You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...

Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...

هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
Alıntı:Yeni bir kitap ve şeriat getirmiş peygambere hem rasul hemde nebi denir.Yeni br kitp getirmeyip kendinden önceki peygamberin getirdiği şeriatı devam ettiren ve amel edene ise sadece nebi denir =) mesele bu bunu blseydin eğer ayeti anlamış olurdun anlayıncada üzerinde düşünürdün... Demekki hz süleyman ne oluyormuş ? Hz Süleyman sadece nebidir... Ve ayette rasul olanların geleceğe yönelik bazı bilgilere vakıf olacağı bildiiriliyr .


Senin formel nebi-resul bilgine girmeden cevap vereyim, Ben süleyman aleyhisselamın bu olacaklarını bildiklerini aktarırken, senin kastettiğin ilahi bilgi yolu ile değil ''ilme dayalı bilgi yolu'' ile elde ettiğini söyledim. Ama okumadığın için ya da okuduğunu anlamadığın için bir türlü nüansı yakalayamadın.. ya da kusur bizde biz anlatamıyoruz. süleyman aleyhisselamın seyahetleri kısmını okursan burada gelecekte yolculuk yapmış olma ihtimalinden sözettim bu ihtimalden sonra süleyman aleyhisselam geleceğe gitti ise ve olacakları gördü ise bunun gayb tarafı olmuyor.. bunu anlatamıyorum sanırım...

burayı iyi oku...

"Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şey için bir yol (sebeb) verdik. Böylelikle, bir yol tutmuş oldu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." Dedi ki: "Kim zulme saparsa biz onu azablandıracağız, sonra da Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırıverir. Kim de iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan da kolay olanını söyleyeceğiz." Sonra (yine) bir yol tutmuş oldu. Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. İşte böyle, onun yanında olan herşeyi (geçmiş ve geleceği kapsayan) ilmimizle büsbütün kuşatmıştık. (18-Kehf 84...91)"
Uzun yıllardır üzerinde çalıştığımız ve Rabbimizin lutfuyla bazı gerçekleri anladığımız bu ayet-i kerimeler hakkında, Kur'an-ı Kerim'in anlam ve ayetler bütünlüğü içinde delillere dayalı çok geniş izahlar yapmamız gerektiğini biliyorsak da; şimdilik bu önemli konuda çok kısa ve genel bir açıklamada bulunacağız. Zülkarneyn Aleyhisselam'ın bu iki yolculuğu, uzun asırlardır doğuya ve batıya doğru yaptığı yolculuklar olarak anlaşılmış, bu güzel müslümanın önce batıya sonra da doğuya yöneldiği zannedilmiştir. Ancak ayet-i kerimelerin beyanına sadık kalırsak, tesadüfi değil bilinçli bir yol tutan Zülkarneyn Aleyhisselam'ın doğu veya batı gibi bir yöne değil, güneşin doğduğu ve battığı bir yere gittiği zikredilmektedir.
İyi ama güneşin doğduğu ve battığı yer neresidir?
Güneşin doğduğu veya battığı yer, insanın bulunduğu noktayla ilgili olan görece bir yer değil midir? İnsanın bulunduğu konuma veya bakış açısına göre, güneş dünyanın her yerinde doğup, her yerinde batmıyor mu? Aklı başında bir insana gündüz vakti "Haydi, en kısa zamanda güneşin battığı yere doğru git" dediğimiz zaman, bu kimse nereye yönelecektir? Görece olarak değişebilen milyonlarca batma yerinden bir yere, en kısa bir yere gitmeye niyetlense bile batıya değil doğuya yönelmesi gerekecektir. Çünkü batıya giderse güneşin batması gecikecek ve o günkü konumu itibariyle güneşin battığı yere daha geç ulaşacaktır.
O halde bir yol tutan,
bilinçli olarak tuttuğu bu yol ile güneşin battığı yere varan Zülkarneyn Aleyhisselam'ın vardığı bu yer neresidir? Güneş dünyanın her noktasından doğup, her noktasından battığına ve şanı yüce Rabbimiz bu ayette çok olasılıklı muğlak bir yerden bahsetmediğine göre, ayet-i kerimedeki "Güneşin battığı yer" ifadesiyle, nereye işaret edilmektedir? Bu yer tek bir yer olduğuna göre, güneşin battığı veya batacağı tek bir yer neresidir? İşte bu önemli sorumuza ayetleriyle cevap veren Kur'an-ı Kerim, bizlerin ufkunu genişletmekte ve bizlerin dikkatini güneşin gerçekten batacağı bir yere, görece olarak da hiç değişmeyecek olan tek bir yere çekmektedir.,
"Güneş, köreltildiği (dürülüp, sönmeye başladığı) zaman, (81-Tekvir 1)"
Kıyametten önce güneşin körelmeye, dürülüp-sönmeye başlaması, görece olarak değişmeyen tek bir yerde gerçekleşecek olan son güneş batımıdır. Binlerce yıldır dünyanın bir tarafındaki insanlar güneş battı derken, diğer bir tarafındaki insanlar güneş doğdu diyorlarken; bu son güneş batımı, dünyada kalan son insanlar için bir daha doğumu olmayacak gerçek bir batımdır. Çünkü bu güneş batımı dünyevi bir ufukta değil, "Onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu" ifadesinde işaret edildiği gibi kara bir gözede yani günümüz tabiriyle bir karadelikte gerçekleşecektir.
Ayetlerin işaret ettiği bu gerçeklikleri,
Kur'an-ı Kerim'deki zaman mekan bütünlüğünü dikkate alarak değerlendirecek olursak, gidilen bu farklı yerin (zaman-mekan bütünlüğü içinde) farklı bir zaman olduğunu da anlayabiliriz. Daha açık bir ifadeyle kendisine her şey için bir yol, bir sebeb verilen Zülkarneyn Aleyhisselam, bu sıradışı lutufla her insanın gerçekleştiremeyeceği çok özel yolculuklar yapıyor ve günümüz insanlarına bile hayal gibi gelen zamanda seyahat olayını yaşıyordu. Çünkü şanı yüce Rabbimiz bu çok özel kuluna, çok özel bir lutufta bulunmuş ve ona gitmek istediği her yer için bir yol, bir sebeb vermişti. Ve insanoğlunun öncelikli merakı yarınlara yönelik olduğu için, Zülkarneyn Aleyhisselam'ın ilk seyahati de yarınlara yani güneşin batmakta olduğu zaman ve mekana yönelik olmuştu.
Hiç kuşkusuz ki Kur'an-ı Kerim'e göre şaşırtıcı veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olay değildir bu!. Mesela dünya yaşantısında Allah'a ve Allah'ın ayetlerine iman etmeyen kafirler bile öldükten yani perdeler kalktıktan sonra bu İlahi gerçeklikle karşılaşacaklar ve kıyamet kopmasına, dağlar un-ufak olmasına, helak edilen dünya ve dünya yaşantısı çok gerilerde kalmasına rağmen Rabbimiz huzurunda başları öne eğilmiş olarak "Rabbimiz gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız.. (32-Secde 12)” diye yalvaracaklardır. Kıyamet koptuktan sonra bile dünya hayatına geri dönmek yani zaman ve mekanda geriye gitmek isteyen bu kimseler, herşeye Kadir Rab gerçeğiyle karşılaşan ve istedikleri bu şeyin, Allah'a göre kolay ve mümkün bir şey olduğunu bilen kimselerdir.
Tabi ki bunları söylerken,
Zülkarneyn Aleyhisselam'ın yaptığı bu seyahatlerin, her şeye kadir Rabbimizin emrine dayalı mucizevi seyahatler olduğunu ve imani bir yaklaşımla kabul görmesi gerektiğini ifade etmiyoruz. Çünkü Zülkarneyn Aleyhisselam'ın zaman ve mekandaki bütün seyahatleri, emre değil ilme dayalı seyahatlerdir. Şayet şanı yüce Rabbimiz bu güzel müslümana her şey için bir emir veya bir kelime vermiş olsaydı, emre veya kelimeye bağlı işlerde sebeb aranmaz, bu işler sebebe muhtaç işler olmazdı.



