Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Kur'an Yolu
Kur'an Yolu
Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.
Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de
hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
﴾Al-i İmran 169-171﴿
Allah yolunda şehit olanların “ölü” olduklarını düşünmek doğru değildir.
Çünkü ölü, hayatı sona eren, duyuları yok olan, bu nedenle hiçbir şeyi algılayamayan kimse demektir;
oysa Allah yolunda öldürülenler böyle değillerdir;
onlar görünürde ölmüş olsalar bile Allah’ın kendilerine bahşettiği özel bir hayatla diridirler.
Onların hissetme, lezzet ve zevk alma kabiliyetleri vardır;
Allah katında onlara bol nimetler, geniş rızıklar sunulmakta ve mutlu bir hayat yaşamaktadırlar;
fakat dünyadaki insanlar bunu farkedemezler.
Çünkü şehitlerin hayatları mahiyet ve boyut bakımından dünyadakilerden farklıdır (İbn Âşûr, IV 366)
Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.
Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de
hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
﴾Al-i İmran 169-171﴿
Genellikle müfessirler bu tür âyetleri ruhun ölümsüzlüğü inancıyla açıklamışlardır.
Onlara göre ölüm olayı, ruhun bedenden ayrılmasından ibarettir.
Ölen ruh değil bedendir.
Ölümden sonra iyilerin ruhları âhiretteki güzel makamlarını görerek onunla mutlu olurlar;
kötülerin ruhları da cehennemdeki yerlerini görerek bundan elem duyarlar.
Şehitler ise sadece yüksek makamlarını görmekle kalmaz,
Allah nezdinde dünyalılara verilenden daha güzel ve daha büyük nimetlere mazhar olurlar.
...
İbn Âşûr bu âyete dayanarak
Allah yolunda öldürülen şehitlerin ruhlarının
dünyadaki sevdiklerinin sevinç veren hallerinden haberdar olduklarını söylemektedir.
...
Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar.
Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de
hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.
(Şehitler) Allah'ın nimetine, keremine ve Allah'ın, mü'minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
﴾Al-i İmran 169-171﴿
Şehitler geride kalanlara örnek olmuşlar, Allah yolunda ölmeyi teşvik etmişlerdir.
Allah yolunda ölenlerin dünyada amel defterleri kapanmaz ve ecir almaya devam ederler.
Onları örnek alanlar sayesinde dünyada rızıklanmaya devam ederler.
Onlar gibi şehit olanlar için de kendileri için de sevinirler.
Şehitler ölmezin anlamı budur.
Ruhları yaşamaya devam etmezler.
Bedenden ayrı, ruh diye bir varlık yoktur.
Ruh, Allah'ın insana birazcık verdiği (üflediği) ilahi bilgidir, vahy'dir, özgür iradedir, karar verme, iyiyi kötüyü ayırabilme yeteneğidir.
Hayvanlara ruh verilmediğinden dolayı hesap vermeyeceklerdir.
Allah canımızı alınca, bizi vefat ettirince,
ruhumuz da kıyamete kadar yok olur, hesap vermek üzere yeniden diriltilene kadar...
De ki: "Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi.
Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"
Al-i İmran 183
...daha önce Zekeriyyâ ve Yahyâ gibi birçok peygamber,
diğer mûcizelerin yanında onların istediği bu mûcizeyi de getirmişlerdi;
ancak bunların ataları o peygamberleri öldürmüşlerdir (İbn Âşûr, IV, 186).
Demek ki peygamberler mucize getirmemişler, getirse öldürülmezlerdi !
Demek ki Tevrat'a peygamber mucizeleri sonradan eklenmiş.
Demek ki Kur'an'a peygamber mucizesi de eklenememiş.
"Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı.
Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alış veriş ne kadar kötüdür.
﴾Al-i İmran 187﴿
...Abduh’a göre Kur’an’ın anlaşılmasına engel olan en önemli sebep önceki dönemlerde,
özellikle III. asırda ilim adamları arasında çıkan ihtilâflardır.
