You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com İMÂM-I A’ZAM

*İmâm-ı a’zam, fıkıh ilmini kollara ayırıp her branşa kitap yazmıştır.Eshâb-ı kiramın Peygamberimizden bildirdiği îmân,ve i’tikâd bilgilerini  yüzlerce talebesine bildirdi. îmân bilgilneri yetiştirdi. İmâm-ı Mâturidî kelâm bilgilerini kitaplara yazdı. Yetiştirdiği talebe sayısı dörtbine ulaştı yediyüz otuzu ilimde yükseldi,  kırk kadarı ictihâd derecesine çıktı *İmâm-ı a’zam ticâretle de uğraşdı. Talebelerinin ihtiyâçlarını kendi kazancından karşılardı.  son derece şefkatliydi, ilimde titizlik gösterdi. Talebelerini  mükemmel yetiştirdi İmâm-ı a’zam talebelerine, “Sizler benim kalbimin sevinci, hüznümün tesellisisiniz” buyururdu.*İmâm-ı a’zamın ( radıyallahü anh ) Emevîler ve Abbasîler zamanında yaşadı Ömrünün elli yılı Emevîler, on sekiz yılı Abbasîler devrinde geçdi. dîni öğrendi ve öğretti. Diğer taraftan da, sapık fırkalarla mücâdele etti. Bunların başında Şia, Haricîler, Mürcie, Mutezile, Cebriyye gibi fırkalar gelmekte idi.

*İmamı azamın yanına ellerinde kılıçlarıyla girip münâzara edenler, ikna edici cevaplar karşısında, doğru yola giriyorlar verecek cevap bulamayınca perişan bir halde çekip gidiyorlardı.*Emevî vâlisi, İmâm-ı a’zama devlet idâresinde  vazîfe vermek istemiş Fakat İmâm-ı a’zam bu vazîfeyi asla kabûl etmeirmiştir. hapsedilerek işkence yapıldı. serbest bırakılınca,  747 yılında Mekke’de altı yıl kaldı. Mekke’de de talebelere ders ve fetvâ verdi Abbâsîlerin  kuvvetlenmesiylen Kûfe’ye döndü.derslerine  ölünceye kadar devam etti.*Otuz yıl boyunca verdiği derslerde yetişen talebeleri İslâm dünyâsının her tarafına yayıldı Müftîlik, kadılık gibi  vazîfelerle büyük hizmetler yaptı.Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) bildirdiği yol Ehl-i sünnet i’tikâdını ve fıkıh ilmini her tarafa yaydılar ve kıymetli kitaplar yazdılar. İnsanlara doğru yolu gösterip se’âdete kavuşturdular. İslam hizmetini  asırlara aksettirdiler.*İmâm-ı a’zam ( radıyallahü anh ) din ilimlerinde en üstün derecede âlim idi. Kelâm ilminde ve i’tikâd bilgilerinde Ehl-i sünnetin reîsidir.Fıkıh ilmindeki geniş bilgisini ve kıyasdaki harikulade kuvvetini ve akıllara hayret veren üstünlüğünü bildiren kitaplar sayılamayacak kadar çoktur.

*Tefsîrde, müfessirlerin başı, üstadı, idi. Âyet-i kerîmelerde bildirilen hükümleri ve derin incelikleri anlamak ve anlatmakda müctehidlerin en başta gelenidir. tefsîr ilminde yüksek derecededir. Kur’ân-ı kerîmde i’tikâda, ibâdetlere, muamelata ve binlerce meseleyi anlamakta en başta gelen müfessirînden biri İmâm-ı a’zam dır.
*fıkh ilminde mütehassıs olmak isteyen, Ebû Hanîfe’nin kitâblarını okusun/imam şafii
Fıkıhta  Ebû Hanîfe gibi mütehassıs görmedim.”abdullah ibn.mübarek
Büyük âlim Mis’ar, Ebû Hanîfe’nin karşısında diz çöker bilmediklerini öğrenirdi. “Bin âlimden ders aldım. Fakat, Ebû Hanîfe’yi görmeseydim, Yunan felsefi bataklığına kayacaktım” demiştir.
*Hadîs ilminde Ebû Hanîfe gibi derin bilgi sahibi olanı görmedim. Hadîs-i şerifleri açıklamakta onun gibi âlim yoktur./ebu yusuf*Bizler, Ebû Hanîfe’nin yanında, doğan kuşu yanındaki serçeler gibi idik. Ebû Hanîfe, âlimlerin önderidir.” süfyan-ı servi
*Yezîd bin Hârûn/Bin âlimden ders aldım. Ebû Hanîfe gibisini ve O’nun aklı kadar çok olanını görmedim.” *İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe buyurdu ki, “Resûlullahın hadîs-i şerîfleri başımızın tacı ve gözümüzün nûrudur. Eshâb-ı kiramın sözlerini arar, seçer ve onlara uyarız. Tabiînin sözleri ise, bizim sözlerimiz gibidir.”*Mezhebsizler Ebû Hanîfe’nin hadîs bilgisi zayıf idi diyor. Bu sözleri câhil olduklarını ve hasedliklerini göstermektedir.” İmâm-ı Zehebî buyuruyorlar ki; İmâm-ı a’zam hadîs âlimi idi. Dörtbin âlimden hadîs aldı.üç yüzü Tabiînin hadîs âlimi idi.”
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İMÂM-I A’ZAM  EBU HANİFE

*İmâm-ı Şa’rânî, “İmâm-ı a’zamın müsnedlerinin Hepsi, Tabiînin meşhûr âlimlerinden rivâyet edilmiştir.” Mezhebsizlerin, müctehid imamlara ve  bunların önderi Ebû Hanîfe’ye hasedleri, kalblerini kör ve vicdanlarını yok etmiştir İslâm âlimlerinin güzelliklerini, üstünlüklerini inkâr ediyorlar. Kendilerinde bulunmayanların sâlih kimselerde bulunmasını istemiyorlar.din imamlarımızın üstünlüklerini inkâr ediyorlar. kendilerini hased hastalığına kapdırıyorlar. *İmâm-ı a’zam  hadîs-i şerîfleri yazardı. Yazdığını sandıklarda saklardı. sandığı yanında taşırdı. Az hadîs rivâyet etmesi, ezberlediği hadîslerin az olduğunu göstermez. Bunu ancak din düşmanı kimseler söyliyebilir. Onların taassubları  İmâm-ı a’zamın kemâline şâhiddir nâkısların kötülemeleri, âlimlerin kemâllerini gösterir. *Büyük bir mezheb kurmak ve yüzbinlerle suâli, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şeriflerle cevâblandırabilmek, tefsîr ve hadîs bilgilerinde ihtisas sahibi olmayanın yapacağı iş değildir. mezheb kurmak İmâm-ı a’zamın tefsîr ve hadîsdeki vukûfunu, ihtisasını açıkça göstermektedir.

