You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

TASAVVUF RİSALESİ

Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
2- Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) halife iken kendisine, zina etmiş bir deli kadın getirildi. Orada bulunan Hz. Ali (Radıyallahu Anh) “Ey Mü’minlerin Emiri! Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu bilirsin:


“Üç kişiden kalem kaldırıldı (Onlar mes’ul değildir): Buluğ çağına erişinceye kadar sabiden, uyanıncaya kadar uyuyandan ve ne dediğini bilinceye kadar bunaktan.”

“Bu, falan oğullarının bunağıdır. Muhtemelen bununla zina eden, hastalığı depreştiği zaman onunla zina etmiştir.” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer, o kadını serbest bıraktı. (Ebu Davud, Hudud: 16, No: 4402, 2/545) Doktorların da kabul ettiği gibi, aklın mağlup olması bazan bedeni durumdan, bazan da nefsi ahvalden olur.

Nefsi ahval arasında öyle haller vardır ki, sekir (manevi sarhoşluk) hali galip olur ve akıl buna mağlup olur (yenik düşer). Deli ve bunak Şeran mazur olduğu gibi, sekir sahibi ve hale mağlup olan da şathıyytında, vacib filleri terketmesinde ve haram işlemesinde mazurdur.

Sekir halindeki kişi bazan başkalarını farkedemez. (Bununla ilgili bir örneği aşağıda zikredeceğiz) Deli ve bunak da bazan diğer insanları fark edemez. Bu yönüyle bunak ile sekir halindeki kişi arasında benzerlik vardır.
Hz. Ömer bu örnekte, bu ihtimalden dolayı şüphe etti. Fakat Hz. Ali’nin sözü bu şüpheyi kaldırdı. Buradan da anlaşılmaktadır ki, eğer bir kişinin mazur olma ihtimali karineler ile güçlenirse, o kişi affedilir.

Çünkü Hz. Ali’nin sözü bunu göstermektedir. Bu olayda kadının karinesi, onun Çoğu zaman bunak halinde olmasıdır. Eğer bazı kimselerin sekir halinde söyledikleri sözlerle ilgili özür beyan edilirse, onların sekir durumu karine ile gerçekleşmiş olur.

Onların kamil faziletleri ve Sünnet’e ittiba hallerinin galip olması sebebiyle özürleri kabul edilir. Çünkü bu özür, onların şathıyyat türü sözlerini değerlendirmede bir karinedir.

Sekir hali de bir özürdür. Eğer bir kimseye fısk, masiyet ve arzularına uyma hali galip (kişi genellikle bu durumda) ise o zaman tevile gerek yoktur. Çünkü delili olmayan bir ihtimal muteber değildir. (Eşref Ali Tanevi Hadislerle Tasavvuf 8/1. 702-103)
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
3- Görünüşte müslümanlar aleyhine ağır şartlar ihtiva eden Hudeybiye musalahası (barış antlaşması) Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz tarafından kabul edildiği zaman Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu durumu bir türlü kabullenemez ve itiraz eder.

Olayın devamını Buharinin nakliyle Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) dan dinleyelim:

“Bunun üzerine ben Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e vardım ve:

- Sen Allah’ın hak peygamberi değil misin? dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

- “Evet, Allah’ın hak peygamberiyim” buyurdu. Ben:

- Biz müslümanlar hak üzerinde; düşmanlarımız ise batıl üzerinde bulunmuyorlar mı? dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

- “Evet, öyledir” buyurdu. Ben,

- 0 halde dinimiz hakkında bu aşağılık hali niçin kabul ediyoruz? dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

- “Muhakkak surette ben Allah’ın resulüyüm ve ben (bu anlaşmayı kabul etmekle) Allah’a isyan etmiş değilim. Allah benim yardımcımdır” buyurdu. Ben yine,

- Vaktiyle sen bize, “Yakında Kabe’ye varıp tavaf edeceğiz” diye haber Vermez miydin? dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

- “Ben sana (Vakit tayin ederek) Bu sene varıp tavaf edeceğiz diye haber verdim mi? buyurdu. Ben de,
“Hayır, dedim”. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);

“Muhakkak sen (yakın zamanda) Beyt’e (Kabe’ye) varıp onu tavaf edeceksin” buyurdu. Bunu müteakiben ben Ebu Bekir’e yardım ve “Ey Ebu Bekir! Bu zat Allah’ın hak peygamberi değil midir?” dedim. Ebu Bekir (Radıyallahu Anh),

