You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Acemi Üye
Paradokslar alemi
Vira bismillah deyip, badozlama konuya girelim.
Kader konusu algılanması ve anlatılması zor bir mevzu. Bunu tetikleyen pek çok soruyu akıllara getirmekte.
Şeytan şeytan olmak zorundamıydı?
Hz. Adem elmayı yemese biz cennette mi yaşayacaktık?
Kader değişmiyorsa bu çaba nedir?
Allahın (c.c) bize yazdığı şeyden biz neden sorumluyuz filan gibi.

Dini metinlerden algıladığım kadarıyla, bu konudaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak isterim. Öncelikle kader konusuna giren kişi mahşerde ilave sorulara cevap vermek durumunda kalabilir. Bu konu riskli bir konu ama cehennem de biz insanlar için. Allah (c.c) ebedi veya uzun cızbızdan korusun.

Ulaştığım sonucu başlamadan söyliyim.
Gazı kaçar belki ama takip edemeyenler için faydalı olur inşallah. Belki neticelendirmeye ömrümüz yetmez.

Kader vardır. Biz doğmadan Hz. Adem yaratılmazdan çok önce yazılmıştır.
Tercih vardır. Tercih edemeyeceğimiz konular haricinde insan birşeyi dilemekte ve onu fiiliyata taşımak için çabalar bulunmakta serbesttir. Tabi fiiliyata taşıma işi onaya tabidir.

Dolayısıyla kaderin en ince ayrıntısına kadar yazılmış olması tercihin olmadığı anlamına gelmemektedir. Yani iki zıt kavram aynı anda mümkündür.
Ya bu nasıl mümkün olur?

Bunun için yaratılıştan giriş yapmak ve bunu benim nasıl algıladığımı size aktarmak isterim.

Efendim big bang patladı Kainat oluştu.
Çok mu geri gittik?icon
Bence yeterince derine inmedik. Bu patlama aşaması zannımca sonraki aşama. Öncesinde ne var?

KALEM.

Zannımca önce Kalem yaratıldı. Allahın (c.c) ilmi kaleme tecelli etti ve kalem ezelden ebede ne var ne yok yazdı.
Sonuç tüm insanlar için hüsran olmuş olabilir. Yani günahlarımız yüzünden buluğa eren hemen öteki aleme yolcu olmuş olabilir. Veya peygamberler dışında kimse cennete girememiş olabilir. Çok mantıksal bir süreç izlenmiş ve suç ve cezalar harfiyen uygulanmış olabilir.

Bir örnekle açıklamak gerekirse; Hz. Adem için planlanan cennette kalma süresi, Hz. Adem'in yaptığı hata yüzünden kısaltılmış ve orada rızıklanma süresi ve miktarı sınırlandırılmıştır. Planlanan daha uzun bir cennet yaşantısı, yapılan hata ile kaderin tecellisi. Belki daha büyük bir cezanın hafifletilmiş hali de olabilir.

Allah-ü Teala buna razı olmayıp, ilminin tecelli ettiği kaleme bir miktar merhametinden de tecelli ettirip, kaleme tekrar yazmasını emrettiğini düşünüyorum. Hatta bu merhametinin tecellisi kalemi çatlatıncaya kadar devam etmiş ve mahşerdeki hesabı kendi kudret eliyle sonlandırmış olabilir.

Dolayısıyla kader dediğimiz şey kalemin en son yazdığı metindir. Bu değişmez. Yapılan dualar, hayır hasenatlar ve günahlar ilk planlanan metni değiştirmektedir.

Müminin kadere karşı en büyük silahı duadır. Bu ilk metin ile son metini yani kaderi tamamen farklılaştırabilecek kadar güçlüdür. Yani cehennem kütüğü olacakken yapacağınız bir dua sizi ekspres yoldan cennete sokabilir. Veya bir hayır, bir iyilik, bir güzellik.

Kardeşim ne anlatıyon yazılmış zaten. Tercih şansımız yokki diyebilirsiniz.
Atladığınız nokta bunu söylerken zamana referans veriyorsunuz. Halbuki zaman da Allahın (c.c.)yarattığı bir olgudur.

