You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: Köşe yazıları
Kaynak kadirmısırlıoğlu.com
BİR MAZLUM PÂDİŞÂH: SULTAN  ABDÜLHAMİD 

*fevkalâdelikleri kullanarak milletlerin hayatında derin değişikliklere âmil olanlar, tarihi, yeniden değerlendirerek zuhûrlarının gerekçesini ortaya koyarlar. gûyâ yaptıklarının doğruluk ve haklılığını geniş kitlelere kabul ettirmek isterler propaganda mahsûlü  değerlendirmelerle eskiyi kötülerler
tarih tahrifkârlığının en dehşetlisi ülkemizde yaşanmıştır.  bizi, asırlarca devam eden İslâm Görüşü nden bâtıla düşürmek kolay değildi. ülkemizdeki icrâ edilmiş olan inkılâp hareketleri, dehşet verici bir tedhiş metoduyla tarihi,  masallaştırılmıştır.*1839 Tanzimat Fermânı ile  kahraman milletimiz Avrupa’nın vesâyetine sokulmaya çalışılmıştır  batılılaşma mâcerâmız tesirlerinden  kurtulamadığımız sefâlet ve felâketler manzûmesidir. Batılılar ne der endişesi ile hareket edip onları memnun etmek  peşinde koşmak, siyasetimizin en temel prensipsizliğidir idâre edenlerimizle idâre edilenlerimiz arasında yabancılaşma olmuştur. kıymet hükümlerimiz tepetaklak edilmiş gerçekler değiştirilmiş olmamış vak’aların uydurulmuş akıl ve ilim dışı bir sûret vâkî olmuştur.Ülkemizdeki bu tarih tahrifkârlığı, üç büyük şahıs etrafında gelişşmiştir. Bunlar  Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid ve Sultan Vahideddin,merhumlardır.

*üç büyük şahsın nûrânî çehrelerinin korkunç bir karalamayla tanınmaz hâle getirilmeye çalışılmıştır Sultan . Abdülhamid merhûmdur. Sultan Abdülaziz Sultan Vahideddin’i Üç Mazlûm Padişahımız millî ve dînî  temsil eder Tarihte  iki şahıs hakkında gerçekleri söylemek, güçtür. Sultan Abdülhamid ve Kemal Paşa’dır. hakkında yazılanlar yalandır. Birisi alçaltılırken diğeri yükseltilmiştir Üstelik doğruyu  eğriyi, ayırmanın önünde kaanunî bir mâni mevcuddur. onun yazarken  çekilen sıkıntılar, mâlumdur.Sultan II. Abdülhamid hakkındaki  yalanlar  gerçek dışıdır hayal mahsûlüdür merhum hakkındaki yalan ve yanlışlarla gerçekler çarpıtılmış  iftiralar atılmıştir *Satrançta insanlar, birbirlerinin şâhını mat etmeye çalışırlar. Şâhı mat olan bir oyuncu, ne kadar atı, kalesi ve piyonu olsada oyunu kaybeder mat olur!.. Milletler arasındaki mücâdele  bir satranç oyunudur  Her milletin münevverleri, satranç tahtasındaki şâhlardır. düşmanın hedefidir  ülkenin münevverlerini, kazanan düşmanlar,  milleti, kahredici emellerine râm etmekte güçlük çekmezler. Bizde de böyle olmuştur.  Sultan II. hamid hazretlerinin otuz seneyi aşan iktidar zamanınında o büyük şahsiyeti değerlendirmekte, halk ile münevverlerimiz arasında dâima fark olmuştur
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak kadirmısırlıoğlu.com
BİR MAZLUM PÂDİŞÂH: SULTAN  ABDÜLHAMİD

*Sultan Abdülhamid devrinin münevverleri- O’nu anlamamakta, ve muhalefet hâlindeydiler. Bunların Batı zihniyetindekileri anlayıp izah etsek de, hayatları boyunca islâmî gayret sahibi olmuş Bediüzzaman ve büyük şâir Mehmed Âkif için bu tutum tezattır. dâhilî ve hâricî gâilelerin perde arkasındakk propagandalar sonucudur
Sultan hamid Han devri, sıkı yönetimdir. fitne kazanı kaynatılmaktadır  büyük şahsiyete muhâliflik kaçınılmazdı. büyük hükümdarı mâzur görmek ve asla kınamamak gerekir Çünkü birlik ve beraberlik şuurunun zaafa uğradığı zamanda devletin bekası ancak otorite ile sağlanabilirdi.
*Sultan Abdülhamid bu gerçeği  görerek dizginleri dirâyetle eline almasaydı, devlet,  hayalperest Midhad Paşa ve ekibince batırılacaktı. Sultan Abdülhamid hakkında devam etmekte ve mektep kitaplarına kadar intikal etmiş bulunan iftiralar,  uçsuz bucaksız bir denizi andırmaktadır.  O’nun şahsîyeti kadar karartılmıştır Sultan II. Abdülhamid merhûmu siyâsî bir dehâs dindar bir hükümdardır hareketle O’nun lehine olmak üzere yazılmış bazı asılsız vak’alarla medhedilmek istenmiştir  Sultan II. Abdülhamid Hanın hacca gittiği mantıksız bir iddiâdır iddianın sahibi, yüce Sultan’ı, Osmanlı padişahları içinde yegâne hacca gitmiş  bir kimse olarak göstermektedir o zaman hac için en az altı ay, idâreden uzak kalmak gerekirdi. Bu takdirde bunun bilinmemesine  zikredilmemiş olmasına imkân var mıdır?!.

