You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı
Ayasofya Kararnamesi’nin kriminal laboratuvarında incelenmesi şarttır!

*CUMHURBAŞKANI  Erdoğan  Ayasofya Camii’nde  yaptığı konuşmada heyecanlandı Heyecan hissetmeden konuşması mümkün değildi, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Ayasofya’da bir Cumhurbaşkanı’nın huzurunda Kur’an okunuyor ve Cumhurbaşkanı mâbedin içerisindeki topluluğa hitap ediyordu... Ayasofya’nın müze kalmasına karşıyım beş asır boyunca cami olarak kullanılan “fetih sembolü” mâbed eskisi gibi cami haline getirilmelidir bu karar siyasî olarak zordur Yunanistan “savaş sebebi”sayabilit ama gönül fethin sembolü olan mâbedin kapalı kalmasına razı gelmiyor...Ayasofya  zihnimi kurcalıyor Reisicumhur Atatürk Ayasofya’nın “müze” hâline getirilmesi hakkında 24 Kasım 1924’te çıkartılan Bakanlar Kurulundaki imzası, *atatürkün imzası şüphelidir Hükümet üyelerinin imzaları gerçektir, yani bakanlar tarafından bizzat atılmışdır  “K. Atatürk” imzası ise sanki başkası tarafından atılmış gibidir ORTADA BİR TUHAFLIK VAR Asırlardır cami olarak kullanılan mâbedin 1934’te müze yapılması gelişmeleri bilinmektedir ve “Atatürk’ün mâlûmatı vardır Ama imza farklıdır
Ayasofya Kararnamesi kriminalde titizlikle incelenip Atatürk  imzasının sahte olup olmadığı ortaya çıkartılmalıdır
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı  
Teşvikiye modeli cenaze

“Nişantaşı” ile “Teşvikiye” ucucadır ama Âdetleri farklıdır, hayatları değişiktir, Nişantaşı’nın  uçukluğuna ve  şımarıklılığına Teşvikiye’de rastlanmaz, Nişantaşı belediye olarak Şişli’ye, Teşvikiye Beşiktaş’a bağlıdır.Teşvikiye’de iki mahallenin özelliklerini taşıyan tek bir mekân vardır: Teşvikiye Camii...Nişantaşı mekânları ile hayat tarzı ile Teşvikiye’nin âdetlerini ve asıl Teşvikiye Camii’ni etkilemiştir Cami göçüp giden sosyete mensuplarını ve şöhretleri son yolculuklarına uğurlama mekânı oldu, ve ortaya eskiden görmediğimiz kendine mahsus bir “cemaat” ile “cenaze ritüeli” çıktı...

Cenazeye gelen hanımları tanımak imkânsızdır sanki dostlarını  değil, defileye yahut partiye gelmiş gibidirler; saç stillerinde fark yoktur,  hepsi “sosyete sarısı”denen Koleston ile boyanmıştır, Hanımefendiler  başsağlığı temennisini hatırına getirmeden porselen dişleri ile tıslamayı andıran tuhaf bir sesle “Canım, n’aber, nassssın?”diye sorar, kiminle teşerrüf ettiğinizi çıkartamadığınız için sözü evirip çevirip birşeyler söylersiniz. Muhatabınız tanıyamadığınızı farkedince Aşkolsun, unutulduk mu?”yu yapıştırır ve “Tanıdım ama işte şu gözlük yani...” diye gevelersiniz

Teşvikiye’den kalkan cenazelerin erkek cemaati ise
Yazları çorapsız giyilen loafer, ilân panosunu andıran son moda bir tişört, kışları en pahalı mağazalardan alınmış kaşmir bir palto yahut avcı montu ile gelirler cenazeye   koyu renk gözlük vardır gözlerinde çok şükür erkekler surat boyu gözlük takmadıkları için kimliğini seçebilirsiniz
Teşvikiye Camii’nde bu manzaraya,  rahmetli Hasan Pulur’un Müslüman kokteyli diyordu  cenaze meselesini dert edinenler sadece Teşvikiyeliler değil! Cenaze sonrasında uğranılması âdet olan restoranlar ile cemaatin olmazsa olmazını, yani caddeyi altüst eden Mercedes S’lerini yahut BMW 7’lerini alan valeler ile değnekçiler de mâtemde...dedim ya, tamirat bitmeden “Gel!”emrine muhatap kaldığımız takdirde bilmem ki nereye götürecekler?
İşte, bunun merakındayım!
[/b]
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı  

*Rezil CHP ve Lideri Kılıçdaroğlu, askere hoş vakit geçirtebilmek ve moral vermek maksadıyla Hatay’daki sınır karakoluna giden sanatçılara “Rezil” dedi Seviyeye bakın: Bir grup sanatçı memleketin, bizlerin hayatımızı huzurla idame ettirebilmemiz için ölüm ile burun buruna olan kahramanlara  hoşluk yaşatabilmek maksadıyla Cumhurbaşkanı ile sınıra gidecekler ama ana muhalefet lideri askere moral  verenlere “Rezil” diyecek Kemal Bey’in ifadesi, malûm bir siyaset ile zihniyetin ortaya  çıkmış sloganıdır!*Cephedeki askere moral vermek için her memlekette program yapılır. İkinci Dünya Harbinde Vietnam Savaşında Amerikalılar Marlene Dietrich ile Bob Hope gibi meşhur şarkıcılarını  komedyenlerini cepheden cepheye koşuşturmuş, Fransızlar Nazi işgaline uğramamış bölgelerdeki kabare yıldızlarını taşımışlardır.
Amerikalılar cephede bugün de aynı programları düzenliyorlar askerlik ile musiki asırlar önce biraraya gelmiştir bandon ve musiki teşkilâtını kurmuş ilk milletlerdeniz...Bu musiki teşkilâtına, mehter” dedik...Mehterin musikiyi muharebelerde icra eder şehirde konserler verir eğlence musikisini de icra ederdi cephedeki askere şevk vermek için müzisyenlerden ve edebiyatçılardan istifade ederdik

*Enver Paşa, Çanakkale’deki muharebelerinde  yazarlarına “Gidin, orada neler olduğunu görün, yazın ve hem askere, hem de halka moral verin” diyerek üniforma giydirmiş, başlarına birer “Enveriye kabalağını”geçirip cepheye göndermiştir Aynı moral Kore Savaşı’nda da devam etti. meşhur sanatçılar konser maksadıyla Kore’ye gidebilmek için çaba gösterilmiştir mesafenin uzaklığından İstanbul Radyosu’nda  Kore için doldurulan özel bandları yollamıştık Kore’den getirilen yaralı askerlerimizin tedavilerinin ardından hastahanelerde konserler düzenledik konserleri Safiye Ayla, Müzeyyen Senar Hamiyet Yüceses gibi devrin en sevilen sanatçıları verdiler.
1974’te Kıbrıs çıkarmasının ardından verilen konserlerdeki gazilerimiz hâlen hayattalar!
*Hatay’daki sınır karakoluna giden sanatçıların tamamından hoşlandığımı hayranlık hissettiğimi söyleyemem, gidenler arasında işitmediğim isimler Ama meselenin sanat tarafı ve, yapılan iş başkadır ve askere moral vermek maksadı sınır karakoluna gidilmesi sadece takdir edilir!
Kemal Bey cephede programlar düzenlemek gibi eski bir geleneği eleştirdiği için bedbahttır sınıra giden sanatçılara “rezil” diyebilmek, hırsı gözlerini kör etmiştir akıl tutulmasıdır herkesin başına gelmez; şanslıdır çünkü hakaret ettiği sanatçılar aynı üslûpta ve hakettiği cevabı vermemiştir
Sanatçılarımız Kemal Bey’e cevaben seviyelerini muhafaza etmişlerdir
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı  
Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım Geçinemiyorum’ deyip CHP’den yardım istemiş ama parti talebini reddetmişti

Atatürk’ün gündemde  olmayan  isminden az bahsedilen kızkardeşi Makbule Atadan... 1956’da vefat etti Makbule Hanım, 1947’de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ağabeyinin vasiyeti gereği geçinemediğini  maaşının arttırılmasını istemiş ama Parti reddetmiştir  Atatürk’ün kızkardeşinin sıkıntısını Meclis 1958’de vatanî hizmet aylığı bağlayarak çözmeye çalışmıştı. ATATÜRK’ün ailesi hakkında okullarda öğretilen babasının gümrük muhafaza memuru Ali Rıza annesinin Zübeyde Hanım ile sınırlıdır, nadir de olsa “Makbule” adında kızkardeşinden bahsedilir  ölen diğer kardeşlerinin isimleri  geçmez.Makbule Hanım, ağabeyinin Cumhurbaşkanı olmasının ardından annesi Zübeyde Hanım Ankara’da yaşadı. Milletvekili ve işadamı Mecdi Boysan ile evlendi, sonra ayrıldı,

