You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kitap alıntıları ve sözler

Kitap alıntıları ve sözler

General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
ezilenler dostoyevski

sıkıntısından intihar eder, o zaman da dünya aptallara kalır Onlar mutlu olur!

Bir atasözü bile vardır: Keyif
aptallarındır, derler.


Hem biliyor musunuz, akılsızlarla beraber yaşamaktan, onlara kafa sallamaktan daha hoş bir şey yoktur;

boş, anlamsız bir toplumda yaşadığımın farkındayım toplumda keyfliyken kafa sallarım savunucu olmaktan geri kalmam, ama sırası gelince en önde bırakıp kaçarım

adetim değildir bir şeyi dert edinmek. Vicdan azabı nedir bilmem. çıkarıma olan her şeyi kabul ederim.

çoktur benim gibiler, keyfimiz de yerindedir. Dünyada her şey mahvolabilir Dünya altüst olsa da biz gene üstte kalırız.

Bizim gibilerin ne kadar çok yaşadıklarına bakın, yeter size. Gerçekten çok uzun ömürlü oluruz; hiç dikkatinizi çekti mi Seksen, doksan yaşına kadar yaşarız.

doğa bizden yana, Doksan yaşına kadar yaşamaya kararlıyım. ölümü sevmiyorum, korkuyorum ondan. Nasıl ölecegim, kim bilir?

yasalar aile huzurunu koruyucudur evladın baba sözü dinlemesini buyurur evlada ana babaya olan kutsal görevlerini unutturan kimseleri hoş görmezler

kadınlar acı acı ağlarlar, duygulu olanlarına sinir buhranı bile gelir.
Son derece olağan bir durumdur

insanın içinde hiç kimsenin bilmediği, istediği halde kimseye açamadığı bir keder bulunduğu zamanlar görülür.

Temiz yürekli insanlar iyilik yapmak için kendilerine iyilik yapılmasını beklemezler

Dünyada iyi insan çoktur ihtiyacı olan kimselere seve seve yardım ederler. senin şanssızlığın, ihtiyacın oldugu zaman onlarla karşılaşmamak

çok kitabınız var hepsi de akıllı insanların okuyacağı şeyler. çok aptalım bu yaşa geldim, bir tek kitap bile okumadım.

Kişi önce sağlığına dikkat etmelidir, Bunun üç faydası vardır: Bir, ölmez; iki, sağlığın yitirmez; üç, bunların sonucunda mutlu olur.

sizi üzen birtakım şeyler varsa, unutmaya çalışmalısınız onları, hiç aklınıza getirmemelisiniz.

Bir kızım vardı, canımdan, dünyada her şeyden çok severdim onu, ama yok artık öldü.

siz hain, kalpsiz bir insansınız! Evet, kalp diye bir şey yok sizde! Ben de kalpsizim, hem herkesten kalpsiz... ama siz benden de kalpsizsiniz...

insan öz evladını unutabilir mi hiç?

o gün herkes öpüşür, kucaklaşır, barışır... bütün kusurlar unutulur...

Annem dilenirdi, ölürken yoksul olmamı, dilenmemi vasiyet etmişti demişti ki Dilenmek ayıp değildir, bir kimseden dilenmeyeceğim insanın herkesten dilenmesinde utanılacak bir şey yok

Aç tokun halinden anlamaz derler; ben şunu ekleyecegim buna, aç da açın halinden herzaman anlamaz.


sokağa atılmış, kaderiyle başbaşa bırakılmış Ona eziyet eden insanlardan gözünün içine bakan, onu seven dostlarından kaçmıştı.


birisine eziyet etmek, göz dağı vermek istiyor, öğünüyordu sanki! ruhunda esrarlı bir değişiklik oluyordu... hakarete uğramış, ezilmişti bu çocuk,

Kişiliği olmayan, kindar, kötü ruhlu, çıkarcı bir adamdır" Kendisine edilen hakareti kolay kolay unutamaz, ilk fırsatta öcünü alırdı

çok temiz ruhlu, iyi saygıdeğer bir ihtiyardır eli de açıktır, karşısındaki insanın değerine göre hareket eder.

Annem yoksulluğun değil zengin olup başkalarına hakaret etmenin günah olduğunu söylerdi... Tanrı böylelerini cezalandırırmış.

Fakir ol hiç kimsenin sözüne kulak asma. Hiç kimsesin yanına gitme yalnız başına, yoksulluk içinde yaşa, çalış; iş bulamazsan dilen ama insanlara gitme

isa birbirinizi sevin, birbirinizin suçlarını affedin dediği halde siz niçin affetmiyorsunuz

ömrün boyunca yoksul ol, ama seni çağıran varlıklı bir insanın yanına gitme. Orada iyi yaşayabilirsin, güzel güzel giysilerin olabilir, ama Kötü, hain insanlardır onlar,

sana vasiyetim şu olsun Yoksul ol, çalış, dilen, ama seni yanına almak isteyen birisi olursa gitme, istemiyorum size gelmem de..."

Alıp başımızı gidelim buradan, bu insafsız insanların yanından

Tanrım, sana şükürler olsun. Gazabın için de nimetlerin için de şükürler olsun sana!

yağmurdan, gök gürültülerinden sonra şimdi pırıl pırıl parlayan güneşin için de!... Şu mutlulugum için şükürler sana!

insan sinirleri böyle bir çalışmaya dayanamaz, olmaz bu kadar!" Ama oluyor işte! Başım fena halde dönüyor. Ayakta zor duruyorum. Ama mutluyum, yüreğim öyle hafif ki! öykümü bitirdim

Kişi oğlunun tutkularının ne denli çesitli, sınırsız olduğunu düsünüyorum misal "Adam kazanacağı, kadar para kazanmış, ama yetmiyor

sıkı çalışınca sinirlerimde tuhaf bir gerilme oluyor, daha iyi düşünüyor, daha canlı, yürekten hissediyor, hatta anlatışıma daha iyi hakim olabiliyorum,

Onu kendimden de, dünyadaki her şeyden de çok seviyorum

Kimin çıkarını düşünerek hareket edeceğimden sana ne! önemli olan bir şeyler yapmış olmak! Elbette önce yetim kızı düşüneceğim
Ama birazcık da kendimi

kendimi düşünürsem sakın gücenme! Yoksul bir insanım ben, yoksulları hor görmemeli.


Ben öldükten sonra ona öldüğümü, ama onu affetmediğimi söyle, incil'i okuduğumu, orada "Bütün düşmanlarınızı affedin yazdığı halde gene affetmediğimi söyle

ne diye senin mutlulugunu da mahvettim! Ömrümüzün sonuna kadar mutlu olabilirdik seninle!"
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
nazım hikmet
memleketimden insan manzaraları

Memetçik, Memet Memetçik, Memet Açlık çıkınca yoluna Memet'ten Memed'e yok mu merhamet

Kuvayı Milliyede çetedir Memet Gökyüzünü almış arkasına İzmit dağlarında bekliyor nöbet,

Ne umutlu, ne umutsuz ikisinden de ayrı bir şey. Ve elâ gözlerinde ölesiye bir inat.

Bizim ayılar konuşuyor politikadan

Ölümün son meydan harbidir bu; zafer aşkın ve hayatındır

Dalları basmış vişne ve kiraz Yeşil ve kırmızı ki güneş, doğum ve bereket renkleridir, sevinçli bir inkılâp şarkısı gibiydiler

hapisanede tenekede büyüttüğüm sarı sardunya, hasılı bir güzelliği tabiatın çıksa karşıma ben bir kerre daha anlarım değişmesi lâzım mutlak bugünkü insan hayatının...

Melâikedir develer, cennet kapısının bekçisidir. Ve şifadır sancılara yünü ve mübarektir bu yün üzeri yatan hamamcı olmaz.

Korku ahmaktır Korku şüpheden kuvvetlidir

elveda... İzmir. İzmir'in eski hatıraları.

Yunan İzmir'e girmiş çeteler dağda çarpışıyordu Hoşça kal gâvur İzmir'i, elveda Gece köyler basıldı. Çınarlara adamlar asıldı.

Ve oğlunu bağrına basıp ağladı sevincinden. Şimdi oğlu 19 yaşındadır, İzmir'de okuyor.

Ezildikçe bazıları insanların daha çok esrar içer daha ümitsiz kumar oynar.

çocuk gözleri vardı.Bu gözler kötülük düşünemezler Fakat bu kalın dudaklı ağız korkunç bir küfrü saklayabilir içinde.

Ve bir fidan gibi düz, bir fidan gibi cesur, bir fidan gibi vaad eden bir çocuk

Kocaeli ormanı gürgen ve meşeliktir, yüksek kalın.Gökyüzü gözükmez.

alışmıştı senelerdir insanlarla bir acayip maceraya girmeye: hiçbir şey istemeyip onlardan her isteneni vermeye.

Gün ola, yarın ola. İnsan yarınını bilebilir mi ki?

Çok şükür ki ancak ölüler bir daha öldürülmez.

Köylü kızı olmak arına mı gidiyor?
Domuzun kızı.

Peki ama anne, vatan?
Vatanı çiğnerse düşman?
Her karış vatanı kanımızla sularız ölür, baş eğmez, türk

Kızım küçüksün büyü gelin ol, erkek evlât doğur. muharebe nasılmış o zaman sorarım sana.

Şimdi kadınlar da asker oluyor. Harp yalnız erkekler için değil az çocuk mu öldü tayyarelerden?»

Adalar sahili der ki: «nerde o mis kokulu leylaklar sararıp solmak üzre yapraklar,»

dallara astılar ölüsünü Alî Kemal'in.İstanbul'dan kaldırıldı herif bu Ali Kemal? muharrirdi İngiliz'den para alır. Adamıydı
Halife'nin Kan damlardı kalemi fakat murdar pis bir kan. Gün olur geniş yara açar kalemin düşmanlığı


Gün olur daha derin daha geniş yara açar kalemin düşmanlığı mavzerin düşmanlığından.»

İbret alınacak hal. Halkı kızdırmaya gelmez.sabreder iki sabreder


dolaştı İzmit şehrini Ali Kemal. Sonra astılar dallara ölüsünü. Sonra ölüyü indirdiler gömleği, donu dalda iki ay sallanıp durdu aldılar saat ve çorabını iyi etmemişler Uğurdur derler, inanma. Asılan insanın eşyası uğursuzdur. İbret alınacak hal. Halkı kızdırmaya gelmez.

Herifin suçu vardıysa devlet verir cezasını hükümet asar. Herifi parçalamak devlete karşı koymak demek.

bir dünya geçiyordu
bir insan yüreğinden

mukavva bir bavulla nereye
gidiyoruz? Bu dünyada nasıl bir başına kalıverdin, darmadağın oluverdin?

Arkadaşlar öldürüldüler.
insan cesetleri yatıyorlar

su birikintileri bir saadetli hayıflanıştır insan yüreğinde

baharda Ne Rumcadır, ne Türkçe toprakçadır toprağın konuştuğu dil. Fakat kederli

Kim kimden korkmazsa,
o ondan büyüktür.

Ekmeğe itaat lâzım Millet unuttu ekmeğe itaat etmeyi. Bir dilim kendi yer, bir dilim köpeğe atar .

izin ver şeriatın hükmü yürüsün

Karımı öldürdüm, Paşam,» dedi.
Zarar yok O öldü, sen çok yaşa

Ölmeyi isteyecek kadar çıldırmak için bugün bu dünyada öyle çok sebep var ki.

Gülden güzel kokan Arnavutköy çileği ve asma yaprağına sarılı barbunya ızgarasıyla gelir Haydarpaşa garının büfesine bahar

parmak boyunda bir adam var hattâ baş parmaktan da küçük
Baş parmak boyundaki adam vicdanımız

yani bazıları onlar Şimdi eski bir hatıra gibi sıkıyorlar elini senin. Namussuz bir merhametle

zaten benim bazı insanlarla görülecek bir hesabım var insanlarla Hepsiyle, topyekûn

Yağmurlu bir bayram sabahıdır
en müthiş çocukluk hatırası

çakal sürüsüne benzeyen insanlar düşman ve ikiyüzlüydü, hazırdı ihanete.

Hepsi kendini haklı görüyordu, yalnız kendini cesur, yalnız, kendini bahtsız Ve dehalarının inkâr olunduğuna emindiler

lânetli bir dünyada kafalarının gücünü satarak geçiniyor ve birbirlerinin yüreğini, etini, haysiyetini yiyordular bir bataklık manzarası gibi hazin

insanın kendine benzeyen insanlarla boğuşması zor şeydir,

okuyanın yarısı kadındı bu kadınların yarısı gençtir gençlerin yarısı güzeldir işte bu güzellerin içinde elbette bir tane vardır ki beni sevebilir.

dünyada tıpkı bugünkü gibi insanlar ölürler, Bir sızılmayan sarhoşluk ki yoktur sonu

Harp meydanı bir demirci ocağıdır, Milletler çelikleşmek için geçmeli ordan

Söyleyecek ne kadar güzel sözlerim vardı insanlara bana hiçbirini söyletmediler Hep aynı bokun soyu

Hep aynı bokun soyudur
en kötünüz, en iyiniz.

yakından terbiyeli bir insana benziyor. Kibirsiz, belki cesur, hattâ iradesiz bir insan

insanoğlu secdeden gayri yerde böyle eğilmemeli.

Askerlik dedin miydi yürüyüş: bir, tokat: iki, yiğitlik: üç sert olacak.

Harp edilmeden de yiğitlik mümkün

hiç kimse benden hesap isteyemez, cenabı haktan gayri.

Büyük parayı alnının teriyle kazanamazsın. Başkalarını bilmem, benim kinin temelinde alın terim yok.

Dünya bu, insan yürür, yükselir, çıkar yokuşu, gayrı öyle olur ki ilk hareket noktasına bir daha dönüp bakmaz.