*İmamı azam İnsan gücünün üstünde çalışarak, bir mezheb ortaya koydu hadîs-i şerîfleri  bildirmeye, vakit bulamadı bu yüce imâmı, hadîs bilgisi zayıf idi gibi göstermeğe ona hased taşları atmak ve lekelemeğe sebeb olamaz. dirayet olmadan rivâyet  makbûl değildir Dirayetsiz rivâyet, kıymetli olsaydı, çöpçünün hadîs söylemesi, Lokmân’ın aklından üstün olurdu *İbn-i Hacer şâfi’î âlimlerindendir  diyor ki, “Büyük hadîs âlimi A’meş, İmâm-ı a’zam dan birçok mes’ele sordu, İmâm-ı a’zam, suâllerin her biri için hadîs okuyarak cevap verdi. A’meş, İmâm-ı a’zamın hadîsdeki derin bilgisini görünce, Ey fıkh âlimleri! Sizler  tabîb, biz hadîs âlimleri eczacı gibiyiz! Hadîsleri biz söyleriz. siz anlarsınız dedi. *büyük hadîs âlimi A’meş’in yanında  Birisi A’meş düşündü İmâm-ı a’zama sorup cevâb istedi. İmâm-ı a’zamın cevabına. A’meş, hayran olup, yâ İmâm Bunu hangi hadîsden çıkardın dedi. İmâm-ı a’zam, hadîs-i şerîf den çıkardım. İmâm-ı Buhârî, üçyüzbin hadîs ezberlemişdi. yalnız onikibinini yazdı. Çünkü, “Benim, söylemediğimi hadîs olarak bildiren, Cehennemde çok acı azâb görecektir.” hadîs-i şerîfinin dehşetinden çok korkardı. *İmâm-ı a’zamın vera’ ve takvâsı çoktu hadîs için çok ağır şartlar koymuştu. Ancak bu şartlarda  hadîs-i şerîfi nakl ederdi. Ba’zı hadîs âlimlerinin şartları hafif olduğu için, çok sayıda hadîs rivâyet etmişdir.
*hadîs âlimi, âlimleri küçültmemiştir. Eğer Böyle olmasaydı, İmâm-ı Müslim, İmâm-ı Buhârîyi incitirdi. İmâm-ı a’zam ın ihtiyâtı ve takvâsı çoktu  rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler on yedi adet değil on yedi kitaptır  her birine “Müsned-i Ebû Hanîfe” adı verilmiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İMÂM-I A’ZAM VE MEZHEP ANLAYIŞI

*Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden biri de İmâm-ı a’zamın ( radıyallahü anh ) kurduğu Hanefî mezhebidir.  Mezheb; bir müctehidin dînî kaynaklardan çıkardığı hükümlerdir Müctehid âlim tarafından, îmân amel ve ibâdetde Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için müslümanlara gösterilen yoldur. Bir Mezheb, lügatte gitmek, tâkib etmek, gidilen yoldur. görüş, doktrin, akım ma’nâlarına da kullanılmıştır.*İslâm dîninde, îmânda mezheblere ayrılmak yoktur. müslümanlardan  efendimizin  inandığı ve bildirdiği gibi îmân etmelerini istemektedir. Peygamberimiz bir tek îmân bildirmiş Eshâb-ı kiram gibi inanmış, i’tikâd ve inançta ayrılık olmamıştır. Peygamberimizin vefâtıyla insanlar, İslâmiyeti Eshâb-ı kiramdan işiterek ve sorarak öğrendi Hepsi aynı îmânı bildirdiler. Peygamberimizden nakille bildirilen îmâna “Ehl-i sünnet i’tikâdı” denilmiştir.

*Eshâb-ı kiram îmân bilgilerine, kendi düşüncelerini, nefsânî arzularını, siyâsi görüşlerini asla öğretmediler  Eshâb-ı kiram, Allahü teâlâyı tereddütsüz kabûl edip inandılar âyetleri ve îmânlarını Peygamberimizden işittikleri gibi muhafaza ettiler. İslâmiyetteki îmân esaslarını insanlara, saf, berrak ve aslıyla tebliğ ettiler,
*Eshâb-ı kiramın Resûlullahtan bildirdikleri tebliği hiç birşey eklemeden çıkarmadan kabûl edip,  inanıp, onların yolunda olanlara “Ehl-i sünnet vel cemâat” fırkası,doğru ve hakîkî İslâmiyet yolundan ayrılanlara da bid’at fırkaları (dalâlet fırkaları, bozuk, sapık yollar) denildi.*Allahü teâlâ, tüm müslümanlardan tek îmân istemektedir. İslâmiyette, îmânda, ayrılığa izin verilmemiştir. Resûlullah efendimizin ( aleyhisselâm ) inandığı bildirdiği ve gibi îmân eden müslümanlara “Ehl-i sünnet ve’l-cemâat” veya “Sünnî” denir.

