You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanları

Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Mahmud Han

İslam halifelerinin doksan beşincisi ve Osmanlı padişahlarının otuzuncusudur. Birinci Abdülhamid hanın oğlu, sultan Abdülmecid hanın babasıdır. 1785 de doğup, 1839 da vefat etti. 1808 de halife oldu.

Yeniçerileri kaldırdı. Vehhabileri Hicazdan çıkardı. Harbiye ve tıbbiye mülkiye mekteplerini vücuda getirdi. 1826 da Tophanede Nusratiyye camiini yaptırdı. 1828 de Bayezidde Eski saray bahçesine yangın kulesi yaptırdı. 1837 de Unkapanı ile Azapkapı arasında (Mahmudiyye) köprüsünü yaptırdı. 1831 de İstanbul'da ilk gazete çıkarıldı. Dünyada ilk gazete 1641 de çıkarıldı. 1837 de maliye nezaretini kurdu. 1838 de karantina vücuda getirdi. Bahçekapı�da (Hidayet camii), Üsküdar�da Şemsi paşa camii yanında, 1816 da (Adliye) camiini, yağlı boyalı ahşap Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını yaptırdı. 1819 da Hazret-i Halid�in türbesini tamir etti. Sandukası puşidesi üzerindeki kendi el yazılarıdır. 1825 de hurufi tekkelerini kapattı. 1819 da Beyoğlunda Galatasaray lise binasını yaptırdı. Burası 1834 de Tıbbiyye mektebi yapıldı ise de, 1850 de yandı. 1851 de Tıbbiyyei şahane yaptırdı.

Arnavutköy sahilinde (Tevfikiyye) camiini yaptırdı. Çeşitli yerlerde çeşmeler yaptırdı. Tophanede Kadiri cami ve tekkesini Tosyalı İsmail Rumi yaptı ve 1644 de vefat etti. İkinci Mahmud han 1823 de yeniden yaptı. Türbesi Çemberlitaş�tadır.

Sultan İkinci Mahmud Han, Osmanlı Devletinin ilerlemesini, teknik sanayide devrin seviyesine ulaşılmasını isteyen tedbirli, gayretli bir padişahtı. Devrindeki büyük hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Gayreti sayesinde devlet, Avrupa tarzında sistemli orduya sahip oldu. Avrupa'da askerlik ve yeni silahların kullanılmasını öğrenmek için, talebe gönderdi. Askeri Tıbbiye ve Harbiye mekteplerini kurdu. Bu iki müessesenin eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar ve mütehassıslar getirdi. Askeri Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların öğrenci ihtiyacını karşılamak için medrese ve mekteplere ilaveten sıbyan mekteplerinin üstünde Rüşdiyeler (ortaokul), devlet memurlarının yetiştirilmesi için de Mekteb-i Maarif-i Adli kuruldu.
Ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak, çeşitli sahalarda mütehassıs eleman yetiştirmek için Avrupa'da çok sayıda öğrenci tahsil mecburi hale getirildi. Açılan okulların seviyesini yükseltmek için ve lüzumlu fen ve teknik bürosu kuruldu. Tekrar Avrupa devletlerinin şehirlerine konsolos gönderilmeye başlandı. 1 Ekim 1831 tarihinde Takvim-i Vekayi adlı gazete, Osmanlı Türkçesi ile ülke içinde çıkarılmaya başlandı. Fransızcası da ülkelere gönderildi. Avrupa ülkelerine gönderilen gazeteler ile Türkiye'nin propagandası yapılarak hadiseler ve ıslahatlar dünya kamuoyunda değerlendirmeye tâbi tutuldu. Avrupa basınında, Türkiye ve sultan Mahmud hakkında neşredilen yayınlar takip edildi.

İkinci Mahmud Han, hükümet teşkilatı usülleri, kıyafet nizamında yenilikler yaptı. Osmanlı Devlet teşkilatındaki önceki müesseselerin yerine, Sadrazama Baş Vekil (Başbakan); Defterdara Maliye Nazırı (Maliye Bakanı); Reisü'l küttaba Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı); sadrazam Kethüdasına Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) denilmeye başlanıldı. Osmanlı Devletinde büyük bir yekün tutan vakıflar için Evkaf Nezareti kuruldu. Hükümet ve ahalinin önemli meselelerinin görüşüldüğü Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye; askeri işlerin görülüp, kararlaştırıldığı Dar-ı Şura-yı Askeri müessesesi kuruldu. Memurlar iç ve dış işlerde olmak üzere ikiye ayrılıp, maaşları, rütbe ve derecelerine göre bağlanarak, verilmeye başlanıldı. 1827 de Osmanlı Tıp Fakültesi kuruldu. 1838 de Karantina usulünü vücuda getirdi. Posta müessesesini kurdu. Posta yollarının kurulmasına çalıştı. Üsküdar'dan İzmit'e kadar bir posta yolu yaptırdı.

İkinci Mahmud Hanın ilmi fazla olup, dini, fenni, teknik, askeri, idari ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zeki, çalışkan olup, gayret ve azim sahibiydi. Şairdi. İlim, sanat adamlarına ve eserlerine çok alaka gösterdi. Onlara kıymet verip, himaye ederdi. Ülkenin imarına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmud Han, pek çok eser yaptırdı.

Mısır, Yanha ve Mora gibi vilayetlerin isyanı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları, yok edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında sultan Mahmud Han, Mekke ve Medine'yi ancak tamir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecid Han, bunları tezyin için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Mahmud Han

İslam halifelerinin doksan beşincisi ve Osmanlı padişahlarının otuzuncusudur. Birinci Abdülhamid hanın oğlu, sultan Abdülmecid hanın babasıdır. 1785 de doğup, 1839 da vefat etti. 1808 de halife oldu.

Yeniçerileri kaldırdı. Vehhabileri Hicazdan çıkardı. Harbiye ve tıbbiye mülkiye mekteplerini vücuda getirdi. 1826 da Tophanede Nusratiyye camiini yaptırdı. 1828 de Bayezidde Eski saray bahçesine yangın kulesi yaptırdı. 1837 de Unkapanı ile Azapkapı arasında (Mahmudiyye) köprüsünü yaptırdı. 1831 de İstanbul'da ilk gazete çıkarıldı. Dünyada ilk gazete 1641 de çıkarıldı. 1837 de maliye nezaretini kurdu. 1838 de karantina vücuda getirdi. Bahçekapı�da (Hidayet camii), Üsküdar�da Şemsi paşa camii yanında, 1816 da (Adliye) camiini, yağlı boyalı ahşap Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını yaptırdı. 1819 da Hazret-i Halid�in türbesini tamir etti. Sandukası puşidesi üzerindeki kendi el yazılarıdır. 1825 de hurufi tekkelerini kapattı. 1819 da Beyoğlunda Galatasaray lise binasını yaptırdı. Burası 1834 de Tıbbiyye mektebi yapıldı ise de, 1850 de yandı. 1851 de Tıbbiyyei şahane yaptırdı.

Arnavutköy sahilinde (Tevfikiyye) camiini yaptırdı. Çeşitli yerlerde çeşmeler yaptırdı. Tophanede Kadiri cami ve tekkesini Tosyalı İsmail Rumi yaptı ve 1644 de vefat etti. İkinci Mahmud han 1823 de yeniden yaptı. Türbesi Çemberlitaş�tadır.

Sultan İkinci Mahmud Han, Osmanlı Devletinin ilerlemesini, teknik sanayide devrin seviyesine ulaşılmasını isteyen tedbirli, gayretli bir padişahtı. Devrindeki büyük hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Gayreti sayesinde devlet, Avrupa tarzında sistemli orduya sahip oldu. Avrupa'da askerlik ve yeni silahların kullanılmasını öğrenmek için, talebe gönderdi. Askeri Tıbbiye ve Harbiye mekteplerini kurdu. Bu iki müessesenin eğitim ve öğretimini en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa'dan hocalar ve mütehassıslar getirdi. Askeri Tıbbiye, Harbiye ve sivil yüksek okulların öğrenci ihtiyacını karşılamak için medrese ve mekteplere ilaveten sıbyan mekteplerinin üstünde Rüşdiyeler (ortaokul), devlet memurlarının yetiştirilmesi için de Mekteb-i Maarif-i Adli kuruldu.
Ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak, çeşitli sahalarda mütehassıs eleman yetiştirmek için Avrupa'da çok sayıda öğrenci tahsil mecburi hale getirildi. Açılan okulların seviyesini yükseltmek için ve lüzumlu fen ve teknik bürosu kuruldu. Tekrar Avrupa devletlerinin şehirlerine konsolos gönderilmeye başlandı. 1 Ekim 1831 tarihinde Takvim-i Vekayi adlı gazete, Osmanlı Türkçesi ile ülke içinde çıkarılmaya başlandı. Fransızcası da ülkelere gönderildi. Avrupa ülkelerine gönderilen gazeteler ile Türkiye'nin propagandası yapılarak hadiseler ve ıslahatlar dünya kamuoyunda değerlendirmeye tâbi tutuldu. Avrupa basınında, Türkiye ve sultan Mahmud hakkında neşredilen yayınlar takip edildi.

İkinci Mahmud Han, hükümet teşkilatı usülleri, kıyafet nizamında yenilikler yaptı. Osmanlı Devlet teşkilatındaki önceki müesseselerin yerine, Sadrazama Baş Vekil (Başbakan); Defterdara Maliye Nazırı (Maliye Bakanı); Reisü'l küttaba Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı); sadrazam Kethüdasına Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) denilmeye başlanıldı. Osmanlı Devletinde büyük bir yekün tutan vakıflar için Evkaf Nezareti kuruldu. Hükümet ve ahalinin önemli meselelerinin görüşüldüğü Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye; askeri işlerin görülüp, kararlaştırıldığı Dar-ı Şura-yı Askeri müessesesi kuruldu. Memurlar iç ve dış işlerde olmak üzere ikiye ayrılıp, maaşları, rütbe ve derecelerine göre bağlanarak, verilmeye başlanıldı. 1827 de Osmanlı Tıp Fakültesi kuruldu. 1838 de Karantina usulünü vücuda getirdi. Posta müessesesini kurdu. Posta yollarının kurulmasına çalıştı. Üsküdar'dan İzmit'e kadar bir posta yolu yaptırdı.

