You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İmana aykırı düşen Sözler

İmana aykırı düşen Sözler

هل أنا حقاً أنا ؟
İmana aykırı düşen Sözler
“ALLAH GELSE, ELİMDEN ALAMAZ!”

Bir öfke sonucu düşünmeden bu sözü söyleyen kişinin Allah’ın gücü ve kudreti konusunda en ufak bir bilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Bir kere Allah’ın gücünün ve kudretinin ne bir sınırı vardır, ne bir hududu... Çünkü Allah’ın kudreti sonsuzdur, sınırsızdır. “Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” yani “O’nun her şeye gücü yeter” ifadesi, Kur’an’da 40-50 yerde geçiyor.

“Her şey” derken, bu ifadenin içine girmeyen kalmıyor. Allah’ın kendi Zât’ı (celle celaluhu) dışında, varlık âleminde bulunan, Allah tarafından yaratılmış olan, aklımıza gelen gelmeyen bütün yaratıklar bu “her şey”in içindedir.

“Allah’ın şuna gücü yeter, buna yetmez; şunu yapar, bunu yapamaz; şu kişiyle baş eder, bu kimseyle baş edemez” diye bir şey söz konusu olamaz.

Bu ifadeler bir insan olarak, bizim için söylenebilir. Mesela, ben 10 kiloyu çok rahat kaldırırım, 20-30 kiloda biraz zorlanırım, 50 kiloda çok zorlanırım; ama 100 kiloyu asla kaldıramam.

Neden? Çünkü benim gücüm ve kudretim bellidir. Ama Cenab-ı Hak için, ağır-hafif, büyük-küçük, az-çok, aşağı-yukarı gibi kavramlardan söz edilmez.

Allah’ın kudreti karşısında bir sinekle dünyamızdan bir milyon üç yüz bin defa büyük olan güneş aynıdır.

Ufacık bir sineği aynı kolaylıkla havada tuttuğu ve uçurduğu gibi, koca güneşi aynı kolaylıkla uzayda tutar ve seyrettirir. İçinde milyarlarca yıldızın yer aldığı galaksiyi de aynı kolaylıkla uzayda gezdirir.

Bu açıdan bilir bilmez biçimde, olur olmaz yerde, anlamlı anlamsız durumlarda, ne manaya geldiğini düşünmeden ileri geri konuşup, “Allah gelse, seni elimden alamaz.” gibi sözlerin hiçbir değeri, kıymeti ve anlamı yoktur. Bu değerlendirme, yazımızdaki diğer ifade kalıpları için de geçerlidir.

“BURASI ALLAH’IN UNUTTUĞU YER!”

Bu da çok tehlikeli bir ifade kalıbıdır. Allah’ın unutması mümkün mü? Dünyada yan yana gelmeyecek iki kelime varsa, o da “Allah” ve “unutma” kelimeleridir.

Kur’an, Allah’a “unutma” yakıştırmasını şiddetle reddediyor, Musa aleyhisselamın diliyle Kur’an diyor ki: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim yanılmaz ve unutmaz.” (Tâhâ, 20/52)

Cebrail aleyhisselamın ağzından da şu gerçeği dile getiriyor:

“Biz ancak Rabb’imizin emriyle ineriz. Geçmişimiz, geleceğimiz ve ikisi arasındaki her şey O’na aittir. Ve Rabbim hiçbir şeyi unutmaz.” (Meryem, 19/64)

Bundan dolayı Allah için “unutma” kelimesini kullanmak hem caiz değildir, hem de insanın ayağını kaydırır, kişiyi inançsızlık/imansızlık çukuruna yaklaştırır. Çünkü “unutmak” noksan bir sıfattır. Allah ise bütün noksan ve eksik sıfatlardan beridir ve uzaktır. Böyle bir ifadeyi mecaz manasında kullanmak da doğru değildir. Bir mümin, hangi manayı kasdederse etsin ağzına, neticesi itibariyle kendisini çıkmaz sokaklara götürecek böylesi tehlikeli sözleri alıştırmamalıdır.

“BU ADAM ALLAH’LIĞIN BİRİ!”