*saray ve devlet hayatına vâkıf olmayanların medhiyeleri, Sultan Abdülhamidi düşmanlarına karşı gülünç bir duruma düşmekten ve doğru sözlerin güvenilirliğini azaltmaktan başka bir netice vermez!..Aynı eserde, Ulu Hakan  Abdülhamid Han hakkındaki, medhiye de şudur:
Gûyâ bir gece yarısı Aksaray’dan karısı doğum yapamayan bir adam, saraya telgraf çekerek yardım istemiş mâbeynciler hâtırat yazmıştır, ihsân-ı şâhâne ve doktorlar sevk edilmiş, ve Sultan’ın uyumayarak onları beklemiştir
Evet, Sultan Abdülhamid, mühim devlet işleri için her saati uyandırılmasına müsaade etmişti.sıradan bir kimse için gece yarısı uyanıp meseleyi hallederdi*Bazı açıkgözler kendi faaliyetleri için Sultan  Abdülhamid’i kullanmaya teşebbüs etmişlerdir.Ancak o buna izin vermemiştir  üç mazlum padişah tan biridir Sultan II. Abdülhamid’i devirenler, zekâ ve siyâsî dirâyet itibariyle büyük hükümdara çömez bile olamazlar. büyük şahsiyet Sultan Abdülaziz gibi mazlûmiyetin her türlü acısını tatmıştır. bozuk kafalı idârecilerin zulmüne uğramışlardır Hayrihî ve şerrihî minallâhi Teâlâ diyen  müminler, kader inancına sâhiptir  ancak Âlemi dolduran vukuatı değerlendirmekte
kifâyetsiz kalınmaktadır Allah Kâinât’ta her varlığı, fânîlikle mahkûm etmiştir. Ne hayır, ne de şer; ne kemâl ve ne de zevâl üzere beka şansına mâlik değildir. Bu durum, âdetullâh icâbıdır!..

*şerir insanların başarısı  Yahudi desteği nin eseridir. Filistin’e dönmek emeliyle başkalarını kullanan Yahudilerin icadıdır. Sultan Abdülhamid’in tâlihsizliği, iktidar zamanında Yahudi gücünün zirveye ulaşmasıdır.tarihte gruplaşmalar olmakta kemalist zihniyete itibar edilmektedir devâsâ şahsiyetin mâruz kaldığı mazlûmiyeti anlatmak maksadıyla yazmaya muvaffak kıldığı için Cenâb-ı Hakk’a şükürlerimi arz ediyorum.okuyan herkesin- Sultan II. Abdülhamidmerhumun aziz ruhunun bir Fâtiha ile taltif etmesini istirham ediyorum.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak kadirmısırlıoğlu.com

*Avrupa’yı anlamak için, Avrupa’yı temsil etmek için vâsıtamız yoktur: Yalnız gariptirki, tehlikeli  bir vak’a önünde:«-Avrupa ne der diye  bekleriz Bir fırka  teşebbüste bulunsa, bir vilâyet kanunu tanzim edilse, cemiyet-i islâmiyye teşekkül etse, bir hükümet sukût etse,…. millî bir gazete neşredilse, harb edilse, sulh edilse, idamımıza karar verilse, mezara gidilse… biz Avrupa ne der söyleriz. … -Avrupa ne der?! suâli, korkunun, fikr-i ve şahsiyi hakîr gören hafiyedir. Ne dersiniz,  şu üç-beş cümlede ifâde edilmiş olan gerçek, bugün de aynen mevcud değil mi?!*Sultan II. Abdülhamid’e muhalefet edenlerin hepsi de,  yanılmıştır  zihniyetlerinin icabı ona kadtedmişlerdir ittihatçılardan Süleyman Nazif şu şiiri sultan hamide yazmıştır Padişahım! Gelmemişken yâde biz, İşte geldik senden istimdâde biz,
Öldürürler başlasak feryâde biz,
Hasret olduk eski istibdâde biz.
Dembedem coşmakta fakr ü ihtiyaç
Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç.
Memleket mâtemde, öksüz taht ü taç.
Hasret olduk eski istibdâde biz.
burada bir özür değil, İttihatçıların daha zâlim oldukları tarzında bir ifade mevcuttur.

