You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çalıkuşu
RE: Abdullah Kibritçi


Buraya biraz boşluk bıraktım ki, mektuba ara verip yeniden yazmaya başladığım yer belli olsun. Ertesi günden yazdığımı düşünebilirsin belki, hayır, aradan tam bir hafta geçti. Düşünebiliyor musun İlayda, mektuba ara verdikten sonra bir hafta boyunca komodinin üstünde, tepsinin altında, bazen yerde, orada burada sürüklenerek geçirdi günlerini bu mektup. Sürüklenmek nedir en iyi ben bilirim herhalde, bırakıp kendini öylece sürüklenmek…

Bu küçük ev, bu küçük oda, karşı komşu, duvardaki bu poster, ellerimde bavullar buraya ilk gelişim, yani sürüklenişim… Belki de hayat böyledir…

Eski günler hakkında söz etmek senin hoşuna gidiyor mu bilmiyorum. Bu odaya kapanıp günlerce dışarı çıkmadığım zamanlarda ben bunları düşünmeye fırsat buluyorum. Haftada iki kere bakkala gitmek için çıktığım ve günde birkaç kere bu odayı terk ederek yan odalara gezmeye çıktığım zamanlar düşünmüyorum sadece. Yine bu konuda haklı olduğumu düşünüyorum ki; tatillerde iş görüşmeleri yapmak nasıl hoş karşılanmazsa benimde bakkala giderken sanki hala o odada oturuyormuş gibi aynı düşüncelere dalmam da hoş karşılanmaz. Sesli düşünmediğimiz için Tanrıya ne kadar teşekkür etsek azdır İlayda. Sesli düşündüğümüzü düşünsene, ne kadar gürültü olur değil mi.

Hem bakkaldan ekmek isterken –işaretlerle- eski evimde beslediğim kedim hakkında düşüncelerimin başkalarınca duyulması çok kötü olurdu. Eski evim dedim de, şimdiki gibi olmayan o muntazam düzenli, kütüphanesinin alt sıralarını Dünya Klasikleri’nin doldurduğu, Tolstoy’un Savaş Ve Barış’ının hep bir parmak ileride durduğu; masasında küçük kâğıtlara iliştirilmiş notların eksik olmadığı o evi yeniden hatırladım.


Evdeki eşyaları olduğu gibi bırakıp, kapıcıya beni sormaya gelen ilk kişiye evin anahtarını vermesini tembihleyerek ayrıldığım günden beri koca bir beş ay geçti. Beni sormaya kim geldi bilmiyorum, gelen kişi muhtemelen evime yerleşmiştir, belki de kimse gelip sormadı, anahtar ve o eşsiz düzenim kapıcıya kaldı. Her iki ihtimalde mutlu eder beni. Çünkü içeride beni tasalandıracak bir şey kalmadı, yıllardır tuttuğum günlük, notlarım, şiirlerim, hepsini çıkarken yaktım.

Ah İlayda, çıkarken masamım üzerine bıraktığım telefon çalıştığım şirket tarafından defalarca aranmış olmalıdır. Evde mahsur kalıp açlıktan ölme ihtimaline karşı evdeki kediyi de sokağa bıraktığımdan telefonuma kimseler cevap vermemiş –normalde kedim telefonlarıma bakardı- ve koca cüsseli, kafasının keli gözüken ancak yinede ıslak ve taralı saçları arkasına inen otoriter patronum bana ulaşamayınca çok sinirlenmiştir.

Bana güvenerek şehre ikinci bir şube açıldığından beri, buna mukabil tüm maharetimi ortaya koyup birkaç yılda kazancı birkaç katına ulaştırdığım bir gerçek. Patronum, işimde başarılı olduğum halde biranda kaybolup gittiğimden aslında sorumsuz biri olduğumu düşünüyordur.

