Birden fazla kadınla evlenme, tıpkı boşanmada olduğu gibi, zaruri hallerde yuvanın
devamını sağlayan bir emniyet sübabıdır. Birden fazla kadınla evlenme sadece sosyal bir
korunmadır. Kadınların ve erkeklerin fıtratında yatan büyük tehlikeleri önlemek için
fevkalâde güzel bir tedbirdir.
İslâm’daki birden fazla kadınla evlenme izni, müsaadesi etrafında fırtınalar
koparılmaktadır. Acaba toplumsal hayatı felce uğratan sebep çok evlilik midir? Sosyal bir
meselenin çözümü için, bu mesele ile ilgili yasalar bazı değişikliklere ve yeni bir
düzenlemelere ihtiyaç duyabilir. Ancak çok evlilik meselesi, bu tür yasalardan değildir.
Toplumun kendisine ihtiyaç duyduğu zamanlarda ancak ona izin verilir, bunun dışında hiçbir
zaman çok evliliğin takvaya yakın olduğunu kimse iddia edemez. Sonra niçin bu mesele ağza
sakız edilmektedir? Niçin çok evlilikle alay edilmektedir ve bu tenkit konusu haline
getirilmektedir? Bu mesele fikirler ve kanunlarla değil, rakamlar verilerek açıklığa
kavuşturulabilir. Şüphesiz her millette erkek ve kadın vardır. Evlenme çağına gelen gençlerle,
aynı çağdaki kızlar eşit sayıda olurlarsa, zaten fiilen bir erkek birden fazla kadınla
nikahlanamaz. Çünkü burada belirleyici olan yegâne hakim unsur rakamlardır. İkinci bir
hanımla evlenmek demek, kadın sayısının erkek sayısından fazla olduğu anlamına gelir.
Gerçekte bir kadına bir koca fiilen yoksa, hükmen de yok demektir. Yani evlenme çağına
gelen kadınların sayısı erkeklerden fazla değilse, bir kimse ne kadar uğraşsa, evlenebilmek
için ikinci bir kadın bulamaz. Dolayısıyla mesele kendisinden hallolur. Ancak toplum
içerisinde, savaş veya başka nedenlerle kadın-erkek arasındaki sayı dengesi bozulursa, erkek
sayısı kadınlara göre azalırsa veya ekonomik, ailevî veya sosyal nedenlerden dolayı erkekler
evlenemez durumda ise, çok evlilik kendiliğinden söz konusu olur. Doğal olarak iki, üç veya
dört evlilik imkânı kendiliğinden ortaya çıkar. Şimdi bu durumu bir gözden geçirelim: Bu
durumu en iyi açıklayan canlı delil Almanların halidir. Almanya’da evlenme çağı olan 20-45
yaş arasındaki her üç kadına bir erkek düşmektedir. Almanya’nın bu durumu ne manaya
geliyor? Toplum, kadın, erkek ve tüm insanlık hesabına, kanun koyucular bu meseleyi nasıl
çözecekler? Bunlar şu üç halden birini kabul etmek zorundadırlar:
1- Her erkek bir kadınla evlenir, boşta kalan kadınlar, erkeksiz ve ailesiz, yuvasız
kalırlar.
2- Bir erkekle bir kadın evlenir, boşta kalan diğer iki kadını veya birini de gayri meşru
yolla elinin altında bulundurur. Fakat ona ev, aile ve çocuk hakkını tanımaz. Şayet kadın
çocuk isterse, gayri meşru yoldan elde eder. Öyle ki bu surette hem kendini hem de çocuğunu
en ağır ithamlar altında bırakır.
3- Bir erkek, birden fazla kadınla evlenerek, kadınlık şerefine uygun bir yuva kurar.
Çocuğu da sıcak bir aile yuvasının nimetlerinden faydalanır. Kadın kalbini günah kirinden
temizler ve onu büyük bir ızdıraptan kurtarır. Toplumu başıboşluktan, rezaletten, (nesep) soysop
bozukluğundan ve zina lekesinden kurtarır. Dolayısıyla nesiller meşru yollardan türemiş
olurlar.
Acaba bu durumlardan hangisi insanlığın, kadının, erkeğin ve toplumun şerefine daha
lâyıktır ve uygundur? Hangisi daha insanî ve daha üstün bir ilkedir?
Kadınla erkeğin sayısı birbirinden farklı olduğu zaman, çok evlilik zorunlu olur. Bu
sorunu çözmek için yukarıda geçen üç tercihten birini seçmemiz lazım gelir. Zira bu durum
sosyal ve ruhsal bir zorunluluktur. Bu gerçeği olduğu gibi kabullenmek durumundayız.