*Sünnî müslümanlara, mezheb imâmı olan büyük İslâm âlimleri  Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde hükmü bildirilmemiş olan ibâdetlerin ve günlük muâmelelerin tarif ve yapılışını gösteren ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşturan yollara amelî mezhebler denilmiştir. Mezheb imâmı âlimlerin ictihâd ayrılıklarına dîn sahibi izin vermiş ve bu müslümanların İslâmiyete  uymalarını temin ederek müslümanlara rahmet olmuştur. hadîs-i şerîfte,“Âlimlerin mezheblere ayrılması rahmettir” buyurulmuştur.*İslâmiyet, tüm hayatı içine alan bir hayat dinidir.  insan ömründe islamın mutlak bir hükmü vardır. İslâmiyet, müslümanlardan her an ve her zaman Allahü teâlânın rızâsını istemektedir. Bu  îmân  i’tikâdın doğruluğu ile olur. îmân ve i’tikâdlı müslüman, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat yolundadır.  sâlih ve kâmil bir müslümanlık için her harekette Allahü teâlânın rızâsını gözetir. Ameli mezhebler, Ehl-i sünnet müslümana  Allahü teâlânın râzı olduğu usûlleri, yolları gösterir
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İMÂM-I A’ZAM VE MEZHEP ANLAYIŞI

*Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde insanlara îmânı sâlih amellerle rızâsını kazanmalarını istemektedir. Eshâb-ı kiram îmân ettikten sonra,  büyük bir hassasiyetle rızâyı ilahiyi aradılar. emirleri eksiksiz olarak kalben yerine getirdiler. yasaklardan ve haramlardan şiddetle kaçındılar.*efendimiz Kur’ân-ı kerîmi, hadîsleri ile açıklayarak doğru anlaşılmasını temin etti. Eshâb-ı kiram, Kur’ân-ı kerîmden anlayamadıklarını efendimize sorar,  Kur’ân da bildirilmeyen husûslarda, efendimiz nasıl yapıyorsa tatbik ederlerdi. Eshâb-ı kiram Kur’ân-ı kerîm ve Resûlun sünnetine uymamaktan korkar, ürperir ve şiddetle kaçınırlardı. *Ashab âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf ile  bildirilmeyen bir işte  Allahü teâlânın rızâsını araştırır hadis ve kitab uygunuluğa göre amel ederlerdi. efendimiz, vâli ve kadılara Kur’ân-ı kerîm ve hadîste hükmünü bulamadığı mes’elede  ictihâdı emir buyurdu.Muaz bin Cebel’e şöyle buyurdu Yâ Muaz neye göre hüküm vereceksin?-Allah’ın kitabı resûlullahın sünneti ile.ya resulullah-Ya sünnetimde hüküm bulamazsan-ictihâd ederim, yâ Resûlullah
Peygamberimiz ( aleyhisselâm )Resûlünün elçisini, muvaffak kılan Allaha hamd olsun” buyurdu.

*vahiy ile bildirilmeyen işlerde Resûlullah ve Eshâb-ı kiram ictihâd ediyorlar, Eshâb-ı kiramın ictihâdı Resûlullahın ictihâdına uymuyordu. Meselâ; Bedir’de esîrlerinde  efendimiz ile Hazreti Ebû Bekir fidye ile salıverilmelerini, Hazreti Ömer öldürülmelerini ictihâd etmişdi. Allahü teâlâ, Hazreti Ömer’in ictihâdına uygun olanı, vahiy ile bildirdi.*Eshâb-ı kiramın müctehid idi din bilgilerini Resûlullahtan ( aleyhisselâm ) aldılar. O’nu bizzat görmenin, O’nun sohbetinde bulunmanın ma’nevîyat ve kemâline erdiler. Nefisleri ihlâs, edeb, ilim ve irfandı Eshâbdan olmayanların ulaşamayacağı üstünlüklere kavuştular. hidâyet yıldızları hadîs-i şerîfle bildirildi.imânı, i’tikâdı bir idi. *Haklarında nass âyet ve hadîs bulunmayan mes’elelerde ictihâd ettiler. Her biri, amelde mezheb sahibi idiler. ictihâdları birbirine benzerdi. İctihâdları toplanıp, kitablara geçirilmediği için mezhebleri unutuldu. İslâmiyeti Eshâb-ı kiramdan öğrenen büyük imamlar yetişti. Bunlar da amelde mezheb sahibi idi ve her birinin ictihâdına kendi ismi verildi mezhebleri kitaplara geçirilmedi ve unutuldu.*dört büyük imâmın ictihâdları, talebelerince kitaplara geçirilererek muhafaza edildi  müslümanlar arasında yayıldı. müslümanlara doğru yolu gösteren ve İslâm dînini bozulmaktan koruyan dört imâmın birincisi İmâm-ı a’zam  ikincisi İmâm-ı Mâlik Üçüncüsü İmâm-ı Şafiî, dördüncüsü Ahmed Hanbel’dir.

*Ehl-i sünnette dört imâmdan İmâm-ı a’zam yoluna Hanefî Mezhebi İmâm-ı Mâlik’in yoluna Mâlikî İmâm-ı Şafiî’nin yoluna Şafiî İmâm-ı  Hanbel’in yoluna da Hanbelî Mezhebi denilmiştir. müslümanın Allah rızâsına uygun ibâdet  yapabilmesi, dört mezhebden birine uymak ile mümkündür. Her müslümanın ictihâd yaparak Kur’ân ve hadîsden hüküm çıkarması İslâm âlimi, olması mümkün değildir, Hicrî dördüncü asırdan sonra âlim yetişmemiştir. *Kur’ân-ı kerîme herkesin ma’nâ verip, hüküm çıkarması yasak edilmiştir. Hadîs-i şerîfte; “Kur’ân-ı kerîmden ma’nâ çıkaran kâfir olur.” buyuruldu. Kur’ân-ı kerîmden müctehid ve din âlimleri hüküm  çıkaramazlar efendimiz, Kur’ân hükümlerini hadîs-i şeriflerle açıklamıştır. Kur’ân-ı kerîmi ancak Resûlullahın Eshâb-ı ve müctehid imamlar açıklamışlardır. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm Enbiyâ sûresinde; “Bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz” ve Ey akıl sahipleri! Akıl erdiremediğinizde bilen ve ermiş olanlara tâbi olunuz!” buyurmaktadır. *Hadîs-i şerîfte; “Bilmediklerinizi bilenlerden sorunuz. Cehâletin ilâcı sorup öğrenmektir.” buyuruldu. âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler ibâdetleri bilmeyenlerin bilenlerden sorup öğrenmelerini emretmektedir. İmâm-ı a’zam İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şafiî ve İmâm-Hanbel, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ictihâd ederek, İslâm dinindeki emir  yasak, helâl ve haramları açıkladılar.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İMÂM-I A’ZAM VE MEZHEP ANLAYIŞI

