You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

KIRKBEŞİNCİ BÖLÜM


...şöye bir mücahidlere baktı, hepsi cankulağı ile dinliyordu. Özellikle Hamza pür dikkat dinliyordu.
Şamij Basayev konuşmasına devam etti...

Rus Karargâhında

Eski komutanın yerine yeni bir komutan atanmıştı. Yeni komutan eski komutanı mumla aratıyordu.
Hemen kurmaylarını topladı ve onlarla bir durum değerlendirmesi yaptı.
Komutan:--Eski komutan çok pasif ve korkak birisiymiş. Burada taş taş üstünde bırakılmamalı idi.
Halbuki duruma bakıldığında, ortalık güllük gülistanlıkmış gibi görünüyor. Bunların gözlerini iyice
yıldırmamız lazım. Bunun için de tüm planları uygulamalıyız. Burası cehenneme dönmeli. Bu arada
ne yapıp yapmalı, asilerin komutanlarının yerini tesbit etmeliyiz.
Yüzbaşı Lev!
Yüzbaşı Lev:--Buyurun komutanım!
Komutan:--Hemen birini ya da birilerini kendi safımıza çekmeliyiz. Ama bunlar Olcayto gibiler
olmasın. Dikkat çekmeyen ve kimsenin kendilerinden, şüphelenmeyeceği ve çekinmeyeceği
kişiler olmalı. Böyle kişileri bulduğunda ilk yapacağın şey onları uyuşturucuya alıştırmak olsun.
Ne olursa olsun bizden kopmamalı.
Yüzbaşı Lev:--Başüstüne komutanım. İlk işim bu olacak.
Binbaşı Leonid, sana gelince senin ilk işin Grozni'de operasyon olacak, bunun için de her şeyi yapmalısın. Operasyon muhakkak netice vermeli.
Binbaşı Leonid:--Başüstüne komutanım!
Rus komutan ve kurmayları geç saatlere kadar toplantı yaptılar ve bir takım kararlar aldılar.
Alınan kararlara bakıldığına göre çeçenleri zor günler bekliyordu. Çünkü bu zalimlerin hiç acıması
yoktu ve bunlardan her şey beklenirdi.
Ertesi gün Binbaşı Leonid komutasında, iri yarı ruslardan müteşekkil bir birlik hazırlandı ve bu
birlik hemen Caharkale sokaklarına daldı. Sokaklarda kadın ve çocuklar ile yaşlı insanlardan
başka kimseler yoktu. Bir rus askeri sokakta yürüyen bir yaşlı çeçenin kafasına tüfek dipçiği
ile vurdu, darbe o kadar şiddetliydi ki yaşlı adam orada canverdi.
Ruslar acımasızca saldırmaya başladı, bütün evlere girdiler, evlerin altını üstüne getirdiler. Kısa
bir süre içerisinde kadın, çocuk ve yaşlılardan gördüklerini bir meydanda topladılar.
Binbaşı Leonid:--Hepiniz beni iyi dinleyin, asilere yardım yaptığınızı, onlara yiyecek, giyecek ve
lojistik yardımda bulunduğunuzu biliyorum. Şimdi bana söyleyin bakalım, asiler nerede?
Yaşlı bir kadın:--Bizim kimseden haberimiz yok, kendimizi geçindirecek gücümüz var mı ki, asi
dediğiniz insanlara yardımda bulunalım.
Binbaşı Leonid:--Kes sesini bunak kadın, diyerek, silahını çekti ve kadının kafasına iki el ateş
etti. Yaşlı kadın kısa bir süre çırpındı ve oracıkta şehid oldu. Orada toplanan insanlar adeta
donmuşlardı. Ne olmuştu da bunlar bu kadar acımasız olmuşlardı. Bu arada yaşlı bir adam:
--Neden bu kadını vurdunuz, bu mu sizin insanlığınız, bu mu sizin erkekliğiniz? diye tepki göste-
rince, binbaşı onuda şehid etti. Kimseden herhangi bir cevap alamayacağını anlayan binbaşı
ateş emri verdi, rus askerleri oradaki insanların üstüne mermi yağdırdılar, yüzden fazla insan
şehid edilmiş, yüzlerce insan da yaralanmıştı. Yaralıların durumu, şehid edilenlerden daha kötüydü,
çünkü onların tedavi olma durumu da yoktu. Bir çoğu şehid olacak, şehid olana kadar da epeyce
acı çekeceklerdi, diğerlerinin bir kısmı ise bir çok organını kaybedip sakat kalacaklardı. Zalimlerin
tarihi hep bu tür olaylarla doluydu. Onlardan mertçe savaşmaları beklenemezdi, mert olsalardı
zaten zalim olamazlardı. Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi burada da yine savaştan en çok
zarar gören, yine kadın, çocuk ve yaşlılardı. İnsanlar gittikçe daha da zalimleşiyordu. Teknoloji
zulmü de beraber getiriyordu. Mekke müşrikleri bunlar kadar zalim değildi. Onlar kadınlara ve
çocuklara el kaldırmayı zillet sayıyorlardı. İçlerinde istisnalar vardı ama, bu zalimler onları mumla
aratıyordu. Irak'ta Amerika'nın Saddam'ı arattığı gibi.
Binbaşı Leonid, askerlerine geri çekilme emrini verdi. Tüm insanları bir günde öldürmeleri onların da
işine gelmiyordu. Askerlerin moralini düzeltmek ,için ara sıra böyle katliamlara ihtiyaç vardı.
Diğer yandan, Yüzbaşı Lev, kendisine uygun bir yem aramaya
başlamıştı. Caharkale'nin kenar
mahallelerini dolaşıyordu. Tam ümidini kestiği bir sırada...


KIRKBEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

KIRKALTINCI BÖLÜM



Çeçen Karargâhında

Şamil Basayev, Şehidlik konusunda bilgi vermeye devam etti.
--Kardeşlerim! hepinizin beni can kulağı ile dinlediğinizi görüyorum. Hepinizin şehadete sevdalı
ve susamış olduğunuzu, görüyorum. Evet! kaldığımız yerden devam edelim, inşaALLAH.

...İmansız kişi şehit olamaz
Uhud harbinde Peygamberimiz’e (s.a.v.) demir zırh ile yüzü örtülü bir kişi geldi de:
“Ya RasulALLAH! Hemen harp edeyim de sonra müslüman mı olayım?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):
“Müslüman ol, sonra harp et.” buyurdu. O da hemen müslüman oldu, sonra vuruştu. Nihayet şehit edildi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
“Az işledi, fakat çok kazandı.” buyurdu. (Buhari, 8/277)
Ebu Hureyre, bu hadiseyi bir bilmece haline sokarak, haydi bana bir kişi bildiriniz ki o, bir kere olsun namaz kılmadan cennete girmiş olsun, diye sorarmış.
"ALLAH (c.c.), iman edenlerin amellerini zayi etmez. Şehadet, ALLAHu Teala’nın mümin kullarına ilahi mevhibesidir. Bunu belirleyen "ALLAH Teala’dır. Kullar, sadece zanni hükümle, hüsnü zan besleyerek umarız şehit olmuştur diye sadece iyi niyetini açıklar.
İmansız olan kafirler hangi şartlarda olursa olsun onlar asla şehit olamazlar. Zira kafirin bütün amelleri seraba benzer. Beklentileri olmasına binaen umduklarını bulamazlar.
Şehitlik, Muhammed ümmetine tahsis edilmiş üstün bir gaye, büyük bir mertebedir. Peygamberimiz (s.a.v.):
“Kim şehit olmayı içtenlikle dilerse, ALLAH, onu şehitlerin menziline ulaştırır. Bu kişi, isterse yatağında ölmüş olsun.” buyuruyor. (Müslim)

Kur’an ve sünneti birbirinden ayıranlar şehit değildir
İman bir bütündür. Bölünmeyi kabul etmez. İnanılması gerekenlerin büyük çoğunluğunu kabul etseniz de, bir veya bir kaçına inanmasanız iman etmiş olmazsınız. Kur’an-ı Kerim’de "ALLAH (c.c.) şöyle buyuruyor:
“ALLAH’ı ve peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) "ALLAH ile Peygamberini birbirinden ayırmak isteyip, bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız diyenler ve iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu işte gerçekten kafirler bunlardır.” (Nisa, 150-151)
Son zamanlarda “sünnetsiz Kur’an sevdalısı” olanların sayısı artmaktadır. Bu anlayışın dinen hiçbir değeri yoktur ve merduttur. ALLAHu Teala, Kur’an-ı Kerim’de habibine ve O’nun sünnetine uymamızı şöyle beyan buyuruyor:
“Peygamber (s.a.v.) size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. "ALLAH’tan korkun. Çünkü ALLAH’ın azabı çetindir.” (Haşr, 7)
Kur’an-ı Kerim’e, din ve imana, Peygamberlerden herhangi birine Peygamberin bir sünnetine, bir hadisi şerife, bir İslam mabedine "ALLAH korusun sövmek, hakarette bulunmak veya bunlardan birini küçümseyip hiçe saymak küfürdür. Tevbe etmeden, imanı, nikahını tazelemeden bu hal üzere ölenlerin ölüm şekli ne halde olursa olsun şehadet gibi muazzam rütbede nasibi yoktur.
Rasulullah’ın da bulunduğu bir savaşta ashab-ı kiramdan biri için, “Ya RasulALLAH, falan da şehit oldu.” buyurduklarında rahmet Peygamberi şöyle dedi:
“Hayır o şehit olmadı. Çünkü “ne güzel savaşıyor” desinler diye savaştı, bundan dolayı şehit olamadı. Şehitlik ihlas ister, iyi niyete muhtaçtır. Amelleri niyetlere göre karşılık bulur.”

Kötülüğü emredenler ve iyiliği nehyedenler şehit değildir
Mü’min, iyiliği emir, kötülüğü nehiy ile görevlidir. Bu "ALLAH’ın emridir. ALLAH’ın emrine muhalefet edenler, onun şehitlik gibi bir nimetinden nasipleri yoktur. Hatta kötülüğü emredenlere severek, inanarak itaat edenler, bu hal üzere yaşar ve ölürlerse onlar da şehitlikten nasiplenemezler. İslamî bir kaidedir: Eğer bir mümin avcı ile mecusi bir avcı, iki av köpeğini av için gönderseler de avı hangisinin yakaladığı belli olmaz ise, o avın eti yenmez. İnsanlar ne uğurda, niçin öldüklerini bilmeden gaflet üzere ölürse şehit değildir.
Av için kurallar koyan İslam dini, şehadet için de şartlarını belirlemiştir. Şehitlikten ancak "ALLAH için yaşayan ve ölenler ALLAH’tan nasiplerini alabilirler. Ayeti Celile, kötülüğü bile bile emredenler hakkında -bırakın şehit olmayı- şöyle buyuruyor:
“Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil) birbirindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor. "ALLAH, erkek münafıklara ve kadın münafıklara da, kafirlere de içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. ALLAH onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe,
Bu uygulamalarda haramın haram olduğunu bile bile işleyenler günahkar olurlar. Ama harama haram değildir diyerek yanlış yapanlar imandan uzaklaşır. "ALLAH’ın lanetlediği insan sınıfına girerler. “Zamanımız böyledir, ne yapalım.” gibi ham hayallerde bulunanlar günahta ısrar ederlerse ALLAH korusun ilahi azaba düçar olabilirler.