İkinci Mahmud Hanın ilmi fazla olup, dini, fenni, teknik, askeri, idari ve sanat sahalarında kendisini çok iyi yetiştirmişti. Dindar, akıllı, zeki, çalışkan olup, gayret ve azim sahibiydi. Şairdi. İlim, sanat adamlarına ve eserlerine çok alaka gösterdi. Onlara kıymet verip, himaye ederdi. Ülkenin imarına, ilim, sanat, hayır ve sosyal müesseselerine önem veren İkinci Mahmud Han, pek çok eser yaptırdı.

Mısır, Yanha ve Mora gibi vilayetlerin isyanı ve yeniçerilerin kazan kaldırmaları, yok edilmeleri ve Rus ordularının saldırmaları sırasında sultan Mahmud Han, Mekke ve Medine'yi ancak tamir edebilmiş, kendisinden sonra oğlu Abdülmecid Han, bunları tezyin için şaşılacak bir himmet ve gayret göstermiştir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Abdülmecid Han

Osmanlı padişahlarının otuz birincisi ve İslam halifelerinin doksan altıncısıdır. Sultan ikinci Mahmudun oğludur. Sekiz oğlundan dördü padişah oldu. 1823 de doğdu. 1839 da padişah oldu. 1861 de vefat etti. Sultan Selim camii bahçesindedir.

Abdülmecid hanın büyük bir hatası, memlekete ve bütün İslamiyet'e çok ağır zararı dokunan, af edilmez bir kabahati olmuştur. Öyle bir hata ki, Osmanlı tarihinde korkunç bir dönüm noktası yapmış, bu koca İslam devletinde bir (yok olma devri)nin başlamasına sebep olmuştur. Masonların, İslam düşmanlarının örtbas etmek istedikleri, gençlerden saklamaya çalıştıkları bu hata, saf, temiz kalbli hakanın, azılı ve sinsi İslam düşmanı olan İngilizlerin tatlı dillerine aldanarak, İskoç masonlarının yetiştirdikleri cahilleri işbaşına getirmesi, bunların devleti içerden yıkmak siyasetlerini hemen anlayamamasıdır.

İngilizlerin Osmanlı devletine karşı korkunç saldırıları ve başarıları sultan Abdülmecid hanı aldatmakla başladı. İslamiyet'i yıkmak için İngiltere�de kurulmuş olan (İskoç mason teşkilatı)nın kurnaz üyesi Lord Rading İstanbul�a İngiliz sefiri olarak gönderildi. 1834 senesinde Paris�te ve sonra Londra�da Osmanlı sefiri bulunan Mustafa Reşid paşa, aldatılmış, mason yapılmıştı. Bunun sadrazam yapılması için, Lord Rading sultana çok dil döktü. (Bu aydın, kültürlü ve başarılı veziri sadrazam yaparsanız, İngiltere imparatorluğu ile Devlet-i aliyye arasındaki bütün anlaşmazlıklar kalkar. Devlet-i aliyye ekonomik, sosyal ve askeri sahalarda ilerler) diyerek halifeyi aldattı.

1846 da sadrazam olan paşa, iş başına gelir gelmez, hariciyye nazırı iken, Rading ile el ele verip, hazırlamış olduğu, (Tanzimat) kanununa istinat ederek, büyük vilayetlerde mason locaları açtı. Casusluk ve hıyanet ocakları çalışmaya başladı. Gençler, din cahili olarak yetiştirildi. Londra�dan alınan planlarla bir yandan idari, zirai, askeri değişiklikler yaptılar. Bunlarla gözleri boyadılar. Öte yandan da, İslam ahlakını, ecdat sevgisini, milli birliği parçalamaya başladılar. Yetiştirdikleri kimseleri işbaşına getirdiler. Bu senelerde Avrupa�da, fizik, kimya üzerinde dev adımlar atılıyor. Yeni buluşlar, ilerlemeler oluyor. Büyük fabrikalar, teknik üniversiteler kuruluyordu. Osmanlılarda bunların hiçbiri yapılmadı. Hatta, Fatih devrinden beri medreselerde okutulmakta olan fen, matematik derslerini büsbütün kaldırdılar. Din adamlarına fen bilgisi lazım değildir diyerek, kültürlü, bilgili âlimlerin yetişmelerine mani oldular.

Sultan Abdülmecid han zamanında dünyada iki büyük İslam devleti vardı. Biri Osmanlı devleti, ikincisi Hindistan�daki Gürganiyye hükümdarlığı idi. Her iki devletin sultanları, İslam dininin bekçisi idiler. İslam düşmanı olan İngilizler, bu iki bekçiyi yok etmek için, çok kurnaz planlar hazırlamıştı. Önce, Gürganiyye devletini parçalamaya karar verdiler. Böylece, Asya�daki Müslümanları başsız bırakacak, hem de Hindistan�ın hazinelerine, ticaretine hakim olacaklardı. Fakat, Osmanlıların buna mani olmasından korkuyorlardı. Bunun için Osmanlıları Ruslarla savaştırmaya çalıştılar. Avusturya ve Prusya, Osmanlı-Rus savaşının önlenmesini istediler. Rusya da bunu kabul etti. Fakat İngilizler, Reşid paşayı savaş etmeye teşvik ettiler. Yardım edeceklerine, zafer kazanacağına, böylece Osmanlıların bir numaralı adamı olacağına inandırdılar.

Reşid paşa, Osmanlı devletinin başına geçeceğinin çılgınlığı içinde, İngilizlere maşa oldu. 1853 de, Bab-ı alide yüzaltmışüç (163) kişi topladı. Rusya�ya savaş açılmasına karar verdi. Sultan Abdülmecid hanı da, tuzağa düşürüp, tasdik ettirdi. Rusya�ya savaş ilan edildi. Osmanlı devletinin başını derde sokan İngilizler, Hindistan�daki facia ve felaketlere başladılar. 1857 de, Delhi�de, büyük ihtilal çıkardılar. İkinci Bahadır şahı, oğulları ile birlikte Kalküteye götürüp hapis ettiler. Gürganiyye devleti yıkıldı. Hindistan�ın ilerde, İngiliz imparatorluğuna katılması için, birinci adım atılmış oldu. İngilizler, Rus çarı birinci Nikola�nın Kudüs�te katoliklere karşı ortodoksları ayaklandırdığını ileri sürerek, Rusların Akdenize inmesini hiç istemeyen Fransa imparatoru üçüncü Bonapartı da, Türk-Rus Kırım Harbine sürüklediler. Kendi çıkarları için yaptıkları bu işbirliği, Türk milletine Reşid paşanın diplomatik zaferleri olarak tanıtıldı.

Düşmanların bu yaldızlı reklamlar ve sahte dostluklarla örtmeye çalıştıkları imha hareketlerini, herkesten önce anlayan sultan, çok zaman sarayında hüngür hüngür ağlardı. Memleketi, milleti kemiren düşmanlara karşı koymak için tedbirler arar ve Allahü teâlâya yalvarırdı. Bu sebeple, Reşid paşayı, birkaç kere sadrazamlıktan uzaklaştırdı ise de, kendisine (koca), (büyük) gibi isimler takan bu kurnaz adam, rakiplerini devirip, tekrar iş başına gelmesini becerirdi. Ne yazık ki, sultan kederinden tüberküloza yakalanıp genç yaşında öldü. Sonraki senelerde devlet koltuklarını kapışan, üniversite öğretim üyeliklerine, mahkeme başkanlıklarına getirilenler, hep Mustafa Reşid paşanın yetiştirmeleridir. Böylece (Kaht-ı rical) devri açılmasına ve Osmanlılara (Hasta adam) denilmesine sebep olmuştur.

Abdülmecid han, 1840 da ilk olarak kağıt para çıkardı. 1844 de (Mecidiyye) köprüsü yapıldı. Şimdi Galata köprüsü deniliyor. 1992 de yeniden yapıldı. 1849 da Beşiktaşla Ortaköy arasında (Küçük Mecidiyye) camiini ve Ortaköy iskelesi yanında (Büyük Mecidiyye) camiini yaptırdı. 1860 da Maçka ile Nişantaşı arasındaki (Teşvikiyye camii)ni yaptırdı. 1852 de (Şirketi Hayriyye) denilen boğaziçi vapurları işletilmeye başlandı. 1861 de Aydın demir yolu yapıldı. 1854 de deniz altı telgraf hattı döşetti. 1856 da arazi kanunu çıkardı. 1858 de belediye teşkilatı kurdu. 1860 da ticaret kanunu yaptı.

Abdülmecid hanın validesi (Bezmi Alem) sultan, 1845 de Yenibahçede Guraba hastanesi ve Dolmabahçe sarayı önünde deniz kenarında (Valide camii) ve Bakırcılarda Bayezid kulesi önünde büyük sultani lisesi ve daha birçok mescid, çeşme yapmıştır. Dolmabahçe denilen yer, 1614 de, birinci Ahmed hanın emri ile dolduruldu. Bir tepeyi denize doldurdular. Dolmabahçe iskelesini birinci Abdülhamid han yaptı. Dolmabahçe sarayını birinci ve ikinci Mahmud hanlar ahşap olarak yapmışlardı. 1853 senesinde Abdülmecid han, bunların yerine, şimdiki muhteşem sarayı yaptırdı. Beşmilyon altın liraya mal oldu. Bu kadar çok para, milletin cebine girmiş oldu. Binlerce ailenin yüzü güldü. Ayrıca, memlekete, çok kıymetli ve tarihi bir sanat eseri kazandırmış oldu. Sulh ve terakki sağladı. Hicazda ve Anadoluda çok eserler yaptı.

