You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Türk halk müziği ve sanatçılar

Türk halk müziği ve sanatçılar

General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
İbni Batuta, Orhan Gazi zamanında İznikte Bir Ahi zaviyesine misafir olduğunu ve kendisine ikramda bulunduklarını anlatır. seyahatnamesinde şunları yazar: “ahiler beldeye misafir gelirse; zaviyelerinde ağırlar ziyafet çekerler.misafir onların konuğu olur. Bir kimse gelmezse yemek içmek için toplanır şarkı söyler ve raks ederlerdi.

”Sıra gecelerindeki birlik ve beraberlik, kardeşlik, fedakârlık, küçüklere sevgi büyüklere saygı ve hürmet misafir ağırlama, misafire ikram, usta-çırak geleneği, müzik ve oyun gibi temel unsurlar Ahilik müessesesiyle tamamen örtüşmektedir.

Hazreti İbrahim Peygamber’in Urfa’da yaşamış olması ve Halil İbrahim sofrası bereketi bolluğu ve bereketin simgesi olarak sıra gecesinin amacı ile örtüşerek paylaşma ve dayanışma kültürünün ortak buluşma noktasına örnek teşkil etmektedir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
İstanbul - Urfa Gazelhan ve Hafızları

İstanbul hafız gazelhanları; Taş plak döneminin en gözde hafız ve gazelhanlarının başlıcaları; Hafız Osman, Hafız Sami, Hafız Kemal, Hafız Yaşar,Hafız Ahmet, Hafız Sâdeddin, Hafız Burhan gibi önemli şahsiyetlerdir

.Urfa’da ünlenmiş hafız ve gazelhanlar ise; Kirişçi Baba Mukim Tahir, Kel Mahmut Tenekeci Mahmut Güzelgöz, Bekçi Bakır, Gazelhan Kazancı Bedih Yoluk önemli şahsiyetlerdir.

Medeniyetlerin buluştuğu ve ortak kültürlerin aynı noktalarda birlikte yaşandığı bu coğrafyada müziğin, edebiyatın, şiir’in yüzyıllar boyu etkileşimi devam edecektir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
AHMET ALAYBEYİ

1935 de Urfa’da doğdu. Babasının ismi Celal, annesinin ismi Hayriye’dir. muhasebecilikten emekli oldu.müziğe meraklıydı,Tenekeci Mahmut’tan müzik bilgisini ilerletti. Urfa’da musıki çalışmalarında bulundu. Talebeler yetiştirdi. 

Makamları ve Urfa makamını çok iyi bilir Urfa tavrında bağlama çalar. Derlediği türküleri TRT repertuarına alınmıştır. 1976 yılında Şanlıurfa’da yapılan uzun hava çalışmalarında kendisinden istifade edildi.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
Eski Urfa"da, Ulucami"nin arkasındaki mahallede yaşardık. Evler büyük eyvanlı ve serin mahzenli idi. avluya "hayat" denirdi. Herkesin hayatı kendine idi hayatlarımız yüksek taş duvarlarla çevrili idi. yüksek duvarları aşıp sokağa taşan iki şey vardı: Sarmaşıklar ve gazeller...
*** 
Tenekeci Mahmut, Mükim Tahir Kazancı Bedih"in isimlerini duyardık... Poplar, arabeskler, yoz müzikler rağbet görmezdi. hayatlarımız yüksek taş duvarların arkasında yoksul, gururlu ve derin bir sessizlikte sürer giderdi. 

yıllar geçti. Hemşehrim Nâbî üzerinde doktora çyapmak nasip olunca,o eski sesi aramak için Urfa"ya gittim. Dar sokaklar, Filiz Çayevi, Bakırcılar Çarşısı ve Tütün Pazarı yerli yerindeydi.Tenekeci Mahmut"la görüşmek nasip oldu. Kazancı Bedih Tenekeci Mahmut"un talebesi idi. 

teneke, kazan lakapları beni aMevlânâ"nın Bakırcılar Çarşısındaki âhenge götürdü... Mevlânâ herkesin gürültülü zannettiği bir mekânda "sonsuz bir âhengi" yakalamamış mıydı!... Belki de Kazancının şöhreti yakaladığı yerde, kazancılık mesleğine dönmeye karar vermesinin bir anlamı vardı. Âhenk buradaydı sonsuz âhengi yakalayan bir daha kopamazdı. 