Şehit kimdir?
İman eden ve salih amel işleyen, Rabbına teslim olan, ALLAH kendisinden, kendisi de Rabbından razı olan, ALLAH için, ALLAH yolunda ölendir şehit. Bu hükmü de ALLAH (c.c.) verir ve onu mükafatlandırır.
Secde etmeye lüzum hissetmeyen, dinin emirlerinden rahatsız olan, baş örtüsünü içerisine sindiremeyen, müslümanları inancından dolayı hakir görenler, gafletle ölenler asla şehit olamazlar. Onlara A, B, C, E şehitleri dense de ALLAH ve Rasulü’ne karşı savaş açanların ne kendileri, ne de tabileri şehitlik mertebesine ulaşabilirler.
ALLAHu Teala şöyle buyuruyor:
“ALLAH ve Rasulü’ne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak (acımadan) öldürülmeleri.”
ALLAH’a savaş açanların ALLAH’tan alacağı yoktur. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı hoş gören ve devamını sağlayanlar ALLAH’la savaş halindedir.

Tavsiyemiz
Bizi ve kainatı yoktan var eden ALLAH (c.c.), bizden nasıl bir yaşam tarzı istemiş ise rızası doğrultusunda, amel-i salih işleyerek, geçmiş günahlarımız varsa günahlarımıza samimi tevbe etmek, ihsanla yaşayıp imanla ölmektir. İşte o zaman ALLAH (c.c.), bizleri nice güzel nimetleri ile tezyin eder.
Niyet halis olursa Rabbimiz şehitlik gibi büyük bir nimetle bizi mükafatlandırır.
ALLAH’ım! Ümmet-i Muhammed’i Kur’an’a mahkum et. Amin.

--Kardeşlerim! şehadet konusunda, acizane size anlatacaklarım bu kadar. İnşaALLAH, bu anlattık-
larımdan faydalanmışsınızdır.
Mücahidler:--ALLAH (cc) sizden razı olsun komutanım, böyle bir konuyu sizden dinlemenin ruhumuzda
bıraktığı etki bir başka oldu. Yaşayan insanların anlattıkları, ancak insanlar üzerinde etkili olabilir.
Bu arada Hamza, Şamil Basayev'e döndü ve:.......

KIRKALTINCI BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

KIRKBEŞİNCİ BÖLÜM


...şöye bir mücahidlere baktı, hepsi cankulağı ile dinliyordu. Özellikle Hamza pür dikkat dinliyordu.
Şamij Basayev konuşmasına devam etti...

