Allah Azze ve Celle,nin El Sıfatı
أبا هريرة يقول: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:
"ما تصدق أحد بصدقة من طيب، ولا يقبل الله إلا الطيب، إلا أخذها الرحمن بيمينه. وإن كانت تمرة. فتربو في كف الرحمن حتى تكون أعظم من الجبل. كما يربي أحدكم فلوه أو فصيله".
[ش (إلا أخذها الرحمن بيمينه) كني عن قبول الصدقة بأخذها في الكف، وعن تضعيف أجرها بالتربية. (فتربو) أي تزيد. قال تعالى: وما أتيتم من ربا ليربو في أموال الناس فلا يربو عند الله. (فلوه أو فصيله) قال أهل اللغة: الفلو المهرسمي بذلك لأنه فلي عن أمه، أي فصل وعزل. والفصيل ولد الناقة إذا فصل من أرضاع أمه. فعيل بمعنى مفعول. كجريح وقتيل بمعنى مجروح ومقتول. وفي الفلو لغتان فصيحتان: أفصحهما وأشهرهما فتح الفاء وضم اللام وتشديد الواو. والثانية كسر الفاء وإسكان اللام وتخفيف الواو].
{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı SAĞ ELİYLE kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }
Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi Ebu Hüreyre Hadisi Hasen Sahih tir dedi Şeyh Elbani de Ebu Hüreyre Hadisi için sahih,tir dedi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538
Ebu Hureyre radıyallahu anhuma,dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki; Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu; Adem oğlu zamana küfrederek bana eziyet etmek istiyor Halbuki zaman benim ve her şey benim elimdedir. Geceyi ve gündüzü de ben değiştiririm
Sahih: Müsned, 11/238, H.no:7244; Benzer rivayet için bk.II/272, H no:7669: 11/275 H.no:7702: 11/300. H.no:7975; H/394, H.no:9091; 11/395 H.no:91 1; II 491 Rno:10316, 11/496 H no:I0387; H/506, H.no:10526; Buhârî, Tevhîd, 35; Tefsıru 1-Kur ân, 45; Edcb, 101, Müslim, Elfâz, 1-6 ; Ebû Dâvûd, Edeb, 169, H.no:5214,Muvatta Kelâm, 3; Mamer. b. Râsid Cami' XI/436 H.ıo'20938; Nesâî, es-Sünenü l-kubra, Vl/4^7, H.no:11487, ibn Hibban Sahih VH/488, H.no:5685; Hâkim, 491-492. H no:3690 Taberânî. el-Mu'cemül-evsat IX/395-396, H.no:8851, Beyhaki III/365 H.no:6285; Humeydî, J1/«,W, 11/468, H.no:1096; Kudâî, MM.A, H/79, H.no:921, Deylemî, Firdevs, IH/180, H.no:4489.
Ebû Hüreyre'yi şunu söylerken işittim : Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem);
-Âdemle Musa münakaşa ettiler. Musa :
— Yâ Âdem, sen bizim babamızsın! Bizi mahrumiyete düşürdün ve bizi cennetten çıkardın! dedi. Âdem de ona :
— Sen Musa'sın! Allah seni kelâmıyle seçkin kıldı. Ve senin için (Tevratı) eliyle yazdı. Beni yaratmazdan kırk yıl önce Allah'ın bana takdir ettiği bir şeyden dolayı muaheze mi ediyorsun? dedi.
Müteakiben Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
-Böylece Âdem, Musa'ya galebe çaldı! Böylece Âdem, Musa'ya galebe
çaldı! buyurdular.
İbnü Ebî Ömer İle İbnü Atde hadîslerinde: «Biri (yazdı), diğeri: Senin için Tevrat'ı kendi Eliyle yazdı» demişlerdir.Sahih Müslim (2652)
ed-Darimi şöyle demiştir...
Abdullah b. Ömer der ki:
"Allah dört şeyi eliyle yaratmıştır: Arş, Kalem, Adn ve Adem Aleyhisselam, sonra diğer mahlukatına ol demiş olmuştur."
