You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İNANÇ SAHİBİ TOPLUM

İNANÇ SAHİBİ TOPLUM

Üye
İNANÇ SAHİBİ TOPLUM
Bismillâhirrahmânirrahîm
İslâm toplumu ister amelî olsun, ister teorik (nazarî) olsun, ister tarihî olsun, cahilî ve
düşman fikirlere karşı, diğer toplumlara nazaran daha çok men edici ve daha çok davasını
koruyucu olmalıdır. Ancak bilinen bir çok engeller sonucu, İslâm toplumu koruyuculuğunu ve
kötülükleri engelleyici özelliğini kaybetti. Bunun açık görüntüsü ise dünyada ne kadar
sapıklık, kötü düşünceler ve akımlar varsa, mutlaka İslâm dünyasında da bunlara özenen ve
yaşayan bir gurup bulabilirsin. Bunlara öncülük eden, bunların bayraktarlığını yapan kimseler
görürsün. Savunucular, davetçiler, propagandacılar ve daha neler neler… Öyle ki İslâm
dünyası her türlü fikrî mikrobun gelişme alanı haline gelmiş durumdadır. İslâm dünyasının
kalbi her türlü rüzgara ve dalgalanmaya açık hale gelmiştir.
Gayet açık olarak ortadadır ki, Allah (c.c.)’ın hükmü, en güzel ve en sağlam olan
hükümdür. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “(Biz Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır.) Allah’tan
daha güzel boyası olan kimdir? Biz O’na kulluk edenleriz.” (Bakara:138). “Şüphesiz, o bizim
katımızda olan Ana kitaptadır. Çok Yücedir, hüküm ve hikmet doludur.” (Zuhruf:4).
Bundan çıkan sonuç şudur: Bir şey ki ne zaman onun Allah (c.c.)’ın hükmü olduğu
bilinirse, hemen ona sarılmak gerekir. Bazen de o şeyin Allah (c.c.)’ın hükmü olduğuna dair
kitap ve sünnetten delil istenebilir. Ancak onun Allah (c.c.)’ın hükmü olduğunu bilince de, ona
teslim olur ve boyun eğer. Zaten bu olmadan da İslâm olmaz. Nitekim Rabbimiz buyuruyor:
“Sonra senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı bulunmaksızın tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa:65).
Şurası açık bir gerçektir ki, çağdaş Müslüman bu açıklığı, bu kesinliği kaybetmiştir.
Bu kaybedilince peşinden İslâm’a teslim olmayı ve neticede de İslâm’ı kaybetmiş oluyor.
Günümüz Müslümanı, Allah (c.c.)’ın hükmünün en güzel olduğuna ait delili Kitap ve sünnetten
istemekle yetinmiyor. Buna ilgisiz kalıyor, aksine akla ve deneye dayanan deliller istiyor.
Allah (c.c.)’ın her hükmünün güzel olduğuna ilişkin aklî ve deneye dayalı delili arıyor.
Bizler kesin olarak inanıyor ve biliyoruz ki, elde bir delil olsun yada olmasın, Allah
(c.c.)’ın hükmü her zaman en güzel ve en üstündür. Başka hükümlerle hiçbir zaman bir
tutulamaz, kıyaslanamaz. Ancak bir hüküm konusunda burhan ve deliller hakkında bildiğimiz
yoksa veya eksikse ne demeli? Bugün Müslüman bunu tartışma ve münakaşa konusu yapmaktadır.
Sanki kendisinin bunu kabul etmede veya kabul etmemede bir iradesi varmış gibi…
Neden erkeklere altın takınmak haram olsun, bu ziynet ve süs değil mi? Aynı şekilde
ipek neden haram olsun ki? Musiki neden haram ve yasak olabiliyor ki? Bu insanların
duygularını harekete geçirmiyor mu? Tatlı ve hoş değimli? Bunlar Allah (c.c.)’ın hükmüdür
denilince, delil olarak onlar “Allah (c.c.)’ın hükmüdür” ifadesiyle tatmin olamamaktadırlar.
Müslüman’ın bunu terk etmesi ve ikna olabilmesi için kesin aklî ve bilimsel delil istiyor.
Çağdaş Müslüman tüm bu gerçekleri kaybetmiş durumda. Sadece bu gerçeği kalbinin
derinliğinde hisseden ve bu açıklık ve güzelliği Allah (c.c.)’ın dilediğince bilen kimseler
müstesna. Bunu kavrayanlar, Allah (c.c.)’ın hükmünün en güzel olduğunu bilirler. Çünkü
bilirler ki, Allah (c.c.) bilir de biz bilemeyiz.