1930’da ağabeyinin talimatı ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girdi ve uzun seneler Ankara’da, Çankaya Köşkü’nün yakınında Camlı Köşk’te yaşadı  1956’da vefat etti.Atatürk, 5 Eylül 1938’deki vasiyetnamesinde Makbule Hanım’ın yaşadığı evi ölümüne kadar kullanmasını istemiş ve İş Bankası’ndaki  gelirinden de her ay bin lira aylık bağlamıştı.bazı belgeler, Makbule Hanım’ın son senelerinde maddî sıkıntıya düştüğünü, aylığının arttırılması için Chp ye müracaat ettiğini, Parti’nin Atatürk’ün vasiyetinin dışına çıkamayız” Aylığını arttıramayız” cevabını verdi ve Makbule Hanım Bana ağabeyimin hizmetlerine dayanarak vatanî hizmetden maaş bağlayın” diye ısrar etti
Meclis 1948’de aldığı bir kararla bin liralık yeni bir aylık bağlandı...

Atatürk’ün kızkardeşinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne 7 Eylül 1947 de yazıdıği mektupta şöyle deniyordu:
Cumhuriyet Halk Partisine Ağabeyim merhum Atatürk’ün vasiyetnamesi gereğince Parti’den  ödenen 840 lira ile geçinmekte müşkilât çekiyorum. paranın tahsis edildiği zamanla bugünün parası arasında en ez beş misli fark bulunmaktadır.Atatürk’ün vârisiyim. Ağabeyimin vasiyeti müreffeh bir hayat sürebilmemdi tahsis olunan para bugün masraflarımı karşılamamaktadır.alâka gösterecek kimsem yoktur. boşanmış olduğumdan, tesellimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne sığınmakla buluyorum.
sayılı  ömrümü rahatça geçirebilmek için ödeneğimin artırılmasını dilemekteyim.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr

ERHAN AFYONCU Kudüs ve Filistin uğruna

Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler’e karşı Kudüs’ü savunmak için 8 Aralık 1917 de yaptığı 39 gün süren muharebelerde 25 bin kayıp verdi. Bütün şehidlerimizin ruhları şad olsun 1917' Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı kuvvetleri güney cephesinde birçok yer kaybederek çekilmeye başladı. 11 Mart 1917'de Bağdat düştü.
GAZZE MUHAREBELERİ nde İngilizler'in hedefi Kudüs'tü.Osmanlı birlikleri Gazze- Birüssebi hattında İngilizler'i engelliyordu. Osmanlı ordusu Mart 1917'de 1. Gazze ve Nisan 1917'de 2. Gazze muharebelerini kazanarak İngilizler'i durdurdu
İngilizler komutanları Allenby'i gönderdiler.
Osmanlı 1917 ağustosunda Osmanlı ordularını Alman taburlarıyla takviye ederek Yıldırım Orduları Grubu'nu kurdu.Başına von Falkenhayn'ı geçirdi.

Filistin cephesinde Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Refet Bele, Fahrettin Altay gibi önemli komutanlarımız vardı Çanakkale'deki birlikler bu cephedeydi.Osmanlı askeri Sarıkamış ve Kanal taarruzlarında zayıflatılmıştı. Enver Paşa, karar veremiyordu. Güney cephesi düşerken Avrupada Osmanlı birlikleri vardı. stratejik ve taktik hatalardan Filistin cephesinde İngilizler'e zayıf yakalanmıştık. Alman komutanlarla Türk komutanlar arasında ayrılık vardı. Kemal Paşa'nın Eylül 1917'de Enver, Talat ve Cemal paşalara yaşanacak sıkıntıları açıkça ortaya koymaktadır.
Mısır Kuvvetleri Komutanı Edmund Allenby,, Osmanlı savunma hattını çökerterek Kudüsü açmaya çalıştı.İngiliz Başbakanı Llyod George, Noel'e kadar Kudüs'ün alınması emrini vermişti.
İngilizler, 31 Ekim 1917'de Birüssebi'yi aldılar.

Osmanlı kuvvetlerinin Birüssebi taarruzları netice vermedi.İngilizler yoğun bombardımanla Gazze'yi harabeye çevirdiler. Refet Bele çekilmektense şehid olmayı yeğlemekteydi.savunma imkânı kalmayınca yüzlerce şehid verilerek 6-7 Kasım 1917 gecesi Gazze'den çekildik. Osmanlı kaybediyordu.Gazze muharebelerini kazanan İngilizler Kudüs yolunu açdı.Allenby, Osmanlı kuvvetlerine nefes aldırmıyordu. İngiliz ateşi açlık ve hastalıkla boğuşan Türk kuvvetleri tüm kahramanlıklarına rağmen bozgunu önleyemedi. Çanakkale'den gelen 57.Alay ve 77. Alay bu cephede de büyük kahramanlık gösterdi.
Asım Gündüz ve Hüseyin Erkilet gibi subaylarımız büyük bir bozgunu önledi. Kahraman askerlerimiz süngüleriyle fedakârca mücadele edti

Falkenhayn, Kudüs'ü savunacağına inanıyordu.
yaşadığı mağlubiyetler komutanlarımızın direncini zayıflattı. İngilizler Hz. İsmail Tepesi'ni ele geçirdiler. Türk taarruzları başarısız oldu. Osmanlı kuvvetleri 20 kilometrelik bir savunma hattı kurdu Ancak İngilizler Türk mevzilerinin bir kısmını ele geçirince savunma hattı yarıldı.şehrin tahrip edilmemesi istendi ve Osmanlı kuvvetleri şehirden çekildiler. Birliklerimiz 8 Aralık 1917 gecesi Kudüs'ü terk etdi.9 Aralık 1917 sabahı Belediye Başkanı El-Hüseynî şehrin sembolik anahtarını teslim etmek için sur dışına çıktılar. 60.Tümen komutanı Allenby adına şehri teslim aldı.

General Allenby, 11 Aralık 1917'de Yafa kapısından girdi. Avrupa'daki resimlerde Allenby'i şehre melekler eşliğinde girerken tasvir edilir. Kudüsün düşüşü İngiliz basınında Haçlı seferlerine, Allenby de ilk Haçlı seferinde Kudüs'ü işgal eden Boullion'a benzetildi.Allenby, İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard'ın yarım kalan Haçlı seferini tamamlamıştı.
31 Ekim 1917 ile 8 Aralık 1917 Kudüs'ün düşüşüne kadar Osmanlı askerleri şehid, yaralı ve esir toplam 25 bin kayıp vermişdi. Ruhları şad olsun.
Filistin ve Kudüs’te 400 yıl hüküm sürdük

Kaynak sabah.com.tr

ERHAN AFYONCU Osmanlı, sefere duayla çıkardı

Osmanlı sefere Eyüp Sultan’da dua ederel çıkar ordunun muzaffer olması için Fetih Suresi okunur dua edilirdi. Osmanlı padişahları sadaka dağıtırdı. Osmanlının sefere çıkışı haşmetli olurdu
Diyanet İşleri camilerimizde yatsı ve sabah namazı öncesi veya sonrası Fetih Suresi okunup, ordumuza dua edildi. Ordumuz sefere çıktığında camilerde dua etmek eski bir gelenek Osmanlı sefere dua ile çıkar her tarafda Kuran-ı Kerim okunur dualar edilirdi. Osmanlı ordusu sefer yolunda. İken TUĞLAR DİKİLİYOR du
Osmanlıda savaşmaya kararı için padişahın huzurunda meclis toplanırdı. Divân-ı Hümayun kaptan paşa, şeyhülislâm, yeniçeri ağası beylerbeyi ve komutanlar katılırdı. Herkesin fikri alınırdı.

savaşdan önce şeyhülislâm ve din adamlarından Fetva alınıp, padişahın tuğları dualarla Cebehâne'nin önüne dikilirdi.Kanuni, Eyüp Sultan'da dua ederdi sefere çıkmadan önce padişahlar, ilk olarak Eyüp Sultan'ı, ardından da ata türbelerini ziyaret ederdi. Osmanlı padişahları türbelerde fakirlere sadaka dağıtırdı. Sefere padişah gitmiyorsa ordu komutanı serdarlar Eyüp Sultan Türbesi'ne gider büyük bir merasimle padişah ve devlet İstanbul'dan yola çıkardı. Padişahın yakın maiyeti merasimde göz alıcı kıyafetler giyerdi. İstanbullular töreni seyre çıkardı. Osmanlı ordusunun sefere çıkışı çok haşmetliydi Rengârenk kıyafetler bayraklar silahlar askeri kıtalar herkesi hayran bırakırdı.