(Dârimi, er-Redd ala Bişr el-Müreysi, s. 35; el-Hâkim, II, 319, bu zât, bu isnadı sahih bir hadistir, ama Buhari ve Müslim rivayet etmemiştir, demiş, ez-Zehebî de ona muvafakat etmiştir. el-Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, II, 48)
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَمِينُ الرَّحْمَنِ مَلأَى سَحَّاءُ لَا يُغِيضُهَا اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ» قَالَ: «أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُنْذُ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ؟ فَإِنَّهُ لَمْ يَغِضْ مَا فِي يَمِينِهِ، وَعَرْشُهُ عَلَى المَاءِ، وَبِيَدِهِ الأُخْرَى المِيزَانُ يَرْفَعُ وَيَخْفِضُ».. وَهَذَا الْحَدِيثُ فِي تَفْسِيرِ هَذِهِ الْآيَةِ: {وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ} [المائدة: 64] وَهَذَا حَدِيثٌ قَدْ رَوَتْهُ الأَئِمَّةُ، نُؤْمِنُ بِهِ كَمَا جَاءَ مِنْ غَيْرِ أَنْ يُفَسَّرَ أَوْ يُتَوَهَّمَ، هَكَذَا قَالَ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الْأَئِمَّةِ: الثَّوْرِيُّ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَابْنُ عُيَيْنَةَ، وَابْنُ المُبَارَكِ أَنَّهُ تُرْوَى هَذِهِ الأَشْيَاءُ وَيُؤْمَنُ بِهَا وَلَا يُقَالُ كَيْفَ "
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Rahman olan Allah’ın eli dopdolu ve cömerttir. Gece, gündüz devamlı olarak vermesi onu eksiltmez. Söyleyiniz bakalım gökleri yarattığından beri neler vermiştir? Gerçek şu ki onun elindeki eksilmemiştir. O’nun arşı su üzerindedir. Diğer elinde de terazi vardır. Alçaltan ve yükselten de O’dur.” (Bu ayet Maide 64. ayet üzerine inmiştir.)
هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ
الألباني : صحيح
Tirmizî dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şeyh El-Elbani de sahih olduğunu söyledi.Sünen Tirmizi: Hadis no: 3045
Bu hadis maide sûresi 64. ayetinin tefsiridir. Bu hadis hakkında âlimler şöyle diyorlar: Bu tür hadislere bize geldiği şekilde yoruma gitmeksizin vehme kapılmaksızın inanırız. Bunu pek çok imamla birlikte Sevrî, Malik b. Enes, İbn Uyeyne, İbn’ül Mübarek böyle söylemişlerdir. Şöyle ki bu tür hadisler aktarılır onlara inanılır nasıl ve niçin diye sorulmaz.
Allah, şöyle buyurmaktadır: “(Rabb’in ona) dedi ki: Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?...” Sâd, 38/75.
“…Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir… Fetih, 48/10. Ayrıca bkz. Mâide, 5/64.
Peygamber sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: Allah’ın eli öyle doludur ki gece gündüz ondan devamlı akar Siz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığından beri infak ettiği şeyleri gördünüzmü Çünkü bütün bu verdikleri bile O’nun sağ elindekileri hiçbir şekilde eksiltememiştir Ahmed(2 242 283 313 500) Buhari(4684 5352/7411 7419/7496)Müslim (993) İbn Ebi Asım es-Sunne (780)
Abdullah b.Ömer demiştir ki : Rasülullah,ı (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim :Cebbar gökleri ve yeri eline alacak;-Elini yumdu.Sonra onu açıp kapayarak Sonra Ben Cebbar,ım ben Melik,im Nerde o cebbarlar Nerede o mütekebbirler buyuracak; Rasülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu söylerken sağa sola sallanmaya başladı.Baktım minber tepeden tırnağa sallanıyordu.Hatta yoksa Allah Rasülü,yle (sallallahu aleyhi ve sellem) beraber yıkılacak mı diye düşünmeye başladım. Hadisi el-Mu,cemu,l-kebir,de rivayet eden Taberani Bunu Yahya b.Bükeyr bu şekilde Abdullah b.Amr,dan nakletmiştir.Başkası ise son ravi olarak Abdullah b.Ömer,i telaffuz etmiştir açıklamasını yapmıştır.Rivayetin ravileri Sahih,in ravileridir (Mecma,uz-Zevaid ve Menbau,l-Fevaid c.1.s.213 No : 275)
Nuaym b.Hemmar,ın bildirdiğine göre Rasülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mizan Rahman,ın elindedir; O bir takım milletleri yükseltirken diğerlerini alçaltır buyurmuştur. Hadisi Bezzar rivayet etmiş olup ravileri sahih,in ravileridir.( Mecma,uz-Zevaid ve Menbau,l-Fevaid.c.1.s.214 No : 277)
Suddi İbn Abbas (r.a) şunu aktarır : Adem Rabbından kelimeler belleyip aldı Yani Adem (a.s) dedi ki : Ey Rabbım beni kendi elinle yaratmadınmı?(Allah) evet yarattım buyurdu…hadis devam ediyor……Bunu Avf,Sa,id İbn Cübeyr ve Said İbn Ma,bed İbn Abbas,dan benzer şekilde rivayet ederler Hakim de Müstedrek,inde Sa,id İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas,dan rivayet eder ve isnadının Sahih olduğunu söyler….(İbn Kesir Tevsiri Bakara/37 ayetin tevsiri…..Hakim Müstedred.II.261)
El Sıfatının Kudret veya Nimet Anlamında Tevil Edilmesinin Batıllığı ve Bunun Reddi
“El” lafzının, tesniye (iki el) olarak ne nimet, ne de kudret anlamında hiç kullanıldığı görülmemiştir. Zâten dilde müfred, çoğul yerine ve çoğul (cem), müfred yerine kullanılmıştır. Ancak tesniyenin müfred yerine veya müfredin tesniye yerine kullanıldığına şâhid olunmamıştır Âyette “Muhakkak ki insan hüsrandadır” denilmiştir. “İnsan” lafzı müfred olduğu halde çoğul ifade etmektedir. Dilde bunun tersi de mümkündür. Ancak kişi “yanımda bir adam var diyerek, iki kişiyi kastedemez” veya “yanımda iki kişi vardır” diyerek cins ismini kastedemez.İki rakamı sadece kendi sayısını ifade eder.Bir ise bazen cinse de delâlet eder.Çoğul’da aynı şekilde cinse delâlet eder ve bir kişinin katılımıyla cins gerçeklesmis olur.
