"

Biz zamanın üstüne çıkmaya davetliyiz. Sanki bir denizaltı gibiyiz dünya hayatında... Bütün dâva suyun üstüne çıkabilmekte.

Aksiyonun olmadığı yerde evvelâ şahsiyet yoktur.

Daima o ! Her gün biraz daha her gün özde ve esasta daima o...

İdrakin aczini idrakten büyük idrak yoktur. "

Allah'ın evi, asıl senin kalbindir."

Hz İbrahim'in karşısında Nemrut, Hz Musa'nın karşısında Firavun, Hz İsa'nın karşısında Roma, Hz Muhammed Mustafa (s.a.v) 'nın karşısında tüm dünya...

Allah aşka öyle bir kuvvet ihsan etti ki, batıla, yanlışa, faniye bile aşkla bağlanmanın bir kuvveti, var

Besmele, Allah'a dayanılarak yapılan vazifenin formülüdür; ve mâna, hikmet, güzellik, tesir, bakımlarından hiçbir dinde böyle bir anahtar mevcut değildir.

Rönesans yeniden doğuş manasına gelir. Fatih'in Istanbul'u zaptettiği tarihle başlar ve bugünkü garbın temelini kurar.

biz şevkimizi kaybetmeseydik ve garbın nasıl adam olduğuna dikkat etseydik, bunun kendi hakkımız, olduğunu bilseydik, Kur'an emirini yerine getirseydik, bugün füzeyi biz icad etmiş olacaktık...

Aşksız amel ve iman hiç bir mâna ifade etmez, Hz Hasan abdest alırken sararır Sapsarı kesilirmiş... . Yanındakiler sorarlar: "- Niçin bu hale geliyorsunuz?" Cevabı: "Kimin huzuruna çıkmaya hazırlanıyorum, biliyor musunuz?"

garanti var diye oturacak olursak, Allah'ın takdirinde ne varsa o olur diye hiçbir kıpırdama yapmayan insanın sefâletine düşeriz.

Kimse kaderin sırlarını ve tecellilerini olduğu yerde beklemek selahiyetinde ve kudretinde değildir.

Çilesi çekilmeyen şeyin aşkı olmaz.

Amel, dinimizin baş kelimelerinden biri... Ama bizim dar anlayışımız içinde, belli başlı işlere ait olarak sınırlandırılmış ve gerçekte sınırsız olan delaletinden düşürülmüş.Biz onu sadece ibadetlerde kullanırız.

ibadetlere bağlı sayısız vazifeler olduğunu ve hamle ruhu yaşamak gerektiğini düşünürsek, o zaman ''amel' manasını kavrar ve aksiyon buluruz. ''Amel'' kelimesinin asli ve esasi güzelliği de bu noktada..

İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin bir sözü var: "-İstemek nâil olmaktır
Allah kabûl etmeyeceği duayı ettirmez."

fikrin acısını çekmeliyiz, çilekeş anlayışın zevkini tatmalıyız.

Allah için muhabbet, Allah için buğz... Yani, sevgi ve nefretimiz yalnız Allah için olacak...

İş Allah için neleri sevmekle, nelerden nefret etmekle mükellef olduğumuzu bilmekte.

Evvela Besmeleyi alalım her işde kullanmakla mükellef olduğumuz, fakat papağanvari dudaklarımızda gezdiğimiz, bu, her fiilin anahtarına ait hikmeti düşünseydik, İslamın ne muazzam olduğunu görürdük. "

Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle deyip" her kudreti ona bağladıktan sonra işe girişmenin güven duygusunu; ve onun rahmetini düşünün! Bu iradenin, açamayacağı kapı var mıdır ki?..

Besmele yalnız Allah'a dayanılarak yapılan işin, vazifenin formülüdür; mana, hikmet, tesir, bakımlarından hiçbir dinde böyle bir anahtar mevcut değildir.

Cahiliyet devrine ait herşeyi çiğniyorum!" Işte mutlak Inkılâbın ilk (aksiyon) ölçüsü..

Allah için muhabbet,
Allah için buğz...

Aşka ait kelimelerin nebata ve hayvana tesiri vardır; ancak gafil insana tesir etmez." İbn-i Semnûn

Gazali "Aklı gerdim, diyor; gerdim, lâstik bir tel gibi kopacak hale getirdim; ve gördüm ki, akıl sınırlıdır.

Gazali düşecek gibi oldum aklın taraçasından ve anladım ki, her şey bir nur idrâkinden ibarettir. Ve Müşkât-i Nebî, Peygamberin ruh feyzine sığınmak... Koştum, yapıştım, sığındım ve kurtuldum..

İman kardeşliğinin ne zamanı vardır, ne de mekanı...

İslamiyet sağlı ve sollu bir çift kanattan ibarettir. Bunu Avrupalılar bile takdir eder, fakat bizim yarım yamalaklarımız anlayamaz.

Hiçbir şey devam etmiyor. Allah her ân bütün kâinatı imhâ ediyor, her an ihyâ ediyor. İşte büyük İlâhî

hikmete temas burada, derhal Allahın varlığının eşiğine kapanır ve büyük tecelliyi anlar. Bir vücut, bir adem... Bu dünya eksiklikler, kesiklikler, karanlıklar âlemi...

sosyeteye mensup hanımefendiye dedim ki, "Tesettürün inceliklerini anlattıktan sonra siz hâlâ ona yanaşmıyorsunuz. Rica ederim cevap verin: Eğer size garp modası olarak İslâm tesettürü gelseydi, tereddüt eder miydiniz baştan aşağı kapanmak hususunda?"

Aşk olmayınca, çile olmaz.Çile olmayınca ibda, meydana getirme cehdi olmaz, şevk olmaz, hiç birşey olmaz, aksiyon olmaz

Dünya Ahiretin tarlası..." Burası, dünya ıstırap yatağı...

mutlak planda (aksiyon)cu peygamberlerdir. Onun için peygamberlerin en büyüklerine ''ulu'l azm'' denir. Azm, hamle ve hedef sahibi peygamberler...

En büyükleri dört tane; Biri ve ilki, yani en büyüğü, zaman ve mekanın ezeli ve ebedi peygamberi, Allah'ın sevgilisi ve kainatin fahri... O'ndan sonra, derece derece, Hz İbrahim, Hazret-i Musa ve Hazret-i İsa...

Tüm peygamberler arasında en üstün derecede ikinci Hz. İbrahim, üçüncü Hz. Musa ve dördüncü Hz. İsa'dır. dördünde de (aksiyon), hamle ve hareket, gaye ve hedef, fiil ve amel başta gelir.

Tevbe Suresi'nden: "Ey mü'minler, size ne oldu ki, Allah yolunda elbirliğiyle savaşın denilince ağırlaşıp yere mıhlandınız.?"

Herkes tabancasını çekip o anda kronometre ile,Amerika'da gündüz,burda gece,herkes aynı anda ölse,dünyada hiçbir fert kalmasa yine herkes ayrı ayrı ölür.Beraber ölünmez.

Ahlâk demek, O'nun ahlâkına bürünmek O'nun ahlâkı da Allah'ın ahlâkı... "Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanınız!" hikmeti...

sade marka Müslümanı kalacak olursak, ibadetlerimizi yerine getirdikten sonra vazifelerimizin bittiğini sanırsak, iman iddiasından utanmamız icap eder.

Allah’ın eşya ve madde üzerine attığı bir ağdır, zaman. Bu ağın içinde olmayan hiçbir şey yoktur. Her saniye, her an zamanın içindedir.

Aksiyon Budur... Fatih; önüne bir zincir çekerler, biliyorsunuz, gelir, gemilerine insan aklının kabul etmiyeceği şekilde yol açar. O devrin fenni imkânlarına göre harika iş...

Dağlardan Haliç'e donanma indirmek...İşte aksiyon budur, olmazı yapmak...Fatih bunu yapabiliyor; çünkü imanı var, şevki var, aşkı var, gençliği zindeliği var...

Besbellidir ki, aşksız iman olamaz, disiplinli ve ahlâkî ölçüsü yerinde olmayan aksiyon ise hiç olamaz.

Bilmezler ki Şeriat ebediyet kasasının şifresidir!

Nedir zaman, nedir? Bir su mu, bir kuş mu? Nedir zaman nedir? iniş mi, yokuş mu? Bir sese benziyor; Arkanız hep zifir! Bir sese benziyor: Önünüz tüm kabir!

Farzedelim: bir çocuk ölmek üzere
Hemen ameliyat lâzım... annesi bağırıyor. onun merhameti mi değerlidir? Hiç ses çıkarmadan, hastayı masaya yatırıp vücudunu kesen doktorun merhameti mi?..

İslâmın kılıcı, ucunda merhameti götüren şifalı bir âlettir. Ve bu merhamet, mevcut bütün merhametlerin üstündedir.

fikirsiz hiçbir iş yoktur. Bir sigara yakmak için bile kibritin çıkarılması, çakılması birer küçük fikirdir.

Büyük fikir ve onun büyük iş hâline inkılâbı; aksiyon budur. Yani kendi ve cemiyetini aşma cehdi; aksiyon budur. Her işte imkân üstüne tırmanmak ve engeli aşmak davası;


Allahın Resûlü sahabileriyle atları üzerinde dönerlerken Medine'ye, büyük zaferden sonra, diyorlar ki, Sahabîlerine: - Şimdi asgar en küçük cihaddan, ekber en büyük cihada dönüyoruz!"

Sahabiler: "- Ya Resulâllah, diyorlar; şimdi büyük bir cihaddan geliyoruz. Hangisidir ekber cihad?" "- Bir kişinin kendi öz nefsi ile cihadı." Buyuruyorlar...

İstemek nail olmaktır.Allah kabul etmeyeceği duayı ettirmez."

İstemek, yana yana dilemek, nail olmaktır.Istırabını çekersek muvaffak da oluruz.Istırabını çekelim, katlanabilelim, hakikate talib olalım, Allah verir.

Milyarlarca ton ağırlığında, balyoz gibi küfrün kafasına inen bu kılıç, Allah bir!" diye bir ses duysa, ne derece tutulmaz, zaptedilmez bir bulunursa bulunsun, hemen, bir anda havada donar, yere iner

yeni mümini, ebedî kurtulmuşu selâmlar. Gerçek fikir ve merhametin kılıcı... İşte bizim kılıcımız, İslâmın kılıcı!..

Hesaba çekilmeden nefsinizi hesaba çekiniz. Hadis-i Şerif

Aksiyon nedir? "Aksiyon, sade iş ve fikir değil, üstün işe hâkedilmiş, üstün fikir demektir.

Gerçek fikir ve merhametin kılıcı... İşte bizim kılıcımız, İslâmın kılıcı!..

Dua ediyor yüce Ebu Bekir "Allahım; sen kamil kudretsin; yarın ahirette cesedimi o kadar büyüt ki cehennemi yalnız ben doldurayım ve başka kuluna yer kalmasın!" İşte merhamet!..

islamiyette Hakiki servet sahibi, paranın sahip olduğu değil, paraya sahip ve hakim olandır... Çünkü zenginlerimizin çoğuna para sahiptir, onlar paraya sahip değildir.