*Sultan II. Abdülhamid’e muhalefeti kendilerine yakışmayacak bir  şahısta Üstad Bediüzzamandır Bediüzzaman 1960 da vefâtıyla nihayetlenen Urfa seyahatine çıkarken Nemîka Sultan’dan dedesi adına helâllik istemiştir:Nemika Sultan, Selim Efendi’nin kızı Selim Efendi ise, Sultan  Abdülhamid’in en büyük oğludur. Nemîka Sultan, Ankara’da damadıyla  yaşamakta apartman odasından çıkmayarak  ibâdetle meşgul olmaktaydı. Said-i Nursî merhum, şu sözlerle  helâllik dilemiştir: -Sultan  Hazretleri!..Biz, İttihadçılar’ın propagandalarına kapılarak dedeniz  Abdülhamid  Hazretleri hakkında itâle-i kelâmda lisânen tecâvüzde bulunduk. O’nun vârisi sıfatıyla sizden helâllik diliyorum. Ben ölüm yolcusuyum. Kabre az mesafem kaldı. O’nun nâmına bana hakkınızı helâl ediniz!.. *Nemîka Sultan: -Ne beis var hocaefendi!.. O zamanın siyâseti icabı böyle işler oldu!.. Artık geçen geçti. demişse de Bediüzzaman Helâl ettim!.. cümlesini Sultan Efendi’ye  üç kere tekrarlatmış ve sonra da: -Oh!.. Elhamdülillâh, inşallâh bu haktan da kurtuldum. Artık müsterih olarak ölebilirim!.. demiştir.ve Urfa’da vefat etmiştir.II. Meşrûtiyet arifesinde İstanbul’a gelen Said-i Nursî merhum o Abdülhamid hakkında şu sözleri söylemiş. Sultan, tek başına koca bir sarayı işgâl ediyor. Çıksın oradan!.. Ben orayı mektep yapacağım!.. Bu  sözler yüzünden tımarhâneye sevkedilmişse de doktorlar, aklında noksanlık olmadığını görgüsüzlük sebebiyle yakışıksız sözler sarfettiğini söyleyerek O’nu serbest bırakmışlardır

*Bedüzzaman sonra Mâbeynde sultan hamit ile görüşmek istemiş, belindeki hançeri çıkarmadığından görüştürülmemiştir Meşrûtiyet’in ilânı  Selânik’teki  Hürriyet Meydanında mitingde yaptığı  konuşma  Nutuk adıyla basılmıştır. Sultan Reşad’la görüşen Said-i Nursî, O’ndan Van’da tesis etdiği medrese için yardım almış ve hayatının sonuna kadar bu para ile yaşamıştır. Vefâtında, altınlardan arta kalanlarla  Hüsrev Altınbaşak’ta Hayrat Vakfı nı kurmuştur.*Mehmed Âkif Şeyhülislâm Mustafa kendisine tavsiye ve telkinde bulunulmasına rağmen, O’nun beyânına şâhid olunmamıştır. Mehmed Âkif  Maalesef  bunu yapamamıştır Âkif Bey’in şiirleri  incelenirse, O’nun Sultan II. Abdülhamid i çok şiddetli bir sûrette tenkid etmiştir Osmanlı padişahları hacca gitmemiştir. Bunun sebebleri emniyetin sağlanmasındaki güçlük altı ay gibi bir zaman alması Ulemânın–cihad dışında uzun müddet işbaşından uzaklaşmayı dolayısıyla-câiz görmemesidir yegâne hacceden Cem Sultan’dır, o da padişah olmamıştır.Sultan Vahideddin, tahttan ayrılınca Hicaz’a gitmiş, hastalandığından hac mevsimini beklemeden geri dönmüştür.Onlar hacca vekil göndermişlerdir Sultan Abdülhamid velîdir. şâyîdir. Fakat unutulmamalıdır ki, tarihle menkıbe ayrı ayrı şeylerdir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak kadirmısırlıoğlu.com