Kafaları işe yatmazsa müşavir
beylerle müdür beylerinizin, devlet
kapısında pireyi deve yaparlar

Ve her nedense bir güvensizlik var devletçiliğimize. Halbuki devlet size destek oluyor.» « Biz de ona oluyoruz.»

ölen: nefsinden başka hiç kimseye güvenmeyen muzaffer ve muazzam bir kumarbaz Alaycıydı, kavgacıydı, kurnaz ve hükmediciydi kaç kerre ölmesini istedim.

Ben ne kadar ihtiyarlamış olduğumu onun öldüğü gün anladım

Hepimize, tüm dünyaya küskün. Ne iyiliği dokunsun istiyor ne kötülüğü Ne korkunç bu ilgisizliği bir kurt kımıldanıyor bu pembe beyaz, tombul gövdenin içinde.

Fakat neden muzaffer olamadı? Neyi eksik bu adamın? Belki kâfi derecede hergele değil.

Devşirme değil, cet be cet Türk, özüm gibi halis Sivaslı, aslan gibi

Bugün çocuklara okutulan tarihler gibiymiş yeni harp tarihlerimiz de, paşam. Fatihleri, Selimleri, Süleymanları bile inkâr edeceğiz.

Çocukların haberi yok koskoca Osmanlı İmparatorluğu'ndan.
Padişah dendi mi umacı sanıyorlar

Demokratlıkta İngiliz'den ileri gitmeye lüzum yok, anane kuvvetine bakın Biz mevlût okumayı unuttuk

İnkılâpsa yaptık, kâfi. Biraz da maziye sarılıp kökleşelim.
Çocuklarımızın rüyasına şahane heybetiyle girmeli Sultan Selim

Her yerde,
her zaman insan
berrak ve derin

büyük bir ciddiyetle bir şeylere gerçekten inanmış dövüşmüşlerdi Halbuki bu dünyada hiçbir şey yoktu

bu dünyada inanılmaya değer hiç bir şey yoktu Kızmak kıskanmak, inat etmek ve dövüşmek, gülmek kahkahalarla ağlamak hıçkıra hıçkıra boş ve gülünç şey

Gürültüsüz, rehavetle zahmetsiz gelen para zahmetsiz gelip giden kadın, otomobil, Gerisi lâfü güzaf,
Osman Necip böyle düşünürdü

Dünyaya bir defa geleceğiz
ölümü istediğimiz kadar
düşünmeyelim öleceğiz

Osman Necip'in metresleri vardır. Her yıl eskisi gider her yıl Avrupa'dan yenisi gelir. Bu işte bilhassa İsviçre mamulatı kullanır

Zengin Osmanlılar fildişi âletler kullanırlardı sırtlarını kaşımak için:
bunlar, başlarında el gibi bir şeyler olan ince uzun sapları işlenmiş
kaşıklardı.

Hüzünlü bir şey olsa giderken bu
dünyada milyonlar bırakıp bir tek çocuk bırakmamak.»

Altmış yaşındaydı bir kurşun sıkıp
ölen İhtiyar bir insanın intiharı İhtiyar bir insanın ağlamasına benzer ikisi de kepazece yeisli

Gözleri zeytin tanelerine benzeyen?
Azeri kardeşlerimizin aydınlık bir kalbi vardır.» «


Elektrik ampulü gibidir insanın yüreği cereyan alırsa ışık verir, cereyansız ampul iyi olsun istediği kadar ne ışıl ışıl yanar ne kendini gösterebilir

Güzelleştirmez tahta kurusunun adını değiştirmek onun.

Ölülerin uzaktan belli olmaz yaşı, bacakları kırılmışsa hele kaburga kemikleri birbirine geçmişse hele hele, dağılmışsa başı

ve Selim komünist.
Halbuki komünist değildi
Selim. Düşünmemişti komünizmi
O sadece on sekiz yaşındaydı
ve 25 kuruş yerine 50 kuruş
14 saat yerine 10 saat istiyordu
fakat Polis Yatırdı Selim'i yere. Selim basamıyordu döşemelere

Orda bir ölüyü mü göreceğiz yine Bir değil, bin iki bin üç bin ölüyü. Fakat sayı çoğaldıkça ölülerin
facia değerleri düşer

insan dehşetli bir şeylerle doluyor, müthiş kızıyor bir şeylere, gel gör ki bacağınızdan bağlısınız olduğunuz yere.

Orda sanki fısıltılarla bir şeyler
konuşuluyor ölüm için, ayrılık için, sabahsız geceler için.

Ve havada şıkır şıkır ay ışığı
kendimin acısı düştü içime,
fakat bir taraftan da
bütün insanların acısı.

Böyle bir şey başa ilk defa geliyor. ilk defa düşünüyorum sahiden
elle tutulacak gibi düşünüyorum: bu dünyada benden başka da insanların da yaşadığını.

Laf diye değil
öyledir diye değil
birdenbire derimin üzerinde duymak düşünmek anlamak.
Ne dersiniz?» «


Duydunuz: muhakkak, düşündünüz: belki, anladınız: zannetmem anlasanız da unutacaksınız.

Bir andı, geldi geçti, yahut geçmek üzeredir. Geçmese de alışılır. Alışıldı mı, mesele yok.

Alışkanlık getirir eski yerine hiçbir şey duymamış düşünmemiş anlamamış olmanın rahatlığını.
İlk seferkine göre belki miskin bir rahatlık,

Lâkin nereye gidiyoruz,
Evet, nereye gidiyoruz?
Dünya nereye gidiyor böyle?


İnsanlar nereye gidiyor?» bunu anlamak için nerden gelip nerde olduğumuzu anlamak lâzım

biz münevverler hep birbirimiz gibi konuşuyoruz, aynı renkli cümleler aynı edâ. Tuhaf değil mi?»

Zaten bir kerre şıp diye öğrenir Türk milleti. Akıllıyızdır. Fakat itibar görmeyiz kendi milletimizden.

Yahudi'yim, çok şükür.
Hitler duymasın.» «
Duysun.
Ben onlara para kazandırıyorum.»
Hitler'i eline verseler ne yaparsın,
Ortak alırım.»
Kazıklamak için

Bu dünyada hangimiz ölmeyecek

korucubaşıları ve silâhşorları çalarlar hayasızca Aziz Beyden.
Aziz Bey bilir ses çıkarmaz. Çünkü yüz mislî çoğunu işçilerden çalar.

konuşuyordu insanlar fakat ses
gelmediğinden açılıp kapanıyordu ağızları balıklarınki gibi ümitsiz.

Hapisane destanı severim, hapisane destanları yanıktır.

sesin de, sevdanın da yanığı güzel. Herif söyleyecek sen acıyacaksın Yürekte acımak olacak insanlık yani Bu Köroğlu Destanı gibi
Haydi bismillah

yavrum, senin sesin yanık
makamlı da okuyorsun insana dokunuyor

Adana
Antep
Urfa
Maraş: düşmüş dövüşüyordu...


Antepliler silâhşor olur.
Uçan turnayı gözünden
kaçan tavşanı ard ayağından

Yiğitlik» atla, silâhla, toprakla olur onun atı, silâhı, toprağı yoktu.


Boynu çöp gibi ince ve kocaman kafalıydı Karayılan Karayılan
olmazdan önce... Antepliler onu
bir fıstık ağacından indirdiler. Altına bir at çekip eline bir mavzer verdiler.

Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda yeşil kertenkeleler Sıcak bulutlar dolaşır
Gâvur tutmuştu tepeleri
gâvurun topu vardı.
Gâvur şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Antepliler düz ovada sıkışmışlardı.
Antepliler silâhşor olur.
Ateşi ve ihaneti gördük.


Ruhumuz fırtınalı,
Sevgisiz ve ihtirassız
inanılmaz zaafları,
korkunç kuvvetleriyle
silâhları ve beygirleriyle
çıplak insanlardı dayanan.

İnsanlar uzun asker kaputluydu, yalnayaktı insanlar...
İnsanların başında kalpak yüreklerinde keder
yüreklerinde müthiş bir umut

İnsanlar devrilmişti,
kedersiz ve ümitsizdiler.
İnsanlar etlerinde kurşun ve
köy odalarında unutulmuştular

Eski zamanlar bütün
hikâye oldu gayrı.

O günler ayrı, bu günler ayrı.
O günün adamları, yavrum,
bir başka çeşit yavrum,
bugünün adamları bir başka çeşit

İnönü meydanı, yavrum,
rüzgâr, soğuklar
insanı arı gibi haşlıyor.
Zemheriler bitti diyelim
Muharebe beş gece sürdü.
Kan gövdeyi götürdü.


Ve nihayetinde gâvurlar
karın üstünde top arabaları, sandıklar dolusu konyak,
altı kamyon bıraktılar.
kaçarlarken, yavrum,
biz mi kaçtık, onlar mı belli olmadı onlar kaçarlarken köyleri yaktılar.

kıl çadırlı Yürükler ve sonra ırgat ortakçı maraba, davarlı ve davarsız yarım meşin çizmeli lve ham çarıklı köylüler. cesur haklı ve umutlu


açık korkunç cesur haklı ve umutlu tek sözü yoktur Ahmet Haşim'in.» « Şiir bunlardan mı ibaret yalnız,

Şiir dünyadan ibaret. Ve bugünkü dünyada yalnız hak ve umut
anlatılmaya değer

Hay felek, hay felek, devri âleme bak, bir yükseliş devri sonra bir alçalış devri geliyor

ortalık öyle tuhaf aydınlık, öyle ıssız. Ya çok seslidir. ya hiç ses vermez mehtaplı gece Zaten mehtapta heybetli görünür insan

Zekâ bu kadar erken uyurmu?

köylülerimizden memnunum,
kanaatkâr ve sabırlı insanlar

Gâvuru yendik, girdik İzmir'e.
Sonra. Sonra Cumhuriyet oldu.
Velâkin... »Yani, destan bitti bitmesine biraz acı bitti lâkin

hapisane Duvarları dehşet yüksek
Ama aşılmayan duvar mı vardır?


Şiir yazarken Yalnız yazılanı güldür güldür okursunuz. Ben gördüm nasıl yapıldığını bu işin, bahçıvanlıktan bete turfanda sebze yetiştirmekten bile zor.


sen hâlâ vazgeçmedin köylüce, anarşistçe düşünmekten Ne Kendi kendine işlere kalkışıyorsun kimseye danışmadan

Öyle yavan bir bulgur pilavıydı ki karşısına çıkan umutsuz bir yenilgiyle yüzünü buruştururdu
Bizim köylünün çoğu bulgur yer çünkü fakir köylü

Allahla aramız nasıl, köylüm?»
Allahsız yaşayabiliyor insan, ama Allahlı da yaşayabiliyor hele, suya sabuna dokunmayan politikayla uğraşmayan bir Allah. Muska gibi bir şey, Her şeye rağmen Allaha inanıyordu ve düşmandı Bulgarlara

Muazzam buzlu bir cam gibiydi gökyüzü. Ve bozkır kupkuru ve kaskatıydı.

ölümün koynundan çıktığı halde farkında olmayacak kadar dünyadan habersiz ve dünyadan dehşetli haberli boyundan büyük testiyi taşıyacak

Onlar bu kibirli, kısır toprağın ortasında insan soyunun emeği, aklı ve ümidi gibi güzeldiler.

On sekiz yaşındaydı
On sekiz yaşında yürek
bir sapan taşı gibi fırlatılır
On sekiz yaşında hatırasız yatılır,
on sekiz yaşında deniz derya
bir yanı gayya kuyusu
bir yanı yemyeşil ormanlık
on sekiz yaşında hatıralar düşünülmez anlatılır.

Makinist Rahmi neyi anlatacaktı?
İlkokulu aç karnına ve aktardan çalınan kalemlerle bitirdiğini mi, yoksa babası öldükten sonra anasına kendi eliyle zampara
getirdiğini mi? Neyi anlatacaktı makinist Rahmi?

istiklâlini kaybeden millet yok olmaya mahkûmdur.

Etlik Bağları gözüküyordu
karşıda, Ankara Kalesi.
Bu bahar sabahında
serin bir su fısıltısı gibiydi Ankara

Onlar en delilerle en gençlerden seçilirdi Ölüme en yakın onlardı

Hepsinde kırışıksız alınlar
ipekli kâat gibi dümdüz,
hepsinde açlığını bile bilmeyen
aç bir yüz. Yaşamışlar bir lokmacık bir lokmacık hatıraları var,

Ankara Garı'na bahar İstasyon polisinde artan bir telâş, üçüncü mevki köylü ve işçileriyle ve büfesinde göbekli bir marula benzeyen İstanbul hasretiyle gelir.
Ankara Garı temizdir rahattır ve bilhassa yenidir.

rüzgârında bağrışılmaz koşulmaz, yüksek sesle gülüşülmez Ankara Garı'nda.şehirle bozkırın kavgasına bak.»henüz ayakta olsa da bozkır yeniliyor.»Ben beğendim Ankara şehrini kardaşlar,

aklım ermez ama belli ki ter dökmüş bizim işçi milleti temiz iş çıkarmışlar


Bakıyordu gökyüzüne mahkûm Melahat Gökyüzü masmavi geniş rahat

Tolstoy büyük adam düşman askerleri ni güzel konuşturur Sivastopol Harbi'ndeki askerler toplanırlardı anlamadıkları halde birbirlerinin dilini kardeşçe gülüşürler vururlardı omuzlarına birbirlerinin.

düşman askerleri toplanır anlamadıkları halde birbirlerinin dilini kardeşçe konuşur gülüşür ve
birbirlerinin. omuzlarına vururlardı
Harbi hazırlayanların ruhu yanında onlarınki ne kadar yüksek onlar ayrı milletlerden gelmişler diye onlar insan ve kardeş kaldı

yine öyle hep bir başına Deli
karasevda, yumruk, alabildiğine nefret kin, alabildiğine merhamet,
sevgi insan insanı sömürmesin diye âdil bir dünya ve daha güzel bir memleket için...

Mülkünü, sermayesini al
sandalyasını çek altından
heriflerde düşman toprağı
olur vatan.