Şöyle açayım konuyu; ben de zaman makinası var. Ve invız moddayım. Doğumunuzdan itibaren yaptıklarınızı, söylediklerinizi, yediğinizi, içtiğinizi saniye saniye kaydediyorum. Sonra kaçınılmaz son öldünüz. ben de noktayı koydum. Zaman makinasına atlayıp, doğumunuza geri gittim ve oluşumuna etki ettiğiniz kitabı ölüm dakikasında okunmak üzere size verdim. Şimdi ben soruyim; Ben yazdığım için mi siz öyle yaptınız? Siz öyle yaptığınız için mi ben öyle yazdım?

Misal Miraç olayı. Siz Peygamber Efendimize (sav) Cennet ve cehennem similasyonu yapıldığını veya filim filan gösterildiğini mi düşünüyorsunuz?
Ben Peygamberin (sav) belki milyarlarca yıl ileriye gittiğini, cennet ve cehennemi gerçek şekliyle müşahade ettiğini ve tekrar kendi zamanına döndüğünü düşünüyorum.

Tabi bu Arşu Ala dediğimiz nokta değil. Orada zaman kavramı yok. Alimler de zaten zamansız ve mekansız olarak tanımlamışlar orayı. Arşü Ala'dan kendi zamanında girip, çıktığında milyarlarca yıl ileri gitmiş, tekrar Arş-ü Ala'ya geri dönmüş ve kendi zamanından geri çıkmış diye düşünüyorum.

Hasılı yapacağınız herşey yazılmış siz doğmadan fakat bunda sizin özgür iradenizle yaptığınız seçimlerin etkisi de var. Sorumluluğumuz da buradan kaynaklanıyor. Bence öyle.

Algıda bir yanlışım varsa düzeltmenizden veya katkıda bulunmanızdan memnuniyet duyacağım.

Bilahare Hz. Adem mevzusuna değinmeyi düşünüyorum, İnşallah.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Netice kaderimiz bizi şekillendirmez, biz kaderimizi şekillendidiriz.
Bu şekillendirdiğimiz şey zamansız bir ortamda bilindiği için BİZE GÖRE yaşanmadan önce kayıt altına alınmış gibidir.

Şeytanın yaptığı mantıksal hata da budur. Muhtemelen şeytanın görevi Hz. Ademe Allahı (c.c) tanıtmak, ona öğretmenlik yapmak olacaktı. Planlanan bu olabilir. Fakat şeytan kayış attı. Üstelik de bu kayış atmasının sebebi olarak Allahı (c.c) görmekteydi. şeytan "böyle bir tercihte bulunacağımı biliyordun, neden beni engllemedin," gibi bir yanılgı içine düştü.
Yani ona göre Allah (c.c) secde etmediğinde onu kulağından tutup, yere çalmalı veya zincirleyip, secde etmesini sağlamalıydı.

Peki yaratılmasının amacı neydi o zaman diye soruyorum ben de İblise?
Özgür irade neresinde kalıyor bu işin?
İnananlar ile inanmayanlar nasıl ayıklanır bu tip bir sistemde?

Sonraki dönemde şeytanın daha da ileri giderek, İblis olmak için Allaha (c.c) müracaat ettiğini görüyoruz.
Yani şeytan, bana müsade et, ben kıyamete kadar şeytanlık görevi yapayım diye kendi talepte bulunuyor.

İnsanların denenmesi için planda şeytan yoktu muhtemelen. insanlar kendi nefisleri ile denenceklerdi. şeytan böyle bir talepde bulununca ona müsade verildi. şeytan bize düşman olunca da üzerimizdeki sınav hafifletilmiş olabilir.

Hz. Adem neden meyvayı yedi? Yemese cennete mi kalacaktı veya kalacaktık?
Meyve Hz. Ademin yemesi için yaratılmıştı. O dünyaya gidiş biletiydi. Sadece Hz. Adem ye emrini almadan, yediği için planlananın dışına çıktı. Muhtemelki cennette biraz daha kalacaklardı. Sonra Dünyaya gönderilecekleri zaman meyveyi yemesi istenecek bu sayede dünyaya gidip, insanoğlunun dünyada yaşamaya başlaması sağlanacaktı.

Hasılı Hz. Ademin unutması ve meyveyi yemesi cennetteki rızıklanmanın da erken sona ermesine sebep oldu.
Efendim peygamberler hatasız olurlar veya günah işlemezler gibi bir yanılgı var. Her insan hata yapar, günah işler. Peygamberler de dahil.
Buradaki Hz. Adem'in hatası emri unutmayacak kadar özenle aklında tutmaması olabilir.