*Sultan Hamid önemli bir meselede gece vakti kendisinin uyandırılmasına müsaade etmişti. Yazar kadir mısıroğlu Mustafa Armağanın- Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı,kitabı için şunları söylüyor Sultan  Abdülhamid Han’ın ismiyle dans kelimesini yan yana getirmekteki garabet ve çirkinlik bir yana, bu kitap kapağındaki beyân ile istismar örneğidir. eser, elli bin basılmış ve bedâvâ dağıtılmıştır. Gülen cemaatiyle  ilk ihtilâfım Sultan  Abdülhamid merhûmun torunu Şehzâde Abdülkerim Efendi vesilesiyle olmuştur. şehzâdeyi Fâtih Koleji’nde parasız okutturmaya muvaffak olamadım. Şimdi O’nun dedesini çarpık hizmetleri için propaganda malzemesi  kullanmaktalar Yazar  Sultan aziz ve  Meşrûtiyet isimli eserinde alınan şu  satırı yazmaktadır Veliaht Murad tahta çıkınca, kardeşi Şehzâde Abdülhamid «Veliaht» statüsü kazanarak vârisi olmuştu. Abdülhamid, Abdülaziz’e yönelik hal’ girişimini bildiği hâlde, tahta  yaklaştıracağını düşünerek ses çıkarmamıştı. *Osmanlı hayranı olarak alıştığımız İlber Ortaylı’ya göre Lâtin harflerinin taraftarı, Sultan  Abdülhamid’dir. halkımızın büyük cehâletine sebep, okuma-yazmadaki güçlüktür. güçlüğün nedeni harflerimizdir. Sultan bu işi kolaylaştırmak için Lâtin harflerini kabul etmek yerinde olur!.. demektedir.1908 Temmuz’unda Makedonya’da patlayan ihtilâlle, Osmanlı İmparatorluğu’nda  Abdüülhamid’in otuz yıllık despot yönetimine dur denilmiş… diktatör padişah II. Abdülhamid bile… bunu  bir müslüman yazar söylüyor!.. Bu kadarlada kalmıyor O büyük hükümdarın garezkâr düşmanlarından pek çok nakiller yapıp süzgeçden geçirmeksizin eserine koyuyor

*Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri Sultan  Abdülhamid’i senâ eder Şeyh Sirâceddine O, sizin mânen amcanız mesâbesindedir!.. dermiş. Süleyman Efendi müridine. II. Meşrûtiyet’in ilânında Sultanahmed Meydanı’nda  üzüleceksin şamatacıların en önünde Hızır Sultan Abdülhamid baş rolde Hızır (a.s.) Selânik’ten gelen  Hareket Ordusu na karşı kılını kıpırdatmamıştır.Şâyân-ı hayrettir ki, *Sultan diyordu ki: Evlâtlarım!.. Hareket Ordusu’na karşı bir şey yapmadığımdan dolayı bazıları hakkımda sözlü tecâvüzde bulunurlarmış. Sakın siz, böylelerine kapılmayın. Evet, ben hareketsiz kaldım. Çünkü onların en ön safında Hızır –aleyhisselâm-‘ın yürüdüğünü gördüm anladım ki, ne olacaksa olacaktır. Bu kader icabıdır. Karşı çıkıp ibâdullâhın kanlarının heder olmasına sebep olmak istemedim. .Sultan Abdülhamid merhumun kalb gözü açıktı kızı Ayşe Sultan da Babamın çok nasihatını aldım. Aklına her zaman hayran kaldım. Görüşü çok kuvvetli idi. İleriyi keşfedecek kadar keskin görüşlü idi. Kerâmet sahibiydi. söylediklerinin hakikat olduğunu zaman bize isbat etti.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı  
Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım Geçinemiyorum’ deyip CHP’den yardım istemiş ama parti talebini reddetmişti

Atatürk’ün gündemde  olmayan  isminden az bahsedilen kızkardeşi Makbule Atadan... 1956’da vefat etti Makbule Hanım, 1947’de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ağabeyinin vasiyeti gereği geçinemediğini  maaşının arttırılmasını istemiş ama Parti reddetmiştir  Atatürk’ün kızkardeşinin sıkıntısını Meclis 1958’de vatanî hizmet aylığı bağlayarak çözmeye çalışmıştı. ATATÜRK’ün ailesi hakkında okullarda öğretilen babasının gümrük muhafaza memuru Ali Rıza annesinin Zübeyde Hanım ile sınırlıdır, nadir de olsa “Makbule” adında kızkardeşinden bahsedilir  ölen diğer kardeşlerinin isimleri  geçmez.Makbule Hanım, ağabeyinin Cumhurbaşkanı olmasının ardından annesi Zübeyde Hanım Ankara’da yaşadı. Milletvekili ve işadamı Mecdi Boysan ile evlendi, sonra ayrıldı,

1930’da ağabeyinin talimatı ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girdi ve uzun seneler Ankara’da, Çankaya Köşkü’nün yakınında Camlı Köşk’te yaşadı  1956’da vefat etti.Atatürk, 5 Eylül 1938’deki vasiyetnamesinde Makbule Hanım’ın yaşadığı evi ölümüne kadar kullanmasını istemiş ve İş Bankası’ndaki  gelirinden de her ay bin lira aylık bağlamıştı.bazı belgeler, Makbule Hanım’ın son senelerinde maddî sıkıntıya düştüğünü, aylığının arttırılması için Chp ye müracaat ettiğini, Parti’nin Atatürk’ün vasiyetinin dışına çıkamayız” Aylığını arttıramayız” cevabını verdi ve Makbule Hanım Bana ağabeyimin hizmetlerine dayanarak vatanî hizmetden maaş bağlayın” diye ısrar etti
Meclis 1948’de aldığı bir kararla bin liralık yeni bir aylık bağlandı...

