You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çocuklar Için Dini Hikayeler

Çocuklar Için Dini Hikayeler

Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Müslüman Olan Yahudi Çocuk

Sevgili Peygamberimiz, Müslüman olsun-olmasın, bütün çocuklara ilgi gösterirmiş. O, Medine’de yaşayan bütün çocuklara hep şefkat ve merhametle davranırmış. Bakın, Hazreti Enes ne anlatıyor :



“Peygamberimize bazı zamanlarda hizmette bulunan bir Yahudi çocuk hastalanmıştı. Birlikte, geçmiş olsun dileğinde bulunmak için onu ziyarete gittik.

Peygamberimiz çocuğun başucunda oturdu ve ona Müslüman olmasını tavsiye etti. Çocuk yanı başındaki babasının yüzüne bakınca, babası : “Peygamber’e itaat et” dedi. Çocuk da hemen Müslüman oldu. Evden büyük bir sevinçle ayrılan Peygamberimizin dilinden şu dualar dökülüyordu: “Benim vasıtam ile bir kişiyi cehennemden kurtaran Ey Rabbim! Sana hamd ü senâlar olsun…”

Evet sevgili çocuklar… İşte Peygamber Efendimiz böyleydi… Bir kişinin Allah’a iman ederek kurtuluşa ermesi, Onu son derece sevindirir, mutlu ederdi…
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Peygamberimiz Ve Oğlu İbrahim

Sevgili çocuklar, Hazreti Enes’in bu kez acı bir hatırasını dinleyeceğiz kendisinden. Bakın neler anlatıyor:

“Çocuklarına karşı Hazreti Peygamber’den daha şefkatli olan hiç kimse görmedim. Oğlu İbrahim dünyaya geldiğinde, Peygamberimiz çok sevinmiş ve kendisine bu müjdeyi getiren kişiye büyük bir ödül vermişti.



İbrahim’in doğum haberini de etrafındakilere şöyle müjdelemişti: “Bu akşam benim bir oğlum dünyaya geldi. Ona Peygamber babamız İbrahim’in ismini verdim.”

O zamanlar çocukları daha iyi beslensinler, gürbüz olsunlar diye sütanneye vermek bir gelenekmiş sevgili çocuklar. Peygamberimiz de oğlu İbrahim’i, Ümmü Seyfe denilen bir sütanneye vermiş. Şimdi yine Enes’i dinlemeye devam edelim.

“Medine’nin kenar mahallesinde oturan bu sütannenin kocası demircilik yapmaktaydı. Sık sık Peygamberimizle birlikte oraya giderdik. Varınca duman dolu evlerine girerdik. Peygamberimiz, oğlu İbrahim’i kucaklayarak öper ve bağrına basardı. Sonra birlikte geri dönerdik.”

Günlerden bir gün, Hazreti Enes, Peygamberimizle birlikte yine Medine’nin bu kenar mahallesine gitmişler. Bu ziyaret, yine Peygamberimizin oğlu İbrahim içinmiş… Gerisini Hazreti Enes’den dinleyelim:

“Sütannenin kocası demirci Ebu Seyfe’nin evine varınca, ben hemen koşarak: “Ebu Seyfe! Ebu Seyfe! Bak Peygamberimiz geliyor. Şu işine biraz ara ver de, Peygamberimiz rahatsız olmasın,” dedim.

Böylece, Peygamberimizin dumandan rahatsız olmasına engel olabileceğimi düşünmüştüm… Sonra içeri girdik.Peygamberimiz, küçük İbrahim’i kucağına aldı. Öptü, bağrına bastı… Bir de ne göreyim? Bebek İbrahim can çekişiyor… Belli ki, çok hastaydı… O anda Peygamberimizin yüzüne baktım. Gözleri yaşla dolmuş, ağlıyordu…”

Pekiyi, hiç aklınıza geldi mi, acaba küçük İbrahim’e bundan sonra ne olmuş?... Evet sevgili çocuklar, üzülerek söyleyelim ki, İbrahim henüz küçücük bir bebek iken ölmüş… Bu olay, biricik yavrusunu kaybeden Peygamberimizi ve Onun değerli arkadaşlarını son derece üzmüş. Devamını yine Enes’den dinliyoruz :

“Peygamberimiz, oğlu İbrahim’in son anlarında onu kucağına bir kez daha alıp bağrına bastı. Kokladı ve öptü. Bu arada babalık şefkatiyle gözleri yine yaşlarla doldu. Peygamberimizin ağladığını gören yanındakiler hem üzülmüş, hem de şaşırmışlardı. Acaba Peygamber de ağlar mıydı?... İçlerinden biri dayanamayarak sordu: “Siz de mi ağlıyorsunuz Ey Allah’ın Resulu?...”

- Peygamberiz de: “Evet, dedi. Ben de bir babayım. Bu ağlayışım şefkat ve merhamettendir. Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat biz, Allah’ın hoşnut olmayacağı şeyleri söylemeyiz. O’na isyan etmeyiz.” Sonra İbrahim’e dönerek şöyle dedi: “Ahh İbrahim!... Senden ayrılışımız bizi ne çok üzdü bir bilsen…”

Bu olaydan, Peygamberimizin çok şefkatli bir baba olduğunu anlıyoruz. Ayrıca, böyle bir durumla karşılaşan insanın Allah’a isyan etmemesi gerektiğini de yine Ondan öğreniyoruz.

