You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanları

Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Süleyman Han

Osmanlı padişahlarının yirmincisi, İslam halifelerinin seksen beşincisidir. Sultan İbrahim Hanın oğlu olup, 1624 tarihinde İstanbul�da doğdu. Şehzadeliğinde mükemmel tahsil ve terbiye gördü. Kardeşi Sultan Dördüncü Mehmed Han zamanında sarayda hususi hocalardan ders aldı. 1687�de Osmanlı sultanı oldu.

Sultan İkinci Süleyman Han tahta çıktığı zaman, Osmanlı ordularında Viyana bozgunuyla başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. Venedik, Mora Yarımadasını işgal etti. Avusturya Vişegrad, Uyvar ve Estergon�un ardından 160 yıllık Türk yurdu Budin�e girdi. Macaristan�da ise Türk hakimiyeti sona ermek üzere bulunuyordu. Ayrıca bu mağlubiyetler hazine gelirleri üzerinde olumsuz tesirler yaptığı gibi, Anadolu�daki eşkıyalık hareketlerini de körüklüyordu. Avusturya Cephesi, serdarı Yeğen Osman Paşanın kendisi bir asi lideri gibi Rumeli�de yolsuzluk yapıyor, zorla usulsüz vergiler topluyordu. Bu sırada 8 Eylül 1688�de Belgrad da düştü.

Devlet içindeki karışıklıklar ve Macaristan�ın elden çıkarak, Belgrad�ın düşmesi, Sultan İkinci Süleyman Hanı çok üzdü. Emir dinlemeyip, pek çok kalenin düşmesine sebep olan Osman Paşanın katline fetva verildi. Avusturya cephesi serdarlığına Receb Paşa tayin edildi. Padişah sağlığının elvermemesine rağmen, askeri teşvik için ordunun başında Edirne�den Sofya�ya kadar geldi ve harekâtı bizzat buradan idare etmeye başladı.

1689 da Kırım�a saldıran Rus kuvvetlerini Selim Giray Han az bir kuvvetle dağıtarak perişan etti ve ağır kayıplar verdirdi. Vidin Muhafızı Sarı Hüseyin Paşa, Tuna kenarındaki Gladova ve Orsova kalelerini düşmandan geri aldı. Vişegrad�ı muhasara eden on iki bin kişilik Avusturya kuvveti bozguna uğratıldı. 1689 yılında Fazıl Mustafa Paşanın sadarete getirilmesinin ordu üzerindeki tesiri çok müspet oldu. Mustafa Paşa, ilk iş olarak bir adaletname neşrederek memleketin umumi ahvalini yoluna koydu. Aldığı acil tedbirlerle hazineye gelir sağladı. Yeniçeri ocağı yoklanıp ulufeye müstahak olmayanların isimlerini sildirdi. Orduyu disiplinli ve intizamlı bir hale getirdi. Fazıl Mustafa Paşa 1690 yılında Edirne�den hareketle çıktığı Avusturya Seferinde düşman kuvvetlerini mağlup ederek, Şehirköy, Musa palangası ve Niş şehrini aldı. Osmanlı Devletinin batıda en önemli serhad kalesi olan Belgrad�ı altı günlük bir kuşatmadan sonra fethetti. Bu zaferler Osmanlı ülkesinde büyük sevince vesile oldu.

Hastalığı sebebiyle Davudpaşa Kışlasına kadar arabayla gelen Süleyman Han, burada Fazıl Mustafa Paşayı huzuruna kabul edip; �Hoş geldin. Berhudar ol, yüzün ak, kılıcın berrak, ekmeğin sana helal olsun, arzum üzere hizmet eyledin. Seleflerinden birine böyle bir ulu gaza müyesser olmadı� dedikten sonra ordu erkanının önünde samur erkan kürkünü sadrazama giydirdi. Belinden çıkardığı hançeri beline ve bir kıt�a murassa pençe sorgucu da başına taktıktan sonra; �Ben mükafat vermeye kadir değilim. Allahü teâlâ iki cihanda yüzünü ak etsin� diye duada bulundu.

Bu sırada Mora Serdarı Koca Halil Paşa da Venediklilerin elinde bulunan Avlonya�yı otuz bir günlük bir muhasaradan sonra ele geçirmişti. 13 Mayıs 1691 de Sancak-ı şerifi tekrar Fazıl Mustafa Paşaya vererek, Avusturya Seferine dua ile yolcu eden İkinci Süleyman Han, bir müddet sonra İstanbul�a yakın Yoncaçeşme mevkiinde vefat etti (22 Haziran 1691). İki gün sonra Süleymaniye�ye getirilip, Sultan Süleyman Hana ait kabrin sağ tarafına defnedildi.

İkinci Süleyman Han kadirşinas, halim, cömert ve temkinli bir padişahtı. Fakir, muhtaç ve ihtiyaç sahiplerine pek çok ihsanlarda bulunurdu. Saltanat müddeti iç ve dış gailelerle geçti. Bilhassa, Avusturya karşısında alınan mağlubiyetler dolayısıyla, herkesin Rumeli elden çıkıyor, diye Anadolu�ya kaçtığı sırada, muktedir devlet adamı Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşayı iş başına getirerek, kaybedilen yerleri devlete tekrar kazandırdı. Memleket içerisinde imar faaliyetleriyle de ilgilenen Süleyman Han, kendisi de Fener Kulesi ile İzmir�de bir cami inşa ettirdi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Ahmed Han

Osmanlı padişahlarının yirmi birincisi ve İslam halifelerinin seksen altıncısıdır. Sultan İbrahim Hanın üçüncü oğlu olup, 1643 de doğdu.

1691 de ağabeyi İkinci Süleyman Hanın ölümü üzerine Osmanlı tahtına geçti. Kırk sekiz yaşında tahta geçen Sultan İkinci Ahmed Han, daha birkaç gün önce ordunun başında Avusturya üzerine sefere çıkan sadrazam ve serdar-ı ekrem Fazıl Mustafa Paşaya, sadaretinin devamına dair bir ferman gönderdi. Belgrad önlerinde bulunan Avusturya ordusu üzerine yürüdü. Orduya henüz Kırım kuvvetleri katılmamıştı. Bu durumu fırsat bilen Avusturya ordusunun kumandanı 25 Ağustos 1691 günü derhal taarruza geçti. Slankamen muharebesi adı verilen savaşın ilk anlarında Osmanlı askeri galip durumdaydı. Ancak sadrazam Mustafa Paşanın şehid düşmesi üzerine durum birden Osmanlı ordusu aleyhine döndü ve hezimetle neticelendi.

Slankamen mağlubiyetinden sonra ilerleyen Avusturya kuvvetleri Kasım ayında Varat Kalesini kuşattılar. Sultan, yeni sadrazam Arabacı Ali Paşayı tayin ve Avusturya üzerine sefere memur etti. Bu sırada Avrupa devletleri Osmanlı-Avusturya savaşının durdurulması için girişimde bulundular ise de, netice alamadılar. Diğer taraftan zamanında yardım ulaşmayan Varat Kalesi, Avusturyalılara teslim olmak mecburiyetinde kaldı.