Peygamberlerde olan özellik, hatalarına ayıkınca samimi tövbe ederler ve o günahı tekrarlamazlar. Pişmanlıklarından ciğerleri yanar. Böyle olunca, günah işledikleri halde günahları yazılmaz veya silinir. Bu sayede günahsız olurlar. Yoksa günah işlemedikleri için günahsız değildirler. Kuran-ı Kerim'in bazı ayetlerinde Peygamber efendimizin (sav) eleştirildiği, düzeltildiği görülmektedir.

İnsan melek değildir, hata yapar. Bence melekler bile hatasız değil. Şöyleki Allah (c.c) insanları yaratacağını meleklere söyleyince onlar ilimlerinin eksikliğinden bu işe bir anlam veremediler. Zahirine göre hayret içinde karşılık verdiler. Bu onlar için de bir hata olarak telakki edilebilir.
Ben Allahtan (c.c) başka mutlak mükemmel olduğunu düşünmüyorum.

Gelelim meyveye. Olayın gidişatından anladığım kadarıyla meyvenin içinde nefise ait duygular vardı. Hz. Adem ve Hz. Havva'da meyveyi yiyene dek nefis yoktu. Bir nebze melek modundaydılar. Meyveyi yediklerinde içlerine nefis girdi. aynı anda elbiselerinin yok olması veya elbisesiz olduklarının farkına varmaları bu yüzden olabilir.

Yani elbiseli iseler, birbirlerinin elbiselerini düşünceleri ile yok etmiş olabilirler. Veya cinsel arzular karşısındakini çıplak olarak görme güdüsünü tetiklemiş ve bu sayede zor bir duruma düşmüş olabilirler. Tabi nefisle cennette durmaları mümkün olmadığından acele bir şekilde dünyaya gönderildiler.

Dünyanın ayrı bölgelerine indirildikleri söylenmektedir. Bunun hikmeti dünya üzerinde çocukları olmasının belli bir süre daha engellenmesi olabilir. cennetten erken çıkınca planlar her yönüyle revize edilmiş olabilir.

Hz. Adem yanlışını anladı. "Efendim benim böyle bir tercih yapacağımı biliyordun, neden oraya yanaştığımda kafama balyoz ile vurmadın," demedi. Bilakis hatasını kabul edip, af diledi.

Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Bu mezhep ve mezhepsizlik tartışması da bir tuhaf. Önce neyi referans almamız gerekiyor?
Kur'an-ı Kerim'i pek tabi.
Bu bağlamda Vahiy, akıldan üstündür.
Niyekine?
Çünkü vahiy mutlak akıl ve ilim içermektedir.
Dolayısıyla müslüman için number one Kur'an-ı Kerim'dir.

Kur'an-ı Kerim'e müracat ettik. Orada ne bulduk?
O ümmî Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar. [Araf 157]

Resule itaat, Allah’a itaattir. [Nisa 80]

Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider. [Nisa 13,14]

Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih etme, seçme hakkı kalmaz. [Ahzab 36]

Peygamberin emrine uyun, nehyettiğinden sakının. [Haşr 7]

Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir. [Nisa 150,151]

Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirlere de çılgın bir ateş hazırladık. [Feth 13]

Resulüm, kendi arzusu ile konuşmaz. Onun [din işlerine ait] sözü vahiydir. [Necm 3, 4]

İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın! [Nisa 59]


Kur'an-ı Kerim bizi Peygamber (sav) uygulaması ve sözüne yönlendirdi.
Hiç kıvırma şansımız yok. Ayetler pek açık.
Demekki neymiş? Kur'an bize yetmezmiş.

(Resule veya ülül-emre sorsalardı, onlar bilirdi.) [Nisa 83]

(Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve Ülül-emrinize itaat edin!) [Nisa 58]

(Bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz!) [Nahl 43, Enbiya 7)

(İyilik yarışında önceliği kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar, onların yolunda gidenlerden [onları taklit edenlerden] Allah razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuştur. Allah bunlar için, sonsuz kalacakları Cenneti hazırladı.) [Tevbe 100]

(Hidayet yolunu öğrendikten sonra, Peygambere uymayıp müminlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fena olan Cehenneme sokarız!) [Nisa 114]


İlim üçtür: Âyet-i muhkeme, Sünneti kaime ve Faridati adile.) Faridai adile, Kitaba ve sünnete uygun ilimdir. [Ebu Davud, İbni Mace]

Ümmetim arasında ayrılık olunca, benim sünnetime ve Hulefa-i raşidinin sünnetine yapışın! [Tirmizi]

