Tasavvufi bakış açısına göre her insan, Allah'ın kendi ruhunu üflediği. Ben insanı yarattım attım kenara değil. Bütün varlığın yaratılışı yaratılmış ne varsa alemde canlı-cansız ne varsa(cansız varlık yok da) ne yaratılmış ise bir ilk maddeden yaratıldı. O ilk maddeden diğer varlıklar yaratıldı. O ilk madde nedir? İlk big bang yani patlama haline doğru çalışmalar yapılıyor. İlk madde neydi? Bilim adamları araştırıyor. Sufiler diyor ki ilk madde: "Ben seni yarattım, sana bütün isimleri yükledim ve ruhumu üfledim." İlk madde insan değil. Ondan diğer şeyler yaratıldı denilen ilk madde. Diğer yaratılmışlar o yaratılmıştan yaratılıyor. Sufiler der ki:"Buna Hakikat-i Muhammediyye denir. Kainatta ne varsa; hayvan, bitki, ilave insan; içinde zenci, Fransız, Müslüman, Yahudi, Budist ne varsa herkes bu hamurdan yaratıldığı için bütün alem Muhammedi'dir. Bunların içerisinden Müslümanlar, o davete icabet ettiler. Siz peygamberlik vasfını bir kenara atarak sadece tarihsel Muhammed'i öne çıkarmayın. Öyle sözler var ki, bunları nasıl anlamlandıracaksınız? Allah, bir kuluna neden salat etsin, ya da selam göndersin ki? Daha ötesini söyleyeyim. Peygamber kendisine salat ediyor. Tarihsel Muhammed, Hakikat-i Muhammediyye'ye (sav) selam veriyor. O yüzden Sufiler der ki:"Muhammed'i tanımak, Allah'ı tanımaktan daha zor, daha hassas." Tarihte bazı peygamberlerin başına gelen hususlar bizim peygamberimizin de başına gelir kaygısıyla; tanrılaştırma hadiseleri, eğer çok översek onu ilahlaştırmak haşa ve haşa şirke düşeriz kaygısı özellikle İslam'ın belirli bir gruplarında bu tutumunda zaman zaman hatta büyük oranda bu kaygıların bir paranoya haline gelmesi neticesinde:"Peygamber sıradan bir insandı, o postacıydı", diyerek eti kemikten ayırmak gibi bilimsel bir hata içerisindeler. Muhammed (sav), Kuran'ın ete kemiğe bürünmüş şeklidir. Çünkü Enel Kuran, Kuran benim diyor Muhammed (sav) Kuran'ı Kerim'i güzel okumakla Ehl-i Kuran olunmuyor. Ruhla okumak diye bir şey vardır.
Bizim kültürümüzde, Anadolu kültürümüzde, Anadolu İslam'ında tecrübe edilen İslam'da hiçbir kimsenin adı Yezid değildir. Eğer biz bu İslam'a sahip çıkabilsek Sufi kökenli bu İslam'ı idrak edebilsek... İnsanlığa hizmet Adem'e hizmet, Hakk'a hizmet olarak görülmüştür.
Araçsız hiçbir şey yok. Allah Azrail ile can alıyor. İstese kendi alamaz mı. Yerde ve gökte ordusu var. Müthiş bir işletim mekanizması mevcut. Peygamberi gördüler. Ebu Cehil gibi kimseler, kabul etmediler. Adam körse yapacak bir şey yok. Ülkemizde Nakşibendiyye çok önemli yollardan bir yol. Nakşilik yolundan çok büyük alimler gelmiştir. Çok büyük kimseler gelmiştir. Siz, bundan iki asır önce yaşamış bir insana muhabbet duyarsanız, ben onu görmesem de ona gönderdiğim kalbi mesajla büyür. Bir gönderici ve alıcı var. Kalbi melekeleriniz ile siz bir hat oluşturabilirsiniz.
Sizin bir imparatorluğunuz var. Adı Devlet-i Osmanlı. Tek bayrak altında çok sancak vardır. Sancak ayrıdır, bayrak ayrıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ayrı sancağı vardır. Siz sancak yapabilirsiniz ama bayrak yapamazsınız. Osmanlı, buna izin vermedi. Eğer siz Vahhabi, Selefi inancında olsaydınız, hiçbir zaman kitleleri bir arada tutamazdınız. O zaman öyle bir modele ihtiyaç vardı ki, bu model kırmızı çizgiyi aşmadan kendi içinde özgür bir şekilde dini görüşlerini ifade edebilsin. O noktaya kadar müsamaha göstereceğiz. Osmanlı İslam'ı denen İslam'ın kaynağı neresi? Sufiler. İsmâil Ankaravî'nin çok önemli bir sözü var:"Biz iki anneden süt emdik, biri Muhyiddin, biri Celâleddîn. Gerçekten o iki sütün karışımı muhteşem bir sentez. Bu sentez, İslam dünyasının kaybettiği bir sentez ve belki de aramakta olduğu sentez.
