You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM 21. ASRIN RUHU İLE BAĞDAŞABİLİR Mİ?

İSLÂM 21. ASRIN RUHU İLE BAĞDAŞABİLİR Mİ?

Üye
İSLÂM 21. ASRIN RUHU İLE BAĞDAŞABİLİR Mİ?
“İslâm modern dünya ile uzlaşmazsa mahvolacaktır.” Müslüman memleketlerinde,
batı kültürü ile yetişmiş, idare eden sınıfın durmadan tekrar ettikleri söz budur. Onlar bize
modası geçmiş bir çağda yaşayamayacağımızı hatırlatmaktan asla yorulmuyorlar. Tarihin
seyrini hiçbir şey geri çeviremeyeceğinden, saati tersine yürütmeye çalışmanın doğru bir
hareket olmadığını söylüyorlar. Bu itibarla itikadımızı daima değişmekte olan cismanî bir
cemiyetin isteklerine uydurmaktan başka çaremiz yokmuş. Kuvvetli olmak için, “Kur'an-ı
Hakim’in geleneksel tefsirini bir tarafa bırakalım ve O’nu modern ışığında rasyonel (akılcı)
bir şekilde okuyalım” diyorlar. Hemen hemen bütün Müslüman memleketlerinin hükümetleri
tarafından müdafaa edilen bu türlü ıslahat (reform) hareketleri, bu gayeyi gütmektedir. Şimdi
bunlardan en mühim olanlarını ve İslâm toplumu üzerindeki etkilerini inceleyelim.
İslâmî devlet fikri, idare-i maslahatçılığı üstün tutanların hakim oldukları dünyada
dışlanmış bir fikir olduğundan, batı kültürü ile yetişmiş liderler bize; “Hilafetin kaldırılmasını
daimi imiş gibi kabul etmeliyiz ve gelecekte onun herhangi bir şekilde canlandırılmasından
veya tekrar kurulmasından, kabul edilmesinden vazgeçmeliyiz” diyorlar. Dine dayanan siyaset
ve hükümet idaresine çağdışı damgası vurmuşlardır. Bu itibarla; “Modern dünyada onların
yerini cismanî bir idare almalı ve Müslümanların bizzat kendileri bu idareye alışmalıdırlar.”
İşte İslâm kelimesine dahi tahammülleri olmayan dinsizlerin arzuları… Bunlar tarih boyunca
başa gelen musibetleri hilafete yükleyip, onu kötüleyen bir çok kitaplar yazdılar. Onlara göre
hilâfet İslâm’ın bir parçası değildir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) yalnız dini tebliğe memurdur
ve hükümet de kurmak istemedi, ama içindeki bulunduğu şartlar O’nu (s.a.v.) hükmetmek
zorunda bıraktı, diyorlar. Tarihi saptırmanın, hakikatleri örtmenin dik alası derler buna.
Bunlarda namus kavramı yoktur. İslâm, bir İslâmî toplum olmadıkça yaşayamaz ve İslâmî
toplumda teşkilatlanmış müesseseler ve hükümet olmadıkça hayatını devam ettiremez. Batı
kültürü ile yetişmiş birçok liderler tarafından modası geçmiş zannedildiğinden, şeriatın adalet
anlayışı, batının kanun sistemlerine göre yetersiz sayıldığından, yalnız laik kanunların modern
toplumun bölünmez parçası olarak Müslümanların sosyal refahını yükselteceğine inanılmıştı.
Diğer deyişle, faizle borç vermek, alkollü içkiler kullanmak, kumar oynatmak, zina etmek
yasaları gibi Kur'an-ı Kerim hükümlerinin uygulanmasına bugün artık imkan yoktur ve
bunlara verilen cezaların da, gaddarca ve gayri insanî (Haşa) imiş gibi gösterilerek İslâm’a,
Kur'an’a hücum etmektedirler. Zavallı yarasalar!.. İşte onların istediği ve kurduğu sistemin
meyveleri fuhuş, hortumlama, faiz yükü altında çöken ekonomi, yıkılan aileler, fakirlerin
dinmek bilmeyen gözyaşları, kumar, içki ve toplumun her kesiminden gelen feryatlar…
Şunu unutmayalım ki kötülük, zaman ve mekana bakmadan yine kötülüktür.
