You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

.
RE: Abdullah Kibritçi
Yazının devamı;



Genelde kahvaltı türü şeylerle karnımı doyuruyor, geçinip gidiyorum işte. Zeytin, peynir vs. Zeytinleri kavanozda saklamıyorum, onları hep tepsiye diziyor, zeytinlerden figürler çiziyor, aklımca şekiller yapıyorum. Çizdiğim şekli bozmadan zeytini alıyor, yedikten sonra çekirdeği yine aynı yerine koyuyorum. Böylelikle zeytinler tükense bile tepsideki motif bozulmuyor, zeytinin yerine çekirdeği geliyor. Bizde biraz öyle değil miyiz sevgili İlayda. Tükensek ve göçüp gitsek bile arkamızdan gelenler (çoluk/çocuk vs.) bizim yerimize geçiyor ve düzen her zaman işliyor. Biz olmasak bile bu figür, bu aldatmaca, bu gidişat bozulmuyor. Müzik eşliğinde lüks lokantalarda yemek yemek gibi bir şey bu zeytinlerden figürler çizme olayı. Bir şeyler atıştırırken hem de eğleniyor olmak, o yemeği keyifli kılmak benim en büyük eğlencem. Bunu sen de denemelisin İlayda, inan çok seveceksin. Zeytinlerden çizdiğin figürün üstüne biraz yağ döküp birazda pul biber ekersen figüründe derinlik elde edebilirsin. Hatta gölge vermek için karabiber bile kullanabilirsin, ben böyle yapıyorum. Böylelikle üç boyutlu görüntüler bile yakalamak mümkün oluyor. Bilirsin eskiden çizmeyi severdim. Zeytinler eski günlerden kalma bu alışkanlığı yeniden hayata geçirmeme, o eski günleri yâd etmeme yardımcı oluyor. Tabii bazen sinirlerimin bozulduğu zamanlar da oluyor. Bir hafta boyunca uğraşıp yaptığım figürler yanlışlıkla tepsiye çarpmamla dağılıyorlar ve bundan nefret ediyorum. Onları yeniden dizmek ve bir sürü zeytin yemek zorunda kaldığım oluyor. Bu gibi durumlar için önceden hazır ettiğim birkaç teneke zeytinim her zaman mevcut. Sen de sinirlerinin bozulmasını istemiyorsan sana tavsiyem evde bolca zeytin bulundurman. Düşünsene bir gece vakti kitaplıktan bir kitaba uzanırken tepsiye çarpıyorsun ve tüm zeytinler dağılıyor, haliyle figür bozuluyor. O saatte zeytin bulmak zordur, senin için gecenin bir vakti komşudan zeytin istemek sorun olmayabilir ama benim için sorun. Böyle bir şeyin olabilecek olması bile çok korkunç. Dediğim gibi İlayda, her zaman evde birkaç teneke zeytin bulundurmalısın…

Sabah sekiz olduğunda oturup o gün için program yapıyorum. Bunu eskiden okuduğum kişisel gelişim kitaplarından öğrenmiştim. Hani okurdum ya: Norman Vincent Peale – Olumlu Düşünmenin Gücü, Muhammet Bozdağ – Düşün ve Başar, Ali Erkan Kavaklı – Başarı İnanç İşidir, Oğuz Saygın – Negatif Limanlardan Pozitif Sulara, falan filan işte. Şimdi çok işime yarıyorlar. Sabah sekiz –hiçbir zaman o vakti geçirdiğim olmamıştır- olduğunda bir kâğıda o gün yapacaklarımı yazıyorum. Kanepenin hangi ucunda kaç saat oturacağımı, kıpırdamadan oturup tam olarak neleri düşüneceğimi, pencereden ne kadar bakacağımı, yan odalara hangi saatlerde geçerek hava alacağımı, o gün tepsiye hangi şekilde figürler çizeceğimi ve buna benzer birçok şeyi yazıyorum. Biliyorum sen pek okumayı sevmezsin ama en azından bunlardan birini okumalısın. Hangi saatte o eski sehpanın tozunu alacağını yazmalısın hiç olmazsa. Bilmediğin için doğal olarak ne kadar çok şey kaybettiğinin farkında değilsin. Düşünsene pencereden ne kadar bakacağımı yazmamışım –imkanı yok- o günüm ne kadar boş geçer değil mi. Birde ideallerin olmalı İlayda. Kitaplar öyle diyor ve çok haklılar. Geleceğe dair ayrıntılı planların olmalı, seneye televizyonu hangi odaya taşıyacağın gibi mesela. Bu çok önemli, hangi oda olacak, ne şekilde duracak. Ya kumanda! Onun da yeri belli olmalı, her şeyi yerli yerince yapmalı.