*İslâmiyette tüm din bilgileri dört kaynaktan çıkmıştır. Bunlar Kur’ân  Hadîs- İcmâ ve Kıyasdır. müctehidler, bir işin nasıl yapılacağını, Kur’ânda bulamazlarsa, hadîse bakarlar. Hadîsde  bulamazlarsa, icmaya başvururlardı  İcmâ’ sözbirliğidir. Eshâb-ı kiramın hepsinin ağız birliği yapmasıdır  ashabdan sonra gelen Tabiîn icmâı delîldir, senettir. Daha sonrakilere icmâ denmez.
*Bir işi yaparken, icmâ ile kıyâsa başvurulmalıdır İmâm-ı Mâlik, Medîne-i münevvere ahâlisinin sözbirliğine senet dedi. âdetleri, Resûlullahtan öğrenmiştir. senet, kıyastan daha sağlamdır, dedi. Fakat üç mezhebin imamları, Medine ahâlisinin âdetini senet almadı.*İctihâd,  insan gücünün yettiği kadar, zahmet çekmek ve çalışmaktır. Dînî bir terim olarak; Kur’ân ve hadîsde, bildirilmemiştir İctihâd yolu ikidir: Biri, Irak âlimlerinin yolu olup, re’y yolu Ya’nî kıyas yoludur. nasıl yapılacağı, Kur’ân ve hadîsde bildirilmemiştir kıyasta işin nasıl yapıldığı aranır, bulunur. Ve onun gibi yapılır Eshâb-ı kiramdan sonra, müctehidlerin reîsi, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe’dir.

*İkinci yol, Hicaz âlimlerinin yolu  Rivâyet yoludur Medine-i münevverenin âdetleri, kıyastan üstündür rivayet müctehidlerinin büyüğü, İmâm-ı Mâlik’dir ki, Medîne-i münevverede oturuyordu. İmâm-ı Şafiî ile Ahmed Hanbel de, İmâm-ı Mâlik’in ve İmâm-ı a’zamın yolu birleştirdi. Ayrı bir ictihâd yolu kurdular. İmâm-ı Şafiî, âyet-i kerîme ve hadîslere bakıp, kuvvetli tarafa göre iş görürdü. kuvvet bulamazsa, o zaman, kıyas yolu ile ictihâd ederdi. *Ahmed Hanbel de, İmâm-ı Mâlik’in yolunu öğrendi İmâm-ı a’zamdan  kıyas yolunu aldı pek çok hadîs-i şerîf ezberledi hadîs-i şeriflerin birbirini kuvvetlendirmesine bakarak, ictihâd etti ve üç mezhebden ayrılmıştır.*dört mezhebin hâli, bir şehire benzer bir işin nasıl yapılacağı kanunda bulunmazsa, o şehir toplanıp, o işi kanundaki benzeriyle yaparlar. devletin maksadı, beldeleri tamir ve insanların rahatlığıdır rey ve fikirleri kanunun maddesidir.Hanefî mezhebine benzer. Bazıları hareketlerini devlet merkezindeki memurların hareketlerine benzetir Bunlar da, Mâlikî mezhebine benzer. Ba’zıları kanunun ifâdesine, yazının gidişine bakarak, o işi yapma yolunu bulur. Bunlar da, Şafiî mezhebi gibidir. Bir kısmı kanunun başka maddelerini toplayıp, birbiri ile karşılaştırır ve, doğruyu ararlar Bunlar da, Hanbelî mezhebine benzer.

*şehrin ileri gelenleri bir yol bulur ve hepsi, yolunun doğru ve kanuni  olduğunu söyler. Kanunun istediği dört yoldan biri olup, diğer üçü yanlıştır. kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları için, devlete karşı olmayıp, hepsi kanunu, ve emrini yerine getirmek
İstediğinden suçlu görülmezler. uğraş ve çabaları beğenilir. doğrusunu bulan mükâfat alır. Dört mezheb budur Allahın istediği yol, tektir Dört mezhebde, biri doğruysa diğerleri  yanlıştır her mezhep imâmı, doğruluk için çalıştığından, yanılanlar af olur sevâb kazanır. Peygamberimiz Ümmetime, yanıldığı ve unuttuğu için ceza yoktur.” buyurdu. *Dört mezhebin ayrılıkları dînin temellerinde ve inanılacak şeylerde,değildir dini esas ve inançta  birlik vardır, Ehl-i sünnet  olduklarından birbirini sever ve asla kötülemezler. dört mezhebin Ehl-i sünnet’ten milyonlarca seveni vardı Dört mezheb birbirine yanlış demez, Doğru yol, dört mezhepdir, her Müslüman; “Benim mezhebim doğrudur. Yanlışlık ihtimâli de vardır. Diğer üç mezhebte bu konu yanlıştır ancak doğruluk olmak ihtimâli  vardır” demeli ve öyle inanmalıdır*Dört mezhebin amellerde, ibâdetlerde ayrılmaları, müslümanlar için rahmet ve kolaylıktır. Hadîs-i şerîfte; “Ümmetimin âlimlerinin ihtilâfı rahmettir.” buyuruldu *Hadislerde amellerdeki  ayrılık bildirilmektedir. Îmânda ve i’tikâdda ayrılık felâkettir ve yasaktır. Allahü teâlâ ve Peygamberi, mü’minlere merhametli oldukları için, ba’zı işleri Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirmedi. Açıkça bildirilse idi, farz olurdu. Yapmıyanlar günaha girer, kıymet vermeyenler kâfir olurdu. Mü’minlerin hâli güç olurdu. böyle işleri mezheb imamları açıkça bildirilenlere benzetmektedir ba’zen ayrılırlar
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İMÂM-I A’ZAM VE MEZHEP ANLAYIŞI