İslâm, iman ruhunun, bitmez tükenmez, durmaz, dinlenmez aksiyonundan ibarettir.

Müslümanlığın heyecan anlayışını muhafaza eden, onun en küçük emrine en ulvî mâna göziyle bakan, mücadele ruhuna bürünen her fert, İslâmın, ebedî bir cehd, bir aksiyon dâvası olduğunu takdir eder.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Sezai Karakoç Sözleri

Umutsuzluk yok! Gün gelir. Gül de açar. Bülbül de öter.

İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler.

Özgürlüğün bedeli, özgürlüğü yitirmeyi göze almaktır.

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı. Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.

Ayasofya’nın avizelerini bu ramazanda da ısıtamadık; bunu unutmamalı.

İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür.

İslâmda, âdeta, nimet, emek için değil, emek, nimet içindir.

Ben kandan elbiseler giydim Bundan senin haberin var mı?

Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.Donmuş ruh ancak baharla kanatlarını açar.

İlle de, ‘uyan ey akıl, ey vicdan, ey insanlık!’ diye bağırmak mı gerekmektedir?

Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat.

Camiyi hayattan sürmeye başladık başlayalı, adeta ilahi bir ceza olarak hayattan sürülmeye başladık.

Anlaşılıyor ki, İslâm âleminin kaderi, Türkiye’deki kördüğümün çözülmesine bağlı.

Cami, mihrabıyla bir tapınak, minberiyle bir toplum ve devlet, kürsüsüyle bir okuldur.

Ramazan dünya içinde ahirete bir aylığına müslümanların toptan hicreti gibidir.

Karanlık bize bir derinlik kazandırırken, ışık bizi bazı görme yeteneklerimizden alıkoyar.

İnancın yarısı utançtır. Her şeyi tam olsa da, utancını yitirmiş bir medeniyet, sağlıksızdır.

İnsandan insana şükür ki fark var.

Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun.

Adalet mülkün temelidir. Peki adaletin temeli nedir?

Putlar, tanrısızlık ortamında üreyen ruh mantarlarıdır.

Bütün şiirlerde söylediğim sensin. Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin.

Arkamda ve yanımda güçlü surlar vardı sûrelerden.Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti,

Var olan ne ki; bizi yokluğuyla üzenler vardır.

Düşünceler, sistemler, doktrinler eskir. Eskimeyen hakikattir!

Karın yağdığını görünce, kar tutan toprağı anlayacaksın. Toprakta bir karış karı görünce, kar içinde yanan karı anlayacaksın.

Ölenlerin kanında Musa bilincinin çiçeği açar. Zulümde boğulan halka, suda boğulmayan bir çocuk yol gösterir:

Oruç, insanın her yıl bir ay katıldığı ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani, Samanyolunda Ziyafet.

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.

Doğaya inmiş vahyin mucize pınarlarından bir penceredir her üzüm tanesi.

Yerde kavuşamayanlar gökte kavuşurlar. Ve bir uğurlu anda kavuşmak isteyenler kavuşturulurlar.

Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.

Sürekli sınav, öz eleştiri, sürekli fedakârlık ve feragat, samimilik, insan ruhunun kemalini de, medeniyetin üstünlüğünün devamını da sağlayan faktörlerdir.

Tek çare ve çözüm, İslam dünyasının, uyanıp Batı’nın NATO’su gibi bir askeri güç, AB gibi bir siyasi birlik oluşturmasıdır.

Büyük İslam Birliği’nin kurulması ideali, ruhlarda diriltilmeli ve bu idealin gerçekleştirilmesi için de ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

İslâm dünyasının kurtuluşu bu atılımla mümkündür. Aksi, esaret ve köleliktir.

Kâbe ya da cami resimli pastalar, sosyetik umre turları, lüks ve israf içinde dinî şova dönüşen İslami hayatlara ekonomik refah değil, sığlaşan din algısı üzerinden bakmak gerekiyor.


Ben geldim geleli açmadı gökler. Ya ben bulutları anlamıyorum. Ya bulutlar benden bir şey bekler.

Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum.

Evet, batılılar ve marksistler, aya da çıksalar, yerin dibine de inseler, ruhları itibariyle barbardırlar kurd tabiatı taşımakta devam ediyorlar.


Cennet bağışlanmıştır insana. Ve Cenneti bekçiliğini yapma onurundan mahrum edilmemiştir insanoğlu. Ne büyük onurdur bu.

Dünya zamanı, ahiret zamanının yanında adeta Hz. Musa’nın asasının yanında büyücü değneklerinin düştüğü zavallı bir duruma düşmektedir.

İftar sofrası, Allah’ın Hazreti İsa’ya indirdiği “gök sofrası”dır bir parça. Peygamberimizin nice kereler ashabıyla oturduğu sofradan bir anlam taşımaktadır.

Kur’an kıyamet vakıasını ‘saat’ kelimesiyle anlatır. Sonra bu saat kelimesi, vaktin ölçüsü, birimi olmuştur.

Sanki her an gelebilecek olan kıyamet vaktin ta kendisi olmuştur da, müslüman, içinde uzadığı akışı onunla tayin edilecektir.

Taklit, toplum ruhunun firengisi; aşağılık duygusu, toplum zihninin cüzamı; zengin düşünce hayatını yitiriş, toplum hayatının kanseridir.
 

İmân ve Aksiyon, Necip Fazıl

Beşeriyetin gayesi Ve beşeriyetin birinci vasfı: Mütemadiyen kendini aşmak... Cemiyet halinde ve fert halinde... Beşeriyetin gayesi budur.

Ebedî terakki ve Allah'a ermek yolunda sonsuz cehd ve hamle...
Beşeriyetin gayesi budur.

İslâmi dâvâmızda gölgelenmemize bütün sebep, iki tesirdir: Biri Bizans, biri Fars tesiri... Şarktan ve Garptan iki tesir... Sonra da vücuda Avrupa mikroplarının girişi başlar.

bakkallardaki boş konserve kutuları hani kutu boşalır da içine başka esya koyarlar!- sade marka müslümanı olursak, ibadetlerden sonra vazifenin bittiğini sanırsak, utanmamız icap eder.

Fuzulî diyor ki: Zamane içinde zamanın intikamı tecrübe edilmiştir. Her zaman iyiye iyi verir, kötüye kötü verir

Ve mutlak hikmetin İslamda olduğunu göreceksiniz.

Paskal diyor ki: "Yapayalnız ölürüz!" Bu basit kelimelerin derin bir manası var. herkes aynı anda ölse, dünyada hiç fert kalmasa yine herkes ayrı ayrı ve tek başına ölür.

Beraber ölünmez. Demek ki, ölen cemiyet içinde fert olduğuna göre dikkat buyurun- yaşıyan ve hayatın hakikatını temsil eden de ferttir.

Izdırabını cekersek muvaffakta oluruz. Izdırabını çekelim. Katlanabilelim .Hakikate talip olalım Allah verir.

Fatihliğin ilk şartı ıstıraptır. Istırap...

hiçbir Hristiyan'a "İsevi" demem, bu hatadır. Hiçbir Yahudi'ye " Musevi" demem, "Yahudi" derim. Çünkü "Musevi" de, "İsevi" de olmak isteyen, Müslüman olmak mecburiyetindedir.

Vakit geçiyor, gece yarısı yaklaşıyor ve henüz davanın ortasına bile gelmemiş bulunuyoruz!

Veda hutbesinden kadın bahsinde Allahtan korkun, sizin onlar üzerinde hakkınız vardır, onların da sizin üzerinizde hakları.

Çilesi çekilmemiş taklitlerle şahsiyet ve asliyet olamaz.

Ne aptaldır bazı insanlar... Şu olur mu, nasıl olur, kamer nasıl ikiye bölünür, nasıl olur da?.. Ne aptallık! Bunlara ne demek lâzım

bir kâğıdı eline aldığın zaman gözünü kapayınca, o tek mi çift mi fark ediyorsun; sende böyle bir zekâ yaşıyor. Bu nasıl oluyor?

Gözün iğne ucu kadar küçük. Ona bütün feza doluyor. Nasıl oluyor? Efendim bu hayat topyekûn mucize

Bir patolog, der ki binlerce kadavra kestim ruha rastlamadım!" Bu zayıf insanları tereddüde düşürebilir. Küfrün sahte mantığı.. Hemen cevap vereceksin: hayatında biftek yedin mi?" "Ya eti yerken dilinde ne hissettin Lezzet!"... "- Öyleyse göster lezzet dediğin şey, nerede

Zaman, mekan;hepsinin başında Allah, ölüm, ruh, madde, insan,

İşte bu yeni model genç, Dimağî cihazını kişniş şekeri kadar küçültmüş, hazmi ve tenasülî cihazını da ur haline getirmiş olan tip... Korkunç!

İşte bu yeni model genç Gencin posası bunlar... Hayvan azmanı... Hiçbir meselesi yok, hiçbir çilesi yok. Hiçbir ıstırabı yok...

Hz.Ömer'e diyor ki, bir kabile İslâmı bir şartla kabul ederiz; filan harfin Kur'an'da, üstündeki nokta altına gelirse nun", "be" olursa Bu şekilde mâna değişiyor ve kâfirlerin işine geliyor. Koca Ömer cevap veriyor: "- O noktaya kâinatın tüm ağırlıklarını bağlasanız o nokta aşağıya inmez

Şimdi hangi mezhep, Garptaki hangi mezhep, komünizm, sosyalizm, kapitalizm, liberalizm, ne istiyorsa, neye talipse, hangi dünyanın hasretini çekiyorsa gelsin onun hakikatını İslâmda bulsun!

Bizim ne kadar ilerde olduğumuzu anlamaları için, onların bizim yaptığımız devir kadar devri tamamlamaları lâzımdır.

Ömür, güneşin seyrine bakarsanız, doğuşu ile batışı arasındaki oniki saate kadar inebilir, hakikate bakarsanız bir gözün açılıp kapanışı kadar...

Allah her ân var eder ve yok eder.

Zaman,insanoğlunun en girift meselesi "Nedir zaman,nedir? Bir su mu,bir kuş mu? Nedir zaman nedir? İniş mi ,yokuş mu?

Nedir zaman Bir sese benziyor; Arkanız hep zifir! Bir sese benziyor; Önümüz tüm kabir!"

Allah kabul etmeyeceği duayı ettirmez. imam-ı Rabbanı

Dünyaya katlanacağız, hakkını vereceğiz ve oradan da büyük oluşa atlayacağız. O halde büyük oluş, basamak şeklinde burada başlıyor. İşte dünyanin hakikati...

Kula karşı utanmak, Allaha karşı hicabın ifadesidir. Kula karşı utanmadığını gösteren, Allahtan utanmıyor demektir.