Atatürk’ün kızkardeşinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne 7 Eylül 1947 de yazıdıği mektupta şöyle deniyordu:
Cumhuriyet Halk Partisine Ağabeyim merhum Atatürk’ün vasiyetnamesi gereğince Parti’den  ödenen 840 lira ile geçinmekte müşkilât çekiyorum. paranın tahsis edildiği zamanla bugünün parası arasında en ez beş misli fark bulunmaktadır.Atatürk’ün vârisiyim. Ağabeyimin vasiyeti müreffeh bir hayat sürebilmemdi tahsis olunan para bugün masraflarımı karşılamamaktadır.alâka gösterecek kimsem yoktur. boşanmış olduğumdan, tesellimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne sığınmakla buluyorum.
sayılı  ömrümü rahatça geçirebilmek için ödeneğimin artırılmasını dilemekteyim.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı

*İstiklâl Marşı’nın bestesini 1924’te Mustafa Kemal de değiştirmek istemişti 1924’te Reisicumhur Mustafa Kemal’in İstiklâl Marşları’nın yerine Paris, Viyana Napoli Konservatuvarları’na  marş sipariş edilmesini düşünülmüş ama kararname bürokrasiye takılmış ve uygulanamamıştır
CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın İstiklâl Marşı’ndan bahsederken “En büyük üzüntüm emsalsiz marşın hakiki mânâsını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış, olmasıdır” demiştir ve yeni marş arayışları başladı...vatandaşlarımız Âkif’in şiirini,
Hazreti Muhammed’in devrine ait bir ilâhinin nağmeleri ile okuduklarını zannederlerken aslında Mısırlı bir bestekârın eserini terennüm ettiler!
*İstiklâl Marşı melodi olarak güzeldir, hoştur, sanatlıdır ama nağmeleri mehter gibi askerî bize” değil, ses aralıklarının Düzgün okunabilmesi ciddî musiki eğitimi gerektirir, güftesi tuhaflaşır; söz müziğe, müzik söze uymaz, “larda yüzen”, “ocak obe”, “raaa helâl”gibi tuhaf ibâreleri haykırmak zorunda kalırsınız.Âkif’in şiiri mânâ ve âhenk olarak muhteşemdir; istiklâl mücadelesinin tüm hissiyatını barındırır, edebî bir âbidedir ama “güfte”, yani beste saltanatlı ve ağırdır. şiir” ile “güfte”  farklıdır edebiyatımızın meşhur ve sanatça üstün örneklerinin bestelenmeyip  “şiir” kalmalarının sebebi budur. Mehmed Âkif’in Necip Fazıl’ın şiirleri ezbere bilinir ama güfte olarak bestelenmiş nağmeleri dillerde dolaşan eserleri yok gibidir,

*Zeki Üngör’ün bestesi Akif’în şiiri ile uyum sağlayamamıştır okunuşu zordur nağmeleri yabancıdır ve doksan senedir İstiklâl Marşı’nın değiştirilip değiştirilmemesi meselesini tartışıyoruz Millet Meclisi’nin açıldığı “millî marş”yarışmasına 724 şiir gönderildi hiçbiri beğenilmedi ve Mehmed Âkif’e rica edilerek yazdırılan “İstiklâl Marşı”, Meclis’in 12 Mart 1921’deki oturumunda “millî marş”kabul edildi.
Meclis, Âkif’in şiirini Türkiye’nin dört bir tarafındaki,  işgal altında bulunan İstanbul’daki bestekârlara da gönderdi çok sayıda beste çıktı. bestekârlar arasında Muzıka-yı Hümâyun”un yani İstanbul saray orkestrası şefi Zeki Bey de vardı. bestesi törenlerde “millî marş” olarak çalınmasına başlandı.*Millet Meclisi, millî marşın belirlenmesi için 1923 te  beste yarışması açtı  birinciliği Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi aldı ancak marş kargaşası son bulmadı bestekârlar kendi eserlerini çaldırmaya başladılar. Her bölgede farklı bir marş çalınıyordu 1930’ların başında millî marş” olarak Zeki Üngör’ün bestesi çalınır oldu...Hükümet, marşların hiçbirinin “kabul edilebilecek kuvvete ve kudrete sahip olmadıklarını”,işe yaramadıklarını”düşünerek 19 Mayıs 1924 te Mustafa Kemal’in İsmet Paşa imzalı bir  kararname çıkardı “marşın Türk bestekârlarca  arzu edilen şekilde yapılmadığını söylüyor Türkler ve Avrupalı müzisyenlerin katılacakları yeni bir yarışma açılmasını duyuruyordu

