You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli

Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli

Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Mustafa Aksoy

Çan - Halilağa Köyü'nden

Ben Mustafa Aksoy. 309'luyum (1893). 88 yaşındayım. Seddülbahir'de bulundum. 9. Fırka, 26. Alay, 3. Tabur'daydım. Fırka kumandanımız Yüzbaşı Ali İhsan Bey'di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi, Ayin Efendi vardı. Piyadeydim.

Mevziilerdeydik Seddülbahir'de. Beşli mavzer tüfeğim vardı. Osmanlı mavzeri, 4-5 ay durduk mevzilerde. Düşman asker çıkardı, bize doğru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiş.

Sıçrama filan bilmiyorlar. Öyle geliyorlar bize doğru. Bizde makinalı tüfek var. Basıyoruz kurşunu, döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaşlar tutuveriyorlar makinalıyı, arayıp duruyor makinalı. Düşen kalıyor, dediler ki, "Arap askeriymiş bunlar. İngiliz bilmeden getirmiş bunları" diye konuşuluyor mevziide.

Bilmiyoruz ki, onlarla muharebe yaptık, çarpıştık adam gibi.

......

Önce, düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateş yağdırdılar. Attılar, attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok, zırhlıları biraz daha sol,kuldular karaya. Tekrar ateş yağdırdılar.

Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaştı tekrar ateşe başladı. Bu defa bizim topçular da ateşe başladılar. Zırhlıların ateşi bizim topları susturdu.

Geldi doğru bizim önümüze Seddülbahir'e asker çıkardı. Zırhlısı, vapuru geldi oraya oturdu. Ben, "Bu gavur geçemez emme hadi hayırlısı" dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü.

Dışarıdan görünmüyor ama dışarda, deniz kıyısında adamları var ellerinde fitilleri. Gavurun zırhlıları geçerken fitili ateşleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.

....

Gavurun zırhlıları yürüdüler boğaza doğru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine girdiler. Çimenliktekiler, Kirtedeki toplar ateş etmeye başladılar gavura.

Çanakkale'deki koca toplar filan. Gavurun zırhlısının üzerine yukarıdan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop, devriliverdi gavurun zırhlısı.

Biz de istihkamlardan görüyoruz bunları.

Depinemedi gavurlar, geçemediler boğazı, geri döndüler, çekildiler geriye.

....

Orada yaralandım Seddülbahir'de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Şerafettin Bey emir verdi. Bir konuşma yaptı önce mevziilerde. Besmele çekti baştan. Sonra "Ananız sizi bu günler için doğurdu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden, siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin, düşmandan korkup da. Öldüreceğiz düşmanı, denize dökeceğiz." dedi.

Yüzbaşımız İstanbullu idi. "Süngü tak. Muharebe fişengiyle doldur, kapat" emrini söyledi. Birer de bomba var her birimizde. "Hadi bakalım oğlum, ateş!" diye bağırdı.

Gavur da askerlerini çıkarıyor deniz kıyısından. İki yere iskele etmiş. Boyuna askerini boşaltıyor... "Şiddetli ateş!" diye bağırdı yüzbaşımız. Mevziilerdeyiz. At bakalım, at bakalım. Gavur bizi görmüyor. Biz gavuru görüyoruz mevziilerimizden. Biz hep ateş ediyoruz. Gavur zığındere tarafından çevirmiş.

Yüzbaşı : "Düşman bize ateş yapacak, geri çekilelim. Esir olacağız yoksa" dedi.

Ben o sırada mevzide vuruldum, bacaklarım tutmuyor. Kurşun delmiş iki ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi bir şey. Ufak ama yardı attı. Bir çok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular.

İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı. Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.

Yaralandık, geri çekiliyoruz. Anaca- babaca günü. Kanlı Dere'nin içine indik. Katırları, atları da derenin içine indirmişler. Onlar da titreşip duruyorlar. Sıhhiye filan yok. Bacaklarım da soğudu kaldı. Yavaş yavaş hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doğru Kirte'ye çıktık. Kirte'de kaldım, gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma, eliyle işaret etti.

- Otur, otur, dedi.

Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni, bayırın başı.

Baktı bana zabit.

- Ne oldu? dedi

- Yaralıyım efendim, dedim.

Atından indi, yanıma geldi çöktü.

Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi, düşmanınnerlerde olduğunu olduğu gibi söyledim.

O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi :

- Bunu Maydos'a (Eceabat) götüreceksiniz.

Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim kağıdı alığ getireceksiniz bana, dedi.

" Oh... Hele Yarabbi şükür" dedim.

Aldı o iki asker beni Maydos'ta hastaneye yatırdılar. Maydos'a hastanede de pek tutmadılar. Karabiga'ya gönderdiler. Karabiga'da da at arabasına bindirdiler. Biga'ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga'da hastanede yattım.

Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabur yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepe'ye geçmiş. Oralardaymış. Maydos'ta bize silah, cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye, birliğimize Semertepe'ye. 26. Alaya. Ben 26. Alayın 4. Bölüğündeyim. 3. Takım, 3. Mangadayım.

.....

Beni ve benim gibi olan hastaneden gelen arkadaşları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz Boğazı'nda, İstanbul'da 6 saat ileride, Ağaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. 3 ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul'a gidiyordu kömürler. 2,5 sene kaldım madende. 7,5 sene geldim köyüme.

Madalyam yok, 2 senedir maaş alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç'in Dongurlu köyünden. Adı Tayyire idi. 6 sene önce öldü. 1 kız, 2 erkek çocuğum var. Oğlumun yanında kalıyorum burada köyde.

....

Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman ateş yağdırırdı gavur üstümüze.

.....

Büyük kumandanlardan göremedik. Bizim gibiler nerde görecek onlar?
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Mehmet Oral

Yenice - Akçakoyun Köyü'nden

Ben Hatipoğullarından Hüseyin Oğlu Mehmet, Mehmet Oral. 1309 (1893) doğumluyum. 88 yaşına girdim.

Arabistan'da Basra'da Aşer Kışlasındaydım. 9. Fırkadaydım. Piyadeydim. Talim yapardık. 8 ay kaldım Basra'da. Harp görmedim Arabistan'da.

Babam bedel verdi. Köyüme geldim. Geldiğimin 12. günü Çanakkale'de Savaş başladı. Ben de Çanakkale'ye katıldım. 18 Mart günü Çimenlik kalesindeydim.



Düşman donanması boğazı zorladı. Toplar atılıyordu. Düşman gemileri Çimenlik Kalesini bombardıman ettiler. Bizim toplar da düşman zırhlılarına ateş ediyorlardı. Düşmanın iki zırhlısı batınca boğazdan geri çekildiler. Bu sefer harp karaya çevrildi. Düşman karadan hücum etti. Ben Çanakkale'de 9. Fırka'da Sıhhıye Bölüğü'ne düştüm.

Anafartalar'da Sargı mahallinde idim. Biz ilk tedavi yapıp Büyük Sargı mahalli'ne gönderirdik bize gelen yaralıları.

3-5 yerinden yara alanları, kolu, bacağı kopan, yarısı yok olmuş insanları gördüm. Çok yaralılar gördüm. Bizim başımızda Başkatip Galip Bey vardı. Rütbesi Kaymakamdı.

Ağabeyim, 26. Alayda piyade idi. Ayağında dum dum kurşunu patlamış. Ayağını bozmuş. Onu gece Kavaklıdere'den Silah deposundan getirdim. Başkatip Galip Bey'in arabasıyla getirdim. Ayağı çok kötüydü. Fena yaralanmış.

Sargı mahalline getirdim. Hıristiyan doktor vardı.

-Vapur kalkıyor. Şu kağıdı imza ediverin, dedim.

-Atıver şuraya, dedi.

-Köpek ileşi mi, atıyoruz Bey dedim. Bu yaralı, vapura yetiştireceğiz.

Kardeşimi vapurla karşıya, Demetoka Hastanesine gönderdik. Oradan hava değişimi alıp köye gitmiş. Bir daha da gelemedi cepheye.

Çanakkale Cephesi'nde 3,5 sene kaldım. Çok süngü hücumları oldu. Hatta bir kere öyle gördüm ki, unutamıyorum. Bir İngiliz askeriyle bizim askerlerden biri, süngülerini birbirlerine saplamışlar, yan yana yere düşmüşler.

Birbirlerini de şah damarlarını ısırmışlar. Yerde öylecene can vermişler. Yatıyorlardı.

Çanakkale'de bizim 9. Fırkanın Kumandanı Alaman Sabri Bey'di. Alay Kumandamız Kadri Bey'di. Başkatibimiz Kaymakam Galip Bey'di.

Yüzbaşımız Halil Efendiydi. Atatürk bizim fırkaya geldi. 12'şerden 24 topa, iki bataryaya kumandan oldu. Düşman o sıralarda deniz kenarında idi. Atatürk'ü cephede çok gördüm.

Bizim Fırkadaydı zaten. Çadırı bizim sargı mahalline yakındı. Bizim Fırka Kumandanı ile konuşurlarken duydum.

Atatürk'le, Fırka Kumandanı arasında şöyle bir konuşmayı duymuştum.

Atatürk:

-Biz mi onlardan toprak istiyoruz ? Yoksa, onlar mı bizden ?

Fırka Kumandanı:

-Onlar bizden toprak istiyorlar.

