Alıntı:Yeni bir kitap ve şeriat getirmiş peygambere hem rasul hemde nebi denir.Yeni br kitp getirmeyip kendinden önceki peygamberin getirdiği şeriatı devam ettiren ve amel edene ise sadece nebi denir =) mesele bu bunu blseydin eğer ayeti anlamış olurdun anlayıncada üzerinde düşünürdün... Demekki hz süleyman ne oluyormuş ? Hz Süleyman sadece nebidir... Ve ayette rasul olanların geleceğe yönelik bazı bilgilere vakıf olacağı bildiiriliyr .
Senin formel nebi-resul bilgine girmeden cevap vereyim, Ben süleyman aleyhisselamın bu olacaklarını bildiklerini aktarırken, senin kastettiğin ilahi bilgi yolu ile değil ''ilme dayalı bilgi yolu'' ile elde ettiğini söyledim. Ama okumadığın için ya da okuduğunu anlamadığın için bir türlü nüansı yakalayamadın.. ya da kusur bizde biz anlatamıyoruz. süleyman aleyhisselamın seyahetleri kısmını okursan burada gelecekte yolculuk yapmış olma ihtimalinden sözettim bu ihtimalden sonra süleyman aleyhisselam geleceğe gitti ise ve olacakları gördü ise bunun gayb tarafı olmuyor.. bunu anlatamıyorum sanırım...
burayı iyi oku...
"Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şey için bir yol (sebeb) verdik. Böylelikle, bir yol tutmuş oldu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." Dedi ki: "Kim zulme saparsa biz onu azablandıracağız, sonra da Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırıverir. Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan da kolay olanını söyleyeceğiz." Sonra (yine) bir yol tutmuş oldu. Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. İşte böyle, onun yanında olan herşeyi (geçmiş ve geleceği kapsayan) ilmimizle büsbütün kuşatmıştık. (18-Kehf 84...91)"
Uzun yıllardır üzerinde çalıştığımız ve Rabbimizin lutfuyla bazı gerçekleri anladığımız bu ayet-i kerimeler hakkında, Kur'an-ı Kerim'in anlam ve ayetler bütünlüğü içinde delillere dayalı çok geniş izahlar yapmamız gerektiğini biliyorsak da; şimdilik bu önemli konuda çok kısa ve genel bir açıklamada bulunacağız. Zülkarneyn Aleyhisselam'ın bu iki yolculuğu, uzun asırlardır doğuya ve batıya doğru yaptığı yolculuklar olarak anlaşılmış, bu güzel müslümanın önce batıya sonra da doğuya yöneldiği zannedilmiştir. Ancak ayet-i kerimelerin beyanına sadık kalırsak, tesadüfi değil bilinçli bir yol tutan Zülkarneyn Aleyhisselam'ın doğu veya batı gibi bir yöne değil, güneşin doğduğu ve battığı bir yere gittiği zikredilmektedir.
İyi ama güneşin doğduğu ve battığı yer neresidir?
Güneşin doğduğu veya battığı yer, insanın bulunduğu noktayla ilgili olan görece bir yer değil midir? İnsanın bulunduğu konuma veya bakış açısına göre, güneş dünyanın her yerinde doğup, her yerinde batmıyor mu? Aklı başında bir insana gündüz vakti "Haydi, en kısa zamanda güneşin battığı yere doğru git" dediğimiz zaman, bu kimse nereye yönelecektir? Görece olarak değişebilen milyonlarca batma yerinden bir yere, en kısa bir yere gitmeye niyetlense bile batıya değil doğuya yönelmesi gerekecektir. Çünkü batıya giderse güneşin batması gecikecek ve o günkü konumu itibariyle güneşin battığı yere daha geç ulaşacaktır.
O halde bir yol tutan,
bilinçli olarak tuttuğu bu yol ile güneşin battığı yere varan Zülkarneyn Aleyhisselam'ın vardığı bu yer neresidir? Güneş dünyanın her noktasından doğup, her noktasından battığına ve şanı yüce Rabbimiz bu ayette çok olasılıklı muğlak bir yerden bahsetmediğine göre, ayet-i kerimedeki "Güneşin battığı yer" ifadesiyle, nereye işaret edilmektedir? Bu yer tek bir yer olduğuna göre, güneşin battığı veya batacağı tek bir yer neresidir? İşte bu önemli sorumuza ayetleriyle cevap veren Kur'an-ı Kerim, bizlerin ufkunu genişletmekte ve bizlerin dikkatini güneşin gerçekten batacağı bir yere, görece olarak da hiç değişmeyecek olan tek bir yere çekmektedir.,
"Güneş, köreltildiği (dürülüp, sönmeye başladığı) zaman, (81-Tekvir 1)"
Kıyametten önce güneşin körelmeye, dürülüp-sönmeye başlaması, görece olarak değişmeyen tek bir yerde gerçekleşecek olan son güneş batımıdır. Binlerce yıldır dünyanın bir tarafındaki insanlar güneş battı derken, diğer bir tarafındaki insanlar güneş doğdu diyorlarken; bu son güneş batımı, dünyada kalan son insanlar için bir daha doğumu olmayacak gerçek bir batımdır. Çünkü bu güneş batımı dünyevi bir ufukta değil, "Onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu" ifadesinde işaret edildiği gibi kara bir gözede yani günümüz tabiriyle bir karadelikte gerçekleşecektir.