Orucu tutmayabilirsin, nefs korkunçtur! Git, bir kapkaranlık odada zıkkımlan, fakat gösterme!

Son zamanların nakaratı Hürriyet
Hürriyet... Hürriyet..." Bir nevi gayesizlik... nefsanî bir gayret; ona aksiyon denmez. Çünkü hakikî hürriyet, hakikata esarettir.

İslamın kılıcı havada yıldırımlar çizmektedir.

İnsan kendi keşfine hakim olmazsa keşfi ona hakim olur. İnsanın tabi bir ırgat, bir köle diye icat ettiği makine, insana hükmeder! O vakit ruhi müeyyide kalmaz.

Dostoyevski sözleri,

Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.

Sevgi her zaman karşılık görür,
kin de.

Zamana güven, her şey unutulur.

Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun

İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir.

Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu. -

Tok olan açın halinden anlamaz derler; ama bazen, aç olan da açın halinden anlamıyor…

Hayatta hep mutlu olursam hayalini kuracak neyim kalır?

Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.

Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın.

Olgunlaşmak; Hiçbir şeye şaşırmamaktır…

İnsan aklı çoğaldıkça, can sıkıntısı artar.

Bir fikir ayrılığına rağmen karşındakine saygı duyabiliyorsan, insan olmuşsun demektir.

Kapılarını kilitlemelerini gerektiren bir şeyleri olmayan insanlar ne mutludurlar, değil mi?-

Zaten insanlar mutsuz olmadıkça başkalarının mutsuzluğunu anlamıyor.

Mutsuz bir insanın hassasiyeti çok daha kuvvetli oluyor.

Bir insanın sevilmesi için kendini göstermemesi gerekir; yüzünü gösterdi mi sevgi ortadan silinir.

cengiz han

Bitene kadar hiçbir şey iyi değildir. Eylemdeki en büyük başarı sona erdirmektir.

Korkuyorsan, yapmayın,
yapıyorsan korkmayın!

Bir lider, halkı mutlu olana kadar mutlu olamaz.

Türkler savaşmaya başlarsa şeytanı cehennemde esir alır.

Başarmam yeterli değil, diğerlerinin hepsi başarısız olmalı.

Nasıl gökte tek bir Tanrı varsa, yerde de tek bir Han olmalıdır.

Duvarların gücü, kendilerini koruyanların cesaretine bağlıdır.

Vücudum ölürse, bedenim ölse de, ülkemin ölmesine izin verme.

Arkasındaki düşmanı hisseden; önündeki düşmanla savaşamaz.

At sırtında dünyayı fethetmek kolaydır. Zor olan inip onu yönetmektir.

Tek başına bir ok kolayca kırılabilir, ancak birçok ok tahrip edilemez.

Öfkeye mahkum edilen bir eylem başarısızlığa mahkûm olan bir eylemdir.

Bir duvarın gücü, onu savunan adamların cesaretinden ne büyük ne de azdır.

Türkler hiçbir savaş kaybetmezdi, kendi ırklarından kadınlarla evlenselerdi.  

Savaşı seçtin, ne olacaksa olacak ve ne olacağını bilmiyoruz. Sadece Tanrı biliyor.

Tanrı eline farklı parmaklar vermiş olduğu gibi, o da insana farklı yollar vermiştir.

Seyahatin keyiflerinden biri yeni kasabaları ziyaret etmek ve yeni insanlarla tanışmaktır.

Bir arkadaşınız beğenmediğiniz bir şeyi yaptığında bile arkadaşınız olmaya devam eder.

Düşmanlarınızı fethedip uzun ve mutlu yaşama girebilmeniz için tek bir zihin ve bir inanç olun.

Teslim olacak olan herkes korunacak; Teslim etmeyen, ancak mücadele ve ayrılma ile karşı çıkan kimse yok olacaktır.

Ben, Tanrı’nın yeryüzündeki gazabıyım. Bu kadar büyük günahlar işlemiş olmasaydınız, Tanrı, benim gibi bir cezayı başınıza musallat etmezdi.

Bir çivi bir nalı, bir nal bir tırnağı, bir tırnak bir ayağı, bir ayak bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan bir vatanı mahvedebilir

Orduyla ilgili çalışmalarda hep ön saflardayımdır. Savaşta da asla arkada kalmam.

Yedi yılda büyük bir iş başardım ve bütün Dünya’yı bir imparatorluk altında birleştirdim.

İnsanların en büyük sevinci zafer kazanıp düşmanlarını yenmek; Onları mallarından mahrum etmek;

En büyük mutluluk,düşmanınızı dağıtmak ve onu sizden önce sürmektir.

Büyük İskender

Korkunu fethet; sana söz veriyorum dünyayı fethedeceksin.”

Denemeyi bilene imkansız yoktur.”

Hiç gerçekleşmesinin imkansız olduğunu düşündüğün bir hayalin olmamışsa, henüz gerçek bir hayal düşleyebilmiş değilsin demektir.”

Bir sürünün üzerine atılacak kurt, onun adedini asla düşünmez.”

Uzun yaşayıp şöhretsiz ölmektense, kısa yaşayıp şöhretli ölmeyi tercih ederim.”

Yaşamayı babama; iyi yaşamayı ise öğretmenime borçluyum.”

Bir koyun tarafından komuta edilen aslan ordusundan korkmam; ama bir aslan tarafından komuta edilen koyun ordusundan korkarım.”

Aynadaki Yalan, Necip Fazıl

Dua yı kabul eden, dilekleri veren, vermeyi murad edince el açtıran ,
ancak sevdiği kuluna dua ettiren
Allahım Bizi Affet

sevmediklerinin elini ve dilini bağlayan ve kendisine yönelmekten alı koyan Allahım Bizi Affet

ben Allah'ı seviyorum. O kadar korkuttukları Allah'ı... Doğru... Sevgi korkulu şey... Ben korkudan titreye titreye Allah'ı seviyorum.

Şu levhada ne yazılı? - "Mûtû kable entemûtü" ... - Ne demek? - "Ölmeden ölünüz!" - Müthiş!..

İslâmda kadın, kıymeti bilinen ve belirtilen her şey gibi, mahfaza içinde bir mücevher...

Ama annelik bu sana acımaktan başka bir şey elimden gelmez. Sana bir halk masalı anlatayım: Sevgilisi âşığından annesinin ciğerini istemiş: Çocuk annensini öldürmüş ve Elinde annesinin ciğeri, ayağı takılmış ve düşmüş... Ciğer haykırmış: Vah evlâdım, acıdı mı bir yerin?.."

Doğrudur;biz, hepimiz kendimizden başkasını sevemiyoruz. Başkasında sevdiğimiz yine kendimiz

Şeyh-i Ekber: "Zıtlar birbirine o kadar yakındır ki, bir kere buluşabilseler bir daha ayrılmazlar..."

Anne, beynimin patlayıp kül olmasından korkuyorum! - Allah’a bağlan, yalancı dünyadan geç ve korkma! -Anne, çok acı çekiyorum. -Çektiren, sabır gücünü de verir.

Sana okuttukları tarihe inanıyor musun?

Nefsini ve şeytanı bir mahkeme reisi gibi sanık sandalyesine oturtmaya bak!.. Kelepçelerini çözdürme ve seninle yer değiştirmelerine imkân bırakma!

Boş konuşuyoruz, boş! Bütün bir ömür için de söylediğimiz bir milyon kere bir milyon lâf, arayıp da bulamadığımız tek cümle için..

Senin yaşamak dediğin nedir?" Yaşamanın mânasını mı soruyorsun?.. Sana göre bir cevap vereyim: Her işte ölümü unutmak faaliyetinden başka bir şey değil...
"
Aşka ait kelimelerin hayvana bile tesiri vardır. Yalnız gafil insana tesir etmez.

Ne uydurma bir dünyada yaşıyoruz!

Anne, çok acı çekiyorum. Her zerremi cımbızla koparsalar bu acıya denk olamaz. - Çektiren, sabır gücünü de verir. SABRET!

Anlamak lazım değil; inanmak lazımdır."

Senin anlayacağın, iyi insanlar iyi atlara bindiler, gittiler...

İslam insanlığa rahmet müjdesi!

Allah'tan ümit kesilmez

Hiç ölmeyecek gibi dünya, hemen ölecek gibi ahiret..." İki dünya arası bundan daha muhteşem bir asma köprü kurulabilir miydi?

kadın, bir yanıyla batırıcı ve kaybettirici olduğu kadar öbür yanıyla yükseltici ve erdiricidir.

Anne, Allah'ın hilkat seyriyle evladına bu kadar şefkatli olursa, ya Allah, mahlûkuna nasıl olur

Farzet ki, sahilsiz bir deryada bir gemiye kaptanlık etmektesin
haritaya inanıyor musun? Ya varmak üzere burnunu çevirdiğin liman mevcut değilse..

insan...Yüzünü bile tam görebilmekten aciz mahluk.

İslam'da mücevher olan kadından, erkeğe dört taneye müsaade edilmesi emir değil, müsaadedir; ve emrettiği adaleti yerine getirmeye kimsenin cesaret gösterememesi gerek... Buna karşılık sizin erkeklerin resmî tek hususîlikte de dilediğince metres sahibi olmak hakkını görmesine ne buyrulur?


İslamiyet kadına gerçek mahiyeti veren hak din olarak onu örter, böylece kadına gerçek değerini vermiş olur Fakat bu nükteden, incelikten kim anlar?..

Felsefeyi dünyada kaç fikir yanlışı var, görmek için okudum. Göstermek için de okutacağım.

Aldırmayacaksın, boş vereceksin, güleceksin!.. Fakat bir taraftan da kalbe yerleşmesine engel olmak için onları nefyetmeyi, defetmeyi de ihmal etmeyeceksin!..


O hep güler, ne söylense dinler ve hiç bir sözü ne doğrular ne tersler... Kaplumbağa gibi başı dışarıdayken de kabuğunun içindedir.

Her şeyden evvel bize dua nasib et, bizi duadan kesme Allah'ım!.. Duadan ve gözyaşından...

Yapacağım! Nefsimi ve şeytanı kıskıvrak bağlayıp karşıma oturtacağım! Haklarından geleceğim

Mesele işte bu gerçeği yüreklere nakşedebilmektedir ve camilerde, imamın arkasında, bir hamalla mareşali, bir potin boyacısıyla atom âlimini yanyana görebilmekte...

Affedebilirsiniz! Fakat beni, kendi kendime affettirebilecek misiniz ?

Kimi görse boş, kimi dinlese hiç; kime tutunsa yok..

Hakikat birdir ve daima bir kişidedir, O bir kişi, bin kişide aranmaz, bin kişi kendini o bir kişi de bulur."

Allah'ım, afiyet istiyorum. Sıhhat, sağlık... Hitap geliyor: — Sen bilmiyor musun ki, bu yolda olanlara afiyet yoktur!

Güzellik esrardır. Ve onun içindir ki, güzel, peçe altındadır.”