İsrail oğulları 72 fırkaya ayrıldı. Ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Onlardan bir fırkanın dışında, hepsi cehenneme gidecektir. Kurtulan fırka, benim ve eshabımın yolu üzerine olanlardır. [Tirmizi, Darimi]

Ümmetim dalalet olan bir şeyde icma yapmaz! [İ.Ahmed]

Allahü teâlânın rızası, icmadadır. Cemaatten ayrılan, Cehenneme gider. [İbni Asakir]

Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme düşer. [Taberani]

Bir hadis-i şerifte, (Rabbim bana vahyetti ki: “Ya Muhammed, eshabın gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet üzeredir”) buyuruldu. (Deylemi)

Ülül-emr, fıkıh âlimleridir. [Darimi]


Neymiş?
Hulefa-i Raşidin’in ve Peygamber (sav) Ashabının sünnetini takip etmek gerekiyormuş.

(En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın.) [Buhari]

Burada da Tabiin ve Tebe-i tabiin alimlerine referans verilmiş. Ondan sonrası filitre edilmek durumundadır denmiştir.

Hanefi, Maliki ve Şafi mezhepleri usul olarak bu sıralamayı takip ederler ve Hadis-i Şeriflerin kapsamı içinde kalırlar.

Muhtemeldir ki Hanbeli mezhebi imamı bu Hadise istinaden mezhep kurmamış, daha sonra öğrencileri tarafından derlenip, mezhep haline getirilmiştir. Ehli sünnet alimleri mezhebe muhalif olmadıklarından bu mezhep de geçerli olabilir. Lakin ve bence Mehdi bu mezhebi iptal etme yetkisine sahiptir.

Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Bazıları, "sallama, içtihat ile içtihat iptal edilemez," diyebilir.
Sallarım, çünkü ben bu görüşte değilim. sopa
Bu kural, deliller ve dereceler itibariyle denklik olması durumunda geçerlidir.

Derecesi yüksek müçtedit, düşük delil ile içtihat etmiş ise,
Derecesi düşük müçtehit, derecesi yüksek müçtehidin içtihadına tam anlamıyla vakıf ise,
Derecesi yüksek müçtehidin, derecesi yüksek bir delile vakıf olmadığını biliyorsa,
Derecesi düşük müçtehid, derecesi yüksek olan müçtehidin içtihadını kullanılmamak üzere iptal edebilir.
(mezhebin içtihat usulnü de bilmesi gerekir.)

Hz. Ömer"in Hayber"den hissesine düşen arazisini vakfetmesiyle ilgili rivâyetini öğrenen Ebû Yûsuf, vakıfların satılmasının câiz olduğu görüşünü savunan üstâdı Ebû Hanife"nin görüşüne karşı söyle demiştir: "Bu, (Hz. Ömer"in icraatı) muhâlefet edilmesi mümkün olmayan bir husustur. Eğer Ebû Hanife bunu duymuş olsaydı onu kabul eder ve ona muhalif bir görüşü ileri sürmezdi."

Bu mezhepsizler tamamen yanlış şeyler mi söylüyor?
Sanırım haklı olabilecekleri bir mevzu var. Fakat öncesinde yanlışlıklarını ortaya koyalım.
Ehli sünnet mezhepleri imamların fikirleri değildir. Kahir ekseriyatı seçimdir.
Yani içtihat ederken, Kur'an ve Sünneti ele alırlar. Onlada sınırlı kalmayıp, Ashab-ı Kiram'ın varsa icmasını dikkate alırlar. Yok ise sahabeden birinin görüşünü seçerler. Ordan da bişey bulamazlarsa kendi fikirlerini ortaya koyarlar.

Yani İmam Ebu Hanifeyi taklit eden biri, Hz. peygamberi (sav), onun Ashabının icmasını, Ashabından bazılarının uygulamasını veya İmamın bu konuda ulaştığı sonucu taklit etmektedir. Burada mezhepsizlerin iddia ettikleri anlamda bir sorun yok.

İmam içtihat ediyor, sonucu halktan birine ifade ediyor. Vatandaş o içtihada göre davranıyor. Müçtehit içtihadına ait delillere vakıf, vatandaş onun ehli sünnet alimi olduğuna ve alimler hakkındaki Ayet ve Hadislere vakıf. Sorun yok.