“Evet hak peygamberdir” dedi. Ben,

“Biz müslümanlar hak üzerinde, düşmanlarımız batıl üzerinde bulunmuyor mu? dedim.O da:

“Evet, öyledir” diye cevap verdi. Ben tekrar:

“Öyleyse biz niçin dinimize küçüklük veriyoruz? dedim. Ebu Bekir (Radıyallahu Anh,):

“Behey adam! Hz. Muhammed muhakkak Allah’ın resulüdür. 0, Rabbine asi değildir. Allah O’nun yardımcısıdır. Sen hemen O’nun emrine sarıl. Vallahi Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hak üzeredir”
dedi. Ben tekrar,

0 bize Medine’de, “Beyt’e varacağız, tavaf edeceğiz” demedi mi? diye sordum. Ebu Bekir (Radıyallahu Anh),

“Evet, öyledir. Fakat sana, ‘Bu sene varıp tavaf edersin’ diye mi haber verdi?” dedi. Ben de,

“Hayır” dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir (Radıyallahu Anh),

“Dur bakalım. Sen muhakkak yakın bir zamanda Beyt’e varıp onu tavaf edeceksin” dedi.

“Bu itirazımdan dolayı keffaret olarak daha sonra birçok iyi işler yapmışımdır...” (Buhari, Şurut: 15, No: 2581, 2/974)

Bu hadisin Müslim ve İmam-ı Ahmed tarafından nakledilen şeklinde, Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ile konuştuktan sonra Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anh), ikna olmayarak, hatta kızarak O’nun yanından ayrılıp Hz. Ebu Bekirin (Radıyallahu Anh) yanına geldiği zikredilmektedir. (Bkz. Müslim, Cihad: 94, Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/330)

Burada Hz. Ömer’e (Radıyallahu Anh), hamiyyet-i diniyye galebe çalmış ve bu halin etkisiyle 0, Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e itiraz edecek noktaya gelmiştir.

Hatta Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in kendisine verdiği cevaptan da tatmin olmamış, Hz. Ebu Bekir’e giderek, “Bu adam Allah’ın resulü değil mi?” demiş ve aynı itirazı ona da yöneltmiştir.

Ancak daha sonra kendisi, yaptığı bu işin doğru olmadığı kanaatine vararak, keffaret olmak üzere pek çok hayırlı amel işlediğini belirtmiş ve şöyle demiştir:

“0 gün yaptığımdan ve söylediğim sözlerden korkumdan dolayı oruç tutar, tasaddukta bulunur, köle azad eder ve namaz kılarım.” (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/325)
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
- Yine Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) dan bir başka örnek verelim:

Hz. Ömer’in Oğlu Abdullah (Radıyallahu Anh) anlatıyor:

“Abdullah b. Übeyy b. Selül (meşhur münafıklardan birisidir. ) ölünce oğlu Abdullah İbni Abdullah, Resulullah’a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek, babasını kefenlemek için gömleğini vermesini istedi. 0 da verdi.

Sonra cenaze namazını kıldırmasını istedi. Resulullah da (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını kılmak üzere ayağa kalktı. Derken Ömer (Radıyallahu Anh), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in elbisesini tutarak,

“Ya Resulallah (Sallallohu Aleyhi ve Sellem)!
Allah sana onun namazını kılmayı yasak ettiği halde, onun cenaze namazını kılacak mısın?” dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem),

“Beni Allah sadece muhayyer bıraktı ve Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş defa istiğfar etsen... “ (Tevbe Suresi: 80) buyurdu. Ben, yetmişden de ziyade yapacağım” dedi.

Ömer (Radıyallahu Anh),
“Hiç şüphe yok ki, o münafiktır” dedi.

Olayın devamında Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve sellem) Efendimiz, o şahsın cenaze namazını kılmış ve bunun üzerine, Tevbe suresinin,

“Onlardan ebediyyen ölen bir kimsenin üzerine cenaze namazı kılma. Kabrinin başında da durma.” şeklindeki 84. ayeti inzal buyurulmuştur.