Sana burada edindiğim bir dosttan bahsetmeliyim. Hemen alt komşum. Yaşlı bir adam. Bu sokakta sadece o yaşlı adam benim hakkımda kötü şeyler düşünmüyor ve önyargılı değil. Sanırım o da yalnız kalıyor. İlk zamanlar kapıma kadar gelip çarşıya gideceğini, bir şey isteyip istemediğimi sorardı. Şimdilerde sadece kapıya gelip birkaç kere tıklattıktan sonra açılan kapı karşısında hiç konuşmadan bekliyor. Bunu ona ben öğrettim. Daha doğrusu ilk gelmelerinde sorduğu sorulara birkaç kelime kullanarak yahut işaretlerle verdiğim kısa cevaplardan konuşmak istemediğimi anlamış olmalı. Kimi zaman ne istediğimi bir kağıt parçasına yazıp uzatıyorum. O da bunu artık hoş karşılıyor. Ne kadar sık sık gelip –haftada iki kere- beni rahatsız etse de, bana karşı iyi davranmaya çalıştığı için ona dostum diyorum. Zavallı adamın kimsesi yok herhalde. Oturup televizyon seyretmekten başka –gelen seslerden anladığım kadarı ile- yapacak bir şeyi yok. Düşünüyorum da duvara asılı bir posteri bile olmayan, figürler çizecek bir tepsisi ve zeytinleri olmayan, her sabah düzenli olarak program yapmayan, en azından balkonunda çiçek yetiştirmeyen bu yaşlı adamın hayatı ne kadar elemdir. Ah, onun gözlerini görmelisin, acı ve aynı zamanda umut yüklü gözlerini. Onu anlayabiliyorum, onu fark edebiliyorum, o büyük yalnızlığını… En azından bir posteri olmalı, en azından bir posteri olmalı İlayda, anlıyor musun, duvara asabileceği bir poster…

Mektubumu güzel bir sonla bitirmek istiyorum İlayda. Güzel bir sürprizle mesela. En azından bana yakışır bir şey olmalı. Bilirsin eskiden ufak tefek şeyler yazardım. Yazmayı severdim. Bu mektubu sana yazmamın sebebi başta söylediğim gibi beni merak ettiğini düşündüğümden değil. Sadece sana bir tesadüften bahsetmek istiyorum. Mektubun başında söylemek istemediğim bir tesadüf. Komşularım bu tesadüfü fark bile edemeyecekler, en çok buna seviniyorum. Yapacağım şeyi sadece alt komşum olan o yaşlı adam biliyor. Ya da en azından tahmin ediyor. Eline tutuşturduğum kâğıtta yazanları eksiksiz olarak getirdiğinde gözleri dolmuştu. Güle güle der gibi bir hali vardı. Ama benim elveda der gibi bir halim yoktu. Elveda demek bana göre değil bilirsin, orada durursun ve içinden gelirse bana en fazla güle güle dersin, o kadar.

Sevgili İlayda. Bugün tepsiye zeytin yerine dostuma aldırdığım hapları dizdim. Eskiden isimleri aklımda kalmış olan ne kadar ilaç varsa işte. Kimi kırmızı, kimi beyaz, kimi mavi… Anlaşılmaz şekillerden oluşan bir figür çizdim. Her eksilen ilaçla figür bozuluyor –zeytinlerin aksine- ve şekil kayboluyor. Ah İlayda. Dilim kuruyor, başım dönüyor, her yuttuğum hap figürden bir nokta eksiltip gözlerimde bir buğu oluyor… Ah İlayda, az kalsın unutuyordum. Sana tesadüften bahsetmeliyim ve henüz nefes aldığımı hissediyorken elimi çabuk tutmalıyım.

