You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri buyurdu ki:

*Allah bize, insanların mü’min olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamızı kalblerinde ne sakladıklarını bilemiyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emir etmiştir.”
*Allahü teâlâ, kendisine şükür ismini vermiştir. Çünkü Allahü teâlâ, iyiliği mükâfatlandırır. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”
*Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir zulümden ibârettir.”
*İnsan, her şeye şifâ veren tek varlığın Allahü teâlâ olduğuna inanır; bununla beraber derdine deva olması için ilâç kullanır. Çünkü ilâç bir sebeptir. Şifâsını verecek olan ise Allahü teâlâdır.
*Mü’min, Allahü teâlâdan korktuğu kadar hiç bir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belâya uğrarsa, gizli veya aşikâr “Yâ Rabbi, bana bu belâyı neden verdin?” diye şikâyetçi olmaz. Bilâkis hastalığa, belâya ve kazaya rağmen Allahü teâlâyı zikir ve şükreder.
*Mü’min, Allahü teâlânın kendisini devamlı murâkabe ettiğini bilir. Kimsenin bulunmadığı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka Allahü teâlânın onu kontrol ettiğine inanır. Krallar ve sözde büyük adamlar ise, ne gizli ve ne de aşikâr bir yerde herhangi bir şahsı murâkabe edemezler.”
*Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: “Benim dînimde sen nasıl fetvâ verdin, nasıl söz söyledin?” suâlini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dînine gevşeklik etmiş olur.”

*Bir kimse fıkıh bilmez, fıkhın kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerle oturmak kendisine ağır gelir.”
*Mâsiyeti, günahları zillet; günahı terk etmeği mürüvvet gördüm ve bildim.”
*Bir kimsenin ilmi, kendisini Allahü teâlânın yasaklarından menetmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir.”
*Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel ederler!”
*Dînin alış-veriş kısmını bilmiyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibâdetlerin sevâbını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azâba yakalanır ve çok pişman olur.”
*Din ilminde konuşan kimse, Allahü teâlânın kendisine: “Benim dînimde sen nasıl fetvâ verdin, nasıl söz söyledin?” suâlini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dînine gevşeklik etmiş olur.”

Ebû Hanîfe talebelerine şu tavsiyelerde bulunmuştur 

*halk sizi karşılayacak, ziyâret ve tebrik edecek. Herkesin değerini tanı, ikramda bulun, ilim sahiplerine hürmet et, yaşlılara saygı, sevgi göster, halka yaklaş, fâsıklardan uzaklaş, iyilerle otur kalk, Sultanı küçümseme, hiç kimseyi hafife alma. kusur etme, sırrını açma, kimsenin arkadaşlığına güvenme, cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma, kötü bildiğin hiç bir şeye ülfet etme!..”
*Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir insanlar mescitde senin etrâfını sarıp mes’eleler görüşürse, hemen muhalefet etme. bir şey sorulursa cevap ver! Seni dinleyen halk senin değerini, hem de başka türlü düşünenleri tanır Onlar, verdiğin cevâbı benimserlerse senin kadrini iyi bilir ve mevkiine hürmet ederler...”*Seni ziyârete gelenlere ilim öğret ki, faydalansınlar herkes öğrettiğini tatbik etsin.Onlara güven ver, şakalaş ve ahbablık kur. dostluk, ilme devamı sağlar. ikram et. İhtiyaçları temin et, değer ve itibarlarını tanı, kusurlarını görme. Halka yumuşak muâmele et, bıkkınlık gösterme; onlardan biri imişsin gibi davran.”
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
EN GÜZEL DUA ZİKİRDİR

ELİMİZİ SEMAYA KALDIRIYORUZ TÜM ŞEHİTLERİMİZE TÜM ÖLMÜŞLERİMİZE TÜM SEVDİKLERİMİZE VE TÜM İNSANLARA ALAHIN 99 İSMİ İLE İSTİYORUZ

ALLAH  ER-RAHMAN ER-RAHİM  EL-MELİK 
EL-KUDDÜS ES-SELAM EL-MÜMİN EL-MÜHEYMİN 
EL-AZİZ EL-CEBBAR EL-MÜTEKEBBİR EL-HALIK 
EL-BARİ EL-MUSAVVİR EL-GAFFAR EL-KAHHAR 
EL-VEHHAB ER-REZZAK EL-FETTAH EL-ALİM 
EL-KABID EL-BASIT EL-HAFID ER-RAFİ EL-MUİZ 
EL-MÜZİLL ES-SEMİ EL-BASİR EL-HAKEM 
EL-ADL EL-LATİF EL-HABİR EL-HALİM EL-AZİM 
EL-GAFUR EŞ-ŞEKUR EL-ALİYY EL-KEBİR 
EL-HAFIZ EL-MUKİT EL-HASİB EL-CELİL 
EL-KERİM ER-RAKİB EL-MÜCİB EL-VASİ 
EL-HAKİM EL-VEDUD EL-MECİD EL-BAİS 
EŞ-ŞEHİD EL-HAKK EL-VEKİL EL-KAVİYY 
EL-METİN EL-VELİYY EL-HAMİD EL-MUHSİ 
EL-MÜBDİ EL-MUİD  EL-MUHYİ EL-MÜMİT 
EL-HAYY EL-KAYYUM EL-VACİD EL-MACİD 
EL-VAHİD ES-SAMED EL-KADİR EL-MUKTEDİR 
EL-MUKADDİM EL-MUAHHİR EL-EVVEL EL-AHİR 
EZ-ZAHİR EL-BATIN EL-VALİ EL-MÜTEALİ 
EL-BERR ET-TEVVAB EL-MÜNTEKİM EL-AFÜVV ER-RAUF MALİKÜL MÜLK ZÜL-CELALİ VEL İKRAM
EL-MUKSİT EL CAMİ EL GANİY EL-MUĞNİ
EL-MANİ ED-DARR EN-NAFİ EN-NUR 
EL-HADİ EL-BEDİ EL-BAKİ EL-VARİS 
ER-REŞİD ES-SABUR 