*Bir Müslümanın, dört mezhebden birini öğrenmesi ve uyması lâzımdır. Bir mezhebe uyan müslüman, imamının Kur’ân ve hadîsdeki emir ve hareketlerine uymaktadır. değildir. Amellerde asıl olan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf ezberlemek değil, Allahü teâlânın rızâsına uygun yapmaktır. Mezheb imamları, ömürlerini vererek, rızâ-i ilâhiyye yolunu araştırmışlar, tüm müslümanlara haber vermişlerdir. *Müslümanlar, asırlardır dört mezhebe uymakta uygulamaktadır. bir işin yapılmasında, zorluk varsa kendi mezhebine göre yapmasına imkân yoksa diğer üç mezhebten biriyle yapması caizdir . *mezheb imamları arasında farklılık olmasaydı, müslümanlar şaşkın, çaresiz ve sıkıntıda kalacaktı. eski ümmetlerde hüküm bir tane idi. hükme uyanlar kurtuldu, uyamayanlar sıkıntıya düştü. ümmetlerde İmâm-ı a’zam gibi âlimlerin yetişmemesi şeriatlerinin+ kısa zamanda bozulup yok olmasının sebeplerinden biridir

*nikâh, talâk, zekât, gusül, abdest, namaz, ve diğer mes’elede sıkıntıya düşen mezheb müslümanları, diğer mezheblere uyarak İslâmiyete uygun yaşarlar zarûret olmadan kendi mezhebinden, başkasına uymak keyfince başka bir mezhebe uymak yasaktır ve İslâmiyette buna “telfîk” veya “mezhepsizlik” denir. Böyle bir kimse Allahü teâlânın rızâsını değil, kendi arzusunu düşünüyordur Buda dîni, insan oyuncağı hâline getirmektedir*İslâm mezhebsizliğin, dinsizliğe giden bir köprü olduğunu bildirmiştir İslâm âlimlerine uyulmalıdır Hadîs-i şerifler âlimler hakkında; “Din âlimleri, peygamberlerin vârisleridir.”, “Talebesi arasında âlim, ümmeti arasında peygamber gibidir.” “Fıkıh âlimleri kıymetlidir. Onlarla beraber bulunmak ibâdettir.” “Ümmetimin âlimlerine saygılı olunuz. Onlar yeryüzünün yıldızlarıdır.” buyuruldu.*İslâm âlimlerine uymak, dört mezhebden birinde bulunmaktır. tüm İslâm âlimleri dört mezhebden birinden ders alarak yetişmişlerdir dört mezhebe uymuşlardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin, hükümleri eksiksiz kayda geçirilmiş , her müslüman tarafından işitilip bilinmişlerdir islam alimleri dört hak mezhebe uymadan yapılan amelin bâtıl olacağını bildirmişlerdir.

*Mezhebleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheblerin kolaylıklarını birleştirmeye çalışan müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol tutmuştur Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm Nisa sûresinde Mü’minlerin yolundan ayrılanı Cehenneme atarız.”buyurmaktadır.
*Dört mezheb imamının ve yetiştirdiği âlimlerin çözdüğü mes’elele sayısı milyonları aşmaktadır. yalnız İmâm-ı a’zam hazretleri 500 binden fazla fıkıh mes’elesini çözmüştür Dört mezhebin imamları ve müctehidleri, her işin dindeki hükmünü bildirmişlerdir. her türlü cevâb dört hak mezhebde vardır. cevapsız mes’ele yoktur Âhırette kurtulmak için müslümanlar, mezheblerini Ehl-i sünnet âlimlerden sorarak veya okuyarak öğrenmelidirler.
*hıristiyan papazlar peygambere inanmayan filozoflarının kitaplarında dört hak mezhebe yakan ve iftiralar atılmıştır savaşlar yapıldığı söylenmiştir İslâm târihinde hiçbir devirde 4 hak mezhep arasında mezhep ayrılığı nedeniiyle en küçük bir sürtüşme olmamıştır. Dört mezheb birbirini hürmet ve sevgiyle yâd etmişlerdir*birbirlerinin asla yanlış dememişler ve kötülememişlerdir. Siyâsete karışmamışlardır. dört mezhebe uyan din kardeşleri birbirini sevmişler, asırlar boyu bir arada huzûr ve rahat içinde yaşamışlardır. Müslümanları bölüp birbirleriyle çatıştıran iddia ve iftiralar, İslâmiyeti kuvvetli, kültürlü müslümanlar arasında hiçbir itibar görmemekte, dört hak mezhepteki müslümanlar, birbirlerini severek, sayarak, kardeşçe, huzûr içinde yaşamaktadırlar.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
EN GÜZEL DUA ZİKİRDİR

ELİMİZİ SEMAYA KALDIRIYORUZ TÜM ŞEHİTLERİMİZE TÜM ÖLMÜŞLERİMİZE TÜM SEVDİKLERİMİZE VE TÜM İNSANLARA ALAHIN 99 İSMİ İLE İSTİYORUZ

ALLAH  ER-RAHMAN ER-RAHİM  EL-MELİK 
EL-KUDDÜS ES-SELAM EL-MÜMİN EL-MÜHEYMİN 
EL-AZİZ EL-CEBBAR EL-MÜTEKEBBİR EL-HALIK 
EL-BARİ EL-MUSAVVİR EL-GAFFAR EL-KAHHAR 
EL-VEHHAB ER-REZZAK EL-FETTAH EL-ALİM 
EL-KABID EL-BASIT EL-HAFID ER-RAFİ EL-MUİZ 
EL-MÜZİLL ES-SEMİ EL-BASİR EL-HAKEM 
EL-ADL EL-LATİF EL-HABİR EL-HALİM EL-AZİM 
EL-GAFUR EŞ-ŞEKUR EL-ALİYY EL-KEBİR 
EL-HAFIZ EL-MUKİT EL-HASİB EL-CELİL 
EL-KERİM ER-RAKİB EL-MÜCİB EL-VASİ 
EL-HAKİM EL-VEDUD EL-MECİD EL-BAİS 
EŞ-ŞEHİD EL-HAKK EL-VEKİL EL-KAVİYY 
EL-METİN EL-VELİYY EL-HAMİD EL-MUHSİ 
EL-MÜBDİ EL-MUİD  EL-MUHYİ EL-MÜMİT 
EL-HAYY EL-KAYYUM EL-VACİD EL-MACİD 
EL-VAHİD ES-SAMED EL-KADİR EL-MUKTEDİR 
EL-MUKADDİM EL-MUAHHİR EL-EVVEL EL-AHİR 
EZ-ZAHİR EL-BATIN EL-VALİ EL-MÜTEALİ 
EL-BERR ET-TEVVAB EL-MÜNTEKİM EL-AFÜVV ER-RAUF MALİKÜL MÜLK ZÜL-CELALİ VEL İKRAM
EL-MUKSİT EL CAMİ EL GANİY EL-MUĞNİ
EL-MANİ ED-DARR EN-NAFİ EN-NUR 
EL-HADİ EL-BEDİ EL-BAKİ EL-VARİS 
ER-REŞİD ES-SABUR 