Sorun araya giren müftülerde oluşuyor. Nasıl yani?
Misal müftü fetvayı İmam Azam'a göre verdi. Avam, vatandaş uyguladı.
Ahirete intikal ve hesap vakti. Vatandaşı çağırdılar. Sen neden böyle yaptın diye sordular.
Vatandaş, "ben müftüye sordum bana İmam Ebu Hanifenin içtihadı böyle dedi. Alimlerimiz İmam'ın ehli sünnet alimi olduğunda görüş belirttiler bende uygulamakta bir sakınca görmedim" diye cevap verdi.
Müftüyü çağırdılar, sen böyle bir fetva vermişsin. Bunu neye göre verdin?
İmam Ebu Hanifeye göre verdim.
İmam Ebu Hanifenin delili ne dir?
Gak, guk. Bilmiyorum.
Yani sen muhteviyatı hakkında bilgin olmadığı birşeyi fetva olarak mı verdin?
Kem, küm.

Mezhepsizlerin bahsettiği sıkıntı fetva veren kişiler için olabilir. Fetvayı veren kişinin fetvanın delillerine de sahip olması, onu mahşerde böyle kontra sorulardan kurtarabilir. Avam için sıkıntı yok. İmam Azam Ehli sünnet alimi, müçtehit, icma var bu konuda.
No problem. Taklite devam.gülme

Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 12-02-2012, Saat:09:22 PM, Düzenleyen: akli.zalim.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi

İmam Ebu Hanife’nin (r.a) konuyla alakalı sözleri.

Ben Allah'ın Kitab'ını alırım. Onda bulamaz isem, Rasulullah’ın (a.s) Sünnet'ini alırım. Onda da bulamaz isem, sahabeden dilediğimin sözlerini alırım. İş gelip, İbrahim’e (96), Şa'bi 'ye (103), İbn Sirin'e (110), Ata'ya (135) dayandı mı, onlar ictihad ettikleri gibi ben de ictihad ederim.”

“Rasûlullah’tan (s.a) bize gelen hadisleri esas alırız; onların başımızın gözümüzün üstünde yeri vardır. Onun ashâbından gelen (söz ve fetvâlarından) tercih ettiklerimizi alırız ama onların sözlerinden dışarı da çıkmayız. Tâbiînden gelen (söz ve fetvâlar karşısında hareket noktamız) ise, onlar da ricâl biz de ricâliz; onlar nasıl ictihâd ettilerse biz de ictihâd ederiz” (Yahyâ b. Maîn, Târîh, II, 608; İbn Abdilberr, el-İntikâ, s. 144).

"Halka yaklaş, fâsıklardan uzaklaş. İnsanlığında kusur etme, kimseyi küçük görme. Bir meselede görüşünü sorana bilinen görüşü tekrarla ve sonra o meselede şu veya bu şekilde başka görüşler de bulunduğunu zikret. Halka yumuşak davran, bıkkınlık gösterme, onlardan biriymişsin gibi davran.”

"Bu bizim reyimizle vardığımız bir sonuçtur. Kimseyi reyimize zorlamaz, kimseye 'bunu kabul etmeniz gerekir' demeyiz. Bizim gücümüz buna yetiyor, bize göre en iyisi budur. Bundan daha iyisini bulan olursa buyursun getirsin onu kabul ederiz"

"Nereden söylediğimizi (verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını) tetkik edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl olmaz."


Cümleleri dikkatli okumak lazım. Kafa yormak lazım. Anlamaya çalışmak lazım.





Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Bir sorunlu noktada telfik konusudur.
Bir başkası, müçtehit müçtehidi taklit etmez mevzusudur.
Bunlara ait genelleme yapmak için zorlama yapıldığını, alimler aksini söyledikleri ve yaptıkları halde, bazılarının bunu farklı olarak bize ulaştırdığını düşünüyorum.
Mesela müçtehit müçtehidi taklit etmez, bir prensiptir. Bir kanun değildir.
Tebe-i Tabiin alimleri birbirlerini veya Tabiin alimlerini kendi mezheplerinden olmasa bile taklit etmişlerdir.

Sıralı ibadetlerde telfik olmaz.
Neden? Delil nedir? Bunu Tebe-i tabiin veya öncesinden bir ehli sünnet alimi mi söylemiştir?
Yok. Hatta onlar aksini yapmışlardır.