Bu söz, imana ve inanca leke getiren, insanın kalbini rencide eden, bir yerde vicdanı sızlatan bir yakıştırma… Çoğu zaman bu ve benzeri sözler rastgele, gelişigüzel kullanılıyor, sözün nereye vardığı hiç mi hiç düşünülmüyor, hesabı kitabı yapılmadan dillerde gezip duruyor. Halbuki bu sözler sakıncalı sözlerdir. Her yönüyle saçma ve bayağı ifadelerdir.

TDK sözlüğü, “Allah’lık” kelimesi için şöyle bir açıklama getiriyor: “Kendisinden hiçbir işte yararlık umulmayan saf ve zararsız kimse.” Bir de örnek cümle veriyor: “Bu adam Allah’lığın biri, elinden hiçbir şey gelmiyor.”

Günlük dilde de şu şekilde dönüp dolaşıyor:

“İşiniz Allah’lık”, “Allah’lık adam”, “Allah’lık Ali Bey misali”, “Tam Allah’lık bir hal, ahı gitmiş vahı kalmış.”

Dikkat edilirse, bilgisiz, beceriksiz, sorunlu ve hiçbir işe yaramayan insanlar bu sözlerle anlatılıyor. Sanki insan Allah’a yaklaşırsa, Allah’a kul olmaya çalışırsa, Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirirse aptal/budala ve sefil bir hale gelirmiş gibi bir mana çıkıyor.

Yahut bir iş yolunda gitmiyorsa, planlandığı ve düşünüldüğü gibi bir sonuca varılamıyorsa, suç Allah’a atılıyor, hata Allah’a mal ediliyor. Böylece insan farkına bile varmadan Allah’a isyan ediyor. Oysa beceriksizlik insanın kendinden kaynaklanır, dağınıklık kişinin kendi ihmali ve tembelliği sonucudur. Neden Allah’a verilsin, bu konularda niçin Allah suçlansın?

Kur’an bu konuda diyor ki: “Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûra, 42/30)

“ALLAH BABA KIZAR!”

Allah’a baba ve oğul isnadı yapılmaz, caiz de değildir, mümkün de değildir. Böyle bir sözü, bir Müslüman söylememelidir. Çünkü mesele doğrudan doğruya Allah’ın birliği ile alakalıdır. Bir kere bütün babaları ve oğulları, erkekleri ve kızları yaratan Allah’tır. Yaratıcı, yaratılan olamaz. İslamî deyimle Hâlık, mahluk olmaz. Böyle bir sözü ve inancı kesin olarak Kur’an reddeder. Hepimizin bildiği İhlas Suresi’nde, “Lem yelid velem yûled” diyoruz. Bunun anlamı, “O doğurmamış ve doğurulmamıştır” demektir. Yani, doğanlar ve doğurulanlar Yaratıcı ve Allah olamaz.

Yabancı filmlerdeki sözler olduğu gibi tercüme ederek söylendiği ve bazı eski Türk filmlerinde düşünülmeden bilinçsizce kullanıldığı için bu batıl inanç ve ifade, dilimize bu filmler kanalıyla geçmiştir. Böyle bir sözü söylemek doğru değildir.

“KADER UTANSIN.. KAHPE KADER!”

Kaderi suçlayan o kadar söz var ki, saymakla bitmez. Kendine söz geçiremeyen, kadere taş atar. Kimseyi suçlayamayan, kaderi taşlar. Karşısındakine gücü yetmeyen kadere yüklenir. Böyle bir kör dövüşüdür gider. Kime vurduğunu bilemez, vurduğu yeri göremez, rastgele hücum eder. Beceriksizliğini, tembelliğini ve bilgisizliğini kendi üstüne almaz, eline geçen taşı kadere fırlatır, durur. “Kader utansın” der. Kader ne yapmış ki utansın, kaderin utanacağı neyi vardır? Gerçekten utanması gereken birisi varsa, o da kişinin kendisidir aslında.

Kader bir suç işlememiş, bir hata yapmamış, bir yanlışa girmemiştir. Suçu işleyen, hatayı yapan, yanlışa giren kişinin kendisi; neden kader hatalı olsun? Geçen zaman içinde daha büyük bir kayba uğramış, daha büyük bir zarar etmiş, daha büyük bir belaya çarpılmışsa, kadere olan kızgınlığının dozunu biraz daha artırır.