1692 Haziranının sonlarına doğru sadrazam Hacı Ali Paşa Edirne'den hareketle Belgrad'a vardı. Kaleyi tahkim ve tamirden sonra, Avusturyalıların kışlaya çekilmeleri üzerine Edirne'ye döndü. Sadrazam, Avusturya ile uğraşırken, Venedik donanması da Girit'e asker çıkardı. Kaptan-ı derya vezir Damad Yusuf Paşanın donanma ile Hanya önlerine gelmesi üzerine Venedikliler muhasarayı kaldırarak geri çekildiler. 1693 yılı Mart ayı sonlarında Bozoklu Mustafa Paşa sadarete getirildi. Yeni sadrazam Temmuz ayında Avusturya seferine çıktı. Hedef, Erdel'i geri almaktı. Avusturya ordusunun Belgrad'ı kuşatması üzerine sadrazam Belgrad'a yöneldi. Kırım Hanı Selim Giray'ın Avusturyalıların yardımına gelen bir orduyu mağlup etmesi üzerine, kuşatma kaldırıldı. Serdar-ı ekrem, çekilen düşmanı takiple çok zayiat verdirdi ve 17 Eylülde Belgrad'a girdi. Kışın yaklaşması üzerine Osmanlı ordusu Edirne'ye döndü.

Stratejik önemi pek büyük olan Narenta Kalesi 28 Haziran 1694 de Venedikliler tarafından işgal edildi. Geri almak için yapılan teşebbüsler netice vermedi. Bu hadiseden bir süre sonra sefere çıkan Osmanlı ordusu Varadin Kalesini kuşattı. Ancak bu sırada, Malta, Floransa ve Papalık filolarından müteşekkil bir Venedik donanması Sakız'ı zaptetti. Buna çok üzülen Sultan İkinci Ahmed Han, Sadrazama bir hatt-ı hümayun göndererek geri dönmesini ve Sakız adasının geri alınmasını emretti. Kaptan-ı deryalığa amcazade Mezemorta Hüseyin Paşa tayin edildi. Öte yandan Osmanlı Devleti dış gailelerle uğraşırken içte de bazı hadiseler vuku bulmaktaydı. Irak ve Hicaz'da çıkan isyanlar ile Suriye'de Sürhan ve Maanoğullarının aleyhte faaliyetlerini Sultan Ahmed Han anında aldığı tedbirlerle önledi.
Bu sırada Sakız Adasının geri alınması için yola çıkan Hüseyin Paşa, ada açıklarında Venediklilerle çarpışırken Sakız'ın elden çıkmasının acısı ile üzüntüden hastalığı ağırlaşan Sultan Ahmed Han, 6 Şubat 1695 tarihinde fetih haberini alamadan, elli iki yaşında Edirne'de vefat etti. Naşı, İstanbul'a nakledilerek Kanuni Sultan Süleyman Hanın türbesine defnedildi.

Çok merhametli ve vatanperver olan Sultan İkinci Ahmed Han, hasta olduğu zamanlarda bile, devlet işlerinden asla el çekmezdi. Haftada iki gün yapılan divan toplantılarının dörde çıkarılmasını emretti. Toplantıları bizzat takip eder, yaptığı herhangi bir hatayı düzeltmekten çekinmezdi. Adil bir sultan olarak yaşayan Ahmed Han, milletini memnun etmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmıştır. Sanatkârları korur, taltiflerde bulunarak daha iyiye ve güzele doğru yönlendirirdi. İyi bir hattat olan Sultan Ahmed Hanın yazdığı Kur'an-ı kerimler ve çoğalttığı kitaplar vardır.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
İkinci Mustafa Han

Osmanlı padişahlarının yirmi ikincisi ve İslam halifelerinin seksen yedincisidir. Sultan dördüncü Mehmed�in oğlu, birinci Mahmud ile sultan üçüncü Osman�ın babalarıdır. 1664 de doğup, 1703 de vefat etti. Yeni Cami yanında, Turhan sultan türbesindedir. Babası da bu türbededir.

Devrin âlimlerinden iyi bir tahsil gördü. Devlet idaresi ve harp oyunlarını öğrendi. İkinci Ahmed Hanın 6 Şubat 1695 de vefatıyla tahta çıktı. Padişah olduğunda, Osmanlı Devleti on iki yıldan beri Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venediklilerle harp ediyordu. Gayretli ve kahraman bir hükümdar olan Sultan Mustafa Han, tahta çıkışının üçüncü günü sadrazama gönderdiği fermanda;

''Cenab-ı Hak, bu aciz, bu günahkâr kuluna bir cihan padişahlığı ihsan etti. Biz, bugünden zevki ve sefayı kendimize haram kıldık. Düşmana karşı ceddim (Kanuni) Sultan Süleyman gibi kendim sefere çıkmaya kat'i niyet ettim. Sizler ki veziriazamım, vüzera, ulema, vükela ve ocak ağalarısınız, cümleniz bir yere gelip, bu hatt-ı hümayunumu okuyup düşününüz, gazaya gitmem mi makbul, yoksa Edirne'de oturup, kalmamız mı münasip? Din ve devlet ve halka hangisi faydalı, Allah için söyleşüp, doğruyu bana bildiriniz, vesselam'' buyurarak vazifeye başladı.

Bu hatt-ı hümayun devlet adamlarını, âlimleri, kumandanları, askerleri ve ahaliyi çok memnun edip coşturdu. Hocası Seyyid Feyzullah Efendiyi yanından ayırmayıp, sultanlığında da çok istifade etti. Ordunun başında sefere karar verip, saltanatının ilk günlerinde sevindirici zaferler kazanıldı. 18 Şubat 1695 de sakız Adasının Venedik işgalinden kurtarılmasını temin eden Koyun Adaları Zaferi kazanıldı. Venediklilerin sekiz harp gemisi ve bir cephanesini zapteden Koyun Adaları Zaferi kumandanlarından kalyonlar kaptanı Mezemorta Hüseyin Paşa, Kaptan-ı deryalığa yükseltildi. Venediklilerin Sakız'a tekrar saldırmasıyla Mezemorta Hüseyin paşa 15 Eylül 1695 de düşmanı çekilmeye mecbur etti. Venedik, donanmasını takip eden Hüseyin paşa 18 Eylül 1695 de Midilli'nin Zeytinburnu açıklarındaki deniz muharebesinde de parlak bir zafer kazanarak düşmanın on üç gemisini tahrip etti.

Sultan İkinci Mustafa Han, 30 Haziran 1695 tarihinde Avusturyalıların işgalindeki Macaristan'ı kurtarmak için ilk Avusturya seferine çıktı. Belgrad'da 9 Ağustosta topladığı harp Divanında Janova- Lippa, Lugos ve havalisinin işgalden kurtarılmasına karar verildi. 9 Eylülde Lippa Kalesi feth edildi. 22 Eylül 1695 de Kırım Hanı Selim Giray'ın da iştirak ettiği Lugos Muharebesinde Osmanlı ordusu galip geldi. Lugos zaferinden sonra Sultan Mustafa Han, sefer mevsimi geçtiğinden, 18 Kasım 1695 de İstanbul'a döndü.

Rus Çarı Deli Petro, Karadeniz'e inmek için Azak Kalesini üç aydan fazla kuşatmışsa da, muvaffak olamamıştı. 13 Ekim 1695 de elli bin ölü vererek Azak�tan çekilen Deli Petro, Kefe Beylerbeyi Mustafa paşa ve Kırım Kalgayı Kaplan Giray'ın takibi sonucu daha da kayıp verdirilerek ateşli silahları zapt edildi. Azak yenilgisinin öcünü almak isteyen Deli Petro, Venedik, Avusturya, Hollanda ve Prusya'dan teknik eleman ve yardım alarak 1696 da kaleyi tekrar kuşattı. Azak Kalesini müdafaa için bırakılan beş yüz kadar asker, Deli Petro'nun yüz binlik ordusuna karşı altmış dört gün dayanabildi. Yardıma gönderilen kuvvetlerin zamanında yetişememesi üzerine Azak Kalesi 6 Ağustos 1696 da teslime mecbur oldu. Bu hâl Sultan Mustafa Hanın ve bütün ülkenin büyük üzüntüsüne sebep oldu. Azak Kalesinin ikmalini ihmal eden ve yardıma memur edilip, zamanında yetişmeyen kumandanlar cezalandırıldı. Kuban Nehri ağzına Açu'ya kale yaptırılarak, Moskof yayılmasını durdurma çaresi düşünüldü.

İkinci Avusturya seferine 1696 baharında çıkan Sultan Mustafa Han kumandasındaki Osmanlı ordusu Saksonya Kralı Nalkıran Friedric ile General Heisler kumandasındaki düşman kuvvetleriyle 1696 yazında karşılaştı. 27 Ağustos 1696 da Olasch yakınlarında meydana gelen muharebede şiddetli taarruzlar oldu. Düşman ordusu fazla dayanamayarak, yenildi. Tameşvar tekrar zaptolundu. Muzaffer padişah Avusturya'ya son ve kesin bir darbenin vurulması için yeni bir seferin lüzumuna inanıyordu. Ancak 17 Haziran 1697 de bu maksatla çıkılan sefer, sadrazam Elmas Mehmed paşa ile Tameşvar Muhafızı Koca Cafer paşanın padişahı yanlış yola sevk etmeleri sonucu Zenta bozgununa sebep oldu. Savaşta sadrazam Elmas Mehmed paşa ile on üç beylerbeyi ve binlerce asker şehid oldu. Sultan Mustafa Han süvari kuvvetleriyle Tameşvar'a çekildi. Sadrazamlığa Amcazade Hüseyin paşayı getirdi. Zenta bozgunun tesiriyle Osmanlı ordusunda disiplin kalmamıştı. Bundan faydalanan Avusturya kuvvetleri Sav Nehrini geçerek Bosna eyaletine kadar girdiler. Saray Bosna şehrine kadar olan sahalar tahrip edildi. Ancak Bosna beylerbeyliğine getirilen Daltaban Mustafa paşa Bosna'da bulunan Avusturyalılara taarruz ederek onları memleketlerine kadar sürmeye muvaffak oldu.

Zenta Vak'ası Osmanlı devlet adamlarını sulha taraftar hâle getirdi. Avusturya da harbe taraftar olmadığı için İngilizce Flemenk (Hollanda) elçilerinin tavassut teklifi her iki devletçe de kabul edildi. Karlofça'da antlaşma görüşmeleri devam ederken, Sultan Mustafa Han, hudut tecavüzlerine karşı serdar tayin edilen sadrazam Amcazade Hüseyin paşa kumandasındaki yüz bin Osmanlı ve otuz bin Kırım askerini Belgrad'a gönderdi. Akdeniz, Karadeniz ve Tuna donanmaları yeni gemilerle takviye edilerek, harekete hazır hâle getirildi. Semendre ve Belgrad önlerinde bekleyen Osmanlı ordusu, uzun süren görüşmeler üzerine Kasım 1698 de geri döndü. Uzun görüşmelerden sonra Avusturya, Venedik ve Lehistan, 26 Aralık 1699 da Karlofça Antlaşmasını imzaladı. Buna göre; Macaristan'la Erdel Avusturya'ya terk edilerek, Sava ve Unna nehirleri hudut kesildi. Mora, Dalmaçya ve Aya Mavri Adası Venediklilere Ukrayna ve Podolya Lehistan'a verildi. Rusya ile antlaşma 14 Temmuz 1700 de yapıldı. Azak Kalesi Ruslara bırakıldı.

Sultan Mustafa Han, Karlofça Antlaşmasından sonra askeri ve mali teşkilatlarla ıslahat hareketlerine girişti. Donanmada çektiri usulünün kullanılması terk edilerek kalyon sistemine geçildi. Bahriyenin ıslahı ve ihtiyaçlarının giderilmesi için bir kanunname ilan edildi. Ancak bilhassa kapıkulu ocakları arasında yapılan ıslahatlar yeniçeri ve sipahilerin hoşuna gitmedi. Bazı devlet adamlarının tahrikiyle başlayan ayaklanma sonunda Sultan Mustafa Han 22 Ağustos 1703 de tahttan indirildi. Saraya geldiğinde kapıda kendisini feryat ederek karşılayan Valide Sultanın elini öptükten sonra; ''Beni tahttan indirmişler, yerime karındaşım Sultan Ahmed'i padişah eylemişler. Allah mübarek eyleye, evlatlarım kendisine Allah emaneti olsun'' sözleriyle kendisine ayrılan özel daireye çekildi. Mustafa Han, hizmetleri ortadayken karşılaştığı bu durumdan dolayı çok müteessir oldu. İstiska hastalığından da muzdarip bulunan Sultan, nihayet 20 Aralık 1703 de vefat etti. Yeni Cami yanında Valide Sultan Türbesine defnedildi. Babası Dördüncü Mehmed Han da bu türbededir.

Dokuz yıla yakın Osmanlı sultanlığı yapan İkinci Mustafa Han muktedir ve değerli bir padişahtı. Orduların başında sefere giden son Osmanlı sultanıdır. Âlimlere ve hocasına karşı hürmeti çok fazlaydı.

İkinci Mustafa Hanın devrinde devlet adamları ve âlimler kıymetli ilmi ve sosyal müesseseler yaptırmışlardır. Hocası Seyyid Feyzullah Efendi, Fatih'de yaptırdığı medrese ile değerli ve nadide kitapların toplandığı bir kütüphane, sadrazam Amcazade Hüseyin paşa Saraçhane'de bir medrese, kütüphane ve çeşme, sadrazam Rami Mehmed paşa Eyüp'te bir mektep ile çeşme, Damad Ali paşa bir kütüphane yaptırmışlardır. Sultan Mustafa Hanın silahtarı olan Çorlulu Ali paşa tarafından tersane içinde iki katlı cami yapılmıştır. Mihrabı üstüne Kâbe taşı yerleştirilmiştir. İkinci Mustafa Hanın hanımı Saliha Sultan, oğlu Birinci Mahmud Han zamanında Azapkapısı'nda sebil, çeşme, hamam ve mektep yaptırıp Arap Camiini tamir ettirerek genişletti. Camide mevlid ve Kur'an-ı kerim okunmasını vakfiyesinde belirtmiştir.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Üçüncü Ahmed Han

İslam halifelerinin seksen sekizincisi ve Osmanlı padişahlarının yirmi üçüncüsüdür. Sultan dördüncü Mehmed Hanın oğludur. 1673 de doğup, 1736 da vefat etti. Turhan sultan türbesindedir. 1703 de cülus edip, 1730 da hal edildi.

İsveç kralı onikinci Şarl, Ruslara mağlup olarak, Ahmed hana sığınmıştır. Bunun üzerine başlayan Osmanlı-Rus harbinde Ruslar bozguna uğramış, büyük Petro, zor kurtulmuştur.

Üçüncü Ahmed hanın ve ikinci Mustafa hanın valideleri Gülnuş Emetullah sultan, 1696 da (Galata yeni cami) demekle meşhur (Valide camii)ni yaptırdı. Üsküdar�da (Yeni valide camii), valide sultan için, 1707 senesinde, Ahmed han tarafından yaptırılmıştır. Bu valide sultan 1714 de, Edirne�de vefat etti. Üsküdar�a getirilip, camii önüne defnedildi. Ahmed hanın kızı Zeyneb sultan Gülhane parkı karşısındaki mescidi yaptırdı.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Birinci Mahmud Han

Yirmi dördüncü Osmanlı padişahı olup, İslam halifelerinin seksen dokuzuncusudur. Babası İkinci Mustafa Handır. İstanbul�da, 1696 tarihinde doğdu. Şehzadeliğinde, yüksek fen ve din ilimleri öğretilerek yetiştirildi. Aklı, zekası, kabiliyeti ve anlayışı kuvvetliydi.