İmam Ebu Yusuf hamamda yıkandıktan sonra Cuma namazını kılar. Bilahare kendisine hamamın haznesinde ölü bir fare bulunduğu haber verilir. Hanefi mezhebine göre Ebu Yusuf hazretlerinin abdesti sahih olmamıştır ve bu haliyle Cuma namazını kılmıştır. Fakat yeniden Cuma namazı kılması mümkün olmadığı için Ebu Yusuf hazretleri “Medine'li olan kardeşlerimizin reyleriyle amel etmiş oluruz.” demiştir.

Açıkça taklit ettim diyor. Yok efendim sen taklit edemezsin mi diyeceğiz?
İçtihat ettim dese, geçmişe yönelik içtihat nasıl bişey olur?
Deseki Maliki mezhebi gibi içtihat ettim, o bundan sonrasına ait bir içtihat olur. Zamanı, içtihadı geriye nasıl döndürecek?
Burda aynı zamanda telfik de yapılmıştır. Çünkü İmam Ebu Yusuf, mevzuyu duyar duymaz hamama geri koşup, gusül abdestini yeniledi diye bir kayıtta düşülmemiş.

Zalim aklım basmadı bu işlere. Ne oluyor? Ne yapılmak isteniyor? Bende bir arıza varya daha bulamadım nerdedur.hýms

Neyse biraz da Mehdiyi inceleyelim İnşallah.
Doğdumu? Ne zaman gelecek?

Genel bir izlenim, oo mehdi geliyor ne mutlu bize modunda insanlar.
Halbuki yeryüzündekilerin feryatları, gökyüzündekilerin gözyaşlarına karışmadan geleceğini sanmıyorum Mehdi'nin.


Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, 5/100)

Mehdi'nin ne zaman geleceğini çözebilmek için bu Hadisin manasını tam olarak anlamak gerekiyor.
Yüzyıl müceddidleri kimlerdir? Sorunun cevabı bizi Mehdi'nin doğum tarihine yaklaştıracaktır.

(En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın.) [Buhari]


“Ümmetim beş tabakadır. (ilk) kırk yıl(da bulunanlar) hayır ve takva sahipleridir. Sonra -yüz yirmi yılına kadar- onların ardından gelenler birbirine merhamet eden ve birbiriyle iyi ilişkiler kuranlardır. Sonra –yüz altmış yılına kadar- bunların ardından gelenler birbirlerine sırt çeviren ve aralarındaki ilişkileri kesenlerdir. Bundan sonra katl-u kital devri başlar. (o devirde) kurtuluş, kurtuluş (isteyiniz).” (İbn Mace, Fiten,28/h. No:4058)



Bu Hadis-i Şerif'leri de yüzyıl müceddidlerini tespit etmek için kullanmakta fayda var.
Çünkü yüzyıl başlangıcı bulunmalı ve ona yakın doğum tarihli, büyük islam alimleri tespit edilmelidir.

Öncelikle yüzyıl başlangıcı hangi tarihtir?
Milat olarak hicret mi alınmalı? Yoksa Peygamberin (sav) vefatımı alınmalı?

Benim genel manada anladığım yüzyıl meceddidleri Tebe-i Tabiinden sonra başlıyorlar. Çünkü Hadisde bu alimlere referans verilmiş. Bunların zamanında bidatlerin yaygınlaşmayacağı, zamanın dini hükümlerinin sakıncalı olmadığı ifade edilmiş.

Bu bizi hicri 220 yıllarına götürür. Çünkü Tebe-i Tabbin alimlerinden bu senede kalan olmadığı söylenmektedir.
Dolayısıyla Mehdinin doğum tarihine baz alınabilecek tarih hicri 1420 yılı olabilir.
Eğer Peygamber (sav) vefatını Milat olarak alırsak, Bundan 200 sene sonrası hicri 211 yapar.
Hicreti baz alırsak yüzyıl müceddidlerinin başlangıcı hicri 200 senesine denk gelir.

Yani Mehdi, hicri 1400 senesinde veya 1411 senesinde veya 1420 senesine yakın bir zamanda doğmuş olabilir.
Benim zannım, o onüçüncü müceddiddir ve en erken 1411 doğumludur. Öyle ise şuan 20 yaşlarında veya gençlik zamanlarında olabilir.

Büyük islam alimlerinde bu tip bir çalışma yapılırsa Mehdinin hangi tarihe daha yakın bir zamanda doğduğu tespit edilebilir.