İslam düşmanları, Osmanlı halifelerine çirkin iftiralar yaptıkları gibi, bu mübarek zata da, leke sürmeye çalışıyorlar. Memleketin her tarafında ve hele Mekke�de, Medine�de yaptırdığı, görülmemiş güzel sanat eserlerine, israf yaptı diyorlar. İçki içerdi diyorlar. Sultan ikinci Selim hana ve Yıldırım sultan Bayezide de böyle iftira ettiler. Hiçbir vesikaya dayanmayan bu sözlere saf Müslümanlar da inanıyor. Yeni tarih kitaplarına bile yazıyorlar. Halbuki Osmanlı padişahlarının hepsi, her işlerinde İslamiyet'e uyar, yüksek âlimlerin fetvaları ile hareket ederlerdi. Hepsi salih, dindar, mübarek insanlardı. Herbiri İslamiyet'e çok hizmet etti. İkinci Selim hanın Edirne�de yaptırdığı büyük Selimiyye camii, düşmanlarına açık cevap vermekte, iftiralarını yalanlamaktadır. Din düşmanları, iyileri kötülemekte, kötüleri, dinsizleri övmektedir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Abdülaziz Han

Osmanlı padişahlarının otuz ikincisi ve İslam halifelerinin doksan yedincisidir. Sultan ikinci Mahmud�un ikinci oğludur. 1830 da doğdu. 1860 da halife oldu. 1876 da Dolmabahçe sarayından alınıp, Topkapı sarayına hapis edildi. Beş gün sonra Mithat paşa ve serasker [savunma bakanı] Hüseyin Avni paşa, Süleyman paşa ve arkadaşları tarafından, Ferıyye sarayında Kur'an-ı kerim okurken bilek damarları kestirilerek şehid edildiği, sultan Vahideddinin baş katibi, Ali Fuat beyin hatıralarında yazılıdır. Ferıyye sarayı, Beşiktaş ile Ortaköy arasında, Galatasaray lisesinin orta kısmı olan yalıdır. Sultan Mahmud türbesindedir. Sultan Murad, bu işkenceli ölümü işitince, korkudan aklı bozuldu.

(Belgelerle Türk tarihi dergisi)nin 1967 Kasım ve 2 sayılı nüshasında diyor ki:
İstanbul üniversitesine bağlı kıymetli eserler arasında, İbnül-Emin Mahmud Kemal beyin [3310] numaralı defterinde, sultan Abdülaziz hanın annesi Pertevniyal valide sultanın söyleyip yazdırdığı (Sergüzeşt-name) vardır. Yıldız evrakı arasında görülüp, İbnül-Emin Ahmed Tevfik beyin, 1918 de suretini çıkardığı bu sergüzeşt-namede Pertevniyal sultan diyor ki:

1876 senesi, Camazil-evvelin yedinci [30 Mayıs] günü, sabaha karşı saat sekizde, valide sultanı yataktan kaldırıyorlar. Sultan, oğlu Abdülaziz hanı uyandırıyor. Halife, (Anne bunu bana kim yaptı? Beni sultan Selime mi döndürecekler? Ben kime ne ettim?) diyor. Valide sultan (Avni paşa etti) diyor. (Yalnız Avni etmedi. Rüştü paşa ile Ahmed ve Mithat paşalar da, bu işe dahil. Ben bu felaketi otuz kırk defa rüyamda gördüm. Bundan sonra, Cebrail gökten inse, devlet reisi olmam. Cenab-ı Hakkın takdiri böyle imiş) diyor. 30 Mayıs 1876 Salı günü kayıkla Topkapı sarayına götürülüp, üçüncü Selim hanın şehid edildiği odada, hapis olunuyor. Çorba gönderiyorlar. Kalfa (Kaşıksız, efendimizin önüne nasıl koyayım?) diyor. Bir kırık tahta kaşık veriyorlar. Halife, biraz içiyor. Abdest almak için, nalın aratıyor. (İzin yok) diyerek vermiyorlar. Abdesthaneye yalın ayak giriyor. Üç gün kuru tahta üstünde aç, susuz bırakılıyor. Kayıkta yağmurdan ıslanmış olan elbisesini çıkarmak için gecelik istiyor. (İrade yoktur) diyerek vermiyorlar. Sultan Murada tebrikname ve acıklı mektuplar gönderip yalvarıyor. Dördüncü gün, (2 Haziran sabahı) sultan Muradın iradesi ile diyerek, Ferıyye sarayına götürüyorlar. İçeri hızlı girdiği için, bir süngülü asker, göğsünden itiyor. (Annem nerede?) diyor. Annesi koşup gelerek, yukarı çıkarıyor. Askerlerin saygısızca konuşturulduğunu görünce, (Aman anneciğim. Bunlar beni öldürecekler) diyerek ağlıyor. İki gün sonra, eski, yırtık eşya gönderiyorlar. Askerler, ikide bir, kılıcını isteriz diye hücum ediyor. Vermiyor ise de, Valide sultan, gizlice vermek zorunda kalıyor. 4 Haziran sabahı Valide sultan içeri gelip, kapının açık olduğunu ve halifenin kanlar içinde yattığını görünce, feryat ediyor. Halife, ellerini, annesinin göğsü üzerine koyup (Allah, Allah) diyor. Gelenler, Valide sultanı başka odaya götürüyor, kulağındaki küpeleri ve yüzüğünü çekip alıyorlar. Halifeyi eski bir perdeye sarıp, Ortaköy karakoluna götürüyorlar. Can çekişirken Rüştü, Mithat ve Avni paşalar ve yardakçıları gelip, (Bizi azlet!) diyerek alay ediyorlar. Valide sultan, (Aslanım şehid oldu. Beni de şehid etsinler) diye feryat ediyor. Asker gelip, (Sultan Murad irade etti. Seni Beylerbeyi sarayına götüreceğiz) diyorlar. Valide sultan, (Benim yerim, Yeni-saraydır) diyor. Valide sultanın kollarından çekip yalın ayak, yaşmaksız ve feracesiz karakola götürüp, paşalara seyrettiriyorlar. Halifenin zevcelerinden Tıryal hanım efendi gelip, (Canım, Allah rızası için namusu ile oynamayın. Hiç olmazsa araba ile götürünüz) diyor. Paşalar, başarılarından pek keyifli kahkaha atmaktadırlar. Tıryal hanımın arabasına bindirilerek yeni-saraya (Topkapı sarayına) götürülüyor. Başka araba ile Tıryal hanımı da, zorla oraya götürüyorlar. Üç gün sonra kızlar ağası Topkapı sarayına geliyor. İki sultanın ayrı odalarda baygın yattıklarını görüyor. Altı gece sonra, odalarına birer kandil gönderiliyor. Otuzsekiz gün sonra Ferıyye sarayına götürülüyorlar. Kapı ve pencereleri çivileniyor. Sekiz gün Valide sultana eziyet ederek (Mallarının yerini bildir) diyorlar. Dokuzuncu gün, pencereler açılıyor. 31 Ağustos 1876 da beşinci Murad tahttan indirilip, Dolmabahçe sarayından Çırağan sarayına götürülüyor. Sultan Abdülhamid han tahta çıkınca, işkencelerden kurtulup, rahata kavuşuyorlar. Sultanlara yapılan işkencelerin, sultan Muradın emri ile olduğunu söylerlerdi. Halbuki sultan Muradın bir şeyden haberi yoktu. Sultan Abdülaziz�in tebriklerini ve yalvarmalarını paşalar sultan Murada göstermiyor. Sultan adına kendileri cevap yazıp aldattıkları, 1959 tarihli askeri tarih mecmuasında uzun yazılıdır.

1967 de İstanbul'da basılmış olan T.Yılmaz Öztuna�nın (Türkiye tarihi)nin onikinci cildinde özetle diyor ki:
(Sultan Abdülaziz�in hal edilmesi, birkaç ahlaksız veya safdil devlet adamının, şahsi ihtirasları uğruna oldu. Bunların başında, eski sadrazam Hüseyin Avni paşa geliyordu. Kurmaylıktan yetişmiş, üç defa serasker olmuştu. Bir uşağın oğlu idi. (Kinim dinimdir) diyen kindar adamlardan biri idi. Mason Fuat paşanın yetiştirmesi idi. Meziyetsizliklerinden, kötülüklerinden dolayı azlolunur, sonra entrikalarla yine bir makam kapardı. Mahmud Nedim paşa tarafından azledilip sürüldüğü ve rütbesi ve nişanları alındığı için, padişaha kin bağladı. Sultanı tahtından indirmeye ve öldürmeye karar verdi. Londra�ya gidip, ingilizlerle bu işi planlaştırdı. Facianın ikinci adamı Mithat paşanın batı kültürü olmadığı gibi, din bilgisi de yoktu. Tuna ve Bağdat valiliklerinde yaptığı işler, Avrupa basınında alkışlanmış, bilhassa ingilizler tarafından şımartılmıştır. Hislerine kapılan, acele ve yanlış kararlar veren, bu yüzden iyi iş görmeye müsait olmayan bir adamdı. Ali paşa gibi, ölünceye kadar sadarette kalacağını umarken, iki ay içinde azledilmesini, gururuna yedirememiş, hükümdara düşman olmuştur. İçki masalarında, devlete ait kararlar alırdı. İngiltere�deki parlamento idaresini aynen alırsa, Türkiye�nin aynen İngiltere olacağını sanırdı. Böyle bir idareyi yürütecek tek şahsın, kendisi olacağına inanırdı. Mithat paşanın, meşrutiyeti tesis edebilmek için hal işine karıştığını ileri sürmek, gerçeğe hiç de uymamaktadır. Avni paşa, hal projesini Mithat ve Şirvanizade Muhammed Rüştü paşalara, sonra zamanın sadrazamı mütercim Rüştü paşaya açtı. Şirvanizadeden yüz bulamayınca, onu Taife sürdürdü ve orada zehirletti. Mithat paşa, sadrazam Mahmud Nedim paşanın, kendisini merkezden uzaklaştıracağını vehim ederek, hal işine karışmıştır denilebilir. Hal işine Mithat paşanın emri ile, uydurma fetva veren Şeyhul İslam Hasen Hayrullah efendi de, bu makamından, önce azledilmiş, bu yüzden sultana kin bağlamıştı. Sultan Abdülaziz, bunun için, (O, sarayda iken, müfsid imam denirdi. Rüştü paşanın tavsiyesi ile Şeyhul İslam yaptık, Allah vere de, bir halt etmese) demiştir.

