You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

laiklik deyince aklınıza ne geliyor?

laiklik deyince aklınıza ne geliyor?

Forumcu
RE: laiklik deyince aklınıza ne geliyor?
ORHAN22

İNŞALLAH BU AYETLERİ ANLAMAN, OKUMAN ,KİMİN DİNİ BİLGİSİNİN OLMADIĞINI ,KİMİN CAHİL OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI, LAİKLİĞİN DE BİR ÇEŞİT DİN OLDUĞUNU İSPATLAMAK İÇİN VERİYORUM.

132- İbrahim (bu ilâhî buyruğu) oğullarına tavsiye etti. Yakub da; "Ey oğullarım, Allah sizin için bu dini seçti, mutlaka müslüman olarak ölünüz " dedi.

İşte Hz. İbrahim'in dini bu. Yani katıksız ve apaçık İslâm. Kendine zulmedenler, benliğini aşağılığa mahkûm edenler ve ona kıyanlar dışında ondan hiç kimse yüz çevirmez. Yüce Allah'ın kendisini dünyada önder olarak seçtiği ve Ahirette de salih kulları arasında yeralacağına peşinen tanıklık ettiği Hz. İbrahim'e, Rabbi, "Teslim ol" deyince tereddüt etmeksizin, duraksamaksızın, bocalamaksızın derhal bu emri kabul etti:

"İbrahim de; `Ben alemlerin Rabbine teslim oldum' dedi."

Hz. İbrahim, bu inancın sırf kendi inancı olması ile yetinmeyerek onun gelecek kuşakların da inancı olmasını istemiş ve bu isteğinin gerçekleşmesi için onu oğullarına tavsiye etmiştir. Hz. Yakub da oğullarına aynı tavsiyeyi yapmıştır. Bilindiği gibi Hz. Yakub'un yahudiler arasındaki adı "İsrail"dir ve onun soyundan geldiklerini söylerler. Böyle derler, ama sonra da ne O'nun ve ne de Hz. Yakub'un dedesi ve kendi ataları olan Hz. İbrahim'in vasiyetine uyarlar.

Hz. İbrahim de Hz. Yakub da oğullarına, yüce Allah'ın kendileri için bu dini seçmekle kendilerine ne büyük bir nimet bağışladığını anlatırlar. Tekrar okuyalım:

"Ey oğullarım, Allah sizin için bu dini seçti."

Demek ki, bu din ilâhî bir seçim, bir tercih ürünüdür. Buna göre Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in soyundan olduklarını ileri sürenlerin bu konuda tercih yapmaya, alternatif aramaya yetkileri yoktur. Yüce Allah'ın (c.c) kendilerine yönelik bu gözetiminin ve bağışının gerektirdiği asgari şey, O'nun bu seçim ve tercih nimetine karşı şükretmek, ona dört elle sarılmak ve bu emaneti koruyarak şu yeryüzünden yüz akıyla ayrılmaya çalışmaktır.

"Mutlaka müslüman olarak ölünüz.

2-KAFİRUN SÜRESİ:


1- De ki: Ey kâfirler.

2- Ben sizin taptıklarınıza tapmam.

3- Siz de benim taptığıma tapmazsınız.

4- Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.

5- Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz.

6- Sizin dininiz size, benim dinim bana.

Bu reddetmenin üzerine red etme kesinlik üzerine kesinlik, pekiştirme üzerine pekiştirmedir. Reddetmenin, kesinliğin ve pekiştirmenin tüm üslupları burada kullanılmıştır.

"De ki: `Bu yüce Allah'ın kesin emridir." Bu inanç sisteminin dizgininin yalnız Allah'ın elinde olduğunu ortaya koymaktadır. Hz. Muhammed'in bu İşte bir fonksiyonu yoktur. İşi doğrudan yönlendiren Allah'tır. Ki O, emir verdiğinde asla reddedilmeyecek, hükmüne karşı çıkılmayacak, tek Allah'tır.

"De ki: Ey kafirler!" Onlara gerçek kimlikleri ile seslenmekte ve onları kendi sıfatları ile nitelendirmektedir. Onların hiçbir dini yoktur. Hiçbir dine bağlı değillerdir. Onlar inanmış ta değiller. Sadece kafirdir onlar. Dolayısıyla herhangi bir yolda senin ve onların buluşması mümkün değildir.

