You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Dinimiz İslam Tasavvuf'u

Dinimiz İslam Tasavvuf'u

Forumcu
Dinimiz İslam Tasavvuf'u
İnsan, nesiyye kökünden gelir. Arapça'da unutma kavramından gelir. Bir yandan pozitif ama bir yandan negatif. Kötü yaşadıklarını unutmalı yoksa çıldırırdı. Doğum yapan anne bile sancıyı unutuyor, unutmasa belki bir daha doğum yapamaz. Onun için hatırlamaz mısınız, hatırlayınız diye ayetlerde hatırlama fiilinin geçtiği yerlerden unuttuğumuzu anlıyoruz.

Tasavvufi bakış açısına göre her insan, Allah'ın kendi ruhunu üflediği. Ben insanı yarattım attım kenara değil. Bütün varlığın yaratılışı yaratılmış ne varsa alemde canlı-cansız ne varsa(cansız varlık yok da) ne yaratılmış ise bir ilk maddeden yaratıldı. O ilk maddeden diğer varlıklar yaratıldı. O ilk madde nedir? İlk big bang yani patlama haline doğru çalışmalar yapılıyor. İlk madde neydi? Bilim adamları araştırıyor. Sufiler diyor ki ilk madde: "Ben seni yarattım, sana bütün isimleri yükledim ve ruhumu üfledim." İlk madde insan değil. Ondan diğer şeyler yaratıldı denilen ilk madde. Diğer yaratılmışlar o yaratılmıştan yaratılıyor. Sufiler der ki:"Buna Hakikat-i Muhammediyye denir. Kainatta ne varsa; hayvan, bitki, ilave insan; içinde zenci, Fransız, Müslüman, Yahudi, Budist ne varsa herkes bu hamurdan yaratıldığı için bütün alem Muhammedi'dir. Bunların içerisinden Müslümanlar, o davete icabet ettiler. Siz peygamberlik vasfını bir kenara atarak sadece tarihsel Muhammed'i öne çıkarmayın. Öyle sözler var ki, bunları nasıl anlamlandıracaksınız? Allah, bir kuluna neden salat etsin, ya da selam göndersin ki? Daha ötesini söyleyeyim. Peygamber kendisine salat ediyor. Tarihsel Muhammed, Hakikat-i Muhammediyye'ye (sav) selam veriyor. O yüzden Sufiler der ki:"Muhammed'i tanımak, Allah'ı tanımaktan daha zor, daha hassas." Tarihte bazı peygamberlerin başına gelen hususlar bizim peygamberimizin de başına gelir kaygısıyla; tanrılaştırma hadiseleri, eğer çok översek onu ilahlaştırmak haşa ve haşa şirke düşeriz kaygısı özellikle İslam'ın belirli bir gruplarında bu tutumunda zaman zaman hatta büyük oranda bu kaygıların bir paranoya haline gelmesi neticesinde:"Peygamber sıradan bir insandı, o postacıydı", diyerek eti kemikten ayırmak gibi bilimsel bir hata içerisindeler. Muhammed (sav), Kuran'ın ete kemiğe bürünmüş şeklidir. Çünkü Enel Kuran, Kuran benim diyor Muhammed (sav) Kuran'ı Kerim'i güzel okumakla Ehl-i Kuran olunmuyor. Ruhla okumak diye bir şey vardır.


Bizim kültürümüzde, Anadolu kültürümüzde, Anadolu İslam'ında tecrübe edilen İslam'da hiçbir kimsenin adı Yezid değildir. Eğer biz bu İslam'a sahip çıkabilsek Sufi kökenli bu İslam'ı idrak edebilsek... İnsanlığa hizmet Adem'e hizmet, Hakk'a hizmet olarak görülmüştür.

Araçsız hiçbir şey yok. Allah Azrail ile can alıyor. İstese kendi alamaz mı. Yerde ve gökte ordusu var. Müthiş bir işletim mekanizması mevcut. Peygamberi gördüler. Ebu Cehil gibi kimseler, kabul etmediler. Adam körse yapacak bir şey yok. Ülkemizde Nakşibendiyye çok önemli yollardan bir yol. Nakşilik yolundan çok büyük alimler gelmiştir. Çok büyük kimseler gelmiştir. Siz, bundan iki asır önce yaşamış bir insana muhabbet duyarsanız, ben onu görmesem de ona gönderdiğim kalbi mesajla büyür. Bir gönderici ve alıcı var. Kalbi melekeleriniz ile siz bir hat oluşturabilirsiniz.


