You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUMDAN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR SORUMLUDUR

İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUMDAN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR SORUMLUDUR

Üye
İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUMDAN BÜTÜN MÜSLÜMANLAR SORUMLUDUR
Bismillahirrahmanirrahim
İçinde bulunduğumuz durumdan ve İslâm’ın son halinden bütün Müslümanlar
sorumludur. Fakat her birinin sorumluluğu başka başkadır. Bir kısmının sorumluluğu az, bir
kısmınınki ise çoktur. Fakat onların hepsi, içinde bulundukları cehaletten, fısk ve küfürden,
ayrılıklardan, zayıflıktan, zilletten, fakirlik ve sömürüye boyun eğmelerinden, sırtlarındaki
emperyalist boyunduruklardan ve işgal belalarından sorumludur.
Müslüman toplumlar, İslâmiyet’in içine düştüğü son durumdan sorumludur. İslâmiyet
bu duruma yalnızca onların cehaleti ve nemelazımcılığı yüzünden düşmüştür. Onlar, tamamen
koptuklarının farkında olmadan adım adım İslâm’dan uzaklaşarak ayrıldılar. Müslüman
topluluklar fıska, fücura ve dinden uzaklaşmaya yakınlık duydular. Öyle ki bu hallerinin
İslâm’a aykırı olmayacağını zannettiler. İslâm, Müslümanlara İslâm’ı öğrenmelerini, iyice
kavramalarını ve başkalarına öğretmelerini vacip kılmıştır: “Her milletin kavimleri
döndüğünde onları uyarmak için dinde derinleşen bir gurup olsaydı ya…” (Tevbe:127).
Müslüman topluluklarda, her zaman onları uyarmak ve İslâm’ı iyice kavramalarını sağlamak
için davetçiler ve tebliğciler vardır. Fakat hükümetler bunlarla mücadele etmeyi,
emperyalistleri razı etmek, tağutlara itaat etmek ve din düşmanlarına yaranmak uğrunda
onlarla İslâm’ın gerektirdikleri arasına perde çekmeyi kendilerine vazife bilmişlerdir.
Müslüman topluluklar onların bu tavrına ses çıkarmadılar. Onların uyguladıkları her şeye razı
oldular. Böylece onların İslâm’ı bağlama ve İslâm’ı yaşayan cemâatleri yıkma çabalarına
ortak oldular. Müslüman topluluklar kuvvetlerini, izzetlerini ve üstünlüklerini kaybederek,
vakitlerini çalan, kuvvetlerini tüketen, üstünlüklerini yıkan ve hürriyetlerini boğan kuvvetlerin,
emperyalistlerin ve kendilerine hükmedenlerin kölesi oldular. Müslümanlar bu duruma
dinlerini, kuvvet, izzet ve kerâmet dini olan İslâm’ı terk etmekle düştüler. Eğer dönerlerse
kaybettikleri, kuvvet ve izzetlerine, uzak düştükleri şereflerine tekrar kavuşacaklardır.
Müslüman toplumlar kahredici bir gaflet içindedir. Onlar dinlerinden, dünyalarından
ve kendilerinden habersizdirler. Gözleri bu hakikatlere açıldığı zaman, Allah (c.c.)’tan
uzaklaştıkları ve Allah (c.c.)’ın kitabından ayrılmaları sebebiyle dünya ve ahirette hüsrana
uğradıklarını anlayacaklardır.
İdarecilerin Sorumlulukları: İslâm’dan ve İslâm’ın içinde düştüğü durumlardan
sorumlu olanların başında, Müslüman ülkelerin idarecileri gelmektedir. Beşerî sistemler
onların bu tavırlarını örtbas etse de, Allah (c.c.) onlardan büyük-küçük her şeyi mutlaka
soracaktır. Hiçbir insan, hiçbir şey onların gerçeklerle karşılaşmalarını ve gözlerinin
hakikatlere açılmasını engelleyemeyecektir. İdareciler hakimiyet ve yetki sahipleridir. İslâm’a
aykırı bir takım sistemler aldılar, İslâm’a aykırı olduğunu bilerek veya bilmeyerek bu
sistemlerin gölgesinde yaşadılar ve güçlerini onlara dayandırdılar. Onların aldıkları bu
sistemler, İslâm’ı zayıflatan ve Müslümanların kuvvetlerini azaltan temel etkenlerdir. Halbuki
İslâm’ın içine düştüğü zayıflık aynı zamanda onların da zayıflığıdır, İslâm’ın kuvveti onların
da kuvvetidir. Kuvvetli bir devlette tek bir fert olmaları, sömürgeci devletlerin görevlilerinden
emirler alan, yasaklar koyan, hükümetler deviren, ülkeyi titreten bir baş olmaktan çok daha
hayırlıdır. Müslümanları idare eden devletler parça parçadır. Hem Müslümanlar, hem İslâm,
hem de kendileri için hayırlı olan, hepsinin kuvvetlerinin birleşmesidir. Hiç şüphesiz
Müslüman devletlerin idarecilerinin birbirlerine boyun eğmeleri, birbirlerini sevmeleri ve
birbirlerini dost edinmeleri, emperyalistlere boyun eğmelerinden ve onları dost
edinmelerinden çok daha hayırlıdır.