Bu sefer ağzından çıkanı kulağı duymaz halde, söylediği sözlerin nerelere vardığını düşünmez biçimde, açar ağzını, yumar gözünü, Allah muhafaza “kahpe kader” deyiverir. Bu sözler insanı o kadar boşluğa atar, o kadar uçuruma sürükler ve o kadar sert bir duvara toslatır ki, insanı iman dairesinden çıkarabilir…

Bu gereksiz ve yersiz sözlerin hiçbirinin bir Müslüman’ın ağzından çıkmaması lazım… İnanan bir insanın böyle sözleri söylememesi gerekir. Söylenmemesi bir tarafa, bu sözlere karşı tavır koymalı, böyle sözlerin toplumda barınmasına, tutunmasına meydan vermemelidir.

“SENİNLE CENNET’E BİLE GİRMEM!”

Karşısındakine o kadar kızmış, o kadar öfkelenmiş, o kadar içerlemiş, o kadar kin ve nefret duymuş ki, Cennet’te bile onunla birlikte olmak istemiyor. Bu durumdaki ve bu kanaatteki bir kişiye “Cennet’e girmen kesinleşse, fakat şu kişiyle girmen gerekir, başka türlü girmen mümkün değil” dense, sözünün nereye gittiğini bile düşünmeden, “Allah korusun, onunla mı, asla, Allah yazdıysa bozsun” gibi sözleri bile sarf edebilir. Hatta, “Eğer Allah bana şu kişiyle Cennet’e girmeyi emretse, girmem” diyecek kadar, hiç hesap kitap etmeden Allah’ın emrine bile karşı gelmeyi göze alabilir.

Cennet, Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği bir yer, her türlü nimetinin bolca bulunduğu bir âlem, altı iman rüknünden âhirete imanın bir parçası ve bir âhiret yurdu…

Cennet ve ebedi hayat ve sonsuz saadet Cenab-ı Hakk'ın mü’min kullarına sırf bir hediyesi, ikramı ve özel bir ödülüdür. Bu ödülü reddetmek, bir dostunuzun verdiği bir hediyeyi reddetmek gibi değildir, öyle düşünülmez. Bu, Allah’a isyandır, Allah’a başkaldırmak, Allah’a karşı gelmektir, Allah’ın rahmetini reddetmektir.

Çünkü Rabbimiz mü’min kullarını Cennet’e davet ediyor ve buyuruyor ki: “Allah, sizi izniyle Cennet’e ve bağışlanmaya çağırıyor.” (Bakara, 2/221)

Bu ve bunun gibi pek çok âyette yapılan Allah’ın davetini sırt çevirir bir anlamda, ileri geri konuşarak, bilir bilmez laf ederek “Onunla Cennet’e bile gitmem” sözlerini sarf etmek, insanı çok büyük kayıplara sürükler. Gerçi kişi, “Ben bu sözü bahsini ettiğiniz manada kullanmıyorum” dese de bir müminin ağzından böylesi ifadeler çıkmamalı.


(Mehmet Paksu, İnsanı Uçuruma Götüren Sözlerden)
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumun Uykucu Ninesi
RE: İmana aykırı düşen Sözler
“SENİNLE CENNET’E BİLE GİRMEM!”

Karşısındakine o kadar kızmış, o kadar öfkelenmiş, o kadar içerlemiş, o kadar kin ve nefret duymuş ki, Cennet’te bile onunla birlikte olmak istemiyor. Bu durumdaki ve bu kanaatteki bir kişiye “Cennet’e girmen kesinleşse, fakat şu kişiyle girmen gerekir, başka türlü girmen mümkün değil” dense, sözünün nereye gittiğini bile düşünmeden, “Allah korusun, onunla mı, asla, Allah yazdıysa bozsun” gibi sözleri bile sarf edebilir. Hatta, “Eğer Allah bana şu kişiyle Cennet’e girmeyi emretse, girmem” diyecek kadar, hiç hesap kitap etmeden Allah’ın emrine bile karşı gelmeyi göze alabilir.

