"Abdülmecîd Sivâsî", ilim ehli bir zâttı.
İşi hep, insanlara öğüt ve nasîhattı.
Herkese "Güler yüzlü" davranırdı her zaman.
İstifâde ederdi binlerce kimse Ondan.
O derdi ki: (Allah'a yakın olan velîler,
Bütün insanlar için, bulunmaz nîmettirler.
Böyle yüksek bir zâta, rastlar ise bir kişi,
Hep Ona danışarak yapmalıdır her işi.
Kendi aklını atıp, uyarsa o Rehbere,
Kavuşur âhirette, sonsuz seâdetlere.
O kadar çok sever ki o Allah adamını,
Ondan başka şeylerin, anmaz bile adını.
Vaktiyle bir beldede, yaşarmış ki bir kimse,
Nazarında, herşeyden kıymetliymiş Elbise.
Elbiseyi, bir hayli özenerek giyermiş.
Herşeyden daha fazla, buna önem verirmiş.
Bu kişi, gidip bir gün demiş ki bir velîye:
(Beni de kabûl edin, lütfen talebeliye.
Ne derseniz yaparım îtirâz etmeksizin.
Yeter ki, talebeniz olayım ben de sizin.)
O zât cevap vermeden, yemek ikrâm eylemiş.
O ise yemiş ama, aklı Elbisedeymiş.
Sonra da, ellerini yıkamak gâyesiyle,
Bakınmış etrâfına "Acep su nerde?" diye.
O zât, denemek için söylemiş ilk emrini.
Demiş ki: (Elbisene siliver ellerini.)
O, daha ilk emirde, hemen etmiş îtirâz.
Demiş ki: (Elbiseye el sürmek doğru olmaz.)
Ayrılacağı zaman, arz etmiş ki o yine:
(Bir vazîfe verin de, getireyim yerine.)
Buyurmuş: (Bir vazîfe verdik sana çok hafif.
Onu bile yapmayıp, oldun bize muhâlif.
Nasıl yapacaksın ki, başka iş versek bile?
Bu yerde, sana göre iş yoktur, güle güle!)
Ve yine bunun gibi, bir talebe, rüyâda,
Görmüş bir evliyâyı, yüksekçe bir duvarda.
Demiş ki: (Ey efendim, sizi çok seviyorum.
Bir iş emretseniz de, onu yapsam diyorum.
Ne kadar zor olsa da, hiç îtirâz etmeden,
Ve hiç düşünmeksizin, yaparım onu hemen.
Meselâ "Şu duvardan atla" deseniz bile,
Atlarım düşünmeden, sizin bir emrinizle.)
O böyle söyleyince, (Peki atla!) buyurmuş.
Talebe, bu emirle fenâ hâlde bozulmuş.
Bu emri yapmak için etmişse de çok gayret,
Ve lâkin atlamaya edememiş cesâret.
Mahcûbiyet içinde demiş: (Ama efendim,
Bu duvar çok yüksekmiş, cesâret edemedim.)
Kolay değil tabii, kusûrsuz teslîmiyyet.
Yâ Rabbî, bu nîmeti hepimize nasîb et.