You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli

Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli

Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Askeri Sonuçları
Genellikle 18 Mart 1915te geçen Boğaz Muharebesinde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmaraya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbulu bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbulu kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.
Boğazda elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadasına yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.
Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşında zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.
Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihinde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbinin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadelenin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.
Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletlerinin Osmanlı Devletini ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanyanın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.
Çanakkale Boğazının kapatılıp Rusyaya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanyanın Doğu Cephesindeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.
Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.
Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.
Gerçekten Boğaz Muharebesinde Birleşik Filonun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryasının yok edilmesi için kullandığı 400ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğazdaki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.
Çanakkalede Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türke özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanosa) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.
Aynı Birleşik Filonun, 18 Mart Boğaz Muharebesinde, 18 savaş gemisinden 7si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti
Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğazın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğazı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkalenin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.
Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngilterenin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesinde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetlerini bulacaktır.
Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransanm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadasında yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.
Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.
Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Siyasi Sonuçları

Çanakkalede denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlının Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletlerinin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.
Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkalede, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkalede ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.
Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusyaya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.
Çanakkalede Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransanın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbulu işgal etmiş ve Deli Petrodan beri izledikleri, Açık denizlere ulaşma politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.
Anlaşma Devletlerinin Çanakkaledeki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletlerinin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletlerinin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italyanın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.
Çanakkale Muharebeleri, Ingilterenin savaşın başından beri Japonyadan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonyanın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.
Birleşik Filonun ağır yenilgiye uğrayıp Boğazı geçemeyişi, İngiltere ve Fransanın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingilterenin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.
Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkalede Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922de Yunanlılar lzmirde denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchillin dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.
Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkalede yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.
Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğuda bu günkü İsrail Devletinin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Geliboludaki Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir Geliboluya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917de benimsenen Balfour Bildirisi, bu günkü İsrailin kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.
Çanakkale Zaferinin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyasının yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğunda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Sosyo - Ekonomik Sonuçları

Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusyaya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanyanın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.
Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadenizdeki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransanın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusyaya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdenize aktarabilmişti.
Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim, Karadenizde; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalyanın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollandanın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristanın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29u ve toplam tonajı 350.000i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.
Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kısaca denebilir ki, Çanakkalede Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusyayı bunalıma sürüklemiş ve sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece de Rusyanın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.
Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000den fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşında da fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim, 1923te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürkün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Gazilerimiz.

Bu bölümde, hem Çanakkaleli olup, hem de Çanakkale Cephesi'nde savaşmış gazilerimizin anılarını bulacaksınız. 1981 yılında yayınlanan ve "Yaşayan Çanakkaleli Muharipler" adını taşıyan bu kitapta yer alan, Cahit Önder tarafından mülakat yapılan ve fotoğrafları çekilen gazilerimizden hiçbiri bugün hayatta değillerdir.


Mehmed Başaran.

Yenice-Çınarcık Köyü'nden.

Tahir Oğlu Ahmet benim adım. 1303 (1887) doğumluyum. 94 yaşındayım. 6 yıl askerlik yaptım. Çanakkale cephesinde ağır topçuydum.

Çanakkale'ye ilk vardığımda Çimenlik Kalesi'nde 60-70 gün talim yaptırdılar. Sonra bizi bölüklere dağıttılar. Ben 6. Bölüğe düştüm... nara Kalesi'ne verdiler. Nara Kalesi'nde 6 ay filan durmuştuk ki, seferberlik ilan edildi. Bizi dardanos Bataryalarına gönderdiler. Dardanos'ta 5. Bölüğe verdiler. Biz 150 kişi kadar vardık. Başımızda yüzbaşı Ahmet Bey vardı. 7.5'luktu toplarımız.

Biz seri ateşli toplardaydık. 4 topumuz vardı.

Mermileri aynı tüfek fişengine benzerdi...kucaklayıp kakardık topun içine. 18 Mart günü Kepez'in altında bulunuyorduk.

Düşman gemileri, hep zırhlı tabii. Selanik açıklarından ateş ede ede geliyorlar. Kumkapı ve Seddülbahir taraflarını ateşe tuttular.

O taraflardaki tabyalar ateş içinde kaldılar.

Toplar paralandı...cephanelikler tutuştular. Bir zaman sonra Kumkale ve Seddülbahir'deki bataryalar sustular. Düşman Zırhlıları ateş ederek boğaza yaklaştıkça bizim de mesafemize giriyorlardı.

İntepe ve Çakaltepe Bataryaların ateşe başlamalarından sonra, biz de bizim mesafemize girince başladık zırhlılara ateşe.

Ben mermi sürüyordum. 2. erdim topta.

Çanakkale Boğazı karabulut gibi gemi doluydu.

Hangisine atarsan at.Akşamüzeri gün inmeye yakın düşman zırhlılarından birisi bizim önümüzde battı. Bize yakındı. Ya Kilitbahir'den, ya Hamidiye Tabyası'ndan attılar. Kepez çayı'nın denize döküldüğü yeri bile geçmişti.

Çanakkale'ye yakınlaşmıştı. Mermi geldi zırhlıya.

Denizin dibine kaynadı gitti.

O gün, batanı battı, batmayanı geri çekilip kaçtı...Gittiler...

18 Mart'ın ilk günü bizim tabyada 11 kişi şehit vermiştik.

Soğandere, Kerevizdere taraflarında dağıldılar...Geriye gittiler düşman zırhlıları...Toplarımızın önlerine çam ağaçları dikerdik. Gavurlar görmesin diye.