Bedih"in "Gül ruhlarını gonca-i zîbâya değişmem" mısralarından duyduğu zevk de hangi iklime aitti. Ümmî bir Anadolu sanatçısının eski zaman nağmelerini ustalıkla sergilemesi, elbette Kerkük-Urfa hattının zengin kültür ve sanat geleneğiyle alakalıdır. 

Urfa"da Nesimî, Fuzûlî, Nâbî gibi,şairlere ait gazeller okunmaktadır. Urfa"da müziğin ve Osmanlı kültürünün kesintisiz yaşamasında, elbette sıra geceleri, bağ yatıları, esvap geceleri ve nice vesileyle bir araya gelmenin ve "cemiyetle" birlikte yaşamanın da rolü büyüktür.*
**** 
Kazancı Bedih, 1929 yılında Şanlıurfa"nın Hekimdede Mahallesi"nde doğmuştu. Çocukluğumda Hekimdede Türbesi"ni, ziyaret yeri olarak hatırlıyorum. Hz. İbrahim"in doğduğu mağarayı, Hz. Eyüb"ün çile çektiği yeri, Balıklıgöl"ü, Harran"ı ve Urfa"daki şiir ve hoyratla bir araya getirince ne kadar büyülü bir masalda yaşadığımı şimdi daha iyi anlıyorum. 

Bakırcılıkla uğraşırken ritm ve âhenk eğitimi alan Bedih, "Halepli Bahçede uzun yaz gecelerini hoyratlarla karşılar. ders aldığı hocası Tenekeci Mahmud"un üslubunu kısa sürede kapar kendine has yorumuyla yeteneğini ortaya koyan Bedih, sıra gecelerinin aranan ismi oluverir. 

Memurluk, ticaret ve zor hayat şartlarıyla mücadele sonunda yetmiş yaşında gelen şöhret!...*
Nûş etmediğim dehrde peymâne mi kaldı
Devretmediğim meclis-i rindân mı kaldı*
Konuk olduğu bir televizyon programıyla ve 

"Eşkıya" filmindeki bir gazel okumasıyla bütün Türkiye"nin dikkatini çeken Kazancı Bedih, çıkardığı mahalli kasetin aksine, bu kez profesyonelce kasetlere imza atmıştır. Oğlu Naci Yoluk"u da kendi tarzında yetiştirerek asırlarca yaşamayı başaran bir âhengin devamına vesile olmuştur.*

büyüdüm. Başka âlemden gelen nağmeleri dinlerken "mest ü hayran" olup eski zamanın izlerini aramaya karar verdim. Üniversitede "Divan şiirinin bize ait olmadığı", "halktan kopuk yüksek zümre edebiyatı olduğu" görüşleriyle karşılaştım. Aydınlar, halkla aralarına aşılması imkânsız bir duvar örmüşlerdi 

Aydınlar Urfa"da hayatları çeviren yüksek taş duvarların arkasında zevkten ve kültürden habersiz yaşıyorlardı. Üniversitedeki yıllarımda, şimdi birçoğu üniversitede Filiz Çayevi"nde çayları yudumlayıp Kazancı Bedih"in gazellerini dinlerdik. Tabiatı Eski Edebiyat notları iyi gelirdi.hocamızın sorularına cevap verirken Kazancı Bedih"ten mısralar eklerdik!...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
Seyfettin Sucu - (1942-..1987) 

Tarih boyunca Şanlıurfa,eşine ender rastlanan sanatçılar yetiştirmiştir. Urfada yetişen sanatçıları tanımak, halkın malı olmuş güzide insanları bütün yönleriyle öğrenmek, unutmamak anmak ne güzel bir duygudur. İşte bu inançla urfanın bağrından yetişmiş Merhum Seyfettin SUCU 

Merhum Seyfettin SUCU 1942 de Urfa kanberiye mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet efendi, annesi Adile hanımdır. Dar gelirli bir aile olduğu için ekonomik nedenle okula gidemedi. çulhalıcılık el dokumacılığı meslegine çırak olarak gönderildi. 