Ayasofya Camiinde ve imparatorluğun dört bir tarafında kadı ve valilere emirler gönderilir zafer duası emredilirdi. Kastamonu'dan Kerkük'e, Mısır'dan Bağdat'a Osmanlı Devleti'ndeki bütün şehir, kasaba ve köylerde mübarek mekânlarda dua edilirdi. hangi surelerin okunup, dua edileceği emirlerde zikredilirdi. Çoğunlukla Fetih Suresi, ve Enam suresi okunurdu.Seferde âlim ve hâfızlar Eyüp Camii'nde toplanıp Kuran-ı Kerim'den cüz okur hatim tamamlanır ordunun muzaffer olması için dua ederlerdi. Sonraki günlerde camilerde toplanarak zafer için duaya devam ederlerdi. Ulema ve devlet adamları Fetih Suresi ve bin bir kere Salat-ı Münciye duası okurlardı. Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-ı Şerif Dairesi'nde Ayetelkürsi okutulurdu.

Ordu sefere çıktığında camilerde sabah namazından sonra haftada iki gün Kuran-ı Kerim okunur ve zafer duası edilirdi. Veziriazam Merzifonlu Mustafa Paşa 1678'de Çehrin Seferi'ne çıktığında seferden dönene kadar pazartesi ve perşembe günleri seher vaktinde dua edilmişti. Donanma sefere çıktığı zaman da muzaffer ve galip dönmesi için camilerde dua edilir Devletin zor durumda olduğu dönemlerde beş vakit namazda Allah'a niyazda bulunulurdu.
Sultanahmet Camii'nde mevlit. Düzenlenilirdi
sefer duasının yapılışı şöyle anlatılır:
"Sefere giderken ikindiden kethüda iskemlede oturur. Yeniçeri ağasının iç ağaları ve adamları ayak üzere dizilip bir büyük daire olur. Ve her odanın adamları da çadırları önünde dizilip ayak üzere dua ederdi bir nefesten, Allah Allah sadası yankılanır. Üç defa Allah Allah sadasından sonra padişah hazretlerine, vezirlere ve ağalara ve İslam askerine zafer duası edilip "hû" denildikten sonra herkes yerine otururdu Bu kanun yeniçeri ocağı sefere çıkınca icra olunur."
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr

ERHAN AFYONCU Tarihimizden ilginç fetvalar

Osmanlı halkı her konuyu şeyhülislama ve müftüye sorardı. Şeyhülislamlar sanat hac yardım gibi birçok konuda fetva verdi herkes fetva makamına başvururdu. "Pırasa yenilir mi?", "Sakala kına sürülebilir mi?", "Bayıldım, orucum bozuldu mu?" gibi binlerce konu müftülere soruldu Fetva dini-hukuki durumuna açıklık getirir Dini görüş fetva hüküm yerine geçmez. hükmü kadı, verirdi. Fetva yetkili müftüden ve en büyük dini yetkilisi olan şeyhülislamdan da alınabilirdi. Fetva almak için soru soran meseleyi yazılı olarak fetva makamına arzederdi. Fetvalarda erkeklere Zeyd, Amr, kadınlar için Hind, Zeynep gibi temsili isimler kullanılırdı. soru teferruatlı olur, cevap olur, olmaz, caizdir, değildir" gibi birkaç kelimeden oluşurdu. Fetvanın sonunda, müftünün adı bulunurdu.

Yavuz Sultan döneminin meşhur şeyhülislamı Ali Efendi, fetva isteyenlerin sorularını koyabilmeleri için ev penceresinden devamlı zenbil sarkıtırdı. Soru sahipleri cevaplarını da zenbille alırdı. Şeyhülislam bu yüzden "Zenbilli Müftü" olarak adlandırılmıştı. Şeyhülislamların bir günde verdiği fetva bini geçebilirdi. Kanunî Sultan Süleyman'ın meşhur şeyhülislâmı Ebussuud Efendi, bir gün sabah namazından ikindi namazına kadar, 1413 fetva vermişdi Tarihimizde önemli yeri olan şeyhülislam fetvalarının bir kısmı tekrar yayınlanmıştır. Ebussuud Efendi ile 17. yüzyıl şeyhülislâmı Çatalcalı Ali Efendi'nin fetvalarından örnekler aşağıdadır:

Soru: Zengin Zeyd hac görevinden sonra, bir defa daha hacca gitmek isterse, tekrar hac etmek mi iyidir, yoksa gitmemesi mi daha iyidir?
Cevap: muzdarip fakirlere ve çok zor durumdaki yetim analarına yardım etmek daha iyidir.

Soru: Bir camiye imam olmakla, marangozluk yapmaktan hangisi makbuldür?
Cevap: Namazı terk etmeden sanat sahibi olmak Allah katında daha makbuldür.

Soru: İlim sahibi Zeyd, Amr'ın kızı Hind'e talip olup, evlenmek için anlaşma olsa, nikâhtan önce Amr kızını Zeyd'e vermeyip zengin Bekir'e verebilir mi?
Cevap: İlim sahibi birisinin yerine başkasını tercih etme, Müslüman'a yakışmaz.

Soru: Zeyd, eşi Hind'i haksız yere döverse, ne lazım olur?Cevap: Zeyd'e 80 değnek vurulur.

Soru: Tekkelerde inzivaya çekilip, işi Allah'a bırakıp kaderine razı olanların durumları dinen makbul müdür?
Cevap: Değildir.

Soru: Zeyd, Hind'in evine girip, zorla ona sahip olmak istediğinde Hind, Zeyd'i def edemeyip, balta ile vurup yaralasa ve Zeyd yaradan ölse, Hind'e bir şey yapmak lazım olur mu?
Cevap: Gazâ etmiş olur.

Soru: Dilenci Zeyd, Amr'a gelip "Allah aşkına, peygamber aşkına, Allah'ı seversen peygamberi seversen, bana para ver" dese, Amr da aldırış etmese veya "Allah vere" dese, günahkâr olur mu?
Cevap: Sevmek vermeyi gerektirmez. Sevmediği için vermemiş olacak hata yoktur.

Soru: Pırasa diye bilinen sebzeyi yemek helal olur mu?Cevap: Olur. Ancak pırasa yemişken, kokusu geçmeden camiye gelmemelidir.

Soru: Tuz ve sirke ile karıştırılmış sebzeler çiğ iken yenilse, helal olur mu?Cevap: Olur. Çünkü bu adettir.

Soru: Bir çok ilaç kullanmasına rağmen  iyileşmeyen Hind'in şifa bulması için doktorlar 6 gram şarabı bitkilerle karıştırması gerekir. Eğer yapmazsa hastalıktan ölecek deseler, bu ilacı kullanması caiz olur mu?Cevap: Asla caiz değildir. Doktorların dedikleri yanlıştır. Şarapla deva bulunmaz. Bunun yerine üzüm suyu ile bitkileri karıştırmalıdır.

Soru: Keyif için içilen esrarın azı da, çoğu da haram mıdır?Cevap: Haramdır.

Soru: Sünnet olurken normalden az kesilmiş olan Zeyd'in tekrar sünnet olması dinen caiz olur mu?
Cevap: Olmaz.

Soru: İki eşi olan Zeyd'in hanımları aynı evde oturmak istemezlerse, her birine müstakil ev lazım olur mu?Cevap: Lazımdır. Avluları bile ayrı olmaz lazımdır.

Soru: Eşi Hind ve kayınvalidesi Zeynep'le aynı odada yatarken, gece kalkıp dışarı çıkarken kasıt ve şehvet olmadan ayağı Zeyneb'in ayağına dokunan Zeyd'e eşi Hind haram olur mu?
Cevap: Olmaz.

Soru: Zeyd, eşi Hind'e "Annem ve kızkardeşim ol" dese dinen Hind, Zeyd'den boş olur mu?
Cevap: Haram olmak niyeti ile dediyse boş olur, "Onlar gibi sevgili ol maksadıyla" dediyse olmaz.

Soru: Bazı Müslümanlar, "çıbanım var, yaram var" diye durumlarından şikâyet edip, namaz kılmasalar, bu dinen özür olur mu?Cevap: Namaza özür olmaz, kan akarken bile kılmak lazımdır.