Sultan Abdülaziz�in hal�inin bir vatanperverlik olacağına inanan tek adam, savaş okulu nazırı [kumandanı] Süleyman paşa idi. Yirmibeş Mayıs gecesi, Redif ve Süleyman paşalar, Avni paşanın Kuzguncuktaki evinde toplanarak, üçyüz (300) harbiye talebesinin Dolmabahçe sarayını kuşatmasına karar verdiler. Talebeye, Sultanı korumak için gidiyoruz denildi.

Avni paşa sultanı öldürmeyi çoktan planlamış ve nihayet bu cinayeti işlemiştir. Uzun zaman sarayda casusu olan, ikinci mabeynci Fahri beyi bu işte kullandı. Cezayirli Mustafa pehlivanı ve Yozgatlı pehlivan Mustafa çavuşu ve Boyabatlı hacı Mehmed pehlivanı Ferıyye sarayına bahçıvan yaptılar. Fahri beyle bu pehlivanlar, odaya girip, uzun dövüşmeden sonra bileklerini kesip pencereden bahçeye kaçtılar. Avni paşa, çığlık seslerini duyarduymaz, Kuzguncuktaki yalısından, kayıkla, hemen Ferıyyeye geldi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan birini, Avni paşa hemen Trablusgarba sürdü. İkincisi olan Ömer beyin apoletlerini [formalarını] hemen orada sökmüştür. 1293 [m. 1876] Haziranın 4. cü günü sabahı, sultan Abdülaziz�in Ortaköy sahilinde Ferıyye sarayındaki odasından garip sesler gelmeye başladı. Saat dokuz buçukta odaya girenler, eski hakanı kanlar içinde buldular. Ertesi gün yayınlanan hükümet tebliği, şöyle diyordu: (Sultan Abdülaziz sakalını düzeltmek üzere istediği küçük makasla her iki bileğinin damarlarını açarak intihar etmiştir. Serasker Avni paşa cesedi karakola nakil ettirmiştir.) Bu tebliğ ve ekli tabib raporu, hiç kimseyi inandıramadı. Doktorlara yalnız bilekler gösterilmiştir. Avni paşa, birkaç sene önce de, sultan Abdülazizi zehirlemeye teşebbüs etmişti. Mithat paşa, ölümü işitince, (Hakanın muhafazası pek müşkil ve tehlikeli olduğundan, bu vech ile vefatı pek iyi oldu) demiştir. Maliye nazırı Yusuf paşa ise, (Melun herif [Avni paşa] padişahın başını yedi. İnşaallah yakında o katil de katledilir) demiştir. Sadrazam mütercim Rüştü paşa da, (Naşı karakola çıkardıkları zaman canlı imiş. Hekimler de, canlı olduğunu tasdik eylediler) demiştir. Üç pehlivana yüzer altın maaş bağlanarak, sırrı ifşa etmeleri önlendi. Sultan Abdülaziz�in naşını yıkayan sekiz imam, Yıldız muhakemesinde, sultanın iki dişi kırılmış, sakalının sol tarafı yolunmuş, sol memesi altında büyük bir çürük vardı demişlerdir. Pehlivanlar da, yaptıklarını sonradan itiraf etmişlerdir. İntihar edecek şahsın her iki bileğinin damarlarını birlikte kesemeyeceği de tıp ilminde meydandadır. Hüseyin Avni paşa, sultan Abdülaziz�in hal edileceğini birkaç sene önce Londra�da İngiliz nazırlarına söylemek cesaret ve hiyanetinde de bulunmuştu. Bunun için, (Encyclopaedia Britannica) intihar tezini ileri sürmektedir. Son çıkan, (Grand Larousse) ise, öldürüldüğünü yazmaktadır. 1940 tarihli (Larousse illustre)de, (fut assassiné en 1876= 1876 da katledildi) yazılıdır. 5 Haziran günü cenazesi büyük merasimle kaldırıldı. Topkapı sarayında yıkandı. Pederi sultan ikinci Mahmud hanın Çemberlitaş�taki türbesine defnedildi.

Süleyman paşa, bu inkılabın meşrutiyet için yapıldığını söyleyince, Avni paşa, sen sus! Asker siyasete karışmaz demiştir. Halbuki, kendisi, askeri çoktan siyasete karıştırmış. Balkanlarda felaketli hadiselerin patlak vermesine sebep olmuştu. Nitekim, 2 Temmuzda Sırp ve Karadağ prenslikleri isyan etti. Balkanlar karıştı. 24 Nisan 1296 [m. 1877] de Rusya�nın arabulucu teklifi red edilerek, 93 harbi başladı. Hemen müşir yapılan Süleyman paşa, Şıpka geçidini ruslara kaptırınca, mağlubiyete sebep oldu. Plevne�de üç kere zafer kazanarak gazi ünvanını alan Osman paşayı kıskandı. Maçka meydan muharebelerini de gayb ederek, Edirne�ye kadar kaçtı. Böylece, Edirne de, harap oldu. Ruslar Ayastefanosa [Yeşilköye] kadar geldi. İngilizler, bu mağlubiyeti fırsat bilerek, 20 Mayıs 1878 de, İstanbul'da Ali Süavi vakasını çıkarıp, ikinci Abdülhamid hanı devirmek, hilafeti lağv etmek istedi ise de, muvaffak olamadı. Ali Süavi mason idi. Karısı ingiliz idi. (Yeni Türkiye tarihi) diyor ki, (İkinci Abdülhamid hanın diplomasisi [Aklı ve zekası] olmasaydı, 93 harbinin zararları daha büyük olacaktı). Süleyman paşa, sefih ve zelil bir hayat sürerek, 1891 de Bağdat�ta öldü.

Abdülaziz hanı şehid ettiren paşalar, başarılarının zevki içinde, Mithat paşanın Bayeziddeki konağında, 15 Haziran gecesi toplanmışlardı. Odaya giren erkan-ı savaş kolağası, 26 yaşındaki, Hasen bey, Avni paşayı ve sonra hariciyye nazırı Raşit paşayı vurup öldürüyor. Mithat paşayı kovalıyor ise de, paşa mutfağa kaçıp, aşçının dolabına saklanıp, ölümden kurtuluyor. Yaralı yakalanan Hasen bey, ertesi gün Bayezid meydanında şehid ediliyor. Edirnekapı�dan Topkapı�ya giderken, sağ köşede, parmaklıklı mezarının büyük taşında (Ümera ve guzati çerakiseden İsmail beyin oğlu olup, Savaş okulunu bitirip, kolağası rütbesinde iken, genç yaşında, velinimeti uğrunda fedayi can eden, Çerkes Hasen beyin kabridir) yazılıdır. Sultan Abdülaziz han, Çerkes Hasen beyin eniştesi idi. Halifenin feci şekilde şehid edildiğini ve annesi Pertevniyal sultana çok çirkin işkenceler yapıldığını işiten sultan Muradın üzüntüden ve bu felaket yolunun sonunu düşünmekten aklı bozuldu.

Sultan Abdülaziz han, onbeş senelik saltanat zamanını Dolmabahçe sarayında geçirdi. Bu sarayda iken hal edildi. Beşinci Murad da üç aylık saltanatını bu sarayda geçirdi. İkinci Abdülhamid han, bu sarayda yedi ay oturduktan sonra, Yıldız kasrlarına yerleşti. Sonra Yıldız sarayını yaptı. Sultan Mehmed Reşad da, Dolmabahçe sarayında oturdu.

Sultan Abdülaziz han, 1862 de yeni askeri elbiseleri kabul etti. 1863 de posta pulu kullanıldı. 1869 da Süveyş kanalı açıldı. 1871 de İstanbul'da tramvay işletilmeye başladı. 1875 de Galata tüneli yapıldı ve askeri rüştiyye mektepleri açıldı. 1863 de Osmanlı bankası açıldı. 1864 de sahillere deniz feneri konuldu ve devlet şurası [Danıştay] kuruldu. 1867 de sultani mektepleri [liseler] açıldı. 1868 de Sanayi mektepleri açıldı. 1869 da Fransa imparatoriçesi İstanbul�u ziyaret etti. 1870 de Avusturya imparatoru, sultan Abdülazizi ziyarete geldi. 1870 de şark demir yolları yapıldı. 1870 de tıbbiyyei mülkiye açıldı ve orman ve maden mektepleri açıldı ve Eski saray dış kapısı, yani üniversitenin Bayezid meydanına açılan giriş kapısı yapıldı. 1871 de itfaiyye alayı teşkil edildi. 1872 de seyyar havz yapıldı ve Darüşşefeka lisesi açıldı. 1873 de İran şahı, sultan Abdülazizi ziyarete geldi ve İzmit demir yolu yapıldı.