Merhum Seyfettin SUCU 10 yaşında başlamış olduğu çulhalıcılık mesleginin ustası olmuş müzikle tanışmıştı dokuma tezgahının çıkarmış olduğu ritmik sesler insanları ister istemez müziğin içerisine itmiştir Seyfettin SUCU`da Allah`ın lütfettiği güzel sesi dokuma tezgahının ritim ile birleştirerek okuduğu yanık türkülerle sanatçılığa adım atmış olur.

Merhum Seyfettin SUCU okuduğu yanık türkülerle içli, duygulu uzun havalarla urfa müziğinin dikkatini çekmiş küçük yaşında sıra geceleriyle, esvap geceleriyle tanışmıştır. kendini gece hayatında bulan sanatçı, dokumacılık hayatında verimli olmamaya başlamıştır meslek randımanı düşmeye başlamıştır. 

Merhum Seyfettin SUCU da ekonomik sıkıntı başlamıştır yanık türkülerini duymayan kalmamıştır el oğlu iş ister. Çalışmadan kimseye ekmek verilmez ki. Sanatçı 1962 yılında evlenir 2`si erkek 1`i kız olmak üzere 3 çocuğu olmuştur. 

Merhum Seyfettin SUCU Evlendikten sonra işin içine sorumluluk girince davaların en büyüğü ekmek davasıdır diyerek, 4 aylık evliyken Adana`ya gider Fakat sıla hasreti ağır basar urfaya döner vatani görevi gelir çatmıştır askere gider. askerden sonra dokumacılık işleri devam eder, 

Merhum Seyfettin SUCU 1966 da taşı toprağı altın deyip, İstanbul`a gider plak şirketi Alaaddin PALANDÖKEN ile tanışır ve ilk plak çalışmasını "Bu handan, Kerven işler bu handan" isimli uzun hava ile yapar. ve bundan sonra mutluluğun kervanı işlemeye başlamıştır

Seyfettin SUCU, Urfa`nın dışında tanınmış şöhretli bir sanatçı olmuştur. 1975 ve 1978 yıllarında şam`da halep`te, rakka`da konserler verir ve Şarkın Bülbülü" ünvanını alır. film çalışması yapar. 1984 te sağlığı bozulmaya başlar tedaviler sonuç vermez 1987 yılında 20 temmuzunda amansız hastalıktan kurtulamayarak hayata veda eder *
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
Seyfettin sucu 1942 de Şanlıurfa`da doğdu urfanin nadir ses sanatçılarındandır sesi kadar besteleride beğenilirdi ibrahim tatlıses şöhret basamaklarına tırmanırken Seyfettin sucunun payını unutmamak lazım 

Tatlıseses seyfettin sucunun ayağında kundura, Muradı böyle gibi pek çok şarkısını seslendirdi ününe ün kattı seyfettin sucu genç yaşta 45 yaşında Vefat etmesine rağmen sayısız eser bıraktı,ilahiler söyledi 70 plak çıkardı sesi yanık olan Seyfettin sucu Hoyrat ile nam yapmıştır.. 

Seyfettin sucu dokumacılık "çulhacılık" mesleğini sürdürürdü.. yanık sesini bülbül sesine benzeten halk sucuya şark bülbülü adını takmıştır.. Tek yaptığı film Urfa törelerini konu alan "Havar filmidir" 

Seyfettin sucu 1987 senesinde gercirdiği rahatsızlık sebebiyle vefat etmiştir. Urfada ne kadar unutulmaya yüz tutmuş ise de halen keyifle dinleniliyor..