Bu dönemde ümmet mezheplere ayrılmış, her grup Kur’an’ı anlama yerine onun kendi mezhebini destekler mahiyette olanlarını almış,
aykırı olanlarını ise te’vil etmiştir;
halk da bunları takip ederek gruplara ayrılmış ve her grup bir mezhebin kitaplarını okumayı tercih etmiştir.
Sonuçta öyle bir zaman gelmiştir ki herkes Kur’an’ın hidayet ve hakemliğine başvurmayı bırakmış,
kendi grubunun yaşayan veya ölmüş âlimlerine başvurmuştur (bk. Reşîd Rızâ, IV, 279).
"Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RAB'bin buyruklarına uyun."
TEVRAT 4:2
Neyseki Kur'an'a ilave yapılamamış ama,
günümüzde mushaf dışı vahy var diyenden,
Kur'an'da nesh var diyenden geçilmiyor.
Allah doğru yolundan ayırmasın.
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar.
Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.
"Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.
﴾Al-i İmran 190-191﴿
Râgıb el-İsfahânî akıl ile vahyin bu önemini şöyle ifade etmiştir:
“Azîz ve celîl olan Allah’ın insanlara iki elçisi vardır;
ilki bâtınî elçi olan akıl, ikincisi de zâhirî elçi olan peygamberdir.
Öncelikle bâtınî elçiyi (akıl) kullanmadan zâhirî elçiden (peygamber) yararlanmak mümkün değildir;
çünkü peygamberin öğretisinin sahih olduğu akılla bilinir...
Zikrullah/Allah'ın anılması, halk arasında uygulandığı şekliyle elde tesbîh, dil ile “Allah, Allah” demek değildir.
Zikrullah/Allah'ın anılması, Allah'ın biz kulları üzerindeki hakklarını ve bize sunduğu nimetleri düşünmek,
O'na karşı sorumluluklarımızı yerine getirip getirmediğimizi ikide bir kontrol etmek,
verdiği görevleri eksiksiz yerine getirmek, nimetlerine karşı şükredip nankörlük etmemek ve daima bu bilinç içerisinde olmaktır.
Allah'ın bizden istediği de budur.
Allah'ın âyetlerini az bir değere satmazlar.
Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükafatları vardır.
Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
﴾Al-i İmran 199﴿
...Ehl-i kitap’tan olup da Allah’ın birliğine, Hz.
Muhammed’e indirilen Kur’an’a ve ondan önceki peygamberlere indirilen kitaplara iman edenler
ve Allah’a içtenlikle saygı duyup O’nun âyetlerini dünya menfaati ile değiştirmeyenler cennete gireceklerdir...
Yahudi ve hristiyanlardan da cennetlikler varmış demek ki.
Allah, kafirlerin varacakları yerin cehennem olduğunu bildirince,
ehl-i kitaptan iman edenlerin varacakları yerin cennet olduğunu
beyan buyurmuştur.
Peygamberimize ait hadis / söz var ki,
biz onca tartışıyoruz, hem senedi var sepeti var.
Hadis / söz var demek ayrı,
kabul etmiyorum demek ayrı.
Hadisleri kabul etmiyorum demişsem demişimdir.
Onlar vahy değiller demişimdir ve hep diyorum.
Vahy olsalardı mushafa girerlerdi.
Mushafa dahil edilmediklerine göre,
demek ki vahy değiller.
Bunu anlamak bu kadar zor mu yav ?!
Hadisler var, kabul ediyorum, ama
hadisleri vahy olarak kabul etmiyorum.
Şimdi olmuştur umarım, anlatabilmişimdir.
Ana dilinizin türkçe olmadığına dair fikir oluşturdunuz bende.
Evet , evet sizin ana diliniz türkçe değil.
Saygılar.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi