You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

MUTLAKA İSLÂM HÜKMETMELİ

MUTLAKA İSLÂM HÜKMETMELİ

Üye
MUTLAKA İSLÂM HÜKMETMELİ
Bismillahirrahmanirrahim
İslâm, yalnız içteki sosyal problemlerimizi halledip, hudutlarımız içinde bizimle baş
başa kalmayacak, bize devletler arasında gururlanacağımız bir şahsiyet verecektir. Zaten
İslâm cesaret, atılganlık ve yükselme inancıdır. İslâm bizim uydu ve kuyruk olmamızı
yasaklar. Batı ve doğu bloklarından birine teslim olmamızı yasaklar. İslâm bayrağından başka
bir bayrağın altında yaşamamızı istemez. İslâm sancağı, bir buçuk milyarı aşkın kitleyi altında
toplayabilir, stratejik bölgeleri ve doğal kaynaklarıyla doğu ve batı bloklarını geride
bırakabilir.
Bugün için zaruri olan geniş Müslüman kitlelerinin tek ülkü etrafında toplanmalarıdır.
Bu ülkü İslâm ülküsü olacaktır. Kanunlar onun kanunları olacaktır. Müslüman’ın güçlü,
müstakil bir şahsiyeti olacak ve hiçbir nizama yamanmayacaktır. Güçlü bir ruhu olacak,
yozlaşıp dağılmayacaktır. Biz bugün sömürgecilerin nüfus bölgeleri durumundayız. Çünkü o
büyük ruhtan kopuk, başkalarının etekleri altında kaldık. Yüceliğimizi besleyen kaynağı
yitirdik.
Müslüman kitle kalkınıp sükun ve dengenin yularını eline aldığı gün, dünya huzur ve
emniyete kavuşacaktır. Müslümanlar uyanırsa artık İslâm dünyasının şurasından burasından;
“Ya o bloğa, ya bu bloğa katılmalıyız” şeklinde bağıranlar ise ses çıkaramaz olacaklardır. Biz
Müslümanlar olarak, bugün mükemmel insan inşasına çalışabilir ve sağlam bir toplumculuğu
hedef tutan üstün nizamı insanlığa takdim edebiliriz. Tanıtacağımız bu nizam, hayat
kıymetlerini Allah (c.c.)’ın istediği örnek bir ülkenin oluşturulmasında kullanmayı gaye edinir.
O zaman bizim yerimiz, insanlık kafilesinin en gerisi değil, idare noktası olacaktır.
İslâm’ın iş görmesi isteniyorsa hükmü O’nun eline vermek gerekir. İslâm insanları
mabet ve tekkelerde yalnızlığa itmek için gelmemiştir. Sadece kalplerde ve vicdanlarda
kalmak için de gelmemiştir. Aksine hayata hükmetmek, onu Allah (c.c.)’ın dilediği biçime
sokmak için gönderilmiştir. Toplumları ideal hayat anlayışına göre hazırlamak için
gönderilmiştir. Bunun gerçekleşmesi ancak İslâm’ın düzenleyici, yönetici, hayata kendi
prensipleriyle yön vermesi ile olur. İslâm prensip ve düşüncelerini fikir ve eylem olarak
gerçekleştirmek, emir ve yasaklarının hakim olduğu bir toplum görmek ister. Öyle bir toplum
ki, yeryüzünde hükümran olan, tavırları, hayat tarzı, toplumsal ilişkileri, idare şekli, hülâsa
her şeyiyle İslâm boyası ile boyanmış bir toplum ister.
Sosyal müşküllerimizi ve İslâm’ın bunlara bulacağı çarelerle halledilmesi için İslâm’ın
mutlaka hükmetmesi lazımdır. İslâm sadece kul ile Allah (c.c.) arasında bir münacat, sadece
gönüllerde saklı bir inanç olarak kaldığı müddetçe hiçbir iş göremez. Ne serveti toplum
ihtiyaçlarına göre dağıtabilir, ne emek-ücret dengesini, ne fırsat eşitliğini sağlayabilir, ne
miskin güçleri çalışmaya sevk edebilir, ne de devlete milletlerarası bir camiada bir mevki
temin edebilir. İslâm’dan, “Hayata hakim olmadan da yaşayabilir, ille de yargı makamında
olmasına lüzum yok” diye söz edenlere gelince bunlar, münakaşa ve eleştirme şerefinden
yoksun kimselerdir. Bu adamlar bu sözleriyle, sadece İslâm’a yabancılıklarını değil, bir
toplumun oluşmasına etkili olacak sebeplere karşı ne büyük bir cehalet içinde olduklarını da