       
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
DERGÂH MAKÂMINDAN MUSİKÎ MAKÂMINA...
Saray'dan 'Urfa Sıra Geceleri'ne Musiki Geleneği... 

Bitmez Urfa'da kış ve özellikle yaz mevsimi sıcak ve uzun süren geceler buluşma ve paylaşma geleneği kültür alışverişlerinin sıralı birlikteliği yıllarca devam ederek bugünlere gelmiştir..

Urfa, 12.000 yıllık tarihi geçmişi mimari abideleri, kültür ve sanat eserleri, folklor ve edebiyat değerleriyle büyük bir medeniyetin tüm zenginliklerini gururla taşımakta ve bu değerlerin bügüne gelmesiyle büyük bir öneme sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. 

Neolotik çağda bölge insanları avcılık ve tarımla meşgul olmuşlardır çok tanrılı döneme ait ilk tapınak, MÖ.5000 yılına ait Malta Adası’ndaki tapınak kabul ediliyordu Ancak, Göbekli Tepe Tapınağında tarihin seyri yeniden yazıldı

Höyükler, eski çağ medeniyet kalıntılarının doğal olaylar ve coğrafik hareketlerle değişen özellikleri ile yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan içinde yapıt kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepelerdir. toprak yığını küçük tepelerdir. İngilizce tumulus, barrow, burial mound, cairn, motte diye adlandırılır.

Şanlıurfa, Peygamberler şehri olması ile çok önemli bir coğrafya’ya ve inanç geleneğine sahiptir. Tarihi geçmişi olan bu şehir Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Eyyüb'ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta müze şehir görünümündedir. 

Kentin adının kökeni kesin olarak bilinmiyor.Urfa adı Süryanice “Orhani” den, Arapça’da suyu bol anlamına gelen “vurhani”‘den kaynaklanmıştır. Kimileri “Urfa” adının, bu sözcüklerin bozulmasıyla ortaya çıktığını savunur. Peygamberler şehri denilmesinin nedeni Hz. İbrahim, Hz. Eyyüp, Hz. Elyasa, Hz. Şuayp, Hz. Nuh, Hz. Lut, Hz. Musa, Hz. Yakup peygamberin burada yaşamasıdır.

eski ve tarihi derinliğe kültürel zenginlik ve geçmişe sahip olan urfada birçok medeniyet bir araya gelerek yüzyıllar içinde göçer, ve yerleşik konumda uzun yıllar yaşam kültüründe ve her alanında biribirlerinin etkisi altında kalmışlardır. 
Türk Arap Orta Asya ve doğu medeniyetlerinin birbirleri ile alışverişleri olmuştur.

Urfa, eski medeniyetlerin ortasında kültürlerarası geçişlerin ortak paydası olmuştur.medeniyetlerin ortak sosyal ve kültürel yaşamları iç içe girmiş gelenekler, inançlar ayrılıklar olsa bile yaşam ortak nokta oluşturmuştur.

akdeniz ikliminin Cebelitarıktan başlayarak doğuya doğru uzantısında olan ve uzantının devamında yer alan urfa bölgesinde kışlar soğuk karasal, yazları sıcak adeta çöl iklimi etkisi süregelen bir bölgedir.
kış ve yaz mevsiminin buluşma ve paylaşma geleneği kültür alışverişleri yıllarca devam ederek bugünlere gelmiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
Türk, Acem, Kafkasya bölgesinde, Azerbaycan, Arap, İran, toplumlarında Süryaniler, Keldaniler, Araplar, Kürtler bir- çok etnik farklılıkta müzikleri ortak payda oluşturmuşlardır.Ortak düşünceler, melodiler bestelere dönüşmüş. Şarkılar, türküler, hoyratlar uzun havalar birlikte terennüm edilmiştir.