Alıntı:Rivayete göre Hz. Süleyman can verdiğinde elindeki değneğe dayanmış ayakta duruyordu. Son derece ağır işlere koşmuş olduğu cin'ler ise öteye-beriye koşuşuyor, bu ağır işlerini yapıyorlardı. Hiçbiri efendilerinin öldüğünü fark etmemişti. Bu arada bir böcek söylendiğine göre bir tahta kurdu çıkageldi. Bu böcek ağaçları kemirerek besinini sağlar. Yaşadığı yörelerde evlerin çatılarını, kapılarını ve direklerini oburcu bir iştahla aşındırır. Bu yüzden Mısır'ın bazı bölgelerindeki köylerde halk, evlerini yaparken kereste kullanmaktan kaçınır. Çünkü bu böceğin ağaç türünden olan bütün yapı bölümlerini kemirip yok edeceğini iyi bilirler.


Hasanul basri, katade vb.. der ki isnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi.. Şimdi bana ''Rivayete göre, diye başlayan'' naklettiğin rivayetin isnadını getir inşaallah.. bir de haberin kaynak türü belirtilmiş kimden alınmış, merfu mudur mevkuf mudur?.. Bunu getirdikten sonra bizim yorumumuza ne kadar uyuyor ne kadar şaz kalıyor, bakarız.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
konuya en baştan biraz bakayım dedim ve kalemşör abi şöyle bir şey söylemiş
"eğer 2012 bilgileri (kehaneti)süleyman a.s. dansa insanoğlunun vay haline"

benim bundan anladığım kalemşör abinin mayalardan getirilen bilgilerin ve kurandaki süleyman(aleyhisselam) kıssasının kendi yorumu ile örtüştüğünü düşünmesidir, ki anlattığı şekilde baktığımızda da mantıksız bir durum yok ayrıca baştan beri söylediği gibi gaybi bir haber de yok ortada. fakat yine yukarıda aktardığım cümlesi gibi, bunlara bir kesinlik diyemiyoruz. insanların her günü kıyameti olabilir, 21 aralık a gelmeden de başınıza çok kötü durumlar gelebilir, sekerat anına gelmeden evvel ders alınması gereklidir. biz müslümanları ilgilendiren dünyanın şu anki halini de biraz gördüğümüzde tarihi metinlere ihtiyaç duymadan ahir zaman felaketlerinin ne ölçüde olduğunu görebiliriz. 21 aralık, büyük-küçük felaket her ne derseniz deyin sizin aklınızın başınızda olduğu son gün ile aynı uzaklıktadır, mühim olan kehanetler olsun veya olmasın yaşarken ders alabilmektir.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
Bence diye başlayan bir cümle kurmadan, aslında ikimizinde birbirimizin anlattıklarından birşey anlamadığımızı yada senin de dediğin gibi ya birimizin yada her ikimizin birden anlatamadığını düşünüyorum....

Yukarıda alıntı yaptığın bölüm fizilalil Kuran seyyid kutup tefsirindendir...2. yazımda vermştim kaynağını..

Cin denilen varlıkları Allah (cc) yaratmış ve tıpkı insanlar gibi kendisine kul olma sorumluğu yüklemiştir. Doğum, çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık, ölüm, kıyamet, ahiret, hesap, cennet, cehennem gibi kavramlar cinler içinde vardır.

"Gerçekten Biz, insanı kuru bir çamurdan, biçimlendirilmiş bir balçıktan yarattık. Cini ise, daha önce zehirleyici şiddetli ateşten yaratmıştık."
Hicr suresi 26,27

"Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım."
Zariyat suresi 56

"Andolsun ki, cin ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkındırlar. İşte o gafiller ancak bunlardır." Araf suresi 179

"Ey cin ve insan topluluğu, size ayetlerimizi anlatan ve bu gününüzün (ahiret) geleceğini haber veren peygamberler gelmedi mi?" Onlar: "Ey Rabbimiz, biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz." diyecekler." Enam suresi 130