Sevgili Peygamberimiz, İbrahim’in ardından ise teselli dolu ifadelerle şunları söylemiş: “Oğlum İbrahim, henüz daha süt emme çağında iken öldü, ama Allah ona cennette iki sütanne verdi. Oğlumu şimdi onlar emziriyorlar.”

Sevgili çocuklar… İslâm inancına göre ölüm, bir yok olma değil, yeni ve sonsuz bir hayata başlangıcın kapısıdır. Bu kapıdan geçtikten sonra, güzel ve yararlı davranış sahipleri, türlü türlü nimetlerin bulunduğu cennette ağırlanırlar.

Fakat, çeşitli kötülükleri işleyenler ve Allah’ın biz insanlara yasakladığı davranışlarda bulunanlar ise, cezalarını çekmek üzere cehenneme gönderilirler.

Ancak İbrahim gibi henüz daha bebek iken ölen çocuklar, günahsız oldukları için doğrudan cennete giderler ve ahirette, anne babaları için şefaat etme hakkına kavuşurlar.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Okçu Enes

Sevgili çocuklar, biliyor musunuz? Hazreti Enes, aynı zamanda iyi bir okçuymuş… O, ok atmaya küçük yaştan itibaren meraklıymış. Bu merakı sayesinde de kısa sürede başarılı bir okçu oluvermiş. Hatta sonraki yıllarda, okçuluk sanatını yakınlarına da öğretmiş. Ancak ne zaman bir yarışma yapsalar, her defasında Hazreti Enes birinci olurmuş.



Enes delikanlılık çağında iken, bir gün birkaç arkadaşıyla birlikte kırlara çıkmışlar. Birden karşılarına kocaman bir yaban tavşanı çıkmasın mı?... Hemen peşine düşmüşler. Ama nafile … Tavşanı yakalamak kolay mı? Fakat Enes tavşanın peşini bırakmamış ve fırsatını bulduğu bir anda okuyla nişan alıp tavşanı avlamış…

Hz. Enes tavşanı babası Ebu Talha’ya getirmiş. Ebu Talha da bu kocaman tavşanı pişirerek ona ve arkadaşlarına bir ziyafet çekmiş… Tabii ki bu arada Enes, tavşanın bir budunu pişirip sevgili Peygamberimize götürmeyi de unutmamış…
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Peygamberimizle Enes’in Anlaşması

Hazreti Enes bir gün sevgili Peygamberimizden, Kıyamet gününde, kendisine özel olarak şefaat etmesini istemiş. O da şefaat edeceğine dair söz vermiş. Ancak Hazreti Enes, şefaate nerede ihtiyaç duyacağını bilemiyormuş …



Bunun üzerine: “Başım nerede sıkışır ey Allah’ın Resulü? Söyleseniz de sizi orada arasam, ”diye sormuş. Peygamberimiz: “Beni ilk önce Sırat’ta ara!” cevabını vermiş.

Enes, Peygamber Efendimizi Sırat’ta bulamama endişesiyle tekrar sormuş: “Pekiyi, seni Sırat’ta bulamazsam?” “O zaman beni Mizan’da ara!”

Ancak Enes, Mahşer yerinin kalabalık olacağını iyi bildiği için endişesi hâlâ devam ediyormuş. Bu nedenle yeniden sormuş:

Ya sana Mizan’da da rastlayamazsam ? “O zaman beni Havuz’un yanında ara! Mutlaka bu üç yerin birinde buluşuruz,” diyerek Enes’in endişesini gidermiş, gönlünü ferahlatmış…

Sevgili çocuklar… Belki de Kıyamet günü, Sırat, Mizan ve Havuz kelimelerini ilk defa duyuyorsunuz. Bunun için, size bunları kısaca açıklamak istiyorum. Kıyamet günü: Dünyanın sonunun geldiği ve yeni bir hayatın başlangıcı olan gündür. Buna Ahiret günü de denilir. Ahiret aynı zamanda yaşayacağımız öbür dünyanın adıdır.

Sırat: Kıyamet kopup, ahiret hayatı başlarken, insanların üzerinden geçeceği bir köprüdür. Bundan dolayı, “Sırat Köprüsü” denilir... İşte, her insan, dünyadaki davranışları karşılığında bu köprüden kolaylıkla veya zorlukla geçer… Yararlı ve güzel davranışlarda bulunanlar Sırat’ı şimşek hızıyla geçerler… Zararlı ve kötü davranışta bulunanlar ise Sırat’ı geçmekte çok zorlanır ve bazıları da geçemezler.

Mizan: Dünyada yapılan işlerin, iyi ve kötü davranışların tartıldığı teraziye verilen isimdir. Sevap ve günah kefelerinden oluşan bu terazide her insanın günah ve sevapları tartılır. Mizan’da sevabı ağır basanlar cennete, günahı çok gelenler ise cehenneme giderler…

Havuz: Sevgili Peygamberimizin, mahşer gününün o sıkıntılı ve bunaltıcı sıcağında, ümmetinden cennete girmeye hak kazananlara, su ikram ettiği havuzdur. Buna “Kevser Havuzu” denilir. Bu havuzdan bir kez su içenler bir daha hiç susamazlar.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Peygamberimizin Hazreti Enes’e Öğütleri

Biz yine Hazreti Enes’ten bahsetmeğe devam edelim. Bu kez sevgili Peygamberimizin ona vermiş olduğu öğütleri, yapmış olduğu güzel tavsiyeleri aktaralım isterseniz. Enes diyor ki : “Bana Peygamberimizin ilk tavsiyesi şu oldu: “Sana sır olarak verdiğim şeyleri kimseye açıklama! Güvenilir bir kişi ol!”