Tüm şehitlerimize ve tüm ölmüşlerimize bir fatiha okuyalım

Bismillahirrahmânirrahîm.Elhamdü lillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în İhdinessırâtel müstakîm Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn amin

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.Hamd o âlemlerin Rabbi,O Rahmân ve Rahim,O, din gününün maliki Allah'ın.Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak türktarihim.com
Bayezid - Timur Mektupları

*Timur'un Sivas Kalesini almadan her iki devletde ihtilaf olmuştur. Timur ordusunu Anadolu'ya Bayezid ise İstanbul kuşatmasını kaldırarak savaş hazırlıklarına başlamıştır. Sivas Kalesinde mektuplaşmışlar savaş kaçınılmaz hale gelmiştir.
Timur ve Bayezid'in düşmanlığı sulh ile halletmeye çalışmış. ancak mektuplar Karahanlılarca saklanarak Bayezid'e ulaştırılmamıştır
*mektuptan haberi olmayan Bayezid Timur'un topraklarına göz diktiğini düşünerek hakaret etmiştir Timur'un mektubu Bayezid'e ulaşsaydı belkide sulh olacak, Ankara Savaş yaşanmayacaktı Bayezid, durumun farkına varıp özür dilediyse de Timur'a başkaldırıp isyancıların teslim etmemesi Bayezid'in sulh istememesiyle savaştan geri adım atılmamıştır.

*Timurun yıldırıma mektubu Rum diyarındaki melik Yıldırım Bayezid biz kudret ve iktidarımızla insanlık alemini tab'amız haline getirmiş bir hükümdarız. Bunu tek başımıza yaptık, senin gibi babamızdan ülkeler kalmadı Aklını başına topla ve Kara Yusuf'la Ahmet Celayir'i kov. Emirlerimize karşı gelen hükümdarların akıbetini duymuş olmalısn o hükümdarların arasına girmekten sakının...*kendini Allah yolunda cihad eden, bizi haksız kan döken bir kâfir ve beni yeni yetme saymışsın. ben kırk yıl nefsimi cihada adamışım. cihatlarda kaleler ve ülkeler feth ettim beldeleri kurtardım. çok sayıda kişi bize itaat etmiş ve yolumuzda can feda etmiştir. niçin bize hizmet etmekten kaçıyor, sevgi göstermiyorsunuz? yaşça senden büyüğüm. Bu güne kadar nereye gittiysem, ele geçirdim. *Sivas’ı da kısa zamanda elde ettim. Sen Malatya’yı elde edemedin ve geri döndün Sinop Kale’sini elde edemedin. tehdit ve gurura kapılma, akıldan uzak sözlere cesaret etme. Müslümanı rencide etmek, han ve mallarını harab etmek uygun değildif uygun cevap ver ülkeni harap etmekten kurtar

*Bayezidın timura mektubu cihan sultanı Timur-i Köregen (Damat),e Sivasta yerleşmeyi Tebrîz’e yöneldiğimize benzeterek tuhaf kıyaslamada bulunmuşsun. biz, Kefe’den Şirvan’a asker çıkarsak, kim mani olabilir? Kıpçak halkı sizden bıkıp usandı bizi tercih etdi. Malatya ve Sinop ta Bazı sebeplerden muhasaradan vazgeçilmiştir. *bil ki, atam Ertuğrul Han üç yüz gazisiyle beraber, Hülâgû Tatar’ından onbin Tatar’a vurup, mağlup etmiştir. devlet idâre etme şerefine nâil olmuş, hil‘at verilerek, Allâh’ın lutfu ile idareyi elde tutması nail olmuştur. Osman Bey kâfirlerle gece-gündüz iki yüzbinden fazla askeriyle cihat etmiştir.*saltanat yıldızımız dördüncü tabakaya erişmiş fethettiğimiz kale ve kasabaların sayısı sultanların hayalini geçmiştir. nazarımızda; dünya ve içindekilerin kıymeti, Allah yolunda cihat etmenin yanında saman çöpü kadar değeri yoktur.
*Osmanlı askerine Abdullâh oğlu demekten zevk duyarız. bütün sahâbe-i kirâmın ataları kâfir iken, kendileri Müslüman oldular. Böyle müslüman olanlar, insafı olmayan müslüman-zâdelerden çok çok üstündürler. *Sivas’ı harap idüp, ehl-i İslâm’ın ırzını pâyimâl etdiniz suçlamayı kendinizden gidermeye uğraşıyorsunuz. mektuplarınızda sertlik, kabalık, kibir ve gururdan başka bir nesne yoktu. Âl-i Osman, hile ile ülkeleri mülk edinmemiştir. Mektuplarımız akıllı devlet erkânımızla yapılan istişârelerle yazılmıştır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak türktarihim.com
Bayezid - Timur Mektupları

