You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

....Güzel Nasihatlar....

....Güzel Nasihatlar....

Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
TESLÎMİYYET

"Abdülmecîd Sivâsî", ilim ehli bir zâttı.
İşi hep, insanlara öğüt ve nasîhattı.

Herkese "Güler yüzlü" davranırdı her zaman.
İstifâde ederdi binlerce kimse Ondan.

O derdi ki: (Allah'a yakın olan velîler,
Bütün insanlar için, bulunmaz nîmettirler.

Böyle yüksek bir zâta, rastlar ise bir kişi,
Hep Ona danışarak yapmalıdır her işi.

Kendi aklını atıp, uyarsa o Rehbere,
Kavuşur âhirette, sonsuz seâdetlere.

O kadar çok sever ki o Allah adamını,
Ondan başka şeylerin, anmaz bile adını.

Vaktiyle bir beldede, yaşarmış ki bir kimse,
Nazarında, herşeyden kıymetliymiş Elbise.

Elbiseyi, bir hayli özenerek giyermiş.
Herşeyden daha fazla, buna önem verirmiş.

Bu kişi, gidip bir gün demiş ki bir velîye:
(Beni de kabûl edin, lütfen talebeliye.

Ne derseniz yaparım îtirâz etmeksizin.
Yeter ki, talebeniz olayım ben de sizin.)

O zât cevap vermeden, yemek ikrâm eylemiş.
O ise yemiş ama, aklı Elbisedeymiş.

Sonra da, ellerini yıkamak gâyesiyle,
Bakınmış etrâfına "Acep su nerde?" diye.

O zât, denemek için söylemiş ilk emrini.
Demiş ki: (Elbisene siliver ellerini.)

O, daha ilk emirde, hemen etmiş îtirâz.
Demiş ki: (Elbiseye el sürmek doğru olmaz.)

Ayrılacağı zaman, arz etmiş ki o yine:
(Bir vazîfe verin de, getireyim yerine.)

Buyurmuş: (Bir vazîfe verdik sana çok hafif.
Onu bile yapmayıp, oldun bize muhâlif.

Nasıl yapacaksın ki, başka iş versek bile?
Bu yerde, sana göre iş yoktur, güle güle!)

Ve yine bunun gibi, bir talebe, rüyâda,
Görmüş bir evliyâyı, yüksekçe bir duvarda.

Demiş ki: (Ey efendim, sizi çok seviyorum.
Bir iş emretseniz de, onu yapsam diyorum.

Ne kadar zor olsa da, hiç îtirâz etmeden,
Ve hiç düşünmeksizin, yaparım onu hemen.

Meselâ "Şu duvardan atla" deseniz bile,
Atlarım düşünmeden, sizin bir emrinizle.)

O böyle söyleyince, (Peki atla!) buyurmuş.
Talebe, bu emirle fenâ hâlde bozulmuş.

Bu emri yapmak için etmişse de çok gayret,
Ve lâkin atlamaya edememiş cesâret.

Mahcûbiyet içinde demiş: (Ama efendim,
Bu duvar çok yüksekmiş, cesâret edemedim.)

Kolay değil tabii, kusûrsuz teslîmiyyet.
Yâ Rabbî, bu nîmeti hepimize nasîb et.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
ÂHİRET VAR

"Alâeddîn Halvetî", ilim ehli, büyük zât.
Ederdi insanlara çok öğüt ve nasîhat.

Hep hizmette geçerdi, ömrünün her sâati.
Çalışırdı durmadan, yoktu istirâhati.

Onun bu gayretini gören bâzı kişiler,
(Çok çalışıyorsunuz, sebep nedir?) dediler.

Dedi ki: (Âhiret var, nasıl boş oturulur?
Biz, böyle çalışmakla buluruz ancak huzûr.

Meselâ bir âmânın, önünde kuyu olsa,
"Bana ne?" mi denilir, "Kurtarılır mı?" yoksa.

Bir körü, beş on adım geçirirse bir kişi,
Hak indinde, ne de çok makbûl olur bu işi.

Ya onu kurtarırsa, bir Dünyâ ateşinden,
Ne de çok sevap alır, o kimse bu işinden.

O da, kurtulduğuna, ne kadar çok sevinir.
Ömür boyu o zâta köle olsa yeridir.

Çünkü o, hayâtını kurtardı bu kişinin.
Ona ne yapsa bile, az gelir bunun için.

Ateşte yanıyorken, değil ki bir "İnsan"ı,
Kediyi görmek bile, yaralar her vicdânı.

Hattâ "Yılan"ı bile görse insan ateşte,
Kurtarmaya çalışır, insanlık budur işte.

