Kendi nefisleri ve insanlar için kanun meclisleri kurarak bu meclislere parlemento veya millet meclisi adını verenler, Allah-u Teâlâ'ya karşı en büyük suçu işlemişlerdir. Çünkü bu meclis, Allah-u Teâlâ'nın emrine riayet etmeksizin ve O’nun izni olmaksızın insanlar için kanunlar koyar.
Bu meclislerde bulunanların her biri Allah-u Teâlâ'nın en önemli özelliği olan kanun koyma ve hüküm verme yetkisini kendilerinde gördükleri için kendilerini Allah-u Teâlâ'ya denk tutmuş ve böylece büyük birer tağut olmuşlardır.
Bu meclislerde bulunan millet vekillerinin tagut olmalarının sebebi; kanun koyma hakkının onlara verilmesi ve koydukları kanunlara bağlanılmasındandır. İşte onlara bu şekilde ibadet edilir.
Bu meclislerde çıkan kanunları bilen bir kişi bu tağutların çoğunluğunun görüşüyle kabul edilerek çıkarılan kanunların; İslam şeriatine zıt olsa bile red ve itiraz edilmeyip kabul edilen kanunlar olduğunu görür.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Allah, kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf: 40)
Allah-u Teâlâ bu ayeti kerimede bize hüküm vermenin "yalnız kendisine ait" olduğunu ve yalnızca kendisinin hükmüne itaat edilmesi gerektiğini emrettikten sonra, "hükümlerine itaatin de bir ibadet olduğunu" bu nedenle kendisinden başkasının hükmüne itaat etmenin şirk olduğunu bildiriyor.
Ayetin devamında ise bunun- yani yalnız Allah’ın hükümlerine itaatin- ibadet olduğunu da insanların çoğunun bilmediğini belirtiyor. Allah katında geçerli olan dinin de ancak hükmün tamamen Allah-u Teâlâ'ya tanındığında mümkün olacağını "dosdoğru din budur" sözüyle ifade ediyor.
Hüküm ancak gerçek ilahlık sıfatına sahip olan Allah-u Teâlâ'ya aittir. Çünkü bu hak Allah’tan başkasına verildiğinde o kişiye ibadet edilmiş olunur. Halbuki Allah ayette yalnız kendisine ibadet edilmesini emrediyor.
"Yalnız O’na ibadet etmenizi emretti."
Allah’ın hakkı olan hüküm verme yetkisi; ister Allah’la beraber başka birisine, isterse sadece Allah’ın dışındaki birisine verilsin, bu hak her kime tanınırsa ona ilahlık sıfatı verilmiş olur. Velev ki ona: "Sen ilahımızsın" denmese bile. Çünkü bu hak her kime verilirse ona ibadet edilmiş olunur. İnsanların çoğu Allah’tan başka bir varlığa namaz kılındığında, onun için oruç tutulduğunda veya onun için haccedildiğinde bu varlığa ibadet edilmiş olunacağını kabul ediyorlar. Fakat bunlar gibi bir ibadet olan hüküm verme yetkisinin Allah’tan başkasına verilmesinin ona ibadet olduğunu anlamıyorlar.
Allah-u Teâlâ bu ayette işte bu gerçeğe işaret ediyor ve "İnsanların çoğu bilmezler." buyuruyor. Yani; insanların çoğu hüküm verme yetkisini tanıdığı kişi ya da kişilere ibadet ettiklerini bilmiyorlar. Fakat Allah-u Teâlâ onların dosdoğru din üzerinde olmadıklarını bildiriyor.
Dosdoğru din üzere olmak ise; ancak bütün hüküm verme yetkisinin yalnız Allah-u Teâlâ'ya verilmesiyle sağlanabilir. İşte ayette geçen "dosdoğru din"in manası budur.
Bazı kimseler yeryüzüne İslamı hakim kılmak için, küfür düzeninin dar’ün-nedveleri olan meclislerde parti kurup, bunu bir araç olarak kullanabileceklerini iddia ediyorlar. Bunu iddia edenler ya İslam’dan habersiz, ya hiç kafası çalışmayan kimseler, ya da Allah’ın istediği İslamı planlı bir şekilde ortadan kaldırmak için çalışan kimselerdir.
Zira parti kurarak iktidara adaylık koymak tağutluk talebinde bulunmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan ve Allah’ın hükümlerinden başka hükümlerle hükmeden bir kişi veya meclis yalnız Allah’ın hakkı olan hüküm verme yetkisini kendi üzerine almış, haddini aşmış ve tağut olmuş olur.
Bu iş Allah’ın rızasını kazanmak ve onun dinini hakim kılmak amacıyla yapılsa dahi, her kim oylarıyla veya başka bir yolla bu partilere yardım eder ve onları desteklerse yalnız Allah-u Teâlâ'ya tanınması gereken hüküm verme yetkisini Allah’tan başka bir varlığa tanıdığı için ona ibadet etmis ve kafir olmuş olur.
İslam yalnız Allah-u Teâlâ'ya kulluğu emretmektedir. Yaratılana kulluğu değil. Yaratılana kul olunarak İslam hakim kılınamaz.
İnsanları önce yaratılana kulluk ettirip daha sonra Allah-u Teâlâ'ya kulluk ettirmekten daha sapık ve daha cahil bir düşünce olabilir mi?
Allah’ın haram kıldığı (yasak dediği) haram, helal kıldığı (serbest dediği) helaldir. Allah’ın helal kıldığı şeyi yasaklayan veya haram kıldığı şeyi serbest bırakan kişi ya da kişilere tabi olanlar ve itaat edenler, onlara ibadet etmiş olurlar.
![[Resim: ny4qc.gif]](http://s1306.hizliresim.com/1b/9/ny4qc.gif)