İslâm hukukuna saldıranlara şunu sormalıdır. Bir kanun onun yumuşaklığına göre mi
takdir edilir? Suçlu mu yoksa toplum mu daha fazla sevilmeye ve korunmaya layıktır. İslâm
hukuku olmazsa, İslâmî yaşayış tarzı çok geçmeden bir laf, bir hayal olur, toplumda kaybolur
gider.
İslâmî otoritenin, yani hilafetin ve İslâmî kanunların ortadan kaldırılmasından sonra,
ümmetin birliğinin yıkılması içten bile değildir. Irk, dil, coğrafya üstünde bütün dünyayı
kapsayan bir İslâm kardeşliği kavramı, millî hakimiyetin üstünlüğü ile hiçbir zaman
mukayese bile edilemez. Bu sebepten, 21. asrın ruhuna uymak için Müslümanlara “Ümmet”in
yerine milliyetçiliği kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunun neticesi, Müslüman milletlerin
birbirlerinden uzaklaşması ve bölünmeleri oldu. Ortak oldukları bir İslâm mirasını
kuvvetlendirecekleri yerde, Müslüman geçinen liderler, efsanevî bir geçmişi göklere
çıkararak, işte Müslümanları geçmişleri ile kavgalı bir hale getirdiler.
2
Mesela Türk milliyetçileri, Osmanlı devrine yabancı kültüre ve dillere esaret devri gibi
bakıyorlar. Bunun gibi Rıza Şah, memleketinin “Persia” ismini İran’a çevirdi. Çünkü İran
iddia edildiğine göre, Ari ırklarının vatanıdır ve İran kelimesi bunu ifade etmektedir. Mısır
Arap Cumhuriyeti, Kahire’nin park ve bahçelerine “Ramses”in, yani firavunun dev gibi
heykellerini dikiyor ve onu büyük bir Arap kralı imiş gibi göklere çıkartıyor. Diğer taraftan
Mısır milliyetçileri Hz. Ömer (r.a.)’e dindar, adaletli bir halife gözüyle değil de, yabancı
milletler üzerinde hakimiyet kuran bir işgalci olarak bakıyorlar.
Yenilik taraftarlarının (modernist) üzerinde ısrarla durdukları konulardan biri de, artık
İslâm birliği fikrinin ölmüş olduğudur. Bir Türk’ün dediği gibi: “Bir Türk Müslümanlığı
meydana getirmek istiyoruz ki, Anglikanizm, İngiltere’nin bir parçası olduğu kadar, o da
bizim malımız olmalıdır. Anglikanizm İtalyan veya Alman değildir. Bununla beraber kimse
onun Hıristiyan olmadığını iddia edemez. Biz Türkler, niçin kendimize ait olan bir
İslâmiyet’ten ayrı olalım?” Muhtemelen, Kürt asıllı Ziya Gökalp’e ait olan bu sözler
tamamıyla İslâm’ın ruhuna aykırıdır. İslâm’da ibadet dininin ayrı olması bir buçuk milyarlık
İslâm ümmetini birbirine bağlar, ayrı oluşu ise bu birliği parçalar. İslâm’ın ruhu ise
birleştiricidir. Onların istediği ise Müslümanların bölünüp parçalanmaları, kuvvetlerini
kaybetmeleridir. Çünkü küçük lokma kolay yutulur.
Arapça aslı olmadan ibadetler de olmaz, İslâmî ilimde olamaz, İslâm kardeşliği de
olamaz ve Kur'an-ı Kerim’deki metinlerin de tarifi kaçınılmaz olur.
Bugün İslâm dünyasında hükümetlerin en başta gelen istekleri, sanayileşme vasıtasıyla
ekonomik gelişmeyi sağlamak ve yaşama seviyesini yükseltmektir. Bu İslâm’ın ekonomik
adaleti tersine ve sefaletin ortadan kaldırılması görüşüne şüphesiz uygundur. İslâm’ın teknik
gelişmelere düşman olması düşünülemez. Bununla beraber İslâm maddî kazanç elde ederken,
sanayîleşirken yaratılış gayesini unutmamasını insandan ister.