Çünkü Yılan da olsa, onun da bir canı var.
Ateşte yanmasını, kim iyi hoş karşılar?

Hâlbuki "İnsan için yaratıldı Cehennem.
Bu dünyâ ateşinden, şiddeti fazladır hem.

Ve hattâ ebedîdir kâfir olanlar için.
Sonsuz yanacaklardır, durup dinlenmeksizin.

Bir Ateş ki, sonsuz ve her an şiddetleniyor,
Bu müthiş hakîkati, hayâl etmek bile zor.

Bir insan ki, îmândan, islâmdan yok haberi,
İşte o, bir Âmâdır, gözleri olsa dahî.

Çünkü cenâb-ı Allah, Kur'ânı kerîminde,
Bu hâli bildiriyor, hem de pek çok yerinde.

Şöyle buyuruyor ki: (Aman hâ ey kullarım!
Günâh işlemeyin ki, şiddetlidir azâbım.)

Yine pek çok yerinde, kullara, cenâb-ı Hak,
Buyurur: (Ey kullarım, günâhtan olun uzak.

Çünkü şöyle dileyip, takdîr ettim ki hem de,
Günâh işliyenleri, yakayım Cehennemde.

Sonra çok şiddetlidir Cehennemin ateşi.
Hiç dayanamazsınız, terk edin günâh işi.)

"Hâşâ" yalan söyler mi kuluna cenâb-ı Hak?
Cehennem elbette var, bu, kat'î ve muhakkak.

Hattâ Resûlullah da, bunu haber vermiştir.
Hem de O, ömründe hiç yalan söylememiştir.

"Cehennem"in varlığı bu kadar kat'î iken,
Hem Allah, hem Peygamber, bunu haber verirken,

Hem de binlerce âlim, sayısız evliyâlar,
Haber verip dururken kullara tekrar tekrar,

Bir kimse, yine görmez, işitmez ise veyâ,
O kişi "Kör" ve "Sağır" değildir de, nedir ya?)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
ALLAH, KULUNA ZULMETMEZ

"Evhâdüddîn Kirmânî", şânı büyük evliyâ.
Kalbine, zerre kadar girmemişti bu dünyâ

O, hep âhiretini düşünürdü ekserî.
Bununla ilgiliydi nasîhat ve sözleri.

Derdi ki: (Ey insanlar, Ölüm hak, Âhiret hak.
Bu gün yârın herkese, o gelecek muhakkak.

İnsan ne gâfildir ki, hiç düşünmez yârını.
Sayar ve hesâb eder parasını, malını.

Lâkin her gün, binlerce alıp verir de nefes,
Hiç bunları saymayı hâtırına getirmez.

Hâlbuki her nefesten, hesap var âhirette.
O, bunlardan bî haber, ömür sürer gafletle.

Bir iki sâniyelik bir iştir Ölüm hâli.
Ölünce, yarım kalır hesapları, hayâli.

Hâlbuki gerçek mü'min, yatağa yattığında,
"Ölüm"ü, bilmelidir yastığının altında.

Uyandığı vakit de, karşısında görmeli.
Böyle olan kimsenin, olmaz "Tûl-i emel"i.

Kardeşlerim, kimseye zulmetmez cenâb-ı Hak.
Herkes, kendi suçundan cezâ görür muhakkak.

Evet, âsiler için "Cehennem" var, "Ateş" var.
Lâkin herkes ateşe, kendi kendini atar.

Meselâ sıhhatine etmezse biri dikkat,
Hasta olduğu zaman, kimde olur kabâhat?

Zehirli ilâç içip, ölürse bir kişi de,
Netîcede kabâhat, kimde olur bu işte?

Hak teâlâ Kur'ânda, müteaddit defâlar,
Îkâz buyuruyor ki: (Cehennem var, azâb var.

Ben takdîr eyledim ki, günâh işliyenleri,
Cehennemde yakayım, yapmayın bu işleri.)

Buna rağmen günâhla geçer ise bir ömür,
Mahşerde bulunur mu bir bahâne ve özür?

Ey insan, ermek için ebedî seâdete,
Bütün hücrelerinle, tam yönel âhirete.

Ölüm ve Âhireti, hiç çıkarma yâdından.
Yakın bil ecelini, hattâ bu gün, yârından.

Dünyâ işlerine de çalış, ihmâl etme hiç.
İnsana, bu şekilde gelir neşe ve sevinç.

Ölümü çok düşünen, ona tam hazır olur.
Bu hazırlık hâli de, ona verir tam huzûr.

Eceli geldiğinde, telâş etmez katiyyen.
Çünkü hazırlığını, o yapmıştır kâmilen.

Hâlbuki düşünmezse, bir kimse ölümünü,
Bir telâşa kapılır, ecel geldiği günü.