Karanlık kötü şey yalnız karanlığı görmek karanlıktan başka bir şey görmemek kötü Kör olmak Bence de sakatlığın en müthişi bu.»


Nazım hikmet kuvayı milliye

bırakmadım elimden silâhı yere serdim iki İngiliz'i. Senin ırzını kurtardım İstanbul'um Sana can feda çakır gözlü gülüm.

Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
kurşuna dizdi ikimizi Bir de altıncımız var kara kaytan bıyıklı bir şehit son mekânı şöyle dursun,
adını da bilen yok.


Ve nihayetinde düşmanlar karın üstünde top arabaları, sandıklar dolusu konyak altı kamyon bıraktılar Sonra, kaçarlarken, yavrum köyleri, köprüleri yaktılar...
Bu, Birinci İnönü,

sonra, göz alabildiğine yol:
sılaya gittiğimiz gurbette göründüğümüz ölüme giden yol

ve neden ve niçin olduğunu sormadan çöle, Çanakkale'ye,
ölüme gittiğimiz yol


üzüntü çekmemek için ya insanda yürek dediğin taştan olacak yahut dehşetli namuslu olacak yüreğin.

taştan değildi yürek çok şükür fakat namuslu.Ne malűm? dersen:
Dövüştü pir aşkına yaralandı Ve kavga bittiği zaman ne çiftlik sahibi oldu ne apartıman Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan



Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmiyecekti.

Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri,
kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen


ve pınl pırıl insan yüreği ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz

Ve sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan şaşarsın İstanbullulara ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin

Dayan ömrümün törpüsü,
dayan dağlar anadan doğma
arslan görsün

Hiçbir zaman böyle merhametli bir ümitle sevmedi hiçbir insan

topraktan evimize yürekten , aşkımıza ve kendimize dair vakitlerde dünya daha bizim,
daha yakın,

aşk için Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı,ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir yine de dimdik ayakta

tavşan korktuğu için kaçmaz
kaçtığı için korkar.

kıbleye doğru durdu boyun büküp
el kavuşturup sabah namazına,
İçi rahattır Cennet, ebedî bir istirahattır.

Ve yenilseler de, yenseler de
meydânı gazada o kendi elleriyle verecektir Cenabı rabbülâlemîne şühedâyı.

dağlar ardında, düşman elinde bir başka horoz vardır süt beyaz bir Denizli horozu Düşmanlar her hal onu çoktan kesip çorbasını yapmışlardır.

vatan uğrunda yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle Ordu'lar
baskına hazırdılar



Nazım hikmet

işler atom reaktörleri işler Ve güneş doğarken çöp kamyonları
ölüleri toplar kaldırımlardan
Işsiz ölüleri aç ölüleri


Ve güneş doğarken köylü aile
Erkek kadın eşek ve karasaban
Saban koşulu eşekle kadın
Toprağı sürerler toprak bir avuç

işler atom reaktörleri işler
ve güneş doğarken ölür bir çocuk
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da
On iki yaşında

ne boğmacadan ne menenjitten
ölür bin dokuzyüz elli sekiz de
ölür bir japon çocuğu hiroşima'da

Ve güneş doğarken tombul adam
Yatağından çıkar dalgın giyinir
'Bugün kimi kime gammazlamalı,
Amirin gözüne nasıl girmeli'


Ve güneş doğarken zenci şoförü
Ağaca asarlar yol kıyısında
Gazyağına bulayarak yakarlar
Sonra kimi kahve içmeye gider
Kimi saç tıraşı olur berberde
Kimi genç kızını öper alnından


Ve güneş doğarken
Otomatik silahlarla biçilir üniversitelilerle işçiler
Ve güneş doğarken devlet adamı
Konağına döner bir ziyafetten


Ve güneş doğarken kuşlar ötüşür
Genç bir ana bebesini emzirir
Ve güneş doğarken
Bir uzun geceyi gene uykusuz
Ağrılar içinde geçirmişimdir
Düşünmüşümdür hasretliği ölümü
Seni memleketi ve dünyamızı.


Ve güneş doğarken hiç umut yokmu Umut umut insanda.

Yoruldun ağırlığımı taşımaktan
bir gün gelecek ansızın bir gün
ayak izlerimi duyacaksın
uzaklaşan ayak izlerim
hepsinden dayanılmaz olacak

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa?.. Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla,


akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

bir değil, beş değil milyonlarlasın .
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin
ve koşarsın hemen
dünyanın en tuhaf mahlukusun
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

ve bu dünyada, bu zulüm sayende
açsak, yorgunsak, alkan içindeysek ve hâlâ üzüm gibi eziliyorsak
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim



Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.

Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor

vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.

Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?



Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız


Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
çalışıyorum Sonra bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara
tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar
sırt üstü yatıyorum



Ve beni çileden çıkarıyor
Kendime karşı duyduğum
nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet


Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.


Güzel günler göreceğiz çocuklar,
Güneşli günler GöreCeğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, ışıklı maviliklere


Sevdiğim yalan söylersem sana Kopsun ve mahrum kalsın dilim Seni seviyorum demek bahtiyarlığından

Sevdiğim yalan yazarsam
Kurusun ve mahrum kalsın elim sevmek saadetinden seni
Sevgili yalan söylersem sana gözlerim avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha

Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..

Yürümek;
dost omuz başlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının
içine koyup yürümek!..

Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...

Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek...

Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saclarını güneşte kurut:
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın Sevgilim mevsim
sonbahar...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Nazım hikmet
memleketimden insan manzaraları

Toprak göz alabildiğine dümdüz,
çırılçıplak, ve kırmızı biber gibi acı

Köyde ölen çocuğun hesabı mı var?
Ölü sayılmaz altı aylık ölü

Mapusane çeşmesi bir başına avluda yandan akıyor yandan. Mapusluk bir şey değil
ayrılık var bir yandan

hapiste sinekler tahta kurusu pire, bit, yeniden görülecek hesaplar, insanı hırsından ağlatacak kadar ümit, dostluk ve düşmanlık

Kadınlarda dokuz nefis bir akıl var

İnsanoğlu doğması büyümesi, nerelerde gezintisi, bir de kalışı nerelerde.

İnsanoğlu güle benzer
bir dakkada soluverir.

Ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin
ne haklı ne haksız, bir muazzam
bir uçsuz bucaksız hayat.

Her şeye rağmen insan olmanın saadetiyle ve saygıyla güldü

On iki dükkân vardı hapisane avlusunda kaybedilmiş sandıklar gibi çaresiz ve küçülmüş. Ve yeryüzündeki küçük dükkânlar gibi herbiri kendi kederiyle yapayalnız, bir başınaydı

dalgalı kumral saçlar yandan taralı, süzme bal gözler, kartal burun, ve cesur bir bıyık. Asrî Yusuf en şık adamıydı mapusanenin sarı iskarpinleri boyasız görülmemiştir

Para var Allah var,
para yok Allah yok.
Yüksek bir sözdür bu

Kaç çeşit çiçek varsa ona göre de rüzgârı var. İnsan demek ot demektir

Her şey çalışmaktır dedik, lâkin insanlar insanların etini yiyor

Yani Abdülhamid'in gidişi,
anlıyorsun ya, yani herifi nasıl dehlemişler. Sürdüler Selânik'e.
Ama Selanik Yunan'a geçince Seferberlikte İstanbul'da öldü, cenazesini bir kaldırdılar, görmeliydin! Millet kırıldı ağlamaktan

dinleniyordu kalaycı Şaban Usta, sırtını duvara dayamış. Bir bozkır köyü gibi perişan ve kimsesiz.

yürüdük, daha da yürüyeceğiz. Bir merdiven çıkıyoruz, diye düşün, basamaklar, son basamak, kapı, açılacak, kendiliğinden değil, biz açacağız elbette gireceğiz eve rahat, ve sıcak.

rüyada bir memleket. Ve çarıkları. Ve gözlerinde ayrılıkları.
Mor cepkenle ipek şal türküleri
Hangi köylü köylümden iyi bilir kahrolası hünerini yamaların?


ve çarıkları,
ve yere bakan gözleri ayrılıkları
ve kim köylümden daha iyi bilir kahrolası yama yama
paramparça haşin perişanlıkları

karı kısmı kızdı mı, kötü kızar, ha kızgın karı, ha kürtlerin iti,
atın üstünden alırlar yiğiti


on üç yaşındaki işçi Kerim,
20 yüzyılın en umutlu adamı.
İsyan gibi cesur adalet gibi hazin


Haksızlık İbrahim için
diş ağrısı gibi bir düşmandır.
Bir vatandaş uğrayınca haksızlığa İbrahim'in dişi ağrır.

Güllü hanım, Güllü hanım, Söğüt dalı gibi nazlı ipince belli hanım,
bembeyaz elli hanım

Ve hepsinin fevkinde ihtiyarlık,
yolculuğun son istasyonu.
Ve nihayet

İleri oğlum âdeta, ileri.
Çok öğren, çok oku.

Kur'an'da bir söz var: 'Küllü yamellu şakiliyetihi Herkes derecesine göre iş yapar
Aklını hâkim kıl kurtul ıstıraptan

Dünyayı düzeltmek istiyorsan kendi yuvanı düşün ilk önce.

Sema ve zemini idare eden kuvvet
saadetini isteseydi insanların derhal bahtiyar kılardı onları.
İstemiyor demek.

İlmen, mantıken ve hakikaten bu böyle. Kendi nefsini ve işlerini insafla gözden geçir sağına soluna bir nazar eyle hep aynı
yalancılık ve canavarlık aynı riya sarsılmaz bir inat sarmış beşeri

her millet layık olduğunun içinde çırpınır

İnada inatla mukabele boştur.

Ve ma sebrüke illa billah.Bu üç kelime kurtardı beni çıldırmaktan.
Allah böyle istiyor diyerek ona
teslim olabilmek ne kadar iyi

Hiç kimsenin işi ve kazancıyla uğraşma, bundan bahsetme kendi kendine dahi. Düşünme kendi işin ve kendi kazancından başka bir şeyi. işte o kadar.»


inşallah sonumuz iyi olur...

Hayat dolu toprağın üstünde insan eli. Hayretler içinde bakıyorum.

Ne muazzam, ne güç iş, nasıl bu kadar kolay, bu kadar basit yapıyorlar Sabahtan beri koca bir toprak parçasını dirilttiler

Kocası mahkûm bir kadın her zaman aynaya bakar, hem de sık sık korkar ihtiyarlamaktan Sevdiği adam çıktığı zaman onu beğensin ister, otuz sene sonra da olsa

Aynadaki kadın henüz ihtiyar değil, saçları kırmızı, ve gözleri
bazan yeşil bazan bal rengi

Dünya var memleketimiz var
açlık, ölüm, hasret, ümit ve zafer, dünya ve memleketimizle beraber

şu anda ayrılığımız ve aşkımızla ikimiz de varız.

Her işte yol gösteren akıldır.

Karnımda aklım olsa
Karnımda aklım olsa...
Ne yapardın?» «
Ne yapardın var mı bey?
Kes topraktan umudu,
şehirlere göç.
öylesine şehirler ucu başı yok


Gidecektik İstanbul'a
dünyanın halini belleyecektik.
Türkiye'nin en iyi yeri İstanbul mu,

Dert varmış içerimde. Bu dert beni böyle böyle yer gider. Aldırma, iyi olursun.» « İnşallah.

kaç defa söyledim, arılar gibi olmalı insan hayatta

Ayyaş olduk,
kumarbaz olduk
Ben insan değil miyim?
Ayyaşsak, kumarbazsak

Allah amentü billah.
Yarabbi dünya ne güzel

Nasıl oluyor da topyekûn ölmüyorlar? Nasıl dadayanıklı benim milletim? Hapisanedekiler en gürbüzleri. Yaşamak hakkı, yaşamak.»

Ay ışığında gündüz gibiydi ortalık. Karşıda tek tük lambalarıyla şehir, etrafta uçan ve sürünen haşaratın çatırtısı ve «Ben buradayım, yani karşınızdayım,» diyen toprak


Öleceğinizi ciddiyetle
düşündünüz mü hiç,

uzun uzun , bir hesap meselesi düşünür gibi düşündünüz mü? Ben, hep düşünüyorum Gece, giriyorum yatağa, yumuyorum gözlerimi ıslıkla bir beste tutturuyorum gayet hazin şeyler
ve öleceğimi düşünüyorum.


Kederli bir yalnızlık doluyor içerime ölümünü düşünen bir insanın yalnızlığı sevgisiz ve nefretsiz.

Kopuyor insanlarla alâkam anlıyorum ki ölümde bir başımayım

kırk sekiz yaşındayım, en fazla yaşasam yetmiş beşine kadar daha yirmi yedi senem var kepazelik Ne tuhaf en fazla yirmi yedi sene ve bir varmış bir yokmuş

Otuzuna kadar seneler ve hattâ ölüm bir nazariye, sonra hakikat
Ve ne kadar çabuk ne kadar az kaldı diye insan şaşıyor.


memleketimde ve yeryüzündeki
insanların çoğu mahrumdur bol bol düşünebilmek saadetinden. Vakitleri ve imkânları yok. O kadar çok çalışıyor öyle yorgundurlar ki

gece, altmış yaşında bile, yatağa girdikleri zaman uyku kurşun gibi bastırıyor. Belki uykuda rüya görülür, ama düşünülmez.»


Dahiliye, hariciye kadın, erkek, çocuk, elli dokuz yataktı memleket hastanesi, fakat yetmiş ikiydi hasta sayısı. Yerde yatıyordu fazlalık ve ikişer hasta vardı bazı karyolalarda...

Alaca karanlıktı oda. Ve perdeleri açık pencerenin geniş camları arkasında soğuk bir su aydınlığı vardı, merhamet gibi bir aydınlık.

ve hepsinin beteri duymayan
görmeyen kımıldanmayan yalnızlık

Manzara katıksız aydınlık, açık renkli, ve bu saatta tabiat sıhhatli, genç ve iyi yürekli.