Cennet, Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği bir yer, her türlü nimetinin bolca bulunduğu bir âlem, altı iman rüknünden âhirete imanın bir parçası ve bir âhiret yurdu…

Cennet ve ebedi hayat ve sonsuz saadet Cenab-ı Hakk'ın mü’min kullarına sırf bir hediyesi, ikramı ve özel bir ödülüdür. Bu ödülü reddetmek, bir dostunuzun verdiği bir hediyeyi reddetmek gibi değildir, öyle düşünülmez. Bu, Allah’a isyandır, Allah’a başkaldırmak, Allah’a karşı gelmektir, Allah’ın rahmetini reddetmektir.

Çünkü Rabbimiz mü’min kullarını Cennet’e davet ediyor ve buyuruyor ki: “Allah, sizi izniyle Cennet’e ve bağışlanmaya çağırıyor.” (Bakara, 2/221)

Bu ve bunun gibi pek çok âyette yapılan Allah’ın davetini sırt çevirir bir anlamda, ileri geri konuşarak, bilir bilmez laf ederek “Onunla Cennet’e bile gitmem” sözlerini sarf etmek, insanı çok büyük kayıplara sürükler. Gerçi kişi, “Ben bu sözü bahsini ettiğiniz manada kullanmıyorum” dese de bir müminin ağzından böylesi ifadeler çıkmamalı.


bunu çok duydum ben gülücük hergünde duyuyorum...
[Resim: sems-i-tebrizi-sozleri-ii.jpg]

"Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma.
Umutsuzluk şeytandan, ümit etmek ise Allah'tandır."
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İmana aykırı düşen Sözler
bu makaleyi daha önce okumuştum.
ne yazık ki,günümüzde çokça duyduğumuz sözler, çok mühim bir mesele..

Allah razı olsun..
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: İmana aykırı düşen Sözler
"DARISI BAŞIN(m)A"



Alıntı:Cahillerin dillerine pelesenk olduğundan sıkça duyduğumuz "Darısı başın(m)a" sözü, İslam öncesi, eski Türk geleneğinde kullanılan şirk içerikli bir deyimdir.

Orta Asya’da, kutlamalarda “bereket” simgesi olarak ; Darı, Mısır , buğday, arpa, pirinç v.b. gibi tahıl taneleri havaya saçılır, başına bu tanelerden düşenlerin de aynı şansı bulacağına inanıldığından; bugün de ağzından çıkan sözün anlamını ve hükmünü bilmeyen cahillerin, atalarından duyduğu ve gelişi güzel sözler kullanması sonucu kendilerini tehlikeye attıklarını üzülerek görmekteyiz .
Buğday başaklarının, buğday tanelerinin dünyanın pek çok yöresinde bereketin simgesi oluşu da bir rastlantı değil. Özellikle tarımın zamanında yaygın olmasından dolayı buğday türü darı ve tahıllar halkın nezdinde oldukça gözde nimet ve zenginlik nişanesi bilinmiştir.

Bu bakış açısından dolayı buğday, darı, çavdar v.b. hangi türlüsünden olursa olsun ekmeğe şirk unsuru kutsiyetler de yüklenmiş , İnsanları çarpabilme özelliği olduğuna inanıldığından üzerine kasemler edilir, atasözleri dizilir:
"Aç tavuk kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır "



"Darısı Başın(m)a" sözü (inanış) Şirk içermektedir.
İslam öncesinde bereket, rızık, talih, kader ; gayb yegane yaratıcı ve hukum koyucu olan Allah’tan (c.c.) değil de, böyle batıl inançlar ürünü çeşitli tanrılardan olduğuna inanılıyordu.



İnanışa göre; düğün merasiminin ardından, gelin ve damat kalacakları yere gelirler. Damat gelini selamlayıp hediyesini verdikten sonra gelini oturtur ve kapıdan çıkar. Çıkarken odanın dışında bulunanlara bir elinden altın para, bir elinden darı saçarmış. Para zenginlik ve refahı, darı bereketi temsil etmektedir.