*Timurun yıldırıma mektubu Bizimle anlaş özür diley aramızda dostluk ve sevgi olsun Frenk kâfirine fırsat verme, biz de, Sivas’tan çekilelim niyetimiz sizi zayıf düşürüp kefereye dinine yardım etmek değildir. Bizi kâfir, dinsiz, sapık mezhepsiz bir çirkinlikle itham etme. askerimiz babadan ataya Müslümandır Osmanlı’nın askerleri kâfirlerden devşirmedir Davamız cihangirliktir, saltanatımıza hutbeler okunup, sikkeler basılır Müslümanların ûlü’l-emriyiz soyumuz, İlhân-ı Âlişân’dır. samimi selâmınızla yumuşama ve sevgi olur. kılıç ortaya çıkınca, kaleme yer kalmaz ve’s-selâm*Siz küffârla bizde Gürcü kâfirlerle savaşıyoruz. mutluyuz. sayısız faydaları var Yapdıklarımızda şüphe olamaz. Mısırın aramızda elçi olması reddedilmiştir.Çünkü Mısır Vâlisi, elçilerimizi haksız yere öldürdü. hapsettiklerini serbest bırakmadı isteğimi yerine getirmedi günahsızları endişe duymadan katletti. *Mısır Vâlisine oğlumuzdur demen ve Sultânu’l-Harameyn diye anmanız doğru olmaz. Mücâvirü’l-Harameyn demeye lâyık değillerdir. Bize dost olmayanı, kendinize dost etmeyiniz. Saltanat nezâkettir Dikkat edilmelidir Biz arzu etsek Mısır’ı fethe her zaman kadiriz.

*Şimdiye kadar sulh için çalıştım ve Sivas’a geldim Kâfire fırsat vermemek için İslam diyarlarını harap etmekten endişe edip, Şams giderek Mısırdan intikam aldık. hastalığınızı fırsat bilmedik siz valimizi rencide ettiniz. Adamımız Taharten pişman olduğunuzu yazmıştır. güvendik sulh için mektuplar gönderdik. siz katı bir tutum içerisindesiniz askerimiz için kâfir ve kâfirden daha eşed kâfirlerdir demeniz her yerde söylenir
*Elçileriniz yanımızdadır İslam inancımızı biliyorlar. Hedefimiz Kefe ve Kırım yönünde iken, Erzincana varmak icap etti. Semerkand’da oğlum askeri ile bana katılacaktır. İsteğimiz askerimiz şehirlerinize girmeden Sivas, Malatya, Elbistan, Erzincan ve Kemâh’ın bize bırakmanızdır Sulha bağlıyım sulhun sûreti Mekke-i Mükerreme’de muhafaza olunsun kimin bu sulha uyup uymadığı ortaya çıksın.


Bayezidın timura mektubu . Ahmet Celâyir ile Kara Yusufu teslim etmemi istemişsiniz. Hûlâgu iranı ele geçirdiğinde halifenin amca çocukları Kâhire Vâlisi Baybars’a sığındılar Hülâgu’nun Bağdat Vâlisi Noyan, Baybars’la cenk ettiler. Halifenin amcasını şehit ettiler. Kaçanlar Kâhire’de kaldı ve Hülâgû onları istemedi Şimdi dostunuz felek tokadını yemişleri himaye etmekle hatırınızı kırılamaz. Hülâgû cüz’i şeylerden vaz geçmiştir. Muradımız Sivastan elinizi çekmenizdir. Bu güzel bir işarettir Allah’ın takdirinden kaçılmaz ve kimseden korkumuz yoktur...*Timûr-i köregen hazretleri, mektubunuz, Sivasta ulaştı.sulha muhalif bir başka mektup Karaman fesatlçıları tarafından verildi antlaşmamızı geciktirdiler Karaman ocağımızın düşmanıdır elçimizi öldürüp, fitneye sebep oldular mektubunuzu sakladılar. rezillikleriyle bizi şüpheye düşürdüler Bu durum yaltaklanma değildir *asla düşmandan yüz çevirmedik Sulh ve cengin cezası ve mükâfatı buna sebep olana aittir. bir kimse fitneye sebep olursa, Allah’u Teâlâ onun cezasını versin.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak vikipedi imam Şafii

*İmam İslam hukuku bilgini ve Şafii mezhebinin  kurucusudur. 767 de Gazzede doğup 19 Ocak 820 de Kahirede ölmüştür Dedesinin dedesi Şâfiî, Kureyş kabilesinden ve sahabe'den olduğu için, Şâfiî adı ile meşhur olmuştur. 54 yaşında vefat etti. Kabri, Kurafe kabristanlığında türbe içindedir. Doğumundan sonra babası vefat etmişt Annesi onu iki yaşında,memleketi Mekke'ye götürmüş ve büyütmüştür.*Yedi yaşında Kur'an'ı ezberledi.Mekke'de tanınmış âlimlerden ders almıştır Kendisi bu günleri için Kur'an ezberledikten sonra Mescid-i Haramda fıkıh ve hadis âlimlerinden istifade ettim. çok fakir idik, bir yaprak kâğıt almaya gücümüz yoktu. Derslerimi ve öğrendiğim meseleleri yazmakta sıkıntı çekerdim.”demiştir.*İmam Şafii daha sonra Arapça öğrenmek için, Hüzeyl kabilesine gitti. Ben Mekke'den çıktım. Çölde Hüzeyl kabilesinin yaşayışını öğrendim. birlikte gezdim, dolaştım, ok atmayı öğrendim. Mekkede rivayet ve edebiyat bilgilerine sahip oldum demiştir.*Gençliğinin ilk yıllarında Mekke'de İslam hukuku öğrendi. Hadis, fıkıh, lügât ve edebiyatta yükseldi.
İmam-ı Malik'e talebe oldu İmam-ı Malik'in yanına geldiğinde yirmi yaşlarındaydı. İmam-ı Malikten dokuz yıl hadis öğrendi*İmam-ı Şafiiye Yemen valisi, Yemende kadılık verdi. Beş yıl bu görevi yaptı Bağdatta  Ebu Hanife'nin talebesi İmam Muhammed'den ders aldı.İmam-ı Muhammed fıkıh ilmini ve rivayetleri Şafii'ye öğretti.