Acılarla üzüntü ve yoksulluğun dramların dile geldiği destan ve ağıtlara konu olmuş şehir efsaneleri, sosyal yaşamın ortak kaderi olmuştur.
Birçok inancın müzikal karakterleri birbirlerini etkilemiştir. 

Sıra gecelerinin kaynağı bilinmese de büyük ustaların taş plakları ile kulaktan kulağa ve sıralı gecelerin birlikteliği ile bu yazılı olmayan önemli kültür olan geleneğin katkılarıyla günümüze kadar devam etmiş kayıtlara geçmiştir. 

Doğu medeniyetleri Kafkas, İran, Türk, Azerbaycan, ve Arap Yarımadası’na kadar yayılmış nice kültürlerin kesişme noktaları olmuş ve kökleri çok eski geleneklere dayalı disiplinli bir müzik geleneği olarak yaygınlaşmış ve bugün’e gelmiştir.

ticaret yolları- nın kültürlerarası alışverişleri ile müziklerarası etkileşim ortaya çıkmıştır. Azerbaycan’da Mugam sanatı, İran’da ve Arap yarımadasında makam, Osmanlı’da medrese eğitimi ile tüm sanatlar, müzik geleneğin ilmi yönleri ve estetikleriyle yüksek seviye’ye ulaşmıştır.

Acemlerin müziği ve Arap edebiyatının buluşması ile olgunlaşan Arap coğrafyasındaki gelişme, Osmanlı-Türk müziği geleneği ve Anadolu’da Aşık geleneği, türküler, hoyratlar, maniler, ağıtlar ve kültürlerin ortak noktasını oluşturmuştur. Urfa bu zenginlikleri kendi potasında kaynaştırarak zenginleştirmiştir.

Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır. Temelinde tek kişilik ozan tarzı ve makamın nesilden nesle aktarımı Batı müziğindeki gibi notayla değil meşk yoluyla sağlanan üslup ve ifade müziğidir.

Sarayın, devleti yalnız askeri olarak değil, fikir ve sanat açısından da yöneten bir merkez olmuştur Ülkenin en ileri fikir ve sanat adamlarını toplayıp barındıran hep saray olmuştur. 

Şiir ve hat mûsikînin ayrılmaz parçası olmuş Osmanlı padişahları da sanatı -Selçuklu, Karahanlı, ataları gibi- ırk, dil, din ve mezheb farkı gözetmeksizin korumuştur Osmanlı mûsikîsi imparatorluk sanatı olarak,Türk mûsikîsinin en fazla gelişmiş, zenginleşmiş ve incelmiş bölümüdür

       
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
KAZANCI BEDİH VE SIRA GECELERİ

Kazancı Bedih, Şanlıurfa’da tek çocuk olarak dünyaya gelmiş ve Gazelhan Sıra Gecesi geleneğinin yapı taşlarından olmuştur. Sıra Geceleri, Şanlıurfa’nın işgalinden beri önem kazanmış, büyük bir meclistir. İstiklal Savaşının Urfasında 5 Eylül 1919 günü Ali Rıza Bey 12 kişilik bir sıra gecesi düzenlenmiştir. 

sıra gecesinde ALİ Rıza Bey ve arkadaşları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Urfa şubesini kurmuşlardır.Sıra saz – söz meclisi dışında vatan meselelerinin görüşüldüğü bir meclis haline gelmiştir. 10 yıl sonra Sıra Geceleri’ne derin bir nefes getiren Kazancı Bedih dünyaya gelip Sıra Geceleri’nin keşfini sağlamıştır.