Mvdudi tefsiri:
14 Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber veren olmadı. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki;23 şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.24
AÇIKLAMA
23. Bu cümle başka bir anlama da gelebilir: "Cinlerin gerçek hal ve durumları açığa çıktı." Birinci anlamı kabul ettiğimizde ayet şu manaya gelir: "Cinler, gayb hakkında bilgi sahibi oldukları iddialarının asılsız olduğunu anladılar." İkinci anlama göre ise ayet şu manaya gelir: "Cinlerin gayb bilgisine sahip olduğunu sanan insanlar, bunun asılsız olduğunu idrak ettiler."
24. Bazı çağdaş müfessirler bu ayeti şöyle tefsir etmişlerdir: Süleyman'ın (a.s) oğlu Rehabaan kendini lüks hayata verdiği, dalkavuklar tarafından çevrelendiği ve yetenekli olmadığı için babasının ölümünden sonra omuzlarına yüklenen büyük sorumluluğu taşıyamamıştır. Onun tahta geçmesinden kısa bir süre sonra krallık çökmüş ve Hz. Süleyman'ın (a.s) büyük gücüyle kendisine boyun eğdirdiği sınırdaki kavimler (yani cinler) isyan etmişlerdir. Fakat bu tefsir Kur'an'ın ifadesine hiç uymamaktadır. Kur'an'da kullanılan ifade ile canlandırılmak istenen manzara aşağı yukarı şöyledir: Hz. Süleyman asasına dayanmış bir halde otururken ya da ayakta dururken ölüm ona geldi. Değneğe dayandığı için vücudu olduğu yerde kaldı ve cinler de onun yaşadığını sanarak eski görev ve hizmetlerine devam ettiler. Ağaç kurdu değneği kemirip çürütünce Hz. Süleyman'ın vücudu yere düştü; işte o zaman cinler onun öldüğünü anladılar.
Neden bu apaçık ve hiç şüpheye yer bırakmayan ifadeden, ağaç kurdunun Hz. Süleyman'ın oğlunun ehil olmayışına, değneğin Hz. Süleyman'ın güç ve kudretine, vücudunun yere düşüşünün ise krallığının yıkılışına delalet ettiğini savunan bir yorum çıkarılmaya çalışılıyor? Eğer Allah bunları anlatmak istemiş olsaydı, Arap dilinde kelime kıtlığı diye bir sorun yoktu. Kur'an hiçbir yerde böyle bilmece gibi muammalı ifadeler kullanmamıştır. Bu ayetlerin ilk muhatabı olan Araplar acaba bu muammayı nasıl çözebilirlerdi?
Bu tefsirin en garip ve saçma yanı ise cinlerin, Hz. Süleyman'a (a.s) bazı hizmetlerde bulunmak üzere boyun eğen civar kabile ve kavimler olduğunu söylemesidir. Sorun şudur: Bu kavimlerden hangisi gaybı bildiğini iddia etmiş ve müşrikler kimleri gaybı bilen olarak kabul etmişlerdir. Bu ayetin son sözlerini açık kafayla okuyan herkes, cinlerin, ya kendi kendilerine gaybı bildiklerini iddia eden, ya da insanların gaybı bildiklerini sandığı bir grup varlık olduğunu ve bu varlık grubunun gaybdan habersiz olduğu gerçeğinin, cinler Hz. Süleyman öldüğü halde onu hâlâ yaşıyor zannederek hizmet ve görevlerine devam ettiklerinde ortaya çıktığını anlar.
Kur'an'daki ifade, cinlerin civar kabileler olduğunu sanan bir kimsenin, bu yanlış düşüncesini hemen değiştirmesini sağlayacak kadar açıktır. Fakat materyalist dünya önünde gözle görülmeyen cinler diye bir varlık grubunun varlığını kabul etmekten utanan kimseler, Kur'an'ın bu apaçık ifadesine rağmen hâlâ bu yanlış yorum üzerinde ısrar ederler.
Kur'an'ın birçok yerinde Allah (c.c), Arabistan müşriklerinin cinleri Allah'a ortak koştuklarını, onları Allah'ın oğulları olarak kabul ettiklerini ve onlara sığındıklarını söyler:
"Onları yaratan olduğu halde cinleri Allah'a ortak yaptılar." (Enam: 100) "Onlar Allah ile cinler arasında soy-bağı kurdular." (Saffat: 158) "İnsanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı." (Cin: 6)

Buda başka bir alıntı:
CİNLER GAYBI BİLMEZLER

"Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık akşam dönüşü bir aylık yol idi... Rabbinin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı...Onlar,(cinler) ona mihraplar, heykeller, havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın! Kullarım arasında şükreden azdır.