Abdülaziz han, kardeşi gibi, memleketin idaresini Ali ve Fuat paşanın ve bunların yetiştirdiği masonların ellerine bıraktı. Bunlar da, İngilizin siyasetine göre hareket ettiler. Dağıstanlı şeyh Şamil, yirmi sene ruslarla kahramanca cihad yaparak, ordularını perişan ederken, seyirci kaldılar. Bu mücahidin 1866 da esir düşmesine sebep oldular. Rusların 1873 de, Semerkand, Buhara ve Hiveyi işgal etmelerine de sebep oldular. Ömürlerini Avrupa�da geçirdiler. Memlekette kaldıkları zaman, Tanzimat fermanındaki mason planlarının tatbik edilmeleri için çalıştılar. Bu hıyanetlerinin sebebi mesulü elbette Halifenin gafleti idi. Bu gafletinin neticesinde, masonlar ve onlara aldananlar tarafından şehid edildi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Beşinci Murad Han

Osmanlı padişahlarının otuz üçüncüsü, İslam halifelerinin doksan sekizincisidir. Babası, Abdülmecid Handır. 1840 da İstanbul�da doğdu.

Babasının 25 Haziran 1861�de vefatından sonra Abdülaziz Han padişah olunca, veliaht oldu. Nezaketi, kibarlığı, çağına göre bilgisi ve yumuşak huyluluğu ile sevildi. Amcası Abdülaziz Hanın 1863 Mısır ve 1867 Avrupa seyahatlerine katıldı. Bu gezilerde davranışları ile Osmanlı hanedanının asaletini temsil ederek takdir topladı. Veliaht Murad, 30 Mayıs 1876 tarihinde Sultan Abdülaziz Hanın hal� edilmesiyle Osmanlı Sultanı ilan edildi. 4 Haziran 1876 da Abdülaziz Hanın feci şekilde şehid edildiğini ve annesi Pertevniyal Sultana çok çirkin işkenceler yapıldığını işiten Sultan Murad Hanın üzüntüden ve bu felaket yolunun sonunu düşünmekten aklı bozuldu. Üzüntüden hastalığının artmasında doktor Capoleone�nin cahilane ve yanlış teşhis ve tedavisinin mühim rolü oldu. Beşinci Murad Han bu hasta haliyle ihtilalcilerin kuklası haline getirilip, Avrupa�da belirli odakların devleti ve İslamiyet�i yok etmek için hazırladıkları yıkıcı planları tatbik edilmek istendiyse de kardeşi İkinci Abdülhamid Han bunların önüne geçti. 31 Ağustos 1876 da hal� edilen ve doksan üç gün saltanat süren Beşinci Murad Han, Osmanlı sultanlarının en az padişahlık yapanıdır.

Saltanattan hal�inden sonra, ailesiyle Çırağan Sarayına yerleştirilen Beşinci Murad Hanın hastalığı sonradan iyileşti. Vaktini okumak ve torunlarını okutmakla geçiren Murad Han, kardeşi Sultan Abdülhamid Hanın nazikane hatır sormasını, daima teşekkürle cevaplandırırdı. 29 Ağustos 1904 tarihinde vefat eden Beşinci Murad Han, İstanbul�da Yeni Camideki türbeye defnedildi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Abdülhamid Han

Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve en yüksekleri idi. İslam halifelerinin doksan dokuzuncusu idi. 1842 de doğdu. 1876 da halife oldu. 1918 de vefat etti. Çemberlitaş�ta, dedesi sultan Mahmud�un türbesindedir.

İslamiyet'e hizmeti, saymakla bitirilemez. Abdülaziz han, düşmanlara alet olanlar tarafından şehid edilip, sonra beşinci Murad da hal edilip, kendisi kukla olarak halife yapıldı. Avrupa�da belirli ocakların İslamiyet'i yok etmek için hazırladığı yıkıcı planları, kıyasıya hortlatmaya başlarken önlerine dikildi. Aklı, zekası ve ilmi fevkalade üstün olduğu için, memlekete karşı asırlar boyunca hazırlanmış olan sinsi, alçak ve vahşi suikasdı hemen sezdi. Hazırlayanları ve maşa olarak kullandıkları sahte kahramanları, iş başından uzaklaştırdı. İslam bilgilerini, yani din ve fen ve ahlak bilgilerini memleketin her yerine yaydı. Çok sayıda kültürlü din adamı yetiştirdi. Milleti otuzbir sene adalet ile idare etti. Bilgili, temiz bir gençlik yetiştirdi. Haksızlığın, kötülüğün, ahlaksızlığın kökünü kazıdı. Bu yüzden bazı kimselerin hedefi oldu. Yıllarca kötülendi. İftiralara uğradı. Sonra gelen gençliğe, büsbütün yanlış olarak tanıtıldı. Fakat, insaflı yazılan tarihleri okuyanlar ve onun ilme, fenne, sanayiye, ticarete, ahlaka, kısaca insanlığa bıraktığı eserlerini görenler, bu iftiralara aldanmadı. Ona dil uzatan yalancılardan, ilim adamı, yazar maskesi altında çalışan düşmanlarından ve bunların söyledikleri yalanlardan nefret ettiler. Onun büyüklüğü karşısında hayran kaldılar.

Önce, bir sene beş ay devlet idaresine karıştırılmadı. Memleketi sadrazam Mithat paşa ve arkadaşları idare etti. Bunlar, 24 Nisan 1295 [m. 1877] günü Rus harbine sebep oldular. Mali 1293 senesine rastladığı için (93 harbi) denilmektedir. 93 harbi Edirne mütarekesine kadar dokuz ay sürdü. Müşir [Mareşal] yaptıkları Süleyman paşa, Şıpka geçidinde büyük gaflet yaparak, en seçkin Türk birliklerinin harcanmasına sebep oldu. Bu hezimete kahramanlık denilerek, başkumandan yapıldı. Fakat, Filibe�ye ve oradan Edirne�ye kaçtı. Edirne�de de tutunamayıp mütareke istedi. Mütareke Abdülhamid hanın, kraliçe Viktorya�ya çektiği telgraf üzerine mümkün olabildi. Ruslar ve Bulgarlar, onbinlerce Türk kadın ve çocuğunu kestiler. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan�dan, İstanbul�a hicret etti. O zaman Rusya�nın nüfusu doksan, Osmanlıların ise altmışdört milyondu. Sultan Abdülhamid han, faciaları görünce, Edirne mütarekesinden onüç gün sonra, 13 Şubat 1296 [m. 1878] da Meclisi mebusanı kapattı. Devlet idaresini eline aldı. Mebusların ancak yüzde kırkı Türktü. Bu parlamento devam etseydi, Osmanlı devleti, daha o zaman parçalanacaktı. Sultan Abdülhamid hanın ilk ve büyük başarısı, bu felaketi görmesi ve önlemesi oldu.

Osmanlılara imzalattırılan 3 Mart 1878 Ayastefanos [Yeşilköy] muahedesini sultan Abdülhamid han bir türlü hazmedemedi. Dahiyane bir kurnazlıkla 4 Haziran 1878 de İngiltere ile gizlice anlaştı. Kıbrıs adasının idaresini İngiltere�ye bıraktı. Adanın gelirleri her yıl İstanbul�a yollanacak, ada Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası kalacaktı. Buna karşılık, İngiltere Ayastefanos muahedesinin Türkiye lehine değiştirilmesine yardım edecekti. Böylece, Berlin muahedesi, 13 Temmuz 1878 de imzalanarak, topraklarımızın çoğu geri alındı. Bu harpte, para tazminatı pek ağır oldu. Sultan Abdülhamid, buna da pek dahiyane çare buldu. 1881 de Düyuni umumiyye idaresi kurarak, borçları, ikiyüzelliiki milyondan, yüzaltı milyona indirdi. Bu büyük başarısı, memlekete unutulmaz bir hizmet oldu.

Büyük devletlerin bütün baskılarına rağmen, Abdülhamid han, Berlin muahedesinin, Anadolunun şarkında Ermenilere muhtariyet veren maddesini hiç tatbik etmedi. Mithat paşa ve arkadaşları, Rusya�nın savaş açmasına sebep oldu. Bütün Rumeli ve Anadolunun büyük kısmı Rusya�nın eline geçti. Dahili işler, masonların elinde kaldı. İslamiyet'i yıkmak, dinde reformlar yapılmak isteniyordu. Bunun için, din adamları cahil yetiştiriliyordu. Alman tarihçisi, Hans Kramer, (Ondokuzuncu asır) adındaki büyük tarih kitabının üçüncü cildi, yirmialtıncı sayfasında (dessen klugen Bruder Abdülhamid II) = Beşinci Muradın akıllı kardeşi, diye övdüğü sultan ikinci Abdülhamid, memleketin felakete götürüldüğünü, paşaların, mason uşağı olduklarını görerek, meclisi kapattı. İrade-i seniyye ve meclis-i vükela [Bakanlar kurulu] kararı ile meclis-i mebusan tatil edildi. Meşrutiyet ve bunu sağlayan doksanüç (93) kanuni esasisi [anayasası] ilga edilmedi. Bu anayasa 1908 de ikinci meşrutiyetin ilanına kadar devam etmiştir. Sultan Abdülhamid han, ayan üyelerinin [senatörlerin] vazifelerine de son vermedi. Yaşayanları, 1908 millet meclisine dahil oldular. Sultan Abdülhamid han, devleti, milleti, otuzbir sene, Allahü teâlânın emirlerine göre, adaletle idare etti. Millet, sulh, bolluk, ucuzluk, rahat ve huzur içinde yaşadı.