*Millet meclisi Paris, Viyana Napoli Konservatuvarları’nda istiklal marşı bestelerinin yollanıp  üç eserin seçilmesi ve en hoşa gideninin ‘millî marş’ kabul edilmesini bestekârına maddî ödül ile madalya verilmesi” öngörüyordu.
Bakanlar Kurulu’nun 19 Mayıs 1924’te İstiklâl Marşı’nın üç Avrupa konservatuvarı tarafından belirlenmesini öngören ve Mustafa Kemal ile Bakanlar Kurulu  kararnamesini imzaladı
Ama, kararname çeşitli bürokratik sebeplerden uygulanamadı İstiklâl Marşı’nın müziğinin değiştirilmesi imkânsız gibidir ama değiştirilecekse yeniden besteletmeye lüzum yoktur. 1921 ile 1924 arasında bestelenmiş marşlar vardır ve “Ordumuz etti yemin”, “Ey şanlı ordu ey şanlı asker”yahut “Gafil ne bilir neşve-i pür şevk-i vegayı” gibi en meşhur mehter marşlarının bestekârı Muallim İsmail Hakkı Bey’in eseri bunların içerisinde bence en mükemmelidir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı
Hayatta en hakiki mürşid, sansürdür!

*Sultan Abdülmecid’in kızı,Abdülhamid’in de kızkardeşi Seniha Sultan 4 Mart 1924’te, Hilâfet kaldırılıp Osmanlı ailesi sürgüne gönderildiği sırada Reisicumhur Mustafa Kemal’e  telgrafında “78 yaşındayım. Odadan çıkmaya gücüm yetmediğinden, alınan karara uymam mümkün değildir. Hayattan nasibi kalmamış benim gibi bir ihtiyarın son günlerini odasında geçirmeye müsaade buyurmanızı istirham eylerim” diyordu ama dikkate alınmamış ve sürgüne gitmeye mecbur kalmıştı.bu telgrafı yayınlayınca neden yayınladın eline ne geçti? Atatürk’e hangi hakla hakaret edersin? gibisinden abuk-subuk, değerlendirme yeteneğinden uzak gerçeklerden  kaçmayı iş zannedenlerin dillerine pelesenk ettikleri ifadeler geldi*Atatürkü konuştuğumda babam yaşında  bir ayağı  çukurda adamlar bu yaşa gelmiş  bana Atatürk’e lâf ediyorsun” diye yazıyorlar Mâlûm korodan, tıngır tıngır tepkiler gelip duruyor: Atatürk’e ne hakla hakaret edermişim, birilerinin ekmeğine yağ sürüyormuşum Atatürk’ten “Mustafa Kemal”diye bahsetmeyecekmişim Altında “Atatürk” imzasının bulunduğu belgeyi yayınlamayı“Atatürk’e hakaret” addediyorlarmış bu memleketteki kamplaşma ve 95 senelik rejimin  zayıf olduğuna inanmaktır kamplaşma  belgeye  karşı çıkacak kadar şiddetlenmiştir! Mustafa Kemal Paşası’na “Atatürk” denmesini istemek, belgenin imzası bile “Mustafa Kemal” olduğu halde“krizlere girmek idelojik körlüktür!

*hayatımda, tarihi  belgeye dayandırdım; tarih yorum, yahut kalpten geçenlerle değil,  belge ile yapılan bir ilimdir. Türkiye bir “belge cennetidir aramayı bilirseni istediğinizi bulursunuz paylaştıklarımda suç teşkil eden hususî hayata giren kısımları sansürledim; bana göre aynı kanaatte olmasanız bile kanunlara karşı gelmek ucuz kahramanlık, özel hayatı gözler önüne sermek edep ve terbiye dışı bir iştir Zamanı sakın yayınlama!”gibisinden çığlıklara ise  gençlik senelerimden âşinayım. 25  sene önce  “Şahbaba”yı yazdığımda dört Sakın yapma,  zamanı değil, bekle tavsiyelerinin hiçbirini ciddiye almadım akıllara kulak asmamam sayesinde bir hakikatin de farkına vardım zamanı değil” diyenlerin sözünü ettikleri o “zaman”ın gelmesini asla istemiyorlardı *Türkiye’de belge yayınlamak devletin arşivlerindeki orijinal evrakı neşretmek bir kesimin gözüne batıyorsa  memlekette ilim irfan da bitmiş demektir aynı yolda gitmeye hadiseleri “yazmaya devam edeceğim merak ediyorum: Mürşidlerin en hakikisi olan“ilim”in yerini sansür ve belge gizlemek mi aldı, ne oldu?
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı
Mükemmel bir ikiyüzlülük örneği!