Aynı zamanda, düğün evinden hemen ayrılacak olan gelin ve damat ailesinin büyükleri de aynı şekilde etraflarındaki gençlere bilhassa "darı" ve para serperek evden ayrılırlarmış. (Zamanımızda anadolunun bazı köylerinde "damadın başında ekmek kırma", "Sadaka niyetine fakire verilecek ekmeğin başa dolandırılması" gibi adetler halen devam etmektedir)
Kişi; darı, buğday, mısır v.b. türü tahılların havaya saçılması sonucu başına düştüğünden dolayı kısmeti açılacağına, kaderinin değişeceğine, olumsuzluk ve kötülüklerin gidip yerine huzur, refah ve istenilen nimetlere kavuşacağına inanması anlamına gelen bu fiillerin dua dilekleri, sözleri şirktir! Çünkü Dilek, olması mümkün olan caizi, Allah c.c.' den istemektir.

İslam'a göre dilekler yalnızca Yüce Allah'tan dilenir. Çünkü dileğimizi yerine getirebilecek yegane kudret sahibi olan Allah'tır. Dileklerimizi öncelikle ve sadece Allah'tan dileriz. Çünkü herşey O'nun kudretindedir. O'nun izni ve haberi olmadan hiçbir şey meydana gelemez.

"De ki: Allah'ım sen mülkün sahibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın, dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir sen her şeye kadirsin. " (Âli İmran, 26)

Günümüzde pek de önemsenmeyen dilin afetlerinden olan "Darısı başın(m)a" cümlesinin "kişinin hayatına yön verenin" Darı, tahıl buğday v.s. 'nin başına isabet etme şansına-DUAsına inanan müşriklerin sözünü zamane müslümanların(!) dikkatsizlik ve alışkanlıktan dolayı kullanmalarının tehlikesini göz ardı edemeyiz.

Fıkh-ı Ekber şerhinde İmam-ı Azam , kafirlerin bayramlarında onların törenlerine katılmak için aralarına girmeyi , hiç adeti olmadan müşriklerle hediyeleşmeyi, yumurta vermeyi kafir olma sebebi saymıştır. Yine aynı kitapta, bir müslmanın, papazın belindeki ipi (zunnar) takması halinde kafir olacağını bildirmiştir.
Bunları yapanların niyetleri veya kutsiyet yükleyip yüklemedikleri diye bir bahis yoktur.

Başına "kuş def-i hacet yaptı diye" diye piyango bileti almaya koşan şahsın; kuşun, gelecekten haber veriyor, kısmetimi açıyor, şans veriyor, gaybi biliyor manasına gelen azim ve sevinç ile şeytan işi pislik olan Milli (!) Kumar haramına düşmesini, kuşun kıçına kutsiyet yüklemiyor diye yok sayamayız. Halbuki o kişi, bu kadar kişinin içerisinde "bu necaset beni buldu", diye kederlenmelidir.
Mevzumuz "Darısı başın(m)a" ise bundan çok daha vahim bir meseledir.


Ehl-i sunnet inancı esaslarınca dileğimizi, şahısların veya ölülerin yerine getirebileceğine inanmak bizi küfre ve şirke götürebilir. Bu sebeple türbelere gidip dilekte bulunmak veya dileklerimizi dile getirirken Allah ile birlikte, şahısları zikretmek hususlarında dikkatli olmak gerekir. Türbelere dilek mumları dikmek, dilek taşı yapıştırmak, mukaddes sanılan türbelere adak adamak, çaput bağlamak bâtıl ve bid'at olan ve İslâm ile ilgisi bulunmayan şeylerdir. Bunlara inanarak ve bel bağlayarak yapmak kişiyi küfre götürür.

Saf Halkın, Telli Baba, Oruç baba, filân baba, falan şeyhin kabrinde kuyruğa girerek onlardan yardım dilemesi şirkten başka birşey değildir, bid'attir.
Muminler, aynen muşriklerin ve bid'at ehlinin yaptığı gibi ölüye yakarmaz, onlardan birtakım ihtiyaçların karşılanmasını istemez, kabir başında yapılan duanın evde yapılandan üstün olduğuna inanmaz, bu kimselere yemin ederek Allah'tan talepte bulunmazlar. "Allah bize yeter, o ne güzel vekildir." derler. (Âli İmrân, 173)

Duada, "istenene kavuşma ve korkulandan kurtulma" isteği vardır. Bu da ancak Allah'tan istenir.