göstermiş durumdadırlar. Bunlar insan hayatının geleceğine ilişkin zarurî bilgilerden bile
habersizdirler. İlhamlarını Hıristiyanların papazlarından alıyorlar. Çünkü rahiplerin bütün
gayretleri fertlerin kalpleri ile Allah (c.c.) arasında ilişki kurmaya yöneliktir. Sebebi ise şudur:
Hıristiyanlık sadece ruhî temizliğe çağıran bir dindir. Bu din, yaşanan hayatı tanzim edecek
kanunlar koymaz. Bu işi krala bırakmıştır. Günümüzdeki Hıristiyanlık kilisenin karanlığında
kaybolmuş, gayesini de kaybetmiştir. Bize gelince, Hıristiyanlığa yapılan muameleyi İslâm’a
yapmaya kalkmakla korkunç bir idraksizlik içine düştük. Bunu yapmaya niçin cüret ettik?
2
İslâm hayatı güdecek, toplumu yönetecek esaslara sahip değildik de ondan mı? Hayır! Biz
köle zihniyetinde, maymunlar mevkiindeyiz de ondan. Toplumumuzu idare edenlere
efendileri emrediyor, onlar da bu aziz ve necip milleti Avrupalı yapacağız diye gece gündüz
çalışıyorlar. Madem ki Avrupa’da beşerî hukuk uygulanıyor, o halde bunlar da öyle
yapmalılar. Oysa Avrupa’nın sığınacak başka bir limanı yok. Avrupa aradığı hayat düzenini
Hıristiyanlıkta bulamamıştır. Çünkü Hıristiyanlık ruhsal tesellî ve duâdan ibarettir. İslâm ise
öyle değil. İslâm kendisini şu şekilde formüllendiriyor: Muamelata dönen iman! Buradaki
muamelata dönüş sözünün yerini şeriat sözü tutmaktadır. Şeriat, inanç ve hareketi birleştirme
şuurunun ifadesidir. İnanç ancak bu şekilde insanı içten ve dıştan etkiler.
Avrupalıların; “Din sadece kul ile Allah (c.c.) arasındadır, dini medenî hayata
sokmanın gereği yoktur” dediklerini duyarak bunu tekrarlıyoruz. Evet, Hıristiyanlıkta din kul
ile Allah (c.c.) arasında ruhsal bir alakadır. Avrupalı bunu söylemekle mazurdur. Çünkü
Hıristiyanlık Avrupa toplumunu hayata çekmemiş, hayata nasıl etkili olacağını ona
göstermemiştir. Durum bu derece açık ve göz önünde iken toplumumuzdaki kültürlü (!)
geçinen Avrupa hayranları da aynı sözlerle cemiyeti yönlendirmeye çalışıyorlar. Din ruhî
olayla uğraşmamalıymış, günlük hayatı medenî, beşerî kanunlara bırakmalıymışız. Böyle
münafıklar toplumumuzun en üst kademesinde yer aldı. Bu halkı bu belalardan kurtaracak,
hayatına hareket, bereket, canlılık ve atılganlık getirecek ülkü ancak İslâm ülküsüdür.
İslâm’ın gerçekleştireceği sosyal adalet, sadece Müslüman halka değil din, dil, renk
farklılığına bakılmadan bütün insanları kuşatacak, onlara huzur getirecektir. Bu da İslâm’ın
beşerî rejimlerde bulunmayan müstesna insan anlayışının ifadesidir. İslâm çağdaş hayatın
bütün problemlerini çözmeye, hayatı yüceltmeye, manalandırmaya, insanı insanca yaşatmaya
muktedirdir. Bununla beraber İslâm’ın ana prensiplerine uymak, İslâm ruhuna aykırı
olmamak şartıyla bütün insanlığın tecrübelerinden de faydalanır. İslâm, toplumda yeni ortaya
çıkacak meselelere de çare olmaya muktedirdir. İslâm bütün ruhuyla hakim olunca, insanlığa
yepyeni bir toplum örneği sunacaktır. Dünya, yeni bir imanın hasreti içindedir. Beşerî
sistemler devrini doldurmuş, insanlığa verecek bir şeyleri kalmamıştır.
Netice olarak ilim ve tecrübeler gösteriyor ki, kendisini kaybeden beşeriyet İslâm’la
dirilecek, huzuru ancak ve ancak İslâm’da bulacaktır. Artık İslâm hükmetmelidir. Çünkü
insan tabiatını ve hayatın anlamını iyi bilmektedir. Hükmetmeyen İslâm, İslâm olmadığı gibi,
İslâm’ı hükmettirmeyenler de Müslüman değildir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ
kendileridir.”(Maide:44).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.