Günümüzde Hıristiyan Alman devleti, dini çok evliliği yasaklamış olmasına rağmen İslâm’ın
vermiş olduğu çok evlilik ruhsatını benimser bir tavır takınmıştır.
2
Bazen biri çıkar ortaya şöyle bir iddia atar. “Zamanımızda kadın çalışabiliyor. O halde
erkeksiz de yaşayabilir.” Evet aynen bu iddiayı öne sürer. Bu, Allah (c.c.)’ın yarattığı insana en
büyük iftiradır. Hakikatlere karşı ileri sürülmüş en büyük saçmalıktır. Çünkü kadının erkeğe
olan ihtiyacı, erkeğin kadına olan ihtiyacı gibi sadece yiyecek, giyecek gibi ihtiyaçlar değildir.
Bedenin ihtiyaçlarının yerini mal, yiyecek, içecek tutamaz. Aşağı yukarı her kadının
yaratılışında bir erkeğe psikolojik olarak bağlanma ihtiyacı vardır. Bu konuda erkeğin kadına
olan ihtiyacı da bundan hiç aşağı değildir. Çünkü bir kadının bir erkeği beğenmesi, o erkek
nazarında paha biçilmez bir yer tutar. Bu gerçekler karşısında, bazı dar görüşlü ve maddiyatçı
ekollerin: “Kadın nafakasının temini için erkeğe muhtaçtır, bu nedenle kadını evliliğe
zorlayan sebep ekonomik sıkıntılardır” şeklindeki sözlerinin hiçbir değeri yoktur. Çünkü
kadın erkeği, nafaka almadığı halde severse, sevdiği erkekten mal ve paradan almadığı huzuru
ve rahatlığı bulur. Mal vesile olmadığı halde, bu haz ve huzur nereden gelmektedir?
İki cinsin birleşmesinden hayatın devamlılığını isteyen en büyük kuvvet ve kudret
sahibi olan Allah Teâlâ (c.c.), insanoğluna bu özelliği vermiş bulunmaktadır. Bu arzuyu, insana,
onu yaratan vermiştir. Binaenaleyh bu iki cins arasında sayı bakımından bir dengesizlik
meydana gelirse en iyi, en doğru, en faziletli çözüm İslâm’ın ortaya koyduğu çözümdür.
İslâm’ın tanıdığı ruhsat dışında, hiçbir kanun bu durumu haysiyetli bir sonuca bağlayamaz.
Çünkü bu ruhsat, sayı fazlalığıyla mümkündür. Şayet sayılar arasında denge varsa, insan
istese de bu çok evlilik iznini, müsaadesini kullanma imkânını bulamaz.
Bu en açık hakikatleri dahi anlamayan kadın ve erkeklere acımaktan başka
yapabileceğimiz bir şey yok. Acaba kaç tane genç birden fazla evlilik yapmışta, diğer gençler
bekar kalmış, hangi insan çok evlilik yüzünden bekar kalmış, yuva kuramamış? İslâm’ın bu
iznine saldıran sapık şehvetperestlerin acaba kaç tane metresi var. Eğer onlar bu mevzuda
samimi iseler ilk önce bunu açıklasınlar. Binlerce garsoniyerler ne maksatla kullanılıyor, bu
hususta bir bilgi verebilirler mi acaba? Bu soruları daha da çoğaltmamız mümkündür. Tabi bu
arada yönetimleri de mazur görmemiz mümkün değildir. Zira bugün cemiyette bekar erkek ve
kadınlar fuhuş bataklığına yuvarlanıyorsa, bu hale devlet önlem almadığından, hatta bazı
şekillerde teşvik ettiğindendir.
Eğer yönetim İslâm’ın elinde olsaydı, evliliğe mani olan tüm ekonomik ve sosyal
nedenleri ortadan kaldırırdı. Çünkü İslâm, toplum içinde her noktada bir denge kurar ve
hayatın bütün ortaklarına sağlam garantiler verir. Bu garantilerden biri de bir kadının üzerine
bir başka kadının gelmemesidir. Koca bu şartı yerine getirir veya kadın bu şartı yerine
getirmeyen kocaya, hakkı olan boşanma davasını açar. O halde İslâm, davayı kökten
halletmektedir. Davanın parça parça dağılmış unsurlarını bir araya getirir. İslâm bazı
beyinsizlerin istedikleri gibi meseleyi parça parça ve sınırlı bir şekilde ele almaz. İnsanın
sadece ayaklarının dibini görmesiyle yetinmez. Tam aksine meseleyi bir bütün olarak ele alır
ve geniş bir şekilde değerlendirir.