KAZANCI BEDİH Urfa’daki her çocuk gibi sıra gecelerine gidip türkü söyler sıra gecelerini bir okul gibi benimser ud, cümbüş ve tanbur çalmayı öğrenir. dost sıra gecelerinde sesini duyurur sabahın ağarmasıyla kazancı dükkanını açıp; cümbüşünü çiviye asar mesleğine oturur

Bedih, sesinin taklit edilememesiyle ün kazanmıştır. Karakteri mizacı kendine has üslubundan ve ses tonundan dolayı etrafındakiler onu “pir” olarak çağırırdı. Sesinin enderliği, söz ve duygu yoğunluğu,bir zamandan sonra müzik dünyasına katılmasını sağlayacaktı. 

Kazancı Bedih istemese*de yozlaşmış müzik dünyasında kendini tanıtacaktı. yozlaşmayı eleştiren Kazancı Savaş Ay’a konuk olduğunda hafızamda binlerce arşivim var. Bunları birileri derlese, kayıt altına alsa hep Hülya Avşar’a İbo Show’a çıkıyoruz, böyle mi olmalıydı ?”*demiştir.

Hayatını dost sıra gecelerinde geçiren Bedih, usta 1993’te Tatlıses’in programında “öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir”i söyleyince sanat camiasında çok beğenilmiştir. Ahmet Kayayı tanımayan Bedih Ahmet Kaya’ya Oğlum bu saç, sakal ne? Biraz kessene” demiştir.

KAZANCI BEDİH 1996 da Eşkıyada seslendirdiği “Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım, yanayım aşkınla büryan olayım” dizeleriyle gündeme gelmiştir. Televizyondaki ünüyle esnaf arkadaşlarına dalga konusu olan Bedih ne bileyim ben zırlamanın para edeceğini” diyerek sevdiği işin maddiyata dökülmesinden yakınmıştır. 

ortamlarda az görülmesinden yakınan basın mensubuna Kazancı Memlekette rakı kalmaz” diyerek yanıtlamıştır. Gönül işi olan sıra gecelerinin yozlaştırılması; sözlerinin değiştirilmesi; musikiye duygu yoğunluğunun verilmemesinden şikayetçidir gazellerin yoğunluğu gazelin yaşanmasına bağladır bu yüzden kazancı Urfa’da pir olarak anılmıştır

Kazancı Bedih, kahveleri sevmez Arkadaşlarıyla mağaralarda yapılan sıra gecelerinde buluşurmuş. İkramın olduğu gecelerde mağaralara at ve eşeklere yüklenen müzik aletleriyle gidilirmiş. 
Sadece musikinin hakim olmadığı sıra gecelerinde, edebiyat, tarih, ince kelimelerle yöresel üslupla sohbete konu olurmuş

Sıra gecesine gelen selamlaşır tokalaşıp yerine oturur. sıra gecesindekiler ise cemaatize rahmet” diyerek selamı alırlarmış. Sırada yaşça büyükler en üstte, küçükler kapıya yakın otururmuş. Sıra gecesinde makamda yanlışlık yapan utancından aylarca sıraya katılamazmış.

Kazancı Bedih hayatının son demlerinde “Hac’dan geldim, her şeyi bıraktım ve cümbüşü bizim oğlan Naci’ye verdim” diyerek ustalığını,oğlu Naci Yoluk’a devretmiştir. 2004 yılında Urfa’daki evinde eşiyle uyurken sobadan sızan gazdan dolayı vefat etmiştir.

Anadolu kültürünün “yanık” sesli üstadı Kazancı Bedih yozlaşmış müzik hayatını ve lüksünü reddedip; hamurunun yoğrulduğu peygamberler şehri Urfa’da münzevi bir hayat sürmüştür. 2000’i aşan kasetleri basılsa da kazan dükkanından kazandıklarıyla hayatını sürdürmüştür.