Böylece surenin girişi ve sözün açılış bölümü, hiçbir şekilde birlik umudu olmayan, ayrılık gerçeğini ortaya koymaktadır!

"Ben sizin taptıklarınıza tapmam." Benim ibadetim sizin ibadetinizden farklıdır. Benim ilahım sizin ilahınızdan başkadır.

"Sizde benim taptığıma tapmazsınız." Sizin ibadetiniz başka, benim ibadetim başkadır. Sizin ilahınız başka benim ilahım başkadır.

"Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim." Bu, birinci maddenin isim cümlesi kalıbı içinde pekiştirilmesidir. Bu ifade sözkonusu sıfatın sürekliliğini ve değişmezliğini daha anlamlı bir biçimde dile getirmektedir.

"Benim taptığıma da sizler tapacak değilsiniz." Bu da ikinci maddenin pekiştirilmesi için gelen bir tekrardır. Zanna ve şüpheye yer kalmasın diye. Tekrarın ve pekiştirmenin tüm vasıtalarının kullanıldığı bu pekiştirme ve tekrardan sonra zanna ve şüpheye yer kalmaz.

Burada buluşma imkanı bulunmayan ayrılık, benzerlik tarafı bulunmayan çelişki, beraberlik imkanı bulunmayan ayrılık, karışma imkanı bulunmayan farklılık gerçeği özet biçimde veriliyor.

"Sizin dininiz size, benim dinim bana." Ben buradayım siz ise oradasınız. Aramızda ne geçit ne köprü, ne de yol var!! Bu tam ve kapsamlı bir ayrılıktır. En ince noktalarına varılıncaya kadar bir farklılıktır.

Özdeki bütün farklılığın boyutlarını açıklamak için böyle bir ayrılık zorunlu idi. Çünkü bu, yolun ortasında herhangi bir şekilde buluşmayı imkansız kılan bir ayrılıktı. İnanç sisteminin özünde, düşüncenin temelinde metodun gerçeğinde ve yolun yapısında meydana gelen bir farklılıktır.

Hiç şüphesiz tevhid bir sistem, şirk ayrı bir sistemdir. Bunlar asla buluşup birleşemez. Tevhid insanı bütün bir varlıkla birlikte ortağı olmayan tek Allah'a yöneltir. İnsanların inanç sistemlerini ve hukuklarını, değerlerini ve ölçülerini, eğitim ve ahlâkını, hayat ve varlıkla ilgili tüm düşüncelerini kendisinden alacağı kaynağı belirler. Mü'minin kendisinden alacağı bu kaynak Allah'tır, sadece Allah, ortaksız olarak Allah. Bu nedenle müminin hayatı bütünüyle bu ilke üzerinde kuruludur. Gizli ve açık hiçbir şekilde şirkle karışamaz. Yolunun tüm aşamalarında böyledir. Böyle net bir ayrılık hem davet edenler için bir zorunluluk, hem de davet edilenler için bir zorunluluktur.

Hiç şüphesiz insanlar cahiliye düşünceleri ile iman kaynaklı düşünceleri birbirine karıştırabilirler. Özellikle daha önce doğru inanç sistemine tabi olan ve ondan sonra sapan topluluklarda bu tür karıştırmalar sözkonusu olduğu gibi İşte bu topluluklar, sapmak, döneklik ve karışıklıktan uzak yalın bir iman gerçeği karşısında en fazla direnen topluluklardır. Bunlar gerçek inanç sistemini hiç tanımamış olan topluluklardan daha da katıdırlar. Çünkü bunlar sapıklıklarının ve dönekliklerinin kördüğüm haline geldiği durumlarda bile kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler. İnançlarında, uygulamalarında görülen doğru yanlış karışımı, iyi ile kötünün karışıklığı davetçiyi dahi aldatabilir. Bu durumlarda davetçiler onların iyi taraflarını kabul etme, kötü taraflarını da düzeltmeye çalışma cazibesine kendisini kaptırdığında büyük bir yanılgıya düşerler. Bu yanılgı son derece tehlikelidir.

Hiç şüphesiz cahiliyye cahiliyyedir, İslam da islam. Aralarında derin farklar vardır. Tek çare bütünüyle cahiliyeden sıyrılmak ve yine bütünüyle islama girmektir. Tek yol, içindeki bütün özellikleri ile cahiliyyeden ayrılmak ve bütün özellikleri ile islama göç etmektir.