Atatürk:

-Öyleyse neden biz hücum edip de kırdırıyoruz askeri. Onlar bize hücum etsinler. Biz onları kıralım. Biz kırılmayalım.

Fırka Kumandanı:

-Enver paşa gelecek. Ona söyleyelim.

Sonra Enver Paşa geldiğinde Atatürk bunu ona da söylemiş. Hücumu kestirdilerdi. Bir daha da Enver Paşa gelmedi cepheye.

.....

Bizle beraber Alman subayları da vardı. Hatta Hintler diye bir Alman vardı. Mesela, bir makineli tüfek bozuldu mu tamir için giderken açıktan giderdi. Yapamazsa yerinde, alır makineli tüfeği Anafartalar'daki yapımhaneye götürürdü. "Böyle açıktan gitme, öleceksin," derlermiş. O da "Ölüm bizim için" dermiş. Sonra duyduk. Hintler dediğimiz Alman kendisini denize atmış. Neden? Bilmem...

.....

Atatürk, İngiliz topları ateşi kesmeden, bizim toplara ateşi kestirmezdi.

.....

Çanakkale bitince, 9. Fırka olarak Rus cephesine gittik. Bayburt'ta bulunduk. Alaman Sabri Bey, Fırka Kumandanımız Bayburt'ta şehit düştü. Bizi Rus bozdu. Geri çekildik. Kanlı Taş denilen yerde.

Ben orada sıhhıye onbaşısı idim. Baybur'ta geri çekilirken Alaman Sabri Bey makinalı tüfeklerle arkamızdan gelen Rusları 3-4 saat oyaladı. Orada kendisi de şehit düştü.

Bizi 9. Alay yaptılar. Yay olarak Ardahan kars, Sarıkamış'a kadar götürdüler. Sonra geriye Kars'a döndük. Ben orada Kars Menzil Hastanesinde bilemem kaç ay bulundum.

Mütareke olup da, silahlar bırakılınca da köye geldim.

.....

Kuvayi Milliye'de Karaağaç Cephesinde Edremit Kaymakamı Hamdi Bey'in yanında bulundum.

Bizi buralardan çete olarak Hamdi Bey toparladı.

Hamdi Bey'in yanından Yüzbaşı Ali Bey bizi birkaç kişi Yabancılar Cephesine aldı. Manisa Karaağacı'nın beri tarafında, üzerimizde de 5-10 mermi kalmıştı. Yunanlılar biz orada bozdu.

Yabancılarda piyade onbaşısı idim. Yanımda Hamdi Bey'den Mustafa Çavuş, Arap Mustafa, Süleyman, Aras Mustafa, Halil Çavuş vardı.

Karabey'den Latif Çavuş, Kazım'ın Hasan vardı.

Hamdi Bey'den Mülazimin Hasan vardı. Biz mevzide filan değildik. Bir zeytinlik içindeyiz.

Gavur geliyor. Cephanemiz bitti. Bozulduk.

Dereköy'de Rezil Değirmeni denilen yerde yeniden bir cephe tutmak istedik. Tutamadık.

Cephanemiz yoktu. Dağıldık.Biz orada 3 ay filan kalabildik.

Sonra Hamdi Bey Akbaş Cephaneliğini basıp silah ve cephaneyi bu taraf, Anadolu'ya geçirdi. Fakat İnova'da Anzavurcular tarafından şehit edildi.

Bizim köyü Yunanlılar işgal ettiler. Kalkım'da Yunan karakolu vardı. Bizi topladılar. Önce Edremit'e götürdüler. Edremit'ten 12 kişi İzmir'e götürdüler. Ben de varım. İzmir'de hapse attılar.

Bu sırada Yunanlılar Afyon Cephesinde bozulunca vapurla İzmir'den Pire'ye, Korfu Adası'na götürdüler.

İzmir'den bindiğimiz vapurda Tevfik Kaptan diye biri vardı.

Tevfik Kaptan "Bu vapuru kaçıralım. Kurtulalım." diye konuşurdu. Ali Kumpas adında birisi vardı Aydın'lı. Gitmiş söylemiş Yunanlılara. Çok dövdüler bizi. Çay istemiştim. Getirip sıcak çayı suratıma serpiverdi gavur. İzmir'de bir de Yunan mahkemesine çıkardılar beni. "Sen çetesin, kaç tane hristiyan öldürdün?" diye sordular.

Korfu Adası'nda pek kötülük, hakaret etmediler.

Bir parça ekmek verirlerdi. Başka bir şey vermezlerdi. Ben Korfu'da hapis yattım. Yerim sıcaktı. Üstümdeki odada mahkeme yapıyorlardı.

Sonra bizi korfu'dan çıkarıp Atina'nın sağ tarafında tel örgülerin içine koydular. Bu tel örgülerde 8-9 ay kaldık.

Atina'da esir bulunduğumuz tel örgülere Ankara'dan bir elçi geldi. Ak elbiseli, hasır şapkalı birisi. Tel kumandanıyla konuştular.

Aramızda bir de kaymakam vardı. Çıktı o gelen elçiyle el sıkıştı. Bizi o gece Pire Limanına sevkettiler. Yalnız o kaymakamı o gece bir kör kuyuya atmış Yunanlılar. Sabahleyin ölüsünü buldular.

Vapura bindik. İzmir'e geldik. Ben hasta oldum.

İzmir Hastanesinde 12 gün yattım. Hastaneden çıktıktan sonra Edremit üzerinden köyümüze geldim.

.....

Hafif bir misket yarası aldım Anafartalarda.

.....

Düğün yaptığımda gavurlar buralardaydı. Şimdi 5 çocuğum var. Çocuğum bakıyor. Hiçbir yerden maaş almıyorum. Nefes darlığı var. Gözümün biri görmüyor. Kulaklarım ağır duyuyor. Hali vakti yerinde olanlara bile verdiler maaş da, bizim gibilere vermiyorlar. Bir maaş çıkarsalar ban da elim genişleyecek. Burada oğlumun yanında kalıyorum. O veriyor arada birkaç kuruş...Harcanıyorum...
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Mehmet Öztürk

Biga - Gürçeşme Köyü'nden

10 senede geldim askerden. İlkin Çanakkale'de girdim savaşa. Topçuydum. Sonra Çanakkale'yi geçemeyince kafir Arabistan'a kıvrıldı. Bağdat yanlarına gittim. İngilizle boğuştuk o tarafta da.

Sonra Fransızlarla Adana yanında çarpıştık. En sonra da Haymana taraflarına gelip Yunan'ın peşine düştük..

1310 (1894) doğumluyum. 87 yaşına bastım.

Çanakkale'de topçu ayırdılar beni. 5.bölüğe düştüm.Üç gün sonra geçirdiler bizi karşı yakaya. Arıburnu tarafına, Zığındere'de üç ay topların başındaydım. Üç ay ateş ettik düşmana. Ne boğazdan geçebildi, ne karadan. Geri gitti.



Biz topları Akbaş İskelesine indirdik. Bir vapura yüklendik. İstanbul'a geldik. Toplar tamir oldular. Tekrar bir vapurla İzmir'e gittik.

İzmir'den trene topları, mandaları yükledik.

Konya Ulukışla'da indirdik trenden. Koştuk mandaları toplara. Tarsus'a geldik. Tekrar trene yüklediler bizi... 4 topumuz var.15'lik ağır obüs.

Neyse uzatmayalım. Bağdat yakınlarına sokulduk. Daha da ileri gittik. İran topraklarına filan girdik galiba...Kut'ül Amara denilen yerlere vardık.

İngiliz'e karşı veriyoruz ateşi. O da bize atıyor mermiyi. Bir mermi geldi...İngilizlerden toplardan ikisi işe yaramaz hale geldi...8 arkadaş da şehit oldu yanımızda. Ben ve Ali Çavuş kaldık topların başında.

Bozulduk. Geri çekiliyoruz. İngiliz de arkamızdan geliyor. Başka topların tekerleklerinden buluyoruz takıyoruz bizim toplara öyle çekiyoruz geriye. Bağdat'a geldik. Bağdat2ın yanında bir yer var, Samara dedikleri.

Samara'da toplandık. O gece Bağdat yandı.

Cephanelikleri ateşe vermiş İngilizler. Sonra Musul'a geldik. Musul'da toplar tamir edildiler.

Hadi bakalım Kürt harbine. 7 ay durduk Kürtlerin karşısında. Kürtler Musul'a doğru kaçtılar.

Musul'a geldik. Musul'da terk-i silah oldu.

Silahları bıraktık. Toplayıverdi İngiliz bizi önüne.- .. Nusaybin'e kadar getirdi.

Nusaybin'de Ali İhsan Paşa'yı İngilizler esir aldılar. 5. Ordu Kumandanıydı. Nusaybin'de trenin üzerine çıktı. Bir nutuk verdi Ali İhsan Paşa. Alay Kumandanımız vardı. Kenan Bey , albaydı. Ali İhsan Paşa dedi ki:

-"Kenan Bey, bu asker sana teslim. Diyarbakır, Urfa, Mardin, Elazığ bu arada bu askeri salmayacaksın. Beni İngilizler sınır çizmek için götürüyorlar. Ben gene geleceğim. Biz koştuk mandaları toplara Diyarbakır'a gittik. 1,5 sene durduk Diyarbakır'da. Yunan da o sıralarda çıktı İzmir'e. Fransızlar Adana'ya çıkmışlar. Biz adana tren yolunu Fransızlarla sınır yaptık. 1,5 sene ateş yaptık Fransız'a oralarda.