Ay ışığı penceremden içeri süzülüyor İlayda, berrak bir gece. Ve İlayda, komşularım bu günün senin doğum günün olduğunu bilmiyorlar ve asla bilemeyecekler, sadece pencereye yaslanmış cansız bedenimi görecekler. Unutmadım İlayda, bugün senin doğum günün ve ben bugün gözlerimi yumuyorum. Ne tesadüf değil mi!..


Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: Abdullah Kibritçi


“Hayallerinin peşine düş ve seni götürdüğü yere git” diye başlar hikaye. Kocaman dünyanın karmaşık metropollerin kuşatan şehirlerin ortasında sıkışıp kalmış bireyin büyük renkli hayallerini görürüz ve şahit oluruz uçsuz bucaksız iç dünyasına. Hayallerimiz olsun isterler hep bizden, bitip tükenmez sınır tanımaz hayallerimiz. Bazen fakir, bazen güçsüz, bazen ezilmiş, bazen yalnız insanların arka sokaklardaki hikayelerini anlatır filmler ve kitaplar, binlerce kere bıkıp usanmadan. Onların her şeye rağmen büyük hayalleri vardır ve o hayalleri sayesinde ulaşırlar bir gün başarıya.

Hiçbir kadim öğretide “hayal kurun” diye bir tavsiye olmamasına rağmen, modern zamanların modern bilgi aktarım kaynakları binlerce kanaldan hayal kurmamız için bizi uyarır. Batı Medeniyetinin devasa bütçeli filmleri, insanı şevkle dolduran coşturan kitapları küçük insanların büyük hikayelerini hayalleri üzerinden anlatır ve filmin sonunda herkes evine mutlu döner. Çünkü hayal kurmak mutlu olmanın kolay yöntemlerinden biridir. Üstelik kimseye zararı dokunduğu da görülmemiştir.

Ancak daha leziz hayaller kurabilmek için imge dünyamızın da geniş olması lazımdır. Evrenin bütün nimetlerinin sığdırıldığı görsel şölenler bambaşka dünyanın kapılarını açar bize. Çöl üzerine kurulmuş bir şehir olan Las Vegas’ta insanların havuzlu bahçeli evlerde yaşadıklarına şahit olur mesela bir çocuk Hindistan’da, elektrik kesintisinin olmadığı nadir günlerden birinde ailesiyle birlikte on metrekarelik barakada televizyon izlerken. Dayısı gibi bir iş bulabilirse, tır şoförü olabilirse mesela, o evlerden bir tane alabilecektir herhalde? Neden olmasın ki? Şimdi bol yıldızlı bir gecede, uzanıp göğü izlerken hayaller kurma vaktidir. Ah evet, hayal kurmak ne güzeldir!

Sömürerek refaha ulaşan Batı aklı, içinde bulunduğu nimetleri paylaşmak istemediği için onların hayalleri ile yaşayıp mutlu olmamızı ister. Siz hayal edersiniz, onlar yaşar. Ezilen ve sömürülen insanların kaybolan huzuru dayatılan hayaller ile yeniden temin edilir. Hayalleri ile mutlu olanlar neyi nasıl talep edebilir?

Oldum olası hayallerden nefret etmişimdir. Çünkü hayaller sahte bir avuntu olmaktan, bünyeye sakinleştirici bir etki yapmaktan başka bir işe yaramazlar. Hayal ne “heves” gibi gelip geçici bir şeydir, ne “tutku” gibi ömür boyu insanı sarmalayıp içine işler, ne de “takıntı” gibi aklını tümden işgal eder. Koli bandıyla ağza yapıştırılan yalancı emzik gibidir hayaller.

Rüyasını gördüğü fetihlerin planını yapacak, hesaplaşmanın stratejisini çizecek kafaların şu an nerede olduğu bilinmemektedir. Amerikan filmleri izlemiyorlarsa veya atarlı twitler atmakla meşgul değillerse bir gün onları görebiliriz. Ana menüye dönmek için lütfen 1’i tuşlayınız. Teşekkür ederiz.

Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: Abdullah Kibritçi

HORTLUYORUZ!

Çok farklı amaçlarımız var tatlım, bilemezsin
Güzel cümleler kurduğumuza, medeni takıldığımıza bakma
Kafamızın derinliklerinde, örümcek ağlarının bulunduğu o bölümde
Yerlilerin vahşi tamtamlarını saklarız
Rejimleri devirir, laikleri haklarız.

Bizden ne kadar korksan az tatlım, bilemezsin
Örtülü öcüler kılığında rüyalarına gireriz
Geceleri mutant oluruz, değişir çehremiz
Kill Bill tadında çarşaflı bir abla olur bazen
Duvarlara kanla tekbirler yazarız.

Okullara gireceğiz tatlım, kamusal alana sineceğiz
Başörtümüzü mınçıka yapıp vahşet filmleri çekeceğiz
Tespih boncuklarından işkence metodları
Dantelli takkelerle bozacağız aklını
Bizden korkabildiğin kadar kork tatlım, anladın mı.

Düşündüğünden daha kötüyüz tatlım, bilemezsin
Kadınları evlere, erkekleri camilere hapsedeceğiz
Hırsızların kolunu değil sülalesini keseceğiz
Nasıl olduğunu bilemeyeceksin
Tehlikenin farkındasın
Yüzyıllar öncesine döneceksin.

Uykularını kaçıracağız tatlım, bilemezsin
İşrakta sayım, yatsıdan sonra yat yoklaması
Sıkı bir mahalle baskısı
Mekke makamında okunacak ezanlar
Şalvar ve cübbe işin cabası.

Yorganı kafana çekme tatlım, başın açık olmalı
Tanımalı seni, biz zombi orduları
Sendeki bu Müslüman korkusu
Çok eğlenceli doğrusu
Gölgesinden korkan çocuklar olur ya hani
Oturup sana ciddi şeyler mi yazacaktım yani.

(Abdullah Kibritçi)

Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 24-05-2014, Saat:04:13 PM, Düzenleyen: Mihman.
.
RE: Abdullah Kibritçi
-Romantik Ceset-isimli yazısından bir kesit


İşte bu gördüğünüz köprü ve üzerinde akan arabalar, bir damar ve damarda akan kan kadar sıradan akıyor, çalan kornaların kırılan bir kemik gibi ses verdiği akşamlarda martılar yüzünü kıbleye dönüp kanatlarını açarak dua ediyor, âminlerle birlikte bir küçük kuş kanatlarını yüzüne sürüyor ve göz kapaklarım kapanınca hasretle yanıp tutuşan kirpiklerim birbirleri ile musafaha ediyor.

Geceler boyu ceset topluyoruz, sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi bizde bilet kuyruğuna giriyoruz. Geceler boyu âşık oluyor, pamuk şeker tadında cümleler kuruyor, çayın içinde kaybolan şekerin erimesine eşlik edip eriyor, acıyan yanlarımızı saklayarak damaklarda bir tat oluyoruz. Geceler boyu ceset topluyor, enkazın altında kutu kutu pense oynuyor, cesetlerden labirentler kurup yolu bulabilmesini umarak gülücüklerimizi bu labirentin içine salıyoruz. Hastalıklı gülücükler var suratımızda, gözyaşlarımızı damıtarak sunuyoruz konu komşuya, ağladığımız bilinmesin topladığımız cesetler görünmesin diye.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Çalıkuşu
RE: Abdullah Kibritçi
Alıntı:göz kapaklarım kapanınca hasretle yanıp tutuşan kirpiklerim birbirleri ile musafaha ediyor

Seviyorum bu tabirigülücük
"Her şey kaderle takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin...”
Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: Abdullah Kibritçi


şimdi düşündüm de, uzun zamandır bakmıyorum buraya… özledim de… yeni bir tasarım yapmam lazım… sonra yüzlerce şarkı… sonra bir sürü şey… sonra gezmem lazım biraz. kimse gelmedi benle bugün, dedim bir trene binip gidelim rastgele… hava da soğuk. çay içeriz,…


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.