2
Ey idareciler! Siz her şeyden evvel Müslümansınız ve idare ettiğiniz toplumlar da
Müslüman’dır. İslâm’ı kendi nefsinizde ve halkınızda uygulayın. İslâm’ı üstün tutun.
Unutmayın ki sizler gelip geçicisiniz. Ölümden sonra yalnızca cennet ve ateş vardır. Orada
size ne malınız, ne mülkünüz, ne aileniz ne de mevkiiniz fayda verir. Orada, yaptığınız duâlar
ve Allah (c.c.)’ın emrince verdiğiniz hükümler fayda verir.
Tarihin, İslâm’ın geri dönüşüne yardımcı olduğunuzu kaydetmesi, sizin için büyük
şeref ve ebedî kurtuluş olacaktır. Tarihin, İslâm’ın hayattan kaldırılmasına, özel çalışmalarınızla
ve koyduğunuz engellerle İslâm’ın ve Müslümanların razı olmadığı bir şekilde
kaydetmesi ise sizi, edebî pişmanlığa götürecektir. İş sadece kararınıza kalmıştır. Nefislerinize
hakim olduğunuzda hem dünyayı hem de ahireti kazanacaksınız. Eğer maddî menfaatlerinizin,
güç ve saltanatınızın aldatmacası önünde zayıf düşerseniz, sizinle birlikte bütün
Müslümanlar bölük pörçük olacaklar, zelil ve hakir olacaklar, zayıf düşeceklerdir. Güçlüler
size, Müslümanlara zarar verecek, emperyalistler sizi ve Müslümanları korkutacak, güçlü ve
nüfuslu devletler sizi ve Müslümanları oyuncak gibi oynayacaklar ve sömüreceklerdir.
Ey idareciler! Makama ve kuvvete karşı hırslı olmayın. Müslümanları zelil eden,
onların içindeki İslâmî ruhu zayıflatan, onları küçük küçük ülkeler, fakir devletler ve
düşmanlarına karşı kendilerini koruyamayacak duruma düşüren işte bu hırstır.
Sonuçta Müslümanlar, nüfuslarının fazlalığına, ülkelerinin genişliğine, hammaddelerinin
ve işgüçlerinin bolluğuna, efendilik ve izzet için tüm şartların hazır olmasına rağmen,
bütün bunlara rağmen, Müslümanlar yeryüzünün en zayıfları, devletlerin en acizi oldular.
Menfaate, makama, şöhrete ve saltanata olan hırsınızı yendiğiniz zaman
Müslümanların kuvvetli, birlik ve tek yumruk olmaları için, ülkelerinin kuvvetlerini
birleştirmeleri için hırsla çalışmanız sizi dünya ve ahiret efendisi yapacaktır.
Ey idareciler! Makamlarınız ve rütbeleriniz sizi Allah (c.c.)’ın sorgusundan kurtaramaz.
Şüphesiz İslâm’ı ve Müslümanları ne halde bıraktığınız sizden sorulacaktır. Ülkenizde garip
bırakılan ve ihmal edilen İslâm’dan, birliklerini parçaladığınız, kuvvetlerini zayıflattığınız ve
yapmacık guruplara böldüğünüz Müslümanlardan, zayıflayan kuvvetten, kaybolan üstünlükten,
kuvvetli kişileri zayıf düşüren oyunlarınızdan, tüm çalışmaları boşa çıkarmanızdan ve her
şeye rağmen sessizliğini koruyan garip topluluktan sorulacaksınız.