Ve yalan söyleyenler gibi daldan dala çabuk çabuk ve çok konuşuyordu

Harbe girdiğin zaman bir gâvur öldürüp bir yudum içersen kanını korku kalmazmış

seyrek sarı saçlı, yeşil gözlüydü.
Balmumundan dökülmüş gibiydi yüzü. Yumuşacık konuşur, ansızın sinirlenir, günlerce küserdi insana


Bir doktorun hele bir başhekimin ölümü kavranılmaz bir şeydi onlar için. Ve bir vuruşta yıkıyordu bütün sağlık ümitlerini

Allah rahmet eyleye,
Allah ecir sabır vere

Ve nihayet bir çocuk Ve o zaman dünyanın en güzel sesini duydu, yeni doğanın ilk zafer türküsünü.
Ve yüreği sevinçle dolu usullacık



leylekler döne döne ve gitgide yükseliyorlardı. Yolculuk vardı. Küme küme geliyorlardı, bulutsuz boşlukta dağılıp toplanıyor ve
yükseliyorlardı döne döne.

can yoldaşıyızdır bugünden itibaren.

İnsanların seslerini dinliyorum, dünyanın dört bucağından
sesleniyorlar

Şarkıları seviyorum hangi dilde, hangi usulde olursa olsun, yeryüzünün bütün şarkılarını

Ne güzel şehirleri
var Anadolumun

Akdeniz kıyısı Küçüktür portakal gibi güneşlidir ve diri balık gibi pırıltılı


acı zakkum gibi.köylüler geçti Yürüklerin yanından şehre buğday götürüyorlardı ve belki susam Pis, kıllı yürük, diye söylendi köylüler ve De ha, kaypak Türk,» diye homurdandı sakallı Yürük.

Yürük elleri kuşaklarının üstünde kavuşmuş ve başlarını salıverdiler göğüslerine, alınlarında keder, cenaze namazına durmuş gibiydiler

Babasıyla anası rahmeti rahmana kavuştu çoktan fakat toprakla portakal bahçeleri çoğalıp canlandılar yıldan yıla.

Çok zayıf ve çok uzun Hüseyin Yavuz, kambur biraz , gözleri patlak İstanbul'da Kolej'de bir kızı var: güzel mi güzel, bebek mi bebek. Her yıl kendi mektebe götürür kızı ölürse kendi de intihar eder, bu ihtimal aklına gelince günlerce, içer, ayyaştır zaten.


iyilik de, kötülük de gizli yapılmalı

Babası Suriyelidir, anası Burdurlu ve kendisinin piç olduğu söylenir.
İstanbul'da büyük bir yazıhanesi var Mustafa Şen'in ortaktır Rum ve Ermeni ihracatçılarla Gayet güzel saz çalar Mustafa Şen süzme bal gibi tatlı

Kurumuş ceviz içi gibiydi köylünün yüzü ve kederle boyuna gülüyor gibiydi. Delikanlıydı

Niye deyyuslara başvuruyorsun?Kendi işini kendin görsen ya

hükümette..İşimiz ufak olursa kendimiz görürüz, lâkin iş
büyüdü mü ağaların eline yapışırız

durup dinlenmeden çalışmasından ötürü. Bir zeytin ağacı gibi verimli,
bir karınca gibi hamarat,

ne zaman âşık olur,
ne zaman yemek yer,
ne zaman uyurdu, durup dinlenmeden yuğrulan bir hamurdu

Vakit varken kucaklaşalım insanlar

biliyorlardı yenilmezliğini
namlusu insan yüreği devin.

Beraber yaşanır, dövüşülür beraber
ama herkes kendi payına ölür.

cephane bitince
bir avuç kar attı tanklara.
Küfretti bağırdı, alamadı hırsını, yapıştı elleriyle en yakın tankın zincirine ve ezildi altında
ağır, çelik paletlerin.


yapıştıkları yerde kaldı bileklerinden kopan parmakları çünkü zincir onlara değil
onlar zincire gömüldü.
attı son bombayı, tank durdu
ve göçtü ve göçerken ateş açtı.
yıkıldı delik deşik.
Gözleri yumuşacık örtüldü.
Nefes aldı: DOYMUŞ ve rahat
sanki yüz yaşında
beyaz yatağında öldü

Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar. 18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır astılar onu.

Moskova'dandı. Gençti , partizandı. Sevdi, anladı, inandı ve geçti harekete. İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk bütün
azametiyle insandı

bir çocuk, bir kadın bir ihtiyar
sokuldular birbirlerine dünyadan uzak ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapayalnız

senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi.
Seni astılar memleketini sevdiğin için, ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.


Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orda:
on sekiz senecik. Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmekte

Tanya,
sen asılan partizan,
ben hapiste şair.
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmekte
söylemesi ayıpmış gibi geliyor
ama ben, yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan hapiste de olsa
bal gibi yaşıyorum

Kardeşler, üzülmeyin
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün... »


Bir Alaman vurdu ağzına partizanın genç kızın çenesine aktı kan.
Fakat, devam etti partizan:
Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı

Ve insanlar öldürürken dolaştı rıhtımlarda kumral bir çocuk:
geniş güzel alnında deli, gözleri kederli sözleri pırıl pırıl öfkeli kavgaya fakat sadık kalmıştı namuslu bir amele gibi

Paraya sahip olan vatanlı mı
vaziyet şöyle gibi: onlar paranın sahibi değil, para onların sahibi

İnsan eti yiyenlere memleketimin buğdayını yedirenlerin Allah belâsını versin

kaç kerre yemeğe buyur ettik yemedi, kimseciklere ağzını açıp bir cıgara verin bile demedi acından öldü fakir...»Acından değil be onurlu adamdı kahrından öldü

Buraları pek güzelleşti. Bahar
Yemiş ağaçları en güzel şeyi toprağın. Hapisanede var mı?
Ordakiler de burdakiler gibi bahar açarak senin dünyanı güzelleştirebiliyorlar mı?

En iyisi hiç çocuğu olmamak bunu
diyemiyorum bir türlü Seviyorum çocukları bütün eziyetleriyle.


On iki çocuğum olsaydı dünyanın en bahtiyarı ben olurdum, düşün:
Birinin eksiği ötekinde tamam, kusurlu ayrı ayrı ama on ikisi birleşince mükemmel bir tek
adam ve onun annesi ben.

Hapiste günler ağır geçer seneler çabuk, derdin, hapiste insanı olan için de öyle: günler ağır seneler çabuk. Ellerinden öperim kocacığım, babacığımız ellerinizden öperiz.

herkes birşeylerini satıyor ve zenginler «bir şeyleri değil, apartıman satın alıyor.


Öleceğim aklıma gelmedi hiç.
Bir otomobil nasıl durursa öyle durdu ve bitti. Duvarlarda kaldı şarabîler, havayi maviler

Ne tuhaf, son nefes derlerdi, anlamazdım, şimdi ne demek olduğunu biliyorum


her şeyi bırakıp dönmemek üzre Kitaba düştüm sabahtan akşama kadar okuyorum.

Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk

Kitaplar akıllı kitaplar aptal. Kitaplar büyük kitaplar çocuk.
Kitaplar en uzak, en güzel yolculuk,
fakat kısır fakat sensiz...

Evimin içinde ayağının sesini duymak istiyorum, istiyorum ki kapımı çalasın sana kendi elimle açayım kapımı.

Çalıştığın yerde seninle yan yana çalışmak istiyorum, dövüştüğün yerde yine yan yana dövüşmek,
burnunun dibinden ayrılmamak için.

Karı milletine boş ver, tenhada buldun mu gebert

Ve çok geçmeden kap, çanak, toprak, öküz ikiye bölünüyor Mal ikiye bölününce ikiye bölünüyor insanlar da

O senin köpeklerin havlamadığı karılar şehirli karılardır, yüzbaşı karıları, bizim karılar değil bir köylünün karısı bir merkep demektir

Adalar, Arnavutköy, Samatya.
Ah be İstanbul ah.
Kekeres boynos?
Suları, havası, balığı, çileği,
Türkü, Ermenisi, Rumu,
Yahudisini de kat içine,
koktu mis gibi İstanbul'umuz


makbulümüzdü ama ne yaparsın, ot tıkadı çanımıza kambur felek. Kambur felek, katalavis? Kimine kavun yedirir, kimine kelek.


Bu kış İstanbul kırıldı açlıktan, İstanbul dersem sahici İstanbul. Bir de kış yaptı mübarek, bir de ayaz, bir de diz boyu kar. Millet arpayı kavurup yiyor.


Komşu Murtaza Efendi, oğlu Memet, kantarcı Belediyede, Beşiktaş, Bayır Sokak, sekiz gün zarfında açlıktan ölüyorlar.
Komşular birbirine yardım etmiyor değil ama bugün yardım edenin, yarın kendisi aç.

ölüler karların üstünde,
kiminin beyaz kefeni var,
kimisi çırılçıplak.

bizim İstanbul'da biz de ya soğuktan ya açlıktan öleceğiz.

Basıp gidelim bu diyardan muhacir kuş oldum kırlangıç gibi

Hepsinin gözleri alev alev hepsinin yüzleri şeffaf, sarı. Hepsini ikiz kardeşler gibi benzetmiş birbirine: açlık, korku, yorgunluk ve ümit...


Rahattı kafası, elleri ve minicik kumral bıyığı. Hemen belli olur: sıhhatli bir adamın rahatlığı gibidir iyi bir adamın rahatlığı.


Harbi Alamanya çıkardı, diyorlar, yani Naziler. Peki, vaktiyle Hitler'in yerine Nazi düşmanları inkılâpla başa geçebilseydi eğer Alamanya harp çıkarır mıydı yine?

Ve bir inkılâp bir harp kadar kanlı olur muydu?...

Alaman orta sınıfları darmadağın olmasaydı bir çift çizme bir kangal : sucuğa satılmaya hazır, aç, yığınlar serseri dolaşmasaydı kaldırımlarda ihanet etmeseydi demokratlar Hitler olabilir miydi

25 yılda ikinci defadır iki dünya harbi oluyor, bu işte hiç mi suçu yok kapitalist rejimin?

Rozvelt ve Çörçil toprak ilhakı için değil, milletlerin hürriyeti için, diyorlar, kavga ediyoruz Peki, Cava, Sumatra, Hindistan, Afrika sömürgeleri bir yığın millet bir milyar insan kavuşacak mı harpten sonra istiklâline?

Yoksa yalnız beyaz milletler mi millet sayılıyor?

Kapitalist sistem için işsizlik zaruret değil midir? sosyal nizamlar özünü değiştirmiş, herbiri
bırakmış yerini. kimse inkâr etmiyor. Fakat bu iş artık kapital nizamda kemâlini bulmuş da zınk diye durmuş mu?


İtalya'da ve Alamanya'da faşizmin
çıkmasına destek olanlar şimdi, kendi evlâtlarını yiyen dev anaları gibi onları yıkmakla meşgul!...

Bugün belli başlı altı tane kodaman emperyalist devlet var: kapitalizmin altı büyük efendisi.
Amerika, İngiltere, Alamanya, Japonya, Fıransa, İtalya Dehşetli

parasızdılar. Tayınları satıp domates, soğan alıyorlardı katık diye. Ve yerden izmarit topladığı oluyor tütünsüz duramayan Halil'in

Yara almış delikanlılar var içinizde vatan millet uğruna.»hamd ü sena olsun Türk milleti ve insanlığa

Yalan da lâzım düşmana: gazete, radyo, sinema, kitap, mahalle kahvesi Yalan dediğin topal bir bite benzer bir gecede yedi yatak dolaşır, hele fukara yataklarını

yalancının mumu... yatsıya kadar
yanar. Yatsı vakti de biraz gecikir bazan.»

hapisanede kalanlar demirli pencerelerden gözetliyor gideni:
bir parça hasret bir parça keder ve «haydi, yolu açık olsun...dünya

dünya alabildiğine genişliyor.
Duvara çarpacağım kolumu sallasam elim demire değecek» diye bir şey yok.

güzel şey be, anasını
sattığımın hürriyeti.


öyle geliyor ki insana; burası bir dünyanın sonu bir dünyanın başlangıcıdır bir köşe dönülünce...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
behzat ç

bu korkuyu tanıyordu. Her vatandaşın içine işlemiş karakola düşme, karakolluk olma korkusuydu bu.

İnkâr yiğidin kalesidir

Niye çaya altı şeker atıyorsun?" Çünkü yedi doyum düzeyini aşıyor, bu bardaklarda altı şekerden sonra daha fazla tat alamazsın.

Nasıl yani, insanın sevgilisi dışında dostu olamaz mı? Olamaz kardeşim. Türk aile yapısına aykırı

Kırk yıl şoförlük yaptı, Belediye emekli ettiği şoförlerine otobüs vermeli

tanıkların sayısı arttıkça bilgi yığını artar, en gerekli bilgi de nerede işe yarayacağı belli olmayan diğer bilgiler arasında kaybolup giderdi.

Ağlamaya bile vakti olmayan Anadolu kadınının önlenemez konukseverliği.

Bu kadar okumayla gözleri akar insanın, beyni bulanır. işte olacağı

ya paranoyaktı ya da Emniyet'in bile telefonları dinleniyorsa, memleketin çivisi iyice çıkmıştı.

F Tiplerinde 122 insan öldü, duydunuz mu?

hayatın kaydı gitti lan, kırk yaşına geldin, hâlâ elinde telsiz, bir aşağıya bir yukarı...

İnsan değişiyor, hem de çok, ama sanki eski tanıdıkların hatırına onda hiç değişmeyen şeyler de kalıyor

Ankara yine beyaz gelinliğine büründü." Ne gelinliği kefen, kefen!" dedi. Hava eksi on sekiz dereceydi, dün gece iki evsiz donarak ölmüştü

Hepimiz Ankara çocuğuyuz,

Bizim Urfa'da topraklarımız da geniş, ailemiz de geniş Allah'a şükür. Babadan Demokrat Partiliyiz

Ulan şerefsizler, ulan Allahsızlar.