Devletin desteğinden yakınmamış memnuniyetini söylemiştir. Kazancı Anadolu kültürüne büyük katkı sağlayan derin ve anlamlı eserleri, musikisi, karakteri, yanık sesi özür mahiyetinde de ödüllendirilmeli. Unutulmamalı, yozlaşmamalı; anlaşılmalı, ve dinlenmelidir 
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Türk halk müziği ve sanatçılar
Kazancı Bedih

Bedih Yoluk 1929 da Şanlıurfa Siverekli Mahallesinde doğdu. Babası Dalyanlardan Culhacı Halil, annesi Şatıroğullarından Zemzem’dir. Evli olup, 7 çocuk babasıdır.*Kazancı lakabıyla tanınır 

KAZANCI BEDİH in Asıl mesleği kazancılıktır. Bu nedenle Kazancı Bedih” denilmektedir. Herkes bu lakapla tanır. ilk ustası Hasan Diyar'dır uzun zaman yanında çalışmıştır. kazancılık yapmıştır. 1949 da askere gitmiş, Bingöl ve Elazığ'da askerliğini tamamlamıştır. 

KAZANCI BEDİH belediyede girmiş 26 yıl çalıştıktan sonra 1986 da emekli olmuş Hacca gitmiştir. günlük nevalesini çıkarmak için Eski Hal pazarında demlik ve cezve tamiriyle ilgili küçük bir dükkan açmış bu işi yapmaktadır. 

KAZANCI BEDİH mevlüt grubuyla mevlütlerde ilahi ve gazel okumaktadır. Şanlıurfa’nın en ünlü gazelhanlarındandır Fuzuli, Nabi, gibi şairlerin gazellerini Şanlıurfa makamında geleneğine uygun olarak, davudi ve etkileyici sesiyle okur.

KAZANCI BEDİH güfteyi farklı makamlarda icra etme meziyetine sahiptir. Ud, tambur ve cümbüş çalmasını iyi bilir. Nezih meclislerin sayılan sevilen takdir edilen kişilerindendir. Gazelin yanında çok güzel meye, hoyrat ve türkü okumaktadır. gazelin sevilmesinde gazel okuma geleneğinin yaygınlaşmasında büyük hizmetleri olmuştur. 

KAZANCI BEDİH Eserleri kendine has bir tavırla okur. bir maya kazancı pirin okuyuşuyla bambaşka bir havaya dönüşür. Ses tonu gazele çok elverişlidir. Sesi çok etkileyicidir ve iyi kullanır.*

Kazancı Bedih gazelleri çok güzel okuduğundan kendisine “Pir” denilir 1996 da EŞKİYA filminde sıra gecesine yer verildi, KAZANCI dan gazel okuması istenmiş. Urfanın etrafı dumanlı dağlar türküsü ve ardından da dillere düşen güzel bir gazel, okumuştur

Kazancı Bedih ve eşi, 20 Ocak 2004 günü Şanlıurfa'daki evinde uyurken katalitik sobadan sızan gazdan zehirlenerek öldü.Bedih Yoluk ve eşi için Hasanpaşa Camii’nde cenaze töreni düzenlendi.

Sıra gecesi veya Sıra geceleri ya da Urfa'da bilinen adıyla Sıra Gezmek , Türkiye'de Şanlıurfa iliyle özdeşleşen halk kültüründe ses, saz ve söz üzerine sohbet yapılan toplantı ve aktüalite meclisidir. Sıra gecesi tam anlamıyla baştan sona musiki, muhabbet ve edebiyat bütünüdür


İbrahim Tatlıses, Selahattin Alpay gibi birçok ünlü sanatçı da dahil olmak üzere KAZANCI BEDİH den sonra yetişen bir çok ses sanatçısı gazel okurken Kazancı Bedih’i taklit ederek onun tavrında okumaya çalışırlar.*Kazancı gazelleri çok güzel okuduğundan kendisine “Pir” denilmektedir.

Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım
Yanayım aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âhü fiğan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım
Korkarım heşre keder böylece suzan olayı
Sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim
Gerilerdesin yusufu asa bendi zindan olayım
Lütfüyüm bülbül gibi gülşende feryat edlerim
Vusleti yâr ile ancak şâdi ğendan olayım

       
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.