Gaflet denizinin dibi ölçülmez ve hemen hemen tüm insanlığın boğulduğu nokta.

Tasavvuf, Allah'ın seni sende öldürmesi ve kendisiyle diriltmesidir.» —

Tasavvuf, uzaklığın kederinden sonra yakınlığın safasıdır Tasavvuf, dış dünyadan sevgi alakasını kesip o alâkayı Allah'a bağlamaktır.»

Tasavvuf, yakıcı yıldırımdır
Tasavvuf, beşerî sıfatlardan çıkıp melekî sıfatlara ermek ve ilâhi ahlâk ile sıfatlanmak halidir.»

Ve aynada kendisini seyretmeye koyuldu. İnsan... Yüzünü bile tam görebilmekten bile aciz mahluk.

İsrail oğulların Allah’a hitap etmiş
Ne günahlar işledim, ne sapıklıklar yaptım, beni cezalandırmadın!” Allah peygamber aracılığıyla vahyetmiş:”Git de, ona de ki, ben kendisine en büyük cezayı verdim ama farkında değil; ondan duayı ve gözyaşını kestim.”

Aslında bir müslümanın hususî hayatı yoktur. O, akşam saatinde kepenkleri indiren dükkâncı gibi değil, her ân ve her mekânda müslüman ve mesûldür. Kenefte ve uykuda bile...

Keşke ben 'Allah' kelimesinden başka, ağzından tek söz çıkmayan bir dilsiz olsaydım..

Allah' kelimesi Her an söyleyip de hiçbir hakikatine yaklaşamadığımız tek kelime.."

Doğruyu bulabildiniz mi?

Korkma evlâdım, Allah merhamet eder. - Allah'a bağlan, yalancı dünyadan geç ve korkma Çektiren, sabır gücünü de verir. Sabret!"


Yine bir velî sözü: - "Allah'a mâlik olan neden mahrumdur; Allah'tan mahrum olan neye mâliktir?..."

Hangi imamdır o ki, sabah namazında mescide kimsenin gelmeyeceğini bildiği halde en erken saatte kalkar, abdestini alır, mescidi açar, mihraba geçer ve arkasında saf saf melek, tek başına namazını kılar?..

Dilimizi, dinimizi, ekmeğimizi bize kaybettiren nedir? Bir adı olsa gerek... Adını koyunuz!

Aşkın izahı. Karşılıklı yıldırım çarpması... Ama ne bayıldığı var, ne de ayıldığı...

Batıyı bir erişmişlik içinde görmemiz, her gün biraz daha ona özenmemiz ve kendimizden tiksinmemiz, felâketlerin felâketi!..

bugün Türkiye'de solcu sınıf dışında milliyetçi zümrenin birlik olduğu gerçek şudur: Allah'a ve Resulüne evet, şeriate hayır!..

Moskof ve Amerikan melezi kılıf Darlığı ve uçukluğu yüzünden vücudu kapamaya değil de hayal ötesi açmaya, çıplaklıktan daha ileri yorumlamaya yarayan kılıf!..

Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Kadın, güzel kokular ve gözümün nûru namaz..

Şafağınız batıyor! Toplumunuz su alıyor! Bireylerinizi kurtarmaya bakın!

Kıldığımız mıydı ? Hz. Ali'nin vücuduna saplanan oku " Namaza durayım da öyle çıkarın! " Diye işaretlediği namaz bu muydu ?

namazdan sonra o türlü ağlamaya başladı ki, her zerresi eriyip aktı sanki...

Ellerini kaldırdı: - Allah'ım; bu, içime dolan hislerin, beni bir noktada kıstırması ve yenmesi ihtimali varsa, secdede tam ismini dile getirdiğim şu an canımı al ve dünya hayatıma son ver!.

sahabîler, ruhlarına musallat duygulardan Ve ezici kalp burkuntuları içinde kıvrandıklarını söylüyorlar... Kainatın Efendisi, fezayı nura boğucu bir tebessümle gülümsüyor: - "Bu hâller imanın kemâlindendir." buyuruyor

Sizi Allah gönderdi. - Her şeyi O gönderir.

Allah'a ve Resûlüne evet, şeriate hayır böyle bir görüş, güneşi kabul edip de ışığını inkara kalkışmak gibi bir abes olur.

Evet, kokuların en iğrenci, küfür kokusu... Böylelerinin girdiği deniz bile leş kokar.”

Yaş odunlar gibi haykıra haykıra yanma!.. Kuru odunların eriyişine denk, tatlı ve sessiz kavrul!

Bütün cümlelerin, içinde yok olduğu tek kelime biliyorum. Her ân söyleyip de hiçbir ân hakikatine yaklaşamadığımız tek kelime Allah

Dua dilemektir. Dilemek verebilenden olur Allah... Şartsız ve kayıtsız veren... Öyleyse dua Allah’ı her kayıttan münezzeh bilerek ulûhiyetine el açmak...

Bugün Türkiye'de solcu sınıf dışında milliyetçi zümrenin birlik olduğu gerçek şudur: Allah'a ve Resûlüne evet, şeriate hayır bu görüş, güneşi kabul edip de ışığını inkara kalkışmak gibi bir abes olur.


Akıl, kendi kendisini patlatmaktan başka hangi güce sahiptir ki?

Rahmet, başında ve sonunda sahili olmayan bir deniz... Onu dalgalandıran da dua..

Kılıç nasıl nazik ve yumuşak maddeleri kesemezse, zaman da rıza ve tevekküle mukabele edenlere bir şey yapamaz.

Ben eski dini eserleri asli harfleriyle eski kitaplardan okumak istiyorum; bilgim de yok... Ne yapayım? — İslâm harflerini öğrenin!

Sana okuttukları tarihe inanıyor musun? Ya insanlar el ve dil birliği etti de seni kandırmak için birtakım masallar uydurduysa...

Önündeki haritaya inanıyor musun? Ya varmak üzere burnunu çevirdiğin liman mevcut değilse...

Allah’ın bu an için senden esirgediğini zorlamayacaksın. Nasip ise senin haberin olmadan beklediğin erdirici karşına çıkar.

İstanbul'u nasıl buldun Hatçe? +Anlatamayacağım kadar güzel. -Ne tarafları güzel? -Denizleri, gökleri,camileri, evleri...

Şu gökdelen dedikleri nasıl şey? -Onlar canavara benziyor.İstanbul'u yemeğe gelmişler.

Allah ve Resulünden şüphe edebiliyorlar da kendi nefslerinden şüpheye düşemiyorlar.

Verebilen Allah... Şartsız ve kayıtsız veren... Öyleyse dua Allahın, onu her kayıttan münezzeh bilerek ulûhiyetine el açmak... Böyle bir başvuruş hiç geriye döner mi?..

Dilemek samimîleştikçe kabulü artar. sen Dilemekte ihlâs sahibiysen, Ölünün dirilmesini de isteyebilirsin! ölüyü dirilten ve kameri ikiye bölen peygamberlerin ihlâs derecesini!.. O mucizeleri, onlara veren de Allah…


İslâmiyet kadını örter ve Hristiyanlık açarken, hakikatte biri onu mefkûreleştirmekte, öbürü de bayağılaştırmaktadır.

şüphe yılanı, ne gün anlayacaktır ki, yokluk vardır, o da bir vardır; ve her var gibi Allah'ın bir yaratığıdır.

sonsuzluk boyu var olan Allah..

Siz bela kadar güzelliğinizle bütün belaları unutturabilirsiniz!”

Hallac-ı Mansur Ben bütün bunların niçin başıma geldiğini biliyorum, ama ayak takımına söylemem. Ben sadık âşıkım, hâlimden şikâyet edemem!

Martin Luther King sözleri

Bazı şeyler doğrudur ve bazı şeyler yanlıştır. Ezelden beri öyle, Nefret kötüdür. Her zaman yanlıştı ve her zaman yanlış olacaktır.

Sevgi dünyadaki en kalıcı güçtür.

Bu yaratıcı güç; sevgi, insanlığın barış ve güvenlik isteminde en kudretli vasıtadır.

Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerde adalete yönelik bir tehdittir.

Bir hayalim var: Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Sonunda, düşmanlarımızın 
sözlerini değil dostlarımızın 
sessizliğini hatırlayacağız.

Adına demokrasi ya da demokratik sosyalizm diyebilirsin, fakat bolluğun paylaşımında Tanrı’nın tüm çocukları için daha iyi bir dağıtım olmalıdır.

Asla unutmamalıyız ki Adolf Hitler'in Almanya'da yaptığı her şey yasalara uygundu.

Beni korkutan kötülerin baskısı değil iyilerin kayıtsızlığı.

Bir insanın uğruna öleceği bir şeyi yoksa, yaşamaya da hakkı yoktur.

Bir sorunu çözmenin en iyi yolu nedenini yok etmektir.

Dünyada yapılmış olan her şey umutla yapılmıştır.

Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo'nun resim yaptığı Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün.

O kadar güzel süpürülsün ki
sokaklar gökteki ve yerdeki herkes durup Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.

Enine boyuna düşünecek olursak aslında her yeşil ağaç, altın ya da gümüşken olabileceğinden daha çok muhteşemdir.

Hayatın en ısrarcı ve acil sorusu şu: Başkaları için ne yapıyorsunuz?

Hepimiz kardeşler gibi yaşamayı öğrenmeliyiz veya aptallar olarak çürümeyi.

Her şeyin sonunda düşmanların sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.

Bir kişiyi doğrudan etkileyen her ne olursa olsun herkesi dolaylı yoldan etkiler.

İlk adımınızı inançla atın. Tüm merdiveni görmek zorunda değilsiniz, yeter ki siz ilk adımı atın.

İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar;

İnsanlar birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; iletişim kurmazlar; çünkü sınıflara ayrılmışlardır.

İnsanlığı yücelten her iş, onurlu ve önemlidir; dört dörtlük yapılmalıdır.

Karanlık karanlığı uzaklaştıramaz; bunu ancak ışık yapabilir. Nefret nefreti uzaklaştıramaz; bunu ancak sevgi yapabilir.

Kardeşiniz ile ilgili olun. Birlikte hareket etmeyebilirsiniz. Ancak ya birlikte yükselir ya da birlikte düşeriz.

Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk.

Sevgi bu dünyadaki en kalıcı güçtür. Bu yaratıcı güç; sevgi, insanlığın barış ve güvenlik isteminde en kudretli vasıtadır.

Sevginin gücünü keşfetmeliyiz, kurtaran sevginin gücünü. Ve onu keşfettiğimizde bu yaşlı dünyayı yeni bir dünya yapabileceğiz.

Sevgiye saplanıp kalmaya karar verdim. Nefret, taşımak için çok ağır bir yük.

Şiddet, ahlak dışıdır. Çünkü sevgi yerine nefret üzerinde yol alır, toplumu yıkar ve kardeşliği olanaksızlaştırır.

Tıpkı kontrol dışına çıkmış bir kanser gibi, nefret kişiliği çürütür ve onun yaşamsal bütünlüğünü yiyip bitirir.