12. Müceddid'in hicri 1315 doğumlu sayın Mehmet Zahit Kotku (Allah Rahmet eylesin) olma olasılığı var.
Veya bu tarihlerde yaşamış, ışık yaymış ama ışığın yoğunluğundan fark edilememiş başka biri de olabilir. Sırlı adamlar bunlar. Anlamak da zor, tespit etmek de.ifade

Bu bağlamda Mehdi 40 yaşında çıkacaksa, asgari hicri 1450'li yılları beklemek gerekebilir.

Tabi beklerken oturup beklememek lazım.Big Grin
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 13-02-2012, Saat:12:12 AM, Düzenleyen: akli.zalim.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Abdullah bin Mesud şöyle diyor: İslam Peygamberi'nden kendisinden sonraki halifeleri hakkında sorulduğunda şöyle buyurdular: "Benim halifelerim on iki kişidirler, aynen Beni İsrail'in reisleri gibi ki, onlar da on iki kişi idiler."

"İslam, on iki halifenin varlığıyla daima aziz kalacaktır. Sonra bir şey buyurdular, anlayamadığımdan babamdan sordum, babam: "Resulullah, imamların hepsinin Kureyş'ten olacağını beyan ettiler" dedi."

"Bu ümmetin Kureyş'ten olan on iki önderi vardır. Yalnız bırakıp, yardım etmemek onlara zarar vermez."

"Kureyş'ten olan on iki kişinin bu ümmete velayeti devam ettiği sürece, İslam dini sabit kalır. Bunlardan sonra dünya ve insanların hali perişan ve altüst olur."


Bu Hadis-i Şerifleri incelediğimizde Halifelerin anlatıldığını ve bunlara ait bilgiler verildiğini görüyoruz. Madde madde alırsak;
Halifeler 12 kişidir.
Halifeler Kureyş kabilesindendir.
Halifelerin velayeti devam ettiği sürece din bozulmaz.
Halifeler Beni israil önderleri ile benzeşirler.

Halifeyi, İslam dinini temsile layık kişi olarak algıladım. Tarih içindeki halifeler ile karışmaması için İmam, yani önder kelimesini kullanmayı daha uygun buldum. Yani Şii nitelemesine benzer anlamda 12 İmam (dini temsile yetkili önder) olduğunu düşünüyorum.

Şii inancında bu İmamlar Hz. Ali'den başlamakta, Tabiin ve Tebe-i Tabiinden büyük alimler ile devam etmektedir. Sanırım Şii kardeşlerimizin 11. İmamı Tebe-i Tabiinden değildir. Bir alim Tebe-i Tabiinden değil ise benim akıl süzgecim çalışmaya başlar. Söylediğinin önce doğruluğunu, uygunluğunu önceki alimlerle kıyas eder, sonra hikmetini algılamaya çalışırım. Bunun nedeni daha önce değindiğimiz bir Hadis-i Şerif.

En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın. [Buhari]

Efendim onlar peygamber soyundan. İşin bu kısmı ikinci plandadır. Yeryüzünde yaşayan ve peygamber soyundan gelmeyen hiçbir insan tanımadım ben.
Tabiin'in büyük alimlerinden İmam Azam'ın hocası İmam Cafer ki Şii'lerin de 5. İmamı zannedersem, bu işlerin soy, sop ile alakası olmadığını söylemiş. Buldum.Smile

Bir gün devrin meşhûr âlim ve zâhidlerinden Dâvûd-i Tâî, Câfer-i Sâdık'ın yanına gelmişti. Ona dedi ki:
"Ey Peygamber efendimizin torunu! Bana bir nasîhat ver. Çünkü kalbim karardı.
O da buyurdu ki: "Ey Dâvûd! Sen, zamanımızın en zâhidi, Allah'tan en çok korkanısın. Benim nasîhatıma ne ihtiyâcın var?"

"Ey Resûlullah'ın torunu. Sizin bütün yaratılmışlara üstünlüğünüz var. O büyük Peygamberin kanı damarlarınızda dolaşmaktadır. Onun için herkese nasîhat vermeniz, üzerinize vâciptir, borçtur."

"Ey Dâvûd! Ben kıyâmet günü gelince, ceddim Muhammed aleyhisselâmın elimden yakalayıp;
"Niçin bana hakkıyla uymadın?" demesinden korkuyorum. Bu işler, nesep, soy işi değil, ibâdet ve amel işidir.