Sizin bir imparatorluğunuz var. Adı Devlet-i Osmanlı. Tek bayrak altında çok sancak vardır. Sancak ayrıdır, bayrak ayrıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ayrı sancağı vardır. Siz sancak yapabilirsiniz ama bayrak yapamazsınız. Osmanlı, buna izin vermedi. Eğer siz Vahhabi, Selefi inancında olsaydınız, hiçbir zaman kitleleri bir arada tutamazdınız. O zaman öyle bir modele ihtiyaç vardı ki, bu model kırmızı çizgiyi aşmadan kendi içinde özgür bir şekilde dini görüşlerini ifade edebilsin. O noktaya kadar müsamaha göstereceğiz. Osmanlı İslam'ı denen İslam'ın kaynağı neresi? Sufiler. İsmâil Ankaravî'nin çok önemli bir sözü var:"Biz iki anneden süt emdik, biri Muhyiddin, biri Celâleddîn. Gerçekten o iki sütün karışımı muhteşem bir sentez. Bu sentez, İslam dünyasının kaybettiği bir sentez ve belki de aramakta olduğu sentez.


Bakınız, ben sadece "Müslümanım", demenin yetmediği kanaatindeyim. Bugün Avrupa'ya gidin. Sadece, "Müslümanım" deyin. Herkes sizden kaçıyor.


Bunun arkasında yabancılar varmış, bunun arkasında CIA varmış. Yav kardeşim, bunu söylemek bile abes. CIA ne için kurulmuş? Onlar vazifesini yapıyor. Sen, açık vermeyeceksin. Devlet geleneğinde düşman şöyle yapıyor demek zayıflık göstergesidir. Bir besmele çektiğinizde şeytan afedersiniz, kıçına vura vura kaçar diyor. Demek ki, bizim abdestimizde bir sorun var.

Ben sufi bir Müslüman'ım. Hocam yani "ben Müslüman'ım" varken, buna neden bir takı ekliyorsunuz? Ah aziz kardeşim. Keşke ben Müslüman'ım dediğimde akla
Muhyiddin'ler, Celâleddîn'ler, Hacı Bektaş-ı Veli'ler gelseydi de bunu eklemek zorunda kalmasaydım. Biz, şuan çok "Tasavvuf" diyoruz. Çünkü Tasavvuf, bizden çok ayrı bir şey oldu. Tasavvuf'un kökeni, Hinduizm imiş. Tasavvuf'un kökeni, Budizm imiş. Gülüyoruz. Bunların, gayri ilmi ithamlar olduğu artık biliniyor. Dinler arası benzeşmeler olduğu, bu ondan çaldığı anlamına gelmez. Bazı İncil ayetleri Kuran'da vardır. Bazı İncil ayetleri peygamberin hadisinde vardır. "O zaman Hz. Muhammed (sav) Tevrat'ı İncil'i çok iyi biliyordu, oradan çaldı(haşa). Aynı mantıktır. Bazı şeyler birbirine benzer olabilir. İki ile ikiyi toplayın Çin'de, dört eder. İki ile ikiyi toplayın Arjantin'de, dört eder. Evrensel prensipler bunlar. O açıdan ifadeler birbirine benzeyebilir. Muhyiddin Arabî, yirmi üç konuda kafir oldu diyor bir İlahiyatçı. O yirmi üç konuyu tek tek ele aldım. Yazık günah ya, bir insana nasıl kafir diyebilirsiniz.