Yaşamımız önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız gün son bulmaya başlar.

Zaman, doğru olanı yapmak için daima doğrudur.


Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek

Piştik artık... 'Acı yüzünden...

Dışımda ne arıyorlar; içime doğru suçluyum ben...

Varılamaz bir sıla var gözümde... Onu arayacağım!..orası?Ağlayanların vatanı...

Siz merhametten, acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerinde haklısınız. ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için,

Rahmet, kaldırılmış sizin kalbinizden... Buz çölünde yol alıyorsunuz!
Her sanığı, suçu sabit oluncaya kadar mâsum kabul etmeğe mecbur değil misiniz?

Merhamet suç mu efendim?

Ağlasaydınız anlardınız, anlasaydınız ağlardınız..

Başka neye muhtacız ki? Allahın rahmeti olmasa ne olur halimiz?

Hapishanede en iyi arkadaş çaydır.

-...Acımak annelerin ilmi...


-kalplerinizi değiştirin ! size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz.

kalp değişir miymiş istenince?.. -dünyanın en sert ve yumuşak madeni, kalp... ateşini bulsun; hemen değişir.

Umut kalmayınca telaş da biter.

Ağlayanlardan olmak dururken, ağlatanlardan olmak reva mı?

Ben sineğe bile kıyamam! Mecbur kaldım da öldürdüm...

Nasıl öldürürsün? Göz! Renk renk dünyaları, en yakın zerreyi, en uzak yıldızı gören göz... Onu nasıl toprak doldurursun?

Kalb dediğimiz, bütün gücümüzü veren esrarlı tulumbayı nasıl kırar, parçalarsın?

Gelin çocuklar, hep beraber ağlayalım!.. Sebep Çok!.. Gündüzün bitişinde gece, düzlüğün yanında uçurum var diye...

Gençliğin ötesinde ihtiyarlık, kavuşmanın berisinde ayrılık, ekmeğin ucunda açlık var diye
Ağlayanlardan olmak dururken, ağlatanlardan olmak reva mı?

dünya bir gözyaşı evinden başka ne olabilir?

Ben nefsimden çok şey çektim.
nefsimden razı değilim...

Meydanlarda trafik polislerinin yanına geçip, boynumda bir yafta, dikilmek istiyorum: İnsanlar, durun! Acımayı bilmeyen geçemez;...

boş bir toprakta aranırcasına suç aranmaz; ancak meydana çıkarsa görülür. Hâkim, suç alıp satan
ve cirosu ile öğünen bir borsa simsarı değildir

Allahım, hakikati sen biliyorsun, göster

Bir adam yalan söyleyebilir; fakat yalan sayıklayamaz.

Nasıl anlıyacaksınız? Merhamet nedir, bilmeden anlamak olur mu? İşi gücü zorla suç aramak olan insan, neden anlar?

Ağladıkça anlıyorum,
ağladıkça anlıyorum.

Kalplerinizi değiştirin;

Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalp.

Merhametin ukalâsı olmak, merhametsiz olmaktan beter...

Şu, içinin gizli tarafını, dışına çıkarabiliyor musun? Bütün mesele onda...

Ben affedilmemekten korkuyorum! Onun için kendime, sonsuz bir af vazifesinden başka iş tanımıyorum.

Ağlayın, çocuklar!.. Mazlûmun, kendinde kıyılana, zalimin de kendinde kıydığına ağlayın!

Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği?..

Ağla, sevgili oğlum, kaatil, doya doya ağla ve tüy gibi hafifle!.. Senin yirmi beş yaşında bulduğunu ben altmış beş yaşında aramaya başlıyorum. İşte aramızdaki fark!

Bana bir dünya getirdin, havası tükenen dünyama karşılık, yeni bir dünya... Bana hayat getirdin.

Bana sorarsanız, beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro...

hep beraber ağlayalım!... Sebep mi istiyorsunuz? Çok!..

Akrepler ağlamayı öğrenecek... Taş öğrenir de ağlamayı, akrep öğrenemez mi?

- Neredeymiş ağlayan taş?
- Karşında... Ben!...

Bu ne acındırıcı bir mantıktır! Benim merhamet tezim, bir dedektif kaidesi midir ki, suçluyu ortaya çıkarsın?

Ben diyorum ki her fert baş ucuna 'suçlu benim, herkes suçsuz' levhasını asmalıdır.

Ben diyorum ki , yegâne kurtuluşumuz, herkesin herkesi affetmesindedir, ama görüyorum ki hissediyorum ama anlatamıyorum."

Hiçbir makam âdi değildir; âdi olan, insanlar...

Ben bir zaferin değil, bir bozgunun temsilcisiyim! Eğer bir yükseklik gösterdim ise, bu çıkış hissi veren bir inişten geliyor.

Uçurumlar dağ, dağlar uçurum olmalı ki, ben kahraman olabileyim...

Göz yaşı suçun rengini soldurmaz.

Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum... Bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz! 

Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum.

Hepimiz , bütün insanlık , buz çölünde yol alıyoruz ! Güneş şehri arkamızda , karanlık beldesi önümüzde. Git gide bildiğin kadar !

Çocuk bana, mühürlü kalbinizin birgün açılmasını dilerim,

Kalbim bütün dikişlerinden yırtıldı; yine mühürü istediğim gibi açılmıyor.

Beni yükselttiğiniz yerden aşağıya düşmeyeceğim! Yerimde kalmak istiyorum; yanınıza gelmek istemiyorum!

Daha ne istiyorsun. Gelene, geçene bak , düşün, ağla!..

Muradım akreple helalleşmek, onları okşamak.Ne çıkacak bundan?Yumuşayacaklar... Ağlamayı öğrenecekler...

Kadın güzelliğini; banka parasını; memur insafsızlığını; kanun idraksizliğini muayeneden geçirsin!..

Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği?

benden merhametin öldürdüklerine merhamet beklemeyiniz"...

Başka kafa taşıyanların senden uzaklaşmalarını mazur gör!..

Canım sana kurban!..

Zehir verdiğiniz gibi, panzehiri de vereceksiniz!

Ağlamayı öğrenin! Sakın, öğrenemeyiz, demeyin; ben öğrendikten sonra, siz nasıl öğrenemezsiniz?

Beni affetmeni isteyecektim
-Eğer seni affedersem, yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaz!
-Yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaması için beni affet!

"Mühürlü kalbinizin birgün açılmasını dilerim."

Bu dünyada affedebileceğim tek insan göremiyorum!

Her ân öldürüp, her ân diriltmek, sonra yine öldürmek mârifeti.

Merhamet nedir, bilmeden anlamak olur mu?

Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın!

Ağzından kemiğini çaldıran köpeğe, her parçası ayrı ayrı kıvranan solucana, tabanı yanan çalkala..
Hepsinin üstünde insana; buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle gözyaşı döken insana acıyın!

Kimseye suç yükliyemem ; ve benim hesabıma yüklenmesine razı olamam..

-Aç, susuz, sigarasız ne yapayım?
-Geber!
-Geberdik zaten!

Hepsinin üstünde insana; buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle gözyaşı döken insana acıyın!

Onlar affetmeyi bilirler. Biz bilemiyoruz!..

Merhamet!.. Lügat kitabında bir kelime! Onu öğretmek... İnsanlara acımayı belletmek.

Hapishanede en iyi arkadaş çaydır.
Karıştırıp içinceye kadar zamanı unutursun.

Yüzün kireç gibi... Bu iş sana dokunmuş...- Kolay mı; can alıyorlar?

Ağladıkça anlıyorum… Artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim.

Merhamet, kaldırılmış dünyadan. Aldığımız nefes bile sivri kayalar şeklinde donuyor! Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz! Damak kirletiyor,
el solduruyor!"

İnsan, sahip olduğu nimeti, tam elinden çıkarken anlıyor.

Neyimiz varsa her ân gittiğini ve yeniden geldiğini farzedip ona göre davranamaz mıyız?

Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz; ruhundan uzağız.

Beni affetmeni isteyecektim.
Eğer seni affedersem, yeryüzünde suçu bağışlanmadık insan kalmaz!

Nedir bu zelzele arasında birbirimizin saçını yolduğumuz , ciğerini söktüğümüz?

Ağlamayı öğrenin.

"Biz insanları dört beş kere görmekle değil, dört beş yıl beraber yaşamakla da tanıyamayız.

Bilmemek, tanımamaktır bizim sanatımız... Kimse bize içini açmaz, biz de kimsenin içini kurcalamayız."

"Merhamet ekmek olsa da bütün aç insanlığa dilim dilim dağıtılsa,

Acımalıyız ki, acınalım...

Allah'ım, hakikati sen biliyorsun, göster Ağlatma beni Canım kurban

Çocuklar ! Acımak düşünmektir , acımak bulmaktır . Acıyın yeter !

Balık, denizden çıktı mı, balıkhane de bulunur.

O ve Ben, Necip Fazıl Kısakürek

Başına ne geldiyse annene ettiğin kötü muameleden bil!

Tek vakit namazımı kaçırmaktansa bin kere ölmeyi tercih ederim.

Her şeyi o türlü kaybettim ki , Allah'ı kazandım..

Bir hasret tüttüğünü hissediyorum. Bir giden var, bir beklenen var.

Mesafelerin hiç bir önemi yok.
İnsan kalbindekini hep sever, hep özler..

Hastayken, Mısır Çarşısından ot seçmek yerine, Sahaflardan kitaplar devşirmeğe bakmıştım.

Nasip olmayınca çare yok.

benim kalbim kırılmak içindir; başkalarının kalbi okşanmak için.. asıl ben kalp kırmamaya bakayım.

Saatler işledi; takvim yaprakları uçuştu ve her şey yine unutuldu.

Keşke sahiden, ipek topuğunu bir kere öpebilmiş bir kum tanesi olsaydım!..

Anne bu, herşeyi sezer..

Gafil halk, kesik ve bitkin, bir laf eder Yarın olsa da bir iş işlesem..
Bugün ne işlemiştir ki, yarın bir şey işleyebilsin?

Edep hududa riayet etmektir. En büyük edep, İlâhî hududu muhafaza...»

Haddini aşan her şey, zıddına döner.

İlahi kanun mutlak yerine gelecektir

Herkes beni normal biliyor!?

Şu İstanbul ne garip belde!.. İnsan, mü'min olmak için de, kâfir olmak için de burada her vasıtayı, her imkânı bulabilir.

Allah seni iki cihan aziz etsin...»

Allah dilediğini eyler. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi azap veya lûtfeder. Güzel ve doğru, O'nun dilediğidir."


O günlerde bende, garibin garibi, başka bir hal...devam eden bir kalb yangını...

Vatan harap, bir hây-u-hûy'dur gitmekte...

Bir Allah'ım bilir, bir de ben...
Derken ne kadar doğruyu söylemiş oluyoruz. En doğrusu; Yalnız Allah bilir...Bu kadar!