Rus Karargâhında

Eski komutanın yerine yeni bir komutan atanmıştı. Yeni komutan eski komutanı mumla aratıyordu.
Hemen kurmaylarını topladı ve onlarla bir durum değerlendirmesi yaptı.
Komutan:--Eski komutan çok pasif ve korkak birisiymiş. Burada taş taş üstünde bırakılmamalı idi.
Halbuki duruma bakıldığında, ortalık güllük gülistanlıkmış gibi görünüyor. Bunların gözlerini iyice
yıldırmamız lazım. Bunun için de tüm planları uygulamalıyız. Burası cehenneme dönmeli. Bu arada
ne yapıp yapmalı, asilerin komutanlarının yerini tesbit etmeliyiz.
Yüzbaşı Lev!
Yüzbaşı Lev:--Buyurun komutanım!
Komutan:--Hemen birini ya da birilerini kendi safımıza çekmeliyiz. Ama bunlar Olcayto gibiler
olmasın. Dikkat çekmeyen ve kimsenin kendilerinden, şüphelenmeyeceği ve çekinmeyeceği
kişiler olmalı. Böyle kişileri bulduğunda ilk yapacağın şey onları uyuşturucuya alıştırmak olsun.
Ne olursa olsun bizden kopmamalı.
Yüzbaşı Lev:--Başüstüne komutanım. İlk işim bu olacak.
Binbaşı Leonid, sana gelince senin ilk işin Grozni'de operasyon olacak, bunun için de her şeyi yapmalısın. Operasyon muhakkak netice vermeli.
Binbaşı Leonid:--Başüstüne komutanım!
Rus komutan ve kurmayları geç saatlere kadar toplantı yaptılar ve bir takım kararlar aldılar.
Alınan kararlara bakıldığına göre çeçenleri zor günler bekliyordu. Çünkü bu zalimlerin hiç acıması
yoktu ve bunlardan her şey beklenirdi.
Ertesi gün Binbaşı Leonid komutasında, iri yarı ruslardan müteşekkil bir birlik hazırlandı ve bu
birlik hemen Caharkale sokaklarına daldı. Sokaklarda kadın ve çocuklar ile yaşlı insanlardan
başka kimseler yoktu. Bir rus askeri sokakta yürüyen bir yaşlı çeçenin kafasına tüfek dipçiği
ile vurdu, darbe o kadar şiddetliydi ki yaşlı adam orada canverdi.
Ruslar acımasızca saldırmaya başladı, bütün evlere girdiler, evlerin altını üstüne getirdiler. Kısa
bir süre içerisinde kadın, çocuk ve yaşlılardan gördüklerini bir meydanda topladılar.
Binbaşı Leonid:--Hepiniz beni iyi dinleyin, asilere yardım yaptığınızı, onlara yiyecek, giyecek ve
lojistik yardımda bulunduğunuzu biliyorum. Şimdi bana söyleyin bakalım, asiler nerede?
Yaşlı bir kadın:--Bizim kimseden haberimiz yok, kendimizi geçindirecek gücümüz var mı ki, asi
dediğiniz insanlara yardımda bulunalım.
Binbaşı Leonid:--Kes sesini bunak kadın, diyerek, silahını çekti ve kadının kafasına iki el ateş
etti. Yaşlı kadın kısa bir süre çırpındı ve oracıkta şehid oldu. Orada toplanan insanlar adeta
donmuşlardı. Ne olmuştu da bunlar bu kadar acımasız olmuşlardı. Bu arada yaşlı bir adam:
--Neden bu kadını vurdunuz, bu mu sizin insanlığınız, bu mu sizin erkekliğiniz? diye tepki göste-
rince, binbaşı onuda şehid etti. Kimseden herhangi bir cevap alamayacağını anlayan binbaşı
ateş emri verdi, rus askerleri oradaki insanların üstüne mermi yağdırdılar, yüzden fazla insan
şehid edilmiş, yüzlerce insan da yaralanmıştı. Yaralıların durumu, şehid edilenlerden daha kötüydü,
çünkü onların tedavi olma durumu da yoktu. Bir çoğu şehid olacak, şehid olana kadar da epeyce
acı çekeceklerdi, diğerlerinin bir kısmı ise bir çok organını kaybedip sakat kalacaklardı. Zalimlerin
tarihi hep bu tür olaylarla doluydu. Onlardan mertçe savaşmaları beklenemezdi, mert olsalardı
zaten zalim olamazlardı. Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi burada da yine savaştan en çok
zarar gören, yine kadın, çocuk ve yaşlılardı. İnsanlar gittikçe daha da zalimleşiyordu. Teknoloji
zulmü de beraber getiriyordu. Mekke müşrikleri bunlar kadar zalim değildi. Onlar kadınlara ve
çocuklara el kaldırmayı zillet sayıyorlardı. İçlerinde istisnalar vardı ama, bu zalimler onları mumla
aratıyordu. Irak'ta Amerika'nın Saddam'ı arattığı gibi.
Binbaşı Leonid, askerlerine geri çekilme emrini verdi. Tüm insanları bir günde öldürmeleri onların da
işine gelmiyordu. Askerlerin moralini düzeltmek ,için ara sıra böyle katliamlara ihtiyaç vardı.
Diğer yandan, Yüzbaşı Lev, kendisine uygun bir yem aramaya
başlamıştı. Caharkale'nin kenar
mahallelerini dolaşıyordu. Tam ümidini kestiği bir sırada...


KIRKBEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
KIRKALTINCI BÖLÜM



Çeçen Karargâhında

Şamil Basayev, Şehidlik konusunda bilgi vermeye devam etti.
--Kardeşlerim! hepinizin beni can kulağı ile dinlediğinizi görüyorum. Hepinizin şehadete sevdalı
ve susamış olduğunuzu, görüyorum. Evet! kaldığımız yerden devam edelim, inşaAIlah.

...İmansız kişi şehit olamaz
Uhud harbinde Peygamberimiz’e (s.a.v.) demir zırh ile yüzü örtülü bir kişi geldi de:
“Ya RasulALLAH! Hemen harp edeyim de sonra müslüman mı olayım?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):
“Müslüman ol, sonra harp et.” buyurdu. O da hemen müslüman oldu, sonra vuruştu. Nihayet şehit edildi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
“Az işledi, fakat çok kazandı.” buyurdu. (Buhari, 8/277)
Ebu Hureyre, bu hadiseyi bir bilmece haline sokarak, haydi bana bir kişi bildiriniz ki o, bir kere olsun namaz kılmadan cennete girmiş olsun, diye sorarmış.
AIlah (c.c.), iman edenlerin amellerini zayi etmez. Şehadet, ALLAHu Teala’nın mümin kullarına ilahi mevhibesidir. Bunu belirleyen AIlah Teala’dır. Kullar, sadece zanni hükümle, hüsnü zan besleyerek umarız şehit olmuştur diye sadece iyi niyetini açıklar.
İmansız olan kafirler hangi şartlarda olursa olsun onlar asla şehit olamazlar. Zira kafirin bütün amelleri seraba benzer. Beklentileri olmasına binaen umduklarını bulamazlar.
Şehitlik, Muhammed ümmetine tahsis edilmiş üstün bir gaye, büyük bir mertebedir. Peygamberimiz (s.a.v.):
“Kim şehit olmayı içtenlikle dilerse, ALLAH, onu şehitlerin menziline ulaştırır. Bu kişi, isterse yatağında ölmüş olsun.” buyuruyor. (Müslim)