Üçüncü Ahmed Han, Patrona Halil ayaklanması sonunda tahttan çekilince, Şehzade Mahmud, 1730 da Osmanlı sultanı oldu. Üçüncü Ahmed Hanın tecrübe ve tavsiyelerinden istifade etti. İlk icraatı, Lale Devrinde yapılan ilim, kültür ve sanat eserlerinin tahribini durdurmak oldu. Asi Patrona Halil�i ve zorbaları imha ettirdi. İstanbul�da emniyet ve asayişi sağladı. Ülkede huzur dolu, mesut günler başladı. İçişlerini düzelten Sultan Birinci Mahmud Han, doğuda hududa saldıran İran Safevileri ile, batıda Avusturya ve Rusya�ya karşı tedbir aldı.

Doğuda İran ile Üçüncü Ahmed Han devrinden beri devam eden hadiselere son vermek istedi. Ancak İran Şahı bir taraftan anlaşmak üzere heyetler gönderirken, diğer taraftan büyük kuvvetlerle Revan üzerine yürüdü. Şah�ın elçi göndermekteki maksadının Osmanlı hükümetini yanıltmak ve oyalamak olduğu anlaşıldığından elçi ve maiyeti Mardin Kalesine hapsedildi. Osmanlı kuvvetleri, İran Seraskeri Ahmed Paşa ile Erzurum Valisi ve Revan Seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731 de Kirmanşah alındı. 15 Eylülde Kurican Sahrasında İran kuvvetleri bozguna uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran Şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732 de Ahmed Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göre Aras Nehri iki devlet arasında hudut olarak kabul edilirken Revan, Gence, Nahçıvan, Bitlis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara; Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran�a bırakıldı. Ancak 1733 de İran�da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların fethettiği bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735 de Arpaçay�da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran�ın eline geçti.

Osmanlı Devletinin doğuda İran ile mücadelesinden istifade eden Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti. Azak Kalesini ele geçiren Ruslar Osmanlı kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı�yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737 de harekete geçen Avusturya ordusu ise Bosna, Sırbistan ve Eflak�a girdi. Bu mağlubiyetler ve düşmanın girdiği yerlerde büyük tahribat ve mezalim yapması Sultan Mahmud Hanı son derece üzdü. Sedarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşayı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşayı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banyaluka�yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşanın bu zaferi İstanbul�da büyük bir sevince sebep oldu. Bu zaferler üzerine Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı.

Nihayet 18 Eylül 1739 tarihinde Avusturya ve Rusya ile Belgrad Antlaşması imzalandı. Avusturya Devleti ile yirmi yedi yıllık, Rusya ile süresiz olan antlaşmaya göre, Belgrad Osmanlı Devletine kaldı. Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri tabii hudut kesildi. Ruslar, Azak Denizi ve Karadeniz�de donanma bulundurmayacaktı. Kazaklar Osmanlı topraklarına, Kırım Hanlığı da Rusya�ya akın etmeyeceklerdi.

Rusya ve Avusturya devletleriyle antlaşmalar sağlayan Birinci Mahmud Han yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah ise bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden yeniden antlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).

Böylece 1739 Belgrad Antlaşmasıyla batı ve kuzey, 1746 Osmanlı-Avşar Antlaşmasıyla da doğu hudutlarını emniyet altına alan Birinci Mahmud Hana muharebelerdeki muzafferiyet üzerine Gazi ünvanı verildi.

Mahmud Han bundan sonra ülkede pek çok imar faaliyetlerinde bulunup, ilim, kültür, sanat sahalarında çok kıymetli eserler yaptırdı. Kağıthane civarındaki Bahçeköy ile Balaban köyleri arasında geçen iki çayın sularını toplayan Topuzlu Bendini yaptırdı. Burada toplanan sular, Taksim�deki depodan, Tophane�deki Meydan Çeşmesi ile Azapkapı�da Saliha Sultan Çeşmesi ve Beşiktaş, Galata, Kasımpaşa, Tepebaşı semtlerinin çeşitli yerlerindeki kırk kadar çeşmeye su verildi. Ahali bol ve tatlı suya kavuşturuldu. Pek çok saray, kasır inşa ve tamir ettirildi. Beşiktaş Sarayının bir çok kısımlarını ve Bayıldım Kasrını yeniden yaptırdı. Yuşa Tepesi civarındaki Tokat Köşkünü donatıp, Hümayun-abad, Kandilli Sarayını imar ettirerek Nevabad isimleri verildi. Kanlıca�da Mihr-abad Kasrını yaptırdı.

İstanbul�da Ayasofya Camii içine, Fatih Camii yakınında ve Galatasaray�da olmak üzere üç, Belgrad�da bir kütüphane yaptırdı. Ayasofya Camii Kütüphanesine sarayın hazine odasından pek nefis, kıymetli, nadide kitaplar gönderdiği gibi, devrin devlet adamları da hediyelerde bulunarak dört bin cilt nadide kitap toplandı. Ayasofya Kütüphanesine İslam âleminin en meşhur hattatlarından Ya�kut-ı Musta�sımi, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman hatlarıyla Mushaflar ve hazret-i Osman ve hazret-i Ali�ye ait olduğu söylenen iki Kur�an-ı kerim de kondu. Kütüphanenin masrafını karşılamak için de Cağaloğlu�nda çifte hamamı yaptırıp, gelirini vakfetti. Ayasofya�ya bitişik aşevi yaptırıp, huzurunda tertiplenen merasimle açıldı. Galatasaray ocağında yaptırmış olduğu kütüphaneye, saraydan kitaplar gönderip, açılış merasiminde, kütüphanenin iki tarafına yaptırılmış olan çeşmelerin hazinelerine şekerli şerbet doldurulup, halka ikram edildi. Nuruosmaniye Camiinin yapımını başlattıysa da, vefatından bir yıl sonra tamamlanabildi. Beşiktaş�da Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı�nda İskele Camii, Üsküdar�da Sultan Mahmud Camii ve Kandilli, Defterdarkapısı, Tulumbacılar odası, Yalıköşkü, Yıldıztepe mescidlerini yaptırdı.

Birinci Mahmud Han devrinde, ilim kültür ve sanat faaliyetleri arttı. İkinci defa matbaa açıldı. Matbaa ve hattatların artan kağıt ihtiyaçlarının karşılanması için Yalova�da kağıt fabrikası kuruldu.

Ülke içinde ve dışında Osmanlı Devletine azamet devri yaşatan Birinci Mahmud Han, 13 Aralık 1754 tarihinde Cuma selamlığı yapıp, Cuma namazını kıldıktan sonra vefat etti. İstanbul�da Yeni Camii yanındaki Turhan Sultan türbesine defnedildi. Çok zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkâr ve merhametli idi. Askeri ıslahat taraftarıydı. Askeri kitaplar yayınlattı. Lütuf ve merhameti çok olduğundan, devrindeki İstanbul yangın ve zelzelesinde zarar görenlerin ızdırabına samimiyetle ortak olup, yanan, yıkılan yerlerin yeniden yapılması için çok yardım etti. Devlet adamları ile memurları kontrol ettirdi. Faaliyetleri ciddiyetle takip ettirip, zamanın ve memleketin durumuna göre icraatlarda bulunurdu. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılırdı.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Üçüncü Osman Han

İslam halifelerinin doksanıncısı ve Osmanlı padişahlarının yirmi beşincisidir. Sultan ikinci Mustafa Hanın oğlu olup, 1699'da doğdu. 1754 tarihinde ağabeyi Birinci Mahmud Hanın vefatı üzerine sultan oldu.

1757 de vefat etti. Yeni cami yanında, Turhan sultan türbesindedir. Kardeşi birinci Mahmud han da buradadır.