Soru: "Bismillah, Allahu Ekber" diyerek domuz kesen kimsenin durumu nedir?
Cevap: İman tazelemesi gerekir.

Soru: Ramazanda oruçluyken üç defa bayılan Zeyd'in orucu bozulur mu?
Cevap: Bozulmaz.

Soru: Kına ile sakalını boyayan Zeyd'e şeriata göre ne lazım olur?Cevap: Kendi bilir.

Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU
Devleti ayakta tutan Valide Turhan Sultan

Osmanlı’da 17. yüzyılda hükümdar otoritesinin olmadığı bir dönemde Turhan Sultan’ın devlet yönetimini ele alıp, hanedanı her şeyin üstünde tutması devletin devamını sağladı Osmanlının en güçlü valide sultanlarından Turhan Sultan 1627'de Ukrayna'da dünyaya geldi. on iki yaşındayken Tatar akıncılarına esir düştü ve Kör Süleyman Paşa tarafından satın alınıp Kösem Sultan'a hediye edildi. güzellik abidesiydi Turhan Sultan zekâsıyla Kösem Sultan'ın takdirini kazandı ve Sultan İbrahim'in gözüne girdi.Sultan İbrahim 1640'da tahta çıktığı zaman hanedanın hayattaki tek erkek üyesiydi. Hanedanın sona erme tehlikesi ortaya çıktı sultanın hükümdarlığı iki yıl endişeli bekleyişiyle geçti. Padişahın oğlu olması için yapılmadık kalmamıştı. Sonunda 1642 de Hatice Turhan Sultan'ın Avcı Mehmed diye anılacak Şehzâde Mehmed'i doğurması ile herkes rahat bir nefes aldı.

Bu doğum Sönen Osmanlı hanedanı için kurtuluştu
Turhan Sultan, Harem'de Kösem Sultanın gölgesinde kaldı oğlu IV. Mehmed'in hükümdar olmasıyla gelin ile kaynana arasında mücadele başladı Turhan Sultan zaferle çıktı Harem'in hakimi olmuştu. Turhan Sultan, Köprülüler'in sadrazamlığa gelmesinden sonra siyasetten çekildi kendini hayıra adadı. Çanakkale Boğazı kalelerini inşa ettirdi. III. Murad'ın hanımı Safiye Sultan tarafından yapılan ancak tamamlanamayan Eminönü'ndeki Yeni Cami'yi tamamlattı. 1682'de vefat etti ve Yeni Cami'deki türbesine defnedildi.
Turhan Sultan'ın devlet yönetimini ele alması Osmanlı İmparatorluğu'nu otorite boşluğundan kurtarmıştır. Valide Sultan'ın hanedanı herşeyin üstünde tutması devletin devamını sağlamıştır.

Turhan Sultan'ın emirlerinde yönetime oldukça hakimdi veziriazama gemiler Hazine vergi istihkâmlar donanma asker maaşları gibi bir çok konuda emir verdi birçok devlet işine vâkıftı Turhan Sultan, emirlerinin uygulanmasında aksaklık olduğunda kılıç ortaya çıkmadan kul taifesi iş yapmaz" diye tehdit dahi etmiştir.
TURHAN SULTAN'IN EMİRLERİ incelendiğinde Valide Sultan'ın devlet işlerini büyük bir dirayetle yaptığı görülmektedir: Donanmanın durumu nedir? Sanmayın ki takip etmiyoruz yaptıklarınızı. Gemiler boş ve kof olmasın. Teçhizat, mürettebat ve barut tam hazırlansın. vaktimiz yok. Donanmanın hareket zamanı gelmiştir. Çalışıp eksik bırakmayınız. Gözünüzü dört açın. İhmal ve bahane istemiyorum. Beni söylettirmeyin. Valide Sultan".

Nice düşmanların gözü kör olsun. düşmanımız var, düşmansız kimse olmaz. siz doğrulukla hizmet edip din ve devleti kayırdıktan sonra, Hakk Teâlâ kuluna zulmetmez. siz can u gönülden çalışın. Göreyim sizi, sözünüz padişahın huzurunda yalan çıkmasın. Donanmanın perşembe çıkmasına çalışın ve bizi haberdar edin. Valide Sultan"

Paşa Donanma ile niçin ilgilenmiyorsun? Huzurumuza gelüp 'Herşey hazır ve mükemmeldir' diye aldatıyorsun. Adam gönderip kontrol ettiriyorum, ortada bir nesne yok. Siz '1200 kürekçi lâzımdır" diyorsunuz, yoklatıyorum, üç bin kürekçi yok. para veriyoruz! Cephane için para istiyorsunuz, Bu âna kadar tamamının bitmesi gerekirdi. Hep huzurumuzda lâf ediyorsun,işin aslı nedir? Vallahi 'demeyesin. on beş gün içinde donanmayı kusursuz çıkartmazsan kendin bilirsin. Dini ve devleti kayırmak böyle mi olur? Ümmet-i Muhammed'in hizmeti böyle mi olur? doğrulukla hizmet etmezseniz padişahın ekmeği size haram, cümle ümmet-i Muhammed'in günahı ve vebali boynunuza olsun. emektarsınız diye inandık ama ne güzel hizmet edüp yüzünüzü ağartırmışsınız! Size düşen bize söyletmemek, işleri gözden geçirtmemek idi. Şimdi bildiriyoruz gözünüzü açıp mukayyet olun! Tersane'ye niçün boş bakınıyorsun? İyi hizmet et, dikkatli ve mukayyet ol, sonra kendin bilirsin. Size düşen Kaptan Paşa'ya tenbih 'Ne lâzım ise bildir, vereyim' demek ve vermektir. kusur etmediğiniz takdirde suç kaptanındır ama siz böyle yapmıyorsunuz. Valide Sultan"

"Paşa'ya selâm: Askerin maaşı ile ilgileniyor musun? ödeyebilecek misiniz? bize lâf getirmeyin. Maaşların ödenmesinin gecikmesi hâlinde size de, bize de zarar gelecek. Allah'ı severseniz gayret gösterin, ödemeler uzamasın. Başımızı önce Allah'a, sonra size dayadık ve inandık. gözünüzü açıp hizmete devam edesin. Gecikecek zaman değildir. geceleri uyku bize haram Allah'ın malumudur. İçeride bize, dışarıda size ümmet-i Muhammed'i korumak, din ile devleti gözetmek düşer. Herkesin ve önde gelen din adamları ile sizin göreviniz ağız birliği etmek, etrafı kollamak, zulmedenleri izlemek, uyarmak, cezalandırmak ve düzeni korumaktır.... 'Halka zulmedildiğini duyarsam siz bilirsiniz' tenbih edin ve Allah'ı severseniz dikkatli davranın. Donanmaya özen gösterin, Kaptan Paşa'ya iş zamanının geldiğini söyleyin. Bizi konuşturmadan hayır duamızı almanızı istiyoruz, göreyim sizi. Valide Sultan"

"Ne arz olundu malumumuz hizmete ehemmiyet veresiniz. Her ahvalden, her hususdan nice iş görmüş, derya ahvali bilen ihtiyarlarla, şeyhülislâm, kadıaskerlerle, tecrübelilerle istişareden kaçınmayıp, dışarı çıkmanıza rızamız yoktur. Hemen saadetlü arslanımın huzurunda ne yazıldıysa yine o şekilde harekette olasın. ...Her şekilde hayır duamız sizinledir. Elem çekmeyesiz"
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU
Fransa asırlardır bize Fransız kaldı

Fransa, müttefikimiz olmasına rağmen Suriye’de YPG taraftarı 17. yüzyılda da bizimle müttefikti ancak savaşta olduğumuz Venedik ve Avusturya’ya yardım etmişti fransa16. yüzyılda osmanlı yardımıyla varlığını devam ettirdi Ancak Fransızlar, 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı düşmanlarının yanında yer aldı ve OSMANLIYI ARKADAN VURDU
Fransa, "Güneş Kral" lakaplı 14. Louis zamanında Girit'te Osmanlılarla savaşan Venedikliler'e yardım gönderdi. Fransa'nın görünürde Osmanlı ile dosttu ancak gizlice Venedik'e yardım ettiği Osmanlı için bunu ispatlamak kolay değildi. Çünkü Fransa mektuplarında özel şifre kullanıyordu bunu bilen çok az kişi vardı. 1656 ile 1661 yıllarında sadrazam Köprülü Mehmed Paşa bu şifreleri çok ilginç bir yolla çözdürdü.