*Türkiye’nin bazı suçlular, kaçaklar, şüpheliler ve darbeciler için çıkarttığı yakalama kararını Avrupa dikkate almamış cevap vermemiş sürüncemede bırakmıştır PKK’sından Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren teröristlere göz  yummuştur Özdemir Sabancı’nın, Haluk Görgün’ün Nilgün Hasefe’nin katili Fehriye Erdal’ın Belçika’da yirmi sene bir-iki kez gözaltına alınmış elini-kolunu sallayarak dolaşmıştır işin tehlikesi kendilerine varınca 2016’da  30 sene hapse mahkûm etmiş fakat mahkûmiyet süresinin ertesi sene yarıya indirilmiş ve yakalanamamıştır*Avrupa’nın işin içinde İspanya olunca hemen harekete geçmiş mesele Türkiye olunca kıvır kıvır kıvıranıp çifte standard” ve ikiyüzlülük uygulamıştır
Bizler neredeyse Avrupalı olacağız, medenîleşeceğiz” diye çırpındıkça Avrupa önümüze reçete ve talep listeleri sürüyor, zayıf notlar veriyor bizden kaçan katillere ve darbecilere bile “Buyur ağam, meydan senin” dercesine her imkânı sunuyor işin içine kendilerinden biri girince ayrılıkçıyı hemen derdest ediyor Neden? Türkiye’nin başına gelenler Avrupa’nın umurunda olmadı Almanya’nın Carles Puigdemont’un gözaltına alması mükemmel bir ikiyüzlülük örneğidir Biz de Avrupalıyız, bizi de alın, gibisinden yakarışlarımızın mutlaka  son bulması gerekir ama o idrak  nerelerde *Osmanlı Devleti, 19. asırdan itibaren, Tanzimat sonrasında Katalanyayı yakından takip etmiştir. Barcelona’da konsoloshanemiz mevcut olmuş, diplomatlar Katalanya’daki hadiseleri İspanya’nın Katalanya politikasını günü gününe İstanbul’a rapor etmişlerdir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı
Mehmed Âkif’in şiirini değiştirmek

*19 Mayıs 1924’te Reisicumhur Mustafa Kemal tarafından da onaylanıp resmiyet kazanan
millî marşı Türk bestekârların yapmalarının arzu edilmesine rağmen olmaması sebebi ile Türkler’in ve Avrupalı müzisyenlerin katılacakları yeni bir yarışma açılmasını, eserlerin Paris, Viyana ve Napoli Konservatuvarları’nda belirlenmesini ve  marştan en hoşa gideninin “millî marş” seçilerek bestekârına ödül ile madalya verilmesini öngörüyordu.kararnamenin ardından Millî Eğitim Bakanlığı, millî marşta yapılacak değişikliğin sadece besteyi değil, sözleri de kapsadığına; Mehmed Âkif’in manzumesinin de değiştirilmesi gerektiğine karar verdi;

*İstiklal marşı için beste yarışmasından önce güfte müsabakası”açıldı ve, 13 Kasım 1925’te gazetelerde yayınlandı.şöyle deniyordu Güftenin vakarlı, ümid saçıcı, ruhu yükseltici olması şarttır. Türkçe ile, Türklüğün varlığını, mâzisini ve büyük istikbalini ifade etmelidir. Güftenin kısa olması  bir meziyettir Müsabakayı kazanan esere beş yüz lira mükâfat-ı nakdiye ile bir Maarif Madalyası, ikinciye yüz lira mükâfat ile takdirname verilecektir.Âkif Bey’in İstiklâl Marşı büyük mücadelelemizin kudsî hatırası olarak saklanacak ve millî marş yanında ‘İstiklâl Marşı’ unvanıyla merasimde söylenecektir”.Bugüne kadar farkedilmeyen üzerinde durulmayan bu ilânın önemini herhalde farketmişsinizdir:

*Ankara, İstiklâl Marşı’nın güftesini de değiştirmeye, Mehmed Âkif’in o muhteşem şiirinin amillî marşın sözleri olmamasına karar vermiş, iki buçuk ay içerisinde yazılacak şiirler seçilecek olanının millî marş yapılmasını istemiş. Ama, Âkif’in manzumesinin bestesi bir tarafa atılmayacak, törenlerde “İstiklâl Marşı”olarak okunacak fakat millî marş”olmayacakmış Bu ilânla acemi, meçhul dünya kadar şair Millî Eğitime şiirler gönderdiler.  birbirinden beter ve, Âkif’in o muazzam manzumesinin yanında esâmileri okunamayacak seviyedeydiler Yarışmadan bir netice çıkmadı ve Âkif’in şiirine ilişilemedi Âkif’in şiirini değiştirme hevesleri kursaklarında kaldı 1937’de neticesiz   bir başka yarışma daha yapıldı
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Köşe yazıları
Kaynak habertürk.com murat bardakçı
Papa’nın ‘Cehennem yok!’ sözü de birşey mi? Katolikler bir kadının Papa seçildiğini bile görmüşlerdi