Bugün Hazreti Mevlana'nın kitaplarını okuyarak binlerce insan Müslüman oldu. Amerika'da binlerce insan, Hazreti Mevlana'yı okuyarak Müslüman oldu. Arifler'in mezarına giderek özür dilesinler. Eğer sen, İslam öğretim metodolojisini, Hazret'i Mevlana'nın Mesnevi'sinden çıkarmıyorsan burada ciddi problem var demektir. Osmanlı sultanının emri ile Mesnevi, Medreselerde okutulan kitaptır. Cami'de Mesnevi okutulurdu Osmanlı'da. Şimdi soruyorum:"Siz Osmanlı'nın devamı mısınız?" Bu soruyu sorma hakkına sahip değil miyim? Bir tane İmam'ım yok ki, Cuma Hutbesi'nde bir tane Hazreti Mevlana'dan bir beyit okusun, Yunus Emre'den bir beyit okusun. Ondan dolayı Cami'ler soğuk. Diyoruz ki:"Bu gençler, neden Cami'ye gelmiyor?" Tenzih ederim çok değerli İmamlar'ımız da bulunmakta tabi ki. Bir genelleme yapıyorum. Sizin genciniz bir Mesnevi sohbeti o İmam'dan duyamazsa, bir Arif kelamı o İmam'dan duyamazsa lütfen kusura bakmayın. Siz önce kendinize bakın. Siz hangi İslam'ı sunuyorsunuz? Ben, Anadolu Sufi Mezhebindenim. Çok açık söylüyorum. Bunun adı neyse, hangi mezhepse bu.


Mahmud Erol Kılıç
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Bugün modern insan büyük bir bunalım yaşıyor. Özellikle seküler akımların etkisinde kalan ve maneviyat ile bağlarını koparan modern insan dünyayı bu ideolojik kalıplarla anlamlandırıyor.
Hal böyle olunca da manevi anlamda büyük bir boşluk oluşuyor ve bu boşluğu dolduramadığında bunalımlar ortaya çıkıyor. İnsanın sahip olduğu şeyler değil, insanın oluşu ona gerçek kalıcı mutluluğu verir. Ben kimim?, nereden geldim?, şu an burada ne yapmaktayım?, nereye doğru gitmekteyim?, gelişim neredendi ve sonum nerede? İnsana mutluluğu verecek şeyler bu sorulara vereceği cevaplardadır. Modern hayat insanın kafasındaki bu deruni sorulara cevap vermedi ve ihmal etti

Tasavvuf “Ben böyle anlıyorum” derken keyfi hareket etmez. Onun da dayandığı Kuran ve Sünnettir. Dolayısıyla Allah herkesin yolunu mübarek etsin. Tasavvufi gelenekte: “Allah’a giden yollar, mahlukatın nefesleri sayısıncadır” denilir. Teknoloji ne kadar gelişse de, onu geliştiren akl-ı küldür, yani Allah’ın iradesi, Allah’ın muradıyla olmaktadır. Ne kadar gelişmiş olursa olsun, insan beyninin yüzde beşi çözülebildi. Biz insanın bir yönüyle ruhani bir varlık olduğunu anlatırken, bir yönüyle de Allah’ın karşısında fakrını da, insanın acziyetini de göstermeye çalışıyoruz. Çünkü mükemmel tek varlık Allah Teâlâ’dır. İnsan bunu idrak ettiği ve mükemmelliği yalnız Allah’a verdiği an, kendisi de mükemmelleşir. Bunu yapmazsa insan küçülür.

O diyor ki “İlk benim, son benim, iç benim, dış da benim.” O zaman sen nerdesin, sen kimsin? İbn Arabî (k.s) söylüyor: "Bu ayeti okuyup da, daha hala: "Ben de varım", diyen adama şaşarım, diyor.

Biz İbn İbn Arabî’den (k.s) bahsediyoruz: "Bizim okumamız yasakmış, bizim büyüklerimiz öyle söyledi" diyorlar. İbn Arabî’yi (k.s) yasaklamayın, onu yasaklayan okulların, ekollerin, mekteplerin sonu iflah olmaz. Hangi yoldan gelirseniz gelin, Şeyh-i Ekber’in maneviyatından istifade edin. Kim onun üstünü çizerse onun da üstü çizilir bilesiniz.

Fıkıh, tefakkuh yani derinlemesine anlamak demektir. Hadis-i şerifte: "Allah dinde bir kimsenin hayrını taleb ederse o kimseyi dinde fakih/derin anlayış sahibi kılar." denilmiştir. "Derin anlayışlı kılmak" kavramı dahi aslında tasavvufun doğuşuna mesned teşkil edecek hadislerden bir tanesidir. Fakat burada semantik bir oynama yaparak “hukukçu kılar” diye anlam verirler ve böylece bambaşka bir sahaya manayı indirgerler.