Bunun neresinde gerilik var? Esasında zarar veren, ilmî keşiflerin kendisi değildir.
Fakat sanayîleşmeyi, ekonominin gelişmesini, insanlığın felaketi için kullanan, toplumlara
zarar veren, aile bağlarını ve dini hayatı yıkan materyalist (maddeci) felsefedir. Modern
sanayî, işçilere namaz kılmaya vakit bırakmıyor. Oruç üretimi artırmaya engel oluyor (Bu sözler
Tunus devlet başkanına aittir) diye Ramazan’da oruç tutanlara mani oluyor. Aynı uygulamalar
okullarda da yapılıyor. Sırf “fayda” arayan konular gittikçe ders programlarına hakim oluyor.
Teknik ve ticaret dersleri öne çıkartılıyor. İslâmî ilimler hor görülüyor. İnsanlar yalnızca
maddî yön ile ilgileniyor. Gençlik tek yönlü yetiştiriliyor. Şüphesiz ki tek kanatlı kuş uçamaz.
Modern sanayîleşme şu felsefeyi içeriyor. İnsan sefaleti, hastalığı ve cehaleti ilâhî bir
yardım olmadan uzaklaştırabilir. Diğer bir ifade ile, ilim ve sanayi insanı Allah (c.c.)’a karşı
bağımsız yapıyor. Bunun içindir ki sefalete, toplumsal haksızlığa karşı yapılan mücadelede,
hiçbir hükümet zekâtı uygulamayı, faizi yasak etmeyi, miras hukukunu, yahut vakıfları tesirli
bir şekilde kullanmaya yanaşmıyor.
“Müslüman kadına hürriyet verilmesi” bu liderler tarafından sosyal gelişme, yükselme
için mutlak lüzumlu görülüyor. Eğer “hürriyet verilmek”ten maksat kadınların zekalarının
geliştirilmesi, tahsilleri veya kesin bir zaruret halinde hayatlarını kazanmak için, İslâm’ın
sınırlarını zorlamadan çalışma hakları vardır. Fakat onların gayeleri bunlar değildir. Onlar
istiyorlar ki, kadınlar sere serpe açılsın, erkekler arasında dolaşsınlar. Bunlar bilmeliler ki,
Müslüman kadın herkesin gözünün fevki değil, şehvetinin hiç değil… Müslüman kadın bunun
şuurundadır. Süslenip vitrine konan mal satılıktır. Tabii bu Müslüman’ın görüşü…
3
İSLÂM 21. ASRIN RUHU İLE BAĞDAŞABİLİR Mİ? -IIİslâm
dünyasında batı kıyafetinin kabulü, her hükümet (devlet) tarafından resmen
teşvik ve mecbur edilmiştir. Tabii bütün bunlar ilericilik, asrilik namına yapılıyor. Batı gibi,
İslâm’a amansız düşman olan bir medeniyetin, kıyafet ve yaşayış tarzını kabul etmek
suretiyle, Müslüman kimliğinin görünür bütün özelliklerini ortadan kaldırması için yapılan
gayretler, beraberinde irtidatı getirir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu açıkça ifade
buyurmuşlardır: “Kafirleri taklit eden onlardandır.”
Buraya kadar bir nebze, İslâm’ın 21. asrın ruhu ile uyuşmasının niçin imkansız
olduğunu açıklamaya çalıştık. Müslüman milletler, modern hayatla uyum sağlamak için
İslâm’da “reform” yapmaya çalıştıkça, meseleler içinden çıkılmaz bir hâl alacak ve İslâm da
İslâm olmaktan çıkacaktır. Müslümanlar bu karanlık çağın kötülüklerine bulaşmadan kendi
şahsiyetlerini korumalı ve beşeriyeti nurlu İslâm yoluna yaşamları ile davet etmelidir. İslâm
dünyasında, İslâm karşıtı kanunlara ve idarelere karşı en azından pasif bir mukavemet
hareketi meydana getirmek için bütün meşrû olan vasıtalar kullanılmalı ve ehliyetli İslâm
liderleri desteklenmelidir.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.