Fransız cephesinden hep gece gitmek üzere bir ayda Ankara'ya geldik.

Topları getiriyoruz Ankara'ya. Gündüzleri gidemiyoruz. Yunan'ın tayyaresi görmesin diye gece gidiyoruz. O zaman yol filan yok. Ali İhsan Paşa'nın fırkasından 350 kişiyiz. Ankara'ya 1 saat kalmış artık. Yakınlaşmışız. Deliktaş dedikleri bir köye varmışız.

Yüzbaşımız Hasan Tahsin Bey, Bursalı Rıfat Efendi vardı. Rıfat Efendi Mülazım-ı Evvel'di.

O köyden bir süvari yolladık Ankara'ya. Köyde kadınlar bize börekler, çörekler getirip karınlarımızı doyurdular. Kadının biri geldi bizim yüzbaşıya;ben de yüzbaşının yanındaydım.

-Efendi, bu bizim halimiz ne olacak ? diye sordu.
Yüzbaşı da

-Ne olacak kadın? dedi.

Kadın başladı konuşmaya:

-Bizim adamlarımızı aldılar, gittiler. Düşman da hep bu tarafa geliyor. Öte gitmiyor.

Haymana'nın üstünden de düşmanın top sesleri geliyor. "Güüürrr, Güüürrr" diye"
Yüzbaşı, kadına bizi gösterip dedi ki :

-Bugün dinleyin yarın ötemez Yunan'ın topları
Kadın sordu Yüzbaşı'ya:

-Neden?

Yüzbaşı bizi gösterdi eliyle kadına:

-Bu askeri görüyor musun? Çanakkale harbindendir bunlar...8 senelik hepsi. Arabistanı kıvrandı bu asker.katiyen gelemez Yunan.

Ankara'ya gönderdiğimiz süvari geldi. Çıktık yola. Mandalarla gidiyoruz. Sabahleyingirdik Ankara'ya. Marşlar söyleyerek istasyona varıyoruz.

"Ankara'nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Ankara'nın dardır yolu

Yunan almış sağı-solu

Gelsin Kemal Paşa Kolu"

Korku nedir? İçimizde bilinmez

Kanlı yazı alnımızda silinmez

Biz var iken, Ankara'ya girilmez."

Böyle marşlar söylüyoruz. İstasyonda bulunanlarda bizi alkışlıyorlar.

Atatürk orada başımızdaki Kenan Bey'e dedi ki:

-Asker saat 10'a kadar serbest. Saat 10'da tren gelecek.Sıçancık İstasyonunda inecekler.

Haymana'nın Çulluk Köyüne toplar kurulacak.

Sabahleyin ateşe başlayacaklar.

O sırada birçok kadın geldiler. Kimileri yaralı, kimisinin memeleri kesildi. Savaştepeli arkadaş var yanımda benim.

Kara Fatma dedikleri bir kadınmış o gene.

Çıktı biri trenin üstüne konuşuyor.

Biz onu yüzbaşı filan sanmıştık. Yaralı kadınları eliyle göstererek:

"Şu kadınların haline bakın. Çanakkale'nin Biga denilen yerinden beri bu Yunan böyle yapıyor. Bu kadınların kimisi anneniz. Kimisi bacınız yerine.

Bunları gördünüz ona göre, cepheden geri dönecek olanı, paşa da olsa vuracaksınız," dedi.

O gece biz Çulluk Köyüne gidip topları kurduk. Sabahleyin başlayıverdik ateşe.

Anam!anam!anam! Üçüncü gün saat 8 sıralarında Yunan kaçmaya başladı. Sakarya nehrinden sığamıyor geçmek için. Bütün koşulu beygirlerini köprü yapıyor geçmek için nehirden.

Biz de Polatlı İstasyonunun oradan geçtik. Yunan geçtikten sonra birinci köyü yaktı. "Yanık Köy" koyduk adını o köyün biz de. Yakıp kaçıyor Yunan. Biz hem gidiyoruz arkasından, hem ateş ediyoruz toplarımızla. Ağır obüs bizim toplar. Adi ateş yapıyoruz, 45 okka mermileri var.

Afyon'a gelince dayandı gavur. Kuvvetimiz yetmedi. Bir sene durduk Afyon köylerinde. Karadilli, Arızkaya, Göçenli, Kılıçkaya, Akşehir taraflarında bir sene durduk.

Sene geçti. Bir sabah hücuma başlayacağız. Topları doldurduk....Afyon Kalesi'nde Yunan'ın topu var.

Biz Ali İhsan paşa cephesindeyiz. Dumlupınar Cephesinde. Biz Topçuyduk dedim ya! Atatürk hiç sakınmazdı bizden. Yanımıza gelirdi. O sabah gene bizim yanımızdaydı. Öteki büyük paşalar da vardı. Çakmak, Karabekir, İnönü.

Fevzi Çakmak Atatürk'e dedi ki:

-Mustafa, ben sabah namazını kılsam,

Atatürk de:

-Hay hay Paşam kılın. Birazdan başlayacağız ateşe, bir daha kılamazsın.

Fevzi Çakmak ayrıldı namaz kılmaya gitti. Bizim 2 ağır obüs topumuz var . Yanımızda başka bölükte de 2 tane 7,5'luk top vardı. Sonra o 7,5'luklar İnönü tarafına gittiler.

Toplar hazır mı? Hazır dedik. Gün ışıyordu.

Başlayıverdik ateşe. Bir atış, ardından bir daha...

Yunan'ın Afyon Kalesindeki topu sustu. Öyle haber geldi. Başımızda Yüzbaşı Kemal Bey vardı.

Sonra o Menemen bağlarında şehit oldu.

Dürbün elinde söylerdi mesafeyi...Sektirmezdi.

Yunan'ın Afyon Kalesi'ndeki topunu benim topun ikinci mermisi susturdu.

Kumandanlarda yanımızdaydı. Atatürk, Yüzbaşı Kemal Bey'e dönüp dedi ki:

-Bravo be. Madalya yaz çavuşa!

İlk madalyayı ben aldım. Atatürk verdirdi benim madalyamı.

14 günde İzmir'e indik. İzmir'de vapurların üzerleri tütün dizileri gibi Yunanlı doluydu.

Denizin üzeride şapka...Vapur mu yeter onca Yunan'a....Defoldular...Gittiler. Sonra biz Manisa,Bursa,Bandırma'dan geçtik. İzmit'e dayandık. Ben İzmit'ten teskeremi aldım.

5. Fırka, 8. Alay,2.Tabur, 5. Bölükteydim.

Atatürk, Grup Kumandanıydı Arıburnu'nda. Bizim topların da yanına gelirdi. Orada Tahsin Bey vardı. Yüzbaşımızdı. Atatürk ona derdi ki:

-Maşallah, maşallah Tahsin Bey, bunlar öğrenmişler.

Afyon Kalesine attığımız zaman Yüzbaşı Kemal Bey şöyle emir vermişti. Ben de nişancıydım, topun başında.

"Mesafe 4600, 5. Barut hakkı, dane, doğru."
Emir buydu. İkinci mermide kaledeki topu sustu Yunan'ın.

Sonra bize döner:

,-Mermiyi şöyle yapın, kolunuzu dayayın da öyle koyun. Korkmayın, bir kere korku getirirseniz yüreğinize, hep korkarsınız. Korkmayın, diye konuşurdu.

Çanakkale Harbinde Zığındere'de Üç ay ateş yaptık...Düşman zırhlıları vardı dış denizde...Denizin üstü kasaba gibiydi...Gemi doluydu.

Arabistan'dan mandalarla çekip gelirdik toplarımızı. Haymana'ya geldik. Maraş'ta da kaldık biz, Fransızlar'a karşı. O yüzden Maraş fırkası da derlerdi bizim fırkaya.

Seferberlikte 80 kişi kadar gitti bizim köyden.

Ben Arabistan'a gittiğim için geç geldim köye.

Çanakkale'de kırıldı bizim bu köyden gidenlerin çoğu birkaç kişi gelmişler...Onlar da ya kolu yok...Ya bacağı...

Üç aylık evliydim askere giderken 10 sene sonra geldim köye. Beş kız, bir erkek çocuğum oldu.

Sonra oğlumu öldürdüler. Madalya maaşı.

Yaralanmadım. Nine öleli çok oldu. Gözlerimin birisi hiç görmüyor. Birisini ameliyat ettirip açtırdım. O biraz görüyor. Öteki hiç görmüyor.

Çanakkale'ye 18 Mart'a çağırıyorlar...Gidemiyorum ki...Gözler görmüyor...Nasıl gideyim...
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Mehmet Yavaş

Çan-Göle Köyü'nden

16 yılda geldim köyüme. Yetim Mehmet derler bana. 1891 (1308)'liyim. 89 yaşına vardım.

Balkan'a, Rus'a gittim. Çanakkale'de çarpıştım.

Tekirdağdan Bulgar'a karşı gidiyoruz. Çıktık yola...Kış günü. Sürgün olmuşum, hastayım, 19 yaşındayım... Bacaklarım da kısa... Mecalim yok...Çantamı onbaşı aldı. Silahımı çavuş aldı...