Her vilayette mektepler, hastaneler, yollar, çeşmeler, Viyana�dan başka bir yerde eşi bulunmayan modern bir tıp fakültesi yaptırdı. 1876 da Mektebi Mülkiyeyi yaptırdı. 1879 da bir müze yaptırdı. 1880 de hukuk mektebi ve divan-ı muhasebatı [sayıştay] kurdu ve Beyoğlu kadın hastanesini yaptırdı. 1882 de güzel sanatlar akademisi, 1883 de yüksek ticaret mektebi, 1884 de yüksek mühendis mektebi ve yatılı kız lisesi açıldı. 1886 da Terkos suyunu İstanbul�a getirtti ve mülkiye lisesini açtı.

1888 de Alman imparatoru İstanbul�a gelip, sultan Ahmed meydanında Alman çeşmesi yapıldı. 1890 da Bursa�da ipekçilik mektebini yaptırdı. 1891 de Halkalı ziraat ve baytar mektebi ve Kağıthanede bir poligon kurdurdu. 1892 de Bursa demiryolunu ve Aşiret mektebini yaptırdı. 1893 de Üsküdar lisesi ve Rüştiyye mektepleri ve yeni postane binası ve Osmanlı bankası ile Reji binalarını ve (Yafa-Kudüs) demiryolu ile Ankara demiryolu yapıldı. Yine 1893 de Hamidiyye kağıt fabrikası, Kadıköy havagazı fabrikası ve Beyrut limanı rıhtımını yaptırdı. 1894 de Osmanlı sigorta şirketi ve Küçüksu barajı ve (Manastır-Selanik) demiryolu yapıldı.

1895 de (Şam-Horan) demiryolu ve (Eskişehir-Kütahya) demiryolu yapıldı. Yine 1895 de Hamidiyye yüksek ticaret mektebi ve (Galata-Tophane) rıhtımı, Dolmabahçe saat kulesi yapıldı. 1896 da (Beyrut-Şam) demiryolu, Dar-ül-aceze binası, mum fabrikası, (Afyon-Konya) demiryolu, Sakız limanı rıhtımı, şimdiki İstanbul lisesi binası, (İstanbul-Selanik) demiryolu yapıldı. Ereğli kömür ocakları çalıştırıldı. 1897 de Tuna nehrinde Demirkapı kanalını, kapalıçarşı tamirini yaptırdı.

1896 Yunan zaferini kazandı. Akıl hastanesini yaptırdı. 1899 da Şişlide Hamidiyye Etfal hastanesini yaptırdı. 1900 da Medine-i münevvereye kadar telgraf hattı yaptırdı. 1902 de Hamidiyye Hicaz demiryolu Zerkaya kadar işledi. Kağıthanedeki Hamidiyye suyu yapıldı. Yeni balıkhane, Haydarpaşa rıhtımı, maden arama mektebi, Şam�da tıbbiyyei mülkiye yapıldı. Haydarpaşa�da askeri tıbbiyye mektebi şahanesi 1903 de açıldı. 1904 de dilsiz ve sağırlar mektebi açıldı. Yine 1904 de Bingaziye telgraf hattı yapıldı. 1905 de (İstanbul-Köstence) kablosu döşendi. Haydarpaşa istasyonu binası yapıldı. Beşiktaş tepesindeki Yıldız sarayını ve önündeki camii yaptırdı.

Velhasıl Avrupa�da yapılan yeniliklerin hepsini en modern şekilde yurdumuzda yaptırdı. Ne yazık ki, 1909 da tahttan indirilince, bütün bu ilerlemeler durdu ve memleket kana boyandı. Abdülhamid han, (İstanbul-Eskişehir-Ankara) ve (Eskişehir-Adana-Bağdat) ve (Adana-Şam-Medine) demiryollarını yaptırdığı zaman, başka memleketlerde bu kadar demiryolu yoktu. Din bilgileri, fen ve edebiyat üzerinde çok kitap bastırdı. Köylere kadar kurslar açtırdı. Parasız kitaplar gönderdi. Savaş gücünü gayb etmiş olan eski gemileri Halice çekip, Avrupa�da yeni yapılan üstün evsaflı kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi. Askeri, subayı öyle şerefli olmuştu ki, bir kahve önünden bir binbaşı geçerken, kahvede oturanlar ayağa kalkarak saygı gösterirlerdi. Öyle bereket vardı ki, bir binbaşının evinde pişen yemekten, bir mahalle fakirlerinin karnı doyardı. Bütün millet, sivil, asker, herkes birbirini çok severdi. Yalnız 1896 yılında, Yunan isyanı oldu. Ethem paşa kumandasında gönderdiği askeri, kendisi saraydan idare ediyordu. Askeri yirmidört saatte Termopil geçidini aşıp, Atina�ya girdi. Bütün Avrupa kumandanları buna şaşırdı. Çünkü, Alman kurmayları, Osmanlı ordusu, Termopili altı ayda geçemez diye rapor vermişti.

İkinci Abdülhamid hanın güzel ahlakını, dine olan bağlılığını, edep ve hayasının derecesini, aklını, ilmini, adaletini, millet için durmadan çalıştığını, hiç can yakmadığını, düşmanlarına bile iyilik ettiğini, masonların aldattıkları ve maşa olarak kullandıkları satılmışları bile af ettiğini anlamak isteyenlere, (Mabeyn baş katibi) Esad beyin (Hatırat-ı Abdülhamid-i han-ı sani) kitabını okumalarını tavsiye ederiz.

Ermeni komitecilerin hazırladıkları ve 21 Temmuz 1323 [m. 1905] günü Cuma namazını kılıp, Yıldız camiinden çıkarken patlatılan bir arabadaki saatli bombadan kurtulunca, binlerce seyirci ve ecnebi diplomatlara karşı, düşünmeden, hemen söylediği şu kelimeler, kalbinin temizliğini, milletin olgun, şefkatli bir babası olduğunu göstermeye yetişir sanırız: (Kendimce en büyük emel, ahalinin rahat ve mesut olmasıdır. Bu uğurda, gece-gündüz nasıl çalışıldığı ve gayret gösterildiği malumdur. Gayret ve hüsn-ü niyetimin min tarafillah mükafatı, şu hadiseden, hıfz-ı Huda ile, emin olmaklığımdır. Onun için, cenab-ı Hakka şükür ve hamd ederim. Müteessir olduğum bir şey varsa, asker evlatlarımdan ve ahaliden bazılarının telef ve mecruh olmalarıdır. Buna, ilelebed teessüf ederim. Tebeamın, hakkımda göstermiş oldukları hissiyata an-samimilkalb memnuniyetimi beyan eyler, afati semaviyye ve erdiyyeden masuniyetleri için dua ederim).

Merkezi Selanikte bulunan üçüncü ordunun bazı subayları, ingiliz casusları tarafından bol para ve makam vaadleri ile aldatıldı. 7 Temmuzda Şemsi paşa, teğmen Atıf tarafından vuruldu. Ellerinde ingiliz, fransız silahları bulunan hareket ordusu İstanbul�a yürüdü. Halife, [müslüman kanı dökülmesin diye] bunlara karşı koymadı. Bu durum, facia ve felaketlere sebep oldu. 23 Temmuz 1908 de ikinci meşrutiyet ilan edildi. Silah baskısı altında seçim yapıldı. 17 Birinci kanun [Aralık]da meclis açıldı. Bununla, devletin idaresi, ehliyetsiz, tecrübesiz ellere geçti. İngilizlerin hazırladığı facialar tekrar başladı.

5 Ekim 1908 de, Bulgaristan prensliği, krallığını ilan ederek, Osmanlılardan ayrıldı. Yine o tarihte, Avusturya, Bosna-Herseki ilhak etti. Yunanistan da baş kaldırıp, beş sene sonra Girit�i ilhak eyledi. 14 Nisan 1909 da, Adana�da ermeni ihtilali oldu. Müslümanların mallarına, canlarına, ırzlarına saldırdılar. 1850 Türkü öldürdüler. İttihadcılar buna da seyirci kaldılar. Halk, onyedibin ermeniyi öldürüp isyan bastırıldı. İttihadcılar, Avrupalılara şirin görünmek için yüzlerce Müslümanı kestiler, astılar. Bu zulümleri, o zaman Adana valisi olan meşhur Cemal paşa yaptı. Dahiliyye nazırı Talat paşanın takdirine mazhar oldu. Bu hadiseler dolayısiyle ittihadcılar da [1914]de meclisi kapattı. Sultan Hamide hak vermek zorunda kaldılar.

31 Mart vakası adı ile meşhur olan 13 Nisan 1327 [m. 1909] hareketi ile sultan Abdülhamidin hiçbir alakası olmadığı, kati olarak anlaşılmıştır. İttihadcıların, padişaha sadık birinci orduya güvenmeyerek, Selanikteki üçüncü ordudan getirdikleri avcı taburlarının çıkardığı tespit edilmiştir. Yani ittihadcıların bir tertibi olmuştur. İttihadcılar, böylece Selanikten Bulgar, Sırp, Yunan, Arnavut yağmacılarının meydana getirdikleri hareket ordusunu İstanbul�a gönderdi. Talat beyin baskısı ile Sultan, 27 Nisan 1327 [m. 1909] da tahttan indirildi. Son meşrutiyet zamanında hükümdarlığı dokuz ay, beş gündür. Selanikten gelen, toplama ve frenk silahlarını taşıyan hareket ordusuna karşı koymak isteyen kumandanlara, çarpışılmamasını, Müslüman kanı dökülmemesini sıkı emir verdi. İsteseydi yalnız Taksim ve Taş kışladaki talimli asker ve sadık subaylar, gelen çapulcu alaylarını darmadağınık edebilirdi. Fakat, kardeş kanının dökülmesini istemedi. İstanbul�a giren hareket ordusu kumandanları, doğru Yıldız sarayına geldiler. Hazineyi, asırlardan beri toplanmış olan kıymetli yadigârları ve dünyanın en zengin kütüphanelerinden olan saray kitaplığının bir kısmını yağma ettiler. Padişahın altın arabası bile parçalanıp paylaşıldı. Bu barbarca saldıranlar, birer kahraman, kurtarıcı ilan edildi.