*İmam Şafii Mekkede inceleme ve araştırmalar yaptı, talebelerine dersler verdi.ilim adamları ondan ilim öğrendi. Mekke'deki ikameti dokuz yıl kadar sürdü. Bağdat'a döndü. Bağdat İslam âleminin önemli bir ilim merkezi idi. Ahmed bin Hanbel talebesi oldu Ders ve fetva usulu usul-i fıkıh ilmi idi. Bağdat'ta el-Kitab-ül Bağdadiyye" eserini yazdı. rivayet ettiği hadisler, Müslim Tirmizi,  Buharide yer almıştır.
*İmam-ı Şafii, Bağdattaki siyasi ve fikri kargaşalar sebebiyle, ömrünün sonuna kadar mısırda kaldı Müslümanlara yol gösterdi. Onun usulüne ve hükümlerine, Şafii Mezhebi denildi. Ehl-i sünnet itikadında olan müslümanlardan, amellerini ibadetlerini, bu mezhebe göre yapanlara Şafii denir
*İmam şafii Kahire'de el-Mukattam dağının  eteğinde Benû Abdülhakem türbesine  defnedilmiştir. Eyyûbi sultanlarından El-Melik kabre, 1211de kubbeli  bir türbe  yaptırmıştır Selahaddin-i Eyyubi tarafından türbenin yanına büyük bir medrese yaptırılmıştır.*İmam Şafii Hadisçi ve nakil ehlidir Şafii'ye göre hadisler  Kur'ana yakın bir kaynaktır.şöyle demiştir:"Kur'anda kesinlikle yabancı kelime yoktur", buna delil olarak Kur'anın anlaşılsın diye apaçık Arapça ile gönderildiğini söyleyen ayeti (Yusuf: 2) göstermiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak dinimizislam.com İmam-ı Şafii 

*Cennet ile müjdelenmiş Ehl-i sünnet vel-cemaatin dört büyük mezhebinden Şafii mezhebinin reisidir.
Adı, Muhammed bin İdris’tir. Dedesinin dedesi Şafi, Kureyş kabilesinden ve eshab-ı kiramdandır Şafii adı ile meşhurdur. Şafi dedesinin adı ile anılmıştır
*767 de Gazze’de doğdu. 820 de Mısır’da vefat etti. Kabri, Kurafe kabristanlığındadır beşikte iken babası vefat etmiştir. Annesi iki yaşında onu memleketleri Mekke'ye getirdi. Yedi yaşında Kur'an-ı kerimi ezberledi. Ve ilim öğrendi*küçük yaşta Mekke'de derslere devam etti ilim öğrendi şöyle demiştir: "Kur'an-ı kerimi ezberledikten sonra Mescid-i harama gidip, fıkıh ve hadis âlimlerinden istifade ettim. çok fakir idik, kağıt almaya gücümüz yoktu. Derslerimi ve öğrendiklerimi yazmakta çok sıkıntı çekerdim."*Mekke'deki tahsilinden sonra Arapça öğrenmek için, Huzeyl kabilesine gitti şöyle demiştir: Mekke'den çıktım.Huzeyl kabilesinin yaşayışını ve dilini öğrendim. Bu kabile, Arapların dil bakımından en fasihi idi. Onlarla gezdim, ok atmayı öğrendim. Mekke'ye döndüğümde rivayet ve edebiyat bilgilerine sahip olmuştum."

*on yaşında iken, meşhur âlim imam-ı Malik'in "Muvatta" adlı hadis kitabını, dokuz günde ezberledi Gençliğinde kendini ilme verip, ilim tahsil etti. Hadis, fıkıh, lügat ve edebiyatta yükseldi. Mekkeli gençler arasında, ilimde parmakla gösterildi ve dereceye ulaştı.
*Tahsilindeki en önemli safha, imam-ı Malike talebe olmasıdır. imam-ı Malik'den ders almasını şöyle anlatmıştır: İlk zamanlar Medine'de bulunan Malik bin Enes'in büyüklüğünü ve imamlığını öğrendim meşhur eseri Muvatta"nın bir nüshasını, dokuz günde ezberledim. imam-ı Malikin Uzun boylu ve heybetli bir görünüşü vardı. *ilim öğrenmek istedim Adın nedir, dedi. Muhammed'dir dedim. Ey Muhammed, dedi, ileride şânın olacak, Allahü teâlâ senin kalbine nur vermiştir. Onu masiyetle söndürme! Muvatta'yı ezberledim,imam-ı Malik'e okudum ne zaman, okumayı bıraksam, onu hayretler içerisinde bırakır, ey genç daha oku derdi. Kısa zamanda Muvatta'yı bitirdim."
*İmam şafii İmam-ı Malik'in yanına geldiğinde yirmi yaşlarındaydı. İmam-ı Malik in himayesinde dokuz yıl ilim öğrendi. İlimde yüksek bir dereceye ulaştı Yemen valisi, onu Yemende kadılıkla görevlendirdi Beş yıl bu görevi yaptı Bağdat’a giderek, imam-ı a'zamın talebesi imam-ı Muhammed'den ders aldı. fıkıh ilmini ve rivayetleri öğrendi, imam-ı Muhammed ayrıca İmam-ı Şafii'nin üvey babası idi. İmam-ı Şafii onun ilminden ve kitaplarından istifade etti