Gidiyoruz...Hayrabolu'dan, Lüleburgaz'a vardık.

Gece orada yattık. Kasabadaki insablardan kimse yok ortalarda...Kaçmışlar Bulgar'dan.Askerin biri dikilmiş bir dükkana öteberi satıyor, dükkancı gibi. Bir okka leblebi aldım. Sürgünüm ya...İyi gelir diye...

Bizim bir yüzbaşı vardı...Çok gözü açık bir adamdı...Kimseyi aç bırakmadı. Bizi yola çıkarır, kendisi atıyla hızlı gidip öndeki köylerde ekmek yaptırır, yolların kenarlarına koydururdu.

Dağıtırlardı bize ekmekleri sonra....Biga, Bayramiç taburlarına bile çok ekmek verdik biz.

Akşamdan Bulgar'ın evinin önüne siper yaptık. Sabah aydınlanıver,ince harbe kapıştık. Ha bakalım...Ha bakalım...Harp,harp,harp!..

Bizim köyden bir Molla Mustafa vardı. O da bizim yanımızda imamlık yapardı. Bir kara çalının arkasına siper yapmış. Ben ondan körpeyim ama aklım ondan fazlaymış. "Molla" dedim.

-Çalı tutmaz kurşunu, alnı kabağına yersin.

Çalının kökünün dibine yat. Molla yatıp öyle ateş ettiydi.

Akşama kadar ateş devam etti o gün. İmdat gelmedi. Bozulduk geri çekildik., İstanbul yakınına vardık. Çatalca'da Bulgarla anlaşma yapıldı.

Biz de teskere alıp geri geldik.

Seferberlik geldi. Kapalı kağıtlar açıldı.

Çanakkale Taburuna gittik biz de.Seddülbahir'de 6 ay siper kazdık. Soğandere'de de kazdık siper.

Sabaha karşı bir vapur geldi Seddülbahir önüne.

Demir attı. Ortalık aydınlanırken geminin etrafı fırdolayı kayık. Manga kolunda kayıklar bizim siperlere doğru geliyorlar. 1500'e gelince, tüfeklerin mesafesine girince , bir ateşe başladık.

Öğleye kadar kayık kırdık orada. Ne kayığı bitti, ne askeri bitti kafirin...

Denizin üzeri hep gemiydi. Gavurun zırhlısı çoktu. İngiliz zırhlılarından atılan mermiler üzerimizden geçip gerilerimize düşüyor. Bize imdat gelmesin diye. Sonra eşek adalarına doğru gittiler. Bir ateş açtılar üzerimize , 26. Alay'ı toprağa gömüverdiler. Biz 25 kişi bir sıçanyolu bulup çıktık...Bir de baktık Seddülbahir önlerindeyiz. Gökyüzünde bir mermi patlıyor...

Lapır lapır dolu gibi kurşun yağıyor üzerimize.

Bir binbaşı bizi orda bir derenin içine götürdü.

"Arkadaşlar vatan elden gidiyor, namus gidiyor, ırz gidiyor,"diye konuştu. Binbaşıyla 26 kişi olmuştuk.

Soğandere'de hücuma kalktık. Denizden gavurun makinalı tüfek ateşi geliyordu. Biz ateş ediyoruz. Gavur da askerini kılıçla döve döve üzerimize yürütüyor. Ama askeri yürüümüyor gavurun. Kılıç ağarı ağarıveriyor.

Yatsı namazı vaktine kadar ateş yaptık. Sonra 25. Alay imdadımıza yetişti.

Soğandere'de belimden ve bacağımdan yaralandım. Kurşunla yaralandım. Belimde kurşun hala duruyor.

"Çanakkale içinde bir dolu sandık
Alayların içinde dört asker kaldık
Çanakkale içinde bir top kestane
Kalan gazilere çalı dibi hastane."

Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene.

Bu akşam Soğandere'ye asker gelir...Sabaha kadar erirdi. İngiliz söktüremedi...Baktı baktı, gavur bir kolayını bulamadı, çekti gitti.

Ben hiç "babam" diyen duymadım. Herkes "anacım" diye inliyordu.

Gavur kaçtıktan sonra, İngiliz'in bıraktığı çuvallardan. Dereobalı Ali Çavuş, Hasan Onbaşı 3 okka üzüm almışlar. Yağmur yağıyor. Çantaları koyduk kıçımızın altına, avuç avuç üzüm yedik.

Gavur kaçtıktan sonra bir kısmımız Mekke tarafına gitti. Bizim alayı gündoğuya çevirdiler. Rus'a gittik.

Ruslarla ve Ermenilerle harp ettik.

Cephelerden geldim. Bir de baktım, çeteler be Çanakkaledeyken karımı kaçırmışlar. Düşmanın topundan, tüfeğinden korkup kaçanlar, buralarda çete olup benim karıyı kaçırmışlar.

İlk karının adı Medine idi. Sonradan Ayşe'yi aldım. Ayşe'den 6 çocuk oldu. Ne maaş alıyorum, ne de madalyam var. Yok bir şey.

Cenk için dolaştık dünyayı şöyle bir çevirdik. Hamdolsun.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Osman Kaçmaz

Çan - Çokamlı Köyü'nden

1307 (1891) doğumluyum. Esas yaşım 92. Ama nüfusa küçük yazdırmışlar. Önce Balkan Harbine gittim. Sonra Çanakkale'de İngilizlerle çarpıştım.

Bağdat'a bile gittim. 10 senede geldim köyüme.

Balkan Harbine gittik. Kafam de pek yerinde değil şimdi. Nasıl anlatayım bilmem ki. Kırklareli taraflarındaydım. Oraya gidiyorum. Siz buranın askeri değilsiniz, diyorlar. Çobansız koyun gibi ordan oraya geziyoruz. Birliği bulamadım.

En sonunda 14. Alayı buldum. 7 gündür açım.

Çok açlık çektim oralarda. Evlerin kapılarını çalıyorum. Ekmek istiyorum. Yok, diyorlar, vermiyorlar. Tüfeğimde de bir tane mermi yok.

Bir evin önüne geldim. Et kokuları burnuma geliyor. Camdan baktım içeri. Askerler et yiyorlar. Oturmuşlar 8 kişi hepsi. Ben de o zaman Osman Pehlivan'ım. Kapıya bir yüklendim.

Pervazıyla birlikte "Çatarrrt" diye kapı yıkıldı.

Çerdekiler kasaturayı çektiler. Ben de tüfeği çektim. Neyse zorla oturdum sofraya. Karnımı bir iyice doyurdum. Karnım doyunca ,alnımın damarı "çatartdanak" açıldı. Kırklareli'nin Karaağaç Köyünde oluyor bu. Seferberlikte de Çanakkale'ye gittik. Gavur zırhlıları top ateşiyle Kumkale'yi dövdükler önce.

Biz de Kumkaledeyiz. Hava da soğuk. Zemheri çıkımı mı ne? Yağmur öyle yağıyordu ki istihkamın içi su dolu boğulacağız.

Az miktarda asker çıkardı kafir Kumkale'ye. 2 takım, 80 kişi kadar. Biz 2 alay varız. Palaska, portatif kürek, tüfekle yasladık kafirin askerini.

Karıştı ortalık. Bir kısmı öldü, bir kısmı kaçtı, çekildi geri. Denize kaçanlar kayıklara çabalıyorlardı. Bizim yüzbaşının adı Abdülkadir Bey'di. Sonra karşıya geçirdiler bizi. Zığındere, Kirte Tepe, Anafarta ve Kemikli Burun'a gittim. Buralarda savaşlara katıldım.

Zığındere'de tüfeğin ucunu çıkarırdık mevziden, düşman hemen ateşe başlardı. Zığındere'deydi galiba, yoksa Kirte de mi? Gün inerken hücuma geçtik, yatsıya kadar sürdü hücum. 7-8 kişi kalmıştık akşam hücumdan sonra. 4 defa Çavuşluk geldi bana. Fadayi çıkardım ben hep.

Kasığımdan yara aldım. Bida'da taş Mektep hastanedeydi. Az yattım. İyileştim. Anafarta'ya gittim tekrar. 15. Alayda idim. Mustafa Kemal bizim zamanımızda orada tabur kumandanıydı.

İstiklal Harbini kazanınca büyük nam aldı. Ben çok gördüm. Askerin başında da gördüm. Cesur Paşa derlerdi. Çanakkale Cephesinde 2 sene kaldım. Sonra bizi ayırdılar, arabistan'a gönderdiler.

Yürüyerek Bağdat'a gittik. 22. Alaya gittik. Alay Kumandanımız Hacı İbrahim Bey'di. Halil Paşa vardı Bağdat'ta. Onu da gördüm.

........

Zığındere'de yanımda Çan'ın Yaveler Köyünden iki kişi vardı. Benim gibi asker. Biri Yetim İsmail, öteki Koca Bıyık İsmail'di. Yetim İsmail:

-Ayıttan matarada çay demleyeceğim, dedi.

"Gitme" dedimse de dinlemedi. Ayıt toplamaya giderken gavurun tek kurşunuyla öldü.

......

Fedayi idim ben. Kim gidecek dediler mi? Hemen ben atılırdım. İki yerimden yaralandım. Kasığımdan ve belimden.

......

Mevzilerde askerler bir yere gelince; herkes anasının pişirdiği yemeklerden bahsederdi .