Sonra onun (Süleyman) ölümüne hükmettiğimizde onlara onun ölümünü sezdiren olmadı, yalnız bir güve (böceği) dayandığı asasını yiyordu. Bu sebeple yere yıkıldığında (öldüğü) besbelli oldu ki, eğer cinler gaybı bilselerdi, o horlayıcı azap içinde bekleyip durmazlardı." Sebe suresi 12...14

"Doğrusu biz bilmiyoruz, o yeryüzündeki kimselere bir kötülük mü arzu edilmiştir, yoksa Rableri onlara bir hayır mı dilemiştir." Cin suresi 10

Ebû Hüreyre'den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir:
«Allah Teal'' Hazretleri, göklerde emrini verince melekler, O'nun buyruğuna boyun eğerek kanatlarını çırparlar ve sert kaya üstünde zincir sesine benzeyen bir gürültü çıkarırlar. Kalblerinden korku gi­dince derler ki, Rabbiniz ne buyurdu? Meleklerin büyükleri cevab verir:

— Allah, hak ve gerçek olanı buyurdu. Allah yücedir, uludur. Bu arada kulak hırsızlığı yapanlar, bu sözleri işitirler. Bu kulak hır­sızlığı yapan (cinler) şöyle, bir diğerinin üstünde halkalanırlar. Bazen işiten, aldığı haberi arkadaşına iletmeden önce şa­hap (akanyıldız) yetişerek onu yakar. Bazen de kendisine şahap isabet etmeyip aldığı haberi peşindekine ve o da altında bulunana ileterek haberi zincirleme dünyaya ulaştırırlar. Sonra bu haber sihirbazın ağzına atılır. Sihirbaz (k''hin) da yüz tane yalan ekleyerek haberi yayar ve yüzde biri doğru çıkınca da insanlar, falan ve filan gün, şöyle ve şöyle olacağını bize bildirmemiş miydi? İşte doğru çıktı, derler. Doğru çıkan ise gökten işitilen söz (haber) dür.»

Mütercim ;

Hicir sûresinde: «Biz, gökleri (Allah'ın rahmetinden) kovulmuş şeytandan koruduk. Ancak Kulak hırsızlığı eden olursa onu parılda­yan bir şahap (ağma) kovalar.» (Hicr: 17-18) mealindeki ayeti kerimenin tefsiri olan bu hadis-i şerif münasebetiyle denilmektedir ki: -Önceleri şeytanlar göğe çıkarak haber çalıp yeryüzüne inerler ve aldıkları bu haberleri k''hinlere ve dostlarına verirlerdi. Bu şeytan­lar, Hazreti îs'' Aleyhissel''m'ın doğumundan sonra göklerin üç ka­tından kovuldular. Sonra Peygamberimizin doğumundan itibaren de, yakıcı bir şahap ile kovalanarak kehanet ve sihirbazlık kapıları ka­panmış oldu.
(Zübdetül Buhari 1139)


Taberi Tefsiri:
17-18- Gökleri, Allahın rahmetinden kovulan bütün Şeytanlardan koruduk. Ancak semadan kulak hırsızlığı yapanı apaçık bir ateş kovalar.

Bu âyet-i Kerimelerin tefsirinde şu Hadis-i Şerifler zikredilmiştir: Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

"Allah teala gökte bir emrin yerine getirilmesine hükmettiği zaman Melekler, Allahın emirlerine boyun eğdiklerini göstererek kanatlarını çırparlar. Allah, düz kayalar üzerinde hareket eden zincirlerin çıkardığı ses "gibi heybetli bir ses çıkaran emri Meleklere uygulatır. Meleklerin kalbinden (Bu ilahi emrin dehşetiyle meydana gelen) korku gidince melekler, (mertebeleri daha yüce olan diğer meleklere) derler ki: "Rabbiniz ne emretti " Onlar da cevaben derler ki: "Hakkı emretti. O, yücedir, büyüktür. "Bu sırada kulak hırsızı Şeytanlar, yerden göğe kadar birbirlerinin üstünde zincirleme dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunurlar. Şeytanlar bu vaziyette iken bazı kere, Meleklerin konuşmasını işiten en üstteki Şeytana bir ateş parçası yetişip, altındaki Şeytana o haberi ulaştıramadan o Şeytanı yakar. Bazı kere de ateş o Şeytanı yakalamadan, haberi bir sonraki Şeytana ulaştırır, o da altındakine ulaştırır... böylece haber yeryüzüne ulaşır, sihirbazların ve kâhinlerin ağzına düşer. Onlar da bu haberin yanına yüz yalan katarak insanlara söylerler. Nihayet o ilahi emir yeryüzünde maydana gelir ve böylece de b sihirbaz veya kâhinin söylediği doğru çıkmış olur. Onlardan bu haberi işiten taraftarları da derler ki: "Nasıl, bunlar vaktiyle şöyle şöyle olacak diye bize haber vermemişler miydi Gördünüz ya, sihirbazın, gökten işitildiğini söylediği sözün gerçek olduğu ortaya çıktı." [24]