*İmam-ı Şafii'İmam-ı Muhammed'den öğrendiğim ilimle, bir deve yükü kitap yazdım. o olmasaydı ilim kapısının eşiğinde kalmıştım. insanlar ilimde, Irak âlimlerinin, Irak âlimleri de Kufe âlimlerinin çocuklarıdır. Onlar da Ebu Hanife'nin çocuklarıdır." bir babanın çocukları beslemesi gibi, imam-ı a’zam hazretleri de kendinden sonrakileri böylece ilimle beslemiş ve doyurmuştur. *İmam-ı Şafii, Bağdat’taki dersleri tamamlayıp, Mekke'ye döndü. talebelere ders verdi. ilim adamlarına ilim öğretdi. Mekke'deki ikameti dokuz yıl sürdü.tekrar Bağdat’a gitti.Bağdat islamın ilim merkezi idi. âlimler, imam-ı Şafii'ye hürmet göstermiş ve ilim talebeleri onun etrafında toplanmıştır. Bağdat âlimleri ondan ders almışlardır. *imam-ı Şafii den hadis dinleyen Hanbel onun talebesi olmuş, ona hayran kalmıştır. Herkes onun dersine koşuyor ve verdiği fetvalara hayran kalıyordu. Ders ve fetva usulu, kaynaklardan hüküm çıkarma usulü olan, usul-i fıkıh ilmi idi. Güzel konuşması, ifade tarzı, tesir bakımından güçlü idi. İmam-ı Şafii Bağdat’ta el-Kitab-ül Bağdadiyye eserini yazdı. *İmam-ı Şafii hazretleri, ilim, zühd, marifet, hafıza ve nesep bakımlarından âlimlerin en üstünü idi. Onüç yaşında Harem-i şerif de "Bana istediğinizi sorunuz" derdi. Onbeş yaşında iken fetva verirdi. üçyüz bin hadis-i ezbere bilen imam-ı Hanbel, ondan ders alırdı *imam-ı hanbel imam şafi için, "onu görmeseydim, ilim kapısında kalacaktım. O, dünyayı aydınlatan güneştir, ruhlara gıdadır" Fıkıh kapısını Allahü teâlâ, kullarına imam-ı Şafii ile açtı" İslamiyet’e, Şafii'den çok hizmet eden birini bilmiyorum" Allahü teâlâ her yüzyılda bir âlim yaratır dinini, herkese öğretir hadis-i şerifinde bildirilen âlim, imam-ı Şafii'dir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak dinimizislam.com İmam-ı Şafii 

*Hadis-i şerifte Kureyş'e sövmeyiniz. Zira Kureyşli bir âlim, yeryüzünü ilimle doldurur buyuruldu. İslam âlimleri bu hadiste, imam-ı Şafii'nin geleceğini bildirmiştir *İmam-ı Hanbel'in oğlu, babasının imam-ı Şafii'ye dua ettiğini görerek sorunca: "Oğlum, imam-ı Şafii'nin insanlar arasındaki yeri, gökteki güneş gibidir. O, ruhların şifasıdır" Eline kalem kağıt alan herkesin imam-ı Şafii'ye şükran borcu vardır" demiştir.*İmam-ı Şafii hazretlerinin rivayet ettiği hadisler, Müslim'de, Ebi Davud, Tirmizi, buhari de yer almıştır. Şafii hazretleri, Bağdat’a gitdikden sonra, Bağdat’taki kargaşalıklar sebebiyle Mısır'a gidip, ömrünün sonuna kadar kalmıştır. İmam-ı Şafii, imam-ı Malik'in ve imam-ı a'zamın talebesi imam-ı Muhammed'in derslerine devam ederek, ictihad yollarını birleştirdi ictihad yolu kurdu. âyet-i kerime ve hadise bakıp, kuvvetli tarafa göre hüküm verirdi, *kıyas yolu ile ictihad ederdi. ibadetlerde yol göstermiştir. Şafii Mezhebi" denildi. Ehl-i sünnet itikadında olan müslümanlardan, amellerini ibadet ve işlerini, bu mezhebin hükümlerine uyarak yapanlara "Şafii" denir.