Bu olayda Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e karşı çıkışı hakkında Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir:

“Ben, Resulullah’a karşı olan o günkü cür’etimden dolayı daha sonra (kendime) hayret ettim..” (Buhari, Tefsir: 160, No: 4393, 4/] 715)

Burada da yukarıdaki örnekte geçen durumun bir benzeri sözkonusudur. Hz. Ömer (Radyallahu Anh)’ın, evvelki tavrı hakkında bizzat kendisinin şaşkınlığını ve nasıl olup da öyle bir itiraza cür’etlendiğini dile getirmesi, o itirazının normal bir durum olmadığı hakkında adeta bizzat kendi itirafi mesabesindedir.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
5- Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin, geceleri içine bevlettiği (mübarek idrarım yaptığı), ağaçtan yapılma bir kap vardı.

Efendimiz onun içine bevleder ve üzerinde yattığı sedirin altına koyar, sabahleyin kabın içindeki dökülürdü.

Bir gece Efendimiz(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir müddet önce bevlettiği kabı tekrar kullanmak istedi.

Kabı alıp da içinin boş olduğunu görünce, pak zevcelerinden Umm-ü Habibe (Radıyallahu Anha) nınhizmetçisi olan Bereket (Radıyallahu Anha) isimli kadına:

“Kabın içindeki bevl nerede?” diye sordu. Bereket (Radıyallahu anha): “Onu ben içtim” deyince Efendimiz,
“Muhakkak ki, sağlam bir engel ile ateşten korundun” buyurdu. (Taberani, el-mu’cemü’l-Kebir, No: 477, 24/189, 206)


Bu rivayeti İbni Hacer, el-İsabe isimli eserinde zikretmiş ve hakkında herhangi bir şey söylememiştir.

Hatta Bereket (Radıyallahu Anha) hakkında, “Bu kadın, Ümeyme binti Rukayka hadisinde
yer aldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bevlini içen kadındır” demiştir.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
- Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz kan aldırdıktan sonra, o kanı içen sahabiler de vardır ve Efendimiz onları bundan sakındırmamış, yaptıkları hareketten dolayı kendilerini sakındırmak şöyle dursun, memnuniyetini izhar etmiştir. (Bu konudaki diğer güvenilir rivayetler için bkz. Heysemi, Mecmau ‘z-Zavdid,
5/270-272)

7- Keza meşhur Tabii Muhammed ibni şihab ez-ZührVnin yanında Resul-i Ekrem(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz anıldığı zaman, O’na olan saygı ve ta’ziminden dolayı kendisinden geçerdi. Oyle ki, ne etrafindakiler onu tanıyabilir, ne de o etrafindakileri tanırdı.
(Kadı lyaz, eş-Şifa, Aliyyül Kari’nin şerhi ile beraber, 2/73)

Bütün bu rivayetler, Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e karşı hissedilen sevgiden kaynaklanan galebe halinde meydana gelen olayları anlatmaktadır. İlk bakışta bu olaylar Şeriat’ın zahirine aykırı görünmektedir.

Zira Hz. Peygamber’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) itiraz etmek, kan ve bevl içmek gibi hareketlerin meşru olmadığını gösteren pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır.

Ancak bu hareketler galebe halinde vuku bulduğu için Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz bile bunlara ses çıkarmamış, hatta kimi zaman yaptıkları hareketleri tasdik etmiştir.

Netice olarak bizler, yukarıda örneğini zikrettiğimiz olaylar ve benzerleri sebebiyle Sahabe’ye karşı saygıda kusur etmediğimiz gibi, kendilerinden bazı şathıyyat sadır olmuş Tasavvuf büyüklerine de aynı şekilde saygıda kusur etmemeli ve onların o andaki durumlarını ve o hallerin etkisinde kalarak söyledikleri bazı sözleri, bizim idrak seviyemizi aşan şeyler olarak görüp, Cenab-ı Hakka havale etmeliyiz.


"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
Soru:Zahir uleması denen Hadis ve Fıkıh alimleri ile Tasavvuf ehlinin tarih boyunca hep ihtilaf halinde oldukları şeklinde yaygın bir kanaat vardır. Bu konuda neler söylenebilir?

Cevap: Zahir uleması ile Tasavvuf ehlinin tarih boyunca birbirleriyle her zaman ihtilaf ve mücadele ettiklerini söylemek doğru değildir. Tarihi gerçekler de böyle bir kanaatin yanlış olduğunu bizlere açıkça göstermektedir.
Bu söylediğimizi doğrulayacak o kadar çok örnek ve tarihi vesika vardır ki, bunlar hakkında ayrı bir kitap yazılsa yeridir. Biz burada sadece söylediğimizin doğruluğunu isbata yetecek kadar örnek zikretmekle yetineceğiz.