Bu konuda atılacak ilk adım davetçinin cahiliyye sisteminden farklı olduğunu ortaya koyması ve ondan tamamen ayrı olduğunun bilincinde olmasıdır. Düşüncede, sistemde ve uygulamada tamamen ayrı. Bu ortak noktalarda buluşmaya asla müsaade etmeyen bir ayrılıktır. Yardımlaşmayı imkansız kılan bir farklılıktır. Ne zaman cahiliyye taraftarları bütünü ile cahiliyyeden islama geçerlerse o zaman sona erer.

Yama yapmak yok. Orta yolda çözüm arama yok. Yolun ortasında buluşma yok. Cahiliyye istediği kadar islam kılığına bürünsün. İstediği kadar islamın adını kullansın.

Bu düşüncenin davètçinin bilincinde netlik kazanması, davanın temel taşıdır. İlk adım davetçinin kendisini cahiliye mensuplarından farklı bir insan olduğunun bilincine varması, onların kendilerine göre dinleri, kendisinde kendine göre dini, onların kendilerine göre yolları, kendisinin ise kendisine has yolu olduğunun bilincine varması. Onların yollarında onlarla birlikte tek adım dahi atamayacağını kavraması, görevinin kendi yolunda yürümesi olduğunu anlamasıdır. Hiç barışmadan ve dininden az veya çok taviz vermeden.

Öyle ise bu tam bir uzaklaşma, kesin bir ayrılık ve apaçık bir karşı tavırdır. "Sizin dininiz size benim dinim bana."

Bugün islama davet eden insanlar böyle bir uzaklaşmaya, ayrılığa ve böyle bir kesinliğe o kadar muhtaçtırlar ki. İslama çağıranlar, keşke sapık bir cahiliye ortamında ve yine islam inancını daha önce tanımış, sonra üzerinden uzun zaman geçmesi ile "kalpleri katılaşan ve çoklarının dinden saptığı" (Hadid 16) insanların yaşadığı bir ortamda islamı yeniden kurmaya çalıştıklarının bilincinde olsalardı! Ortak bir çözümün bulunmadığını, ortak noktalarda buluşulmayacağını, yanlışları düzeltmenin ve sistemleri birbirine yamamanın mümkün olmadığını bilselerdi. Bunun yerine asrı saadet döneminde olduğu gibi islama yeniden davet etmenin gerektiğini cahili bir ortamda davet yaptıklarını ve kendilerinin bu cahili ortamdan tamamen farklı olması gerektiğini keşke anlasalardı. "Sizin dininiz size benim dinim bana." İşte benim dinim budur: Düşüncelerini, değerlerini, inancını ve hukukunu bütünü ile Allah'tan alan, O'na ortak koşmayan yalın tevhid dini. Herşeyde, hayatın ve yaşantının her alanında yalın tevhid dini.

Bu kesin ayrılık olmadan; karışıklık devam edecek, karşılıklı yumuşama sürecek, karıştırmalar sürüp gidecek yamanmalara devam edilecektir. İslama davet böylesine zayıf, güçsüz ve ısmarlama ilkeler üzerine kurulamaz. İslam çağrısının temeli açıklık, netlik, kesinlik ve cesarettir. "Sizin dininiz size, benim dinim bana

İNŞALLAH KONU ANLAŞILMIŞTIR.
Degerli onuri Kullanicisi Apr 2010 Tarihinden Beri İmam Hatip
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 07-08-2010, Saat:10:48 AM, Düzenleyen: onuri.
Profesör
RE: laiklik deyince aklınıza ne geliyor?
insanları mumin munafık kafir diye ayırmak Sadece allah(cc) işidir...kimse kimsenin kalbini bilmez
kalpleri bilen yalnız Allahtır....
ancak sui zann edilir gunah alınır buda büyük günahtır...
[Resim: urjn1.jpg]


Gaflet içinde gördüm, nice canlı cesedi ;
Câhillerden beterdi, âlimlerin hasedi..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: laiklik deyince aklınıza ne geliyor?
550 fravun

ayıp ya

insanlara ne de kolay fravun diyorsun

550 niniçinde 1 tane mümin vasrsa bu söz seni batırır
bir dost
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: laiklik deyince aklınıza ne geliyor?
selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

laikliğin temel çıkış noktası devletin resmi bir dini olmaması ve kuruluş esaslarının herhangi bir dinin temel nirengi noktalarına dayanmaması olarak özetlenebilir.

buna göre devlet içindeki unsurlara din özgürlüğü tanır ve anayasal düzen dine göre değil toplam konsensusa göre oluşur.