Kur’an ve sünneti birbirinden ayıranlar şehit değildir
İman bir bütündür. Bölünmeyi kabul etmez. İnanılması gerekenlerin büyük çoğunluğunu kabul etseniz de, bir veya bir kaçına inanmasanız iman etmiş olmazsınız. Kur’an-ı Kerim’de AIlah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“ALLAH’ı ve peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) AIlah ile Peygamberini birbirinden ayırmak isteyip, bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız diyenler ve iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu işte gerçekten kafirler bunlardır.” (Nisa, 150-151)
Son zamanlarda “sünnetsiz Kur’an sevdalısı” olanların sayısı artmaktadır. Bu anlayışın dinen hiçbir değeri yoktur ve merduttur. ALLAHu Teala, Kur’an-ı Kerim’de habibine ve O’nun sünnetine uymamızı şöyle beyan buyuruyor:
“Peygamber (s.a.v.) size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. AIlah’tan korkun. Çünkü ALLAH’ın azabı çetindir.” (Haşr, 7)
Kur’an-ı Kerim’e, din ve imana, Peygamberlerden herhangi birine Peygamberin bir sünnetine, bir hadisi şerife, bir İslam mabedine AIlah korusun sövmek, hakarette bulunmak veya bunlardan birini küçümseyip hiçe saymak küfürdür. Tevbe etmeden, imanı, nikahını tazelemeden bu hal üzere ölenlerin ölüm şekli ne halde olursa olsun şehadet gibi muazzam rütbede nasibi yoktur.
Rasulullah’ın da bulunduğu bir savaşta ashab-ı kiramdan biri için, “Ya RasulALLAH, falan da şehit oldu.” buyurduklarında rahmet Peygamberi şöyle dedi:
“Hayır o şehit olmadı. Çünkü “ne güzel savaşıyor” desinler diye savaştı, bundan dolayı şehit olamadı. Şehitlik ihlas ister, iyi niyete muhtaçtır. Amelleri niyetlere göre karşılık bulur.”

Kötülüğü emredenler ve iyiliği nehyedenler şehit değildir
Mü’min, iyiliği emir, kötülüğü nehiy ile görevlidir. Bu AIlah’ın emridir. ALLAH’ın emrine muhalefet edenler, onun şehitlik gibi bir nimetinden nasipleri yoktur. Hatta kötülüğü emredenlere severek, inanarak itaat edenler, bu hal üzere yaşar ve ölürlerse onlar da şehitlikten nasiplenemezler. İslamî bir kaidedir: Eğer bir mümin avcı ile mecusi bir avcı, iki av köpeğini av için gönderseler de avı hangisinin yakaladığı belli olmaz ise, o avın eti yenmez. İnsanlar ne uğurda, niçin öldüklerini bilmeden gaflet üzere ölürse şehit değildir.
Av için kurallar koyan İslam dini, şehadet için de şartlarını belirlemiştir. Şehitlikten ancak AIlah için yaşayan ve ölenler ALLAH’tan nasiplerini alabilirler. Ayeti Celile, kötülüğü bile bile emredenler hakkında -bırakın şehit olmayı- şöyle buyuruyor:
“Münafık erkekler ve münafık kadınlar (sizden değil) birbirindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor. AIlah, erkek münafıklara ve kadın münafıklara da, kafirlere de içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. ALLAH onlara lanet etmiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe,
Bu uygulamalarda haramın haram olduğunu bile bile işleyenler günahkar olurlar. Ama harama haram değildir diyerek yanlış yapanlar imandan uzaklaşır. AIlah’ın lanetlediği insan sınıfına girerler. “Zamanımız böyledir, ne yapalım.” gibi ham hayallerde bulunanlar günahta ısrar ederlerse ALLAH korusun ilahi azaba düçar olabilirler.

Şehit kimdir?
İman eden ve salih amel işleyen, Rabbına teslim olan, ALLAH kendisinden, kendisi de Rabbından razı olan, ALLAH için, ALLAH yolunda ölendir şehit. Bu hükmü de ALLAH (c.c.) verir ve onu mükafatlandırır.
Secde etmeye lüzum hissetmeyen, dinin emirlerinden rahatsız olan, baş örtüsünü içerisine sindiremeyen, müslümanları inancından dolayı hakir görenler, gafletle ölenler asla şehit olamazlar. Onlara A, B, C, E şehitleri dense de ALLAH ve Rasulü’ne karşı savaş açanların ne kendileri, ne de tabileri şehitlik mertebesine ulaşabilirler.
ALLAHu Teala şöyle buyuruyor:
“ALLAH ve Rasulü’ne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak (acımadan) öldürülmeleri.”
ALLAH’a savaş açanların ALLAH’tan alacağı yoktur. İçkiyi, kumarı, faizi, zinayı hoş gören ve devamını sağlayanlar ALLAH’la savaş halindedir.

Tavsiyemiz
Bizi ve kainatı yoktan var eden ALLAH (c.c.), bizden nasıl bir yaşam tarzı istemiş ise rızası doğrultusunda, amel-i salih işleyerek, geçmiş günahlarımız varsa günahlarımıza samimi tevbe etmek, ihsanla yaşayıp imanla ölmektir. İşte o zaman ALLAH (c.c.), bizleri nice güzel nimetleri ile tezyin eder.
Niyet halis olursa Rabbimiz şehitlik gibi büyük bir nimetle bizi mükafatlandırır.
ALLAH’ım! Ümmet-i Muhammed’i Kur’an’a mahkum et. Amin.

--Kardeşlerim! şehadet konusunda, acizane size anlatacaklarım bu kadar. İnşaALLAH, bu anlattık-
larımdan faydalanmışsınızdır.
Mücahidler:--ALLAH (cc) sizden razı olsun komutanım, böyle bir konuyu sizden dinlemenin ruhumuzda
bıraktığı etki bir başka oldu. Yaşayan insanların anlattıkları, ancak insanlar üzerinde etkili olabilir.
Bu arada Hamza, Şamil Basayev'e döndü ve:.......