Sultan üçüncü Osman'ın tahta çıktığı kış çok şiddetli geçti. Haliç dondu ve deniz yol oldu. Osman Hanın saltanatı huzur ve sükunla başladı. Belgrad Muahedeleriyle başlayan sulh dönemi devam etti. Rus sınırındaki bazı olaylar, Rusya ile bir ihtilafa yol açacak gibi göründü ise de, iki tarafta da sulh bozulmadı. Hudutlarda bazı ayaklanmalar oldu. Mısır'da Memluklar başkaldırdılarsa da olaylar kısa sürede bastırıldı. Üçüncü Osman Han bu olaylarda ihmali görülen Veziriazam Bahir Mustafa Paşayı azlederek yerine Birinci Mahmud zamanında iki defa sadrazamlık yapmış olan Hekimoğlu Ali paşayı getirdi. (15 Şubat 1755) Fakat Hekimoğlu, kısa bir süre sonra sadaretten alınarak, yerine başdefterdar Naili Abdullah paşa getirildi. Naili Abdullah paşa da üç ay gibi kısa bir süre sonra azledilerek yerine silahtar Bıyıklı Ali paşa tayin edildi. Bu sırada İstanbul tarihinin en büyük yangını oldu. 28 Eylül 1755 de Hocapaşa semtinde çıkan yangın, dört kola ayrılarak büyük bir afet haline geldi. Yaklaşık otuz altı saat süren yangın sonunda Paşakapısı da yandığından, sadaret dairesi bir müddet Kadırga Limanındaki Esma Sultan sarayına nakledildi.

Sadrazam silahtar Ali paşanın rüşvet aldığını anlayan sultan üçüncü Osman, Ali paşayı 25 Ekim 1755 de görevden azlederek cezalandırdı ve yerine yirmi sekiz Çelebizade Said Mehmed Efendiyi getirdi. 6 temmuz 1756 da, Sultan üçüncü Osman devrinin ikinci büyük yangını oldu. Bu yangın İstanbul'un dörtte üçünü kül hâline getirdi. Cibali taraflarında başlayan yangın, on üç kola ayrıldı. Unkapanı, Süleymaniye tarafları, Vefa'dan itibaren Şehzadebaşı, eski yeniçeri odaları, Langa tarafları, Zeyrek, Saraçhane, Etmeydanı, Aksaray, Davutpaşa iskelesi, Fatih, Sultanselim, Ali paşa çarşısı, Ayakapısı semtleri harabe haline geldi. Yangının ardından, İstanbul'un yeniden inşâsı için büyük bir imar faaliyeti başladı.

Sultan üçüncü Osman, fakirlere, düşkünlere çok acıyıp, onlara karşı daima cömert ve şefkatli davranırdı. Tebdil-i kıyafetle İstanbul'da dolaşıp, halkın dertleriyle bizzat alakadar olurdu. Haksızlıkların önüne geçip, tamiri mümkün olanları tamir ederdi. Müslim ve gayri müslimlerin kıyafet ve nizamını ve davranışlarını dikkatle takip etti. Yalan ve rüşvetle amansız bir şekilde mücadele etti. Kim olursa olsun rüşvetçiyle yalancıyı asla affetmedi. Kadınların dikkat çekici kıyafetlerle sokağa çıkmalarını yasakladı. İmar faaliyetlerine önem vererek Üsküdar'da İhsaniyye Camii ve İhsaniyye Mescidini yaptırdı. Ağabeyi birinci Mahmud Hanın başlattığı cami inşasını bitirerek Nuru Osmaniye adı ile ibadete açtı. Caminin yanına medrese, kütüphane, imaret, sebil ve çeşme de yaptırıp tamiratı ve masraflarının karşılanması için vakıflar tesis ettirdi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Üçüncü Mustafa Han

Osmanlı padişahlarının yirmi altıncısı ve İslam halifelerinin doksan birincisidir.
Sultan üçüncü Ahmed�in oğlu, üçüncü Selim hanın babasıdır. 1717 de doğup, 1774 de vefat etti. 1757 de halife oldu. Yaptırmış olduğu Laleli camiinin yanındaki türbededir. Dört kerimesi ile iki oğlu da buradadır. Fatih camiini yeniden yaptırdı. Çakmakçılar yokuşunda kendi adında bir camii vardır. 1759 da Kadıköy İskele camiini yaptırdı. 1763 de Paşabahçe İncirliköy camiini yaptırdı. Üsküdar�da Ayazma camiini de 1760 da yaptırmıştır.

Üçüncü Mustafa Han, çalışkan ve azim sahibiydi. Devlet işlerini iyi takip ederek, mali ve askeri sahalarda ıslahatlar yapmak istedi. Saltanatının ilk yılları sulh ve sükun içinde geçti. İlk sadrazamı Koca Ragıb paşayı tahta çıkışından vefatına kadar vazifesinde tuttu. Avrupa devletleri arasında cereyan eden (1756-1763) ''Yedi Yıl Harbleri''nde müttefiklerden her biri Osmanlı Devletinin kendi safına katılmasını teklif etti. Prusya ve Fransa ittifaklarına katılmaları halinde, siyasi, askeri ve mali vaadlerde bulundular. Teklifleri dikkatle takip eden Mustafa Han ve devlet adamları, ittifak sahiplerinin menfaatkâr ve planlı hareketlerini yerinde teşhis edip, onları ustalıkla oyaladılar.

Süratle ordunun, donanmanın techizine ve yenilenmesine, maliyenin iyice düzeltilip, takviyesine başlanıldı. Huduttaki Hotin, Bender ve Özü kaleleri ihtiyaten takviye kuvvetlerle tahkim edildi. Tophane ıslah edilerek yeni toplar döktürüldü. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının tahkim ve müdafaası için boğaz içindeki kalelerin planlarının tanzimiyle Hasköy'de yeni bir top dökümhanesi yapılması, orduda kullanılan kayık köprü sisteminin tadili ve top arabalarının yeni tertip üzere düzenlenmesi gibi yenilikler yapıldı. Üçüncü Mustafa Han yapılan işleri bizzat kontrol eder ve görürdü.

Avrupa'da Yedi Yıl Harpleri bitip, iki ayrı ittifaktan olmalarına rağmen, Prusya ve Rusya'nın antlaşmasıyla, Lehistan paylaşıldı. Rus işgal ve zulmüne karşı hürriyet ve istiklalin vazgeçilmez savunucusu Osmanlı Devletinden yardım isteyen Leh milliyetçileri (Polonezk) Osmanlı hududundan geçerek Balta'ya sığındılar. Bunları, Rus ordusunun takip etmesi ve tecavüz ettikleri topraklarda Lehlilerle beraber Osmanlı ahalisini de kılıçtan geçirip, kasabayı yakıp yıkmaları 18 Eylül 1739 da Belgrad'da kabul edilen süresiz Osmanlı-Avusturya-Rusya Antlaşmasının bozulmasına sebep oldu.

Osmanlı Devletinin hükümdarlık hakkını korumak, Rusya'nın Lehistan'a yerleşmesine engel olmak ve sahte beyanatlarla Lehistan işgalini dünya kamuoyunda geçiştirmeye çalışıp dostu Kont Stanislaw Doniatowski vasıtasıyla Balta da zulüm yaptıran Rus Çariçesi İkinci Katerina'ya haddini bildirmek için toplanan divanda Rusya'ya sefer için karar verildi. 8 Ekim 1768 de Rusya'ya savaş açıldı. Rusya'da bulunan Osmanlı ticaret heyetinin iadesi için İstanbul'daki Rus sefiri Obreskoff Yedikule'de hapsedildi. Osmanlı Devletine tâbi Kırım Hanı Kırım-Giray'ın orduları 1769 Şubatında Güney Rusya'ya girerek Rusları yendi ve yüz binden çok esir alarak, döndü. Tarihte ahlaksızlığı ile meşhur olan Çariçe Katerina Kırım-Giray Hanı, Bahçesaray şehrinde saray hekimi olan bir Rum doktoru vasıtası ile zehirleterek öldürttü. 27 Mart 1769 da serdar-ı ekrem vazifesiyle Rus seferine çıkan Sadrazam Yağlıkçızade Mehmed Emin paşa, 1 Mayıs 1769 da ilk Hotin Zaferini kazandı.