O yıl, ittihadcılar, Sultandan iki yaş küçük olan kardeşi Mehmed Reşadı yerine geçirdiler. Sultan Reşad, ihtiyar, sessizdi. Ortalığı kana boyayanların, gönülden Müslüman olmadıklarını görüyordu. Bu canavarlar karşısında aciz, zavallı bir kukla halinde idi. İttihadcılar, sultan Hamidi lekeleyecek bir suç bulamadılar. Milletin onu çok sevdiğini, saydığını görerek, öldürmeye de cesaret edemediler. Hemen o gece, kurmay binbaşı Fethi Okyar�ın emrinde olarak, trenle Selaniğe götürdüler. Orada Alatini köşkünde hapis edildi. Ömrünü okumakla ve ibadet ile geçirdi. Hükümeti ele geçiren ittihadcıların çoğu, hatta din işleri başkanı olan şeyh-ul İslam efendileri dahi mason idi.

Sultan Hamid hanın kansız ve huzur içinde geçen idaresinden sonra memleket, siyasi idamlar, sui kasdler ülkesi oldu. Çok kimseleri idam ettiler. Birbirlerini, hatta kendi başkumandanları olan Mahmud Şevket paşayı da dört aylık sadrazam iken 11 Haziran 1331 [1913] de kendileri öldürdü. Yerine getirilen Mısır prensi Said Halim paşanın 3 sene, 7 ay ve 23 günlük ve bunun yerine gelen Talat paşanın birbuçuk senelik sadaret zamanlarında, memleket karma karışık oldu. Herkes, ölüm, hapis korkusu içinde idi. Can, mal ve namus emniyeti kalmadı. İslam düşmanlığı, küfür ve irtidad moda olmaya başladı. Her vilayette zalimler türedi. 1329 [m. 1911] da Arnavut isyanı oldu. Mahmud Şevket paşa büyük kuvvetle önleyemedi. Sultan Reşad 16 Haziranda Kosova�ya gitti. Beşyüzyirmiiki sene önce, dedesinin zafer kazandığı yerde, yüzbin Arnavut ile Cuma namazı kıldı. Huzuru temin etti. Mahmud Şevket paşanın sekseniki taburla yapamadığını, sultan Muhammed Reşad, bir gövde gösterisi ile temin eyledi.

Ebüzziya takviminin 19 Şubat 1945 pazartesi yaprağında diyor ki:
(Meşrutiyetin başlangıcı, memleketimiz için büyük felaket ve ziyanlara sebep oldu. Çünkü 1911 de Trablusgarb İtalyanlara bırakıldı. 1912 de Balkan harbi bozgunu oldu. İki büyük kıta ile ilişiğimiz kesildi. Afrikada birmilyonikiyüzbin kilometre kare, Rumelide ikiyüzelli bin kilometre kare yerimiz elden gitti. Birinci cihan harbinde de birmilyon kilometre kareden fazla toprak gayb oldu. Koca imparatorluk yağma edildi. Bu felaketlere, ittihad ve terakkinin, gafil, cahil, fırkacı, inatçı, bölücü idaresi sebep oldu.)

Birinci cihan harbine Osmanlılar üç milyon askerle katıldı. Bir milyon zayi eyledi. Bunun dörtyüzbini cephede şehid oldu. Müttefiklerimizin mevcudu yirmiüç milyon olup, onbeşbuçuk milyon zayıatımız oldu. Bunun üçbuçukmilyonu cephede öldü. Düşman orduları mevcudu, kırküç milyon idi. Bunların yirmiüç milyonu zayi oldu. Yalnız beşbuçuk milyonu cephede öldü.

Sultan Abdülhamidi tahtından indirenler, sonunda memleketi düşman çizmelerinin altında bırakarak kaçtılar. İlk olarak Enver paşa, Talat paşa, doktor Behaeddin Şakir, doktor Nazım, 30 Ekim 1918 de Mondros mütarekesini imza ettikten bir gün sonra, gece yarısı kaçtılar. Talat paşa 1921 de kırkdokuz yaşında Berlin�de, Enver paşa kırk yaşında 1922 de Türkistan�da, Cemal paşa da 1922 de elli yaşında Tiflis�de öldürüldüler. Avrupa�daki mason locaları, bu başarılarını uzaktan keyif ile seyrediyorlar, İslamiyet'i yok etmek için, yeni planlar hazırlıyorlardı. Masonlar, ittihadcılara yaptırdıkları bu cinayetleri Mithat paşa ve arkadaşları gibi maşalarla, daha otuzbir yıl önce ve pek kıyasıya yaptıracaklardı. Fakat, çok akıllı, zeki, ileriyi görüşü keskin ve tam Müslüman olan, ikinci Abdülhamid han, bunu anlamış, bu felaketleri önlemiş, İslam âlemine seadet, huzur sağlamıştı. Bunun için, bu yüce hakana, kızıl sultan, korkak, zalim gibi isimler taktılar. Böylece gençleri aldatmaya, onun sevgisini, büyüklüğünü gönüllerden çıkarmaya uğraştılar.

(Türkiye Tarihi)nde diyor ki:
(İkinci meşrutiyetten sonra gelen yeni rejim, ikinci Abdülhamidi mahkum etmiş, hatta bugüne kadar, bu hükümdarın lehinde, hatta tarafsız yazmak ve konuşmak, tehlikeli sayılmıştır. Bunun bir sebebi, ikinci Abdülhamidin, asla mürteci, gerici olmamak şartı ile, muhafazakâr olması ve imparatorluğu otuz yıl şahsen adalet ile idare etmesidir. İkinci Abdülhamidi düşürenler birbirinden inkılabcı oldukları için, tabiatiyle, bu hükümdarın muhafazakârlığını beğenmemek durumunda kalmışlardır. Ancak tarih, siyaset değildir. Günün modasına göre söyleyen, yazan kimse, tarihci değildir. Çünkü, siyasi rejimler ve fikir modaları daima değişir. Yakın maziyi halka fena tanıtmak gibi hissi görüş, ilmi tetkik yapılmasına mani olmaktadır. Bazı sathi görüşlü kimseler, günlük oluşları küçültür, gölgede bırakır diye, eski kahramanları küçültürler. Tarihi realiteden korkmak manasızdır. Türkiye�de, yine de, ikinci Abdülhamid aleyhindeki yalanları nakil etmek modası yürürlüktedir.

13 Şubat 1295 [m. 1878] gününe kadar, ikinci Abdülhamidin saltanatının ilk bir yıl, beş ay ve onüç günü, bu hükümdarın şahsi idaresi ile ilgisizdir. Şahsi idaresi, 13 Şubatta başlar. 7 Zilhicce 1293 ve 23 Kanuni evvel [Aralık ayı] 1876 günü birinci meşrutiyet ilan edildi. İlk millet meclisi 19 Mart 1877 de açıldı. Anayasayı hazırlayanlardan Mithat paşa, bir hukukcu değildi. İkinci Abdülhamid han hatıratında diyor ki:
Mithat paşa, öteden beri meşrutiyet taraftarı idi. Lakin ismini ve bazı kitaplarda methini işitmekle hasıl olmuş bir taraftardı. Hiçbir devletin Kanuni esasisini tetkik etmiş ve bu babda esaslı fikir edinmiş değildi. Rehberi, nafia vekaletinin müsteşarı, Odyan efendi idi. Odyan efendi ise, o zaman bile bizde mümtaz hukukculardan değildi. Hele memleketi hiç bilmezdi. Zan ederim bu vukufsuzluk, Mithat paşa ile Taif kalesine kadar beraber gitti.