Bundan dolayı, annem ve Peygamberimizin hanımları, benden Peygamberimize ait gizli konuları sorduklarında, kesinlikle söylemezdim. Onun sırrını asla başka kimseye de söylemedim. Peygamberimizin bana diğer tavsiyeleri şöyleydi:

“Oğulcuğum, abdestini tam ve güzelce al ki, ömrün uzun olsun. Koruyucu meleklerde seni sevsin ve korusun.”

“Enes! Gusül (boy) abdesti alırken güzelce yıkan. Saç diplerini iyice ıslat ve tenini de güzelce temizle. Böyle yaparsan, yıkandığın yerden ayrılırken günah ve hatalardan arınmış olarak çıkarsın.”

“Oğulcuğum, elinden geldikçe abdestli ol. Çünkü kim abdestli olarak ölürse ona şehidlik sevabı verilir.”

“Enes! Namaz kılarken, rükûya gidince ellerinle dizlerini sıkıca tut, parmaklarını birbirinden ayır. Dirseklerini yanlarına yapıştırma. Oğulcuğum rükûdan kalkınca her uzvun tam olarak yerine gelsin. Çünkü Cenab-ı Hak, kıyamet gününde rükû ile secde arasında belini doğrultmayana merhamet etmez.”

“Oğulcuğum, secde edince de alnını ve ellerini yere tam olarak koy. Horozun yeri gagalaması gibi sen de secdeden çabuk kalkma. Secdede kollarını yere serme. Namazda sağa sola bakmaktan sakın…”

“Oğulcuğum, Namazını devamlı olarak kılmaya özen göster… Eğer buna özen gösterirsen, melekler de senin için dua ederler. Müslümanların büyüklerine hürmet, küçüklerine de sevgi göster.”

“Oğulcuğum! Evinden dışarı çıktığın zaman, ayırım yapmaksızın bütün Müslümanlara selam ver. Böylece affedilmiş olarak eve dönersin. Kendi evine girdiğin zaman da ailene selam vererek eve gir…”

“Oğulcuğum! Kur’an okumaktan geri durma. Zira Kur’an ölü kalbe hayat verir, kötü ve çirkin şeylerden ve haddi aşmaktan insanı korur.”

“Oğulcuğum! Kimseye karşı kalbinde kötülük tutmadan sabahlamaya ve akşamlamaya gayret et. Eğer bunda başarılı olabilirsen, kıyamet gününde hesabını çok kolay verirsin. İşte bunlar benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yaşar ve yaşatırsa beni sevindirmiş olur. Beni sevindiren ise cennette benimle beraber olur.”

İşte sevgili çocuklar… Bunlar yüce Peygamberimizin, Hazreti Enes’e öğütleriydi.. Umarım sizler de bunlara dikkat edersiniz… İsterseniz şimdi Sünnet kavramının ne olduğunu açıklayalım.

Sünnet: Peygamberimizin yaşayış tarzı, davranışları ve sözlerinin tümüne verilen addır. Şimdi sizlere yerine getirmeniz şartıyla üç sünnet aktaralım.

1. Eve girdiğiniz zaman annenize, babanıza ve kardeşinize “Esselamü aleyküm” diyerek selam verin.

2. Yemeklerden önce ve sonra ellerinizi yıkayın.

3. Yemeğe besmele ile başlayıp, sağ elinizle ve önünüzden yeyin.

Sevgili çocuklar! Hemen bu arada şunu da söyleyelim ki, sizden herhangi biriniz bir bardak sütü “Bismillah” diyerek üç nefeste içip sonunda “Elhamdülillah” derse ve ağzını çalkalarsa, içtiği süt hem onun için bir gıda olur hemde bu davranışından dolayı tam beş noktadan sevap kazanmış olur.

1.Süt içtiği için. Çünkü Peygamberimiz de sütü sever ve sık sık içermiş. Onun yaptıklarını tekrarlamak kişiye sünnet sevabı kazandırır.

2. İçmeden önce “Bismillah” demek de bir sünnettir ve kişiye sevap kazandırır.

3. İçtiğimiz herhangi bir şeyi üç defa da içmek ve nefesimizi bardağın içine vermekten kaçınmak da bir sünnettir.

4. Sütü içtikten sonra “elhamdü lillah” dediğimiz için de aynı sevabı kazanırız.

5. Son olarak Peygamberimiz bir şey yeyip içtikten sonra ellerini yıkar ve ağzını çalkalarmış. Dolayısıyla bunları yapan yine sünnet sevabı kazanmış olur. Bunları yaparsanız Peygamberimiz sizi de sever ve cennette Onunla birlikte olursunuz. Ne mutlu cennette Peygamberimizle birlikte olanlara, değil mi sevgili çocuklar?...

Hazreti Enes’le ilgili söyleyeceklerimizin sonuna şunları da eklemeliyiz. Annesi Ümmü Süleym, küçük Enes’i Peygamberimize getirip hizmet etmesi için teslim ettiğinde, sevgili Peygamberimiz o zaman Enes için dua etmiş. Onun uzun ömürlü, çoluk çocuk sahibi ve varlıklı bir kişi olması için Allah’a niyazda bulunmuş. Peygamber Efendimizin duasını alan Hazreti Enes, bakınız nelere kavuşmuş:

* 103 yaşına kadar yaşamış ve sahabiler arasında en uzun ömürlü olanlardan biri olmuş,

* Evlat ve torun bakımından kalabalık ve malca da varlıklı biri haline gelmiş.