önemli olan husus bu konsensusun değişebileceği ve şekil değiştirebileceğidir.

devletlerin ceza hukuklarının kendi dini argumanlarından uzak bir tutum sergilediği düşüncesine sahip olsak da örf adet hukuku ve toplumsal konsensus kuralların uygulamasında dine yakınlaşır. bu nedenle tam laik bir düzen esasen imkansızdır.

italyan ceza kanunları fransız idare hukuku ve alman medeni kanunu örf adet hukukunu veya dinin toplum üzerindeki etkisini yargıtay içtihadı denen yol ile düzene sokar.

esasen içtihat etmek konu hakkında yerel bazlı hüküm vermektir ve uygulanacak hukukun şeklini belirler. buna göre toplumun dini argumanlarının çoğalması bu içtihadı belirleyici rol oynar. bu nedenle devletin laik yapısı kural koyma ve uygulamada kişileri esasen saf dışı etmez ancak bir tez karşısında başka bir tezi gerektirir. buna göre değişebilen şey kanun değilken ilahi emirlerdeki ısrar güçlü olanı ortaya koyar.

esasen kanunların veya anayasal yükümlerin değişmezliği gibi bir iddiası olmadığından kuran-ı hakim hükümlerinin yerini almak gibi bir iddiası oolamayacağından laiklik eşittir dinsizlik diyemezsiniz, zira iddiası değişmez naslar üzerine değildir.

sorun uygulama alanı bakımından laikliğin eşitliği üzerine sağlanmış dünya düzeninin ne kadar adil olduğudur. mesela başörtülü bir kızla gayet nahif bir hanıfefendi yetişen nesil üzerinde nekadar adilane tesirlerde bulunacaktır ve meydana gelen hasar kanunun kendini tekraralamak kasdıyla talep edilen midir yoksa meseleleri çözen bir değişim içine mi girecektir.

bu açıdan uygulanan kural kendini beslemek amacında ise bu husus kanunun geçersizliğine keeenlemyekun olmasına sebep verir. bir takım hususlarda kanun koyucuların bir meseleyi istismar ederek neticelerini göz ardı edip sonuç üretmesi açıkça kanunun uygulama amacına karşı hiledir.

çok açık örnekler var. uyuşturucu ile mücadele edip sigara satışını serbest bırakmak, ırza tasaddiyi kabul edip lisedeki hayata izin vermek vesair binlerce uygulama kanunun değil uygulayıcının devamiyetini ve yüceltilmesini amaçladığından vicdanlarda red cevabı almaktadır.

sorun adaletsiz bir ortamda kendi adaletini yaşatma çabasına döner. mesela çağdaş olmaya zorlanan kimsenin cebine para vermezseniz açıkça modern suçlu tipini ortaya atarsınız.

demokratik bir açılımı ekonomiyle desteklemezseni kaçak göçek ahlaksız aşıklar türer. zira kendini ifade etmesi paraya bağımlıdır ve bu açıkça kanunundan faydalanan kimseyi açığa verir. demokrasi esasen çok pahalı bir eşitlik kavramıdır. karşı çıkılması değil yaşanamaması problem oluşturur.

esasen bir değil binlerce açıdan değerlendirildiğinde hakim gücün namaz isteyen namaz kılın hayasızlık isteyene de hayasızlık yapın demesi laiklik değil agnostizm veya deizm olarak bilinen halettir ki dinin yerine koyulan değer de başka bir semavi olmayan dinin çağrıştırıcısı olur.

bu nedenle dinin yerine esasen başka şey koyarsanız mutantlar türer ve vaadedilen cennetlere her yol mubah anlayışı ile ulaşmaya çalışırlar.

ALLAH teala bizlerden razı olsun.
Degerli hado77 Kullanicisi Jul 2010 Tarihinden Beri İslami Forum, İslam, İslamiyet
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.