Dolayısıyla “kendi ellerimle yarattığım âyetinin kudret manasında te’vîl edilmesi asla câiz değildir. Çünkü kudret, müfred bir sıfattır. İki lafzıyla bir olanı tabir etmek câiz değildir. Aynı sekilde onunla “nimet”in kastedilmiş olması da mümkün değildir. Zira Allâh’ın nimetleri, sayılamayacak kadar çoktur. Onları tesniye sigasıyla ifade etmek uygun düşmemektedir.
Yine âyette geçen “bi-yedeyye (بيدي) (iki elimle) tabiri (لما خلقت بيدي) “Bu benim kendimin yarattığı”şeklinde te’kid olarak da te’vîl edilemez. Çünkü te’kid yapılmak istenildiğinde fiil direk “el”e izâfe edilir. Bu duruma uygun olarak âyetlerde, “iki elinin yaptığından ötürü” ellerinizin yaptığından ötürüve “ellerimizin yaptıklarıyla yarattığımız hayvanlar denilmiştir.
Bu âyette ise fiil, fâile izâfe edilmis ve “be (ب) harfiyle müteaddî (geçişli) kılınmıştır. Bu da onun elleriyle yarattığını gösterir. Buradaki geçişin (müteaddî) amacı bu manayı sağlamaktır. Aksi halde bu lüzumsuz bir ziyade olur. Bu ne arap ne de acem dillerinde bulunur. Fasih Arapça konuşan birisinin elleriyle yaptığını kastetmeden bunu ellerimle yaptım”demesi mümkün değildir. Kişi elleri yokken “ellerimle yaptım” demez.
Yine farzedelim ki, “el” lafzıyla hem hakîkate hem de nimet ve kudrete kinâye yoluyla delâlet edebilsin. Burada onu, nimet veya kudrete kinâye kılmak için bir sebep bulunmamaktadır. “El”in bir organ olduğu ve bunun Allâh için uygun olamayacağı gerekçesi de geçerli değildir. Mahlûkatın eline benzer bir eli onun için düşünmek elbette yanlıstır. Ancak mahlûkatınkine asla benzemeyen, onun zâtına layık bir “el” onun için neden olmasın? Akıl ve nakilde buna engel teşkil edecek bir husus yoktur. Bu mümkün olduğuna göre kelimeyi neden aslından mecâza sarfedelim. Ayrıca ne Allâh’ın kitâbında ne Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem’ın sünnetinde ve ne de ümmetin imâmlarından gelen rivâyetlerde onların, “el”den kasıt, zâhiri anlamda değildir dediklerine rastlayamayız. Kur’ân’da “el”i hakîkatı üzere almaya engel teşkil edebilecek bir durum da söz konusu değildir. Sedece “Allâh birdir” , “Onun benzeri yoktur gibi ifadeler vardır ki, bunlar ancak tecsim ve teşbîh gibi hususları yasaklamaktadır. Onun celâline yakışır bir “el”i ona izâfe etmeyi engelleyecek bir durum hiçbir şekilde söz konusu değildir.
Kur’ân ve sünnette bu derece yoğun olarak geçen bir tabirin zâhirinin murâd edilmediği nasıl olur da bize, Allâh, onun resûlü ve onun sahabileri, hatta tabileri tarafından bildirilmemiş olsun ki, ta ki Cehm b. Safvan ve Bisr b. Ğıyyâs gibileri gelip de bunu bildirmiş olsun.
Ayrıca, Allâh’ın hakîkî manada el sahibi olduğu hususunda Kur’ân’da ve Sünnette birçok delil bulunmaktadır. Kur’ân’daki delillerden biri şudur: Allâh Teâ’lâ, Âdem (a.s.)’i üstün kıldığını ve meleklerin ona secde etmelerinin gerektiğini belirtmektedir. Eğer bu âyetteki “el” tabiri, kudretten veya nimetten kinâye olsaydı, bu efdaliyet ortadan kalkardı. Çünkü Allâh, iblis de dahil olmak üzere bütün mahlukatı kudretiyle yaratmıştır. Bu da Âdem (a.s)’in bizzat Allâh tarafından yaratılmışolduğunu gösterir.