* Bahçesindeki ağaçlar yılda iki defa meyve verirmiş,

* Kuraklık yüzünden, ekinler zarar gördüğü kendisine söylendiği zaman yağmur için Allah’a dua edermiş ve çok geçmeden yağmur yağdığı görülürmüş…

Sevgili çocuklar, Peygamber Efendimizin, genellikle “Enes’ciğim, Yavrucuğum, Oğulcuğum” diye hitap ettiği Hazreti Enes, zeki ve akıllı bir çocukmuş. Bundan dolayı o, Peygamber Efendimizin yaşayış şeklini ve davranışlarını çok iyi kavramış ve aynen onun gibi yaşamaya çalışmış. Namaz kılışı Peygamberimize en çok benzeyen kişi Hazreti Enes’miş…

Hazreti Enes, Peygamberimizin vefatından sonra, ayrılık acısını, ancak gördüğü rüyalarla dindirmeye çalışırmış… Peygamberimizi her gece rüyasında gördüğünü, huzuruna çıkarak : “Ey Allah’ın Resulü! İşte bak küçük hizmetçin geldi” demeyi çok arzu ettiğini söylermiş… Peygamber Efendimizden kendisine hatıra kalan Mısır Hükümdarı Mukavkıs’ın Peygamberimize hediye ettiği cam bardağı yanından ayırmazmış.

Hele sevgili Peygamberimizin saç teli ile Ona ait bir çubuk, en çok özen gösterip, üzerine titrediği değerli hatıralarmış onun için…. Çok sevdiği Peygamberinin bu hatıralarıyla birlikte gömülmeyi çok istemiş. Nitekim yakınları, vefatında onun bu isteğini yerine getirmişler. Allah Teâlâ ondan razı olsun…
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Peygamberimizin Gülleri Hasan Ve Hüseyin

Sevgili çocuklar, isterseniz biraz da Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’den bahsedelim. Pekiyi, onların kim olduğunu biliyor musunuz? Bir çoğunuzun “Peygamberimizin torunları” dediğini duyar gibiyim. Evet iyi bildiniz. Onlar sevgili Peygamberimizin kıymetli torunlarıydı… Gelin şimdi onlarla ilgili hatıraları dinleyelim…



Sevgili çocuklar, Peygamber Efendimize en çok benzeyen kişilerden biri de Hazreti Hasan’mış. O, Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma’nın ilk çocuklarıymış. Hasan, Hicret’ten üç yıl sonra dünyaya gelmiş… Hüseyin ise bir yıl kadar sonra.. Gerek Hasan, gerekse Hüseyin, doğdukları andan itibaren sevgili Peygamberimizin ilgisini ve sevgisini kazanmışlar.

Dünyaya geldikleri zaman kulaklarına ezanı Peygamberimiz okumuş, kundaklarını yine kendi elleriyle sarmış… Sevgili Peygamberimiz, Hasan ve Hüseyin için sık sık şöyle dua edermiş: “Allah’ım! Sana sığınıyorum. Bu iki yavrumu, şeytanın ve kötü bakışlı insanların şerrinden sen koru…”

Peygamberimiz bu duanın, Hz. İbrahim’in, oğulları İsmail ve İshak’a; Hz. Yakub’un da oğlu Yusuf’a yaptığı duanın aynısı olduğunu söylermiş…

Peygamber Efendimiz, zaman zaman torunlarını yanına çağırarak koklar ve öpermiş. Onlar için sevgili Peygamberimiz: “Bunlar benim bu dünyadaki iki reyhanımdır” diyormuş… Sahi, çocuklar, reyhan nedir, biliyor musunuz?

Reyhan, güzel kokulu bir çiçektir.. Demek ki çocuklar, Peygamberimizin gözünde güzel kokulu çiçeklermiş… Bizler de, Hasan ve Hüseyin’e, gül kokulu Peygamberimizin gül kokulu torunları dersek, herhalde abartmış olmayız değil mi? Öpüp kokladığı güller…

Sevgili Peygamberimiz, torunları Hasan ve Hüseyin neşelensinler, sevinsinler diye çeşitli davranışlarda bulunurmuş. Sözgelimi, dilini çıkararak Hasan’a doğru uzatırmış. Peygamberimizin dilinin kırmızılığını görünce, Hasan bundan çok hoşlanır, neşeyle dolarmış…

Yine Peygamberimiz sakalıyla Hasan’ın oynamasına izin verirmiş. Bu esnada Hasan’ın parmaklarını ısıracakmış gibi yaparmış. Hasan bundan çok hoşlanır, neşelenirmiş. Bazen gecenin ilerleyen saatlerine rağmen yanında kalmalarına izin verirmiş. Sonunda bu tatlı yavrular, Peygamberimizin göğsünde yada karnı üzerinde uyuyakalırlarmış.