Lehistan'ı himaye için girişilen savaşta Birinci Hotin Zaferinin ardından tekrar saldıran Ruslara karşı 12 Ağustos 1769 da Hotin'de ikinci bir zafer daha kazanıldı. Yağlıkçızade'den sonra sadrazamlığa getirilen Moldovanlı Ali paşa, Rus seferine serdar tayin edildi. Ali paşa, Turla Nehrinden orduyu geçirirken köprünün yıkılmasıyla büyük bir facia meydana geldi. Ayrıca yeniçerilerin artan itaatsizliği ile muharebelerden kaçması, ateşli silahların gereği gibi kullanılmamasından, Rus orduları Kırım Hanlığı topraklarına ve Romanya'ya girdi. 21 Eylül 1769 da Hotin Rusların işgaline uğradı. İngiltere ve Fransa'nın askeri yardım ve siyasi desteğiyle, Baltık Denizinden gönderilen Rus Donanması Cebelitarık Boğazını geçerek Akdeniz'e girdi. Bununla, Çar Deli Petro (1682-1725) tarafından sistemleştirilen sıcak denizlere inme projesi Batıdan da destek ve yardım görmüş oldu.

Bir Osmanlı ülkesi olan Mora Yarımadasında ortodoksluğun hamisi rolüyle slavlık propagandası yapan Rus donanmasındaki subaylar, Koron, Modon, Navarin, Patras, Anabolu, Tripoliçe, Kalamota ve Isparta'da asi Rumlar ile işbirliğine girerek, buradaki Müslüman ahaliye müttefikleri Avrupa devletlerince de tepki gören vahşice katliamlar yaptırdılar. Bunun üzerine Mora Serdarlığına tayin edilen Kaptan-ı Derya Mandalzade Hüsameddin paşanın Mora çıkartmasıyla Rumlar geri çekilip, yetmiş bin kişilik Maynot-Rum ordusu, Tripoliçe'de 9 nisan 1770 de bozuldu. Hüsameddin paşaya ''Mora Fatihi'' ünvanı verilip, bölgedeki asiler temizlendi. Ruslar geri çekildi.

Akdeniz'deki Rus donanması, Osmanlılar tarafından devamlı taciz edildiyse de fırsatlardan istifade eden Ruslar, İngiliz subaylarının da yardımı ile Çeşme limanındaki Osmanlı donanmasını yaktılar.
Osmanlı donanması yanarak imha olunca İngiliz amirali ve Rus donanma komutanı, Boğazları tehdit etmek istediler. Fakat tahkim ve müdafaadan ürküp, cesaret edemediler. Çeşme faciasından sonra, Tuna boyundaki Kartal ovasında bulunan Osmanlı ordusu Yeniçerilerin itaatsizliği yüzünden 1 Ağustos 1770 de bozguna uğradı. 1771 yazında Kırım'ın işgalinden başka General Tatloben idaresindeki Rus ordusu Ahıska bölgesinde bozguna uğrayıp, geri çekildi.

2 Ağustos 1771 de Özü (Kırım), 12 Eylül 1771 de Yerköyü (Romanya), 29 Haziran 1773 de Varna (Bulgaristan), zaferleri kazanıldı. Sultan Üçüncü Mustafa Han, beş yıldan beri devam eden Rus seferini neticelendirmek için hazırlanırken, 21 Ocak 1774 de vefat etti.

1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi, Birinci Abdülhamid Han devrinde, zafer kazanılmasına bakılmaksızın, 21 Temmuz 1774 de imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla aleyhte neticelendi. Üçüncü Mustafa Han devrinde, Osmanlı ülkesi içeride sulh ve sükun içindeydi. 22 Mayıs 1766 İstanbul zelzelesinden başka tabii afet olmadı. Osmanlı Rus Harbi esnasında, Mısır'da Kölemenli Cin Ali Beyin Suriye, Filistin ve Arabistan'daki isyanı, 1 Mayıs 1773 de Salihiyye'de mağlubiyetiyle bastırıldı. Balkanlarda Rus yayılma siyasetinde ortodoksluğun hamisi rolüyle Mora'da Slavlık propagandası yapılıp, isyan çıkarıldı. Kısa zamanda bastırılıp, Osmanlı ordusunun 9 nisan 1770 zaferiyle neticelendirilerek, bölgede sulh ve sükun sağlandı. Dış politikada, devletlerin büyük menfaatleri karşılığı teklif ettikleri siyasi ve askeri ittifaklar kabul edilmedi. Osmanlı-Rus Harbinde de görüldüğü gibi ittifak tekliflerinin samimiyetsizce ve menfaatkâr olduğu meydana çıktı.

Lehistan (Polonya) milliyetçilerinin ''Türk atları Vistül'de sulanmadıkça Polonyalılara hürriyet yok� sözü Osmanlılardan yardım istemelerinden kalmıştır.

Bütün Osmanlı sultanları gibi yüksek din ve fen ilimlerinde devrin en iyi hocalarından ders görerek yetiştirilen Üçüncü Mustafa Han, dindar, adil, çalışkan, azimli hamiyetli, metin, hassas ve ilme, âlimlere hürmetkârdı. Devrin âlimleri seviyesinde ilmi vardı. Güzel konuşur ve yazardı. Çok kitap okurdu. Dış ülkelerden yazılmış kitapları da getirtir, incelerdi. Doğu ve Batı kültürüne vakıftı. Yapılan icraatları bizzat yerinde kontrol ederdi. Askeri ve donanmayı teftiş etmeyi, tebdil gezmek, ata binmek, avlanmak ve gezi yapmayı severdi. Askeri, idari ve mali birçok ıslahatlarda bulundu. Çok hayırseverdi. Âlimlere ve ahaliye cömertçe ihsanlarda bulunurdu. Süveyş'te kanal açmak, Sakarya Nehrini, Sapanca Gölü üzerinden İzmit Körfezine bağlamak gibi düşünceleri vardı.

Birçok hayır müessesesi, askeri ve sivil eser yaptırdı. 1773 de Deniz Harp Okulunun temelini teşkil eden Mühendishane'i Bahr-i Hümayun ve teknik üniversite mahiyetindeki Mühendishane-i Berr-i Hümayun açıldı. Zamanında Tüfeklere süngü takıldı. Islahatçı bir hükümdar olan Üçüncü Mustafa Hanın icraatlarını oğlu Üçüncü Selim Han devam ettirdi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Birinci Abdülhamid Han

Osmanlı padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisidir. Sultan üçüncü Ahmed�in oğlu, sultan dördüncü Mustafa ile, sultan ikinci Mahmud�un babalarıdır. 1725 de doğdu. 1773 de halife oldu. 1789 da vefat etti. Sirkecide, dördüncü vakf hanı karşısında, köşedeki türbededir. Oğlu dördüncü Mustafa han da bu türbededir. Türbede, Yeni cami tarafındaki duvardaki dolaba yerleştirilmiş taşta Resulullahın mübarek ayaklarının izleri mevcuttur. Türbe yanındaki ince sanatlı olan sebili, cumhuriyet devrinde Gülhane parkı kapısı karşısına nakil edilmiştir.

Validesi Rabia sultanın ruhu için, 1778 de, Beylerbeyinde, deniz kenarında, bir minareli cami yaptırdı. İkinci minaresini sultan Mahmud yaptırdı. Emirgan camiini de birinci Abdülhamid han yaptırmıştır.

Birinci Abdülhamid Han, tahta çıktığı zaman devlet buhran içerisindeydi. Tahta çıkışından evvel başlamış olan Rus Harbi devam ediyor ve birçok eyalette de isyanlar baş göstermiş bulunuyordu. Mali sıkıntı da mevcuttu. Birinci Abdülhamid Han bu güçlükleri başarıyla yenecek kudrette bir padişahtı. Saltanatı müddetince bu zorluklarla mücadele etti. İyi niyetli, dindar, gayretli bir insandı.

Rus Harbine devam kararı verdi. Çünkü düşmana karşı hiç olmazsa bir muharebe kazanarak sulh yapmak istiyordu. Fakat Osmanlı ordusu Kozluca'da yenilmiş ve Serdar Muhsinzade Mehmed Paşanın yanında ancak 12000 kişi kalmış diğerleri dağılmıştı. Bu vaziyette Rusya'nın sulh şartlarını kabul etmekten başka çare yoktu. Türk temsilcileri Ahmed Resmi ve İbrahim Münib efendilerle Rus temsilcisi Prens Repnin arasında 21 Temmuz 1774 de küçük Kaynarca Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya göre Kırım, Kuban ve Bucak yalnız dini bakımdan halifeye bağlı olmak üzere müstakil oluyor; Yenikale, Kerç, Azak, Kılburun kaleleri Rusya'ya geçiyordu. Eflak, Boğdan ve Cezayir-i Bahr-i Sefid sahili gibi savaşta Ruslar tarafından işgale uğramış yerler ise Osmanlı Devletine geri veriliyordu. Kaynarca Antlaşmasının ağırlığını artıran en önemli maddesi, Rusların Türk topraklarındaki Ortodokslar üzerinde bir çeşit himaye hakkı iddiasında bulunabilecek tarzda hazırlanmış olanıdır.

Antlaşmadan hemen sonra Avusturya, Osmanlı Devletinin zafiyetinden faydalanarak Boğdan Beyliğine bağlı Bukaniva'yı işgal etti. (1775) Saltanatın başında böyle kahredici bir durumu kabul ile barışı sağlayabilen Birinci Abdülhamid, savaş zamanında devletin çeşitli bölgelerinde çıkmış isyanları bastırmak ve askeri sahada ıslahatta bulunmak durumundaydı. İsyanları bastırmak üzere Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa ve ıslahat yapmak için de sadrazam Halil Hamid Paşa görevlendirildiler.

Kapıkulu'nun bazı ocaklarının ıslahı için Fransa'dan mühendisler getirtilmiş, Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Devlet Kara Mühendishanesi) kurulmuş, yüzüstü bırakılan metruk haldeki İbrahim Müteferrika matbaası tekrar açılmıştır. Birinci Abdülhamid devrinde yapılan hayırlı işlerden birisi de, yerli malı kullanılmasının mecburi hâle getirilmesidir. Diğer taraftan Anadolu'da çeşitli karışıklıklar çıkmıştı. Her vilayette bir asi hüküm sürüyordu. Hele kapısız levent denilen binlerce asi Anadolu'yu yakıp yıkıyordu. Şam ve Mısır'da isyanlar baş göstermiş, İranlılar Osmanlı topraklarına saldırarak pek çok yeri kendi topraklarına katmışlardı. Hicaz'da ayaklanmalar birbirini takip etmişti.

Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla, Osmanlılarla Ruslar arasında tam bir sulh temin edilememiş, yalnız bir çeşit müterake hasıl olmuştu. Bu antlaşma her iki tarafı da tatmin etmemişti. Osmanlılar olsun, Ruslar olsun Kırım üzerinde daha çok hakka sahip olmak istiyorlardı. Nitekim Kırım'da bağımsızlık ilan edildiğinde devlet Giray Han, Babıali ile eski bağlılığın korunmasına taraftardı. Bunun üzerine Ruslar, asker sevk edip kendi adamlarından Şahin Giray'ı, han seçtirmişlerdi. Böylece Kırım Hanının tayininde çıkan anlaşmazlık, iki devleti yeni bir savaşa götürürken, Fransızların yardımıyla Haliç Aynalıkavak Kasrında 10 Mart 1779 da bir antlaşma imzalanmıştır. Küçük Kaynarca Antlaşmasının bazı maddeleriyle ilgili olan bu antlaşma Aynalıkavak Tenkihnamesi adıyla anılır. Tenkihnameye göre, Kırım bağımsız kalacak ve Ruslar buradan askerlerini çekecek; buna karşılık, Osmanlılar da Şahin Giray'ın hanlığını kabul edeceklerdi. Kafkaslardan güneye kadar Rus hakimiyetinin artmasını Osmanlı Devleti için büyük tehlike olarak gören Birinci Abdülhamid Han ve Devlet adamları, Kafkasya'nın bazı bölgelerini Türk nüfusu altına almayı tasarladılar. Bu sebeple Soğucak ve Anapa kalelerinin tahkim ettiler. Buradaki Çerkez kabilelerini itaat altına almaya çalıştılar.

Şuursuz olarak Rus taraftarlığı yapan Şahin Giray aleyhinde Kırım'da isyan çıkınca, Ruslar buraya hemen asker gönderdiler. Binlerce Müslümanı şehid ettikten sonra yine Kırım'ı Şahin Giray'a bırakarak geri çekildiler. Daha sonra yeni bir bahaneyle tekrar Kırım'a girerek memleketi Rusya'ya bağladılar. (1784) Bunun üzerine, tekrar bir Osmanlı-Rus savaşı tehlikesi doğdu. Osmanlı ordusu harbe hazır değildi. Bu sebepten Sultan Abdülhamid Han antlaşmayı bozmak istemedi. Rusya ile birkaç yıl gerginlikten sonra Koca Yusuf Paşa sadrazam oldu. Aslında 1781 de Rusya, Avusturya ile beraber bir tasarı hazırlamış ve bu tasarıya göre de Osmanlı Devletini taksime karar vermişlerdi. Yeni Sadrazam, Rusya ile mutlaka savaşmak istiyordu. İkinci Katerina'nın gösteri yaparak Kırım'ı ziyaret etmesine ve Avusturya imparatoru ile görüşme yapmasına Babıali artık tahammül edemiyordu. Rus elçisi Sadarete çağrılarak Kırım'ın iadesi istendi. Elçinin uygun cevap vermemesi üzerine Rusya'ya savaş ilan edildi.

Rusların idaresi altındaki Kılburun Kalesine hücum ile 1786-1792 Osmanlı-Rus savaşı başlamış oldu. Avusturyalılar da savaş açmadan Belgrad ve Sırbistan'a taarruz ettilerse de bir sonuç alamadılar. Bu vaziyet karşısında yalnız Ruslarla başa çıkamazken, iki düşmanla birden karşılaşılıyordu. Serdar-ı Ekrem Sadrazam Koca Yusuf Paşa, önce Avusturya derdini halletmek istedi. Avusturya imparatoru İkinci Josef'in saldırılarını önledikten sonra sınır aşılarak düşman kendi topraklarında ağır yenilgiye uğratıldı. İkinci Josef güç bela kaçabildi. Fakat Rus cephesindeki savaş aleyhte gelişiyordu. Kısmi başarılar Özi Kalesini kurtarmaya yetmedi. Özi Kalesi Ruslar tarafından alınınca tarihin en büyük mezalimine uğradı. Masum ve günahsız çocuklar, genç ve ihtiyar kadınlar dahil 30 bin civarında insan vahşice öldürüldü.