*Süfyan-ı Sevri İmam-ı Şafii'nin aklı, zamanındaki insanların yarısının akılları toplamından fazladır." 
*Abdullah-i Ensari İmam-ı Şafii'yi çok severim. Çünkü evliyalıkta hangi makama baksam, onu herkesin önünde görüyorum."*İmam şafii Az yer, az uyurdu. "On altı sene yemek yemedim" buyurdu. Sebebi sorulunca, yemek ağırlık verir, kalbi zayıflatır, idraki azaltır, uyku getirir insanı ibadetten alıkoyar. Kulluğun başı az yemektir" buyurdu.
*İmam-ı Şafii'nin siması, gayet güzel ve sevimli idi. Üstün bir zekaya ve kabiliyete sahip idi. efendimizin sünnetine son derece riayet ederdi, ilmi, tevazusu, heybet ve vakarı kalblere tesir ederdi. Kur'an-ı kerim okurken dinleyenler kendinden geçerdi.Orta halli giyinirdi. Heybetliydi yanındakiler su dahi içemezlerdi. Yüzüğünde, (el-bereketü fil-kana'ati) Bereket, kanaat etmektir yazılı idi.*Harun Reşid, Bizansdan vergi alırdı imparator, âlimlerle ruhbanlar gönderdi: "Halife, İmam-ı Şafii'ye ruhbanlara sen cevap ver dedi. Herkes Dicle kenarında toplandı. İmam-ı Şafii seccadeyi omzuna alıp nehre atıp üzerine oturdu ve, "Benimle münakaşa etmek isteyenler gelsin" dedi.
ruhbanların hepsi müslüman oldu. Bizans imparatoru, adamlarının imam-ı Şafii'nin elinde müslüman olduğunu öğrenince; "İyi ki buraya gelmedi. Yoksa herkes müslüman olurdu, dinlerini bırakırlardı" dedi.*ders verirken, on defa ayağa kalktı. Sebebini sorduklarında,Seyyidlerden bir çocuk, kapı önünde oynuyor. Kapının önünde kendisini gördüğüm zaman, hürmeten ayağa kalkıyorum. Resulullahın torunu ayaktayken oturmak reva değildir."

*İmam-ı Şafii hazretleri, İslam uğrunda tükettiği hayatının son anlarını, Kur'an-ı kerimle geçirdi, ömrünün sonuna kadar her gün bir hatim olmak üzere, ayda otuz hatim okurdu. Ramazan-ı şerifte gece ve gündüz birer hatim olmak üzere, altmış hatim okurdu. *vefatının yaklaştığında takatsiz düştü,hatim okuyamadı. okuyan birinden dinlemek arzu ediyordu. Talebesinden huşu içinde dinliyordu. Son nefesini verirken, Dünyadan göçüyorum. Artık ayrılıyorum. Ümit şerbetini içiyorum. Kerim olan Rabbime gidiyorum" buyurdu. Vefatı İslam âleminde büyük bir kayıptı. üzüntü ve gözyaşıydı Kabrinden misk kokusu yayıldı.kokunun tesirinde kalanlar, kendilerinden geçtiler.
*Kahire'de el-Mukattam dağının eteğinde Kurafe kabristanına defnedildi. kabrine bir türbe yapıldı. Türbesindeki muhteşem kubbe, Eyyubi sultanlarından el Kaim tarafından 1211 de yapılmıştır. Selahaddin Eyyubi tarafından türbesinin yanına büyük bir medrese yaptırılmıştır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
EN GÜZEL DUA ZİKİRDİR

ELİMİZİ SEMAYA KALDIRIYORUZ TÜM ŞEHİTLERİMİZE TÜM ÖLMÜŞLERİMİZE TÜM SEVDİKLERİMİZE VE TÜM İNSANLARA ALAHIN 99 İSMİ İLE İSTİYORUZ

ALLAH  ER-RAHMAN ER-RAHİM  EL-MELİK 
EL-KUDDÜS ES-SELAM EL-MÜMİN EL-MÜHEYMİN 
EL-AZİZ EL-CEBBAR EL-MÜTEKEBBİR EL-HALIK 
EL-BARİ EL-MUSAVVİR EL-GAFFAR EL-KAHHAR 
EL-VEHHAB ER-REZZAK EL-FETTAH EL-ALİM 
EL-KABID EL-BASIT EL-HAFID ER-RAFİ EL-MUİZ 
EL-MÜZİLL ES-SEMİ EL-BASİR EL-HAKEM 
EL-ADL EL-LATİF EL-HABİR EL-HALİM EL-AZİM 
EL-GAFUR EŞ-ŞEKUR EL-ALİYY EL-KEBİR 
EL-HAFIZ EL-MUKİT EL-HASİB EL-CELİL 
EL-KERİM ER-RAKİB EL-MÜCİB EL-VASİ 
EL-HAKİM EL-VEDUD EL-MECİD EL-BAİS 
EŞ-ŞEHİD EL-HAKK EL-VEKİL EL-KAVİYY 
EL-METİN EL-VELİYY EL-HAMİD EL-MUHSİ 
EL-MÜBDİ EL-MUİD  EL-MUHYİ EL-MÜMİT 
EL-HAYY EL-KAYYUM EL-VACİD EL-MACİD 
EL-VAHİD ES-SAMED EL-KADİR EL-MUKTEDİR 
EL-MUKADDİM EL-MUAHHİR EL-EVVEL EL-AHİR 
EZ-ZAHİR EL-BATIN EL-VALİ EL-MÜTEALİ 
EL-BERR ET-TEVVAB EL-MÜNTEKİM EL-AFÜVV ER-RAUF MALİKÜL MÜLK ZÜL-CELALİ VEL İKRAM
EL-MUKSİT EL CAMİ EL GANİY EL-MUĞNİ
EL-MANİ ED-DARR EN-NAFİ EN-NUR 
EL-HADİ EL-BEDİ EL-BAKİ EL-VARİS 
ER-REŞİD ES-SABUR 

Tüm şehitlerimize ve tüm ölmüşlerimize bir fatiha okuyalım

Bismillahirrahmânirrahîm.Elhamdü lillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în İhdinessırâtel müstakîm Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn amin