Bir defasında ise, Peygamberimiz davetli olduğu yere torunu Hüseyin’i götürmek istemiş. Bu sırada arkadaşlarıyla oynamakta olan Hüseyin’i yakalamak üzereyken, Hüseyin sağa sola koşmaya başlamış. Peygamberimiz de yakalayıncaya kadar onu taklit ederek sağa sola koşmuş… Sonuçta Hüseyin’i yakalamış ve onu kucaklayarak öptükten sonra şöyle buyurmuş: “Hüseyin benimdir, ben de Hüseyin’in”

Sevgili Peygamberimiz, kızı Fatıma’yı ziyaret ettiği zaman kendisini karşılayan Hasan ve Hüseyin’i hemen omuzlarına alır ve onları sevmekle işe başlarmış. Yine böyle bir durumda, onları Peygamberimizin omzunda gören Hazreti Ömer, Hasan ve Hüseyin’e dönerek: “Ne mutlu size, ne kadar değerli birinin omzundasınız,” demiş. Peygamberimiz de : “Tabii, çünkü onlar da benim için çok değerli kimselerdir,” diye karşılık vermiş.

Günlerden bir gün, Peygamberimizin, torunu Hasan’ı öpüp kokladığı bir anda içeri giren bir adam bunu yadırgamış ve şöyle demiş : “Benim on çocuğum var ama doğrusu hiçbirini bu şekilde öpmedim.” Peygamberimiz de ona şu anlamlı cevapla karşılık vermiş: “Allah senin kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?..”

Torunlarını çok seven Peygamberimiz, onları omzuna alarak dolaştırır, camiye gittiğinde de beraberinde götürürmüş. Sevgili Peygamberimiz, zaman zaman Hasan ve Hüseyin’i güreştirir veya ok atma yarışı yaptırırmış.

Ama Peygamberimiz hiçbir zaman taraf tutmaz, onlara eşit şekilde davranırmış. Birini diğerinden ayırmaz, ikisine de aynı ölçüde değer verirmiş. Konuyu daha iyi anlamak için, gelin, Hasan ve Hüseyin kardeşlerin babası Hz. Ali’yi dinleyelim:

“Peygamber Efendimiz bizi ziyarete gelmişti. Yanımızda geceledi. O sırada Hasan ile Hüseyin uyuyorlardı. Bir ara Hasan su istedi. Derhal yerinden kalkan Peygamberimiz bardağa su koyup getirdi. Bu arada Hüseyin de uyandı ve suyu önce o içmek istedi. Peygamberimiz ise suyu Hasan’a verdi.

Bunun üzerine Fatıma dayanamıyarak: “Hasan’ı, Hüseyin’den çok seviyor gibisin babacığım,” deyince, Peygamber Efendimiz: “Hayır, önce Hasan istediği için ona verdim,” dedi…

Bu olaydan şu sonuca varabiliriz değil mi çocuklar? Bizler de günlük yaşantımızda, kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde aceleci olmamalıyız. Sabırlı olmalı ve kardeşlerimizin de hakkını gözetmeliyiz. Zaten sevgili Peygamberimiz de “gerçek mümin, kendisi için istediğini başkası içinde isteyen kişidir” dememiş miydi !...
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Hasan Ve Hüseyin’in Kayboluşu

“Mutluluk Çağı”nın güzel günlerinden bir gün, Hasan ile Hüseyin’in kayboldukları haberi ulaşmış Peygamberimize… Yanındakilere, “Kalkın yavrularımı arayalım” demiş.

Beraberce torunlarını aramaya başlamışlar. Sonunda, bir dağın eteğinde, iki kardeşi bir birine sarılmış olarak bulmuşlar. Karşılarında ise ağzını açmış korkunç bir yılan duruyormuş… Peygamberimiz hemen onları kucaklayarak omzuna almış ve eve getirmiş… Kim bilir, Hasan ve Hüseyin ne çok korkmuşlardır değil mi çocuklar?...



O halde bizler de böyle korkulu olaylarla karşılaşmak istemiyorsak, nerelere gidip nerelere gitmemek gerektiği konusunda büyüklerimizin sözlerini dinlemeliyiz.

Peygamberimizin Hazreti Hasan’a Öğütleri

Sevgili çocuklar, bakın, Peygamber Efendimizin, torunu Hasan’a yaptığı şu tavsiyeler, sanki bizlere söylenmiş gibi… Peygamberimiz buyurmuş ki: “Hasan! Beş vakit namazını aksatmadan kıl… Sana şüpheli gelen her şeyi terk et. İçinde şüphe uyandırmayan şeye yönel. Çünkü doğruluk, insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır…”

Sevgili Peygamberimiz, küçük yaştan itibaren torunlarının eğitimiyle bizzat kendisi ilgilenmiş. Onları en güzel şekilde yetiştirmiş. Bir hatırasında Hazreti Hasan şöyle anlatıyor:

“Peygamberimizle birlikte yürüyorduk. Yolumuz, yoksul ve fakir insanlara ayrılmış sadaka hurmalarının bulunduğu yere uğradı. Ben bir hurma alarak ağzıma attım. Bunun üzerine Peygamberimiz derhal onu ağzımdan çıkarıp attı. Oradakilerden biri: “Neden izin vermediniz? Bir hurmayı yeseydi ne olurdu sanki?” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Hayır! Benim ailemden olanlara sadaka helal değildir,” buyurdu.”

Demek ki, sevgili Peygamberimiz, torunu Hasan için, yemesi uygun olmayan şey bir hurma tanesi bile olsa, buna izin vermemiş, onu en güzel şekliyle yetiştirmeğe özen göstermiştir.