Koşturup duruyoruz işte, çay içecek vaktimiz yok.

herkes iç içe geçmiş. Kırk m2 yerde, elli çeşit adam var." 

insanın aklına geleni söyleyeme memesi kimi zaman büyük kayıptı.

Sen bu devletin polisi değil misin?" Teröristleri mi koruyorsun?Koruyun, koruyun! Ülkücüye çekin copları, teröriste insan hakları!"

Yeter lan! Kimin eli
kimin cebinde belli değil,


Yeni tanıştığın birine her şeyini anlatmaz mısın? Ben karşıma çıkan ilk insana, bütün hayatımı anlatabilirim."

Bizi samimiyetin hastalık olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. İnanınca, herkes gibi olunca, aptallaşınca iyileşiyoruz."

Sence insan neden intihar eder?"
Çok düşmanı vardır, kendisi dâhil

seksen yaşında bir teyze, gecenin bir vakti, kedi görse insan gördüm der

ne psikopatlar var. 13 yaşındaki' kıza tecavüz edip tavana asmışlar

Manik depresif çok acayip bir hastalık. Manik dönemde çok zinde ve neşeli oluyorsun, o dönem bitince bunalıma giriyorsun bun geliyor. Çok pis sıkılıyorsun. İntihara kadar yolu var."

Burada biz savaşıyoruz, benim emrimdeki polis ölüyor. Uyum yasalarını çıkaranların çocukları yalılarda yaşıyor benim memuruma soruşturma açıyor


aydınlar yalılarda yaşıyor, hainler yalılarda yaşıyor!teröriste insan hakları, polis ölmüş kimin umurunda.

Kimse çıkıp da bu polis de insandır, onun da haklan vardır demiyor.

Sen Türk polisine yalancı mı diyorsun? "Yalancı olsanız iyi," dedi. Bekçi köpeğinden betersiniz."
Ulan vatan haini

Ulan vatan haini! "Liderleriniz yurtdışında villalarda yaşıyor, siz burada sürünüyorsunuz.

çitalar hayatlarını sürdürmek için öldürüyorlardı; para hırsı namus belası birikip de patlayan öfke , intikam arzusundan ya da psikopatlıktan değil

Telafisi en güç şey dikkatsizlik sonucu kınlan kalplerdir. iş işten geçtiğinde bütün mazeretler tedavülden kalkar, kıran da kırılan da piç gibi ortada kalır.

ha Gülsüm, ha Gülsün ne fark eder. Yüzünün güldüğü mü var zaten, hep bir karış surat."

nasılsa sicilim bozuk, battı balık yan gider diye yaşıyorsun.

"Vatandaşı sopala gönder devri bitti, herkes hakkını arıyor artık.

Keçiören canavarını yakalayın, 13 yaşındaki kıza tecavüz etmiş, bütün gazeteler çarşaf çarşaf yazıyor millet korkudan uyuyamıyor

Oğlum sen manyak mısın? Deli misin? Divane misin? Psikopat mısın Kabadayı mısın sen Mafya mı kesildin başımıza?

hâlâ psikopatça her gün, hâlâ bir sürü manyaklık. Lan hayatım senin girdiğin kavgaları ayırmakla geçti. Yeter lan, yeter

Bizim de bir çevremiz var, ağırlığımız var! Gururumuz var haysiyetimiz var

Sen bırak şimdi bu Komünist i falan, Komünistlik mi kaldı artık, millet cinsi sapık korkusundan uyuyamıyor

Cebeci'deki evi satıp, Allahın unuttuğu çayyoluna mı taşınacak annem? O Allahın unuttuğu dediğin yerde oturuyor artık Ankara'nın bütün zenginleri.

Cinayet Büro Amiri Behzat Ç., tartıştığı ağbisi Şevket Ç.'yi on altı yerinden bıçakladıktan sonra mesai arkadaşlarına teslim oldu. Olay dün öğlen saatlerinde.

o da bizim bir kardeşimizdir canımızdır ciğerimizdir Allah razı olsun

Allah razı olsun ağbim, bizim polise karşı bir yanlışımız, kusurumuz olduysa...

hayatında, kendi evinde cinayet işleyenler hariç, olay yerine dönen katil görmemişti. "Ama ben dönerim,"

hesabını soracağım.Göreceksin o zaman. Hiç beklemediğin bir tokat atacağım sana, beni ciddiye almamayı göreceksin!

İstediğim haltı yerim ne demek, hem de babaya karşı. Taş olursun taş! Biz Rahmetlinin karşısında otururken bile izin isterdik, ama şimdiki nesil...

Hatırlıyor musun? Topçuluğu bıraktın, vatandaşı tekmelemeye başladın. Tuttun bir de evlendin.

Sevdin de evlendin, evlat sahibi oldun, çoluğa çocuğa karıştın." Behzat Ç.

Madem emekli oldun, otur evinde bulmaca çöz, ne bileyim çiçek sula.
Belediyenin garajından otobüs kaçırmış, Yaptığını çocuk yapmaz, oyuncak mı bu, otobüs.


Boş ver, cana gelen mala gelsin.


Adamın lâkabı komünist. Haliyle örgütçü olabilir, alsan alınmaz, satsan satılmaz,

bir adamın kaç düşmanı olur. On tane mi, yüz tane mi,


Ne de olsa kışın sonu bahardır, Buda gelir, bu da geçer..."
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Behzat ç her temas bir iz bırakır

devlete bugüne kadar ne yanlışımız olmuş. Stopajı, KDV si, bütün vergileri vaktinde ödüyoruz.

Devleti Cumhurbaşkanı temsil eder. Yurtdışında da büyükelçiler. Başka kimse devleti temsil edemez." 

Alışmışsınız işlerinizi böyle yürütmeye, ne hukuk tanıyorsunuz, ne kitap

Delilik yapıyorsa bir sebebi var

Kışın en güzel tarafı ne biliyor musun?" dedi. "Mandalina yiyebilmek

Deli misin sen?"Bilmiyorum, belki. Yani bazı psikolojik sorunlarım var

Bizim orada amca çocuğun da olsa kadınla pek samimi olamazsın. Laf çıkar.

ben yirmi yıllık kapıcıyım, kim fuhuş yapar, kim zina eyler, kim harama uçkur çözer anlarım.

bizim için önce devlet gelir, devlete kafa tutmayacaksın, bu bir. Her işe burnunu sokmayacaksın, bu iki. Ekmek yediğin kaba pislemeyeceksin

Behzat Ç. Cinayet Büro Amirliği'nde başkomiserdi, hayata karşı işlenen suçlar uzmanı İdmanda stoperken duran toplara ondan iyi vuran yoktu, sonradan topçuluğu bırakıp vatandaşı tekmelemeye başladı


bütün Ankara ışıklarım yakmış, patlamış bir havai fişek fabrikası gibiydi.

Ankara'ya herkes gri der ama bak işte rengârenk," dedi Öyle. Bu sene en azından yüz cinayet işlenecek

buna sevinmen lazım. Millet birbirini öldürmese işsiz kalırdın, çok canın sıkılırdı."

Aslında güzel bir sistem kursalar, kimin kimi öldürdüğü görülebilse, cinayetler azalırdı belki. Başına da seni oturturlardı, bütün gün milleti röntgenlerdin

Biz ancak katilin, psikopatın peşinden koşarız, tam birini yakalamışken, başka cinayet işlenir.

Sisyphos Mitolojik kahraman Tanrılarca, bir kayayı dik bir yamaca çıkarmakla cezalandırılır Tam tepeye çıkardığında kaya geri düşüyor, inip tekrar omuzluyor sonsuza kadar böyle sürüyor bu.


kızlar birdenbire değişmez. Çocuk kalanlar hiç değişmez.

Hiç beklemediğin bir tokat atacağım sana, beni ciddiye almamayı göreceksin

Baban ne iş yapıyor? Yapıyor işte bir şeyler, rızkımızı karşılıyor.

Nefret ediyorum babamdan. İnsan babasından nefret etti mi, bütün dünyaya posta atabilir." Masaya vurunca bardaklar yerinden oynadı.

Kendimi bildim bileli babamı öldürme planları yapıyorum. Onu öldürürsem beni yakalamazsın değil mi? Yaparsın bir torpil. İzleri ortadan kaldırırız."

Ya asker ya polis, başka bir ihtimal yok Bizim aile böyle. Egemen sınıfların çıkarını korumak için yaratılmışız." 

Ben sevmesini bilmiyorum herhalde. Kimi sevdiysem bana düşman oldu.

Ya bismillah

Her şeyin bir ölçüsü var

Dostlar sağ olsun

gece vakti cinnet geçirip kocasını baltalayan kadınlar

Bir de tarih hocası olacaksın, önce sen kendi tarihini oku.

Hepimiz Atatürkçüyüz, hepimiz laikiz. Hepimiz elhamdülillah Müslümanız yeri geldiğinde. Hepimiz vizyon sahibi insanlarız


Komünistlik mi kaldı artık.
Biraz ağır ol da molla desinler.

Ulan Allahsızlar, hamile kızı aşağıya attınız, bir değil iki cinayet, müebbet yiyeceksiniz İdam cezası kalkmasaydı, ilk sizi asarlardı

Apo'yu asın

Vatandaşa insan gibi davranın, geçti artık öyle lambur lumbur dönemler.

vurun şerefsizi. Kafasına kafasına sıkın. Bunlar vatanını milletini satmış, babası Ermeni annesi Yahudi, sünnetsiz, polis katili orospu çocukları.

Bana ağbi deme, beş para etmez bir adamsın!"Ne diyorsun lan ağbi sen?"

Herkes kendinden sorumludur.

Lise mi lan burası, kız meselesi yüzünden, kıskançlıktan kavga çıkıyor."

Allah bağışlasın kardeşim,

Hepimiz bu devletin memuruyuz, niye hırsızlık yapalım, rapor çalalım. niye çalalım

Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923'te bu binada kuruldu

Üzülmeyin
Düşmez kalkmaz
bir Allah.

Antalya Ne güzeldir şimdi oraların turunçgil kokusu. burnumda tütüyor. Buralar hep kar kıyamet, asfalt ve egzoz kokusu

İnsan olan kızına kıyamaz,
Bir baba kızını nasıl öldürür?

İstediğin kadar kurnaz ol, fark etmez. Onlara hiçbir şey olmaz, bir şekilde yırtarlar ama sen yanarsın. Ne yapalım, hayatın gerçekleri

Bilip bilmeden konuşmayın, her dedikoduya inanmayın!


Keçiören canavarı 13 yaşındaki kıza tecavüz edip, asmıştı Behzat Ç. Onu sorguladı ve şerefsiz anlattı
Niyetim "intikamdı o Kızın babası Sevdiğime tecavüz ettiğinde 13 yaşındaydı ve kendini astı ben o adamın kızını 13 yaşına kadar bekledim o küçük kıza tecavüz ettim ve astım

Her aşk kendini yaşar
Çaldığın kapı kapanır sonunda
içinde bir sen bulursun
Büyümüş, anlamış yorgun...

Vosvos falı Galiba gündüz doksan dokuz tane kırmızı Vosvos sayıp, gece de yatmadan on tane yıldız sayarsan dileğin gerçekleşiyormuş. Ne acayip bir fal

Allah rahmet eylesin.

yanlış bir hayat doğru yaşanmaz

Yüzünde kendinden emin bir tebessüm vardı, hayli yorgun, gururlu ama kibirsiz, dünyayı anlamış...


Yakama yapıştın... Hayalet gibisin...Yaşatmıyorsun... Rahat bırak artık..."

Kendimi bildim bileli, senin yüzünden acı çekiyorum. Senden nefret ediyorum.

Yerim, istediğim haltı yerim. Sen bana ne verdin ki ne bekliyorsun

İnsan doğum gününde
intihar eder mi
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
tolstoy bir gencin dramı

Nerede bizde gelir beyim. Hiçbir şeyimiz yok ki... Sığır, at, inek, çapa, saban, tırmık... Bunların hiçbiri yok. Bunlar olmalı ki gelir olsun.

Şeytan Allah lafzını duyar duymaz, tıpkı suya düşen bir taş gibi yerin altına cumburlop dalıverdi ve ortada yalnızca bir çukur kaldı

Ben askerleri yalnız şarkı söyler sanıyordum oysa ki, adam da öldürürlermiş

padişah elbisesini çıkarır ve kıl gömleği ile çarıklarını giyerek çalışmaya başlar sen padişahsın diyenlere Olabilir padişahın da çalışarak karnını doyurması gerekir
cevabını verir


Bir gün yargılanmak için kralın karşısına Birisi çıkarılır para çalmakla suçlanmaktadır kral şu
cevabı verir Madem çaldı demek ki ihtiyacı vardı, dedi.ülkede sadece aptallar kaldı


Dostlar ülkesinde Kimsenin parası yoktu. Çalışıp geçiniyorlar, hem kendilerini, hem de iyi insanları besliyorlardı

Askerler adam öldürür

Dostlar ülkesinde Asker ve ordu yoktu her yerde halk yaşıyordu hem kendini hem başkalarını doyuruyor,
üstelik ülkelerine gelenleri beraber yaşamaya çağırıyordı.


Evleri yıkmışlar, buğdayları yakmışlar, hayvanları öldürmüşler. Fakat aptallar yine karşı koymuyor sadece ağlıyorlarmış.