IRCICA'nın Osmanlı Bilim literatürüne dair yayımlamış olduğu eserlere baktığımızda müelliflerin yarıdan fazlasının sufi olduğunu çok rahat görürüz. Örneğin, Süleymaniye Kütüphanesinde, eserinin birisinde Endülüslü bir ariften matematik dersi aldığı kaydı bulunan Dâvud-ı Kayserî kimdir? İbnü'l-Arabî'nin eserlerinin şarihi ve takipçisi, Osmanlının ilk müderrisi bir zat. Bağlantıları iyi takip edersek bir sufi, bir medrese ehli ve bir bilim adamı kimliği.

Yahyâ Kemâl’e sormuşlar:
“–Türkler Viyana kapılarına nasıl gitti?” diye… O da:
“–Türkler Viyana kapılarına kılıçla mı gitti zannediyorsunuz? Hayır Osmanlı, Viyana kapılarına bulgur pilavı yiyerek ve Mesnevî okuyarak gitmiştir.” cevabını vermiş.
Burada kastedilen şey şudur:

Pirinç pilavı zenginlik alametidir. Zaten Osmanlı’ya da çok sonraları dışarıdan gelmiştir. Ama Anadolu halkının çok tükettiği gıdalardan olan bulgur bir mütevazılık alâmetidir. Dolayısıyla bu sözü şöyle yorumluyoruz: "Osmanlı Viyana kapılarına kadar çok büyük zenginlikler eliyle değil, mütevazı yaşantılarıyla bir yandan bulgur yiyerek, bir diğer yandan da ruhlarını Mesnevî çeşmesinden doldurarak gitmişlerdir."

Mevlânâ’yı doğru anlamak, onu kendi havuzu içerisinde anlamak demektir. Onun buna yönelik de beyitleri vardır zaten. Mesnevî’nin ilk 18 beytinin içinde buna da cevap veriyor:
"Hiç kimse benim derunumda yatanı araştırmadı. Herkes beni kendine uydurmaya çalıştı. Herkes bana bir yönden baktı. Herkes bana kendi görmek istediği, bakmak istediği şekliyle baktı…" anlamında bir söz söylüyor. Yani onların görmek istediği Mevlânâ değilim ben, diyor.

Malûm-i âlîniz Hazret-i Mevlânâ’ya izafe edilen bir söz vardır: "Ne olursan ol gel!" Bu söz hakikatinde Ebû Saîd Ebû’l-Hayr isimli bir zatın sözüdür. Ancak mana olarak Mevlânâ Hazretleri’nin meşrep ve tarîkine çok aykırı bir söz değildir. Çünkü o sözde: "İster putperest ol, isterse Mecûsî… Ne olursan ol gel!" denirken bir şey kastedilmektedir. Gel de, geldiğin gibi öylece kal anlamı yoktur burada: "Sen hele bir gel bakalım, bu eşikten içeriye hele bir adımını at; gerisi bize kalmış…" anlamı vardır. Nitekim Hazret-i Pîr’in dergahının kapısının üzerinde şu ibare yer almaktadır. Mealen: "Burası aşıklar Kabe’sidir. Her kim ki buraya nakıs gelir, buradan kamil olarak çıkar." Görüleceği üzre Mevlânâ: "Gel, buraya noksan olarak gel, noksan olarak çık", demiyor.

Mahmud Erol Kılıç
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri burada Fütuhât'ın diğer cildinde, Cuma'nın farz oluşu meselesini açıklarken yine buraya geliyor; kadın ve erkek mevzusuna. Cuma erkeğe farzdır. Kadına farz değildir. Çünkü kadına Allah'ın varlığını bilmek şartı koşulmuşken, birliğini birleme şartı koşulmamış. Çünkü kadında eksiklik var. Eğer kadın bu eksik yönünü tamamlarsa diyor Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri; kemale ererse, işte aynı erkek gibi o zaman kadına da cuma farz olur.