Peki bütün bunlar nasıl meydana geldi? Evet bütün bunlar hürriyet aldatmacası ile
aramıza girdi. Bu tohumları aramıza atanlar ise İslâm’ın, hatta beşeriyetin düşmanı
Yahudilerdir ve onların uşaklarıdır. Bunlar bütün dünyayı aldattılar ve aldatmaya da devam
ediyorlar. İnsanlar sanki özgürlükleri arttıkça daha da gelişiyor. Fakat bu defa kendini tüm
sorumluluklardan kurtarmış görüyor. Hiçbir bağlılık istemiyor, hiçbir kötülüğe de aldırmıyor.
2
Irz ve namuslara saldırmayı hoş görüyor. Bu anlamdaki bağlardan ve kayıtlardan tamamen
kurtulmak istiyor. Mal, mülk ve benzeri her şeyi istediği gibi kullanmak hakkını kendisinde
görüyor. Her türlü sapıklık kendisine tabii geliyor. İnsanlar hiç düşünmeden, hiçbir engel
tanımadan uçuruma doğru koşuyorlar. Sadece Allah (c.c.)’ın korudukları kimseler bunlardan
müstesna…
Bütün bunların yanında bugün düzenli çalışmalarla, İslâm’ın her alanda kültürü
yıkılmaya çalışılmaktadır. Müslümanların çocuklarını İslâm’dan uzaklaştırmak için her çareye
başvurulmaktadır. İslâm kültürünün yıkılması için hemen her taraftan, İslâm beldeleri
kuşatılmış durumdadır.
İslâm tarihini mi ele almak istiyorsun? Onu ortaya koymaya çalışanları adeta bununla
İslâm’ın değişik düşmanlarına hizmet ediyor bulursun. Çünkü hakikatler çarpıtılarak
aktarılmaktadır. Öyle ki İslâm kültürünü öldürmeye varabilecek değişiklikler yapılarak
öğretiliyor. Resûlüllah (s.a.v.)’ın sünnetini mi ele almak istiyorsun? Onda da şüpheler meydana
getirilerek öneminin kaybedilmesine çalışılmaktadır. İslâm fıkhı üzerinde fırtınalar kopartılarak
Müslümanlar sapıttırılmaya çalışılmaktadır. Kur'an-ı Kerim’e de dil uzatacak noktaya
gelinmektedir.
Öyle ki bugünkü İslâm dünyasında yapılan çalışmalarla, Müslümanlar ile İslâm
arasında bir çok engeller oluşturulmaktadır. Ayrıca İslâm için çalışan her türlü teşkilatlar
kötüleniyor, halkın nazarından düşürülmeye çalışılmaktadır. Bilindiği üzere İslâm, Allah
(c.c.)’a ve Resûlüne (s.a.v.) iman esasına dayanır. Bakıyoruz ki, tüm gayret ve çabalar içte ve
dışta bu iki esas hakkında şüpheler üretiliyor, saldırılar her geçen gün yoğunlaşıyor. Hatta
İslâm düşmanları, eğitim ve öğretim kurumlarını, hem de bunların resmî olanlarını dahi ele
geçirmiş durumdadır. Bunları değişik metot ve programlarla yönlendiriyorlar. Müslümanlar
kendilerine ait olan İslâm kültürünün her türlü güzelliğini kaybetmiş durumda bulunmaktadır.
Tüm İslâmî ölçüler, İslâmî kültür değişince Müslümanlar adeta ortada kaldı. Sudan
çıkmış balığa döndü. Öyle ki kitap ve sünnet ölçüsü adeta kaybolmuş duruma geldi. Örnek mi
istiyorsun? İşte kişinin Allah (c.c.) ile olan münasebetinde doğruluk ölçüsüne misaller olarak şu
âyet-i kerimeleri görelim: “Mü'minlerden öyle erkek adamlar vardır ki, üzerinde Allah ile
yaptıklar ahde sadakat gösterdiler. Böylece onların kimi adağını gerçekleştirdi (şehid oldu).
Kimi de beklemektedir.” (Ahzab:23). Bu âyette belirtildiği gibi sadık kimse, ya Allah (c.c.)
yolunda öldürülen bir adam veya Allah (c.c.) yolunda öldürülmeye hazır bekleyen kimsedir.
Nitekim Rabbimiz buyuruyor: “Mü'min olanlar ancak o kimselerdir ki, onlar Allah’a ve
Resûlüne iman ettiler. Sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve
canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların tâ kendileridir.” (Hucurat:15). “Yüzlerinizi
doğudan ve batıdan çevirmeniz iyilik (Birr, Takva ve itaat) değildir. Ama iyilik, Allah’a,
ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve Peygamberlere iman eden, ona olan sevgisine rağmen
malı, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyip dilenene ve kölelere
(özgürlük için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine
vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenler
(in tutumu ve davranışıdır). İşte bunlar, sadık olanlardır ve takva sahibi olanlar da
bunlardır.” (Bakara:17). Görüldüğü gibi sadık, söz doğruluğu yanında diğer sayılan tüm
hususları içermektedir.