Ey idareciler! Baş olmaya karşı aşırı hırslı olmayın. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Siz idareciliğe karşı aşırı istekli olacaksınız. Fakat bunun sonucu kıyamet gününde pişmanlık
olacaktır. Emzirilenin hali ne güzel, sütten kesilenin hali (rahmetsiz bırakılan) ne kötü!..”
Biliniz ki, emirlik bir emanettir. Onu alıp hakkını veren ve gereklerini yerine getiren
kıyamet günü kurtulur. Emanetleri ehil insanlara verin. Çünkü Allah (c.c.) bunların hepsini
sizden soracaktır.
Alimlerin sorumlulukları: İslâm alimleri de, içinde bulunduğumuz durumun ve
İslâm’ın içine düştüğü halin sorumlularından bir diğeridir. İslâm’dan gafil olan ve İslâm’ın
dışına çıkan idarecilerden de onlar sorumludur ve esas sorumluluğun sahibidirler. Çünkü onlar
zulüm ve sömürüyü susmalarıyla destekliyorlar. Müslüman topluluklar İslâm’ın çok mühim
hükümlerinden ve Allah (c.c.)’ın emirlerinden habersiz bırakılıyorlar. Böylece İslâm alimleri,
İslâm’la Müslümanların arasını ayırıyorlar. Müslüman toplumlara İslâm’ın sömürü ve
sömürgecileri efendi edinmek hususundaki görüşünü, sömürüye yardımcı olanlar ve
sömürgecileri dost edinenler hakkındaki görüşünü açıklamıyorlar. Böylece Müslüman
toplumlar, emperyalistlere ve emperyalistlere boyun eğen hükümetlere itaat ettiler. İslâm
alimleri suskunluklarıyla İslâm’ın toplumdan uzaklaşmasına razı, hatta yardımcı oldular. İslâm
alimleri gözlerini yumdular, ağızlarını kapadılar, kulaklarını tıkadılar ve İslâmî konularda derin
bir uykuya daldılar. Geçen asırlar ve hadiseler onları uyandıramadı. Alimlerin arkasından
Müslümanlar da uyudular. Çünkü onlar İslâm’a gelen zarar ve tehlikeyi göremiyorlar. İslam’ı
emniyette zannediyorlar ki, İslâm tehlikede olsa alimler susmaz ve uyumazlardı.
3
İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUMDAN BÜTÜN
MÜSLÜMANLAR SORUMLUDUR -IIİslâm
alimleri, İslâm’a hücum eden, İslâm’a aykırı sistemlere karşı uzun zaman gafil
kaldılar. İslâm’ın prensiplerine aykırı işleri ve hükümleri durdurmak için gayret göstermediler
ve bir araya da gelmediler.
İdareciler zulmettiler, haramları helal kıldılar, kan akıttılar, insanî hedefleri çiğnediler,
yeryüzünü bozguna uğrattılar, fesat çıkardılar ve Allah (c.c.)’ın sınırlarını aştılar. İslâm alimleri
ise bu zulümlere karşı çıkmadılar. Haramları helal kılanlara kızmadılar. Sanki İslâm onlardan
bir şey istemiyormuş, iyiliği emredip kötülüğü engellemelerini vacip kılmıyormuş, hakimlere
ve idarecilere nasihat etmeleri gerekmiyormuş gibi hareket ettiler. İslâm ülkeleri işgal edildi.
