Bey’at kavramı, Kur'an ve sünnette geçen İslâm mektebinin nurlu kavramlarından
biridir. Allah (c.c.)’ın şeraitine kayıtsız şartsız teslim olmanın alameti bey’attir. Allah (c.c.) hayat
rehberimiz Kur'an’da şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat
etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi
aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir
mükâfat verecektir.” (Fetih:10). Bu âyet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi bey’at, söz vermek, vaatte
bulunmak, vaadini el sıkarak teyit etmek, birisine salahiyet vermek, sadakat yemini etmek
manalarına gelir. Âdeten bir Üst’e veya Üst’ün tayin edeceği bir şahsa bey’at denir. İslâm’a
göre bey’at; Allah (c.c.)’a Allah (c.c.)’ın kitabı Kur'an’a, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, Allah (c.c.)’ın
şeraitini bir bütün olarak tatbik eden Ulu’l-Emr’e itaat edeceğine, kâl-u belâ’dan beri yüklenmiş
olduğu emanete sadık kalacağına dair, adabına uygun olarak yapılan mübarek bir ahittir.
Bey’atın kaynağı imandır. İmansız bir bey’at kabul edilemez. Bey’at; İslâm’ı hayata
geçirmenin ve İslâm’a bağlı kalmanın ebedî nişanesidir. Bunun için Allah (c.c.)’a, Resûlüne
(s.a.v.), Allah (c.c.) nizamı şeriata, Ulu’l-Emr’e ve Darü’l-Harp’te Müslümanların kendi
aralarında seçtikleri İmam’a, Emir’e bey’at etmek, akıl baliğ olan her Müslüman’a farzdır.
Allah (c.c.) buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a, Resûlüne ve sizden olan Ulu’l-Emr’e itaat
ediniz.” (Nisa:59). Bey’at değişmeyen bir farzdır. Resûlüllah (s.a.v.)’tan gelen mübarek bir
uygulamadır. Çeşitli şekillerde ve dallarda bey’at yapılır. Bazı zamanlar İslâm’ı tatbik etmek
için, bazı zamanlar cihat etmek üzere, bazı zamanlar da cihad başladığı zaman kaçmamak
üzere bey’at yapılmıştır. İslâm tarihinde hepsi için misaller vardır. İlk bey’at, Akabe
Bey’atidir. İslâm’da kadınlar ve çocuklar da bey’at edebilirler. Kur'an’da şöyle buyuruluyor:
“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık
yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira
uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye
geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Mümtehine:12).
İslâm anayasasında yönetilenlerin yöneticilere karşı ancak Allah (c.c.)’ın dini ve
şeraitine uyduğu müddetçe itaat hükmü vardır. Müslüman, şeraite muhalif olan devlet
adamının iradesinden veya millî iradeden değil, Allah (c.c.)’ın hükmünden sorumludur. Devlet
adamı da, millet de Allah (c.c.)’ın şeraitinin hükümlerine uymak zorundadırlar.
Tevhid düzeninden tağut düzenine esir düşen günümüz Müslümanlarının, Hz.
Peygamber (s.a.v.) dönemindeki bey’at metinlerini tekrarlamadıkları, unuttukları inkâr edilemez
bir gerçektir. Allah (c.c.)’ın şeraitine kayıtsız şartsız bey’at edemeyen Müslümanlar, tağutun
esaretinden kurtulamazlar. Çünkü bey’at; her çağ ve mekanda Allah (c.c.)’ın şeraitine teslim
olmanın ve tağutlara açıkça isyan etmenin sembolüdür.
Boynunda bey’at halkası olmayan bir kişinin yaşadığı hayat İslâmî değildir. Ebedî
önderimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) buyuruyor ki: “Her kimin boynunda bey’at alameti
olmadan ölürse, cahiliyet ölümü üzerine ölmüş olur.” (Riyâzü’s-Sâlihîn: C.2, S.82). Cahiliyet ile
savaşmayı imanın gereği bilen her Müslüman, mutlaka İslâm’a ve Ulu’l-Emr’e veya İmam’a
bey’at etmelidir. İki dine veya iki öndere bey’at edilemez. Kim hangi rejime bey’at ediyorsa,
onun dini de o rejimdir. Bey’at ilkesi ihya edilmeden İslâmî bir cemâat ortaya çıkamaz.
Bey’atsız hayat sürdürmek haramdır. Ne Kur'an, ne de sünnet bey’atsiz hayata izin
vermemiştir.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.