Ülkende her insanın elleriyle çalışması gerektiğini ileri süren aptalca bir kanun var. bu kanunu aptal olduğunuz için çıkarmışsınız. Sanki insanlar sadece elleriyle mi çalışır? Akıllı insanlar neyle çalışır


Akıllı insanlar neyle çalışır söyle bakalım Biz aptallar bunu nasıl bilebiliriz? Biz hep ellerimizle ya da sırtımızla çalışırız,

kafa ile çalışmak kolay değildir. insanın kafasıyla çalışması elleriyle çalışmasından yüz kat daha güçtür. An gelir insanın kafası çatlar.

halk onun ülkesine akın ediyormuş Kardeşlerine o bakıyormuş. Birisi gelip de Besle bizi, derse Olur tabii. Biz de herşey bol, diyormuş Fakat ülkesinde bir gelenek varmış ki eli nasırlı olan sofraya .oturuyor, olmayansa artıkları yiyormuş


İyiki bayram, bizim işleri bitirmemizi beklemeden geliyor. Yoksa ne kadar çalışırsak çalışalım, işlerin biteceği yok.

Hayatta, günahlarımdan başka hiçbir şeye pişman olmadım.

insanın maneviyatından daha değerli bir şey yoktur.

bir evin düzeni bozulursa, bu pek de iyi olmaz.

Hayatımız da, ölümümüz de Allah'ın elinde

"Neyin nasıl yapılması gerektiğini işin kendisi gösterir. Neyi nasıl doğru buluyorsanız öyle yapın"

Kıtlık zamanlarında İnsanlar parayla bile ekmek bulamıyorlardı. zenginler batmış, varını yoğunu elden çıkarmışlardı. Yoksullar ya göç ediyor ya da avare avare dolaşıp kıt kanaat geçiniyor kışın kepek ve solucan otu yiyorlardı.

Biz yoksul insanlardık. Elimizde ne varsa yedik bitirdik komşulardan ve insanlardan ekmek istedik ilk başta seve seve verip sonra vermediler Yokluğun gözü kör olsun. Dilenmekten utanıyorduk. Üstelik herkese para, un, ekmek borçluyuz.

Alemlerin Rabbi çok merhametlidir, umarım beni bağışlar"

Bir yılda neler değişmez ki" Hayatın boyunca toparlamaya çalıştığın evin, bir anda yanıp kül olabilir.

O, hem bizleri ayağa kaldırdı, hem de bize Allah'ı tanıttı, dünyada iyi insanların da olduğunu gösterdi. Allah ondan razı olsun.

Eskiden hayvan gibi yaşıyorduk, o bize insan gibi yaşamayı öğretti O olmayınca sanki gözler ışığını kaybediyor" diyor. Anlayacağın o olmayınca sıkılıyoruz dostum. Onu çok seviyor, üstüne titriyoruz

Hacca gittik ama Allah haccımızı kabul etti mi, etmedi mi?..İnşaallah etmiştir. Allah merhametlidir

Allah insanlardan sevgiyle ve iyi işlerle borçlarını ödemelerini istiyor

Çok zaman önce Asuri padişahı Asarhan komşusu Layiliye krallığı ile savaşıp, fethetmişti. Ülkedeki şehirleri yakmış, talan edip yağmalamış, insanları esir etmiş, askerleri öldürtmüş. Kral Layiliye'yi de bir kafesin içinde hapsetmişti.

Sen sanıyorsun ki sadece senin hayatın hayattır. Fakat ben seni yanıltan perdeyi gözlerinin önünden kaldırdım. O an anladın ki başkalarına kötülük ederken kendine kötülük ediyormuşsun.

Hayat bir bütündür. Sen bu hayatın sadece bir parçasısın. Bu parçayla hayatı iyileştirmek kötüleştirmek, çoğaltmak veya azaltmak senin elindedir,

öteki varlıkları iyileştirmek için, kendi hayatını onların hayatlarından ayıran engelleri yıkman, öteki varlıkları kendin gibi sayman ve sevmen gerekir.

öteki varlıklardaki hayatı yok etmek senin elinde değildir. Öldürdüğün varlıkların cismi gözünün önünden silinebilir ama bu senin onları yokettiğin anlamına gelmez.


Sen kendi hayatını uzatmak için başkalarının hayatlarını kısaltmaya çalıştın. Fakat bunu yapamazsın

Hayat için, ne zaman vardır, ne de yer. Hayat hem bir andır, hem de binlerce yıl.

Hayatı yok etmek, ya da değiştirmek imkansızdır. Çünkü sadece o vardır. Geri kalan herşey sadece bir görüntüdür

bir derviş kasabaları, köyleri dolaşdı. Her yerde insanlara hayatın bütün olduğunu, insanların başka varlıklara kötülük yaparak, aslında yalnızca kendilerine kötülük yaptıklarını söylüyordu.

Daima neşeli idi. Çocuklar alay etseler de susuyor veya gülüyordu

Alyoşa kimsenin hoşuna gitmemişti. Çünkü kaba ve elbisesi çok kötüydü. nezaketden haberi yoktu. Herkese "sen" diyordu herkes kendisine alışıvermişti. iyi çalışıyor, itiraz etmiyor onu her işe gönderiyorlardı, bütün işleri ona yüklemişlerdi

o her işi seve seve yapıyor, hiç dinlenmeden bir işten ötekine geçiyordu evinde olduğu gibi burada da Ne kadar çok çalışsa, o kadar da sırtına iş yüklüyorlardı

Evin hanımı, annesi, kızı, oğlu, uşak, onu bir buraya, bir oraya koşturuyor şu veya bu işi yaptırıyorlardı. Alyoşa'nın etrafında koş kardeş" veya unutayım deme" dedikleri işitiliyor Alyoşa da durmadan koşuyor, hiçbir şeyi unutmuyordu.

hep gülümsüyordu bayramlara çok seviniyordu ona bayram bahşişi veriyorlardı. Bu para kendi parası idi Maaşını ise görmemişti. Babası alıyor, ve çizmelerini çabuk eskitiyorsun?" diye söyleniyordu.

Hiçbir dua bilmezdi. Annesinin öğrettiği duaları unutmuştu. Böyle olmakla beraber sabah, akşam bilir bilmez dua ediyordu.

Ne o ölecek misin yoksa?
Ya ne zannettin? Hep böyle yaşayacak değiliz ya? Günün birinde ölmek de var.

Şayet söz dinler, kimseyi incitmezsen bu dünyada olduğu gibi öbür dünyada da iyi olur.

Köylüler arasında, ispiyonculuk yapan insanlar da vardı. Zamanla köylüler arasında kavga baş gösterdi. Kahya şeytan kesilmişti.

Durum her geçen gün kötüleşti, köy halkı, vahşi bir hayvandan korkar gibi kahyadan korkuyordu. Amma da halk, insan değil, serçe sürüsü mübarekler.

Hakkımızı çiğnetmeyeceğiz" diye bağırıp çağırmıştınız. Fakat herif gelince sus pus oldunuz. Serçeler de şahin hakkında konuşurlar Savaşacağız derler. Fakat, şahin gelince kaçacak delik ararlar

Şahin serçelerden birini kapar Neden sonra serçeler meydana çıkar "cik cik" diye ötüşür ve: "İçimizden biri yok olmuş, acaba kim? Neyse o zaten bunu hak etmişti" derler.

siz bir yandan: "Dövüşeceğiz, hakkımızı çiğnetmeyeceğiz" diyorsunuz, diğer yandan herifi görünce kaçacak delik arıyorsunuz.

Herif Allah'ı bile unutmuş. Bu adamı gebertmeli

Büyük bir günah işlemek üzeresiniz. Doğrusu bir insanı öldürmek, çok kötü birşey.

Başkasını öldürmek kolay, ama sizin nefsiniz ne olacak? Eğer o kötülük yapıyorsa,

insan öldürmek günahtır. Bunu bizler de biliyoruz Fakat bu insandan insana değişir.

Elbette iyi bir insanı öldürmek günahtır. Fakat böyle bir köpeğin gebertilmesini Allah da ister. İnsanları kurtarmak için, kuduz köpekleri öldürmezler mi?

Bu herif daha ne zamana kadar insanlara işkence edip duracak? Biz insanların iyiliği için cinayet işleyeceğiz. Böylece, insanlar bize minnettar kalacak.

Eğer onun yaptıklarına boyun eğer, ses çıkarmazsak bu herif hepimizi gebertir

Allah kimin günah işlediğini bilir. Biz Allah'ı unutmayalım yeter.

Eğer kötülüğü kötülükle yok etmek gerekseydi, Allah bize bir kanun verirdi. Böyle olmadığına göre, Allah bunun için başka bir yol göstermiştir.

Kötülüğü kötülükle yok etmeye çalışırken, kötülük senin de içine işleyecek. İnsan öldürmek kolay bir iş, ama ruhun kanla kirlenmese...

Kötü bir adamı öldürüp, kötülüğü yok ettim sanırsın, birde bakarsın ki kendinde daha fazla kötülük var.

kötülüğe boyun eğersen, kötülük de sana boyun eğer, dedi.

Yaptıkları işte bir hata görürsem, bayram mayram demez pataklarım

Ben bu haydutları iyi bilirim. Hiçbiri çalışmak istemez, hep dinlenmek isterler. Yiyip gezmekten başka bir şey düşünmezler.

İş gecikecekmiş, ekim vaktine yetişmeyecekmiş, böyle şeyler onların umurunda bile değil.

Dünyada barış, insanlarda huzurolmalı

köylüler, Allah'ın kudretinin kötülükte değil, iyilikte bulunduğunu anladılar

insan neyin iyi, neyin kötü olduğunu anlayamaz; her şey çevreye bağlıdır. Çevre insanı etkisi altına alır

İnsanların, kendilerini olgunlaştırabilmeleri için, yaşadıkları çevrenin şartlarını değiştirmeleri gerekir

on sekiz yaşlarında genç bir kızken, harikulade idi. Uzun boylu, düzgün vücutlu, azametli, narin kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi

Biz sadece gençtik, gençliğe. yakışan bir hayat yaşıyorduk;

siz şimdiki gençler, vücuttan başka hiçbir şey görmezsiniz. Bizim zamanımızda öyle değildi. Benim aşkım şiddetlendikçe sevgilim gözümde o nispette manevileşiyordu

Siz yalnız bacak görürsünüz, Siz sevdiğiniz kadınları soyarsınız Ama benim âşık olduğum kadının daima tunçtan elbiseleri bulunur. Biz, kadınları soymak değil, Nuh'un oğlu gibi çıplaklığı örtmeye çalışırdık.


siz bunu anlayamazsınız.ona olan derin hayranlığımı, minnettarlığımı yalnız gözlerimle anlatabildim. Artık ben yalnız neşeli memnun değil, aynı zamanda mesuttum,

saadet içindeydim iyi olduğumu hissediyordum, ben, ben değildim, dünyada hiçbir kötülük bilmeyen, yalnız iyilik yapmaya gayret eden başka bir dünya insanı olmuştum.

şefkatle, sevgiyle kızının başını tutup alnından öptü

Nasıl bazen şişeden bir damla aktıktan sonra içindeki kalan hemencecik oluktan akar gibi boşalırsa, onun aşkı da ruhumun tüm sevmek kabiliyetini meydana çıkardı Ben onun aşkıyla bütün dünyayı kucaklıyordum

Kardeşlerim, merhamet ediniz, kardeşlerim merhamet ediniz." Ama kardeşleri hiç merhamet etmiyorlardı.

Değişen birşey yok, eski tas, eski hamam Demek yine günah işleyenler var?Hem de bir sürü.


Bu dine mensup insanların yaşantılarını görmek istedim ve gördüm ki bu din doğrultusunda yaşayan insanlar tam anlamıyla mutlu,

bu insanlara yaklaşmamız mümkün değil... Bunlar birbirine küsmüyor, kadın cazibesine kapılmıyor, bir tek kadın alıyor, mal-mülk edinmiyor, herşeylerini birbirleriyle paylaşıyor

kötülüğe iyilikle karşılık veriyorlardı, öyle güzel yaşıyorlardı ki bu yaşayış diğer insanları onlara yaklaştırıyordu

kilise" dediğin yalanları Allah’a doğrulatan kurumun adıdır. Bu işi Allah'a dayanarak ve: "Vallahi bu şey doğrudur" diyerek yapar.

Kilisenin en büyük özelliği yanılmaz olarak kabul edilmesidir. Kiliseye mensup insanlar da kendilerini yanılmaz gördüğü için ne kadar hata ederse etsin bunda diretirler

Kilise, Allah'ın kitabını anlamanın, Allah'ın seçtiği insanlara uymakla mümkün olacağı düşüncesinden doğmuştur. Seçkinlik iddia eden bu grup yetkilerini başka bir gruba devreder. Böylece bu grup seçkin olmuş olur. Allah'ın kitabını güya sadece bu insanlar doğru anlar.

kilise Bu işi Allah'tan devraldıklarını söylerler. Böylece, kiliseye mensup olan şahıslar Allah'ın talebeleri sayılırlar.kilise Küçük pelerinli şeytan


kilise kendilerini Allah kitabının biricik yorumcuları görüyor, insanları da buna inandırıyor, böylece insanların kaderini belirleyen en yüce kurum oluyorlar. havalara giriyor yoldan çıkıyorlar.

Kilise düşmanlarına zor kullanıyor onları afaroz ediyor, ölüm cezasına çarptırıyor, diri diri yakıyor. İşte bu duruma düştükleri için dini, kendilerini haklı gösterecek şekilde yorumlamak zorunda kalıyorlar.



Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.

gerçeği bulmak mümkün değildi. Gerçeği bulmak için uğraşanları da yakarak öldürüyorlardı.

Yeryüzünde hiç kimseye Rab demeyin Çünkü sizin Rabbiniz bir tanedir. O da göklerdedir.

Dua etmek isteyince tek başına, gizlice dua et. Allah seni işitir.

Demek dünyada eskiden olduğu gibi zina edenler, soyguncular, katiller var? Şeytanların mutlulukları yüzlerinden okunuyordu.