Fakat bugünün Müslümanlarına gelince, kimisi sıdk yani doğruluğu sadece Allah (c.c.)’ı
zikretmek olarak değerlendirmekte, kimisi sadece kişinin sözde doğruluğu diye kabul
etmektedir. Kimisi şöyle ve kimisi de böyle değerlendirmektedir. Fakat esas ölçü ise kaybedilmiştir.
Şimdi de başka bir örnek verelim: İman ve İslâm ölçüsü… Bu iki ölçü Kitap ve
sünnette şu şekilde ifade edilmektedir:
3
İNANÇ SAHİBİ TOPLUM -II-
1- Müslüman’ın münker karşısındaki tutumu, onun iman ve İslâm’a ne denli değer
verdiğinin örneğidir. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Sizden her kim münkeri görürse
onu hemen eliyle (güç kullanarak) değiştirsin. Şayet buna gücü yetmezse, diliyle onu değiştirsin.
Eğer buna da gücü yetmezse, kalbiyle bunu istemesin, buğz etsin. İşte bu (üçüncüsü)
imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Sünen sahipleri ve Ahmed b. Hanbel Müsnedinde rivayet etmiştir.).
Kötülük karşısında Müslüman’ın tutumu, onun iman ve İslâm derecesinin ölçüsüdür.
2- Resûlüllah (s.a.v.) bir diğer hadislerinde şöyle buyuruyorlar: “Benden önceki
ümmetlere gönderilen hiçbir Peygamber yoktur ki, mutlaka Allah (c.c.), o Peygambere
ümmeti içerisinden yardımcılar ve arkadaşlar vermesin. Bunlar O’nun sünnetini alıyorlar
ve emirlerine uyuyorlardı. Daha sonra bunların yerlerine öylesi bir takım kimseler geldiler
ki, yapmadıklarını söylüyorlar, emrolunmadıkları şeyleri yapıyorlar. İşte her kim
böyleleriyle eliyle (güç kullanarak) cihad ederse o mü'mindir. Ve kim de kalbiyle cihad
ederse o da mü'mindir. Artık bunun ötesinde ise imandan bir hardal (zerre) kadar eser
yoktur.” (Müslim, İman bahsi).
Bu hadis-i şerifte iman ölçüsü olarak, Allah (c.c.)’ın emirlerinden yüz çevirenlere karşı
cihad gösterilmektedir.
3- Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Mü'minler öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman
yürekleri ürperir, O’nun âyetleri onlara okunduğunda imanlarını artırır ve yalnızca
Rablerine tevekkül ederler. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden infak ederler. İşte gerçek mü'minler bunlardır.” (Enfal:2-4).
İşte kitap ve sünnette iman ve İslâm’ın ölçüsü budur. Fakat günümüz Müslümanlarına
gelince, kimisi iman denilince sadece tasdikten ve doğrulamaktan ibaret sayıyor, kimi de
sadece nefis yada kalp temizliğini esas alıyor. Sen kalp temizliğine bak diyor. Kimisinin ise
bu, dilinde laklakadan ve şakşakadan öteye geçmemektedir. Sadece sözden ibarettir.
Bugün tabir yerinde ise tam bir İslâmî enflasyon vardır. Herkesin İslâm’ı anlayış ve
kavrayışları farklı farklı hale gelmiş bulunmaktadır. Durum böyle olunca farzlar unutulmuş,
nafileler de adeta farz gibi algılanmaya başlamıştır. Halbuki Müslümanların birliği farzdır.
Birbirlerini sevmeleri de aynen farzdır. İslâm kardeşliği de farzdır. Mü'minlerin velâyetlerini
birbirlerine vermeleri de farzdır. Kafirleri dost edinmemek ve onlara velâyet yetkisi
vermemekte farzdır. İşte tüm bu farzlar adeta mübah hale getirilmiştir. Aralarında gereksiz bir
ihtilaf nedeniyle mü'minler birbirlerine düşman olmuşlar, basit işler nedeniyle paramparça
olmuşlardır. Kimisi velâyet yetkisini kafirlere veriyor, bunu mü'minlerden esirgiyor, kafirlere
dostluk besliyor da mü'minlerle dost geçinmeye yanaşmıyor. Sanki tüm bunlar pek ehemiyetsiz
şeyler imiş gibi görülmektedir. Halbuki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle
buyurmaktadır: “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de
iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, Ebû Davud, Tirmizi ve İbn-i Mâce).
Rabbimiz de şöyle buyuruyor: “Münafıklara müjde ver. Onlar için gerçekten acıklı
bir azap vardır. Onlar mü'minleri bırakıp da kafirleri dost (veliler) edinirler.” (Nisa:138-139).
Başka söze ne hacet, Rabbimiz bizleri lütfuyla uyandırsın. Amin.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.