1- Dört mezhep imamı, Hadis, Tefsir ve Fıkıh ilimlerinde olduğu gibi, Tasavvufta da birer imamdırlar.

2- Tabi’ün’dan olan Hasan-ı Basri (Radıyallahu Anh), bir zühd ve Tasavvuf büyüğü olması yanında, aynı zamanda bir mezhep imamıdır, yani Hadis ve Fıkıh ilimleri sahasında mutlak müçtehid seviyesindedir.

Kendisi aynı zamanda Tefsir ilminin de büyük imamlarındandır.

3- Daha sonraki nesilden Süfan-ı Sevri’nin durumu da aynıdır. Yani o da zühd ve Tasavvuf yolunun büyüklerinden olması yanında, aynı zamanda müstakil bir mezhep sahibidir.

Bu iki büyük imamın mezhepleri her ne kadar günümüze kadar gelememiş ve oluşturdukları fıkhi mezhebi takip eden kimse kalmamış ise de, ulemanın, fıkıh mezhepleri arasındaki ihtilaflı konuları zikrettiği Hilafıyyat kitaplarında onların mezhepleri ve fıkhi görüşleri de diğer müçtehid imamlarınkiler ile beraber zikredilmiştir.

Örnek olarak Hanefi mezhebinin önde gelen alimlerinden İmam Tahavi’nin İhtilafu’l Ulema’sını ve yine aynı mezhebin büyük alimlerinden Ebu Bekir er-Razi el-Cassas’ın bu eseri özetlediği Muhtasaru İhtilafi’l-Ulema adlı meşhur kitabını zikredebiliriz.

Bu eserde her iki imamın fikhi görüşleri, diğer müçtehid imamların fikhi içtihadlan ile birlikte zikredilmektedir.

4- Tasavvuf büyüklerinden Fudayi ibni lyaz ve Davud-u Tai, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin talebelerindendir.

Bir mecliste adamın birisi, “Ebü Hanife hata etmiş’ deyince, orada bulunan ünlü muhaddis Veki ibni Cerrah şöyle demiştir:

“Kıyas’daki maharetleriyle Ebu Yusuf ve Züfer, hadis ezber kabiliyetleriyle, Yahya ibni Ebi Zaide, Hafs ibni Gıyas, Hibban ve Mendel, lügat ve Arapçadaki ilmiyle Kasım ibni Ma’n, zühd ve veralarıyla, Davud et-Tai ve Fudayl ibni Iyaz (Radıyallahu Anhum) onun yanında bulunuyorken Ebu Hanife hata yapmaya nasıl muktedir olabilir?” (Hatib-i Bağdad Tarihu Bağdad, 14/247)

Bu nakil açıkça göstermektedir ki, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin meclisinde sadece kuru ve farazi bir Fıkıh tedris edilmemektedir.

Aksine bu mecliste fıkıh, hadis, zühd, vera’ ve takva ehli kimseler içice bulunmaktadır ve ilim, bütün bu veçheleriyle tam ve mil manada öğrenilip öğretilmektedir.

Yine zühd ve takva ehlinin büyüklerinden Abdullah ibni Mübarek (Radıyallahu Anh) ında İmam-ı Azam Ebu Hanife (Radıyallahu Anh) nin talebelerinden olduğunu burada zikretmek gerekir.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
5- Ünlü Hadis imamı Süfyan ibni Uyeyne (Radıyallahu Anh) de Tasavvuf ehlinin ileri gelenlerindendir. (Bkz. Kelabazi, et-Ta’arruf 23)

Özellikle Hadis, Fıkıh ve Tefsir sahalarında, sadece bilgi sahibi olmakla kalmamış, aynı zamanda eser de yazmış olan hicri 3. ve 4. asır Tasavvuf büyükleri arasında şu isimleri sayabiliriz:

Ebu Muhammed Abdullah ibni Muhammed, Ebu Abdillah Ahmed ibni Asım er-Razi, Ebu Bekir Muhammed ibni Ömer ibni Fadl el-Verrak et-Tirmizi, Ebu Osman Said ibni İsmail er-Razi, Ebu Abdillah Muhammed ibni Ali et-Tirmizi, Ebu Abdillah Muhammed ibni Fadl el-Belhi, Ebu Ali el-Cürcani, Ebu’l Kasım ibni İshak ibni Muhammed Hakim es-Semerkandi. (Radıyallahu Anhum) (Kelabazi a. g. e. 29- 31)

6- İhyau Ulümi’d-Din adlı eseriyle İslam dünyasında haklı bir şöhret kazanmış bulunan İmam-ı Gazali, aynı zamanda büyük bir Fıkıh ve Usul-i Fıkıh alimidir.
Onun özellikle Fıkıh sahasındaki el-Vesit ve el-Besit’i ile Usul-i Fıkıh sahasındaki el-Müstesfa isimli eserlerini saymakla yetineceğiz. (İmam-ı Gazali’nin, İslami ilimlerin bütün sahalarında kaleme alınmış eserleri vardır. Burada ismini verdiklerimiz sadece örnek kabilindendir. Onun eserlerinin bir listesi için bkz. Hediyyetu ‘l-Arifin, 2/79-81)

7- Ünlü Hadis ve Fıkıh Mimlerinden Hanefi mezhebine mensup Cemaleddin ez-Zeylai, (İmam-ı Merğinnani’nin el-Hiddye’si ile Zemahşeri’nin Keş şaf’ındaki hadislerin tahririne dair yazdığı Nasbu ‘r-Raye ve Tahricu’l-Ahadis ve’l-Asar isimli eserleriyle meşhurdur) Şafii mezhebine mensup muasır ve arkadaşı el-Iraki (Imam-ı Gazali’nin İhya’sının hadislerini tahriç etmiştir) ve Takiyyuddin İbni Daki-ki’ 1:İyd de Mutasavvıftırlar. Hatta İbni Dakiki’l İyad, bu sahada keramet ehli olarak tanınan birisidir. (Bkz. Sübki, Tabakatu’ş-Şafiiyye, 6/2 vd.)

7- Hadis ilminde kaynak olan Nevadirul-Usül adlı eserin sahibi Hakim-i Tirmizi de Mutasavvıflardandır.

8- Yine Hanefi mezhebine mensup ünlü Fıkıh ve Hadis alimi Kemaleddin İbni Humam da Ehl-i Tasavvuftandır.

9- Hadis hafızlarının son halkası diye anılan ve ilim denildiğinde akla gelen bütün sahalarda Verdiği eserlerinin miktarı yüzlerce cildi bulan Celaleddin es-Suyuti ve talebesi, el-Mizanu’l -Kübra isimli Fıkıh eserinin sahibi İmam-ı Şa’rani de Ehl-i Tasavvuftandır.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
10- Zahiri ve batıni ilimleri birleştiren İmam-ı Rabbani, Molla Cami, Seylakuti, nihayet Mevlana Halid-i Bağdadi ve Üstadımızın üstadı Hacı Ali Haydar el-Ehishavi (Kaddesallahü Esrarehum)Hazeratı, dört mezhebin fıkhını kaybolsa yazacak kadar alimdiler. Son olarak Üstadımız Hacı Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sırruhu)da Zahiri ve batıni ilimleri cemetmiş mümtaz bir şahsiyettir.

Burada sadece örnek olması için zikrettiğimiz bu isimler, tarih boyunca Şer’i ilimler ile Tasavvuf arasında herhangi bir çelişki olmadığının en sadık şahididirler.

Şunu da belirtmeliyiz ki, mesele sadece burada isimleri sayılan kimselerle sınırlı değildir. Herhangi bir Tabakat kitabında, konuyla ilgili binlerce isme rastlamak kolaydır.

Burada söylediklerimiz, tarih boyunca Tasavvuf ehli ile zahir uleması arasında herhangi bir sürtüşme ve ihtilaf bulunmadığı anlamına elbette gelmemektedir.

Ancak bu ihtilafın sebeplerine baktığımız zaman, meselenin, ne Tasavvufun ne de zahir ilimlerin tabiatından kaynaklanmadığını görürüz. Bu türlü sıkıntılar ya yukarıda ele aldığımız şathıyyat türü şeyler bahane edilerek bazı mutaassıp zahir uleması tarafından çıkarılmıştır, ya da Ehl-i Tasavvuf olarak tanındığı halde gerçek Tasavvuf ile bir ilgisi bulunmayan kimselerin kabul edilemez birtakım sözleri ve davranışları ile Tasavvufa sokulan mezmum (yerilmiş) bid’atler sebebiyle meydana gelmiştir.