*93 yaşındaki bir İtalyan gazeteci “Papa cehennemin olmadığını söyledi” diye yazınca Katolikler birbirine girdi ve Vatikan yalanladı. Vatikanda Gilberta” adındaki kadın 853’te “Sekizinci John” olarak Papa seçildi ama bir âyin sırasında doğum yapınca öldürüldü Katolik rahiplerin evlenmelerinin yasak olmasına rağmen birçok Papa çocuk sahibi olmuştur. PAPA Fransuva, cehennemin olmadığını, günahkâr ruhların âhırette yokolacağını söyledi  kıyametler koptu. Vatikan kutsal pederlerinin böyle bir şey söylemediğini, günahkârların cehennemde ebediyyen yanacaklarını duyurdu.Papa’nın açıklamasının  ardından salonun alçı süslemeleri döküldü. Papa’nın sözleri Aziz Petrus’u hiddetlendirdi ve  kilisenin tavanını Fransuva’nın kafasına geçirdi”deniyor

*Katolikler geçmiş asırlarda skandallarla sarsılmıştı 853 senesinde “Joan” isimli bir kadın erkek zannedilip “Sekizinci John”unvânıyla Papa yapıldı Jutta”dedikleri  Almanya’da yaşayan İngiliz misyoner ailenin kızıydı 12 yaşında kadın elbiselerinden sıkılmış, erkek gibi görünmek istemiş, erkek elbiseleri giymeye başlamıştı.
ilâhiyata merak saldı, Atinada din ve felsefe öğrendi Romada erkek zannedildi rahip oldu kardinal oldu ve her ne halt ise 853’te ölen Dördüncü Leo’dan sonra  Papa seçildi Sekizinci John” adını aldı iki sene beş ay dört gün  Papalık tahtında oturdu.*Kadın Papa Joan’ın gidişi garip oldu. Roma imparatorunun oğluna hamileydi bebeğini dokuz ay boyunca gizledi Aziz Petrus Kilisesi’nin dışında kortej halindeki bir âyin sırasında, doğurdu Şeytan görmüş gibi olan Kardinaller Joan’ı, ve yeni doğmuş çocuğunu taşlayıp öldürdüler. Vatikan, Joan’ın  ismini Papa listesinden sildi kilisesi yok edildi Kilise, Joan’ın unutulması için elinden geleni yaptı fakat hadisenin tarihe geçmesine mâni olamadı Joan’ın macerası  romanlara konu oldu filmler yapıldı, çizgi romanlar yayınlandı...kardinaller Joanı gömüp üzerine mermerden bir plâket, anne ile çocuğunu gösteren bir heykel dikdiler Plâket ve heykel 16. yüzyılda kırdırıldı, parçalatıldı

*Bekâret yemini eden ve  Papalığa yükselen Katolik rahiplerin kadınlarla ilişki kurmamaları, dünyadan  el-etek çekmeleri gerekirdi 904’te Papa olan ve yedi yıl hüküm süren Üçüncü Sergius’un Marozia  adında 16 yaşlarında bir sevgilisi ve gayrımeşru bir oğlu vardı. Marozi’nın annesi Theodora, sevgilisini 914 te “Onuncu Jean” unvanıyla Papa seçtirdi Sergius’un gayrımeşru oğlu 931’de “Onbirinci John” olarak Papalık tahtına oturdu. gayrımeşru oğul  Papa seçildiğinde 18 yaşındaydı babasının metresini kullandı öz yeğenleriyle ilişkiye girdi  bir papazın cinsel organını kestirdi. 963 te Aziz Petrus Kilisesi’nde toplanan 50  kardinal, Papa’yı saygısızlık ve, yalan yeminle, cinayet ve zina ile suçlayıp Papalık’tan azlettiler.*Sekizinci Innocent 1484’te Papa iki gayrımeşru çocuğun Borjia ailesinin dört çocuğu vardı çocuk sahibi Papalardan 1523’te ki Papa Yedinci Clement’ gayrımeşruydu, sevgilisinden oğlu vardı Üçüncü Paul’un dört oğlu  iki erkek torunu vardı, 20 yaşına bile basmamış olan torunlarını  kardinal yapmıştı Bunlar, Vatikan’ın tuhaflıkları
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.