Abdullah b.Abbas diyor ki:

"Birgün Resulullah, sahabileriyle beraber otururken bir yıldız aktı ve ışığı göründü. Resuluîlah: "Cahiliye döneminde bunu gördüğünüz zaman ne diyordunuz " diye sordu. Sahabiler dediler ki: "Biz, "Büyük bir şahsiyet öldü veya büyük bir şahsiyet doğdu." derdik." Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Yıldız, kimsenin ölümü veya doğumu üzerine akıtılmaz. Fakat güçlü ve yüce olan rabbimiz birşeyin olmasına hükmettiği zaman, arşı sırtında taşıyan melekler onu teşbih ederler. Sonra onlann altında bulunan gök sakinleri teşbih ederler. Sonra, onlardan daha aşağıda bulunan varlıklar teşbih ederler. Teşbih etme nihayet bu semada (Dünya semasında bulunanlara) kadar ulaşır. Sonra altıncı semada bulunanlar Yedinci semada bulunanlara "Rabbimiz ne dedi " diye sorarlar. Yedinci semada bulunanlar onlara rablerinin ne dediğini haber verirler. Ondan sonra her semadakiler bir üstte bulunandan haber alır. Böylece o haber dünya semasındakilere kadar ulaşmış olur. Şeytanlar da kulak hırsızlığı yaparak bu haberlerden bir kısmını kaparlar. Onu dostlarına ulaştırırlar. O getirdikleri haber aslında doğrudur. Fakat onlar o haberi değiştirir ve ona başka şeyler katarlar. [25]

Bu hususta diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır: "Biz, dünya semasını, lamba gibi parlayan yıldızlarla donattık. Onlarla Şeytanların taşlanmasını sağladık. Ahirette de biz, Şeytanlara, alev alev yanan bir azap "Biz dünyadaki göğü, bir zinet olan yıldızlarla süsledik." "Biz, o göğü her isyankâr Şeytandan koruduk." [26]"Böylece onlar, o yüca topluluğu dinleyemezler. Kovulmak için her taraftan kendilerine ateş atılır. Kıyamet gününde de onlar için devamlı bir azap vardır." "Ancak o yüce topluluktan bir söz kapanların da, peşine, herşeyi delip geçen bir alev takılır.´[27]

Artık bu benim son yazışımdır...
Rabbim bizleri doğru yola iletilenlerden kılsın amin.......
Ve aŞk İnsanın aLnına Dokundu !

SubHane RabbiyeL aLa...
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
impossible paylaştığın nakillerde cinlerin isa aleyhisselam ın doğumundan sonra gaybdan bilgi alamadığına dair bir bilgi yok mu? yani süleyman aleyhisselam da daha önce ise bu durumda nakillere göre yine mantıksız bir şey kalmamış gibi oluyor?(taraf tuttuğumu sanmayın öğrenmek için soruyorum)
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Ezrak'ul Verd
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
Bence bu konuyu baglayalim. Noolur bir sonraki yorumu 22aralikta yazin ifadeKizgin
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
Alıntı:Yukarıda alıntı yaptığın bölüm fizilalil Kuran seyyid kutup tefsirindendir...2. yazımda vermştim kaynağını..