"Anam dolma yapardı." Anam kuskus pişirince yanına da hoşaf yapardı" gibi laflar konuşulurdu.

Açlık vardı da tabii ondan.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Şehidlik ve Anıtları

Kırmızı noktalı olanlar türk şehitleri, siyah işaretli olanlar yabancıların mezarlıkları.

[Resim: sehitlik_harita.jpg]

TÜRK ŞEHİTLİK VE ANITLARI

18 Mart 1915 Yazısı
57. Alay Şehitliği ve Anıtı
Akbaş Şehitliği ve Mezarı
Alçıtepe Garnizon Anıtı
Alman Hemşire Erikanın Mezarı
Anafartalar Köy Mezarı Şehitlikleri
Asteğmen Halit Efendi Mezarı
Atatürk Anıtı
Barbaros Deniz Şehitleri Anıtı
Binbaşı Çırpanlı Ali Zeynel Abidin Mezarı
Büyükkemikli Anıtı
Conkbayırı Anıtları
Conkbayırı Mehmetçik Anıtı
Çamburnu Balkan Harbi Şehitler Anıtı
Çamtekke Şehitliği
Çanakkale Şehitleri Anıtı
Çanakkale Şehitliği
Damakçılık Bayırı Anıtı
Dur Yolcu Yazısı
Eceabat Yüzbaşı Şehitliği
Er Halil İbrahim Mezarı
Erenköy Şehitliği
Gözetleme Tepe Şehitliği ve Anıtı
Hamidiye Şehitliği ve Anıtı
Hasan Mevsuf Şehitliği ve Anıtı
Hastane Bayırı Şehitliği
Havuzlar Şehitliği ve Anıtı
İlk Şehitler Anıtı
İsimsiz Topçu Şehitliği
İsimsiz Topçu Yüzbaşı Şehitliği
İstihkam Yüzbaşısı Tahir Bey Anıtı
Kabatepe Arıburnu Sahil Anıtı
Kabatepe Tanıtma Merkezi Anıtı
Kanlısırt Anıtı
Kemalyeri Anıtı
Kireçtepe Jandarma Anıtı ve Şehitliği
Kumkale İntepe Batarya Şehitliği
Küçük Arıburnu Anıtı
Mareşal Fevzi Çakmak Anıtı
Mecidiye Şehitliği ve Anıtı
Mehmet Çavuş Anıtı
Mehmetçiğe Derin Saygı Anıtı
Mesudiye Tabya Anıtı
Müftü Efendinin Mezarı
Mülazım Üsteğmen Mustafa Efendinin Mezarı
Onbaşı Seyit Anıtı
Sargıyeri Anıtı ve Şehitliği
Seddülbahir Cephanelik Şehitliği
Sonok Anıtı ve Şehitliği
Suyatağı Anıtı
Talat Göktepe Anıtı
Topçu Üstğm. Hasan Tahsin Mezarı
Turgut Reis Anıtı
Türk Askerlerine Saygı Anıtı
Üsteğmen Nazif Çakmak Anıtı
Üsteğmen Rıza Efendinin Mezarı
Yahya Çavuş Şehitlik ve Anıtı
Yalova Köy Mezarlığı Şehitlikleri
Yarbay H. Avni Beyin Mezarı
Yarbay Halit Bey Mezarı
Yarbay Hasan Bey Mezarı
Yarbay Ziya Bey Mezarı
Yusufçuktepe Anıtı
Yüzbaşı Mehmet Şehitliği
Zığındere Nuri Yamut Anıtı.

YABANCI MEZARLIK VE ANITLAR

4th Battalion Parade Ground Mezarlığı Arıburun Mezarlığı Baby 700 MezarlığıBeach Mezarlığı ve Anıtı Canterbury Mezarlığı Cape Helles Anıtı Conkbayırı Yabancı Mezarlık ve Anıtları Courtneys and Steels Post Mezarlığı Doughty-Whlienin Mezarı Emberkation Pier Mezarlığı Fransız Savaş Mezarlığüı ve Anıtı Hill 60 Mezarlık ve Anıtı Johnstons Jolly Mezarlığı Lone Pine Mezarlık ve Anıtı New Zealand No:2 Outpost Mezarlığı No:2 Outpost Mezarlığı Plugges Pleteau Mezarlığı Quinns Post Mezarlığı Seventh Field Ambulance Mezarlığı Shell Green Mezarlığı Shrapnel Valley Mezarlığı Skew Bridge Mezarlığı The Farm Mezarlığı The Nek Mezarlığı V Beach Mezarlığı Walkers Ridge Mezarlığı
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
[CENTER]Çanakkale Albümleri

[CENTER][Resim: ki001.jpg]

Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar'da yaptığı başarılı savunma savaşlarıyla savaşın kaderini değiştiren komutan Kur. Alb. Mustafa Kemal Çanakkale'de Siperde (1915)

[Resim: ki002.jpg][/CENTER]

[CENTER]Çanakkale'de savaşan komutanlardan bir grup:Önde oturanlar (sağdan); Hulusi ve Nazmi Beyler, Ayaktakiler (sağdan); 3. Kor. K. Esat (Bülkat) Paşa, Anafartalar Grubu K. Kur. Alb. M. Kemal Bey, Rüştü Bey. Arkadakiler (sağdan); Güney Bölge K.lığı danışmanı Kur. Alb. Kannengiesser Bey, soldan bozyakalı Wilmer Bey, daha geride Kor. Kur. Bşk. Yb. Fahrettin (Org. Altay) Bey, kalpaklı şahıs Kur. Kemal (ohri) Bey, yüzünün yarısı görülen Grup. Kur. Bşk. İzzettin (Org. Çalışlar) Bey.

[Resim: ki004.jpg][/CENTER]

[CENTER]Çanakkale'deki Türk birliklerinden 3. Kolordu ve Kuzey Grubunun komutanı Tuğg. Esat (Bülkat) Paşa Gelibolu Yarımadası'ndaki karargahında (1915)

[Resim: ki008.jpg][/CENTER]

[CENTER]Başkomutan Vekili Enver Paşa komutanlarla Çanakkale'de denetlemede (1914 sonraları)

[Resim: ki010.jpg][/CENTER]

[CENTER]Çanakkale cephesini yöneten 5. Ordu karargah subahları: Ayaktakiler (sağdan); İkinci Ordu Kur. Bşk. İsmet (İnönü) Bey, Yaver Ütğm. Asım Bey, Liman von Sanders'in yaveri süvari Bnb. Perike, 5. Ordu Kur. Bşk. Alb. Kazım Bey, 1. Ordu Kur. Bşk. Alb. Şükrü Bey, 2. Ordu Sıhhiye Bşk. Dr. Refik Münir Bey, Oturanlar (sağdan); Bahriye Nezareti Kur. Bşk. Yb. Rauf (Orbay) Bey, Güney Grubu K. Tuğg. Vehip Paşa, 5. Ordu K. Müşir (Mareşal) Liman von Sanders, Çanakkale Kor. K. Tuğg. Esat Paşa, Sıhhiye Dairesi Bşk. Tuğg. Dr. Süleyman Numan Paşa, İstanbul Merkez K. Tuğg. Cevat Paşa.

[Resim: ki013.jpg][/CENTER]

[CENTER]General Hamilton (İng.) ve General Gouraund (Fr.) durum değerlendirmesi yaparlarken (1915). Fransız general ülkesine Çanakkale'de bir kolunu kaybederek dönecektir.

[Resim: ki017.jpg][/CENTER]

[CENTER]Alman ve Türk Paşalar Gelibolu Yarımadası'ndaki tabyaları denetliyor (1915).

[Resim: ki018.jpg][/CENTER]

[CENTER]Deniz savaşlarının komutanları General Hamilton ve Amiral De Robec.

[Resim: ki020.jpg][/CENTER]

[CENTER]18 Mart 1915 Çanakkale deniz savaşlarında 215 okkalık (275 kg) top mermisini sırtında taşıyan er Edremit-Havranlı Mehmet oğlu Seyit.

[Resim: ki028.jpg][/CENTER]

[CENTER]Anafartalar Grup Komutanı M. Kemal muharebe arkadaşlarıyla (1915). Soldan; Kur. Bşk. Yb. İzzettin (Org. Çalışlar), arkasında Kur. Yzb. Tevfik (Kur. Alb. Bıyıklıoğlu), Grup K. Kur. Alb. M. Kemal, Dr. Hüseyin, Süvari Yzb. Pertev, Kur. Yb. Neşet (Bora), Süvari Ütğm. Saim (Korg. Önhon), Yzb. Hamit, Ütğm. Zeki (Org. Doğan).

[Resim: ki035.jpg]


[Resim: ki081.jpg][/CENTER]

[CENTER]Kaiser Wilhelm II'nin Sultan Reşad'ı ziyareti. Kaiser'in solundaki Enver Paşa.



Çanakkale Boğazı'nın Anadolu yakasında Fransız mezarlığı. Fransız birliklerine ilk çıkarma alanı olarak boğazın Anadolu yakası gösterilmişti.


[Resim: ge006.jpg][/CENTER]
[LEFT]


[/LEFT]
[CENTER][Resim: ge025.jpg]


[Resim: ge028.jpg][/CENTER]

"Nile" gemisi ile çıkarma sahasına getirilen İngiliz askerleri.