Köprülü Mehmed Paşa hem fransızların kendisine yaptığı saygısızlığın ve Venedik'e gönderilen yardımların hesabını sormak için fırsat kolluyordu 658'de Girit'teki savaşta Venedik hizmetinde bulunmuş Vertamont adlı Fransız asker Köprülü'ye önemli bir hediye sundu: Venedik'in Fransaya teslim edilmek üzere, şifreli mektup.verdi ve Müslüman olmak istediğini söyledi.sorguda Venedik-Fransa işbirliğini doğruladı Fransanın Venedikliler'e gizlice yardım ettiğini haber verdi. şifreli mektupları sadrazama teslim etti. Ancak şifreler çözülemedi. Venedik elçileri Yedikule'ye götürüldü sadrazam fransız elçisi baba La Haye'in zindana atılmasını emretti elçi ve oğlu aynı kaderi paylaştı. Köprülü Paşa, Erdel seferine çıktı geri dönene kadar elçi ile oğlu zindanda bekletildiler.

Sadrazam muzaffer bir şekilde Erdel seferinden Edirne'ye döndü La Haye ve oğlu için ricacılar geldiler. Sadrazam, serbest bırakılmalarını emretti. La Haye ve oğlu sadrazamın emriyle serbest bırakıldılar ve her ikisi de Köprülü'ye teşekkür etmeden hemen Edirne'den ayrıldılar. sadrazam baba-oğulun peşini bırakmadı, elçilikten alınmasını sağladı. Elçi La Haye Yedikule zindanlarında bekletildi. Çünkü İstanbul'u terkedeceği günlerde Fransız gemisi yasak olmasına rağmen Türk malları ile şehirden ayrılmıştı ve bunun cezası La Haye'e kesildi. Sabık elçi Yedikule'den para cezası ödeyerek kurtulabildi ve 1660'da Fransa'ya döndü.
Fransa kralı 14. Louis Venedikliler'in yanısıra bir numaralı düşmanları Avusturya'ya Osmanlı karşısında yardım edecekti.Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa, 1663'te Avusturya seferinde Uyvar'ı fethetti. Viyana'nın surları fethe uygundu. Osmanlı ordusu, Sengotar'da Avusturyaya karşı üstünlüğü ele geçirdiler. Ancak Avusturya'ya hiç ummadıkları bir ülkeden yardım geldi Fransız yardımı Avusturya'yı bozgundan kurtardı ve savaşı aleyhimize çevirdi.

Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

Sanatçılarımız Çanakkale’de de Mehmetçik’leydi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sanatçılar, yazarlar ve sporcularla Afrin operasyonuna katılan askerlerimizi ziyaret etmesine anlamsız tepkiler geldi. Halbuki 1915 Temmuz’unda Mehmet Emin Yurdakul, Çallı İbrahim, Ömer Seyfettin ve Orhon Seyfi Orhon gibi isimler 16 yazar, şair, ressam ve bestekâr Çanakkale cephesinde, Arıburnu ve Seddülbahir’de 10 gün geçirdi Sanatçı ve yazarlarımız Hatay'a giderek Mehmetçiği ziyaret etmeleri haksız ve anlamsızca eleştirildi. Bu ülkenin kanlı bir darbe teşebbüsü geçirdiği, bizi etkisiz hâle getirmek için planlar yapıldığı ve 100 yıl önce olduğu gibi ölüm-kalım mücadelesine girdiğimiz nasıl görülmez ve hassasiyet gösterilmez.Sanatçı ve yazarlarımızın cephedeki askerlerimizi ziyareti eski bir geleneğimiz.

Birinci Dünya Savaşında yazar ve sanatçılarımız Çanakkale cephesinde Mehmetçik'le 10 gün geçirmiş dönüşde Türk kahramanlığını kaleme almışlardı. 1915 Haziran'ının sonlarında 30 kadar yazar, şair, ressam ve bestekâr Türk kahramanlığını ölümsüzleştirmek için Çanakkale cephesine davet ediliyordu. Davet edilenlerin 16'sı davete uydu. Bunlar "Ben bir Türk'üm, dinim cinsim uludur" mısrasıyla bir nesli etkileyen şair Mehmet Emin Yurdakul, yazar ve düşünür Ağaoğlu Ahmed, Çallı İbrahim, Ömer Seyfettin, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Orhon Seyfi Orhon, şair Enis Behiç Koryürekdi. Heyet 11 Temmuz günü Sirkeci Garı'nda Çanakkale cephesine doğru hareket etmek için buluştu. üniformaları vardı.

Uzunköprü istasyonunda trenden inen heyet bombardımandan isabet almış Süleyman Paşa ve Namık Kemal'in türbelerini ziyaret ettiler. cepheye vardılar.Heyet mensupları, Arıburnu cephesinde top ve kurşun seslerine şahitlik ettiler. Seddülbahir cephesine doğru yola çıktılar. Muharebe alanlarını gezdiler. Dürbünle düşmanı gözlemlediler. Esir alınan yaralı düşmanlara şahit olmuşlardı.
Havan atışlarında Mehmetçiklerimiz "Bizim kara oğlan gidiyor" diye sevinçle bağırmaktaydı.
Heyet, Çanakkale cephesinde Türk askerinin kahramanlığına ve cesaretine şahit olmuşlardı. Konuştukları askerler Balkan Savaşı'nı silmek ve vatanı kurtarmak için kendisini hiç çekinmeden öne atmıştı. kahraman bir Metmedçiğimiz yarasının sarılmasını "Ko aksın Balkan Muharebesi'nin karasını ancak bu kan siler" diyerek reddetmiş ve savaşmaya devam ederek şehit olmuştu.

Heyettekiler kendi aralarında Balkan hezimetinden sonraki mücadele ruhunun nasıl meydana geldiğini tartışmışlardır. Cephede 10 gün geçiren heyet İstanbulda 1915 sonbaharında Harp Mecmuasını yayınlarlar.Çanakkale cephesinin en ilginç anılarından birisi Albay Mustafa Kemal'in mızıka eşliğinde askerine yemek yedirmesidir. sıkışıp kalan İngilizler, mızıka sesleri üzerine sinirlenerek tepeyi ateşe tutmaktaydı Esir edilen İngiliz subayı, Türkler'in mızıka çalması üzerine komutanlarının onları futbol oynamaları için tazyik ettiklerini, ve kendilerine pahalıya mal olduğunu anlatmıştır.
Ali Canip ve Mehmed Emin beyler, Esad Paşa'nın karargâhından Mustafa Kemal ile görüştü Mustafa Kemal heyeti Cesarettepesi'ne davet etti, ancak Esad Paşa yolun tehlikesinden dolayı yazar ve şairlere müsaade etmedi. Heyet, Arıburnu'ndayken asker olan Şair Ahmed Haşim'le de karşılaşmıştır.

Çanakkale'yi savunanların cesareti, yiğitliği, kahramanlığı dünyayı hayran etti. düşmanların parmağı ağzında kaldı. Times, Le Temps gibi meşhur İngiliz ve Fransız gazeteleri itiraf ediyor ki Birinci Dünya Savaşı'nın en önemli, en kanlı, en ateşli safhaları Çanakkale'de yaşanmaktadır. hiçbir yerde Çanakkale'de olduğu kadar faaliyet, sebat ve inatla gösterilmemiş hiçbir yerde Çanakkale'de olduğu kadar kahramanca ve cesurca direniş ve savunmayla karşılaşılmamış düşman zayiat vermemisdir. Çanakkale muharebelerinin dünya tarihinde benzeri yoktur. her taraftan şarapneller, gülleler, bombalar, kurşunlar yağar denizde dretnotlar sahilde ağır toplar mitralyözlerden gökte uçaklardan sürekli cehennemî ateşler saçılıyorken süngüyle hücum ederek düşman siperini ele geçirecek kadar yiğitlik ve kahramanlık gösterebilecek asker görülmemiştir.