Bense şu posteri düşünüyorum, acaba yerini değiştirmeli miyim… Belki durduğu yere alışmıştır, belki orayı sevmiştir, belki de karşı duvarda durmak istiyordur. Bunu anlamak için birkaç gün daha beklemek ve onun bana bir şeyler fısıldamasını kollamak gerek.
"Her şey kaderle takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin...”
Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: Abdullah Kibritçi
Sitare insanı duygulandıran çok hoş bir yazı..devamını bekliyorum merakla..ve anlamaya çalışıyorum "ilayda kim"
Bunu ilk beğenen sen ol.
.
RE: Abdullah Kibritçi
Hatta devamını ben ekleyeyim gülücük




Bazen kitap okuyorum. Kitaptan yana sorunum yok, gelirken getirdiğim bir kaç adet kitap bana yetiyor. Bunlar küçükken okuduğum Kemalettin Tuğcu’nun Çocuk Hırsızıs ve Mahzendeki İskelet’i birde Mark Twain’ın Tom Sawyer adlı kitabı. İnsan alışınca farklı kitaplar okumakla hep aynı kitapları baştan alıp yeniden okumak arasında bir fark olmadığını anlıyor. Ve böylesi kanımca daha güzel. En azından bir sonraki sayfada neler olacağını biliyorsun. Kendime bir oyun bile buldum: Okuduğum sayfadan sonraki sayfada neler olacağını kitaba bakmadan tam olarak söylemeye çalışıyorum, doğru ise kendime puan veriyorum, değilse yan odaya gidip gelme cezası alıyorum. Kendime verdiğim puanları bir yere not ettim, gayet çoklar ve bu beni sevindiriyor. Onlarla ileride ne yapacağımı henüz düşünmedim ama çok işime yarayacakları kesin.

Sevgili İlayda. Diyorum ki, ne iyi ettim de dolabımı dolduran ceketleri, pantolonları ve gömlekleri getirmedim. Burada bir dolaba ihtiyacım olacaktı, oysa şimdi ihtiyacım yok. Hem bu oda yeterince dolu. Üzerimde her zaman giydiğim kahverengi pantolonum ve kahverengi gömleğim var. Sen bu gömleği çok severdin, gerçi o yüzden hala üzerimde ya. Nadir olarak uyuduğum zamanlarda çıkarıp sandalyeye asıyorum. Öyle yapılması gerektiğinden, yatmanın bile bir kuralı olduğunu düşündüğümden değil tabii ki, sadece sevdiğin o gömleği eskitmekten korkuyorum. Eskimek ne garip bir duygudur İlayda. Kısa zamanda eskiyen yaşanmışlara hatıra diyoruz değil mi. Hatıra kelimesi her zaman çok romantik gelir bana…

Özlediğim bir şey olup olmadığını merak edersin diye söylüyorum: Evet, eskiden dinlediğim şarkıları özlediğim oluyor. Benim sevdiğim, dinlediğim, ancak senin ilk başta hoşuna gitmeyen daha sonraları sevmeye başladığın ve sonra çaktırmadan bolca dinlediğin şarkılar vardı ya hani, işte onları özlüyorum. Kendi kendime mırıldanıyorum ama uzun zamandır konuşmadığımdan kelimeleri telaffuzda zorlanıyorum. Ancak buna da bir çare buldum. Miriam Makeba’nın –hani şu Afrikalı kadın- Pata Pata adlı şarkısında dilini damağına vurarak çıkarttığı sesler gibi sesler çıkararak şarkılar söylüyorum. Böylelikle kelime kullanmama ve cümle kurmama gerek kalmıyor. Sezen Aksu’nun “bir kedim bile yok, anlıyor musun” nakaratını içeren şarkısını pencere kenarında yarı efkârlı bir şekilde söylemek isterdim. Beceremeyeceğimi biliyorum, uzun zaman suskun kalmaktan dolayı cümleler dilime dolanıyor, garip sesler çıkarmaktan öteye gidemiyorum. Birde Manu Chao –şu deli İspanyollar- yeni bir albüm çıkartmışlar mıdır acaba diye düşünüyorum. Eğer yeni albüm çıktıysa ancak Taksimdeki müzik marketlerde –ne kadar etnik müzik varsa vardır oralarda- bulabilirsin. Hala şarkı söylemeye çalışıyorum, olmuyor. En iyisi Pata Pata…



Bunu ilk beğenen sen ol.
Çalıkuşu
RE: Abdullah Kibritçi
Aglama Zeynep alttaki yorumu okursan yazan sahis sonunu begenmemis cok yavanmis miş miş mişgülücük
"Her şey kaderle takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin...”
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.