[Resim: ge065.jpg]

[Resim: ha011.jpg]
[/CENTER]
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Çanakkale özel arşivi

Çanakkale Cephesi 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephedir. Savaşın en kanlı safhası bu cephede cereyan etmiştir.

Müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek isteyen İngiliz ve Fransız ve savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara savaşlarını başlattılar.

25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini 19. Tümen'e bağlı birliğiyle komuta eden Mustafa Kemal, düşmanı Conkbayırı'nda durdurdu. 28 Nisan 1915'te, 1. Kirte, 6-8 Mayıs 1915'te II. Kirte muharebesi yapılarak düşman çıkarmalarına karşı Yarımada savunuldu.

Cephedeki başarıları üzerine 1 Haziran 1915'te Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.

Haziran ayında da çıkarma harekatına karşı başarılı savunma muharebeleri verildi. 21 Haziran 1915 Kerevizdere muharebesi, 28 Haziran 1915'de Zığındere muharebeleri yapıldı.

İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti.

8-9 Ağustos günü Anafartalar Grup Komutanlığı'na getirilen Mustafa Kemal komutasında Türk ordusu, 9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti.

Çanakkale savaşlarında çoğu öğrenim çağında 253 bin Türk subay, er ve erbaşı şehit oldu.

Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar arkalarında Türkler kadar kayıp bırakarak 19-20 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den çekildiler.

ÇANAKKALE CEPHESİ

Bir Efsaneydi Çanakkale

Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa ikiye bölünmüştü. Almanyanın öncülüğünde buluşan Avusturya Macaristan, İtalya daha sonra saf değiştirmişti,Bulgaristan İttifak Devletlerini meydana getirmişlerdi.

Bu ittifaka daha sonra Osmanlı İmparatorluğunun da katılmasına karşılık, Fransa, İngiltere, Rusya daha sonra ise Amerika, Japonya, Belçika, Romanya, Sırbistan, Yunanistan ve ve Karadağ İtilaf Devletlerini oluşturmuşlardı.

Almanyanın teknolojide gün geçtikçe ilerlemesi, bölgedeki etkinliğinin artması bu ülkeleri endişelendiriyordu. Bir Sırp gencinin Avusturya Macaristan veliahtı Ferdinandı Saraybosnada vurarak öldürmesi bardağı taşıran son damla olmuştu.

Rusya Sırbistanı korumak maksadıyla Avusturya Macaristan İmparatorluğuna saldırdı. Almanya derhal Avusturya Macaristan tarafından savaşa katılarak Rusyaya saldırmakta gecikmedi.

Nihayet Fransa ve İngiltere müttefikleri Rusya ya yardım etmek için savaşa girdiler. Böylece o zamana kadar yaşanan bütün savaşların en büyüğü, en korkuncu, en uzunu ve en geniş çaplısı başlamış oldu. İtilaf Devletlerinin saflarında toplam 42 milyon 700 bin, İttifak Devletlerinin saflarında ise toplam 22 milyon 900 bin asker savaşıyordu.

Bu savaş sonunda her iki taraf toplam 9 milyon 323 bin ölü, 38 milyon 481 bin yaralı vermişti.

Osmanlı Savaşa Nasıl Girdi ?



İttihat ve Terakkinin güçlü önderlerinden Enver Paşa, henüz 33 yaşında bir gençken Saraya damat olmuştu. 3 Ocak 1914te birdenbire paşalığa yükseltildi, Harbiye Nazırlığına getirildi ve Başkomutan vekili oldu.

Enver Paşanın aşırı denebilecek vatanseverliği ve cesaretine tecrübesizliği de eklenirse bu tür durumlarda reaksiyoner politikalar üretmesi son derece doğaldı.

Karada ve denizde cehennemî savaş sürerken, İngiliz donanmasının sıkıştırdığı iki Alman gemisi Goeben ve Breslau Çanakkale Boğazını geçerek Osmanlıya sığındı. Ne padişahın, ne diğer bakanların, ne de Meclisin haberdar olmadığı bu olaydan, Sadrazam Halim Paşa da habersizdi kuşkusuz.

10 Ağustos 1914 gecesiydi ve Bakanlar Kurulu, Başbakan Said Halim Paşanın yalısında toplanmıştı. Harbiye Nazırı Enver Paşa toplantıya biraz geç kalmıştı ve içeri girer girmez de gülümseyerek şöyle demişti:

Bir oğlumuz dünyaya geldi



Enver Paşa oldukça rahat ve kendinden emin bir şekilde iki Alman gemisinin İngiliz donanması tarafından takip edildiğini, kurtulmak için Boğazı geçtiklerini, buna da kendisinin izin verdiğini söylüyordu.

İtilaf Devletleri ise Osmanlı İmparatorluğuna bir ültimatom vererek Alman gemilerini bırakmasını, aksi takdirde bunun savaş sebebi sayılacağını bildirmekte gecikmediler.

İttihat Terakki Hükümetinin gemilerin Almanyadan satın alındığını belirterek, gemilere Türk bayrağını çekmesinin ardından Rus şehirlerini bombalatması bardağı taşıran son damla olmuştu. Osmanlı artık I. Dünya Savaşının tam ortasındaydı.

Rus donanması 17 Kasım 1914 günü Trabzonu bombaladı. İngiliz, Fransız ve İtalyan donanmaları Çanakkale Boğazına çoktan dayanmıştı.

Çanakkale Geçilmez!



İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazını aşarak İstanbulu da kolayca ele geçireceklerini düşünüyorlardı. Böylelikle Akdeniz Karadeniz yolu İngiltere Fransa ve Rusyanın denetimine girecek, başkenti İstanbulu yitiren Osmanlı Devleti de oyun dışı kalmış olacaktı.

İngiliz Fransız donanması Osmanlı Devleti ile savaşa girdikleri Ağustos 1914ten başlayarak Çanakkale Boğazı na giriş çıkışı denetimleri altına almışlardı. Kasım Aralık 1914te Boğazı savunan Türk tabyalarına karşı bir kaç saldırı düzenlediler.

Ama asıl deniz harekatı 19 Şubat 1915te başlamıştı.

40 gemiden oluşan İngiliz Fransız filosunun saldırısını Türk topçuları Boğazın iki yakasından açtıkları şiddetli ateşle geri püskürttüler.

25 Şubat 1915teki ikinci büyük saldırıda Boğazı savunan dış tabyaları susturmayı başardılarsa da iç tabyaların direnmesi karşısında Boğaza girmeyi başaramadılar.

Bu durum karşısında ellerindeki bütün güçleri toplayarak kesin sonuç almak için bir harekat düzenlemeye karar verdiler.

Böylesi bir gelişmeyi bekleyen Türkler de Boğazın iki yakasındaki savunma güçlerini artırdılar.

Boğazın sularına da çok miktarda mayın döktüler. 18 Mart 1915 günü başlayan büyük saldırının başlangıcında İngiliz ve Fransız donanmasından dört zırhlı mayınlara çarptı.

Bunlardan ikisi batmış, ikisi de hareketsiz kalmıştı. Bu gelişmeler üzerine geri çekilmeye çalışan iki Fransız zırhlısı da mayına çarparak ağır yara aldı. Uzun hazırlıklar sonunda giriştikleri saldırının daha ilk gününde böylesi bir yenilgiye uğrayınca İngilizFransız filosu Çanakkale Boğazından ayrılmak zorunda kaldı.

Bu olayın Deniz Harp tarihindeki yeri inkar edilemeyecek kadar büyüktür. Bu yüzden Deniz Kuvvetleri Komutanlığının hemen hemen bütün birliklerinde her 18 Mart bütün heyecanı ve coşkunluğuyla yeniden yaşanır, yeniden yaşatılır. Marşlar, kahramanlık türküleri söylenir.

Bir esenliktir 18 Mart, zaferin efsanevî çığlığını hatırlatır.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
NEDEN ÇANAKKALE

"Türkleri diri diri yaktık"

18 Martta Türk tarihinin büyük zaferlerinden birinin, Çanakkale Zaferinin 84. yıldönümünü kutluyoruz.

Ancak, Çanakkale Muharebeleri hakkında hâlâ herşeyi bildiğimiz söylenemez. Gün geçtikçe yeni belgeler ve bilinmeyenler de günyüzüne çıkmaya başlıyor. Bu dosyamızla, Çanakkale Savaşı ile ilgili bugüne kadar gizli kalmış, duyunca insanı ürperten bir gerçeğin perdesini aralıyoruz. Savaşın acı, insanın vahşi yüzü bu.

Bir insanlık utancı olan hadisenin daha fazla bu ülke insanlarından saklanmasını da doğru bulmuyoruz. Çünkü bu olayın doğrudan muhatabı biziz.

Çanakkale Muharebeleri sırasında 1915 Anadolusunda her üç evden ortalama bir şehit çıkmıştı. Hepimizin büyükbabası yahut onun akrabası bir şekilde bu savaşta bulunmuştu. Ne var ki, hemen hiçbirimiz o Geliboluda onların başından geçen hadiseleri tam anlamıyla bilmiyoruz.

Dedelerimiz savaşın, ordunun, stratejinin, taktiklerin vazgeçilmez parçaları olmalarının ötesinde Çanakkalede bir insan olarak, bizim ailemizin bir ferdi olarak yerlerini almışlardı ama biz onların yaşadıkları sıkıntıları, mahrumiyetleri, mahkumiyetleri, acıları, sevinçleri, beklentileri öğrenemedik. Çoğumuz onların mezarlarını dahi bilmiyoruz.