Eskisi gibi değil, daha fazla, Zina edenler cehennemdeki koğuşlara sığmaz oldu


İnsanlar yüzlerce kadınla düşüp kalktıktan sonra, yine namusluca evlenebileceklerini düşünerek evleniyorlar

Cehennemi yıkan o adam, insanlara gökteki kuşlar gibi yaşamayı öğütlüyor, gömleğinizi alana kaftanınızı da verin, diye buyuruyor;

insanın kurtuluşu için malını mülkünü dağıtması gerekir Bu sözleri işiten birini nasıl soygunculuğa sürüklüyorsunuz


şeytan dediki insanlara birbirlerini soymamaları gerektiğini değil birisinin kendilerini soymasına ses çıkarmamaları gerektiğini aşılıyoruz.


soyguncunun insanları soyabilmesi için onu kiliseye götürüyoruz başına bir şapka geçiriyor vücudunu zeytin yağıyla yağlıyor. Allah ve İsa adına yağlanan bu adamı kutsal ilan ediyoruz. Böylece kutsal sayılan bu soyguncu insanları istediği gibi soyuyor.


kimi yerlerde, çalışmayan azınlık, kanunlar çıkararak, çalışan çoğunluğu soyabiliyor

soygunculuk yağlananların ülkesinde sürüp gidiyor. insanlar eskiden iradeleriyle seçtikleri adama boyun eğiyorlardı. Şimdi rastgele birine boyun eğiyorlar soyulanlar vergiler yüzünden soyguncuların yüzlerini görmüyorlar

Hristiyan milletler yalnızca kendi adamlarını soymakla kalmayıp bir sürü usûllerle, özellikle de Hristiyanlığı yaymak bahanesiyle, tüm yabancı milletleri soyuyorlar

kamu ve devlet borçları sistemi sayesinde Şimdi yalnızca yaşayan insanlar değil, gelecek nesiller de soyuluyor soyguncular kutsal olup insanlar onlara karşı gelmeyi göze alamadıkları için sürekli ve kalıcı oluyorlar

Baş soyguncu bir defa zeytinyağı ile ile yağlandı mı insanları istediği zaman, istediği kadar soyabiliyor

açık yapılan soygunculuklar, yani kese, elbise çalmak gibi şeyler, makam-mevki sahibi insanların kanun yoluyla yaptıkları soygunlar yanında solda sıfır kaldı.

soyguncuların ceza görmemesi ve bu işin çok kolay olması yüzünden insanların başlıca ülküsü soygunculuk oldu

soyguncular kendi aralarında "Sen daha çok soydun, ben daha az soydum" diye savaşır hale geldiler

Söyle bakayım. "Kötülüğe kötülükle karşılık verme, düşmanlarını sev" diyen adamın ümmetini nasıl katil yapıyorsun Bu işi eski usulle yani insanlardaki açgözlülük, çekişme, tiksinme, intikam ve böbürlenme duyguları uyandırarak yapıyoruz

Kilisenin yanılmazlığı hükmü bize pek çok katil sağlardı. Kendilerini yanılmaz kilise üyeleri dini ters yorumlayan insanların halkı baştan çıkardığını, buna göz yummanın bir cinayet olacağını bu gibi insanları öldürmenin sevap olduğunu söylerlerdi.


kilise yüzbinlerce insanı yakarak öldürürdü, işin komik tarafı dini anlamaya başlayan insanlar baş düşman ve şeytan uşağı olarak nitelenir. insanlar diri diri yakılırdı

Hristiyan evliliği ve eşitliği inancı ile karı-kocanın birbirlerini ve çocuklarını öldürmeleri sağlanır. evlenen çiftler, birbirini öldürürdü

Kilise kendi evliliğinin haricindeki birleşmeleri evlilik kabul edmediği için, kadınlar bu birleşmeden meydana gelen çocuklarını öldürürdü

insanlar kanun önünde eşittir bu söz yalnızca soyguncuların daha kolay soymasına yarardı bu sözü duyan Sömürülen insanlar
kendilerine soyma imkanı verilmeyince öfkelenip soygunculara saldırır cinayetlerde bir anda binlerce insan ölürdü


Ya savaştaki öldürmeler? İnsanları kardeş sayan, düşmanlarınızı sevin, diyen o adamın ümmetini buna nasıl sürüklüyorsunuz?

kan kırmızı şeytan sırıttı. ve anlattı
Her millete, kendisinin milletlerin en üstünü olduğunu aşılıyoruz. her millet Biz en üstünüz" diyor ve her millet, diğer milletlere kendilerinin hükmetmesi gerektiğine inanıyor

her ülke, komşususundan korkuyor ve savunma yapmaya başlıyor öbür taraf daha fazla hazırlanıyor. şeytana "katil" diyen tüm insanların belli başlı işi insanları öldürmek ve bunun için hazırlıklar yapmak


yalanı yutmayan bilgin insanlar
kilisenin dini bozduğunu görüp, onu aslına döndürmediler lüzumsuz saçma ve budala sözleri mutlak gerçek ilan ediyorlardı

İnsanların hayat görüşü yanlış olunca, aleyhimizdeki herşeyin lehimize döndüğünü bilmeyecek kadar beni aptal mı sanıyorsunuz,


hz İsa Allah'ın dinini tebliğ edince kimse engel olamıyordu insanlar kötülük işlemiyordu şeytan pusuda katilleri kışkırtıp işkence ile
hz İsayı çarmıha asmıştı HZ isa çarmıhta Allah'ım! Niçin beni bıraktın" deyince şeytan düğün etti
Ancak isa çarmıhta: "Allah'ım onları affet ne yaptıklarını bilmiyorlar deyince şeytan zincirlerini atamadı Kanatlarını açamadı hz İsa nur saçarak, cehennemin önündeydi Tüm günahkarlar cehennemden çıkıyor şeytanlar kaçıyorlardı. cehennem çöktü. şeytan korkunç bir çığlıkla Araf çukuruna yuvarlandı.




Bilindiği üzere, çoğunlukla, ihtiyarlar muhafazakâr, gençler yenilikçidir asıl muhafazakârlar gençlerdir. Gençler nasıl yaşamak gerektiğini düşünmezler Bu yüzden eski alışılmış hayatı kabul ederler

Gençler nasıl yaşamak gerektiğini düşünmezler ya da buna vakit bulamazlar. Bu yüzden de eski alışılmış hayatı örnek kabul ederler.

Kötülüğü huy edinmiş, başkalarını aldatmaktan çekinmeyenler bile cana yakın ve dürüst bir adamla konuşunca onun etkisinde kalırlar
kötülük etmeyi akıllarından geçirmezlerdi

yine de pamuk ipliğine bağlıydı herşey

köy yerinde bir kadın yalnız başına gezip dolaşamazdı.

Benim doktorum daima "hasta bilinmeden hastalık bilinmez" der

Bir erkek karısından birşey esirgemez. Hele karısının ve çocuğunun kaderi kendisine bağlı olursa hiç...

ama para olursa kadın kocasına minnet etmez. İyi kadın kocasına boyun eğer

dünyada duraksama ve utanç kadar kötü birşey yoktu.

İşlediği günahı hatırlayarak Ürperdi Bir köylü kadını yüzünden kendisini seven genç karısını aldatacaktı. Görmeyen kalmayacak, rezil olacaktı. Bu bir mahvoluştu işte.

Bir gün bir evliya bir kadını tedavi ediyormuş. Onun cazibesine kendini kaptırmamak için mahv olmaktansa parmaklarımı yakmaya razıyım" diyip bir elini ateşe sokup parmaklarını yakmıştır

Eskiyi hatırlayanın gözü kör olsun

Allah önünde günahkar olmayan, çar önünde hiç değildir

Bu kadarı da fazla artık. Amacınız insanlara eziyet ve hayatlarını zehirlemekse... Bu size acı vermiyor mu?

Dünyada en güç şey içi dışı bir olmayan insanlar

kendini kurtaran tek şey, öbür insanlardan ve kendinden utanmasıydı

Fakat alçaklık bende, evde güzel bir karım olduğu halde başkasının peşinden koşuyorum

Evde herşey o kadar iyi ve temizdi ki... Halbuki kendi ruhu iğrençlikle, alçaklıkla kirlenmişti.

Gerçek ruh hastaları, kendindeki belirtilerin farkında olmayıp başka insanlarda delilik alâmetleri gören kimselerdir.

Tolstoy'un kendini arayışı ölünceye kadar sürdü. Karısı onu anlamadı. Tolstoy hayata küstü ve kaçtı 82 yaşında karanlık bir Ekim gecesi köyünden ayrıldı. Yolda hastalandı. 7 Kasım 1910'da küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
s king tılsım

Çok fazla ölüm vardı etrafta.

Dünya yarı yarıya ölümden oluşmuştu.

Ağlamak istiyor, ama gözyaşları bir türlü gelmiyordu.

Çevresini ölüm sarmıştı. Dünya hep ölümden oluşuyordu.

Büyük paralar gelmeden önce hayatı daha çok seviyordum

Dert her yerde var, evlât.

Hasta kraliçe... belki ölüyor hattâ. Ölüyor, evlât

Dünya galiba pek o kadar güzel değil şu sıra.

az kilodan ve çok paradan zarar gelmez."

Yine sigaraya mı başladın, anne?"
Keşke içmesen.

Babalar ölür, anneler ölür, amcalar ölür... Çocuklar bile ölür Sonunda kala kala canlı dokuların o aptalca, beyinsiz çığlığı kalır.

Kalk ayağa, kötü çocuk. Babalarının sözünü dinlemeyen kötü çocukların cezalandırılması gerekir.

Kötü çocuklar sorguya çekilmelidir."

Çocuklar kötüdür. Tüm erkek çocuklar kötüdür. Değişmez bir kuraldır bu. Aksiyondur.

Bir daha işini yapmamazlık edersen sırtının derisini yarar, seni haşlanmış patates gibi soyarım


her on iki çocuktan birinin beşikteyken öldüğünü herkes bilir

Düşünmekte olan bir büyüğün düşüncelerini yarıda kesmek, sözünü kesmek kadar büyük bir terbiyesizlikti.

O senin yükün. Ama insan yükünden büyük olmak zorunda.

bak, sen sen ol da unutma, evlât, bazı şeyler vardır ki, doğru dürüst yapılmasını istiyorsan kendi elinle
yapman gerekir

Gerçekle hayal arasındaki farkı göremeyen insanlar deli olurlardı.

Göz yaşları canını yakıyordu
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
s king tılsım 1

Güvenlik ve mantık yoktu onun dünyasında. Yalnızlık vardı. Bir tür gerçek vardı ama, delilik de çok yakın bir ihtimaldi

mesele birşeyi yapmakta değil, en iyi nasıl yapılabileceğini seçmekteydi


çocukların otostop yaptığını görmek beni çok üzer. Bu yüzden de ne zaman görsem arabama alırım. Hiç değilse benimle birlikteyken güvendeler

Dünya delilerle dolu, evlât.

Gazeteleri okumuyor musun? Neler olmuyor! Tehlikede bir soy gibisiniz

Goriller kenti Berbattır. Trafikte ezdikleri hayvanları yiyip karın doyururlar Birayı yer, bardağı da içerler. Leş, leş.

Tuzağa kısılmış bir hayvan, yakalanan bacağına nasıl kaygılanırsa, o da öyle kaygılanıyordu geçen günlere.

iyi davranışları, ne olursa olsun kendi kârlarını düşünmeyi önleyemezdi insanlar Açgözlülüğü maskeleyemezlerdi

Yerler silinip kuruduktan sonra bir de cilâlanmasını istiyordu "Kendi suratın yerden sana sırıttığında anlarsın ki olmuş," dedi.

Birden annesinin yüzü belirdi gözünün önünde. Filmlerinde olduğundan çok daha güzeldi. Gözleri iri ve kara, biraz da hüzünlüydü.

annesi Ağlıyordu yüreği öyle sızladı ki, o anda annesine duyduğu sevgi ve özlemden ölebilirdi

Tek başına yollara düşen çocukların başına kötü şeyler gelebilir Kime istersen sor

öfkesi birden kabardı. Belki de haksızlığa, adaletsizliğe karşı olan o umutsuz öfke insanın Altı yaşında olduğu kadar hiçbir yaşında bu kadar şiddetli olmaz.

Bazen üniversite öğrencileri de öfkeyi hissettiklerini sanırlar ama, onların hissettiği ancak entelektüel bir yankıdır, o kadar.

Tokat yemekten hoşlanmam. Bana vurursan, ben de sana geri vururum ya da ona benzer bir şey yaparım

köpeğimsin bal gibi de seni canım istediğinde okşar, canım istediğinde döverim

Bu dünyayla öteki arasındaki uzaklık bir zar kadar incelmişti

Hayaller gerçekti. o hayalleri babasıyla paylaşıyordu. Sevinci bundan ileri gelmekteydi.

yararlı bir tutumu benimseyip, yayalım Çıkarımızı feda etmeyelim ama sağladığı şeyler konusunda açgözlülük de etmeyelim.

Bu insanlara çok şey borçluyuz

Yeni fikirler her zaman hoşuma gider, Bence yaptığımız konuda dikkat gerek, Büyük şeyler büyük değişiklikler getirir kendi kuyruğumuz tutuşur.


Her şeyin doğurduğu sonuçlar vardır. Bazı sonuçlar hiç hoş şeyler Olmayabilir. Savaş gibi.

küçük savaş yaklaşık üç hafta sürdü. Bittiğinde toplam yüz kişi ölmüştü

Bir Eylül 1939'du Almanlar Polonya’yı işgal ettiler Oradaki üç haftalık patırtı altı yıl süren ve milyonlarca kişinin ölümüne yol açan bir savaşın sebebi

Aptal değilim. Annem yabancılarla konuşurken dikkatli ol dedi

açlığın ne olduğunu öğrenmişti. Gelip geçici bir şey değildi açlık. Okulda birazcık hissedip bir bisküvi ile bastırabilecek bir şey değildi

Yakın dostu olmuştu artık Bazen biraz uzaklaşıyor, ama hiç temelli gitmiyordu.

Yüzü arkaya dönük, ayaklarını aşağıya sallandırıp oturmuştu. Sandaletleri toprağa değecekti neredeyse.