İslâm bazı insanların fevkalâde özellikleri olduğunu ve bundan dolayı bir kadınla
yetinmeyip, bir kadından daha fazlasına ihtiyaç duyacağını bilir. Eğer böyle bir insan, bu
ihtiyacını evlilik yoluyla gideremezse, doğal olarak kendini gayri meşru yollarla tatmin etme
imkânlarını arayacaktır. Onun bu çirkin davranışı, öz yuvasındaki hanımını ürkütür, topluma
karşı içinde kuşkular doğurur ve böylelikle yuvanın emniyeti ve huzuru bozulur.
Acaba bu tür insanlara birden fazla evlilik imkânı tanımak, hem kendilerini, hem
başkalarını kirletmelerinden ve toplum içinde fuhşun oluşmasına meydan vermekten daha
hayırlı değil midir?
3
İSLÂM’DA ÇOK EVLİLİK (TEADDÜD-Ü ZEVCAT) -IINitekim
meşru ve şerefli evlenmeyi yasaklayan Avrupa’da fuhuş her yerde ve her
yönde korkunç bir şekilde gelişmiş, gayri meşru ilişkiler alabildiğine çoğalmıştır. Bunun
neticesi olarak Avrupa toplumu maddi ve manevi hastalıkların pençesine düşmüştür.
Eğer kadın erkek arasındaki dengesizlik, hayatı karıştırmaya sebep olmasaydı, birden
fazla evlilik yapmamak, bu harekete teşebbüs eden kimseleri frenlemek ve sınırı aştığı zaman
cezalandırmak, hiç şüphesiz her din ve nizamdan çok İslâm’a yakışırdı. Yüce İslâm’a karşı
mücadele edenler “Madem ki İslâm bu konuda rakamları belirleyici kılmaktadır, neden en
çok dört tanede karar kılmış ve bu kararı da rakamlara bırakmamıştır?” demektedirler. Bu
söz İslâm’ın karşısında bulunan kimselerin sadece mücadele etmek için ortaya attıkları bir
iddiadır. Çünkü birden fazla kadınla evlenmek İslâm nazarında bir ihtiyaçtan doğar. Bu
konuda ihtiyacın azamisi ise dörttür. Çünkü dengesizliğin en son safhası ancak bu miktara
erişebilir. Evlilik sayısını sınırlandırmış olması ise, İslâm’ın çok evliliği sadece mecburi
ihtiyaçtan dolayı kabullendiğini gösterir. Kural gereği değildir. Ayrıca, çok evlilik yapma
ruhsatı bazı adalet şartları ile de kayıtlıdır. “Şayet adalet yapamayacağınızdan endişe
ederseniz bir tane ile yetinin.” (Nisa:3). Burada kast edilen adalet, nafaka, nefsî ve bedenî
adalettir. Hayat açısından bir değişiklik meydana getirmeyen kalbî sevgiyi bir ayarda tutmak
ise insanın yapamayacağı bir iştir. Erkekten istenen, kadınlardan birine meyledip, diğer kadını
adeta kocasızmış gibi bırakmamaktır.
“Kadınlar arasında adaletli olmaya ne kadar çaba gösterseniz de asla buna güç
yetiremezsiniz. Hiç değilse birine büsbütün meyledip de ötekini kocasızmış gibi
bırakmayın.” (Nisa:129). Meseleyi tek yönlü ele alanlar, büyük bir yanılgı içindedirler. Birden
fazla evlilik yapmak, birinci kadına bir zarar veriyormuş gibi görünüyorsa da, o kadının zarara
uğradığı şeklindeki düşüncesi hiç de insaflı değildir. Bir an için kendisini kocasız bir kadın
yerine koysun. Acaba kendisi geçici bir dost mu olmak isterdi, yoksa şerefli bir eş olarak yuva
kurmak mı? Hiç şüphesiz eş olmayı tercih ederdi. İşte bu durumları göz önünde bulundurmak
gerekir. Hastalığı nedeniyle kadınlık vazifesini yapamayan bir hanımın durumunu düşünelim
veyahut kocasını seven fakat ona bir çocuk veremeyen bir kadına bakalım.
İslâm’ın bu izni, her bakımdan selâmeti celp etmek içindir. Bütün bunları yaparken de
kadının istek ve zarurî hallerini göz önünde bulundurur. Zarar ve kötülüğü tartmış ve
zararların en hafifini ilke edinmiştir. İslâm dışı hayvanî bir hayat yaşayan erkekle, kadınlara
gelince, onların İslâm’ın hesap hanesinde işleri yoktur. İslâm onların serkeşliğini tatmin
edecek seviyesizlikten çok uzak, üstün ve yüce bir dindir.
Velhamdülillahi Rabbi-l Âlemîn.