O da hazırlığını yapsaydı daha önce,
Telâşa kapılmazdı Azrâili görünce.

Ayrıca kim Ölümü, çok yâd ederse şâyet,
O kimsenin ömründe, olur yümün, bereket.

Tûl-i emel sâhibi olursa bir kişi de,
Ömrü daha kısalır, hakîkat budur işte.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 30-10-2008, Saat:04:04 PM, Düzenleyen: Manav.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
GÜL, OVADA YETİŞİR

"Yâkûb-i Germiyânî", ilim ehli bir zâttı.
Onun hâli, herkese öğüt ve nasîhattı.

Üstâdından aldığı feyiz ve ilhâm ile,
Evliyâlık yolunda, gelmiş idi kemâle.

Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
"Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.

O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.
Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.

Yanına, dertli biri gelseydi üzülerek,
Ayrılırdı az sonra, neşe ile, gülerek.

Dostları ziyârette geçerdi çoğu vakti.
Dolaşırdı gece gün, yoktu istirâhati.

Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.
Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.

"Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.

Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.
Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)

Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.
Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.

İblîs ki, yüzbin sene yapmış idi ibâdet.
Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.

Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.
Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.

Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.

Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.

Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,
Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.

Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,
Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.

Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.

Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.
Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.

Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.
İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.

Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.
Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.

Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".
Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.

İnsan da, kendisini aşağı görür ise,
Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.

"Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: ....Güzel Nasihatlar....
KALPTEKİ ARZULAR

"Ahmed-i Ankaravî", gönül ehli bir velî.
Meşhurdu halk içinde güler yüz, tatlı dili.

Söz ve nasîhatleri tesirliydi pek fazla.
Zîrâ sırf Allah için konuşurdu ihlâsla.

Sohbetini dinliyen, alırdı bambaşka hâl.
Görünmezdi gözüne, ne bu dünyâ, ne de mal.

Derdi ki: (Her insanın bir "Alın yazısı" var.
Bu, yaptığı işlerden belli olur âşikâr.

Kim, alın yazısını eğer merak ederse,
"Ne yolda gittiği"ne iyi baksın o kimse.

Nitekim her insanın gönlünde "Bir şey" yatar.
Ve o kişi, ekserî, o yolda adım atar.

"Zengin olmak" isteyen, o yolu araştırır.
Allah da, o kimseye bunu kolaylaştırır.

"İslâma hizmet aşkı" varsa kimin gönlünde,
Allah'ın yardımıyla, mâni kalmaz önünde.

Yâni kulun kalbinde, her ne ki varsa şâyet,
Ona göre bulur o, bir yön ve istikâmet.

Nasıl ki "Pusula"yla, yol bulursa gemiler,
"Kalpteki arzular" da, kullara yön verirler.

İnsanın gönlündeki bu arzu ve himmeti,
Ne ise, Hak indinde o kadardır kıymeti.

Gönlünde "Mal toplamak" arzusu varsa eğer,
Hak teâlâ indinde, bulamaz aslâ değer.

Zîrâ hiç kıymet vermez "Dünyâ"ya cenâb-ı Hak.
Ona değer veren de, zelîl olur muhakkak.

Her kim de "Allah" derse, olur üstün ve azîz.
Zîrâ Allah diyeni, çok yüceltir Rabbimiz.

Onlar Allah dedikçe ve kaçtıkça paradan,
Onlara, daha fazla mal gönderir Yaradan.

Lâkin onlar, paraya sürmezler ellerini.
Ancak Allah yolunda, dağıtırlar hepsini.

Böyle kulun kalbinde, "Dünyâ" olmaz zerrece.
"İslâma hizmet" için çalışır gün ve gece.

Her işte, Hak rızâsı almaya gayret eder.
Düşünmez ki: "Acabâ insanlar bana ne der?"

Rabbine vereceği hesâbı düşünür hep.
"Âhiret derdi" ile dertlidir bundan sebep.

"Halkı memnûn etmeyi" hiç düşünmez o aslâ.
"Rabbinin rızâsı"nı talep eder ihlâsla.

Her işini yaparken, kendine sorar ki hem:
"Benim, bunu yapmakta, nedir maksat ve gâyem?"

Eğer "Allah rızâsı" görür ise o işte,
Yapar, yoksa vazgeçer, "Hâlis kul" budur işte.

Zîrâ o, gâyet iyi bilir ki, şu bir gerçek,
Yârın, her bir işinden hesâba çekilecek.

O, bunları düşünüp, kaçar harâm, günâhtan.
Zîrâ çok korkmaktadır Cehennemden, azâbtan.)

Bu büyük âlim zâtın hürmetine ilâhî!
Bu güzel hasletleri, ihsân et bize dahî.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.