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.Hamd o âlemlerin Rabbi,O Rahmân ve Rahim,O, din gününün maliki Allah'ın.Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak tdv islamansiklopedisi.info
Sirhindi İMÂM-ı RABBÂNÎ(إمام ربّاني)

Nakşibendiyye tarikatının Müceddidiyye kolunun kurucusudur 26 Mayıs 1564 Doğu Pencap’taki Serhind de doğdu. Nakşibendiyye tarikatındandır İmâm-ı Rabbânî ilâhî bilgilere sahip âlim ve “müceddid-i elf-i sânî” hicrî II. binyılın müceddidi unvanlarıyla tanınır.*Soyunu hz ömere dayanır Kâbil asıllı bir aileye mensuptur. babası Çiştiyye ve Kādirî şeyhi idi.Ahmed-i Sirhindî öğrenimine babasının yanında başladı. Çiştiyye ve Kādiriyye tarikatlarına katıldı vahdet-i vücûdu eleştirdi hadis, tefsir, ve aklî ilimler okudu. Öğrenimini tamamlayıp memleketine döndüğünde on yedi yaşında idi. *Bâbürlü Hükümdarı Ekber Şah’ın sarayına girdi. Feyzî-i Hindî ve Ebü’l-Allâmî adlı iki kardeşle dostluk kurdu. Ebü’l-Fazl’ı, peygamberden şüpheye düştüğü için eleştirdi. Fazl’ın Sünnî âlimlere hakaret etti Sirhindî ilk eseri nübüvve’yi kaleme aldı. Şeyh Sultan’ın kızıyla evlendi. İbnü’l-Arabî’nin eserlerini okudu. Babasının öldüğü yıl 1598 de hacca gitmek üzere Sirhind’den ayrıldı.

*Delhi’de, Nakşibendiyye tarikatını Hindistan’da yayan Hâce Bâkī-Billâh ile karşılaştı. Sirhindde inzivâya çekildi. Bu hal zâil olunca Bâkī-Billâh ile mektuplaşmaları Mektûbât eserini oluşturdu Mektûbât’ta Bâkī-Billâh’a yazılmış yirmi altı mektup vardır Bâkī-Billâh oğullarının mânevî eğitimi için onu görevlendirdi ve vefat etti. Rabbani kısa bir sürede şeyhin en önemli halifesi konumuna geldi.
*Rabbani Bâbür Hükümdarı Cihangir tarafından, mânevî makamının yüksekliği ve ilk üç halifeyi aştığından dolayı sorgulanmak üzere Agra’ya getirtildi. Cihangir, onu Gevâliyâr Kalesi’ne hapis etti rabbani iftira ve kötülemelere maruz kalmıştı baskıları kabul etmedi Sirhindî hükümdar Cihangir tarafından kibirle suçlandı tüm baskı ve işkencelere rağmen rabbani, hükümdar önünde secde etmedi*İmamı rabbani Sirhindî, hapse girdikten sonra kendi arzusu ile sultanın sarayında kaldı. sultanla İslâm’ın prensiplerinden “bir kıl kadar ayrılmadan olağan üstü sohbetler yaptı. aklı, âhireti inancı, peygamber ve müceddidleri konuşdu saraydan ayrıldıktan sonra kendisini sultanın “dua ordusu”nun değersiz bir neferi olarak tanımlayarak sadakatini ifade etmiştir *20 Kasım 1624 te vefat eden imamı rabbani Ahmed-i Sirhindî Sirhind’de defnedildi. Ardında sayısız halife, ve Nakşibendîliğin Müceddidiyye kolunu yaydı. Sirhindî’nin Nakşibendiyye tarikatına katılması maneviyatının temelini oluşturdu tarikatın üstün yanlarını saydı*Nakşiler Hz. Ebû Bekir’e ulaşan bir silsileye sahiptir Hz. Ebû Bekir, Sirhindî’ye göre peygamberden sonra en mükemmel insandır; onun temsil ettiği sıddîkıyyet makamı en yüksek velâyet makamıdır en yüksek makam nübüvvet makamı ile bağlantılıdır.

*Hz peygambere vahiy yoluyla gelen her şey hz ebu bekir sıddîka ilhamla gelir.vahiy melek yoluyla getirildiği için hatasızdır, ilham ise zannîdir; kalp hata ve fesada müsaittir nefisle bağlantılıdır. sıddîk, peygambere yakınlığından ulaşamayacak bir ruhaniyete sahibidir. Ebû Bekir, Sıddîklığını ve ruhaniyetini mânevî nesli Nakşibendîler’e miras bırakmıştır *ruhî uyanıklık Nakşibendî dervişine semâı, ve mevlid okumayı terkettirir Sirhindî Nakşibendîler’in bu fiilleri yaptıklarını, halvet derencümen” ilkesine aykırı olan kırk gün çileye girdiklerini söyleyerek onları eleştirmiştir *Başlangıçta Sirhindî vahdet-i vücûd ve tevhîd-i vücûdî anlayışına bağlıydı. Sirhindî bunu babasından öğrenmiş, Nakşibendîlerce kabul edilen tasavvuf anlayışını iyice sindirmişti: mübarek tarikata intisaptan sonra tevhîd-i vücûdî bana tamamen âşikâr oldu ... Şeyh İbnü’l-Arabî’nin mârifetinin incelikleri bana zâhir oldu tecellî-i zâtî ile şereflendirildim ki bu makam mânevî terakkînin son mertebesidir; onun ötesinde sadece hiçlik vardır”
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak tdv islamansiklopedisi.info
Sirhindi İMÂM-ı RABBÂNÎ(إمام ربّاني) görüşleri