Hasan ve Hüseyin Kardeşler ile Yaşlı Adam

Peygamberimizin tavsiyelerine uyan Hasan ve Hüseyin kardeşler, namazlarını aksatmadan kılarlarmış. Günde beş defa yüce Allah’ın huzurunda durmaktan, büyük zevk duyarlarmış… Bu iki kardeş, aynı zamanda çok sevimli ve kibar çocuklarmış. Onların ne kadar hassas, duygulu ve nazik olduklarını şu olaydan sizler de anlayabilirsiniz.

Günlerden bir gün, Hasan ve Hüseyin kardeşler, namaz kılmak için abdest almaya gitmişler. Bu sırada, bir köşede abdest almakta olan yaşlı bir adam görmüşler. Ancak bu yaşlı insan, abdest alırken bazı hatalar yapıyormuş. Hasan kısık sesle kardeşine:

- Şu yaşlı amcaya hatalarını nasıl söylesek acaba? Demiş. Hüseyin: “Ona hatalarını, kalbini kırmadan söylememiz gerek,” uyarısında bulunmuş. Nasıl söyleyeceklerini düşünüp dururken, birden Hasan : “Benim aklıma şöyle bir fikir geldi. Ne dersin?” deyip, kardeşinin kulağına bir şeyler fısıldamış. Neler söylediğini merak ediyorsunuz değil mi? Devam edelim öyleyse…

Hasan ve Hüseyin kardeşler, usulca yaşlı adamın yanına yaklaşmışlar. Hasan söze başlamış: “Şey, efendim… Ben ve kardeşim namaz kılmaya yeni başladık. Ancak hangimizin doğru abdest aldığı konusunda anlaşamıyoruz. Siz aramızda hakem olun, ben ve kardeşim abdest alalım. Bakalım hangimiz doğru olarak abdest alıyor.”

İki kardeş başlamışlar abdest almaya… Bu sırada yaşlı adam da büyük bir dikkatle onları izliyormuş. Sonunda abdestleri tamamlamışlar. Gülümseyerek baktıklarında, yaşlı adamın gözlerinin dolu dolu olduğunu görmüşler. Bir taraftan Hasan ve Hüseyin’i kucaklıyor, bir taraftan da şunları söylüyormuş:

- Sevgili yavrularım ! Aslında ikinizde doğru olarak abdest alıyorsunuz. Hatalı olan bendim. Size ne kadar teşekkür etsem azdır… Yaşlı adam, daha sonra onları alınlarından öperek uğurlamış.

Bu olaydan Hasan ve Hüseyin kardeşler de en az yaşlı adam kadar mutluluk duymuşlar… Çünkü onlar, bir insana, yüzüne vurmadan hatasını göstermenin sevincini yaşıyorlarmış.

Bu denli ince duygu ve düşünceye sahip olan Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’i, şimdi daha çok seviyoruz ve Sevgili Peygamberimizin; “Hasan ve Hüseyin cennetteki gençlerin baş tacıdır” sözünü daha iyi kavrayabiliyoruz, değil mi sevgili çocuklar…

Sevgili Peygamberimiz vefat ettiğinde Hasan yedi, Hüseyin ise altı yaşındaymış. Bu kısa beraberliklerine rağmen Peygamber Efendimiz onlarla çok ilgilenmiş ve onları çok sevmiş… Bu sevimli ve değerli iki kardeş de Peygamberimize doyamadan ayrılmış, ancak Onun sevgisini kalplerinde hep yaşatmış.

Bize düşen ise, hem sevgili Peygamberimizi hem de onları çok sevmek ve sevgilerini kalbimizde yaşatmaktır, değil mi çocuklar? Çünkü bakın, onları sevme konusunda Peygamber Efendimiz ne buyuruyor:

“Hasan ve Hüseyin’i seven, gerçekte beni sevmiş, onlara kin ve nefret duyan ise, bana kin ve nefret duymuş olur.” Allah Teâlâ, Peygamberimizin sevgili torunları bu iki kardeşten de razı olsun…
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Genç Komutan Üsame

Sevgili çocuklar, “Mutluluk Çağı”nın, mutlu çocuklarından biri de, sevgili Peygamberimizin evlat edindiği Zeyd’in, Üsâme isimli oğluymuş.



Üsâme de, Peygamber Efendimize yakın olma şerefine ulaşan şanslı ve mutlu çocuklardan biriymiş. Hasan ile aralarında yaş farkı olmasına rağmen, beraberce oynarlar, Peygamberimiz tarafından beraberce sevilirlermiş. Üsâme, Peygamber Efendimizin, onlara karşı sevgi dolu davranışını şöyle anlatıyor:

“Peygamberimiz beni bir dizine, torunu Hasan’ı da diğer dizine oturtur, sonra bizi bağrına basarak kucaklardı. Bizi öptükten sonra şöyle dua ederdi: “Rabbim! Ben bunları çok seviyorum. Bunlara karşı çok merhametliyim. Sen de onlara merhamet eyle…”

Üsâme için Peygamber Efendimiz, “Üsâme en sevdiğim insandır” iltifatında bulunmuş. Bundan dolayı Ashâb-ı Kirâm, ona “Peygamberin sevdiği” anlamına gelen “Mahbûb-i Resûl” diye hitap ederlermiş…

Peygamberimizin Üsâme’ye bir tavsiyesi var ki, bu oldukça önemli, sevgili çocuklar… Bakın ne buyuruyor sevgili Peygamberimiz: “Üsâme! Senin sorumluluğunda olan hayvanlar konusunda aman dikkatli ol! Yoksa kıyamet günü onlar tarafından Allah’a şikayet edilirsin.”