Bu harikayı göstermeyi başaranlar, dünyanın her tarafından şan ve şerefleri yükselen kahramanlık hikayeleri dillerde dolaşan Türk aslanlarıdır. Başkumandan vekili ve Harbiye Nâzırı Enver Paşa dünyayı hayretler içinde bırakan Çanakkale savunmasındaki kahramanlıkları sonsuza kadar yaşatmak üzere teşekküre layık bir tedbir düşünmüşlerdir. Görevlerini, askerlerimiz gibi fedakârca yerine getirme imkânı bulamayan genç şairlerimizi savaş alanına davet etmişlerdir. iki ressam, iki musikişinas, ve sinematografçı da davetli olarak savaş alanına gideceklerdir. Arkalarında işaret bulunacaktır.heyet, bir hafta savaş alanlarını gezerek kahraman askerlerle görüşecek ve sonra ilhamlarını, gözlemlerini, anlatacaktır. Bunların eserlerini yayımlamak için harp dergisi düşünülmektedir. Şairler şiirlerini, yazarlar duygularını yazarken, bestekârlar kahramanlıkları besteleyecek, ressamlar gördüklerini resim sanatının diliyle tasvir edecekldir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

Suriye’deki Alman-İngiliz çekişmesi

İkinci Dünya Savaşında Ortadoğu’da Alman nüfuzunun artması İngiltere’yi harekete geçirdi. İngiltere “Suriye’yi hürriyete kavuşturabilirsiniz” diyerek bizi Kuzey Suriye’ye girmeye teşvik etti. Türkiye savaşı kabul etmeyince İngiliz ve Özgür Fransa orduları Suriye’ye girdi İngilizler, İkinci Dünya Savaşı'na Türkiye'yi sokmak için mücadele ettiler. 1943'te Adana ve Kahire görüşmeleri en bilinenidir. Ancak çok önce 1941'de İngilizler, Suriye'yi kullanarak bizi savaşa sokmaya çalışdı.
Almanya, İkinci Dünya Savaşı'nda Yugoslavya ve Yunanistan'ı işgal etti 1941 Mayısında Girit'i ele geçirdi Hedef Ortadoğuydu Haziran 1940'da Almanya'ya teslim olan Vichy Fransası Suriye'yi kontrol ediyordu.

Vichy Fransası Suriye'ye komiser atadığı Şam'ın önemli ailelerinden olan Azmzadeler'den Halid Azm'in yönetiminde hükümet kurdurdu. Almanlar, Vichy hükümetinin yönettiği Suriye'yi üs olarak kullandı Irak'ta ise Alman yanlısı darbe başarılı oldu. Suriye ve Irak Almanya'nın kontrolüne geçmek üzereydi. Bu Türkiye'nin güneyden Almanya ile çevrilmesi manasındaydı ingiltirenin Ortadoğu hakimiyeti tehlikeye girdi Türkiye'nin Almanya'dan önce davranıp, Suriye'yi işgal etmesini gündeme getirdi. İngiltere güneyden Suriye'yi işgal ederken, Türkiye'nin kuzeyden Suriye'ye girmesi planlandı. Türkiye Halep ve civarını ele geçirerek, ingilizlere yardım edecekti.
İngiliz büyükelçisi 1941 Haziran'ınında Türkiye'nin Suriye'ye girmesini teşvik için Ankara'da Türk makamlarıyla temasa geçti.

Bu durum tartışıldı. Suriye'ye girilmesini savunanlar bunun komşu ülkenin hürriyetini için yapılacağını söylüyordu. Ancak bu Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'na girmesi ve Almanya'nın karşısında yer alması demekti.Yunus Nadi, 25 Mayıs 1941 de Cumhuriyet Gazetesi'nde "Yeni Dünya Harbi Karşısında Türkiye" başlıklı yazıda bu fikri şöyle eleştirdi: "...Suriye halkını hürriyetine kavuşturacak hareketimizin sahası yalnız Suriye'ye ve hudutlarımıza münhasır kalmayacağını, bizi böyle bir sergüzeşte sürüklemek isteyenler de pekâlâ bilirler Dün Londra radyosunda harp konuşan Türk spiker Türk emniyet sahalarının tehlikeye girdiğinden bahsediyor memleketimizin selametini düşünmeğe davet eylerken İstanbul'daki neşriyatı kullanıyordu. Demek ki yeni dünya harbi siyasetimizin değiştirilmesi isteniyor...

Türkiye'nin harbe karışması için Suriye'nin akıbetinde vesile bulanlar bu hesaba hürriyet prensibine mi iltica ediyorlar....Suriye'yi işgal etmek suretiyle hürriyet ve istiklâline kavuşturmak tavsiyesine uyarak harbe girelim mi?... Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti takip ettiği ihtiyatlı, isabetli azamî ve kuvvetli siyasetinden ayrılmayacaktır".
Yunus Nadi'nin Cumhuriyet gazetesindeki yazısı ve
Basında tartışmalar sürerken diplomatik görüşmeler sürüyordu. Ancak İngilizler'in Türkiye'yi savaşa sokmamaya kararlı İsmet İnönü'yü Suriye'ye girmeye ikna edip, bizi İkinci Dünya Savaşı'na dahil etmeleri kolay değildi. Türkiye Suriye'ye girmeyi kabul etmedi. İngilizler ve Özgür Fransa birlikleri 1941 Haziran ve Temmuz'unda Suriye ve Lübnan'da Vichy Fransası'na ait kuvvetleri mağlup edip, bölgeyi ele geçirdiler.
Sykes-Picot Antlaşması imzalandı ve Suriye’de Fransız mandası kabul edildi

Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

Seçimle II. Mahmud döneminde tanıştık

Türkiye yeni seçim dönemine girdi. Seçimler, halkın iradesini sandığa yansımasıdır. Milletimiz kendisine verilen yetkiyi iki asırdır kullanarak haklarına sahip çıkmıştır.Osmanlı sıkıntıya girdiği dönemlerde ıslahatlarla kendisini toparlamıştı. 17. yüzyıl ıslahatlarında örnek,Kanunî idi. Avrupa örnek değildi.18. yüzyılda Lale Devri ile Osmanlı ilk defa yüzünü Batı'ya döndü. Avrupa örnek alındı gelenekle karışık Batılılaşma vardı. İkinci Mahmud dönemiyle Batılılaşma başladı.İkinci Mahmud döneminde gelenekler ve klasik Osmanlı sistemi değişti muhalefetin en önemli dayanağı Yeniçeri Ocağı 1826'da ortadan kaldırıldı Sultan Mahmud'un yaptığı yeniliklerde en önemli destekçisi Serasker Hüsrev Paşa'dır.

II. Mahmud'un getirdiği önemli değişimlerden biri seçimdi. İlk Seçimle İkinci Mahmud döneminde tanıştık. İmparatorluğun yapısı değişti muhtarlık teşkilatı,kuruldu bu halkın yöneticilerini seçmelerinin başlangıcıydı. Osmanlı yöneticileri asırlarca İstanbul'a göçü engellemek için herşeyi yapmışlar, ama önleyememişti. İkinci Mahmud, İstanbul'a göçü azaltmak, güvenlik temini için 1829'da Üsküdar, Eyüp ve Galatada muhtarlık teşkilatı kurdurdu. ilk muhtarlar seçimle değil tayinle göreve başladılar. 1833'te İstanbul dışında Kastamonu- Taşköprü'de ilk taşra muhtarlık teşkilatı kuruldu. muhtarlık imparatorluğa yayıldı. muhtar seçimlerinin yapıldığı ilk yer Bolu'dur.
1833'te muhtarlık teşkilatı ülkenin her yerinde uygulanmaya başladı.

1864 te Müslüman ve Müslüman olmayan köylerde her cemaat kendi muhtarını bir yıllığına seçti Muhtar seçimlerine, Osmanlı uyruğunda olan 18 yaşını doldurmuş erkeklerden yıllık en az 50 kuruş vergi verenler katılabiliyordu. Muhtar olabilmek için vergi vermek şarttı Sultan Mahmud'un reformlarını, 3 Kasım 1839'da Gülhane'de Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan hatt-ı hümâyunla Tanzimat takip etti. Tanzimat reformları zorlanınca mali sistem oluşturulma yoluna gidildi.Devletin vergi sisteminin yerini muhassıllık kurumu aldı. Belirli miktarda malı, mülkü ve geliri olup, vergi verenler kurullara seçildiler. kurullara âyan ve eşraf denilen bölgenin ileri gelenleri alınırdı.Tanzimat'la birlikte Hristiyan temsilciler de alınmıştı.