KIRKALTINCI BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
KIRKYEDİNCİ BÖLÜM


...--Komutanım, şehid olan kişiyi ne gibi bir akibet bekliyor? Şehid olana ne mükafat vardır?
Şamil Basayev:--Şehid olanlar için, âyet ve hadislere baktığımızda, ALLAH'ın (cc) cenneti vaad
ettiğini görmekteyiz.
Hamza:--Cennet nasıl bir yerdir?
Şamil Basayev:--Anlaşılan, sen cennete girmek istiyorsun!
Hamza:--Komutanım, doğrusunu isterseniz, bu anlattıklarınızdan sonra, bir an önce şehid
olmak istiyorum. Ama gideceğim yerde beni neyin beklediğini de bilmek istiyorum. Aslında
beni iyi şeylerin beklediğini biliyorum. Yine de merak ediyorum.
Şamil Basayev, gülümsedi ve Hamza'nın omuzunu sıvazladı, ardından:
--Madem ki bu kadar istiyorsun, o halde dilimin döndüğünce size cennetten bahsetmeye ça-
lışayım. İlkönce bir hadis-i şerifle başlayalım:
Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"ALLAH Teâla hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım." Ebu Hureyre ilaveten dedi ki:
"Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun. (Mealen): "Yaptıklarına karşılık ALLAH katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükâfaatların saklandığını kimse bilemez" (Secde 17).

Evet! cennetten bahseden âyet ve hadisler bunlardan ibaret değildir. Şimdi de diğer âyet ve
hadislere kısaca bir göz atalım.

Buhari, bir diğer rivayetinde şu ziyadeyi kaydeder: "Sehl İbnu Sa'd anlatıyor -deyip, hadisin aynısını kaydettikten sonra- der ki: "Muhammed İbnu Ka'b dedi ki: "Onlar ALLAH için ameli gizli tuttular. ALLAH da onların sevabını gizli tuttu. Kullar yanına gelince onları nimete boğacak."
Hadis, bu muhtevada olarak Buhari'de mevcut değildir. Hâkim'in el-Müstedrek'inde mevcuttur (2, 413-414).
Yine Sa'd İbnu Sa'd radıyALLAHu anh anlatıyor: "Ey ALLAH'ın Resûlü dedim, insanlar neden yaratıldı?"
"Sudan!" buyurdular.
"Ya cennet?" dedim, o neden inşa edildi?"
"Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk.
Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da zâferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz."
Aleyhissalâtu vesselâm sözlerine şöyle devam buyurdular: "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir):
-Âdil imâm (devlet başkanı).
-İftarını yaptığı zaman oruçlu.
-Zulme uğrayanın duası.
ALLAH, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve ALLAH Teâla Hazretleri:
"İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur."
Tirmizi, Cennet 2, (2528).
Hz. Ebu Musa radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Gümüşten iki cennet vardır. Kapları ve içinde bulunan diğer şeyleri de gümüştendir. Altından iki cennet vardır, kapları ve içlerinde bulunan diğer eşyaları da hep altındandır. Adn cennetinde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında ALLAH'ın veçhindeki rıdâu'l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur."
Buhari, Tefsir, Rahman 1, 2, Bedu'l-Halk 8, Tevhid 24; Müslim, İman 180, (296); Tirmizi, Cennet 3, (2530).
Yine aynı kaynaklarda şu rivayet gelmiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette, mü'min için, içi boş tek bir inciden bir çadır vardır. -Bir rivayette- Genişliği altmış mildir. Her köşesinde bir refikası bulunur, hiçbiri diğerini görmez, mü'min bunların herbirini dolaşır."
Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Tefsir, Rahman 1, 2, Tevhid 24; Müslim, Cennet 23, (2838); Tirmizi, Cennet 3, (2530).
Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasında yüz yıl(lık yürüme mesafesi) vardır."
Tirmizi, Cennet 4, (2531).
Ubâde İbnu's-Sâmit radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. ALLAH'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin."
Tirmizi, Cennet 4, (2533).
Ebu Said radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette yüz derece vardır. Bütün alemler bunlardan birinin içinde toplansalar, hepsini de kuşatır, istiab eder."
Tirmizi, Cennet 4, (2534).
Hz. Enes radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüz yıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: (Mealen) "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar" (Vâkı'a 30-31).
Tirmizi, Tefsir, Vakıa, (3289), Cennet 1, (2525).
Hz. Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: "Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın."
Tirmizi, Cennet 1, (2527).
Yine Ebu Hureyre radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır."
Buhari, Bed'ü'l-Halk 8, Tefsir, Vakı'a 1; Müslim, Cennet 6, (2826); Tirmizi, Cennet 1, (2525).
Tirmizi, Hz. Enes'ten şu ziyadede bulunmuştur: "Sizden birinizin yayı kadar veya kamçısı kadar cennetteki bir yer, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinden bir kadın, arz ehline görünecek olsa, dünya ve içindekileri aydınlatır, arzla semâ arasını güzel koku ile doldururdu, onun başörtüsü dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır."
Sa'd İbnu Ebi Vakkâs radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Cennette olan şeyden bir tırnağın azalttığı miktar, semavat ve dünya arasında dört ciheti de tezyin etmiş olarak görünürdü. Eğer cennet ehlinden bir adam dünya ehline zuhûr etse ve bilezikleri görünse o(nun şavkı) güneşin ziyasını bastırırdı, tıpkı güneşin, yıldızların ziyasını bastırması gibi."
Tirmizi, Cennet 7, (2541).
Hz. Enes radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Sidretü'l-Müntehâ'ya çıkarıldım. Orada dört nehir gördüm: İki nehir zâhirdi, iki nehir de bâtın. Zâhir olan iki nehir Nil ve Fırat nehirleriydi. Bâtın olanlar da cennetin iki nehri idi."
Buhari, Eşribe 12; Müslim, İman 264, (164).
Hz. Büreyde radıyALLAHu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Cennette at var mı?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da:
"ALLAH Teâla Hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yâkuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır" buyurdular. Bunun üzerine diğer
biri de:
"Cennette deve var mı?" diye sordu. Ama buna Aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. Şöyle buyurdular:
"Eğer ALLAH seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır."
Tirmizi, Cennet 11, (2546).
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukâtın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler:
"Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz!
Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz!
Rabbimizden razıyız, mükedder olmayız!
Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!"
Tirmizi, Cennet 24, (2567).
Hz. Enes radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgârı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları:
"VALLAHi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!" derler. Erkekler de:
"Sizler de, ALLAH'a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!" derler."
Müslim, Cennet 13, (2833).
Hz. Ali radıyALLAHu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Cennette bir çarşı vardır. Ancak orada ne alış, ne de satış vardır. Sadece erkek ve kadın sûretleri vardır. Erkek bunlardan bir suret arzu ederse o sûrete girer."
Tirmizi, Cennet 15, (2553).