Ayetlerin işaret ettiği bu gerçeklikleri,
Kur'an-ı Kerim'deki zaman mekan bütünlüğünü dikkate alarak değerlendirecek olursak, gidilen bu farklı yerin (zaman-mekan bütünlüğü içinde) farklı bir zaman olduğunu da anlayabiliriz. Daha açık bir ifadeyle kendisine her şey için bir yol, bir sebeb verilen Zülkarneyn Aleyhisselam, bu sıradışı lutufla her insanın gerçekleştiremeyeceği çok özel yolculuklar yapıyor ve günümüz insanlarına bile hayal gibi gelen zamanda seyahat olayını yaşıyordu. Çünkü şanı yüce Rabbimiz bu çok özel kuluna, çok özel bir lutufta bulunmuş ve ona gitmek istediği her yer için bir yol, bir sebeb vermişti. Ve insanoğlunun öncelikli merakı yarınlara yönelik olduğu için, Zülkarneyn Aleyhisselam'ın ilk seyahati de yarınlara yani güneşin batmakta olduğu zaman ve mekana yönelik olmuştu.
Hiç kuşkusuz ki Kur'an-ı Kerim'e göre şaşırtıcı veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olay değildir bu!. Mesela dünya yaşantısında Allah'a ve Allah'ın ayetlerine iman etmeyen kafirler bile öldükten yani perdeler kalktıktan sonra bu İlahi gerçeklikle karşılaşacaklar ve kıyamet kopmasına, dağlar un-ufak olmasına, helak edilen dünya ve dünya yaşantısı çok gerilerde kalmasına rağmen Rabbimiz huzurunda başları öne eğilmiş olarak "Rabbimiz gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız.. (32-Secde 12)” diye yalvaracaklardır. Kıyamet koptuktan sonra bile dünya hayatına geri dönmek yani zaman ve mekanda geriye gitmek isteyen bu kimseler, herşeye Kadir Rab gerçeğiyle karşılaşan ve istedikleri bu şeyin, Allah'a göre kolay ve mümkün bir şey olduğunu bilen kimselerdir.
Tabi ki bunları söylerken,
Zülkarneyn Aleyhisselam'ın yaptığı bu seyahatlerin, her şeye kadir Rabbimizin emrine dayalı mucizevi seyahatler olduğunu ve imani bir yaklaşımla kabul görmesi gerektiğini ifade etmiyoruz. Çünkü Zülkarneyn Aleyhisselam'ın zaman ve mekandaki bütün seyahatleri, emre değil ilme dayalı seyahatlerdir. Şayet şanı yüce Rabbimiz bu güzel müslümana her şey için bir emir veya bir kelime vermiş olsaydı, emre veya kelimeye bağlı işlerde sebeb aranmaz, bu işler sebebe muhtaç işler olmazdı.
Alıntı:Rivayete göre Hz. Süleyman can verdiğinde elindeki değneğe dayanmış ayakta duruyordu. Son derece ağır işlere koşmuş olduğu cin'ler ise öteye-beriye koşuşuyor, bu ağır işlerini yapıyorlardı. Hiçbiri efendilerinin öldüğünü fark etmemişti. Bu arada bir böcek söylendiğine göre bir tahta kurdu çıkageldi. Bu böcek ağaçları kemirerek besinini sağlar. Yaşadığı yörelerde evlerin çatılarını, kapılarını ve direklerini oburcu bir iştahla aşındırır. Bu yüzden Mısır'ın bazı bölgelerindeki köylerde halk, evlerini yaparken kereste kullanmaktan kaçınır. Çünkü bu böceğin ağaç türünden olan bütün yapı bölümlerini kemirip yok edeceğini iyi bilirler.
Hasanul basri, katade vb.. der ki isnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi.. Şimdi bana ''Rivayete göre, diye başlayan'' naklettiğin rivayetin isnadını getir inşaallah.. bir de haberin kaynak türü belirtilmiş kimden alınmış, merfu mudur mevkuf mudur?.. Bunu getirdikten sonra bizim yorumumuza ne kadar uyuyor ne kadar şaz kalıyor, bakarız.