Tüm şehitlerimize ve tüm ölmüşlerimize bir fatiha okuyalım

Bismillahirrahmânirrahîm.Elhamdü lillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în İhdinessırâtel müstakîm Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn amin

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.Hamd o âlemlerin Rabbi,O Rahmân ve Rahim,O, din gününün maliki Allah'ın.Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İmamı azam ve mezhep anlayışı

*İşte İmâm-ı a’zam mükemmel çalışmaları ictihâdı ve fıkıh bilgileri ile müslümanların İslâmiyete uymak için takip edecekleri yolu gösterdi bu yola “Hanefî Mezhebi” denildi.*İmâm-ı a’zam fıkhı, “Leh bilmek, tanımak” diye tarif etmiştir. fıkhı tesbit için, Edille-i şeriyyeye başvururdu. Bunlar Kur’ân-ı Kerîm Sünnet aleyhisselâm ın sözleri, Eshâb-ı kiramın sözbirliği ve Kıyâs-dır. İmâm-ı a’zam, bir işin Kur’ân da bulamazsa, hadîse bakardı. Peygamberimizin sünnetine bağlıydı, hadîsleri senet olarak almıştır.
*Bir iş hakkında hadîs-i şeriflerde de hüküm bulunmazsa, o iş için icmâ yapılırdı İcmâ’, sözbirliğidir Eshâb-ın ağız birliği yapmasıdır İmâm-ı a’zam, Eshâb-ın sözlerini, kendinden üstün tutmuştur. Peygamberimizin yanında, bulunmak şerefi kazanılan derecelerin en büyüğüdür
*Bir iş icmâ ile veya sahabe sözü ile bilinemezse, kıyas yapılarak hüküm verilir. kıyas yoluna, re’y yolu veya ictihâd denir. Kıyas; Kur’ân-ı kerîm ve hadîsde hüküm bulunmayan bir işi, hüküm bu lunan bir diğer işe benzeterek hükme bağlamaktır.
*İmâm-ı a’zam, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde icmâ ve kıyastan başka istihsân ve örfler ile de hüküm verirdi. örf islamiyetin yasak ve hükmüne aykırı olmazdı İstihsân kuvvetli görülen bir husûsdan bir benzer hükme dönmektir. dînen muteber olan bir tercihi bir delîli aykırı düşen başka bir delîlden üstün tutup, hüküm vermektir.

*Hanefî mezhebinin üç yoldan gelmiştir.
1. Si Usûl dür Hanefî mezhebinin sahibi İmâm-ı a’zamdan ve talebesinden gelen haberlerdir. İmâm-ı Muhammed’in altı kitabı ile bildirilmekdedir. kitabları güveni lir kimseler getirdiği için Zâhir haberler denilmişdir. Usûl haberlerini ilk toplıyan Hâkim şehîd Muhammeddir.
*2. Nevadir haberleri olup, imamlardan gelen haberlerdir. haberler, kitâbta bulunmayıp, İmâm-ı Muhammed’in başka kitabları ile bildirilmiştir. kitablar tahribe uğradığından, bu haberlere Zâhir olmıyan haberle denir. başkalarının kitabları ile bildirilmiştir Meselâ, İmâm-ı a’zamın talebesinden Hasen bin Ziyâd’ın Muharrer kitabı buna örnektir
*3. Vâkı’at haberleri ın talebelerinden sonraki talebelerin ictihâd ettikleri mes’elelerdir. haberleri, ilk toplıyan Semerkandîdir Osmanlı Şeyhülislâmlarının hazırladığı Fetvâlar kanunlaştırılmış Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanan Mecelle Hanefî mezhebinin fıkhî hükümlerini bildirmektedir.Osmanlı Devletinde yetişen fıkıh âlimlerinden Emîn Efendi’nin hazırladığı en muteber fıkıh kitaplarındandır Hanefî mezhebinin en kıymetli kaynağıdır

*İmâm-ı a’zamın yetiştirdiği talebe sayısı 4000 civarındadır. ictihâd derecesine yükselmiştir. Oğlu Hammâd, talebelerindendir İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed, iki yüksek talebesi olup “İmâmeyn” lakabı ile meşhûrdur. İmâmeynin ictihâdı, İmâm-ı a’zamın ictiâdı ile eşit tutulurdu.
*Hanefî mezhebindeki müftî, İmâm-ı a’zamın sözüne uygun fetvâ verir. Aradığını onun sözünde bulamazsa, İmâm-ı Yûsuf’un sözünü alır. Onda bulamazsa, İmâm-ı Muhammediin sözlerini alırdı İmâm-ı Züfer, Hasan bin Ziyâd gibi Her asırda Hanefî mezhebinde çok yüksek âlimler yetişmiştir. Şâziliyye, Rabbânî... Fenârî, Gürânî, Ebussuûd gibi mollalar hanefi âlimlerden ba’zılarıdır.*Hanefîlik Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı devletinde yayılmıştır. müslümanların yarıdan fazlası ve Ehl-i sünnetin Hanefî mezhebine göre ibâdet etmektedir.
*Âlimler mezheplerin hak olduğunu, fakat Hanefî mezhebinin daha doğru olduğunu söylemişlerdir. İslâm memleketlerinin çoğunda Hanefî mezhebi yerleşmiştir. Türkistan Hindistan’ın ve Anadolu’nun hemen hemen hepsi Hanefî’dir.*İslâmî hükümlerin dörtte üçü İmâm-ı a’zamındır. Kalan dörtte birinde ortaktır. İslâmiyyette ev sahibi, aile reîsi O’dur. Diğer bütün müctehidler mezheb âlimleri O’nun çocukları gibidir.*İmâm-ı Şafiî şöyle buyurmuştur: “Bütün müslümanlar İmâm-ı a’zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir” bir adam çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a’zam da insanların muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmış, herkesi kolaylığa ve rahata kavuşturup güçlük ve zorluktan kurtarmıştır
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İmamı azam hakkında söylenenler