Demek ki sevgili çocuklar, bizim sorumluluğumuzda olan hayvanlardan, mutlaka Allah bizi hesaba çekecektir. O halde, özellikle evcil hayvanlara karşı davranışlarımızda dikkatli olmalıyız. Onların bakımlarına ve beslenmelerine de özen göstermeliyiz.

Üsâme’nin de Peygamberimizle birçok hatırası varmış. Hiç unutamadığı bir anısını şöyle anlatıyor: “Veda Haccı’nda, Arafat’tan Müzdelife’ye inerken Peygamber Efendimiz, Kusva isimli devesine binmişti. Devenin üstünde, Peygamberimizin arkasında kim vardı biliyor musunuz: Ben!..”

Sevgili Peygamberimiz, hakkında dualar ederek, böylesi iltifatlarda bulunduğu Üsâme’yi, üstün nitelikli bir insan olarak yetiştirmişti. Sonunda onu, daha onsekiz yaşında iken, Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer gibi önemli isimlerin bulunduğu orduya komutan tayin etmişti.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Kur’an Tercümanı Hazreti Abdullah

Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas’ın oğullarındanmış Hazreti Abdullah… O da sevgili Peygamberimizle birlikte olma şerefine ulaşan, O’nun duasını alan nasipli çocuklardan biriymiş. Peygamberimizin vefatında henüz on üç yaşında olan Hazreti Abdullah’ın da bir çok mutlu hatırası varmış sevgili Peygamberimizle…



Bir gün, Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas ile, o günlerde henüz çocuk yaşta bulunan oğlu Abdullah, beraberce Peygamberimizi ziyarete gitmişler. Ancak Peygamberimizden her zaman gördüğü iltifatı bu kez göremeyince, Hazreti Abbas ziyaretini kısa kesip dışarı çıkmış. Çıktıklarında, oğlu Abdullah’a:

- Oğlum, Peygamberimizin bana nasıl davrandığını gördün mü? Sanki beni görmekten memnun olmamış gibiydi, diye dert yanmış. Abdullah: “İyi ama babacığım, yanında bir adam vardı. Onunla fısıldaşıp duruyordu,” diyerek karşılık vermiş.

Oysa Hazreti Abbas, Peygamberimizin yanında kimseyi görmemiş. Bu yüzden oğluna inanmak istememiş. Ancak Abdullah’ın çok dikkatli ve zeki bir çocuk olduğunu bildiği için tekrar içeri girmeye karar vermiş. Fakat içeriye girdiklerinde de Peygamberimizden başkasını görememişler.

Hazreti Abbas: “Ey Allah’ın Resulü! Senin huzurundan çıkınca Abdullah’a bizimle pek ilgilenmediğini söyledim. O da, senin biriyle fısıldaşarak konuştuğundan bahsetti. Yanında gerçekten biri var mıydı?” diye sormuş.

Bunun üzerine peygamberimiz, Abdullah’a dönerek : “Abdullah! Sen onu gördün mü?” diye sormuş. Abdullah da: “Evet gördüm,” karşılığını vermiş. Sevgili Peygamberimiz de: “Amca o Cebrail’di. Kendisiyle meşgul olduğum için seninle konuşamadım,” açıklamasında bulunmuş…

Sevgili çocuklar, Cebrail isimli melek, Peygamberimizin yanına bazen insan görünümünde gelirmiş. Biliyorsunuz, melekler rahatlıkla çeşitli kılıklara girebilirler. Cebrail de, genellikle Dihye isimli sahabenin kılığına girermiş. Bu yüzden birçok insan, Dihye’ye benzediği için, onun melek Cebrail olduğunu anlamazmış.

Ancak biz bu olaydan, Hazreti Abdullah’ın, küçük yaştan itibaren tertemiz bir kalbe ve keskin bir bakışa sahip olduğunu anlıyoruz değil mi çocuklar…

Hazreti Abdullah, sevgili Peygamberimizin tavır ve davranışlarını öğrenmek arzusuyla hep Onunla beraber olmaya çalışırmış. Teyzesi Hazreti Meymûne, Peygamberimizin hanımı olduğu için, bazı geceler Abdullah onlarda misafir olarak kalırmış. İşte böylesi geceler, Abdullah için kendisine dünyaların bahşedildiği mutlu saatlere dönüşürmüş…

Sevgili Peygamberimizle birlikte olmak, Onunla aynı havayı teneffüs etmek, birlikte namaz kılmak… Abdullah’ı tarifi imkansız derecede memnun edermiş. Yine bir gece Abdullah, bu kez Peygamberimizin gece ibadetini öğrenmek maksadıyla teyzesine misafir olmuş… Gerisini kendisinden dinleyelim:

“Geceleyin bir süre sohbet ettikten sonra, evin tek yastığına enine ben, boyuna teyzem ile Peygamberimiz baş koyarak uykuya daldık. Gece yarısından sonra, Peygamberimiz uyandı. Elleriyle gözlerini oğuşturarak doğruldu ve başını semaya kaldırarak baktı. Gecenin sessizliğinde bir süre gökyüzünü seyretti. Sonra Âl-i İmrân sûresinin son ayetlerini okumaya başladı…”

Sevgili çocuklar, hiç merak ettiniz mi, Peygamber Efendimizin okuduğu ayetlerde yüce Rabbimiz, nelerden bahsediyordu acaba?... Gelin, sevgili Peygamberimizin gökyüzüne bakarak okuduğu bu ayetleri bir kez de biz tekrarlayalım.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün biribiri ardınca gelip gidişinde akıllı kimseler için ibretler vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken hep Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerlerin yaratılışını düşünürler ve şöyle derler:

“Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni bütün kusurlardan tenzih ederiz. Sen de bizi cehennem azabından koru!”