Onlar Meçhul Asker olarak Çanakkalede dünya durdukça duracaklar.

Çanakkale Muharebeleri 3 Kasım 1914te İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Ertuğrul, Seddülbahir, Kumkale ve Orhaniye tabyalarımızı bombalamaları ile Osmanlı Devletine resmen savaş ilan edilmeden başladı.

İngiltere ve Fransanın resmen savaş ilan etmeleri ancak iki gün sonraya, 5 Kasım 1914e tekabül ediyor.

Böylelikle 1.Dünya Savaşının en önemli ve kanlı askeri cephesi açılmış oluyordu.

Neden Çanakkale ?



Müttefik Ordular Başkomutanı General Jean Hamilton bu sorunun cevabını hâtırâtında şöyle cevaplıyordu:

Çağımızın ekonomik zaferinin birinci şartı İstanbulu Türklerden almaktır. Her ne pahasına olursa olsun alacağız. Ümit ediyorum ki; geleceğin harp okulu öğrencileri büyük bir imparatorluğu harakiri yapmaya mecbur bırakmak için, neden bu kıraç, beş para etmez kayaların eteklerinde sıkıştığımızı değerlendireceklerdir.

Bu kayalıklar Osmanlı Sultanının kara kalbine hançerin saplanacağı en ideal yerdir. Yalnız hançer henüz elini deldi ve yarasından yeni yeni kan akmaya başladı. Her gün ölümden kurtulmak için çırpınıyor. Bir metre ilerleyemesek dahi, Halifenin canı alınıncaya kadar, kanı bu kaba akıtılacaktır.

Osmanlı Devletinin, Almanyanın yanında 1. Dünya Savaşına girmesi İngiltere Fransa Rusyayı zora sokmuştu. Çanakkaleden bir cephe açılması fikrini en çok İngiltere Bahriye Nazırı ve sonra II. Dünya Savaşında Başbakan olan Winston Churchill savunuyordu. Müttefik devletlerin stratejistleri Çanakkalenin geçilmesi halinde Osmanlı Devletinin teslim olacağını hesaplıyorlardı.

Osmanlının açtığı cepheleri tasfiye etmek, Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki baskısını kaldırmak, Orta Avrupaya ilerleyen Alman Avusturya ordularını arkadan çevirmek, Balkan devletlerini de kendi saflarına çekmek gibi faydalar da savaştan bekleniyordu.

Geliboludan Rusyaya

Çanakkale Savaşının en önemli sebeplerinden biri ise, Müttefik Kuvvetlerin Çarlık Rusyasına Bolşevik devrimcilere karşı yardım götürme arzuları olduğu söylenir. Ders kitaplarında belirtilmeyen ancak dikkate alınması gereken bir tez de şöyle: Rusların Almanlar karşısında geçici olarak başarı gösterip Karpatları aşarak Macaristan ovalarına inmeleri, İngiltereyi kuşkulandırmıştı.

Ruslar Budapeşte üzerine saldırabilir ve merkezi devletlerle Türkiyenin bağlantısını keserek İstanbulun geleceğini belirlemek konusunda kendilerine avantaj sağlayabilirlerdi.

Rusyanın, Almanya ile anlaşarak İstanbul ve Boğazları ele geçirip savaştan çekilmesi tehlikesi karşısında İngiltere için Çanakkale seferini açmak kaçınılmaz olmuştu.

Rusya, bu sebeple Çanakkale seferini sanılanın aksine kaygı ile karşıladı. Yine aynı sebepten, müttefiklerin Rusyanın da bir donanma ile İstanbulu zorlaması teklifini, donanmasının yetersiz olduğunu öne sürerek geri çevirdi. 4 Mart 1915te müttefiklere bir nota vererek İstanbul ve Boğazların kendisine bırakılmasını istedi ve bu isteklerini kağıt üzerinde kabul ettirdi.

Ceset Tufanı



İngiltere, Kasım 1914ten 9 Ocak 1916ya kadar Çanakkale önlerine 50 bini aşkın Avustralyalı, 10 bini Yeni Zelandalı olmak üzere toplam 410 bin asker getirdi. Fransızlar 10 bini Senegalli olmak üzere 79 bin, biz ise istilacılara karşı ondört ay içinde toplam 700 bin askerle karşı koyduk.

Yani 1 milyon 200 bin insan Gelibolu yarımadasında ölümüne, göğüs göğüse çarpıştı ve neticesinde istilacılar 213 bin 980 kişi kaybederken bizim şehit sayımız Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığının resmi kayıtlara dayanarak tesbit ettiği rakama göre 213 bin 882 oldu.

İngilizler, Çanakkale Savaşı öncesinde sömürgelerine haber göndermiş ve yardımcı kuvvetler istemişti. Avustralya bu isteğe olumlu cevap vererek 20 bin Avustralyalı, 8 bin Yeni Zelandalıdan oluşan ilk ANZAK kuvvetini Türkiyeye doğru Kasım 1914te yola çıkarmıştı. 1. Anzak Tümenini taşıyan Orvieto gemisinde, savaş muhabiri Charles Bean de vardı.

Savaşta Bir Gazeteci

Charles Bean, Melbourne limanından demir alınmasından, istilanın sonuna kadar Anzak askerlerinin bütün serüvenini hem onlarla birlikte yaşadı hem de bütün ayrıntıları ile yazdı.

İstila başladığında 34 yaşında tecrübeli bir gazeteci olan Bean kısa sürede askerlerle kaynaştı ve kızıl saçlarından dolayı havuç kaptan lakabı ile anıldı. Bean en tehlikeli mevzilere bile girmekten geri durmadı. O yıllarda yeni gelişmekte olan modern savaş muhabirliğinde önemli ve örnek bir kariyer yaptı.

Son istila kuvvetlerinin çekildiği tarihi günden ancak bir gün önce Geliboludan ayrılan Bean ülkesine dönerken yanında 125 defter dolusu not ve yüzlerce fotoğraftan oluşan eşsiz belgelere sahipti.

Bean resmi muhabir olmasına rağmen Çanakkale Günlüğü savaşın gayri resmi tarihi idi. Zaten, Avustralyanın Resmi Tarihi adında 6 ciltlik bir eser de yazmıştı. Bu eserini tamamladıktan sonra elindeki notları Avustralya Savaş Tarihi Enstitüsüne devretti.

Bean, 1968de hayatını kaybetti. Enstitü de bu notları 1979 yılına kadar halka kapalı tuttu.

Beanın bu notları üzerinde çalışan araştırmacı Kevin Fewster, Çanakkale Günlüğünü 1983 yılında yayınladı.

Kitabın çıkması maalesef gereken ilgiyi uyandırmadı.

Özellikle Türk kamuoyu 64 sene sansürlü kalmış ve ancak 68 sene sonra yayınlanmış günlükteki bilgileri maalesef atladı.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Bir Facianın Hikayesi



Çanakkale Savaşı deniz ve kara muharebeleri olmak üzere ikiye ayrılıyor. İngiltere ve Fransa, Boğazı denizden zorlayarak geçeceklerine inanıyorlardı.

Bunun için 17 Mart 1915te Bozcaadada Akdeniz Orduları Başkomutanı General Hamiltonun da katıldığı son toplantıda Deniz Harekat Planı görüşülmüş ve Boğazın zorlanması planlanmıştı.

Bu plan yapılırken müttefik kuvvetler kurmaylarının ellerinde Boğazın mayından temizlendiği raporları vardı.

Bunun üzerine 18 Mart 1915 günü İngiliz ve Fransız ortak donanması Çanakkale Boğazına hücum etti.

O gece Nusret mayın gemisi Karanlık Liman bölgesini mayınlamış olduğundan müttefik donanması mevcudunun yüzde 35ini kaybederek çekilmek zorunda kaldı.

Geriye dönüş manevraları sırasında da o yılların en önemli savaş gemileri olan Bouvet, Ocean, Irrestible, ayrıca 2 muhrip, 7 mayın arama gemisi battı.

Goulois ve Inflexible da dahil 7 zırhlı gemi görev yapamaz hale geldi. Bu başarı tarihe Çanakkale Zaferi olarak geçecek, Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa da 18 Mart Kahramanı olacaktı.

Çanakkaledeki bu hezimetin haberi Londraya bomba gibi düştü.

Önce ajansların haberleri abarttığını düşünen Londra, daha sonra General De Robeckin raporu ile hezimetin gerçek olduğunu anladı. Bu hezimetin faturası 17 Martta Boğazın mayından temizlendiğine dair rapor veren subaylara çıkarıldı ve kurşuna dizildiler.

Ancak daha sonra verilen raporların doğru olduğu, Türklerin son dakikada burayı tekrar mayınladığı anlaşılacaktı ve kurşuna dizilen subayların itibarları iade edilecek, ailelerine maaş bağlanacaktı.

18 Mart mağlubiyeti Müttefik Kuvvetlerini, Çanakkale Boğazının karadan yardım ve destek olmaksızın geçilemeyeceği noktasına getirdi. Bunun üzerine bir ayı aşkın bir hazırlık yapıldı. 75 bin kişilik çıkarma kuvveti hazırlandı ve başına General Sir Hamilton getirildi.