*Ebû Dâvûd’un her asrın başında Allah’ın ümmete dinini ihya edecek birisini göndereceğini ifade eden hadis.Sirhindî’ye göre asrın müceddidi başka, binyılın müceddidi başkadır fark yüz ile bin arasındaki fark gibidir ve fark büyüktür buna göre her binyılda ülü’l-azm bir peygamber gönderilmesi gerekirdi şimdi ihtiyaç duyulan, ümmetlerdeki ülü’l-azm peygamberlerin yerini tutacak mârifeti tam olan bir âlim ve âriftir *Kendi zamanını tam bir karanlık olarak gören Sirhindî’ye göre karanlık, Hz. Peygamber’in velâyetini nübüvvetinden üstün gören ve şeriattan ayrılanlarca temsil edilmektedir bininci yılın müceddidine duyulan ihtiyaç, bozulmadan ve olgunlaşmadan kaynaklanmaktadır. Çünkü I. binyıl II. binyılın müceddidine namazın kemâlâtı” peygamberlerin nurundan istifadeyi ve ilim elde edilmesini mümkün kılmıştır.

*müceddidin vazifesi, zamanın geçmesi sebebiyle aşınmış veya bozulmuştur mücehhit dini tahrip etmeden nebevî bilgi yoluyla izah etmelidir. ilimlere ve mârifete sahip olan binyılın müceddididir; ispata gerek kalmadan ilâhî zâtı sıfatlar, fiiller, onun mânevî hallerini anlatır tecelliyat ve zuhûrattaki ilmi sûfîleri ve âlimleri aşarak geride bırakır; onların ilmi müceddidin ilmiyle mukayese edildiğinde çekirdeğe nisbetle kabuk gibi kalır *Sirhindî, Hz. Peygamber’in ümmeti hakkında söylediği şu hadisi söyler: “Ümmetimin evveli mi âhiri mi daha hayırlıdır bilmiyorum.” Kendisini sonuncularla özdeşleştiren Sirhindî’ye göre sonunculuk” Hz. Îsâ’nın ve Mehdî’nin de şehâdet ettiği gibi II. binyılın girmesiyle başlamıştır *Sirhindî Kimse Hz. Muhammed’e has olan ululuğa ortak olamaz o bunu ümmetinden birine bahşetmiştir Sirhindî kendisini “nübüvvet sofrasının bakiyesinden beslenen bir tufeyli” olarak tanımlar.
*Hindistan’a peygamberler gönderildiğine inanan Sirhindî, nübüvvet nurunun meşaleler gibi parladığının farkedilebilmekte olduğunu söyler. Ona göre peygamberlerden bir kısmının ümmeti yoktu, diğerlerinin ise mütevazi takipçileri olmakla birlikte ümmet oluşturmak için asgari sayı olan dörde ulaşamamıştır. *Hindistan’da küfrün önde gelenlerinin taşkınlığı nübüvvet nurunndan beslenmiştir; çünkü lânetlilerin kör akılları ilme ulaşmaktan âcizdir. Onların yaratıcı hakkındaki bilgileri hurafeyle karışmıştır

*Sirhindî, İslâm’a girmeden önce Nakşibendîye katılmak isteyen bir Hintli’ye tevhidi açıklamış tevhidin Hindû şirki ile hiçbir şekilde telif edilemeyeceğini söylemiştir.Hindûlar’la münazaraya girmemiş vonları hidayete er-dirmek çabasında olmamıştır
*Sirhindî, kendisini Nakşibendiyye’nin ihya edicisi görmüş ve tarikatı fikirleriyle zenginleştirmiştir. Müceddidiyye’nin kolay yayılmasına tesir eden en önemli husus, şeriatın başka bir şeye ihtiyaç duymamasıdır Bu vurgu tarikatın ulemâsına cazip gelmeiş medrese ve tekke kaynaşmıştır.
*Orta ve Batı Asyada Sirhindî’ye gösterilen ilgi vahdet-i şühûdu ile değil Sirhindî’nin mirası metinleri silsilesi ve Nakşibendiyye tarikatının Müceddidiyye koluna dayanır Halifeleri ve oğlu Muhammedin çabalarıyla Müceddidiyye batıda Haremeyn’e, Suriye’ye, Osmanlı topraklarına ve kuzeyde Mâverâünnehir’e yayılmıştır. Müceddidiyye, Nakşî geleneğinin kollarındandır
*Birçok çağdaş müellif, Mektûbât’ta Sirhindînin müceddidlik rolünü siyasî ve sosyal reform olarak yorumlamıştır. Bu yorum, Sirhindî’nin tasavvufî ile sonraki dönemlerde ortaya çıkan ıslah kavramlarının karıştırılmasındandır bunlar Nakşibendîliğe katılmasından öncedir. zamanımızdaki bir zalim” olarak bahsettiği Ekber Şah’ı ulemâya zulmetmek, Hindistan’da inek kesmeyi yasaklamak, müslüman camilerini mahvetmek ve kâfirlerin mâbed ve bayramlarını onurlandırmakla suçlamıştır. *Cihangir 1605 te tahta çıkmasını yeni bir dönemin başlangıcı görmüştür. Sirhindî, küfre ve özellikle onun tezahürü olan Hinduizm’e düşmandır. zaruret hali dışında kâfirlerle her türlü muameleden kaçınılmalıdır
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.