Alimler buna da karşı çıkmadılar. Kur'an ve sünnetin işgalcilerle savaşmak, işgale isyan
etmek ve işgalcilere yardımcı olmakla ilgili İslâm’ın hükümlerini açıklamadılar. Böylece
İslâm nizamına aykırı olan beşerî sistemler, İslâm aleminde uygulanmaya başlandı. Bu
sistemlerin uygulanması İslâm’ı sosyal hayattan uzaklaştırdı, geçersiz kıldı. İslâm alimleri
buna da suskun kaldılar. İsyan ve serbesti yaygınlaştı. Hükümetler kadınların fahişe olması
için vesika verdi. İnsanlar açıkça İslâm’a aykırı davranmaya başladılar. İslâm alimleri sadece
başlarını sallamakla, dudaklarını kımıldatmakla yetindiler. Dinî ilimleri öğrenmeyi kabullenmeyen
okullar açıldı. Onları ilk defa İslâm alimleri benimsedi, çocuklarını o okullara
gönderdiler. Hıristiyanlığı öğreten ve Müslüman çocuklarını İslâm’dan uzaklaştıran misyoner
okulları kuruldu. Yine İslâm alimleri yabancı dilleri, dans çeşitlerini öğreten, Hıristiyanlık
propagandası yapan bu okullara çocuklarını göndererek içlerindeki eziklik duygusunu yok
etmek istediler. Zaman oldu İslâm alimleri Müslümanları, içkiyi, zinayı, faizi, her türlü
kötülüğü serbest bırakan, teşvik eden hükümetlere itaat etmeye davet ettiler. İslâm’ın
hükümlerini insanların, hakimlerin ve partilerinin arzularına göre değişik şekilde anlatmaya
başladılar. Bu hal öylesine uzun sürdü ki, Müslüman toplumlar içinde bulundukları günah ve
isyanı gerçek İslâm zannettiler. Fısk ve fücur yaygınlaştı. Fesat çoğaldı. Hakikatleri görmek
ve kurtuluşa kavuşmak güçleşti. İşte bütün bunlar Müslüman alimlerin sustuklarından,
hakikatleri söylemediklerinden kaynaklandı. Esasında İslâm alimleri Peygamberlerin
mirasçılarıydılar. İslâm, Müslüman alimlerin iyiliği emredip, kötülüğü nehyetmelerini farz
kılmıştı. Alimler bu görevi ihmal ettiklerinde, bu görevi kim yerine getirebilirdi ki?..
Ey İslâm alimleri! İslâm hakkında ve nefisleriniz hususunda Allah (c.c.)’tan korkun.
Ey İslâm alimleri! Devletler ve idareciler nazarında sadece ve sadece İslâm’a
susmakla ihanet ettiğiniz için aşağılık durumuna düştünüz.
Ey İslâm alimleri! İslâm’ın izzeti sizin de izzetinizdir. İslâm’ın kuvveti sizin de
kuvvetinizdir. Siz eğer kuvvet ve şerefe kavuşmak istiyorsanız, İslâm’ın kuvvet kazanması,
insanlara tekrar ulaşması için çalışınız.
Ey İslâm alimleri! Bir konuda Allah (c.c.)’ın hükmünü açıklamaktan dilinizi tutmanız,
Allah (c.c.)’ın düşmanlarına, Allah (c.c.)’ın haram kıldığı şeylere göz yummanız İslâm’dan
değildir.
Ey İslâm alimleri! İslâm’ın hükümleri uygulanmadığı halde sizin üniversitelerde
talebelerinize İslâm’ı öğretmenizin hiçbir değeri yoktur. Ancak toplumu aldatmış olursunuz.
Ey İslâm alimleri! Minberlerde insanlara yalnızca güzel ahlâkı ve ibadet esaslarını
öğretip, onları İslâm’ın hükmü, yargı, toplum, ekonomi, dost ve düşmanlar arasındaki ilişkiler
hakkındaki hükümlerden cahil bırakmanız İslâm’dan değildir. Niçin Müslümanlara göreviniz
olan bilgileri vermiyorsunuz, açıklamaları yapmıyorsunuz? Niçin insanlara, kimi dost edinip,
4
kimi sevmeleri lazım geldiğini, kiminle savaşıp, kime düşmanlık edeceklerini açıklamıyorsunuz?
Niçin insanlara, İslâm’ın Müslümanları İslâm’a aykırı hareket etmeye zorlayanlar
hakkındaki hükmünü açıklamıyorsunuz? İslâm onlara itaat etmeyi ve onların arzularına,
hükümlerine uymayı mı emrediyor? Niçin insanlara İslâm’ın beşerî sistemler hakkındaki
görüşlerini ve Müslümanların onlara karşı tavırlarının nasıl olması lazım geldiğini
açıklamıyorsunuz? Niçin insanlara İslâm’ın, Müslüman davetçilerle çatışan, onlara harp açan,
zulmedenler hakkındaki görüşlerini açıklamıyorsunuz? Niçin insanlara, İslâm’a karşı olan
nizamların hükmünü açıklamıyorsunuz? Onlara suskun kalmak, itaat etmek ne manaya
geliyor? Niçin insanlara İslâm’ı kendi menfaatlerine alet eden, İslâm’ın sırtından yükselerek
mevkii elde edenlerin hükümlerini söylemiyorsunuz?
Ey alimler! Bu garip milletin elinden tutup kaldırın, geçmişteki alimlerin izinden
gidin, İslâm için çalışın. Hakikatten, İslâm hakkındaki suskunluğunuz uzun sürdü. Hakikatleri
haykırmanız, hem sizin için hem de İslâm için hayırlı olur.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.