Bakınız, ben sadece "Müslümanım", demenin yetmediği kanaatindeyim. Bugün Avrupa'ya gidin. Sadece, "Müslümanım" deyin. Herkes sizden kaçıyor.
Bunun arkasında yabancılar varmış, bunun arkasında CIA varmış. Yav kardeşim, bunu söylemek bile abes. CIA ne için kurulmuş? Onlar vazifesini yapıyor. Sen, açık vermeyeceksin. Devlet geleneğinde düşman şöyle yapıyor demek zayıflık göstergesidir. Bir besmele çektiğinizde şeytan afedersiniz, kıçına vura vura kaçar diyor. Demek ki, bizim abdestimizde bir sorun var.
Ben sufi bir Müslüman'ım. Hocam yani "ben Müslüman'ım" varken, buna neden bir takı ekliyorsunuz? Ah aziz kardeşim. Keşke ben Müslüman'ım dediğimde akla
Muhyiddin'ler, Celâleddîn'ler, Hacı Bektaş-ı Veli'ler gelseydi de bunu eklemek zorunda kalmasaydım. Biz, şuan çok "Tasavvuf" diyoruz. Çünkü Tasavvuf, bizden çok ayrı bir şey oldu. Tasavvuf'un kökeni, Hinduizm imiş. Tasavvuf'un kökeni, Budizm imiş. Gülüyoruz. Bunların, gayri ilmi ithamlar olduğu artık biliniyor. Dinler arası benzeşmeler olduğu, bu ondan çaldığı anlamına gelmez. Bazı İncil ayetleri Kuran'da vardır. Bazı İncil ayetleri peygamberin hadisinde vardır. "O zaman Hz. Muhammed (sav) Tevrat'ı İncil'i çok iyi biliyordu, oradan çaldı(haşa). Aynı mantıktır. Bazı şeyler birbirine benzer olabilir. İki ile ikiyi toplayın Çin'de, dört eder. İki ile ikiyi toplayın Arjantin'de, dört eder. Evrensel prensipler bunlar. O açıdan ifadeler birbirine benzeyebilir. Muhyiddin Arabî, yirmi üç konuda kafir oldu diyor bir İlahiyatçı. O yirmi üç konuyu tek tek ele aldım. Yazık günah ya, bir insana nasıl kafir diyebilirsiniz.
Bugün Hazreti Mevlana'nın kitaplarını okuyarak binlerce insan Müslüman oldu. Amerika'da binlerce insan, Hazreti Mevlana'yı okuyarak Müslüman oldu. Arifler'in mezarına giderek özür dilesinler. Eğer sen, İslam öğretim metodolojisini, Hazret'i Mevlana'nın Mesnevi'sinden çıkarmıyorsan burada ciddi problem var demektir. Osmanlı sultanının emri ile Mesnevi, Medreselerde okutulan kitaptır. Cami'de Mesnevi okutulurdu Osmanlı'da. Şimdi soruyorum:"Siz Osmanlı'nın devamı mısınız?" Bu soruyu sorma hakkına sahip değil miyim? Bir tane İmam'ım yok ki, Cuma Hutbesi'nde bir tane Hazreti Mevlana'dan bir beyit okusun, Yunus Emre'den bir beyit okusun. Ondan dolayı Cami'ler soğuk. Diyoruz ki:"Bu gençler, neden Cami'ye gelmiyor?" Tenzih ederim çok değerli İmamlar'ımız da bulunmakta tabi ki. Bir genelleme yapıyorum. Sizin genciniz bir Mesnevi sohbeti o İmam'dan duyamazsa, bir Arif kelamı o İmam'dan duyamazsa lütfen kusura bakmayın. Siz önce kendinize bakın. Siz hangi İslam'ı sunuyorsunuz? Ben, Anadolu Sufi Mezhebindenim. Çok açık söylüyorum. Bunun adı neyse, hangi mezhepse bu.
Mahmud Erol Kılıç