“Rabbimiz! Sen kimi cehenneme koyarsan, onu rezil etmiş olursun. Zalimlerin yardım edecek kimsesi de yoktur.”

“Rabbimiz! ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi duyduk ve hemen iman ettik. Rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla! Kötülüklerimizi ört! Canımızı iyilerle beraber al!”

“Rabbimiz! Peygamberlerine vaat ettiklerini bize de ver. Kıyamet günü bizi perişan etme. Şüphesiz Sen, sözünden dönmezsin.”

Ne kadar güzel ve yüce anlamlı ayetler bunlar, değil mi çocuklar?... Biz yine Hazreti Abdullah’ı dinlemeye devam edelim: “Peygamberimiz, bu ayetleri, sûrenin sonuna kadar okuduktan sonra kalktı. Abdestini aldı, dişlerini misvakladı ve daha sonra namaza durdu. Dikkat ettim, onbir rekat namaz kıldı.

Bir süre sonra Bilâl sabah ezanını okumaya başladı. Peygamberimiz sabah namazının sünnetini evinde kıldı. Sonra çıkarak mescide gitti ve kendisini bekleyen cemaate sabah namazını kıldırdı.”

Hazreti Abdullah, Peygamberimizi bütün kalbiyle seven, O’na hizmet etmek için can atan bir çocukmuş. Çocukluk yıllarında Peygamberimize içten bağlılığı, candan sevgisi ve samimi hizmetleri sonucunda Peygamberimizde onu çok sevmiş… Ve bir gün onu kucaklayarak, şöyle dua etmiş: “Allah’ım ona Kitab’ı öğret ve dinde bilgin kıl.”

Bu dua makbul olmuş ve 13 yaşına kadar da olsa sevgili Peygamberimizle birlikte olmaya gayret eden Hazreti Abdullah, kısa zamanda bilgin bir kişi oluvermiş. Kur’an-ı Kerim konusunda derin bilgiye sahip olduğu için ona “Kur’an Tercümanı” demişler.

Bunun yanında, isabetli görüşleriyle de dikkat çekermiş… Hatta Hazreti Ömer halifelik yaptığı günlerde, yaşlıların bulundukları meclislere Hazreti Abdullah’ı da davet ederler. Onun görüşlerine büyük bir değer verir, dikkate alırmış.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: Çocuklar Için Dini Hikayeler
Peygamberimizin Hazreti Abdullah’a Öğütleri

Hazreti Abdullah, kendisi için çok değerli olan Peygamber Efendimizin öğütlerini bizlere şöyle anlatır: “Bir gün Peygamber Efendimiz devesine binmişti. Ben de onun terkisinde, yani arkasında oturuyordum. Bana şöyle buyurdu:



“Abdullah! Öncelikle sana şunları öğretmek isterim. Genişlik zamanında Allah’a kendini sevdir ki, O da seni sıkıntılı zamanında tanısın ve sevsin. Allah’ın, emir ve yasaklarına önem ver ki, Allah da sana önem versin, seni gözetsin. Allah’ın hakkını gözet ki, O’nu yanıbaşında bulasın.”

“Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile… Şunu bil ki, bütün varlıklar elbirliğiyle bir fayda sağlamak isteseler, senin için sadece Allah’ın yazmış olduğunu sağlayabilirler. Ve yine bütün varlıklar elbirliğiyle sana zarar vermek isteseler, Allah’ın takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar.”

“Kaderi yazan kalemin işi bitmiş, yazılanlar ise kurumuştur. Bilmiş ol ki, Allah’ın yardımı ancak sabredenler içindir. Ve her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık vardır…”

Sevgili çocuklar, bu anlamlı öğütleri siz de kulağınıza küpe yapın, yani bunları sakın unutmayın olur mu? Bu güzel öğütlere bir hatıra daha ekleyelim, ne dersiniz?

Ashab-ı Kiram’ın, yani Peygamberimizin arkadaşlarının büyüklerinden Sa’d bin Ubade, oğlu Kays’ı sevgili Peygamberimize hizmet etmesi için vermiş. Bir gün Peygamberimiz ona şöyle sormuş: “Sana cennet kapılarından birini öğreteyim mi Kays?” Sonra da devam etmiş: “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah.” (Bütün güç ve kudret sadece Allah’a aittir.)

Demek ki bu söz, öylesine yüce ve değerli ki çocuklar… Peygamberimiz onu cennet kapılarından biri olarak niteliyor.

“Mümin sever ve sevilir. Dost olur ve kendisiyle dostluk kurulur. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur.”

“Küçüklerimize sevgi ve şefkat göstermeyen ve büyüklerimizin değerini bilmeyen bizden değildir.”

“Birbirinize kötü davranmayın. Birbirinizi gıybet ederek çekiştirmeyin. Birbirinize hasetlik etmeyin. Kardeş olun ey Allah’ın kulları…”

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.