![[Resim: oy-kullanmak-nasil-sirktir.jpg]](http://www.uyanishaber.com/wp-content/uploads/2011/04/oy-kullanmak-nasil-sirktir.jpg)
OY KULLANMANIN HÜKMÜ
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in âlinin, ashabının ve yolundan gidenlerin üzerine olsun..
Allah Azze ve Celle yüce kitabında birçok ayetinde hakimiyetin yani kulların fiillerine dair emirler ve yasaklar koyma yetkisinin sadece ve sadece kendisine ait olduğunu, hükmünde hiçbir ortak kabul etmediğini apaçık bir şekilde beyan etmiştir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;
“Hüküm vermek yalnızca Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yûsuf Suresi / 40. Ayet)
İmam Taberi (Rahimehullah) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir ; “Allah-u Teala, yarattığı hiçbir mahluku hüküm verme konusunda kendisine ortak kabul etmez. İnsanlar arasında hüküm verecek yalnız O’dur. Hüküm verme, ihtilafları çözme, insanları ve işlerini idare etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sadece O’nun hakkıdır.” [1]
İmam Beğavi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Hüküm vermek, emretmek ve yasaklamak ancak Allah-u Teala’ya ait bir haktır.” [2]
“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri ettiler? (şeriat kıldılar / kanun olarak belirlediler)” (Şûrâ Suresi / 21. Ayet)
Seyyid Kutub (Rahimehullah) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir ; “Kim olursa olsun Allah’ın koyduğu şeriattan başka bir şeriatı ve hükmü, Allah’ın yaratıklarına vaz etmeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü kullarına yalnız ve yalnız Allah hüküm vaz eder. Aciz ve eksik kimseler beşeri hayatı için hüküm koyamazlar. Koymaları mümkün değildir.” [3]
“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak kabul etmez.” (Kehf Suresi / 26. Ayet)
İslam’da kanun ve hüküm çıkarma yetkisi tamamen Allah Teala’nın bizzat kendisine ait iken beşeri sistemlerde ise durum tamamen farklıdır. Günümüz tağuti demokratik rejimlerinde ise Allah’ın hakimiyeti/egemenliği gasp edilerek bu yetki beşerlere, meclislere verilmiştir.
Madde 5 - Egemenlik
(1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.
(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz
Madde 6 - Yasama Yetkisi
Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Görüldüğü üzere günümüz beşeri sistemlerinde hakimiyet hakkı ancak milletindir. Millet bu yetkisini belirli zamanlarda yapılan seçimlerde oy verme vasıtası ile başbakan, cumhurbaşkanı ya da parlamenterlere devretmektedirler. Halktan yasama yetkisini devralanlar ise, artık bu noktada tek söz sahibi olup, kendi isteklerine göre yasa ve kanun çıkarırlar. İslam şeriatını hiçe sayarak diledikleri fiillerin işlenmesini serbest bırakırlar, diledikleri fiilin işlenmesini ise yasaklarlar. Kelimenin tam anlamıyla yasama hakkını bilfiil kullanarak, diledikleri şeyleri haram, diledikleri şeyleri de helal kılarlar. Bu idareciler dilleri ile Allah’ın helalini haram, haramı helal kılmadıklarını söyleseler dahi fiilleriyle bunu yalanlamaktadırlar. Örneğin bugün olduğu gibi ; Karşılıklı rıza ile zinanın mübah kılınması, bizzat devlet eliyle genelevlerin açılması buna ruhsat verilmesi, belirli yerlerde içki içilmesinin, satışının yapılması için ruhsat verilmesi, faizin serbest bırakılması ve faizle çalışan bankaların açılması için ruhsat verilmesi gibi. Bunları tümü, açıkça haramı helal kılmaktır. Yine şeri’i cezaların yürürlükten kaldırılması bunun yerine bu suçlara değişik cezalar öngörülmeside bu şeri’ hadlerin inkar edilmesi anlamına gelmektedir.
