Gerçekten bu kitap Allah (c.c.) tarafından gönderilmiştir. Bunda ne bir kuşku ve ne de
bir şüphe söz konusudur. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Eğer kulumuza
indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin,
eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.
Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem
ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır” (Bakara:23-24). “De ki: Andolsun,
bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine
destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.” (İsra:88).
Madem ki bu kitap, Allah (c.c.) tarafından bize gönderilmiştir, bu durumda insanın
önünde, onun hidayetiyle hidayetlenmeyi seçmek yada seçmemek gibi bir seçim hakkı yoktur.
Aksine insan ona uymak zorundadır ve buna göre hesaba çekilecektir.
“Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların
peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (A’raf:3). “İşte bu (Kur'an), bizim
indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet
edilsin.” (En’am:155). “Rabbinden sana vahyolunana uy. O'ndan başka ilâh yoktur.
Müşriklerden yüz çevir.” (En’am:106). “(Resûlüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah
hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.” (Yunus:109).
İnsanlar ne zaman bu kitaba uyarlarsa işte o zaman onlar en doğru, en güçlü, en
merhametli, en sağlam ve en yüce bir yol üzeredirler. “Şüphe yok ki, bu Kur'an en doğru
yola iletir.” (İsra:9).
“…Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah
onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır,
dosdoğru bir yola iletir.” (Maide:15-16). “Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ
sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” (Âl-i İmran:138).
İnsan için, şayet hakkı arıyorsa bu yoldan başka bir yol yoktur. Ayrıca Kur'an olmadıkça,
ne istikamet ne de dosdoğru yol bulunabilir. Bu ancak Kur'an sayesinde kazanılabilir: “De ki: Ey
insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi
için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil
değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum).” (Yunus:108). “Ve sana Rabbinden indirilen haktır.”
(Ra’d:1). “Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var.” (Yunus:32). “Şüphesiz bu, benim
dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan
ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” (En’am:153).
Kur'an’dan ve O’nun yolundan, cahil olandan başkası ayrılmaz, yüz çevirmez. O’nu
ancak cahil olan insan inkâr eder. Çünkü O, kendisiyle cehalet bulunmayan ilimdir. “Hayır, o
(Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi,
ancak zalimler bile bile inkâr eder.” (Ankebut:49). “Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr
edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır. Ona
önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan
indirilmiştir.” (Fussilet:41-42).
Artık gayet açık görülmüştür ki, bu kitap bir gurup insan, bir takım insanlar için de
gelmemiştir. Yada bu Kur'an bir ümmete gelmiş de, başkalarını bağlayıcılığı yoktur diye de
düşünülemez. Çünkü bu kitap, tüm insanlara gönderilmiş bulunan bir kitaptır. Her millete, her
ümmete ve her topluma seslenen bir kitaptır. “Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu
Muhammed'e Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.” (Furkan:1). “(Resûlüm!) Biz seni
ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya:107). “Ey insanlar, ben Allah’ın sizin
hepinize gönderdiği bir peygamberim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. O’ndan
2
başka ilâh yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve okuması yazması olmayan
(ümmî) haber getirici peygamberlerine iman edin. O’da Allah’a ve O’nun sözüne
inanmaktadır. O’na iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.”
Rabbimiz kendisine uyanlara vaatlerini şöylece açıklıyor: “Kim de benim yol göstermeme
uyarsa, artık o şaşırıp sapmaz, mutsuz da olmaz.” (Tâ-hâ:123). “Kim benim hidayetime uyarsa,
onlar için ne bir korku vardır, ne de mahzun olacaklardır.” (Bakara:38). Ahirette Allah (c.c.)’ın
kitabına uyanlarla ondan yüz çevirenler buluşamayacaklardır. İkisi de aynı yere gitmeyeceklerdir.
“Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen
kimselere yüz verme. İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur.” (Necm:29-30).
Tüm Allah (c.c.) düşmanları, Müslümanları İslâm’a ve Kur'an’a sarılmalarından dolayı
etraflarını çepeçevre kuşattılar. Hepsi de küfür, kin, düşmanlık, haset ve cehalet bayraklarını
dikerek bu çabalarını sürdürdüler ve halen de sürdürmektedirler. Müslümanları böylece
İslâm’dan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yaptılar ve yapıyorlar. “Onlar isterler ki, sen
yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.” (Kalem:9). “Müşrikler, sana
vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana
vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi.
Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin. O
zaman, hiç şüphesiz sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize
karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.” (İsra:73-75).
İşte bundan dolayıdır ki, Allah (c.c.) kesin olarak şunu emrediyor: Kur'an-ı Kerim’in
bazı emirlerinden sakınmak ve bazı noktalarda Allah (c.c.)’ın düşmanlarına itaat etmemek…
Rabbimiz bizi bu iki halden de men ediyor. Nitekim bu konuyu şöyle dile getiriyor: “(Sana
şu talîmatı verdik): Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.
Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer
(hükümden) yüz çevirirlerse bil ki (bununla) Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların
başına belâ etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. Yoksa onlar
(İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı
Allah'tan daha güzel kim vardır?” (Maide:49-50). Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyuruyor:
“Gerçekten şeytan sizin topraklarınız üzerinden kendini tapınılmaktan ümidini kesmiştir.
Ancak bunun dışında sizin yaptığınız amellerinizden kimilerini küçük düşürmek
hususunda başka şeylere itaat etmenize razı olmuştur. Bundan sakının. Muhakkak ben,
sizin için bağlandığınız sürece ebedî olarak sapıtamayacağınız (iki) şey bıraktım. Allah’ın
kitabı ve Resûlünün sünneti.” (Müslim-Veda Haccından). Rabbimiz buyuruyor: “Yeryüzünde
bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan
başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.” (En’am:116).
Rabbimiz kitabında bizlere önceki ümmetlere vahyettiklerini, onlara kitaplar
gönderdiklerini bildirmekle bizleri uyarıyor. Onların düştükleri duruma düşmememizi, onların
işledikleri günahları işlememizi bildirerek sakınmamızı emrediyor. Onların işledikleri
fenalıklarından, hatalarından, tahriflerinden ve sapmalarından, Allah (c.c.)’ın emirlerini
küçümsemekten, çiğnemekten, emirleri ağırdan almaktan, küfür, dalalet gibi tüm şeylerden
uzak durmamızı emrediyor. Yine beş vakit namazda Fatiha Sûresinde bu gerçeği hatırlatarak
şöyle buyuruyor: “Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba
uğrayanların ve sapıklarınkine değil.” (Fatiha:5-7). Allah (c.c.) kitabını bize kendisiyle
hükmedilmek için indirdiğini açıklıyor ve şöyle buyuruyor: “Biz bu Kitab'ı sana sırf
hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet
ve rahmet olsun diye indirdik.” (Nahl:64). “Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında
hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (Nisa:105). “Sana da,
daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı)
gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da
onların arzularına uyma...” (Maide:48).
3
BU KİTAP ALLAH TARAFINDANDIR -IITevrat
sahipleri Tevrat’tan yan çizdiler. İncil sahipleri de İncil’den yan çizdiler.
Rabbimiz bize “Ey Kur'an sahipleri!” diye şöyle sesleniyor: “İman edenlerin Allah'ı anma
ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar
daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti
de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadid:16). Biz de onların
işledikleri şeylerde tıpkı onlar gibi olamayalım. Yine Rabbimiz buyuruyor: “Fakat onlar
bunu arkalarına attılar.” (Âl-i İmran:187). “Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar,
şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular.” (Bakara:102). “Onlar kelimelerin yerlerini
değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli
bir bölümünü de unuttular.” (Maide:13). “(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini
(hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) Rabler
edindiler” (Tevbe:31).
Yani bu kimseler, Allah (c.c.)’ın haram kıldıklarını helal kılmak ve helal kıldıklarını da
haram saymakla bunlara itaat ettikleri için, bunları ilahlar kıldılar. Allah (c.c.)’ın kitabıyla
hükmetmeyi kabullenmek, O’nun hükmüne razı olmamız, O kitaba ve hükümlere sıkı sıkıya
bağlı olmamız, O’na yapışmamız, gibi durumlar tamamıyla imanlı olmamızın delilleri ve
ispatıdır. Bunun aksi ise küfürdür, nifaktır. Yahudilerin ve Hıristiyanların düştükleri duruma
düşmektir. Rabbimiz buyuruyor: “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve
ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre
halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa:59). “Aralarında
hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak
"İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Her kim Allah'a ve
Resûlüne itaat eder, Allah'a saygı duyar ve O'ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa
erenlerdir.” (Nur:51-52).
İşte bu anlattıklarımız mü'minlerin hali ve durumudur. Fakat imanı sadece kuru bir
dava olarak ileri süren münafıkların haline gelince, Rabbimiz onlar için şöyle buyuruyor:
“Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çağırıldıklarında, bakarsın
ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler. Ama, eğer (Allah ve Resûlünün hükmettiği)
hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler. Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa
şüphe içinde midirler, yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık
edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!” (Nur:48-50). “Sana indirilene
ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a
inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek
istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara: Allah'ın indirdiğine
(Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice
uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa:60-61). “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan
anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir
sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa:65).
Varolmanın gereği olarak hiçbir iş olmasın ki, Allah (c.c.)’ın onunla ilgili olarak
mutlaka bir hükmü vardır. Bir kimse böyle bir durumda, Allah (c.c.)’ın hükmünü öğrenince,
teslim olmaktan başka çaresi yoktur. Mutlaka bu hükme rıza gösterecektir. Nitekim Rabbimiz
buyuruyor: “Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi
kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık
bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab:36).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.