Sadrazam, Özi Kalesinin düştüğünü bildiren ve yapılan mezalimleri dile getiren telhisi okurken, padişah, kederinden felç olup çok geçmeden vefat etti. (28 Mart 1789)

Birinci Abdülhamid Han, devlet işleriyle yakından ilgilenir, her konuda düşüncelerini dikte ederek vezirlere bildirirdi. Saltanatı boyunca hep liyakatlı sadrazam, ehil adam aramış ve onlara yetki verip ıslahatların yapılmasına uğraşmıştır. Halil Hamid Paşa, sadrazamlarının en değerlisidir. Abdülhamid Han, halka karşı merhametli ve çok dindar bir padişahtı. Halk arasında kerameti dahi yaygındı. Oğullarından ikisi, Dördüncü Mustafa ve İkinci Mahmud, padişah olmuşlardır.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Üçüncü Selim Han

İslam halifelerinin doksan üçüncüsü ve Osmanlı padişahlarının yirmi sekizincisidir. Sultan üçüncü Mustafa�nın oğludur. 1761 de doğdu. 1789 de amcası birinci Abdülhamid handan sonra halife oldu. 1807 de ingiliz casuslarının teşviki ile, yeniçeri zorbaları isyan ederek tahttan indirildi. 1808 de Topkapı sarayında şehid edildi.

Halim, selim ve çok zeki idi. Dahilde, haricde düşmanların saldırdığı sırada tahta çıktı. Vehhabilik bunun zamanında ortaya çıktı. Yeni, modern ordu kurmaya başladı. 1791 de Bahriye mektebi ve Halıcıoğlunda mühendis ve topçu mektepleri yaptı. Üsküdar�da Selimiyye kışlasını ve 1805 de Selimiyye camiini ve Çiçekçi camiini yaptı. Eyyub camiini yeniden büyük olarak yaptı. Bunu önce Fatih, küçük yaptırmıştı. Karaca-Ahmedde Miskinler tekkesi denilen (Dedeler Mescidi)ni yaptı. Küçük Mustafa paşada (Gül camii)ni kiliseden çevirdi. Yeni bölükler kurdu. Tam ıslahata başlayacağı sırada şehid edildi. Laleli camii yanında, babasının türbesindedir. Yerine amcasının oğlu sultan dördüncü Mustafa han ve bir yıl sonra bunun kardeşi, ikinci Mahmud han geçti.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Osmanlı Sultanları
Dördüncü Mustafa Han

Osmanlı sultanlarının yirmi dokuzuncusu, İslam halifelerinin doksan dördüncüsüdür. Babası birinci Abdülhamid Handır. İstanbul'da 1779'da doğdu. Şehzadeliğinde yüksek din ve fen bilgileri öğretilerek yetiştirildi.

Amcası Sultan Selim Hanın ıslahat fikirlerine karşı çıkan bazı devlet adamları yeniçerileri tahrik ettiler. Neticede Kabakçı Mustafa'nın sevk ve idaresinde ayaklanan yamaklar Selim Hanı tahttan indirerek Şehzade Mustafa'yı sultan ilan ettiler. (1807)

Devlet idaresini ele geçiren asiler, Nizam-ı cedid kuvvetlerini dağıttılar. İsyanın teşvikçisi Köse Musa paşa, Sultan Selim taraftarlarını birer birer ortadan kaldırdı. İstanbul'daki isyan, Rus cephesinde ordunun disiplinini de bozdu. Orduda bulunan Selim Han taraftarları Ruscuk ayanı Alemdar Mustafa paşanın yanına sığındılar. Bu hadiseler üzerine Mustafa Han, sadrazam Hilmi paşayı azlederek yerine Çelebi Mustafa paşayı sadarete getirdi. Osmanlı ordusundaki bu karışıklıktan faydalanan Ruslar, Eflak ve Boğdan'da bazı kaleleri ele geçirdiler. Ancak bu sırada Fransa imparatoru Napoleon karşısında zor durumda kalmaları barış istemelerine sebep oldu. Rusya'nın Eflak, Boğdan ve diğer zaptettiği yerleri tahliye ederek çekilmesi şartıyla 20 Ağustos 1807 de mütareke imzalandı.

Dördüncü Mustafa Han, Rusya ile yapılan mütarekeden sonra İstanbul'da asayişi sağlayabilmek için harekete geçti. Bu sırada asiler işi çığırından çıkararak halkın mallarını yağmalamaya, yeniçeriler de her işe karışmaya başlamışlardı. Mustafa Han, öncelikle asilerin bir kısmını çeşitli bahane ve vazifelerle saraydan uzaklaştırdı. Ancak, zorbaları tamamen sindirebilmek için büyük bir güce ihtiyacı vardı. Bunun için Alemdar Mustafa paşanın İstanbul'a gelmesini istedi. Kendisine sadık 16 bin kişilik kuvvetle harekete geçen Alemdar, öncelikle Boğaz nazırlığı yapmakta olan Kabakçı Mustafa'yı öldürttü. Kabakçı'nın öldürülmesi saray erkanı ve yeniçeriler arasında büyük telaşa sebep oldu. Daha sonra İstanbul'a giren Alemdar, zorbaları ortadan kaldırmaya ve fesatçıları sürmeye başladı.

Bu sırada Alemdar'ın taraftarları Sultan Selim Hanı tekrar tahta çıkarmaları için tahrike başladılar. Onun bu niyetini sezen sadrazam Çelebi Mustafa paşa kendisinden İstanbul'u terk etmesini istedi. Alemdar Mustafa paşa da bunun üzerine 28 Temmuz günü on beş bin kişiden fazla askeriyle Bab-ı âliyi bastı. Sadrazamdan mührünü aldı. Ancak Üçüncü Selim'in yeniden tahta çıkması halinde kendilerini öldürteceğinden korkan asiler ve bazı devlet adamları padişahtan Üçüncü Selim ve şehzade Mahmud'un öldürülmeleri için ferman çıkarttırdılar. Nitekim zorla saraya giren Alemdar, Selim Hanın hançer darbeleriyle şehid edilmiş cesediyle karşılaştı. Hizmetkârlarının yardımı ile hayatını kurtaran Şehzade Mahmud'u padişah ilan etti. (28 Temmuz 1808) Mustafa Han ise Topkapı Sarayına yerleştirildi.

Dördüncü Mustafa Han, 14/15 Kasım gecesi meydana gelen Alemdar Mustafa paşa Vak'ası sırasında yeniçerilerin saraya saldırmaları ve kendisini tekrar başa geçirmeye teşebbüs etmeleri üzerine İkinci Mahmud Han taraftarlarınca öldürüldü. (1808)

Mustafa Han, zeki ve tedbirli olmasına rağmen Üçüncü Selim Hanın tahttan indirilmesi neticesinde tahta çıkarılmış olmasından dolayı isyancıların elinde kaldı. Yeniçerilerin tamamının zorba bir güruh haline gelmeleri sebebiyle eşkıyayı bertaraf edecek bir kuvveti yanında bulunamadı. Bu sebeple onların isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. Daha sonra asileri sindirmek üzere çağırdığı Alemdar Mustafa paşanın Selim Hanı tekrar tahta geçirme teşebbüsü Mustafa Hanın aleyhte hareketine yol açtı. İkinci Mahmud Hanın saltanatı döneminden ve ıslahatlarından memnun olmayan bazı devlet adamları, yeniçerileri tahrik etmek suretiyle kendilerine yakın gördükleri Dördüncü Mustafa'yı tekrar tahta geçirmek üzere harekete geçtiler. Bu durum neticede Mustafa Hanın öldürülmesine yol açtı. Mustafa Hanın cenazesi merasimle kaldırılarak, Bahçe Kapısında babası Birinci Abdülhamid'in türbesine defnedildi. Saltanat müddeti bir sene iki ay olup, vefat ettiğinde otuz yaşında idi.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.