"Darısı başına-başıma" dileği, şahısların kendisinede veya karşısındakine de o nimetlerden aynısının verilmesi , kavuşmasına nail olunulabilmesi için, İslam öncesi müşriklerin şirk içerikli dualar kapsamındadır.
Müslümana ferde düşen görev, şirkten sakınmak, her türlüsünden beri olmaktır. İslam öncesindeki yaşamış Muşriklerin dualarının, günümüzde kullanılmasın tehlikesi önemle vurgulanmalıdır.


Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir: "Rabbiniz, şöyle buyurdu: Bana dua edin, size cevap vereyim (duanızı kabul edeyim)" (Mu'minûn, 60).

Hz. Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurur: " Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur." (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1)

Dua aynı zamanda bir ibadettir. "Dua ibadetin ta kendisidir." (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16)

O halde dua sadece Allah'a yapılmalı, araya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Nitekim namazın her rekâtında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresi'nde: "Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz. " (Fatiha, 4) buyurulmaktadır.

Müslüman müslüman kardeşi için dua edebilir.

Rasûlullah, "Kim bir hidayete çağırırsa, o hidayete tabi olanların mükafatının aynısı onların mükafatından hiçbir eksilme olmaksızın bu kimseye de verilir. " buyurmuştur. (Muslim, İlm, 16; Ebû Dâvûd, Sunnet, 6; Tirmizî, İlm,15)


Hz. Peygamberimiz: "Biriniz dua edeceği zaman Allah'a hamd ve senâ ile başlasın, Rasûlune salâvât getirsin ve bundan sonra artık dilediği duayı yapsın" buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Salât, 358; Tirmizî, Daavât, 65)




İslâm alimleri bid'at dua şekillerini şöyle tesbit etmişlerdir:

Ölü ya da gaip birinden yardım dilemek. Ey efendi hazretleri bana mağfiret et, tövbemi kabul et, demek şirktir.
Peygamber ve salihlerden, ölmüş veya gaip birine benim için Allah'a dua et', demek bid'attir. Ölülerden medet umulmaz.
Kabirleri ziyarette ölülere ancak selâm verilebilir, Dua edilebilir(salih evladın-yakınların duası), onlara ihtilaflı olmakla birlikte Kur'andan dua içerikli ayetler, ölüye dua maksadıyla okunabilir.

Allah'a, Allah'ım senden filancanın yanındaki makamı hakkı için şunu şunu istiyorum; diye dua etmek, nehyedilmiştir. Çünkü, "Yardım Allah'tandır." (Enfâl, 10)
"İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman kendisine dua edilenler, onlara düşman olurlar ve onların kendilerine olan dualarını inkâr ederler." (Ahkâf, 6)


Ağzımızdan çıkan cümlelerin, anlamı ve orijin haline, maksadına dikkat etmeden dikkatsizce benimseyip kabullenmemiz, kendi tahmin ve zanlı düşüncelerimizle uygulamamız bu sözlerin meşruiyetini veya sakıncasını ortadan kaldırmaz.
Bizler Allahı kastedib, zannederek kullandığımız sözler, bilmeden bazı nesneleri, hareketleri İlah konumuna koymuş olunmaktadır.

Yine bir kişinin, başkasında bulunan nimetin yok olmasını temenni etmeyerek aynı nimetin kendisinde de olmasını arzu etmesi (Gıbta) meşru isteklerdendir.
Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v): "Mu'min imrenir, munâfık hased eder" buyurmuştur.

Rabbimiz Allah c.c. şöyle buyurmaktadır:
"Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyi -başkalarında olup da sizde bulun­mayanı- hasretle arzu etmeyin... Allah'tan O'nun lutfunu isteyin" (Nisa 32) ayetinde olması istenilen arzunun Allahtan istenmesi gerektiğini bildirmiştir. Allahı bırakıpta başka kişi ve cisim(nesne)lerden istemenin apaçık sapıklık olduğunda ihtilaf yoktur. (Hac 12 - 13)

Yüce Rabbimiz ise şöyle buyurmuştur:
"Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi zikretmesini kendisine unutturduğumuz ve içinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma" (Kehf, 28)

Bu ayet-i Kerimede Yaratıcımız, salihlere uymanın anlamı açıklamaktadır.
Hz. Musa, Hıdır (a.s)'a verilen ilimden dolayı "Darısı başıma" şirk sözü yerine aksine : "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" (Kehf, 66) demiştir.