Bugünlerde çok hastalık var, çiçek, veba... zor günler yaşıyoruz...

ya ölür, ya da ölmez... sonunda bir gün elbette ki ölecek. Tanrı çivilerini çakar er geç.

Ama küçük insanlar büyüklerin işine karışırlarsa canları yanar

küçük insanlar büyüklerin işine karışmamalıydı. Hakları yoktu. Akılları varsa karışmazlardı.

Evlât, sanki bir tek dostun varmış, onu da kurt yemiş gibi bir halin vardı."

Aynadaki kendisiydi. Ama daha çok bir çizgi film kahramanına benziyordu. Bir çocuğun eşeğe dönüşmüş hali.

Ben çocukları mutlu görmeyi severim. Mutlu çocuk, sağlıklı çocuktur. Sağlıklı çocuk da dünyada yolunu kolay bulur.

harikalara en çabuk alışanlar da en gençler olurdu.

açıklanmaz bir şey gibi Hangi insan kendini bu kadar acıya sokarak zevk alabilirdi ki?

insanlar bir esrarengizlik içinde yasıyor Onları ayakta tutan şey sevinç. Önemli olan buydu.

Sevinç ne kadar neşeli bir kelime

içinde sevinç duygusu bitmedi. Kafasının içinde bir gökkuşağı taşıyordu

Her şeyin bir de sonucu vardır. Bazı sonuçlar hiç de hoş olmayabilir. Bir insanın gözlüğü burnunun üstüne erirse, hoş denemezdi buna

Rüzgâr serindi, ürpertiyordu ama, yine hoş kokularla doluydu. Saçlarını uçuruyordu

Bu dünya kokuyordu.
Fena kokuyordu.

Koku biraz değiştiyse de, yok olmadı. Havada gaz, benzin diğer isimsiz zehirler dolaşıp duruyordu.

havanın kendisi de yorgunluk, bezginlik kokuyordu.

çocuk konuşmaya başladığında, zavallının dertlerinin on kişiye yetecek kadar büyük olduğunu anladı.

ORTALIĞI KİRLETMEYİN
Tek yuvamız bu dünya


DOĞUŞTAN KÖR
İSTEDİĞİNİZ ŞARKIYI ÇALAR
ALLAH RAZI OLSUN


çaresiz öfkeyi hissetti. Kendi başına olmaktan geliyordu bu duygu. İnsanların insafına kalmış sayılacak kadar gençti. Kolay lokmaydı

Yaşlı çiftçiye göre gündeliğin hakkını vermek için insan Ekim yağmurları altında 12 saat çalışmalı, öğle molasında ayakta durmalı, soğanlı sandviç yiyip İncil'den Hz Eyüb'ün sabrını okumalıydı

Sen pek ağır bir yük taşımaya çalışıyorsun, evlât. evet. Belki birazını sırtından indirsen iyi edersin."

Eğer dostun burada olsa," sana bütün dünyayı omuzlarında taşıyamazsın derdi, evlâdım.

bütün dünyayı omuzlarında taşıyamazsın evlâdım. Yapamazsın bunu. Kimse yapamaz Dünyayı sırtında taşımaya kalktın mı, önce sırtın kırılır, sonra da ruhun kırılır

otururken karşımızda biri kalp krizinden ölse, ben öldürdüm diyeceksin ben burada oturuyorum diye öldü, aaaah, vaaah, diyeceksin,

Bir tek, kendilerini suçlamakta acele eden tipler var. Belki başkalarının başlattığı şeylerin suçlarını üstleniyorlardır.

Sen belki kaçıyorsun, belki de kovalanıyorsun, yavrum!". "Belki sonunda mahv, belki gam, belki şu, belki bu vardır," Ama neler olabileceğini bilemiyorum ki

Kimse bir hareketi yapınca ne olacağını bilemez, değil mi? Hayır, kimse bilmez. Bunu düşünürsen hiç evinden çıkamazsın ki! Çıkmaya korkarsın!

sana bir öğüt vereyim istersen. Bazı şeylere engel olmak insanın elinden gelmez. Bazen biri bir şey yaptı diye insanlar ölür., ama belki o şeyi yapmasaydı çok daha fazla insanlar ölürdü. Ne demek istediğimi anlıyor musun, evlât

her şey Tanrı'ya hizmet etmek içindir. Anamın bana dediği gibi

Kutsal Kitap bir yığın şey söyler ama, içlerinden kötüymüş gibi görünenler bile Tanrı'ya hizmettir. Ne dersin, evlât?"

Sihirdi bu bal gibi. Güçlü sihirdi. Ve bazen insanların ölümüne sebep oluyordu.

Kalk... kalk yatağından uykucuuu... çık... çık yatağından artııık, yaşa, sev, gül Kendine gel,


Kafam çocuklar için yazılmış serüven romanlarına döndü.

Ondaki güzellik, yeteneği kadar, iyi yürekliliğinin de belli olmasından geliyordu Annesinin yüzüne de o kadar çok benziyordu ki

Her ciddi sorun için bir politika hazırlamak gereklidir,"

benimsediği politika çok basitti: İri elli insanları kendine düşman etme

insan el sıkışmayı reddetmemeli En kötü düşmanıyla bile. Sonradan istersen onunla ölümüne dövüş ama önce elini sık

Kurtlar tüm kokuları hatırlarlar

Kurt ailesi Göçebe, ama sapına kadar sadık bir ırktırlar Güçleri
efsaneleşmişti. Cesaretleri ün salmıştı.


muhafız asker hatta özel tim olarak hizmet ediyorlardı kurdun hayatında en önemli şey aileydi

Sürüsünü yiyen kurt öldürülerek cezalandırılır

DÖN DE BANA BAK,
ALLAH BELÂNI VERSİN


İnsan yaşarken farkına bile varmadığı kokuların saldırısına uğrardı Dizel yakıtı, oto egzozları, sanayi artıkları, çöpler, kirli su, kimyasal maddeler


sonra., tekrar alışıyordu insan.
Ya alışıyor, ya da uyuşuyordu. Otomobillerden nefret ediyor, kokulardan nefret ediyor dünyanın tümünden nefret ediyordu.

kötü kokular ülkesi


Gübre ve çürük üzüm Kokuların en kötüsü İnsanlar nasıl sağlıklı olacaklarını unuttukları zaman olur. Biz ona kara hastalık deriz.


bir Çin atasözü Hayatını kurtardığın adam artık ölene kadar senin sorumluluğundadır.

O anda burnuna gelen kokuları bir şair koklasa, boşa çıkmış hayallerin kokusu derdi

her zaman mutsuzdu zaten. Bu dünyaya geldiğinden beri tek duygusu mutsuzluktu


Bu dünyada hiçbir şey fazla iyi değil zaten


Burada da her şey pek o kadar kötü kokmuyor, İyi kokular da var. Ama iyi kokuların hepsi zayıf yani bir zamanlar onlar da güçlüymüş."

Herhalde burası bir zamanlar iyi bir yerdi," Tertemiz, güçlü bir yer...


"İyi ki Kitabı var, yoksa kendi kendime hiç düşünemezdim,"

Asla insan öldürmemelisin, Bunu unutma insan öldürmemen gerektiğini hatırla

eğer insan öldürürsen seni kesinlikle bir kurt gibi avlarlar. Peşine bir sürü insan düşer; yakalarlar İnan bana. Derini yüzerler

Dışarda saniyeler çabucak geçer dakikaların içinde erir, Koskoca günler saat tiktakı gibi haftalara dönüşürdü. Kulübede ise saniyeler inat ediyor, bir türlü yürümüyordu

Dışarda bir saat biterken içerde beş saniye bile geçmek bilmiyordu
Uzayıp uzayıp iğrenç canavar saniyeler haline geliyorlardı.

zamanın ne kadar yavaş geçtiğini düşünmek işi daha beter eder İnsan dikkatini saniyelere verince, onlar kıpırdamayı reddediyordu.

Dışarda hava çok temiz ve tatlı geliyordu burnuna. İki yudum su içti, ömrünün en lezzetli yemeğini yemiş gibi oldu.

İki yudum su boğazından kıvrılarak aşağıya doğru kaydı. Sanki kuruyan bir bitkiye su veriliyordu.


Suyu bu kadar lezzetli yapan nedir?


Allah belânızı versin, bakmayın Kendimi komik hissettirmeyin Herkes kendimi komik hissettiriyor
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
s king tılsım

Ben unutmam. Bir kere gördüğüm bir çocuğun yüzünü asla unutmam

Siz benim canımı yakarsanız, ben sizin canınızı iki kat yakarım," canımı yakarsanız, o zaman dört kat canınızı yakarım,

anladınız hayvan gibi değil de insan gibi davranmaya çalışın."

Kötülük edenler için üzülmeyin."
Haksızlık edenlere de gıpta etmeyin Onlar sonunda kesilmiş otlar gibi düşecektir Yeşil bitkiler gibi solup kuruyacaklardır

Tanrıya inanın ve iyilik yapın;
O zaman yaşarsınız..."

Tanrıyı sevin, o size kalbinizin istediğini verir Öfkeden uzak durun, gazabı terk edin;


kötülük etmeyin Çünkü kötülük edenler kesilip dökülecektir.

Tanrıya uyan ve bekleyenlere Onun Diyar'ı miras kalacaktır.

yüzler, çürük yüzler, sivilceli, ergenlikli yüzler, sinsi yüzler, açık yüzler, genç yüzler, güzel yüzler.

kötülük yapanlar için kaygılanmayacak DERT ETMEYECEKSİNİZ Günah işleyenler için gamlanmayacaksınız Tanrıyla yürüyüp Tanrıyla konuşursanız her şey iyi olacak

TANRIYA ULAŞTINIZ MI ONUNLA BİRLİKTE YÜRÜYECEKSİNİZ; Tanrıya dayanırsanız yükselirsiniz
kartal kanatlarıyla... gücünüz on kişinin gücü olur

Tanrıyı inkâr eden, İsa'dan nefret eden radikal hümanistler bile gerçek Tanrı sevgisinin kokusunu alabilir, alınca da kafalarına tokmağın ineceğini bilirler!

Daha önce böyle şeyleri çok yapmışlar, uzmanı olmuşlar, dürüst» insanlara çamur atmışlar, evlerine esrar ve uyuşturucu saklamışlar.

Kutsal kitap bile diyor ki, sopayı eksik ettin mi çocuğu şımartırsın

İnsan bir çocuğu besledi mi, gece annesini özleyip ağladığı zaman başını kendi göğsüne yasladı mı göğsüne yasladı mı, onun sesini unutmaz artık.

Ama zayıf olursanız... yalan söylerseniz... ozaman vay halinize Cehennem sizi bekliyor...

"Unutmayın, çocuklar.
"Unutmayın.
"Dua edelim."

dünya kötü olan bir noktaydı. Hani elmadaki bir çürük içeriye uzanır, tâ çekirdeğe kadar gider ya... öyle.

Tanrı yalancıları ve sahte peygamberleri bir alev gölünde yakar

öyle hızlı yalanlar söylüyor ki yarış atları ona yetişemez,

"Sekiz yaşıma geldiğimde neyin farkına vardım, biliyor musun? Hayat bana kalleş davranıyordu ve durumun değişeceği de yoktu.


İtiraf ruha iyi gelir.

Günahını itiraf etmeyenin ruhu kurtulamaz.

Bana o deli gözlerle bakmayı kesersen, sana ne istersen söylerim. Çünkü ben çocuğum
Çocuklar öyle yapar. Her şeyi söyler.

kenef surat

Cehennemlikler selâmeti sağlayacak yollardan pek hoşlanmazlar. İçlerindeki şeytanlar ölmeye başlayınca haykırmaya kalkarlar

İnsan Tanrı'ya inanıyorsa korkacak bir şey yoktur!"

ÇOCUKLAR O GÜN BÜYÜK GÜN! O GÜN CEHENNEMLİK KOMÜNİST HÜMANİSTLER, 0 ATEİSTLER ANLAYACAKLAR Kİ, KAYALAR BİLE SİPER OLAMAYACAK ONLARA

Kalbinin burkulduğunu hissetti. Yarılacaktı kalbi neredeyse. Evet, kırılabilirdi demek kalpler.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kitap alıntıları ve sözler
Nâzım hikmet henüz vakit varken



Okyanusu`nu seyrettîm bu sabah.
Okyanuslar üstüne sözüm var
Okyanuslar büyük sevdalar gîbîdîr
seyredîlmeğe gelmez, yaşanılır


Neşemi kaybetmedim.
Sadece kahkaha atmayı unutuyorum...


İlerideki güzel günler
Beni görmeyecek onlar
Bari selam yollasınlar

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!"

Memleketim Memleketim kadar geniş Dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne,İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.


Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum.
ve güneye pamuk işleyenlere gitmek için Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye
utanıyorum.


Geceye ay düşer, aklıma gözlerin
Bu nasıl özlemek
Özlemek ne demek?
Ucu bucağı yok,
Dibi sonu yok, koyusundan özledim



Büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp "Ben artık kimseyi sevemem" deme! Unutmaki, en güzel çiçekler mezarlıklarda yetişir.

emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer
ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!


Dışarıda çiseleyen bir yağmur,
Sıcak bir çay...Aklımda çocukluğumdan kalma bir masal...


Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkı ve tütünü gibi.

Bekle kardeşim bekle..
Çanağımda
balım olsun,
gelir arısı
Bağdattan..

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de tepemde bir de çınar olursa taş maş istemez hani

Neden sancılar eksik olmaz ,
iyi insanların yüreğinden?

birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.

TÜRK KÖYLÜSÜ
Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir,
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir Ferhad'dır,
Keremdir
ve Keloğlandır.


içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez,
mikroskopik bi zaman...’Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün...’


Ve insanlara inanmalıyız.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz: bahçesinde ebruliiiii
hanımeli açan ev.


Ah benim yaşama sevincim dur seni gözlerinden öpeyim.

Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.

Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
göz göze yan yana durun çocuklar.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.