*İmâm-ı a’zam, Allahü teâlândan başka düşüncesi olmayan büyük bir âlimdi.İslâmiyeti şekliyle bildirir, allah yolunda hiçbir şeyden çekinmezdi. kitaplarına, derslerine fetvâlarına hiç bir siyâsi düşünce ve güç, nefsânî arzu menfeat, şahsî dostluk ve düşmanlık gibi unsurlar asla girmedi
*İmâm-ı a’zam nefsine hâkimdi. Lüzumsuzlukla uğraşmazdı. yüksek İslâm ahlâkı ile insanların kurtuluşuna çırpınırdı.sabır, güler yüz, tatlılık ve sükûnetle davranır, heyecan ve telâşa kapılmazdı. Keskin bir firâset sahibi idi. insanların içlerine nüfuz eder ve olayların sonuçlarını sezerdi.
*kuvvetli şahsiyeti, keskin zekâsı, üstün aklı, engin ilmi, heybeti, muhakeme muhabbeti ve cazibesi ile herkese te’sîr eder, gönülleri mes’eleleri, derin mütâlâadan sonra, bazılarını ânında misalleriyle cevaplandırırdı. En inatçı ve peşin hükümlü muarızlarını kolayca cevaplandırırdı hayret verici sayısız menkıbeleri meşhûrdu*İmâm-ı a’zam İslâmiyetin müslümanlardan doğru bir Ehl-i sünnet i’tikâdı amel ve güzel bir ahlâk istediğini bildirmiş, ömrü boyunca kurtuluşu anlatmıştır. Vefâtından sonra da talebeleriyle kitaplarıyla asırlar boyunca müslümanlara ışık tutmuş ve rehber olmuştur.

*İmâm-ı a’zam, hizmetleriyle İslâmiyeti duyurmuş, müslümanları fitne ve propagandalarla parçalamak İslâm dinini yıkmak ümidine kapılanları hüsrana uğratmış, i’tikâdda birlik ve beraberliği sağlamış; ibâdetlerde, Allahü teâlânın rızâsına uygun hareket tarzını tesbit etmiştir. ikinci hicri asrın müceddidi dinin yayıcısı ünvanını almıştır.*hadîs-i şerîfte, “Îmân Süreyya yıldızına çıksa, Farisoğullarından biri elbette getirir” buyuruldu. İslâm âlimleri, bu hadîs-i şerîfi İmâm-ı a’zam hakkında olduğunu bildirmiştir. Buhârî ve Müslim’de “İnsanların en hayırlısı, benim asrımda bulunan müslümanlar Ya’nî Eshâb-ı kirâmdır Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir (ya’nî Tâbiîndir). Onlardan sonra da onlardan sonra gelenlerdir... (ya’nî Tebe-i tâbiîndir)” buyuruldu. İmâm-ı a’zam hadîs-i şerîfle müjdelenen tabiînden en üstünlerindendir.
*Hayrât-ül-Hisan, Mevdu’ât-ül-ulûm ve Dürr-ül-Muhtâr’daki olan hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Âdem (aleyhisselâm) benimle öğündüğü gibi ben de ümmetimden bir kimse ile öğünürüm. İsmi Nu’mân, künyesi Ebû Hanîfe’dir. O, ümmetimin ışığıdır.”*“Peygamberler benimle öğündükleri gibi ben de Ebû Hanîfe ile öğünüyorum. Onu seven beni sevmiş olur. Onu sevmeyen beni sevmemiş olur.”

*Ümmetimden biri, şeriatimi canlandırır. Bid’atleri öldürür. Adı Nu’mân bin Sâbit’tir.”*Her asırda ümmetimden yükselenler olacaktır. Ebû Hanîfe zamanının en yükseğidir.”*Hazreti Ali Size Kûfe şehrinde bulunan, Ebû Hanîfe adında birini haber vereyim. Onun kalbi ilim ve hikmet ile dolu olacaktır. Âhir zamanda kıymetini bilmeyenler helak olacaktır. Nitekim, râfizîler de, Ebû Bekir ve Ömer için helak olacaklardır” buyurdu.*İmâm-ı a’zamdan sonraki İslâm âlimleri onu medh etmişler, büyüklüğünü bildirmişlerdir. Ebû Hanîfe, İmâm-ı Mâlik’in yanına geldiğinde İmâm-ı Mâlik ayağa kalkıp hürmet gösterdi. yanındakilere, “Bu zâtı tanıyor musunuz? Bu zât, Ebû Hanîfe Nu’mân bin Sâbit’tir. Eşu ağaç direk altındır dese isbât eder, dedi.” *Hasen bin Ammâre Ebû Hanîfe’ye şöyle diyordu: “Allahü teâlâya yemîn ederim ki fıkıhda senden iyi konuşanı, senden sabırlısını ve senden hazır cevap olanını görmedim. sen fıkıhda söz söyleyenlerin efendisi ve reîsisin. Senin hakkında kötü söyleyenler sana hased edenler, seni çekemeyenlerdir.”*Hâfız Muhammed der ki: “Ebû Hanîfe’nin zamanında ondan ârif ve fakîh yok idi. Yemîn ederim ki, onun mübârek ağzından bir söz duymağa yüzbin dinar veririm.”*Dâvûd-i Tâî’ Ebû Hanîfe Karanlıkta kalanlar onunla yol bulur, hidâyete kavuşur.” *Hâfız Abdülazîz der ki, “Ebû Hanîfeyi seven, Ehl-i sünnet vel cemâat mezhebindedir. O’na buğz eden, bid’at sahibidir. Ebû Hanîfe insanlar arasında ölçüdür O’nu sevenin, O’na yüzünü dönenin Ehl-i sünnet olduğunu; buğz edenin bid’at sahibi olduğunu anlarız.”
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İslam büyükleri
Kaynak ehlisünnetbüyükleri.com
İmamı azam hakkında söylenenler