Burayı biraz açıklar mısınız?
Açıklamalara muhtaç bir yazı olmuş.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Halkı Allah’ın izni ile bırak, yine O’nun emri ile arzularından geç. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur:"Eğer inanıyorsanız, Allah’a güvenin." Kendini Allah’ın fiiline, iradesine terket. Saydıklarımızı yaparsan, ilahi emirlere bir kab olursun. Halkı bırakmak; onların elinde hiçbir iyilik veya kötülük olmadığına ve olamayacağına inanmakla olur. Bütün kuvveti Allah’tan görüp, halkın elinde mevcut olan bir şey görmeden Allah’ın kudretini tasdik etmekle mümkün olur. Kendini bırakmana gelince; Hak’ka teslim olman ve sebepleri bir yana atmanla olabilir. Kendinden hiçbir hareket görme, gücüne kuvvetine mağrur olma. Bu halinde kendini hor görüp, özünden nefret etme. Hak’ka teslim ol; O’nun emirlerine göre hareket et. Şunu iyi bil ki, her şeyi evvel ahir yapan Allah’tır. Sen ana karnında bilinmez bir nesne iken, O besledi ve bu aleme getirdi. Ve yine sen, beşikte her şeyden habersiz yatarken esirgeyen O oldu. İşte o eski hallerini düşün ve Hak’ka güven. İlahi tecelliler önünde yok olmak şöyle olur: Başta hiçbir istek sahibi olmamak gerekir. Bunu yaptığın an, her arzun yavaş yavaş ölmeğe başlar. Dileklerin yok olur.Daha sonra iraden ölmeğe başlar. İşte bundan sonradır ki, ilahi tecelli seni kaplar. Hiçbir meramın olmaz. Hak’kın isteğinden başkası sende hüküm süremez olur. Kalbin sakin, vücudun rahat, gönlün geniş, yüzün nurlu... Her şeyden elini çeker, yalnız yaratanla meşgul olursun. Hak varlığı ile zengin olursun. Bu halinle seni kudret eli çevirir, ezel dili seni çağırır. Hak sana bilgiler öğretir. Türlü nevi kisveler giydirir. Ezeli ilimlerden sana nasip gelir. Gönlün açık olur. Kötülükler onda eğlenmez. Her kötülük onda erir. Varlığın Hak arzusu ile dolar. Böylece senden çeşitli kerametler zuhura gelir. O haller senden görünür, ama aslında Hak’tan gelir. İşte böylece, Hak için gönlü kırıklar zümresine dahil olursun. Bunlara, “Münkesiret’ül – Kulub “ tabiri kullanılır. Zikrettiğimiz o değerli insanlar için Allah-ü Teala şöyle buyurur:"Benim için kalbi mahzun olanlarla olurum."Bu Kudsi bir hadistir. Muayyen bir zaman için halin böyle gider, ardan zaman geçer; evvelce mahrumu olduğun pekçok dünyaca hoş tanınan nefsi zararsız isteklerine kavuşursun. Peygamber S.A. efendimiz bu duruma işaret ederek şöyle buyurur:"Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku, gönlümü hoş eden namaz." Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, Hak, seninle olmaz. Bu hevan ve hevesin yok olunca da sende hiçbir şey durmaz olur artık. Sende ne iyilik eğlenebilir, ne de kötülük. Ne akıl kalır, ne de fikir. Hiçbir şeyi seçemez olursun. Varla yok arasında bir hal alırsın. Allah seni öldürür, yeniden diriltir. Sende, yeni ve bambaşka bir irade zuhura getirir. Her isteğini o irade ile istersin. Bu hale ki geldin ve her isteğin buna ki uydu; Hak Teala kendine izafe ettiğin mevhum varlığını alır, seni yok eder. Bu halle sonunda: Münkesiret’ül-kulüb zümresine dahil olursun... Bu makamda haberin olmadan çeşit çeşit hikmetli işler olur. Sonra benliğin erimeğe başlar. Böylece iş sonuna varmış olur. Ve Hak’ka kavuşmuş olursun; yani, lika hasıl olur. Her iş tamam olur. Bütün çalışmalar bunun içindi zaten... İşte: Münkesiret’ül kulüb’un asıl manası budur.