25 Nisan günü Gelibolu yarımadasında Arı Burnu ve Seddülbahire Anadolu yakasında Kumkaleye çıkarma yapıldı.

Bean Anlatıyor

Bu çıkarmada bulunan tek sivil ve tek gazeteci Avustralyalı Charles Bean idi. Bean, o tarihi günü bakın nasıl anlatıyor:

25 Nisan Pazar (geceyarısı): Gemiler Limni�den geldi. Güvertede uykulu bir ses esnemelerle kesilen bir şarkı söylüyor. Derken ilk kez 4.38de, dikkatle kulak verdiğimde, ta uzaklarda bir takırtı duyuyorum; küçük tahta bir kutunun iç kısmına bir kurşun kalemle hafifce vurulurmuşçasına.

Bu takırtı sürekli gidip geliyor. Son derece uzaktan ve derinden gelen bir ses ama benim için artık yabancı değil. İlk defa işitmeme rağmen bunun ne sesi olduğundan hiç şüphem yok. Ateşlenen tüfeklerin yankılanan sesi bu; önce birkaç el, sonra daha ağır ve sürekli. İlerdeki tepelerde yoğun çarpışmalar oluyor.

Sandal 5060 santimetre derinlikte bir suda karaya çekildi. Dışarı fırladık.Limnide sırt çantalarının ağırlığından yıkılanlar olduğunu gördüğüm için dikkatle çıktım, kumsala dek suları yara yara yürüdüm ve sonunda Türk topraklarına ayak bastım.

Türkleri esir alma, öldür

Her gün olaylar hakkında küçük notlar alıp akşam kıt ışık altında veya ay ışığında bunları düzenleyen Resmi Savaş Muhabiri Cherles Bean, 29 Nisan 1915 tarihinde ise şu dehşet satırları yazıyordu:

Her gün kampa Türk esirler getiriliyor. Avustralyalıların esirlere hayli kötü gözle baktıkları kesin. Bu yüzden bizim Avustralyalılar eğer ellerinden geliyorsa, esir almayıp yaralıları öldürme yoluna gidiyorlar.

Hem Yeni Zelandalılar, hem de Avustralyalılar, kimi durumlarda en azından ilk karşılaşmalarda, hele işler kötüye giderken, Türklerden esir alınmaması yolunda üstlerinden kesin emir aldıklarını söylediler bana.

Bunlara inanmıyorum, ama doğru da olabilir.

Dehşet Dolu Satırlar.



Bean, günlüğüne 26 Eylül Pazar günü için ise, yaralıları öldürdüklerini içeren şu dehşet dolu notları kaydetmiş:

Nevinson ile birlikte İmroz adasında Panagia köyüne gittik. W.nin emir eri X bize yolda son derece şaşırtıcı şeyler anlattı. X, Munster alayındaymış. Bir çok süngü hücumunda bulunduğunu söyledi bana.

Anlattığına göre 2 Mayıs gecesi Türkler Munster hattını yarmışlar. Hattaki askerlerle subayların pek çoğu bunu bilmiyormuş. Türkler hattı yarıp Munster karargah bölüğünü darmadağın etmişler.

Hattaki askerler de arkalarından gelen insan seslerini duyunca kendi adamlarının takviyeye geldiğini sanmışlar.

Gene de bu konuda bir tereddüt belirince bir çavuş adamlarından bazılarına birer el ateş etmelerini emretmiş.

Ateşin açılmasının hemen ardından Allah Allah sesleri yükselmiş dört bir yandan. Ön hattakiler derhal ateş açmışlar ve Türkleri komuta eden Alman subayla birlikte 15 kişiyi öldürmüş ya da yaralamışlar.

Ertesi gün o Almanın canını alıverdik dedi X. Kulaklarıma inanamadım bir an.

Kent bölgesinden gelen tatlı, yumuşak, becerikli bir adamdı bu X. Evet, iyi eğitim görmemişti, cahildi ama yumuşakbaşlı iyi bir adamdı. Bu sözlerin üstüne gerçekten öylesine midem bulandı ki konuşamadım. Yaptığı işin dehşeti hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.

Hatta bununla övünür gibiydi. Eğer bizim Tommylerimizin bir kısmı böyle savaşıyorsa, Tanrı yardımcımız olsun. Evet yaralıları öldürmekle böbürlenen bazı Avustralyalılar da görmedim değil, ama bu savaşın heyecanı içindeydi.

Ele geçirdiği yaralı adamı (Alman bile olsa) bir gün sonra soğukkanlılıkla öldürebilecek çok fazla insan olduğunu sanmıyorum.

Ve Esirleri Yaktılar

Resmi Savaş Muhabiri Beanin günlüğünde insanın tüylerini diken diken eden en önemli ayrıntı ise, maalesef Türk esirleri canlı canlı yaktıklarını itiraf ettiği satırlar. Bean, 8 Ağustos 1915 diye başlayan satırlarına şöyle devam ediyor:

Bugün Pazar. Bu topraklara ayak basalı 15 hafta oldu.

Bugün hayatımda gördüğüm en alçakca davranışlardan birine şahit oldum. Sığınağımın hemen karşısında 100 kadar Türk ile 2 Alman esirin barındığı tutukevinin çevresine benzin döküp tutuşturuldu.

Türklere çok yakın gelen dev alevler karşısında zavallı esirler tutukevinin en uç köşesine üşüştüler ama acı akıbetten kurtulamadılar.Bu görüntüyü seyredip gülüşenler arasında İngilizler de Avustralyalılar da vardı.

Bu işi yapanların ağzını burnunu dağıtacak onurlu bir kişi yok muydu acaba? Aynı iş dün de yapılmıştı çünkü.

Bu esirlere yapılan muamele insanın yüzünü kızartacak derecede. Oysa bildiğimiz kadarıyla Türkler esir düşen asker ve subaylarımıza olağanüstü iyi davranıyorlar.

Avustralyalı gazeteci Charles Beanin Çanakkale Muharebeleri sırasında cephede gazetecilik yapan tek özel muhabir olarak şahit olduğu bu olay yıllarca dünya kamuoyundan saklandı. Beanin yazdıklarından bu yakma olayının tek olay olmadığı da anlaşılıyor. Çünkü Aynı iş dün de yapılmıştı diyor.

Çanakkale Mahşeri

1998 yılının son aylarında piyasaya çıkan ve iki ayda üç baskı yapan Çanakkale Mahşeri isimli belgesel tarihi romanın yazarı Mehmed Niyazi de, Çanakkale Muharebeleri üzerine 6 sene süren araştırmaları sırasında İngilizce ve Almanca kaynaklarda 100 Türk ve 2 Almanın yakılması ile ilgili bilgilere rastladığını belirtiyor ve Bean�in güncesini doğruluyor.

Mehmed Niyazi, yakılma olayının Yüzbaşı Weistockun emriyle yapıldığını bildiriyor. Mehmed Niyazi, yakma olayının bir önceki gece gerçekleşen Türk saldırısının bir intikamı olduğunu ve tepelerden saldırıya hazırlanan Türklere bir gözdağı vermek ve morallerini bozmak gayesi ile yapıldığını söylüyor.

Madalyonun Öbür Yüzü

Beanin günlüğünde yukardaki dehşetengiz olaylar anlatılırken aşağıdaki insâni davranışlar da kaydediliyor:

4 Mayıs: Türkler, Kabatepede yaralılarımızı teknelerimize yüklememize izin verdiler. Bütün bu tahliye yükleme sırasında hiç ateş etmediler. Bugün öğleden sonra saat 14.00te donanmaya ait bir tekne, beyaz bir bayrak çekmiş olarak yaralıları toplamaya geldi. Türkler, teknenin gelip yaralıları almasına, sonra yeniden denize açılmasına izin verdiler.

11 Kasım: Türklerle son zamanlarda epey yoğun haberleşmemiz oldu. Kendilerine gayet iyi bakıldığını belirten bazı esir mektupları ile Kahirede çekilmiş kanlıcanlı fotoğraflar attık karşı taraf siperlerine. Türklerden şu cevabı aldık;

Sizin sadakanız ile yaşayan domuzdur. Midelerimiz dopdolu. Kollarımızın ucunda ellerimiz, ellerimizde de süngülerimiz var. Eğer söylendiği kadar büyük milletseniz, neden o yüce ilkelere uygun davranmıyor ve neden başka milletleri kendi önderlerine bağlılıktan ayartmaya çalışıyorsunuz?

Son derece onurlu bir cevap. Türkleri ayartma yolundaki girişimlerde ipin ucunu kaçırmamız içten bile değildi.

Üç hafta önce Türklerin üç gün süren bir Bayramı vardı.

Bizim siperlere iki paket sigara attılar. Üzerinde bozuk bir Fransızca ile Afiyetle için kahraman düşmanımız yazıyordu. Başka paketin üzerinde de Sevgili düşmanımız bize süt gönderin. Konserve et gönderdik.

Bir taşla sopanın üstüne yazdıkları cevapta Konserve et istemeyiz dediler. Bunun üzerine biraz reçel, iyi bisküvi fırlattık. Bütün bunlar saat 08.30 ila 09.15 arasında olup bitti. Sonunda Türkler Tamam Fini diye bağırdılar. Ertesi gün aynı şeyler tekrarlandı. Üçüncü günün sabahında artık bu işe son verin şeklinde bir emir geldi
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.