Şamil Basayev:--Kardeşlerim, cennet konusunda size verebileceğim bilgiler bu kadar, inşaALLAH
bu bilgilerden yararlnmışsınızdır.
Mücahidler:--ALLAH (cc) sizden razı olsun komutanım. ALLAH (cc) sizi cennetine dahil eylesin ve bizi
de size komşu yapsın.
Hamza:--ALLAH'tan (cc) tek dileğim, bir an önce şehid olmak ve o bahsedilen nimetlere kavuşmak-
tır.
Şamil Basayev:--Amin, kardeşlerim! ALLAH (cc) dualarınızı kabul buyursun. Hem şunu da unutmayın
ki ALLAH (cc) öbür dünyada, bizi ve kafirleri aynı yerde toplamaz.
Cennet mü'minler için yaratılmıştır.
Yeter ki biz ALLAH (cc) yolunda savaşımızı sürdürelim.
Evet, haydi bakalım, şimdi herkes yatağa, unutmayın yarın karşılamamız gerekenler var.
Nöbetçiler nöbet değişimi için, nöbet yerlerine gitti. Herkesin hayalinde cennet vardı. Ve hepsi
bu gece rüyalarında cenneti göreceğini umuyordu.

Bu Arada Caharkale'de

Yüzbaşı Lev, serseri bir mayın gibi dolaşan Cemşit'e rastladı. Cemşit tam bu iş için biçilmiş kaftandı.
Hemen yanına yaklaştı ve:

KIRKYEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------
KIRKSEKİZİNCİ BÖLÜM


...Hey! Adamım nasılsın?
Cemşit, Yüzbaşı Lev'e tuhaf tuhaf baktı ve:
--Sen de kimsin?
Yüzbaşı Lev:--Demek beni tanımadın ha! E uzun zaman oldu tabi. Bu arada bir sigara yak,
ciğerlerin bayram etsin, bu vesile ile kafanı da toplarsın, o zaman beni hatırlarasın.
Yüzbaşı Lev, Cemşit'e işi esrarlı sigarayı uzattı, Cemşit sigarayı yaktı, derin bir nefes çekti.
Hakikatten de sigara iyi gelmişti. Cemşit'in yüz hatlarının değişmekte olduğunu gören Yüzbaşı
Lev:--Nasıl, şimdi hatırladın mı, beni?
Cemşit:--Hatırladım ama, adını hatırlayamadım.
Yüzbaşı Lev:--Ben Yüzbaşı Lev, karargahtayım.
Cemşit:--Ha, evet! şimdi tanıdım, ben de Cemşit.
Yüzbaşı Lev, bir de Cemşit'in adını sorma zahmetinden kurtulmuştu. Aralarında bu minval üze-
re konuşma devam etti....

Ertesi Gün Çeçen Karargâhı

Sabah namazı vakti girmişti, tüm mücahidler ayaktaydı, herkes abdestini aldı. Bu arada Hamza
ile Hasan ve Hüseyin'e de abdest konusunda yardımcı oldu, diğer mücahidler.
Herkes safa geçip, sabah namazının sünnetini kıldı, Hamza ile Hasan ve Hüseyin de diğer mücahid-
lere bakıp sünnetlerini kıldılar. Sünnetten sonra, bir mücahid
kamet getirdi, Hamza:
--Nasıl niyet getireceğim? diye bir mücahide sordu. O da:
--Niyet ettim ALLAH rızası için, sabah namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama, Lillahi
Teâla ALLAH-u Ekber, diye niyet getirmesini söyledi.
Şamil Basayev, imam oldu, namazlarını eda ettiler. Bugünkü sabah namazından ayrı bir feyz almış-
lardı. Sabah namazından sonra, kahvaltı hazırlandı, kahvaltılarını neşe içerisinde yaptılar. Şamil
Basayev, diğer mücahidlerle şakalaştı. Herkes Şamil Basayev'i çok seviyordu. Baba adamdı.
Kahvaltıdan sonra, Şamil Basayev ve Mus'ab, mücahidleri bir yere topladılar. Bugün rus subaylar
gelecekti ve patlayıcının patlatılması gerekiyordu. Bu işi için adam seçilecekti. Mus'ab mücahidler
konusunda, Şamil Basayev'e kısaca bilgi verdi. Bu bilginin ardından, Şamil Basayev:
--Cesim, Ebu Süleyman, aldığım bilgiye göre patlayıcı konusunda en uzmanlar sizlersiniz, yanınıza
bir mücahid daha alın ve bu görevi siz yerine getirin.
Cesim:--Başüstüne komutanım!
Hamza:--İzin verirseniz, yanlarında ben gitmek istiyorum. Buraya gelecek olan subayların bazılarını
tanıyorum. Bunlar kesinlikle kılık değiştirirler. Rütbesiz askerlerin olduğu bir aracı havaya uçurmanın
bize bir yararı olmaz sanırım.
Şamil Basayev:--İyi ama, bu tehlikeli bir görev ve sen daha yenisin, seni şimdi böyle bir göreve gön-
dermek sana haksızlık olmaz mı?
Hamza:--Komutanım, hani siz şehadet konusunu anlatırken, aynen şunları aktarmıştınız:
Uhud harbinde Peygamberimiz’e (s.a.v.) demir zırh ile yüzü örtülü bir kişi geldi de:
“Ya RasulALLAH! Hemen harp edeyim de sonra müslüman mı olayım?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):
“Müslüman ol, sonra harp et.” buyurdu. O da hemen müslüman oldu, sonra vuruştu. Nihayet şehit edildi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
“Az işledi, fakat çok kazandı.” buyurdu
Ben neden, o müslümanın ulaştığı dereceye ulaşmıyayım?
Şamil Basayev gülümsedi ve (zaten yüzünden gülümseme hiç eksik olmazdı) : Peki Hamza, peki!
ALLAH (cc) senden razı olsun ve seni mükafatlandırsın.
Şamil Basayev, Hamza'nın imanına hayran kalmıştı. Keşke diğer ruslar da bu duruma şahit olabil-
selerdi.
Gerekli hazırlıklar ve son kontroller yapıldı. Hiç bir eksiklik yoktu. Üç mücahid, diğer mücahidlerle
vedalaştılar.
Şamil Basayev, Cesim ve Ebu Süleyman'a:--Hamza kardeşimizin bilgisinden yararlanın ve ona göz
kulak olun.
Cesim:--Başüstüne komutanım, o konuda hiç endişeniz olmasın.
Üç kişilik tim yola çıktı, dağın batı tarafından inişe geçtiler. Cesim buraları iyi bildiğinden, önden
gidiyor ve diğer arkadaşlarına da yardımcı oluyordu. Takriben bir saat sonra ovaya indiler. Bundan
sonra, çok dikkatli olmalıydılar. Her an, rus askerleri ile karşılaşabilirlerdi.
Hamza:--Kardeşlerim, ne de olsa ben eskiden burada görev yaptım, bu yüzden benim önden git-
mem daha uygun olur. Rus askerlerinin nerelere gittiklerini çok iyi biliyorum. E az devriye gezmedim
buralarda.
Cesim:--Tamam, ama dikkatli ol!
Hamza:--Sen merak etme.
Takriben yarım saatlik bir yürüyüşten sonra bir viraja girmişlerdi. Virajı tam dönmüşerdi ki...

KIRKSEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU


KIRKDOKUZUNCU BÖLÜM


...yolun sağında, nöbet tutmakta olan, rus askerlerini gördüler. Hamza geriye döndü ve:
--Burada askerler var. Bunları haklayabiliriz ama o zaman da burada olduğumuz belli olur
Bu da operasyonu riske sokar. En iyisi aşağıdaki dereyi takip etmek.
Cesim:--Evet Hamza kardeş, doğru söylüyorsun, operasyonu riske sokamayız.
Geri döndüler ve aşağıdaki dere yatağından ilerlemeye başladılar. Bu yollarını biraz uzatmış-
tı ama operasyonu da riske sokmaktan kurtarmışlardı. Epeyce yürüdükten sonra, nihayet
patlayıcıların yerleştirildiği yere yaklaşmışlardı. Cesim bir tepenin ardından yolu gözetlemeye
başladı. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Hamza ve Ebu Süleymana dönerek:
--Siz beni burada bekleyin ben patlayıcıyı ayarlayıp geleceğim.
Gelen olursa ateş edersiniz.
Ebu Süleyman:--Tamam, ama dikkatli ol.
Cesim:--Merak etme, inşaALLAH herhangi bir problemle karşılaşmadan patlayıcıyı aktif hale
getirir ve geri dönerim.
Hamza:--ALLAH (cc) yardımcın olsun.
Cesim, etrafına dikkatli bir şekilde göz attıktan sonra, hızla yola çıktı, kısa bir süre sonra da
patlayıcının yanına vardı. Hemen patlayıcının üzerindeki toprağı kenara çekti, gerekli ayarları
yaptıktan sonra da koşar adımlarla geri döndü. İşin en tehlikeli ve zor kısmı halledilmişti.
Cesim:--Kerdeşlerim, geriye çekil
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
-----------

ALLEME DER Kİ_ (BEN DİYORUM YANİ)

------------
2007-2008 yıllarındA yazılmış olan romanın yayınlanmasında bilmediğimiz bir niyetinden ötürü tamamını yayınlanmasını istememiş. devamını bulursam bir yerden eklerim.
------
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
anladığım kadarıyla yazar kardeşimiz 2010'un son ayında 81.bölümü aktarmış. yine muhtemelen yazı dizisi şeklinde devam edecek gibi.
işim var da , bugün devamını da aktarırım. bulursan sen koy. az işlerim var çünkü.
yukarıdaki yazıdaki bir cümleyi alıyorsun kopi google arat. Wink
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Çeçenistan....
)) bende şimdi kalamıcam o zaman şöyle yapalım kimin işi erken biterse)
[Resim: urjn1.jpg]


Gaflet içinde gördüm, nice canlı cesedi ;
Câhillerden beterdi, âlimlerin hasedi..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.