Müslüman bir şahsiyet böyle şirk sözlerini söylemez , "Allah (sana da) hayırlısını versin", "Rabbim ..... nasib etsin" diyebilir.
İsteyeceğini , hayrı ve şerri, yüce Allah'tan diler , darıdan buğdaydan, mısırdan dilemez !


- "....Dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır...." (Maide 3)

-"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. " (Maide 5)




_"Gerçek dua O'nadır. O'nun dışında yalvarıp durdukları ise onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa ağzına su gelsin diye iki avucunu açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin duası hep bir sapıklık içindedir". (Ra'd 14)

_"Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler." (A'raf 180)



-" Onların oradaki duaları: "Allahım, sen yücelerden yücesin"; sağlık dilekleri "selâm", dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." diye şükretmek olacaktır. " (Yunus 10)

- "Suleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi." (Sad 35)


-"...Kâfirlerin duası ise hep çıkmazdadır." (Mu'min 50)



Bir atasözüyle konuyu tamamlayalım:
"Serçeden korkan Darı ekmez"
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İmana aykırı düşen Sözler
hocam bunlar çok uzun yazılar, bir anda hepsini paylaşmayın.
diğer günlere yayarak güncelleyerek daha çok okunur.
Göz sayesinde görüyor olsaydın gece uyurken rüya göremezdin.
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: İmana aykırı düşen Sözler
"Haydan Gelen Huya Gider" mi yoksa "Hayy'dan Gelen Hû'ya Gider" mi?



“Haydan gelen huya gider” zahmetsiz ve kolayca kazanılmış içerisinde alınterinin olmadığı kazanç için kullanılan bir atasözüdür. Çoğumuz onu “hay” deyince haramdan gelen para para “huy” a yani kötü şeylere geri gideceği anlamını çıkarırız. Oysa bunun anlamını böyle mi dir? elbette ki hayır!

“Haydan gelen huya gider” sözünde geçen “Hay” ve “Hu” kelimesi Allah’ın isimlerinden aslında ikisidir.

Hay; Ölümsüz ve daima diri olan anlamına gelmektedir. Kur’an da da bu isim zikredilir. “Hay ve kayyûm olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Ali İmran, 2)

Hû ; Tek olan, hakkıyla bilinmesi mümkün olmayan, gaip manasına gelmektedir. Hû adının geçtiği bir çok ayet bulunmaktadır. Hâşr süresinin son üç ayetinin -ki Allah’ın mutlak güç sahibi olduğunu beyan eden ayettir.

İşte basit sıradan geçiştirdiğimiz “Hay” ve “Hu” Allah’ın isimlerindendir ve kolayca, zahmetsiz şekilde kazanan kişilere “Her zaman diri olan Allah’tan gelen yine o Allah’a gider” diye telkinlerde bulunarak kazancını helalleştirmesi için bir çağrı anlamında kullanılır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İmana aykırı düşen Sözler
darısı başına sözüne otomatik aşırı reaksiyon gösterenler vardı. bugünkü insanlar daha o sözü araştırmamış ise o sözdeki "darı" kelimesinin bile anlamını bilmiyor olabilirler, ki ben de bu yazıyı görmeden önce bilmiyordum. bu tip mana farklılığına uğramış sözleri geçmiş anlamıyla ele alıp direk hüküm vereceksek en yakın örnek olarak HAZRET kelimesini tamamen lugattan ve kitaplardan atmak gerekir.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İmana aykırı düşen Sözler
Darısı başına sözünün şirk içerikli olduğunu ilk kez duydum
Allah razi olsun bilgiler için
Birde sorum var

Genelde kullanılan bir söz Allah'ın sopasi yok' şirk midir
Genelde cezayı hak edip başına musibet gelenler İçin kullanılır
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.