*İbrâhîm İbn-i Muâviye-i der ki, “Ebû Hanîfe’yi sevmek sünnetin tamamındandır. Ebû Hanîfe adâleti gözetir, insafla konuşur, ilmin yollarını insanlara beyân eder ve herkesin müşküllerini çözerdi.” *İshâk Ebû Fedâ’dan nakil olunur: “İmâm-ı Mâlik’i gördüm, İmâm-ı a’zamla el ele yürürlerdi. Câmiye gelince İmâm-ı a’zamın girmesini beklerdi.” Hakîkat evliyâsı imamı azamı Mûsâ ve Îsâ aleyhimüsselâmın kavimlerinde bulunsaydı doğrudan ayrılıp, dinlerini bozmazlardı” buyurmuştur.*Süfyân-ı Sevrî: İmâm-ı a’zamın yanından gelen bir kimseye “Yer yüzünün en büyük âliminin yanından geliyorsun” demiştir.
*İmâm-ı Şafiî: “Ben Ebû Hanîfe’den daha büyük fıkıh âlimi bilmem, fıkıh öğrenmek isteyen onun ilim meclisinde otursun, onlara hizmet etsin.” buyurmuştur. *İmâm-ı Mâlik’e, İmâm-ı çok medh ediyorsunuz dediklerinde: “Evet öyledir. Çünkü, insanlara ilmi ile faydalı olmakta, onun derecesi diğerleri ile mukayese edilemez.ismi geçince, insanlar ona duâ etsinler diye hep methederim” buyurmuştur, *İmâm-ı Gazâlî: “Ebû Hanîfe çok ibâdet ederdi. Kuvvetli zühd sahibi idi. Ma’rifeti tam bir ârif idi. Takvâ sahibi olup, Allahü teâlâdan çok korkardı. Dâima Allahü teâlânın rızâsında bulunmayı isterdi” buyurmuştur.

*İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurur ki: “İmâm-ı a’zam abdestin edeblerinden bir edebi terk ettiği için kırk senelik namazını kaza etmiştir. Ebû Hanîfe takvâ sahibi, sünnete uymakta ictihâd ve istinbatta öyle bir dereceye kavuşmuştur ki, diğerleri bundan acizdir *İmâm-ı Rabbânî hazretleri şöyle buyurur: Büyüklerin en büyüğü olan İmâm-ı ecel ve en olgun önder Ebû Hanîfe’nin yüksek derecesinden takdîr edilemeyen şânından ne yazayım.Müctehidlerin en vera’ sahibi idi. En müttekîsi O idi. Şafiî’den de, Mâlik’den de, İbni Hanbel’den de her bakımdan üstün idi.”*İmâm-ı Rabbânî buyurdular ki: “Îsâ aleyhisselâm gibi ulülazm bir peygamber gökten inip İslâm dîni ile amel edince ve ictihâd buyurunca, ictihâdı İmâm-ı a’zamın ictihâdına uygun olacaktır. Bu da İmâm-ı a’zamın büyüklüğünü, ictihâdının doğruluğunu gösteren en büyük şahittir.”*kâmil, mahir, ve büyük âlim Seyyid Arvâsî buyurdu ki: “İmâm-ı a’zam, İmâm-ı Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed de, Abdülkâdir-i Geylânî” gibi büyük evliyâ idiler. neyi bildirmek icâb ettiyse onu bildirmişlerdir, İmâm-ı a’zam zamanında fıkıh unutuluyordu. Bunun için hep fıkıh üzerinde durdu. Tasavvufda konuşmadı. Ebû Hanîfe Ca’fer-i Sâdık hazretlerinin huzûrunda varidât-ı ilâhiyyeye kavuşmuştur ki, Ca’fer-i Sâdık’dan tasavvufu alıp, evliyâlığın en son makamına kavuşmuştur. Ebû Hanîfe, efendimizin vârisidir.

*Hadîs-i şerîfte, “Âlimler peygamberlerin vârisleridir” buyuruldu. İslâm âlimleri, İmâm-ı a’zamı bir ağacın gövdesine, diğer âlim ve evliyâyı ağacın dallarına benzetmişler, O’nun büyük ve üstün olduğunu, diğerlerinin ise kemâlâta erdiklerini belirtmişlerdir.
*İslâm dünyâsında ilimleri ilk defa tasnif eden O’dur. Din bilgilerini(Kelâm, Fıkıh, Tefsîr, Hadîs gibi kısımlara ayırarak ilimleri tesbit etti. Yunan felsefesi tercüme edilerek kitaplardaki bozukluklar sapkın fikirler bertaraf edildi.
*islâmiyetin ilk yıllarında ilimlerin tasnife ihtiyâç duyulmadı sâlih ve temiz müslümanların ilimleri, başta din bilgileri son derece berrak ve mükemmel idi. Ancak İslâm âlimlerinin sözlerinde, eserlerinde ve günlük hayatda ehemmiyet sırası vardı. En mühim olan îmân ibâdet ve ahlâk bilgileri idi. Yunan, Hıristiyanlık, Yahudilik, Hint inançları, İslâmiyeti yıkmak istedi din bilgilerinin tasnif edilerek kitaplara geçirmesi mecbûriyet hâlini aldı. İmâm-ı a’zam hazretleri bu mühim vazîfeyi mükemmel bir şekilde yerine getirdi
*İmam ı azam Şia, Mu’tezile, Mücessime, Cebriyye, Kaderiyye gibi sapık fırkalara cevap vermiş müslümanların İslâmiyeti her bakımdan doğru ve berrak öğrenmelerini inanmalarını temin etmiştir. insanlığa dünyâ ve âhırete yaptığı mühim hizmetler İmâm-ı a’zamın zamanındaki ve sonraki mezhep imamları, İslâm âlimleri, tarafından şükranla yâd edilmiştir, Ehl-i sünnetin reîsi İmâm-ı a’zam en büyük imâm adıyla anılmıştır.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.