İsnad verdiğiniz kaynaktan başka birşeydir. İsnad diğer ismi ile sened; usuli hadis ilmin deki ravi zinciridir. Nedir bu haber merfu mudur, ya da mevkuf mudur, her ikisinden birisi ise senedini zikretmelisiniz. Ya da en azından sened zikreden bir kaynağı göstermelisiniz. Fizilalil kur'an dirayet tefsiridir,rivayet tefsiri değildir. dolayısı ile sened zikredmez.. eğer kaynağınız ehli kitap ise bunun da senedini zikretmelisiniz.. bu ilim dalına göz atarsanız..

Bunun dışında Kur'andaki ifadeler bariz ve sadedir.. mesajı nettir.. fakat bu demek değildir ki, Kuran sadece bu verdiği mesajdan başkasını ihtiva etmez. bu yanlış... basit akıllı birisi kuranın sade ve net mesajını kavrayabilir.. ama ilimde derinleşenler ise bir çok kimsenin anlayamadığı malumatı tefekkür tezekkür tedebbür yolu ile anlayabilir..
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) yapılacak en kapsamlı araştırmasını 17 Aralık-21 Aralık 2012 tarihleri arasında yapacağını açıkladı.

Komplo teorisyenleri arasında büyük bir tartışma çıkaran bu araştırmada, CERN’de bilim adamları Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile Öz parçacığı olarak da bilinen Higgs maddesinin çok daha üzerinde bir voltaj değeriyle deneye sokacak.

internethaber...com
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maya takviminde 21 Aralık 2012 kehaneti...
::: SON HELAK : KIYAMET ! :::
"Resulullah (s.a.v.)'in belli kavimlere değil de bütün insanlara peygamber olarak gönderildiği gerçeğinden hareket ederek: "Bütün dünya insanları Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine girmektedir" diyemeyiz. Çünkü yukarıda da belittiğimiz gibi herhangi bir ülkenin bu Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine girebilmesi için, o ülkenin Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmesi ve Sünnetullah ile uyarılıp tehdit edilmeleri gerekmektedir.
Kıyamete kadar yaşayacak olan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Resulullah (s.a.v.), bilindiği gibi İlahi davete Mekke ve çevresinden başlamıştır. Buradaki insanlar Allah'ın ayetleriyle Allah'a kulluğa davet edilmişler ve Sünnetullah ile uyarılıp tehdit edilmişlerdir. Resululah (s.a.v.) bütün dünya insanlarına peygamber olarak gönderilmesine rağmen ilk dönemlerde yapılan bu İlahi davetle, Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine bütün dünya değil, bu İlahi davetin gerçekleştiği bölge girmektedir. İlahi davete muhatap olan ve Sünnetullah ile uyarılan Mekke müşriklerinin, Ad ve Semud kavimlerini helak eden yıldırıma benzer bir yıldırımla tehdit edilmeleri bu gerçeğin açık örneğidir.,
Yine yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi Ad ve Semud yıldırımına benzer bir yıldırımla uyarıp korkuttum."
41 Fussilet 13
Bilindiği gibi Ad ve Semud kavimlerinin helakları, bölgesel helaklardır. Netice olarak anlamamız gerekir ki, peygamberler vasıtasıyla gönderilen İlahi mesaja muhatap olan ve bu Sünnetullah ile ikaz edilen kavimler, bu Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine girmektedir. Günümüz müslümanları Resulullah (s.a.v.)'in sünnetini dikkate alarak bu İlahi mesajı kendi ülkelerinde Sünnetullah'a uygun olarak gündeme getirdikleri zaman, o ülke bu Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine girecektir.
Peki!..
Bu İlahi davet Resulullah (s.a.v.)'e ümmet olma bilincindeki dünya müslümanları tarafından Sünnetullah'a uygun olarak dünya genelinde gündeme geldiği zaman, dünya insanları aynı İlahi davet ve aynı İlahi tehdit ile karşılaştıkları zaman, bu Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine hangi ülke girecektir?
İşte bu soruya vereceğimiz cevap açıktır.
Böyle bir durumda,
toplumları helak eden Sünnetullah'ın hükmü çerçevesine bütün dünya girmektedir. Nitekim kıyamet, Resulullah (s.a.v.)'in İlahi daveti ile karşılaşıp ve Sünnetullah ile tehdit edilmelerine rağmen küfürlerinde ısrar edecek olan dünya kafirlerinin üzerine kopacaktır."
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 17-12-2012, Saat:09:33 PM, Düzenleyen: kalemşör.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.