Dâvûd-i Tâî bu sözleri duyunca ağlamaya başladı ve dedi ki:
"Yâ Rabbî! Onun varlığı Peygamberlik soyundan meydana gelmiştir. Sözleri yaşayışı herkese senettir, delildir. Dedesi Resûl aleyhisselâm, annesi Betûl (Hazret-i Fâtıma) olduğu halde, böyle düşünürse, Dâvûd da kim oluyor ki, yaptıklarının bir kıymeti olsun!"


Şii inancında Mehdi 1200 yıl önce doğmuş ve kaybolmuştur. Hayatta olan bir kişinin 1200 yıl yaşaması pek mümkün bir şey değildir. Yaşasa zaten kendinde bir tuhaflık olduğunu anlar, millette bu işe ayıkırdı. Bu biraz Hadisler'in yaşanana uyarlanma ihtiyacına binaen türetilmiş bir hikaye gibi görünmekte.

12 İmam kimler olabilir? Bir detay var Hadis'lerde. Beni İsrail önderleriyle benzeşirler. Acaba bu benzeşme sadece sayılar itibariyle bir benzeşme mi?
Başka nasıl olabilir?

Beni İsrail kavramı Hz. Yakup zamanından kalma bir tabir diye biliyorum. Onun 12 çocuğu vardır.

Yine Beni İsrail Peygamberi Hz. Musa'nın asası ile taşa vurduğunda 12 pınar oluştuğu ve herkezin bu pınarlardan birinden istifade ettiği söylenmekte.

Yine Beni İsrail Peygamberlerinden Hz. İsa'nın 12 havarisi olduğu söylenmekte.

Bunların 12 haricinde ortak özelliği nedir?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Paradokslar alemi
Sayın Mahmut hocanın, yüzyıl müceddidi olarak, 15. müceddid olarak açıklanması, kabul edilmesi, fitne kaynağı olabilir.
Müceddid olabilir belki, olmalıdır da ama yüzyıl müceddidi başka birşey. Daha önceki yüzyıl müceddidlerine ait bir delil olmadığı gibi Mahmut hocaya ait de bir delil yok. Bir hüsnü zan.

Bu hüsnü zan dönüp, dolaşıp FİTNE olarak karşımıza çıkabilir. Sayın Mahmut hocanın yüzyıl mücedidi olmayı umduğunu ama olup, olmadığını Allah'tan (c.c.) başka kimsenin bilemeyeceğini söylemesi gerekir.
Zira yüzyıl müceddidleri farklı bir tarih kronolojisine oturtulmuş ve Mehdi 15-20 sene sonra çıkarsa, bu büyük bir fitneye sebep olur. Hocanın talebeleri Mehdi'yi reddetmek veya ona karşı savaş açmak gibi bir gaflete düşmelerine sebep olabilir.

Mahmut hoca müceddid olabilir, Fethullah hoca müceddid olabilir, ne bileyim Cevat Akşit hoca mücedid olabilir ama 15. yüzyıl mücedidi hicri 1460 (miladi 2040) senesinden sonra seçilmelidir. He bu arada herkez kendi hocası hakkında hüsnü zanda bulunsun, ümit etsin ama zan olduğu gerçeğini aklından çıkarmasın.

Yoksa Mehdi çıkar ve siz Allahın (c.c) rızasını kazanmak isterken, gazabıyla karşılaşabilirsiniz.

Benim zannım;
Ashab-ı Kiram, Tabiin ve Tebe-i Tabiin zamanında hiç yüzyıl müceddidi gelmemiştir.
Peygamber Efendimizin (sav) vefatından 200 sene sonrasında (hicri 211) yüzyıl müceddidleri doğmaya hicri 250'li yıllarda da düzeltme faliyetlerine başlamış şeklindedir.
Tebei Tabiin nesli hicri 220 senesinde sonlanmış ise Yüzyıl mücedidleri doğumu Hicri 211-220 yılları arasında veya ondan bikaç sene daha fazla olabilir. 40 yaş ilave edildiğinde de hicri xx50-xx60 yıllar tebliğ zamanları olabilir.

Dolayısıyla Mehdi'nin gelmek için halen vakti vardır. Yüzyıl mücedidi seçerek, inananlar açısından son derece tehlikeli bir durum yaratılmaktadır.
Artık Mehdi gelmez zannıyla cemaati kurda kuşa yem etmeyelim derken, cehennemin ortasına atarsınız. Zannım onlar oraya önderleri de olmadan gitmezler.

Allah-u Alem. Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler.

Neyse İmamlara geri döneyim ben.icon
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.