Müslüman temsilciler bu durumu kabul etmek istemedi. ihtilaflar çıktı. zamanla birlikte çalışmaya alıştılar. Tanzimat'tan sonra eyalet ve sancaklarda meclisler oluşturuldu halkın yönetime katılması önemli bir adımdı. mutlakıyetten meşrutiyete giden önemli bir kilometre taşıydı. Her yıl meclis üyeleri meselelerini Şuray-ı Devlet'e bildirirler, taşra sıkıntıları müzakere edilirdi. ilk meclisimiz vilayet meclislerinde Osmanlı yönetimi taşradaki sıkıntıları gidermek için 1864'te vilayet Nizamnamesi çıkardı. Müslüman ve Gayrimüslim vilayet meclisi üyeleri cemaatlerce seçilmeyecek Vilayet yönetiminin adayları, vergi verenlerce seçilecekti.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU
Abdülhamid Han en çok Yörüklere güvenirdi

Osmanlı yönetiminin Yörüklere zulmettiği yalan bir ifadedir. II. Abdülhamid Yörüklere o kadar güvenirdi ki geceleri yatak odasının kapısında Karakeçili aşiretinden askerler nöbet tutardı
CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, Yörük-Türkmen Çalıştayı'nda "Osmanlı'nın zulmüne karşı burada ne mücadeleler verildi" diye konuştu. Osmanlı'nın Yörüklere zulmettiği eskimiş ve gerçeklere aykırı bir söylemdir. Doğru değildir. Osmanlıda Yörüklere yönelik özel bir siyaset yoktu. Devlet hiçbir grubu diğerinden daha üstün tutmadı Aşiretler, Osmanlı toplumundaki Türk unsurunu kuvvetlendirip, yenilemişlerdir. Osmanlı hâkimiyeti altındaki toplulumların iktisadî faaliyetlerini devam ettirdi Yörüklerin hayatına müdahale etmedi Osmanlı aşiretleri parçası görmüş ve Yörüklere sancak veya kaza statüsü vermiştir

aşiretlerin hayvanlara ve yetiştirdiği için Türkmenler konar-göçer hayata devam etti Osmanlı yönetimi, aşiretleri hiçbir zaman rakip görmemiş, imparatorluk tebaası ve ekonominin parçası olarak bakmış ve asayişi bozmadıkları sürece üzerlerine gitmemişti. aşiretler Celali isyanlarının en yoğun olduğu devirlerde bile nadir olarak eşkıyalığa karışmışlardır.Aşiretlerle Osmanlı yönetimi arasında vergi toplama ve iskân gibi konularda zaman zaman meseleler çıkmıştır
padişahlar Orta Asya'dan geldiklerinin ve Türklüklerinin farkındadırlar. kitaplarda Osmanlı hanedanı Oğuz Han'a bağlanır. Osmanlılar Oğuz neslinden Kayı boyundandır. Osmanlı tarihi Türk tarihinin parçasıdır Osmanlı padişahlarının Yörüklerle bir meselesi yoltur olsa tarihini kökenlerini Karakeçili aşiretine bağlamazlardı.

güvenliklerini aşiret mensuplarına emanet etmişlerdir. İkinci Abdülhamid'in yatak odasında Karakeçili aşireti nöbet tutardı.Sultan Abdülhamid şahsi güvenliğine dikkat ederdi. Yıldız Sarayı'nda muhafızları vardı. Yıldız Sarayı'nda Karakeçili aşiretinden Söğüt Birliği vardı. Padişahın muhafızlığına seçilen Yörükler, padişaha sadakatle hizmet edeceklerine dair Ertuğrul Gazi'nin türbesinde yemin ederdi Abdülhamid Han Söğüt Birliği'ne çok güvenir ve muhafızlarına "öz hemşerilerim" diye hitap ederdi. her gece yattıktan sonra kapısı kilitlendiğinde, odasının dış tarafında, muhakkak Karakeçili aşireti bulunurdu.Osmanlı tarihimizdir. Türkiye Cumhuriyeti tarihimizdir. birbirinin devamıdır. Tarihi anlamak ve bilmek gerekir. Sayın Kılıçdaroğlu'na okumasını tavsiye ediyoruz. Aşiretlerle Osmanlı yönetimi arasındaki ilişkiler öğrenilebilir.

Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

Osmanlı Türkçe’yi resmî dil ve bilim dili yaptı

Osmanlı İmparatorluğu Türkçe’yi devletin resmî dili olarak kullandı. Edebî ve bilimsel eserlerdeki Arapça ve Farsça’nın hakimiyeti Osmanlı döneminde azaldı ve Türkçe bilim dili oldu
Ana muhalefet Osmanlı'nın resmî dilinin Farsça olduğunu iddia etti. ezbere konuşmak yerine -iki satır okusa, Osmanlı Arşivi'ne gitse böyle yanlışlıklar yapmaz.Osmanlılar'dan önce Türkiye Selçukluları'nın resmî dili Farsça idi. Daha sonra beyliklerde de devam etti. Bu uzun süre gitti Hamidoğlu Hüseyin Bey'in, 1377'de I.Murad'a Niş'in fethini kutlamak için gönderdiği tebriknâme Farsça'dır. Karamanoğlu Mehmed Bey'in Konya'yı aldığı zaman Türkçe'yi resmî dil ilân etmesi
sonuç vermemişti.Osmanlılar ise Türkçe'yi ilk dönemden itibaren resmî dil olarak kabul etdi

Arapça ve Farsça'nın hakimiyeti Osmanlıda azaldı.
Osmanlı döneminde yazılmış 2 bin 286 astronomi eserinin 986'sı yüzde 43'ü Arapça, bin 58'si Türkçe'dir. Türkçe'nin yüzdesi 46'dır. Türkçe XVI. yüzyılda Farsça'yı, imparatorluğun sonuna doğru da Arapça'yı geçerek hakim dil hâline gelmiştir.
Türkçe her yüzyılda bilim dallarında gelişmesini sürdürmüştür. Osmanlı'dan önceki Türk devletlerindeki bilimsel eserlerde Türkçe'nin adı bile yoktur. Osmanlılar'dan önce yaşamış iki büyük Türk âlimi, İbn Sina ve Farabi'nin eserleri Arapçadır
Osmanlıca, Arap harfleri ile yazılmış Türkçe'dir. Ayrı bir dil değildir. en büyük yanlışlık kendi dilimizi farklı bir dil gibi isimlendirmektir. Osmanlı döneminde kullanılan dil Osmanlıca değil eski Türkçe'dir.

Bazı yazarlar eserlerinde aşırı derecede Arapça ve Farsça kullanarak kitaplarını anlaşılmaz hâle getirmiş Osmanlıca'yı farklı bir dil gibi takdim etmişlerdir resmî yazışmaları incelendiğinde kullanılan dilde güçlük yoktur. Ancak ortaya çıkan bir problem Osmanlı Türkçesi'ni zorlaştırmıştır. Bu da son 30 yılda dildeki sadeleşme ve kullandığımız kelime sayısının azalmasıdır. 1960 daki Türkçe ile Osmanlı Türkçesi kıyaslanırsa arada fark olmadığı anlaşılacaktır. Osmanlı dönemindeki Türkçe Osmanlıca değil eski Türkçedir


Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

Atatürk Meclis’i dualarla açmıştı


Muharrem İnce, cumhurbaşkanlığı adaylığında Atatürk’ün Meclis’i açış yolunu taklit etti, ancak birçok şeyi eksik yaptı. 23 Nisan 1920’de Meclis açılmadan önce memleketin her tarafında Kuran-ı Kerim, Buhari-i Şerif ve mevlidler okunmuş, Atatürk cuma namazından sonra tekbirlerle yola çıkıp, kurbanlar kesildikten sonra dualarla Meclis’i açmıştı Batılılar, Birinci Dünya Savaşı'nda Türk milletini Anadolu'dan atmayı planlamış Ancak esareti kabul etmeyen atalarımız, direnişe başlamış, Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasıyla Milli Mücadele liderini bulmuştu.Son Osmanlı Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920'de "Misak-ı Milli"yi kabul etti. İtilaf devletleri, 16 Mart 1920'de İstanbul'u işgal etti meclis kapatıldı.

İstanbul'un işgaline tepki gösteren Kemal Paşa, 19 Mart'ta meclisin Ankara'da açılması için davette bulundu.21 Nisan 1920'de Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa imzasıyla sivil ve askeri makamlara telgraf çekilerek, 23 Nisan günü açılacak meclisin halka duyurulması istenmişti.
Meclisin açılacağı gün Hacı Bayram- Camii'ndeki Cuma Namazı'nda izdiham vardı. Namazdan sonra tekbirlerle Meclis'e doğru yola çıkıldı. Hacı Bayram Veli'nin üzerinde ayetler yazan sancağı Sinop Mebusu Hoca Abdullah Efendi'nin başı üzerindeydi Fehmi Hoca yüksek sesle hatim duasını okudu Kemal Paşa tarafından meclis açıldı. mebuslar sıralara oturmuştu. Meclis dua ediyor ve Buhari-i Şerif okuyorlardı.

Bayraklarla süslenen kürsüye Hacı Bayram-ı Veli'nin sancağı dikildi. Kur'an-ı Kerim ile Sakal-ı Şerif kürsüye kondu. Sinop mebusu Şerif (Avkan) Bey kürsüye gelerek, "... Milletimizin dahili ve harici istiklal-i tam dahilinde mukadderatını bizzat üstlendiğini ve idare etmeye başladığını bütün cihana ilân ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum" diyerek meclisi açtı.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

ERHAN AFYONCU Anne her zaman annedir

Padişahların anneleri oğullarına “arslanım” diye hitap ettiler hükümdar anneleri çocuklarına “aman oğlum üşütme, aman cirit oynayıp sakatlanma dediğini görüyoruz Osmanlı tarihinin en renkli isimlerinden Kösem Sultan eşi Birinci Ahmed'in sonra da oğulları Dördüncü Murad ve Sultan İbrahim ile torunu Dördüncü Mehmed'in hükümdarlıklarında yarım asır imparatorlukta önemli rol oynadı. ümmü'l-Müminin, yani Müminlerin annesi olarak anıldı.
17. yüzyılda padişahların çocuk yaşta tahta çıkmaları devlet yönetiminde boşluk meydana getirdi. devlet idaresinde harem ve valide sultanlar ön plana çıktı Kadınların devlet yönetimini üstlenmesini tuhaf karşılayan tarihçiler valide sultanların devlet idaresindeki rollerini tenkit ettiler.

hükümdar otoritesinin olmadığı bir dönemde Kösem Sultan ve Turhan Sultan'ın hanedanı her şeyin üstünde tutup devletin devamını sağladı. sarayda böylesine muktedir kadınların bulunması, Osmanlı Hanedanı ve İmparatorluk için şanstı.
Kösem Sultan, bir taraftan devleti yönetiyor diğer taraftan kabına sığmayan oğlu Dördüncü Murad'a söz dinletmeye çalışıyordu. anne gibi oğlunun soğukta üşüyüp hasta olmamasına ve tehlikeyle uğraşmamasına çalışıyordu.Veziriazama yazdığı mektupta, "Arslanım sabah gider ahşam gelür. Ben dahi görmem soğuktan perhiz etmez. Mizacı bozulur. Hele oğul olmaya beni helâk edeyor. Allah emaneti buldukça kendiye nasihat edesiz canını esirgesün. Neyleyüm söz tutmaz. bunlar bende akıl komadular. demişti.

oğlunun cirit oynamasından rahatsızdı. Veziriazama yazdığı mektupta Keşke sözceğizimi tutup Atmeydanı'nda ciridi kaldursanuz makul idi. Varsunlar oynasunlar. benim arslan hevesi hatırına gelür, aklım gider. bu eyi manadır tembih edesiz. Neyleyim sözümüz acı gelür. dünyada var olsun. Cümlemize lâzım vücududur. Derdim çoktur, kaleme gelmez. nasihat lâzımdır. Birin tutmazsa birin tutar. sağlık olsun. Hep olur biter" demişti.

Kaynak sabah.com.tr ERHAN AFYONCU

padişahlarımıza ‘Mesih’ diyenler,
Filistinliler’e aslan kesildi

Filistinli Müslümanları katleden İsrailliler’in ataları olan Avrupa’dan kovulmuş Yahudiler, Osmanlı padişahlarını Mesih, Osmanlı fetihlerini Mesih’in çıkışı görmüşlerdi Osmanlı topraklarında her dinden insan özgürce yaşarken, Avrupa'da Müslümanlar'a hayat hakkı verilmez, Yahudiler çok zor şartlarda hayatlarını sürdürürlerdi. Başlarına felaketler gelirdi. 14. yüzyıldaki Avrupa'daki veba salgını sırasında Yahudiler, suçlu gösterilip, yok edilirlerse vebanın da biteceğine inanıldı. 1348 baharında Güney Fransa'da ilk Yahudi katliamları başladı. Yahudiler ahşap evlere doldurularak yakıldı Bavyera'da 12 bin, Erfurt'ta 3 bin Yahudi öldürüldü, Strasburg'da 2 bin Yahudi diri diri yakıldı. Avrupa'nın katliamlar oldu. Yahudiler cellatlarının eline geçmemek için kendilerini yaktılar.

Yahudiler yakılmadan kazıklatıldı, fıçılara konularak nehirlere atıldı Osmanlılar tarafından fethedilen yerlere Yahudiler'in göç etmesi 14. yüzyılda başladı. Macar Kralı Layoş 1360'ta Yahudiler'i kovan bir ferman yayınladı Yahudiler Osmanlı topraklarına sığındı Fatih, İstanbul'u fethettikten sonra Yahudiler'e İstanbul'da oturma, ticaretle uğraşma, havra ve okul yapma hakkı verdi. Fatih, Moses Kapsali'yi hahambaşı tayin etti. Bizans döneminde Yahudi hahamlığı itibarlı bir görev değildi. Osmanlılar, hahamlığı patriklikle eşit seviyeye getirip, itibar ve prestij kazandırdı Yahudiler'i topraklarında yaşayan Hıristiyanlar'a ve Avrupalılar'a karşı güç olarak kullandılar. Anadolu ve Rumeliden getirilen Yahudiler İstanbul'a yerleştirildi.

Yahudiler, Venedikliler tarafından hâkim olunan şehrin iş merkezi Çıfıt Kapı'dan, Zindan Kapı'ya kadar iskân edilmişlerdi. Fatih, Bizans döneminde şehirde önemli rol oynayan Venedikliler'in yerini Yahudi tüccarlara vermişti. Sultan, kuşatmadan önce ve kuşatma sırasında, İstanbul'dan Venedik'e kaçmış Venedik Yahudileri'nin dönmesi için Venedikten talepte bulunmuştu. Fatih'in hükümdarlığının sonlarında İstanbul'da Yahudi nüfusu artmıştı. 1477'de İstanbul'da 1647 Yahudi hanesi, yaklaşık 8 bin Yahudi vardı.Yahudiler, 15. yüzyılda İspanya yarımadasında aşağılandı 1480'den sonra İspanya'da Yahudiler'e Engizisyon baskısı başladı. Çeteler Yahudiler'e saldırdı. 1483'te Engizisyon yargıcı Torquemada'nın emriyle binlerce Yahudi öldürüldü.

baskılar üzerine Yahudiler, İspanya'yı terk etti İspanya'da baskıyla Katolikliği kabul eden Maranos Yahudileri Osmanlı topraklarına sığındı ve kendi dinlerine döndüler. İkinci Bâyezid döneminde İspanya, Portekiz ve İtalya ve Avrupa'nın her tarafından sürülen Yahudiler, 1492'den itibaren Osmanlıya geldiler. Kapsali isimli Yahudi tarihçi padişahın Yahudilere acıdığını ve fermanlarla Yahudiler'i şehirlere kabul ettiğini yazar. 1492'den sonra İber yarımadasından göçeden 165 bin Yahudi'den 90 bininin Osmanlı topraklarına geldiği tahmin edilir. 16. yüzyılın ortalarından itibaren imparatorluğa Orta ve Doğu Avrupa'dan Yahudi göçü başladı. Yahudiler'in Türkiye'ye göçü devam etti. 19. yüzyılın sonlarında yaşadıkları ülkelerde baskıdan dolayı Doğu Avrupa ve Rusya'daki Yahudiler'in bir kısmı yine Türkiye'ye geldi

Yahudiler'in Türkiye'ye göçlerini en iyi tasvir edenlerden 16. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Avusturyalı Dernschwam Göçü, "Yeryüzünde Yahudiler kovuldular mı doğruca Türkiye'ye gelirler" şeklinde tasvir eder.Osmanlı tarihiinde İbranice tarih kitabı yazan en önemli Yahudi tarihçi Eliyahu Kapsali'nin (1483- 1555), eserinde Hıristiyanlığı bozguna uğratan Osmanlı sultanlarının fetihleri, Yahudi sürgünlerinin sonu ve Mesih'in çıkışı müjdecisi kabul eder. Osmanlı sultanları kurtarıcıdır Kapsali, Osmanlı sultanlarını mesih olarak görmüştür Roma ve Bizans döneminden beri Osmanlılar'ın fethettiği topraklarda yaşayan Yahudiler'e "Romanyot" denirdi. İspanya ve Portekiz'den gelen Yahudiler ise "Sefarad"olarak adlandırılır. Orta ve Doğu Avrupa'dan gelen Yahudiler Aşkenazi" diye isimlendirildi.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.