Talebe ne demektir? Talep etmekten, istemekten gelmektedir bu isim... Talep etmekte bir ilimdir, bir ilk ilim.

Her gün, en aşağı şu kadarına ahitliyim... Allah ve kul hakkı olarak üzerimde ne kadar borç varsa, bunların hepsini ödetmeden canımı alma...

Abdulhakim Arvasi hz.Gerçek keramet, kerametin gizlenmesidir."

Ne kadar yalnızız, ne kadar yalnızız!..Yapayalnız ölürüz!

Allahü Ekber, Allahü Ekber...

Allah (c.c) Hiç bir nefse takatinden fazlasını yüklemem!»

Çok sıkılacaksın, çok sıkılacaksın!.. Sonunda...Daha sonun sonuna gelmedik.

-bir gece, bir gececik tam uyku her şeyi düzeltecek ama nerede!...

Göze yasak olmaz, derler ama galiba en büyük ve en ince yasak gözdedir.

Cemiyetteki Ruh Hastalıkları iman Eksikliğinden Doğuyor

Istırabımı görmeyen körün yüzüne tükürmek istiyorum!

İşte iki insan arasında bazan irkilircesine duyduğumuz bu uzaklıktır ki, "Kuluma şahdamarından daha yakınım." diyen Allah'ın sırlarından bir işaret...

•Dünyayı kavrayan bir okyanus ki; onu kuşatmaya kainatın gücü yetmez.

şu insanların zaman emniyeti kadar boş, ne olabilir? Bütün ömür, bir göz açıp kapamaktan ibaret..."

Sizin insanı uyutmaya, olmazsa bayıltmaya ve şuursuz bırakmaya mahsus bir ilâcınız yok mu?

Bilip de cahil, anlayıp da unutkan, görüp de kör, duyup da hissiz kalmanın felaketine düşmeyeyim!..

Takdir buyurursunuz ki, zamane erkeklerine de güven zor...

Takdir buyurursunuz ki, zamane kızlarına güven zor... Şüpheliyim... Ne emredersiniz?

İnsanlar, gözleri şuraya veya buraya çivili, kendi sıkıntılı "malum"larını düşünüyorlar; yahut hiç bir şey düşünmüyorlar. Düşünmemeyi düşünüyorlar. Benim gibi...

Çocuk sevmez, şefkatten pek anlamaz

Böyleyken herkes ve her şey, Allah ile dosdoğru bağlantıda...O kimseyle ölçülmez,

Allahtan başka her yakınlık; temelsiz bir vehimden kuruntudan ibaret...

herşey onunla var, herşey ona nispetle yok.

Demek ben Allah'ın Resulünü, Kâinatın Efendisini, Varlık Sırrının Gayesini görmüştüm rüyada...
Ve anlayamamıştım.

Söyleyin bana her şeyin doğrusunu. Eşya ve hâdiselerin peçesini kaldırın ve içyüzlerini gösterin!

Fuzûlî Dünyada her şey aşktan ibaretmiş. İlim sadece bir dedikodu etmekmiş.

Allahın Resulüne, hâs ismiyle ve nida hitap olunmaz. Haya meselesi!.. Allah bile Kur'ânında, Sevgilisine, hâs ismiyle nida ederek hitap etmedi.»

Muallim de böyledir; bir taraftan öğretirken, bir taraftan da talebesi ona öğretir.

Kalb hastasısınız, namaz kılamazsınız, secdede ölürsünüz!
Demiş; o da «ne mutlu bana» diye devam ettiği namazlarından birinde ve secdede ruhunu teslim etmişti.

Azap kapısı... Ne korkunç isim...

Nasip meselesi...Nasip olmayınca çare yok, Olunca da olmamaya imkân yok.


Otuz yaşına kadar tıknefes yaşayan ve bir iki şiir kitabından başka bir şey veremeyen ben, ondan sonra, piyes, fikir, tetkik, dâva, tez; kırk elli ciltlik bir çapa yükselecektim.

Ve bu gurbet Allah hasretinden başka hiç bir şey değil...

Bir irşat ediciye varmadan olmaz! Yollara düş, bucak bucak ara ve irşat edicini bul! Seni kim irşat edecek?

Arvasi hz lerine Efendim dua edin de Allah, Muhammed sav Ümmetini kurtarsın! demişler Arvasi hz leri kıyamete kadar bakılmak değerinde, bir cevap vermiş Siz Hz. Muhammed Ümmetini gösterin; ben de onun hemen kurtulduğunu haber vereyim... Nerede o ümmet?..»

Sakın bu dünya, göze görünür ve görünmez her şeyiyle doğacak bir çocuğu kandırmak için, bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın?

Allah her ân her şeyi yok ve her ân her şeyi var eder.

Dışını bütün iddialardan temizlemiş olan insanın nasıl bâtın taşıdığına ve neyi gizlediğine dikkat et!

Annem Konak’ta en hatırlı hizmetçiden bir derece üstün asli kadronun en küçüğünden de bir derece aşağı acı bir mazlumluk hayatı sürüyor; ve bütün ümidini, doğurduğu erkek çocuğa bağlıyor.

ismini her anışımda, kalbime erimiş kurşun halinde, kızgın bir aşk sıvısı döküyorlardı.

Durup durup kendime sorarım
Ne olacak senin halin böyle?..

Tek vakit namazımı kaçırmaktansa bin kere ölmeyi tercih ederim
Abdülhakim Arvasi Hazretleri

O, kim mi? Allah'ın Sevgilisi... Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tacı...

“Boru temiz olmalı ki, su kendisini göstersin!..”

Benim de yerim bu el oldu yahu
Gençlik bahçesinde sel oldu yahu!
Çünkü tâ derinden bağrımı yaran, O başımın tacı el oldu yahu!

Saçları boynumda dalgalandı da, Beni boğmak için tel oldu yahu!
Ateşte yaktıktan sonra nefesi Külümü savurdu, yel oldu yahu!


bütün ömrünce Allah'ı, Resulünü ve emirlerini anıp ağlamaktan başka işi olmayan...

En doğrusu Yalnız Allah bilir.

Daha ne günahkarlar gelip geçti bu yoldan... Seninki de ne?

Din, islâmiyet... Dine bağlılık günden güne zayıflıyor. Herkes gaflette...

acaba bu dünyada benim kadar duyan ve anlayan ikinci bir mahlûk var mıdır, diye düşündüm.

Sanki hayatın düğümleri lif lif çözülmüş, muammaların anahtarları elime teslim olunmuştu.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
Cvp: Kitap alıntıları ve sözler
yaşar kemal yer demir gök bakır

Aaah un derdi, bulgur derdi olmasa
şu insanda boğaz derdi olmasa . . Bu bahar geldi demektir.

Bozkırın baharı geç gelir Çiçekleri de geç açar . Çiçeklerin sapları bir parmak boyunda var yok, kısa, küt olur.

Bozkır çiçeklerinin renkleri
alabildiğine parlaktır. Kırmızıysa, böyle bir kırmızı hiç bir yerde görülmüş değildir . . .

Bozkır çiçeklerinin renkleri
alabildiğine parlaktır. Sarısı, mavisi, turuncusu da öyledir. Gece karanlığında bile gözükürler . Kokuları keskindir.

üstünde çiçek olsun olmasın , eğil, bozkır toprağını kokla, mis gibi kokar.

Bir avuç toprak alıp koynuna koy, günlerce, acı, keskin, baş döndürücü bozkır çiçekleriyle kokarsın. lyicene, çıkınamacasına toprağa sinmiştir koku.

Şimdi toprak kaynaşıyordu Korkunç bir uyanışın cümbüşündeydi. Böcekler, kuşlar, anlar, kurtlar, tilkiler, kış uykusundan uyanmış ayılar, yılanlar, kaplumbağalar çiftleşiyorlardı

odunları besledi. Şimdi ateşi yakınca ne güzel kokacaktı... Bahar odunları bir başka, bir güzel kokar

Yeryüzüne insan yaratığı gibi değerli hiç bir yaratık gelmemişti
Allah bile insan suretinde tecelli ederdi.

Allahtan sonra, belki de ondan önce yerin göğün yaratıcısı insandı.

Allah ışık olarak görünürdü o ışık tekmil insanda vardı. Belki bir gün iyilerin iyisi bir insanda gözükürdü. o yüzden Aleviler insana ve ışığa secde ederlerdi.

söz vermişti. Yüzüne nasıl bakacaktı ? Sözünde durmamıştı. İnsan ermiş olsa da, olmasa da insandı. İnsan dediğin de sözünde dururdu.

Yüzbaşı dinler miydi·? Döğe döğe öldürürdü. Bu Şükrü Bey kasabaya gelmiş en dayakçı yüzbaşıydı. Karakola girip de kan işemeden çıkan hemen kimse yoktu.

ŞU Kızılbaşlar gibi de sıcak kanlı insanlar yok bu dünyada, »

Hak dini, dostluk dini, sevgi dini . . . Bunlar her bir işlerini sevgi üstüne kuruyorlar.

Kızılbaşlar İnsana tapıyoruz, ışığa tapıyoruz diyorlar ama yalandır. Bunlar insan sevgisine, dünya sevgisine tapıyorlar.

ermiş olduğuna inanacaktı. Yüzde yüz inanıp, iman edecek, insanlara iyilik, bereket sağlık dağıtacaktı

Ermişlik iyiydi, hoştu, ele geçmez bir şeydi ama, sonu kötü geliyordu.
tüm ermişlerin sonu ya darağacı ya zindandı. Kiminin derisini yüzüyorlardı. Dine aykırı diye.

Hak, adalet üzere yürümelerini isterim. Çoğun aza eklenmesini isterim. Kimse kimseyi ezmesin, soymasın, hak yerini bulsun isterim.»

Bütün ermişler bunu istememişler miydi ? İşte kelleleri de bu yüzden gitmişti ya . . . Zenginden alıp fakire vermek istemeseler, kim onların derisini yüzerdi, kim onlann tüylerine dokunurdu ?

işi ermiş yapan fıkaradır. Fıkaralar ermişlerden dertlerine, hastalıklarına, sayrıhklanna, yoksulluklarına derman ararlar.

Zulümlere öldürmelere, harplere karşı koysun isterler. Ermişlere bu yüzden sarılırlar. Bir ermiş dediklerini yapmazsa eteğini bırakırlar. Dediklerini yapınca da, kelle gider Hükümetin işine gelmez

kırarım da, leşini köpeklere atarım. Ona kötülük etmeyesiniz, kötü söz söylemeyesiniz, fiske vurmayasınız Yoksa karınız dul kalır, çocuklarınız ölü doğar. Toros ülkesi zelzeleye uğrar. Seller alır götürür,

Bu köylü küsmüş,» «Hükümete, ismete, Mustafa Kemale, dağa taşa, Toros ülkesine, adı güzel Muhammede, Allaha kitaba, göğe denize, toprağa karıncaya

Bu köylü bir küsmüş ki, Bir daha bu köylünün gönlü bu dünyaya doğrulamaz 'Bu hal nasıl bitecekti, bu köylünün yüzü nasıl gülecekti ?ölüm uykusundan nasıl uyanacaktı

Küsmüş insanlardan daha korkuncu yoktu bu dünyada. Şu köy uçsuz bucaksız, sessiz, eski bir mezarlığa benziyordu.

Hoş geldin Efendimiz, güzelimiz,» Hoş gelip safalar getirdin, adı güzel Muhammed. Hoş geldin

dalımızın çiçeği, ormanımızın yeşili, sularımızın çağıltısı Efendimiz. Geldin de köylü cana geldi. Yüreğimize kan gibi girdin. bizi hayata kavuşturdun.Cana can

Beni yaşarken öldüreni, ben de öldürmeliyim . . . Ama sırası var. Öfkeyle kalkan zararla oturur

Her işi plan dairesinde görmeli. Bak, hükümet bile plan yapmadan bir işe girmiyor. Hükümet, hükümetken . »

Yüzbaşım, yüzbaşım, böyle ağır, öldürücü konuşma. Bir insanı konuşturmadan asmazlar bile. Sen beni konuştur da asarsan öyle as, kesersen öyle kes.

sen bu çağın ermişi, umudusun, Haydi git köyüne güle güle, insanlara umut ver, sağlık ver, bet bereket ver toprağa,

çok iyi, temiz süt emmiş bir insanoğlu Kıbleye dönüp diz çöktü, bütün hastalar iyi olsunlar diye yürekten dua etmeğe başladı.

Dünya dünya olalı, bir ermişin son'unun iyi olduğunu gören var mı ? Ya darağacında can verir, yada derisini yüzerler

Kırklara karışan Taşbaş Efendimiz, bu dünya , bu alçak, bu pis dünya yerinde duruyorsa daha, senin yüzün suyun hürmetinedir.

Şu kış karda boranda, varsa gitse Ey orman, yapraklan,» dese, orman yapraklanacak. Güneş ılısın,» dese, ortalık güllük güneşlik, bir mayıs günü olacak.

karanlık çökerdi gecelerine.
Çam çırası ışığı da ışıktan sayılmaz. Ne kadar yakarsan yak, uzun sürmez ki . .Aman,» dedi, «çekiver kuyruğunu gitsin.

Ne olursa olsun İsterse götürüp assınlar.Aaah, bir ermiş olaydım. o zaman gösterirdİm sana. Seni çont ederdim. Dilini ağzında odun ederdim.

Aaah, bir ermiş olaydım Yetmiş yaşında karı ederdim seni. Hiç bir şey yapmasam, o akılsız başının içine azıcık akıl sokardım. Yazık ki ermiş değilim. Hiç bir gücüm yok.

Elimden ne iyilik, ne kötülük gelir
Sıdk ile candan, Allaha sığınarak, bu zavallıların cümle hastalıklardan arınmaları için dua ettik

kadınlar Hiç birisinden çıt çıkmıyordu. Durgun, dalgasız bir suya benziyorlardı.

Kurtuluş yoktu, biliyordu ama gene de can çıkmayınca umut çıkmazdı.

Çok seviniyorlardı. Onlar ne beklemişlerdi de, güzel Allah Taşbaşın himmetiyle onlara neler vermişti

kurt gibi saldırıyorlar. Ben de elimdeki şu beşliylen onlardan ellisini öldürmeden bu tatlı canı teslim etmem.

Gelsinler bakalım. Gelecekleri varsa, görecekleri de var.

İçlerinden biri ikisi vurulsa da, beşi onu ölse de, Belki de bir kurşunda kaçarlardı. Ama çoğunluk yürürlerdi. Kalabalığın böyle kinli işlerde kurşundan döndüğü az görülmüştür.

Allahım,» Koca Allahım, yüreğime azıcık güç ver.

kadınlar ırzlarına geçen Beylerin üstüne yürümüşler. korkmamışlar, yürümüşler Bey bir tek kurşun bile sıkamamış, Kadınlar ulaşıp, biranda parçalayıvermişler

Hayvanlar bile baş isterler. Hele insanoğlu hiç başsız olamaz.

Yarabbi ! Sana çok şükür,» beladan da kurtardın beni. Sana, Yağmur Dede yatırında beş tane telli horoz kurbanım olsun.

Bir insan yenilirse bir daha, bir daha gelirdi . . . Kalabalık yenilirse, bir daha bir araya gelmesi çok zor

Cennette Her yer ışık içinde. Yağ, bal, süt akar ovalarından. Kenan diyarında Bir de akar suyu var, Bir de dalları hep meyve dolu ağaçlar. Bir de hep bahar olurmuş,

Ben canımı Cennete atmış, kurtarmışım, neye yarar, köylüm perişan halde kalınca .

Efendimizin eli ayağı, tüm bedeni yeşillenmiş. Bahar çimeni gibi. Bu yeşili kim görür? Yüreği temizler, bir de çocuklar. Çocuk gibi arı insanlar.

Eşiğine yüzümü süreyim. Efendim, Sultanım, güzelim. köy zelzeleden gitmediyse, senin yüzünden . . . Otlar bitecek, çiçekler açacaksa. ekinler başaklanacak, sular akacaksa, bahar gelecekse

Kırk ölmez tarafından
saygıyla karşılanan kim ?
Kırkların başının ayağa kalkıp da, «hoş geldin. Bu makam senin makamındır, buyur, gel otur, » diye yerini verdiği kişi kim ?

Taşbaş Efendimiz.»Kulun kurbanın olam Taşbaş Efendimiz,» Allah seni bir gönderdi bize, derilere derman, yoksulluğa umut diye gönderdi

Allah indinde zengin fıkara var mı ?

günahları çok olduğundan zenginler Cehennemde · yanacak. Onları Cehennemde malları yakacak.

Herkes malının çokluğu kadar yanacak. Fıkaralara gelince onlar doğruca Cennete gideceker.

Bir de ermiş olmuşsun, bilmez misin inanmıyorsunuz ki, ben ermiş değilim. Çok mendebur, çok rezil, dört kitaptan koğulmuş mendeburum.

türlü türlü hayvanlarla cima ettim, hırsızlık yaptım, kızların ırzına geçtim. Böyle bir adamdan ermiş olur mu? Senin gibi ermiş batsın da yerin dibine geçsin,

Seni gavur oğlu gavur seni din düşmanı, seni domuz. O Allahımız da ne diye böyle bir domuzu ermiş eder de milletin başına gönderir ?

söz söylenir miydi ? söğülür müydü ? Ermişler nazlı olurlardı. Sabırlı olmak gerekti.

Bir ermiş bulun ki. gerçekten ermiş olsun da işimize yarasın. Öylesi de bu köyde var. Adı Ökkeş Dağkurdu. Günde beş vakit değil, on vakit namaz kılar. Bir ay değil, altı ay oruç tutar. Allahın sevgili kulu

Siz deli misiniz, siz hangi ermişin ermiş olduğunu söylediğini duydunuz ? Bunların hepsi ermişliklerini inkar ederler. Gönlü alçak kişilerdir bunlar

Çiçekler açacak, otlar bitecek. Toprak bereketinden çatlayacak.»
kadınlar kısır kalmayacak İkiz doğuracak.bu köye hiç bir musibet giremeyecek.

bu köye Salgınlar uğramayacak.»
Yılanlar yağmayacak. Toprak vermemezlik etmeyecek. Bu toprağa taş ekseler taş yeşersin, meyvesini versin,»

Bu toprağ Öylesine bereketli olsun ki, yıl on iki ay bu topraklar üstünden ürün eksilmesin.

Görelim doğan gün neyler Neylerse güzel eyler, demişti. Hiç de güzel eylememişti. Gün be gün, saat be saat, her şey, her an kötüye gidiyordu ..Çukurovada


köylüler, daha da çok kadınlar, onlara kötülük eden ağaları, hep bir araya gelip parça parça etmiyorlar mıydı ? Parçalanan ağadan ortada en küçük birparça bile, bir damla kan, bir tırnak bile kalmıyordu.

Ben adam öldürmeği hiç mi hiç sevmem. İnsan yapısı Allahın özenip bezenip yaptığı en güzel yapısıdır. Ben ona kıyamam.

Şu adam öldürmek ne biçim bir iş ? Sıkacaksın boğazını, sıkacaksın, gözleri dışarıya pörtleyecek. Sonra eli ayağı gerilecek, deli gibi çırpınacak. Sonra kaldırıp Körkuyuya atacaksın. Ne var bunda

Koyunu kuzuyu, ineği öküzü, kuşu keçiyi, her bir yaratığı boğazlıyorlar da tüyleri bile kıpırdamıyor, bir insanı öldürrneğe gelince . . .

yüksek olayları insanoğlu unutamaz. Ve de hiç bir vakit aklından çıkaramaz.»

Şu yüreğe bak, yüreğe ! Yürek değil, Kürt pınarı . . . Sallanıp durur.»

Bir ermişe el kalkmaz. El kaldıranın eli kurur. zınk diye yerinde durur kalır. Kıpırdayamaz bile.

köpekler ermiş olur da, o olamaz. Hiç namaz kılmaz, üstelik de oruç tutmaz. Karılar gibi beddua etmekle adam ermişlik mertebesine ulaşabilir mi ?

Zaten eşkiyanın işi ne, adam öldürmek.

arkadaş, bu köylü mazlum, yoksul, ağzı var dili yok bir köylü. Eline vurup ağzından lokmasını alıyorlar.

Güpegündüz Adam öldürmek o kadar zor mu Adam öldürmek bu ! Tavuk kesrneğe benzer mi ?»

öz oğlum giydirip kuşattığım, yemeyip yedirdiğim, tek güvencim, tutunduğum dalım, umudum
ölürken benimle bile ölür, gözü pek, yiğitlerin yiğidi

İnsanın bir yerde, bir işte tek başına kalışı ölümden de beterdi. İşte ölüm dedikleri de buydu. Sonsuz bir yalnızlıktı, çaresizlikti

Bu dünya yaşamağa değmez, pis, iğrenç bir dünyaydı. Bu kadar alçak insan arasında yaşamaktansa, yaşamamak daha iyiydi

Dünyadan, bu kötü,nankör, alçak, insanlıktan çıkmış insanlardan iğreniyordu

isterse gelsin, isterse gelmesin . Gelirse cehennemin dibine gelsin, giderse de gene oraya gitsin. Güle güle yolu var.

bu köylüler. ne güzel adam. Ne de güzel gülüyor. Böyle güzel gülen adam hiç kötü adam olur mu

Hehey babam. Allahın bu güzelce günü de varmış ! Kurban olam akıl veren Allaha.

akıllı, uslu kardaşım, yiğidim, seni benden uzak tutan düşmandır. Düşmanın gözü kör olsun.

Et tırnaktan ayrılır mı kardaşım ? Sen benim kardaşımsın. Aynı kandan, aynı özdensin, benim özümdensin

Akraba başkaydı. Tabii, akraba gibi var mı ?

Düşmanların gözü çıksın ki çıksın. Bu düşmanlar, değil akrabaları biribirinden, eti tırnaktan bile ayırırlar.

Babayı oğuldan, anayı kızdan, sevgiliyi sevgiliden ayırırlar. Lanet olsun düşmanlara.

Ben koca bir köylüye yalan söylemem,» Sonra bana yalancık oğlu yalancık, derler. Ölünceye kadar da adımı böyle anarlar. Kimsenin de yüzüne bakamam.

yel kayadan ne anlar
Nuh dedi de Peygamber demedi
kendi düşen ağlamaz.
Çürük dişi sökerler.

Kötülüğe kötülükle karşılık vermeli. Bu makbul sözü de bilmişliğin var mı? Kan kanı temizler. Bu da çok makbul bir sözdür.

Duymuşluğun var mı ? Karşındaki adamın canı seninkinden de tatlıdır.

Bu da güzelce bir sözdür. işitmişliğin var mı?»Konuşmazsan, seni kazığa geçiririm, anladın mı

Bu ne biçim adamdı, ne biçim bir deliydi ki bir söz için canını veriyordu da ağzını açmıyordu.

Allah topunuzun belasını versin, avrat yürekliler, » Bu olan cümle kötülükler sizin yüzünüzden.»

Belli olmaz ki insanoğlu . . . Kimde ne olduğunu kimbilir

o mendebur rezilden Allah hiç ermiş yapar mı ? O şeytandan hiç ermiş olur mu ? Be Allahın akılsız kulu.»

Arkadaş, ben sana düşman değilim. Allahın hiç bir yaratığına ve de hiç bir Müslümana düşman olamam. Köylüm demek, öz bir kardaşım demektir.

bütün Mehdiler unutulup gittiler. Kendilerine tapılan Mehdiler sonradan köylünün yüzlerine bakmadığını görünce, çoğu kahırlarından öldüler.

Mehdiler kaçıp başka diyarIara gittiler. Bir kısmı adam öldürdü. Bir Mehdi de başına elli kişiyi toplayıp baş kaldırdı, hükümet de yakalayıp hepsini astı

Seni yüceltirler yüceltirler, başlar sıkıntıdan kurtulup, aydınlığı bulunca, ta yukardan ayaklarının dibine, çamurun içine atarlar.

Köylü bir bu işi yüreğine, kafasına koymuşsa önüne geçemezsin.ben köylüm için canımı veririm. Hem de hiç düşünmeden veririm

Bir can değil mi şunun başı sonu ? Hepsi bir can. Altı astarı bir can ! Veririz biter. Var mı daha bir diyeceğin

Görelim doğan gün neyler,
neylerse güzel eyler.

bu dünyada herkesin kusuru var.

Herkesin kusuru yüzüne vurulabilir ama, seninki vurulamaz. O kadar çok kusurun var ki senin, sorgusuz sualsiz Cehennemliksin.

bir meydan muharebesiydi.
İki yandan birisi ötekini imha edecekti. Bu günler ölüm kalım günleriydi.

Allah ya ona, ya ona verecekti. Bu günler kelle oyunu günleriydi. Ve Taşbaş şimdilik güvenli adımlarla zafere yaklaşıyordu ..

Kazdağı, derler bir dağ var, batıda, deniz kıyısında. Sarı Kız ermişi orada yatar. bu Kazdağında bir ulu kişi varmış. O zamanlar dünyada iki ulu kişi varmış. Bir tanesi Kazdağında, bir tanesi Torosta

Ama bizim ateşimiz sizin pamuk yumşaklığındaki aşkınızı yakmaz.

fatih kurt onun gibi yaşamak

Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözetimimiz altındasın. Kalktığın anda da Rabbini hamd ile tesbih et.Tûr,

Allah Resulü, rahat ve keyif ehli biri değildi, daima kederli ve düşünceliydi. Suskun bir tabiatı vardı. Lüzümsüz yere konuşmazdı.

kim evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse şeytan, arkadaşlarına, 'Burada sizin için barınak da yok, yiyecek de yok!' der.

kim evine girerken besmele çekmezse seytan, 'Barınacak yeri buldunuz!' der.

kim Yemek yerken besmele şeytan Hem kalacak yer hem de yiyecek buldunuz' der."

Allah Resûlü,kur'an'ı anlatarak değil de yaşayarak öğretmeyi tercih etmişti.

İnançtan ibadete,eğitimden ahlâka varıncaya kadar hayatın her alanını ilgilendiren sünnet,aslında kur 'an'ın hayata geçirilmesi demekti.

Evet, ağlıyordu Resûl... Zira o da bir insandı, duyguları vardı. Babaydı, şefkat sahibiydi. Onun da bir yüreği vardı ve yanardı.

Gözleri vardı, duygulanır yaşlar boşanırdı. Peygamberdi, Rahmet Elçisi'ydi, merhamet sahibiydi.

"Kim Allah'a tam bir ihlâsla ve ortak koşmadan kulluk eder, namazını kılar ve zekât verirse Allah rızasını kazanmış olarak vefat eder."

Allah, Elçisi' sav Ağız kavgası ve
boşbogazlıktan uzak durur Hiç kimseyi kötülemez kınamaz ve hiç kimsenin ayıbı ile gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazdı.

Allah, Elçisi ne Kur'an'da mevcut olan emir ve yasakları açıklama görev ve yetkisinin yanı sıra Kur'an'da olmayan bazı hususlarda da kural koyma yetkisi tanımıştı: "

O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. A'raf,


Abdülmuttalib'e: " Bu çocuğa neden babalarından birinin ismini değil de Muhammed adını verdin?" denilince şu hikmetli cevabı verdi dede: " İstedim ki onu Yüce Allah göklerde, insanlar da yeryüzünde övsün!"

peygamberimiz sav katında insanların en faziletlisi, başkalarına iyiliği en yaygın olanlardı;

peygamberimiz sav katında
mertebesi en yüksek olanlar da halkın sıkıntısına en iyi şekilde ortak olan ve onlara yardım elini uzatan kimselerdi.

efendimizin savaşları 23 yıllık risaletin sadece yüzde ikisini kapsar hayatını sulh çabasıyla geçiren efendimiz bir barış peygamberidir

yoldan geçişe engel olan bir taşı kaldırmak, sadaka hükmündedir

bir kimseye bineğine binerken yardım etmek, sadaka hükmündedir

namaza giderken atılan her adım, güzel söz sadakadır.

Güler yüzlü olmak, iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmak, kaybolan kimseye yol göstermek,
sadaka hükmündedir

yabancıya yol göstermek sadakadır

ibadet bilinci ve Allah'ın rızası ile yapılan bütün iyi ve uygun davranışlar sadaka hükmündedir

Peygamberimizin pazartesi günü oruç tutmasının nedenini açıklarken, "Ben o gün doğdum ve bana vahiy ilk defa o gün indirildi."buyurmuştu.

Dünya onların, âhiret ise bizimdir. Hem benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da giden binitli bir yolcu gibiyim."

"Her peygamberin ümmeti için yaptığı bir dua vardır. Ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım."

Peygamberimizin Son sözü de "Allah'ım! Refîk-i a'lâya (En Yüce Dosta)!" olmuştu.

Allahım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et!

Gereksiz konuşmaları terk etmenin, İslâm'ının güzelliğinden olduğunu söyleyen Hz. Peygamber sav "Allah'a ve âhirete inanan ya hayır söylesin ya da sussun." buyururdu

Hz. Peygamber sav ümmetini uyarırdı. Gıybet, yalan ve dedikodu gibi kötülüğe zemin teşkil eden konuşmaları kesin bir şekilde yasaklardı.

"Göz yaşarır, kalp üzülür fakat biz ancak Rabbimizin razı olacağını söyleriz."Nebi (s.a.s)❤

Allah Resûlü; Çocuklarını öpüp okşamayanların kalplerinden rahmet duygusunun sökülüp atıldığını söyler;

Allah Resûlü; insanlara merhamet etmeyene Allah'ın merhamet etmeyeceğini hatırlatırdı...

Efendimiz, sav Rabbinden, kral peygamber değil kul peygamber olmayı istemişti. o, dünyanın geçici nimetlerini değil Allah'ın rahmetini her şeyden üstün görüyordu.

Kıyamet günü insanların bana en yakın olacak olanı, bana en çok salavat getirenidir."

Namaz kıldığın zaman son namazınmış gibi kıl.

Özür dilemeni gerektirecek bir sözü söyleme

insanların ellerindeki dünyalıklara umut bağlama!

Resûl sav şöyle buyurdu "Kimin üç kızı ya da üç kız kardeși olur da onlarla birlikte güzelce yaşar ve Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olursa ona cennet vardır

"Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir.

Evlenin! Çünkü ben kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim..."

insanları evliliğe, aile kurmaya teşvik eden Allah Resûlü, aile yaşantısıyla da müminlere örnek olmuştur

Andolsun, size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı rauf ve rahimdir."

Câbir bin Semüre ra “Mehtaplı gecede, Allah’ın Resulü’nü kırmızı bir elbise içinde gördüm. Bir peygambere, bir aya baktım. O, aydan da güzeldi.”

"Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin."

''...Kıssayı anlat belki düşünürler.''
Araf,

Allah Resûlü, "Yaşlı anne babasına veya birine yetişip de onlardan dolayı cennete girmeyenin!
Burnu yere sürtülsün! buyurmuştu.

İbadetler sadece ve yalnızca Yüce Allah için yapılır ve karşılığı O'ndan beklenir.

İbadetlerini Allah'ı görüyorcasına" eda eden ihsan ve ihlâs sahibi kimseler için Peygamberimizin müjdesi pek büyüktür:

Kim Allah'a tam bir ihlâsla ve ortak koşmadan kulluk eder, namazını kılar ve zakâtını verirse bu dünyadan ayrılırken Allah'ın rızasını kazanmış olarak vefat eder."

HZ MUHAMMED insanlara ibadetlerinde aşırılıktan sakınmalarını, ve devamlılığı tavsiye eder, kendisi de ibadetlerini böyle eda ederdi.

Resül-i Ekrem kendisi peygamber olduğu halde günlük ihtiyaç ve gerçeklerinden kopmadan ibadet ettiğini, kendi yolunun da bu olduğunu söyleyerek uyarmıştı

HZ MUHAMMED konuşmaya gelen bir adamın heyecandan titremesi üzerine şu eşsiz cümleleri söyledi
Çekinme! Ben bir kral değilim. Ben sadece güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum."

Kardeşim Yusuf’un dediği gibi diyorum; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin; çünkü O, rahmet edenlerin en merhametlisidir."

Allah Resulü Farz olan Ramazan orucundan başka nafile olarak Muharrem (Âşûrâ), Şaban ve Recep aylarını oruçlu olmaya özen gösterirdi.

Allah Resulü sav Ramazan ayı dışında hiçbir ayı tamamen oruçla geçirmemiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.