Mithat paşanın başkanlığında, Ziya bey [paşa] ile Namık Kemalin de katıldığı bir heyetin hazırladığı Anayasanın 113. cü maddesi, hükümdara bir şahsı sürmek hakkını vermişti. Bu maddeyi Mithat paşa, mahsus koydurdu. Çünkü, ölünceye kadar iktidarda kalmayı umuyordu. Bu madde ile, muhaliflerini sürmek istemiştir. Nitekim birkaç devlet adamını sürdü. İkinci Abdülhamid han, muhakemesiz sürülmenin tanzimata aykırı olduğuna dikkati çekti ise de, Mithat paşayı ikna edememişti. Mithat paşa, anayasaya, herkesin kendi dili ile konuşabileceğini koydurmak istemiş, fakat Sultan, bu maddeyi kaldırmıştır. Mithat paşa, Sultanın bütün selahiyetini yok etmek için, Anayasayı büyük devletlerin kefaletleri altına koymak istemiştir. Türk devletinin istiklalini yok edecek bu feci madde de kabul edilmemiştir. Rusya ile savaş etmek için, Bab-ı alide nutuklar çekti. Medrese talebesini ayaklandırarak, savaş lehine nümayiş yaptırdı. Bunlar, Sultanın penceresi altında bile savaş diye bağırdılar. Savaş olursa, İngiltere�nin yardım edeceğine inanıyordu. İçki sofralarında, Cumhuriyet ilan edip, üçüncü Napolyon gibi, Cumhurbaşkanı, sonra imparator olacağını söyledi ve (niçin Âl-i Osman olur da, Âl-i Mithat olmaz) dedi. İşi daha ileri götürerek, hususi asker yazmaya kalkıştı. Bu yeni asker, Millet askeri namı ile yeni bir ordu teşkil edecek ve Mithat paşanın emrinde olacaktı. Hıristiyan ve Müslümanlardan gönüllü yazılanlar, başkumandanları Mithat paşa lehine yürüyüşler yapıyorlar. İstanbul'da huzuru bozuyorlardı. Yeniçeri ocağı hortluyordu. Mithat paşa, milliyetçiliğe uymayan hareketlerde de bulundu. Bosna�da, Türk bayrağındaki ayyıldız yanına bir haç eklenmesini emretti. Devlet bayrağının, bir eyalette olsa bile, sadrazam emri ile değiştirilmesi de, onun demokrasi anlayışına parlak bir örnektir. Bu haçlı Türk bayrağını taşıyan bir tabura İstanbul'da geçit resmi bile yaptırdı. Bütün bu sapıklıkları, ikinci Abdülhamid hanın sabrını taşırarak, 5 Şubat 1877 de, onu sadrazamlıktan azletti. Kendi arzusu üzerine İzzeddin vapuruna bindirilerek İtalya�ya gönderildi. Eline de beşyüz altın verildi. Bir sene, sekiz ay çeşitli şehirleri gezdi. İngilizlerle halifeye karşı anlaşmalar yapması üzerine, yurda çağrıldı. İki ay Girit�te, Hanya�da oturduktan sonra 1295 [m. 1878] son ayında Suriye valisi, 4 Ağustos 1297 [m. 1880] de Aydın valisi yapıldı. Burada iken, 16 Mayıs 1298 [m. 1881] de, Yıldızda muhakeme edilmek için tevkif emri verildi. Fransız konsolosluğuna sığınarak kendisini lekeledi. Fransız sefirinin emri ile halifeye teslim edildi. Mahkemenin idam kararını halife, müebbet hapse çevirip, 28 Temmuzda İzzeddin vapuru ile Rüştü, Mahmud ve Nuri paşalarla ve Hasen Hayrullah efendi ile birlikte Taife götürülüp hapis edildiler. 6 Mayıs 1301 [m. 1883] de Mahmud Celaleddin paşa ile, askerler tarafından boğulup öldürüldüler. İngiltere onu kurtarmaya karar verdi. Kızıldeniz�deki bir savaş gemisine bu vazifeyi verdi. Paşaların, İngilizler tarafından kaçırılacağını anlayan hicaz valisi müşir Osman Nuri paşanın emri ile öldürüldüğü sanılmaktadır). (Yeni Türkiye Tarihi)nin yazısı tamam oldu.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Mehmed Reşad Han

Osmanlı padişahlarının otuz beşincisi ve İslam halifelerinin yüzüncüsüdür. Çocukluğundan itibaren hususi olarak iyi bir tahsil ve terbiye ile büyüdü. Yüksek din ve fen bilgilerini okudu. Arapça ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Uzun Şehzadelik devrinin çoğunu okumakla geçirdi.

1890 senesinde İngilizlerin yardımıyla kurulan ve padişah aleyhtarı Türk, Rum, Ermeni, Arnavut ve Yahudilerle Bulgar, Sırp ve Yunan çeteleri tarafından desteklenen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1909 yılında Sultan Abdülhamid Hanı tahttan indirdi ve yerine kukla bir vaziyette Mehmed Reşad Hanı geçirdi. Devlet idaresini tamamen hakim olan ittihatçılar, istedikleri kabineyi iş başına getiriyorlar, istemediklerini ise baskı ve tehditle görevden uzaklaştırıyorlardı.

Sultan Abdülhamid taraftarı diyerek pek çok kişiyi idam ettirdiler. Herkes ölüm ve hapis korkusu içine düştü. Memlekette can, mal ve namus emniyeti kalmadı. Devlet düşmanlığı, küfür ve dinden dönme moda oldu. Her vilayette zalimler, asiler ve zorbalar türedi. Bunun neticesi olarak Arnavutluk'ta isyan hareketleri başladı. Arnavutluk bölgesi mebusları, hükümete müracaat ederek şiddet hareketlerine başvurulmadan bölgeye bir nasihat heyeti gönderilmesini istediler. Ancak şiddet taraftarı olan İttihat ve Terakki mensupları, Mahmut Şevket paşa komutasında büyük bir orduyu Arnavutluk'a göndermelerine rağmen ve pek çok kan dökülmesine sebep oldukları halde isyanı önleyemediler. Sultan Reşad, 16 Haziran 1911'de Kosova'ya gitti. 522 sene önce dedesi Murad-ı Hüdavendigar'ın zafer kazandığı yerde, yüz bin Arnavut ile Cuma namazı kıldı. Balkan Müslümanları ve Arnavutlar asırlar öncesi Osmanlı hakimiyetine girişlerinde adalet hissini Sultan Reşad Hanın ''Baba'' davranışıyla tekrar ve daha ziyadesiyle yaşadılar. Arnavutluk'taki yüzbinlerce Müslüman, Halife-i Müslimin ve Osmanlı Sultanı Reşad Hanı görebilmek için bütün sıkıntılara katlanarak yollara düştü. Sultan din ve millet farkı gözetmeden bütün halka bol ihsanlarda bulundu. Huzuru sağladı. Mahmud Şevket paşanın yirmi iki taburla yapamadığını, sultan Mehmed Reşad bir gövde gösterisiyle temin etti.

Ancak İttihatçıların ihanet derecesine varan gafletleri devam ediyordu. Sultan Abdülhamid Hanın bizzat körüklediği kiliseler ihtilafını, 3 Temmuz 1910 da neşrettikleri bir kanunla hallettiler. Böylece Balkan milletleri arasında ihtilaf kalmadığından, Osmanlı Devleti aleyhine kolayca birleştiler. Bu birleşme bir süre sonra (8 Ekim 1912) Balkan Harbinin başlamasına sebep oldu.

Siyaset yapmaktan memleket müdafaasına vakit bulamayan komutanların elinde kalan Osmanlı orduları, Karadağ, Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan, karşısında bozguna uğradılar.

30 Mayıs 1913 e kadar devam eden savaş sonunda, Osmanlı Devleti, Yenipazar, Libya, Girit, Rodos, Onikiada, Arnavutluk, Epir ve Trakya'yı kaybetti. Edirne'de Balkan devletleri eline düştü ise de daha sonra müttefikler arasında çıkan anlaşmazlıktan faydalanılarak tekrar kazanıldı. Son facialarla Afrika kıtası ile ilişiğimiz kesilirken, Avrupa'da çok küçük bir toprağımız kaldı. Afrika'da 1.200.000, Rumeli'de ise 250.000km'lik yerimiz elden gitti. İttihat ve Terakki'nin gafil, cahil, fırkacı, bölücü idaresi neticesinde Osmanlı Devleti, padişahın haberi bile olmadan bu defa da dünyanın süper güçlerine karşı Almanya safında Birinci Dünya Harbine katıldı. (11 Kasım 1914)

Dört sene süren savaş sonunda koca Osmanlı imparatorluğu yağma olundu. Bir milyon km'den fazla toprak kaybedildi. Asker zayiatının yekunu ise bir milyonun üzerindeydi.

Sultan Mehmed Reşad, memleketin içinde bulunduğu durumun ızdırabı içerisinde 3 Temmuz 1918 de vefat etti. Cenazesi kendisi tarafından hazırlanmış olan Eyüb'teki türbesine defnedildi. Mehmed Reşad Han, halim, selim ve merhametli bir şahsiyet sahibi olup, terbiye ve nezaketi her türlü ölçünün üstünde bulunuyordu. Maiyetine karşı çok şefkatli davranır, biri rahatsızlanınca, iyileşinceye kadar defalarca hatırını sorardı. Hafızası çok kuvvetliydi. Dini vecibelerini geciktirmeden yapar, boş zamanlarında kitap okurdu.

Meşrutiyet anayasası çerçevesinde devleti idare etmek istedi. Ancak İttihatçıların Osmanlı Devleti aleyhindeki faaliyet ve icraatlarının önüne geçecek kudrette değildi. Hükümeti ele geçiren İttihatçıların çoğu, hatta din işleri başkanı olan Şeyhülislam Musa Kazım dahi masondu. Bu sebeple Sultan Reşad Hanın saltanat devri, İttihatçıların keyfi ve mesuliyetsiz icraatları neticesinde büyük hadiselerle geçti. Neticede üç kıta yedi denize hakim olan Osmanlı Devleti, dünya çapında faaliyet gösteren yıkıcı ve bölücü teşkilatların, planlı, sinsi çalışmaları sonucu yok olma noktasına getirildi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Osmanlı Sultanları
Vahideddin Han

Altıncı sultan Mehmed, sultan Abdülmecid�in oğludur. Padişah olan dört kardeşten en küçüğüdür. Osmanlı padişahlarının otuz altıncısı ve sonuncusudur. İslam halifelerinin yüz birincisi ve sonuncusudur.

1861 de doğdu. 4 Temmuz 1918 de büyük kardeşi sultan Reşad�ın öldüğü gün halife oldu. 1926 da İtalya�da San Remo�da vefat etti. Şam�da sultan Selim camii kabristanındadır. Ehl-i sünnet mezhebinde idi. Din bilgisi çoktu. İngilizlerin Türk ve İslam düşmanı olduğunu iyi biliyordu.

İsmail Hami Danişmend, (Osmanlı Tarihi Kronolojisi) kitabının dördüncü cildinde, Vahideddin han hakkında geniş bilgi vermektedir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Osmanlı Sultanları
Emeğine sağlık kardeşim ...alkışSmile


KULA KUL OLMAK İÇİN ATILMADIK MEYDANA,

BİZ YANLIZ HAKİKATE,HAKK'A SECDE EDERİZ!

NASIL GİRDİYSE DAVA SAHİPLERİ ZİNDANA,

BİLSİN Kİ KAHPE DEVİR BİZDE ÖYLE GİRERİZ!...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.