İbn Teymiyye (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Bilindiği gibi ; Allah’ın, Rasulü ile göndermiş olduğu emir ve nehiyleri yürürlükten kaldıran, müslümanların, yahudilerin ve hristiyanların ittifakıyla kafirdir.” [4]
Bugün beşeri kanunlarla hükmedenler, bu yaptıklarını ilericilik, modernlik, çağa ayak uydurma olarak isimlendirmektedirler. Bununla beraber onlara göre İslam’ın hükümleri geçmiş asırlara ait olup tamamen bedevi toplumuna uygun hükümlerdir. Ancak insanoğlunun yaratıcısı Allah Subhanehu ve Teala yarattıkları için en güzel ve en doğru hükümlerin, kendi hükümleri olduğunu belirtmekte, bununla beraber insanların hükümlerini ise cahiliye hükümleri olarak isimlendirmektedir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;
“Onlar, hala cahiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir kavim (topluluk) için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Mâide Suresi / 50. Ayet)
İbn Kesir (Rahimehullah) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir ; “Allah Teala, her hayrı kapsayıcı, her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip, bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ihtiva eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han’ın vaaz ettiği Yes’ak gibi İslam dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor. Yes’ak ; Cengiz Han’ın Kur-an, Tevrat, İncil ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitaptır. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları, İslam’a girdikleri halde bu kitabı anayasa kitabı olarak görmeye devam ettiler. Allah’ın kitabı ve Rasulullah’ın sünnetini bir kenara atarak bu kitaptaki hükümlerle tatarlara hükmettiler. İşte böyle davranan kimseler kafirdir. Bunlarla büyük küçük her meselede yalnız Allah’ın hükmüne dönünceye kadar savaşmak farzdır.” [5]
Şeyh Ahmed Şakir İbn Kesir’in yukarıdaki geçen sözünü yorumlayarak şöyle demiştir ; “Bununla beraber, müslümanların kendi ülkelerinde dinsiz, putperets Avrupa kanunlarından alınma bir kanunla hüküm vermeleri nasıl caiz olur ? Hatta o öyle bir kanun ki içine istedikleri gibi bozup değiştirdikleri keyfi arzular, batıl görüşler dahil olmuştur. Bunu ortaya koyan, koyduğu kanunun İslam şeriatına uyup uymadığına hiç aldırış etmez. Bu beşeri sistemlerin konumu güneş gibi açıktır. Küfrü nettir. Bundan kesinlikle hiçbir şüphe yoktur. İslam’a mensup olan bir kimsenin bunlarla amel etmede, yahut bunlara uymada, yahut bunları kabul etmede hiçbir mazereti olamaz.” [6]
Seyyid Kutub (Rahimehullah) ise şöyle demiştir ; “Hükümranlıkta hak iddia eden kimse, uluhiyetin ilk şartında Allah’la mücadeleye girişmiş olur. Bu kimse ister fert, ister insanların bir tabakası, ister bir parti veya grup, ister bir millet, isterse bütün dünyanın meydana getirdiği alemşümul bir insan kitlesi olsun. Uluhiyetin ilk şartı olan hükümranlık üzerinde Allah’la mücadeleye giren ve kendine hükümranlık izafe etmeye çalışan kimse küfre girmiştir, apaçık bir kafirdir.” [7]
Allah Subhanehu ve Teala’nın yasakladığı şeyleri serbest, serbest bıraktığı ve emrettiği şeyleri de yasaklamak küfürdür. Kur-an’ı Kerim bizlere, Allah’ın dışında helal (serbest) haram (yasak) belirleyen mercilere destek vererek itaat eden insanların bu mercilere ibadet ettiğini bildirmektedir. O halde her kim tağuti rejimlerin seçimlerine katılarak oy verirse Allah’a ait olan hüküm yetkisini Allah’tan başkasına vermiş ve O’ndan başka rab edinmiş olur. Ayrıca onlara itaat ettiğinden dolayı onlara ibadet etmiş ve müşrik olmuştur. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;
“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Oysa kendilerine sadece tek ilâh olan Allah’a kulluk yapmaları emredilmişti. O’ndan başka ilâh yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir.” (Tevbe Suresi / 31. Ayet)
Bir gün Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu ayeti kerimeyi okuduğu sırada daha önce hristiyan iken sonradan İslam’la şereflenen Adiyy b. Hâtem, boynunda altından bir haç olduğu halde Rasulullah’ın yanına girdiğinde bu ayeti kerimeyi duyunca Rasulullah’a (Sallallah u aleyhi ve sellem): Onlara ibadet etmiyorlar ki dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) :
“Onlar Allah’ın helal kıldığı birşeyi haram, haram kıldığı birşeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı ?” diye sorunca Adiyy b. Hatem : “Evet” dedi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) : “İşte böylece onlara ibadet ediyorlar” buyurdu. [8]
Yeryüzünün neresinde olursa olsun insanların sevk ve idaresi için meclislerde ve parlamentolarda, Allah’ın indirdiği hükümler bir kenara bırakılıp, yerine beşer ürünü lanetli kanun ve yasalar getiriliyorsa, bu kanunlarla hükmediliyorsa yapılan fiil ayan beyan küfürdür ve böyle bir eylem içirişinde olanlarda kafirdirler. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;
“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.” (Mâide Suresi / 44. Ayet)
Artık mü’minlerin yapması gereken kafir olduklarında şüphe olmayan bu yöneticilerle tüm bağları koparmak, onları, meclislerini ve bu tağuti rejimlerin ayakta kalmasını sağlayan tüm kişi, kurum ve kuruluşları reddetmektir. Çünkü kafirleri dost edinmek tevhid akidesi ile çelişen ve çatışan bir durumdur. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;
“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz ?” (Nisâ Suresi / 144. Ayet)
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa onun artık Allah ile bir ilişiği kalmaz.” (Âl-i İmrân Suresi / 28. Ayet)
Ve Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamd Olsun..
DİPNOTLAR
[1] (Camiu’l Beyan, 15/234)
[2] (Meâlimu’t - Tenzil, 2/493)
[3] (Fi Zilal-il Kur-an, 13/109)
[4] (Mecmuu’l Fetava, 8/106)
[5] (Tefsir’ul Kur-an’il Azim, 5/2364)
[6] (Umdetu’t Tefsir, 4/173)
[7] (Fi Zilal’il Kur-an, 8/403)
[8] (Tirmizi 3095 ; Taberani, Mu’cemu’l Kebir 17/92)