Nitekim çatışma ve anlaşmazlık sadece burada sözünü ettiğimiz Tasavvuf ehli ile zahir uleması arasında cereyan etmiş değildir.

Bu türlü istenmeyen durumlar, çeşitli fıkıh mezheplerine mensup mutaassıp kimseler arasında, bazı Hadis Ehli ile Fıkıh Ehli arasında ve hatta Ehl-i Hadis’in kendi aralarında da vuku bulmuştur.

Bütün bunlar birşeyi açıkça göstermektedir: Tarih boyunca farklı mezhep ve meşreplere mensup bir kısım ulema, birbirlerinin aleyhinde bulunmuşlardır diye nasıl onları tamamen silip atmak gibi bir cür’etkarlığın ve hamakatın (ahmaklığın) içine girmek doğru değil ise, zahir uleması ile Tasavvuf ehli arasında zaman zaman cereyan etmiş bazı sürtüşmeleri de ön plana çıkararak bir ihtilaf ve karalama vesilesi yapmak da aynı şekilde doğru değildir.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
Soru: Hallac-ı Mansurun, “Ene’l-Hak” dediği için Şer’i mahkemede yargılanıp ölüm cezasına çarptırıldığını ve öldürüldüğünü biliyoruz. Bunu nasıl açıklayabiliriz?

Cevap:Burası önemli bir noktadır. Pek çok kimse bu konuda yanlışlıklara düşmektedir. Gerek bilgi eksikliğinden ve gerekse bazı çevrelerin kasıtlı davranışlarından dolayı bu mesele hep Tasavvuf erbabı aleyhine istismar edilmiştir.
Hallac’ın durumu hakkında İslam alimleri 4 gruba ayrılmışlardır.

Birinci grup Hallacı haklı bulmuş, savunmuş ve görüşlerini paylaşmışlardır. Bunların başında Şibli, İbn Ata, İbn Hafif ve Faris (Kaddesallahü Esrarahüm) gelir.


Daha sonraki kuşaklardan İmam-ı Gazali, Nasrabazi, Sülemi, Ebu Nasr Serrac, Kelebazi, Kuşeyri, Hace Abdullah Herevi, Hucviri, Ebu Said-i Ebu’l-Hayr, Abdülkadir-i Geylani (Kaddesallahu Esrarahüm) olmak üzere büyük mutasavvıflar da onun bir veli olduğuna inanmışlar ve kendisi ile ilgili suçlamalara katılmamışlardır.

Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhyiddin Arabi, Aynu’l-Kudat el-Hemedani, Ahmed el-Gazali, Ruzbihan-ı Bakli, Senai, Attar, Ahmed-i Yesevi (Kuddise Sırruhum) gibi tasavvuf büyükleri de bunlardandır.

Yine onu savunanlar arasında Fahreddin-i Razi, Sühreverdi, İbni Tufeyl, Molla Sadra, Kemalpaşazade (Kuddise Sırruhu) de bulunmaktadır.

İkinci grup Hallac’ı kafir ve zındık sayarak onu reddetmişlerdir. Bunların başında İbni Cevzi, Zehebi, İbni Teymiyye, İbni Kayyım gibi kimseler gelir.

Yine şi’ilerden İbni Babeveyh el-Kummi, Şeyh Müfid ve Şeyhuttife Tusi de onu mülhid saymışlardır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi de idam hükmünü haklı bulanlardandır.

Üçüncü grup onu mazur görerek kendisine acımışlardır.

Dördüncü grup ise onun hakkında herhangi bir görüş beyan etmeyip, durumunu Allah’a havale etmeyi tercih etmiştir.
Bunların başında da Ebu’ l Vefa ibni Akil, İbni Bühlül, İbni Süreye, İbni Hacer ve Suyuti (Rahimehullah) gibi alimler gelir.

Hallaç hakkında Ser’i mahkemenin böyle bir hüküm vermesinin yegane sebebinin, ondan sadır olan “Enel Hak” türünden birkatım şathıyyat değildir.