Yukarıda bahsedilen cümlesini biraz izah edelim: Bunun manası; tam bir sükun ve tumaninet halidir. Yani yukarıda arzedilen hale girmek ve onda tam bir olgunluk peyda etmek demektir. Bunu daha açık anlatmak için Allah’u Teala’nın, Peygamberi SAV lisanı ile buyurduğunu dinleyelim: "Kulum bana ibadet etmekle yaklaşır, ve onu severim. Sevince de tutan eli, işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı olurum, hep işlerini benimle görür." Diğer bir rivayette şu cümleler de vardır:"Benimle işitir, benimle tutar, benimle aklı erer."

Bu hal ancak kendinden geçiş ile başlar. Bu iş, güç değildir, halkı bırakman kafi. Halk; hayır ve şerden ibarettir. Sen de böylesin, hem hayırlısın hem de şerli. Halkın hayrını ve şerrini isteme. Yalnız Hak’kı tut, ötesini bırak. Yine Kader-i İlahide hayır ve şer vardır. Sen bu halde bulunmadıkça Allah seni şerrinden korur, hayrı denizine atar. O zaman hayrına kab olur, her çeşit nimete kavuşursun. Süküna rahata, hoşluğa ve nihayet her güzelliğe kaynak olursun.
Fena (1), Müna (2), Müptega (3) bunlar ayrı ayrı tasavvuf mertebesidir. Velilerin son durağı buralardır. Bunlara yönelmek öyle bir istikamettir ki, geçmişteki evliya ve ebdal hep bunları istediler. Ta ki, iradelerini Allah’a bırakalar ve O’nun iradesine göre hareket edeler. Zaten bu yolun yolcularına demek, bu manayı anlatmak içindir. Bunların günahı nefsani arzularını Hak’kın iradesine ortak etmektir. Haddi zatında onlar bunu unutarak yaparlar. Manevi bir hale kapılı, dehşete düşerler, bu arada kendilerini kaybederler. İsteklerine kapılma neticesi Hak’ka şirk koşmuş olurlar. Sonra, Allah tarafından kendilerine bir ayıklık gelir; Allah’ın rahmeti, merhameti yetişir, bulundukları halden uyandırır. Onlar da hatalarını anlar, istiğfar eder, tövbe ederler. Allah da tövbelerini kabul eder. Çünkü yalnız melekler iradeden masumdur. Peygamberler de iradeden değil, kötülükten masumdur. Geri kalan mükellef insan ve cinler, ne iradeden, ne de kötülükten masumdur. Şu var ki; veliler, kötü arzudan, ebdal de iradeden mahfuzdur, ama masum değildir. Bu şu manaya gelir; bazen ufak tefek meyil ederler, sonra Allah merhameti icabı onlara yine doğru yolu nasib eder.


Abülkadir Geylani Hazretleri
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 12-11-2016, Saat:05:43 PM, Düzenleyen: ekberî.
Forumcu
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Kadındaki eksikliğini tamamlarsa yani, kadın, kemale ererse işte aynı erkek gibi olur yani eksik yanını tamamlar diyor. O zaman cuma farz olur. Çünkü erkek gibi olur diyor. En doğrusunu Allah bilir.

Ben böyle bir saçmalık ne işittim ne de duydum..birde Aĺlah'ın var olduğundan sorumludur, birlemek zorunda değildir gibi ahmakca bir ifade kullanmış.Subhanallaahh..

Bu saçmalıkları buraya yazmayın lütfen.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Kadın, kemale ererse vatanına döner.Suret muhabbeti değil bu. Mana muhabbeti. Eğer anlayış seviyene göre İslam Şeriatına aykırı bir durum kavradıysan bunu şimdilik askıya al zamanı gelince anlaşılır. Nefs, dişi tabiatlarıdır. Meryem ana benden daha erkek. Hakikatte kim dişi kim erkek? Saçma bulman fikir hazinesinde yoğurmandan ibaret. Hakikatine neden vakıf olamıyoruz? Çünkü,yalnız Allah açıklar. Tabiki bizimde fikrimizden çıkan düşüncelerimiz olabilir. Yanlis anlaşılmaktan Allah'a sığınırız. En doğrusunu O, bilir.
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Dinimiz İslam Tasavvuf'u
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.