Zira hicri 3. yüzyılda yaşamış olan Bayezid-i Bestami gibi mutasavvıflardan da benzeri şathiyyat türü sözler sadır olduğu halde, onların başına böyle bir olay gelmemiştir.

Aşırı mutaassıp olanlar dışındaki fakih ve kadılar, Tasavvuf erbabından sadır olan şathiyyat türü sözleri kabul etmemek ve kendilerinden bu türlü sözler sadır olan sufileri kınamakla beraber, onların öldürülmelerine de taraftar olmamışlardır.
Anlaşılıyor ki, Hallac’ın öldürülmesinin sebebi yukarıdaki türden sözleri değildir. Onun öldürülme fetvası, dini olmaktan çok siyasi bir olaya benzemektedir.

Zira Hallac’ın, Abbasiler’in başına bela olan Karmatiler ile işbirliği yaptığı ve bu yolda ayaklanan zenci kölelere destek verdiği yolunda bazı belirtiler söz konusudur.

Bunun yanında, yaşadığı dönemde kendisine tabi olan çok büyük bir kitle vardır ve bu kitle, onun görüşlerini çığırından çıkararakveabartarak halkın akidesini zedelemektedir.

Ayrıca Hallac’ın, üstadı Amr ibni Osman el-Mekki, Cüneyd-i Bağdadi gibi mutasavvıflarla da arası pek iyi değildir.
Dolayısıyla gerek halk tabakasının, gerekse ulema ve vüzeranın Hallaç sebebiyle bir fitneye ve karışıklığa düştükleri görülmektedir.

Onun, kendisine arız olan bazı şathıyyat türü sözleri ve halleri izhar etmesi de meselenin adeta tuzu biberi olmuştur.

Nitekim “Hallaç ile biz bir idik. Ancak o (bazı hallerini) izhar etti, ben ise gizledim” diyen Şibli (Kuddise Sırrıhu), Hallaç çarmıha gerildiğinde yanına gidip: “Biz seni alemlerden (bazı hallerini izhar etmekten) nehyetmemiş miydik?” demiştir.

Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç şudur: Gerek muasırı bazı mutasavvıflarla olan anlaşmazlıkları, gerek Şeriata aykırı olarak izhar ettiği bazı haller ve sözler, gerek Karmatiler ile olan ilişkisi ve zenci isyanına destek vermesi ve gerekse halk tabakasının kendisi hakkında yanlış kanaatlara varmasına sebebiyet vermesi Hallac’ın öldürülmesine yol açmıştır.

Dolayısıyla onun durumunu, Tasavvuf erbabı ile zahir uleması arasında bir çekişme olduğu iddiasına delil getirmek doğru değildir.

(Hatib Bağdadi, Tarihu Bağdad, 8/1 12, İbn Cevzi, el-Muntaznm, 8/28, Zehehebi, Siyeru A ‘lami’n-Nübela, 14/3 13, İbn Hacer, Lisa’nu’l—MizAn, 2/3 14, İbn İMad, Şezeratü ‘z-Zeheb, 4/41)
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: TASAVVUF RİSALESİ
HATİME

(Son söz)







Şeriatı, birini Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam gibi zahiri ilimlerin, diğerini de Tasavvufun oluşturduğu iki kanat üzerinde yükselir.




Sağduyu sahibi ihlaslı müslümanların yapması icabeden şey, İslam’ı tek kanatla düşe kalka yükseltmeye çalışmak yerine, onun iki kanadını da ihya etmek ve böylece İslami hayatın sağlıklı bir şekilde yaşanmasını sağlamaya çalışmaktır.




Tarih boyunca zahir alimleri ile Tasavvuf erbabı arasında cereyan etmiş bazı üzücü hadiseleri bugün de yaşatmak bir mecburiyet değildir.




Bu iki kanadın arasını mümkün olduğu kadar telif edip, birlik ve beraberlik içinde bu Yüce Dinimize Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmamak üzere herkes kendi mezhebi ve meşrebi doğrultusunda hizmete gayret göstermelidir.




‘’Rabbinin ismini zikret ve bütün varlığınla her şeyi bırakıp ona yönel.’’



(Müzzemmil Suresi:8)





AHMET üNLÜ HOCA EFENDİNİN ''TASAVVUF RİSALESİ '' İSİMLİ ESERİNDEN FAYDALANILMIŞTIR.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.