Çam ağaçlarını geceleri sökerdik. Geceleri projektörümüz vardı. Yakardık...Düşman zırhlılarına onunla ateş açardık. Projektörümüzü parçalamak için çok mermi attı kafir. Yapamadı bir şey...

O gün gece yarısı da geldiler. Batan zırhlılarının yerini araştırdılar. Biz de verdik ateşi. Gerisin geriye gittiler...Sabaha karşı oldu bu...

Ertesi gün düşman gemileri tekrar hücum ettiler...Gene olmadı. Sonra akşam sabah hücum ettiler gemileriyle boğaza...Gene olmadı...Vazgeçtiler...Hücumu kesti gemiler.

Sonra geri çekilip verdi topu Seddülbahir'e...Verdi topu...Topuyla bizim askeri kırıp kendi askerini çıkardı...

Denizden balon kaldırıyordu. Ben gördüm. Keleter gibi bir şey. Kalkıyor havaya. O zaman asker arasında "Balon Çıkarıyor" derlerdi. Balon çıkardığını görünce, biz saklanırdık. Çünkü bizi görürmüş balondan...Toplar patlamaya başlardı ardından...

Bizim koğuşun yanlarına da çok mermi düştü.

Ancak kimseyi öldürmedi.

.....

Bir gün nöbete gidiyordum. Aceleyle potinlerin birinin iplerini bağlamamışım. Bir arap subay vardı. Görmüş beni çağırdı...İki tokat çekti.
-Şimdi büyük bir amir gelse, ben ne diyeceğim, dedi.

Bana öfkesinden gidip koğuşların arkasındaki iğde ağaçlarının dibine oturdu. O sırada bir bomba düştü...Toprağı altüst etti...Yakın düşmüş kafirin mermisi...Subaylar, çavuşlar koşup gittik.

-Korkmayın...Korkmayın...bende yara yok, dedi.

.....

Bizim bölüğün yanında başka bir bölük daha vardı. O bölüğün toplarından birine bir düşman mermisi düşmüştü. Subayları vardı Hasan Efendi diye...O şehit düşmüştü orada...kumandanlarıydı...Şimdi Hasan Mevsuf dedikleri yerde...18 kişi de yaralanmıştı...Ben görmüştüm onları orada...

.....

Bizim tabur kumandanımız Binbaşı Mustafa Bey, bölük kumandanımız Yüzbaşı Ahmet Efendi'ydi.

Birliğimi de şöyle söyleyeyim: 3. Ağır Topçu Alayı, 1. Tabur, 5. Topçu Bölüğü.

.....

Çanakkale'ye yakın Kepez yolunun altında bir gemimiz vardı bizim. Çanakkale'yi bekliyordu.

Düşman gemileri, deniz altından bomba yollayıp torpille batırdılardı. Hatta batmadı gemi de, yan yattıydı da, askerleri bir istimbot gelip almıştı Çanakkale'den...Bir gün de bizim dışarıya çıkıp gavur gemilerini bombalayan bir gemimiz yaralanmış geri dönüyordu. Adını bilemeyeceğim. Yavuz mu, Turgut mu, bilmem.

Boğaz'dan içeri girip nara'ya gitmişti. Biz o zaman selama durmuştuk.

.....

Sonra harp bitti. Silahlar terk edildi. Sabaha kadar kimse kalmasın burada, dediler. Ben de o zaman köye döndüm.

.....

Bir zaman sonra Anzavur çıktı orta yere. Kuvayi Milliye'ye karşı. Köyden de Anzavur'a asker topladılar. Sonra gidenler de kaçıp geri geldiler.

Çetecilikti ortalık...Karma karışıktı...
Milliler de vardı Yenice'de. Anzavur'un elinde bir de top varmış...Havaya uçuyor...Milliler bozuldular o zaman Yenice'de...Ben köydeydim.

Bunları duydum...Anzavurcular sonra Ağunya taraflarına kadar gitmişler. Onlar da oralarda bozulup dağılmışlar.

Yunanlılar köyümüze geldiler. Çok dövdüler milleti. 100 kişi kadar vardılar. Yunan askerleri.

"Silah çıkarın" diye çok dövdüler köylüleri.

Harman vaktiydi...Korkudan kimse çıkamazdı orta yere...Öküzler insansız harman sürüp harman dönerlerdi...

Askerden geldikten sonra ev,bark olduk. 18 seneyi geçti nine öleli...Hatice'ydi adı...Üç tane çocuk oldu. 2 oğlan bir kız. Oğlumun biri askerde öldü. Adana taraflarında. Dörtyol'da...Şimdi burada kalan oğlumun yanında yaşıyorum...Elverir...bakıyor...Memnunum...Oğlanda n da...Komşulardan da...

Maaş da veriyorlar şimdilerde...madalyam filan yok...Aramadık arkasını...Biz çok çektik, açlık bir yandan...Bit akardı yakamızdan...bu kararda durursa çok iyi memleketin durumu...
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Şerif Ali Arslan

Çan - Mallı Köyü'nden

1309'luyum (1893) . 85 yaşındayım. 8 sene askerlik yaptım. Önce Balkana gittim. Balkandan geldim seferberlik açıldı. Seferlikte kapalı kağıtlar açıldı. Çanakkale'ye gönderdiler.

Çanakkale'de 9 ay çakmak çaldım. Çanakkale cephesinde yaralandım ama hafif yaralandım.

Çanakkale cephesinden Romanya'ya gittim.

Romanya'da yaralandım. Edirne'de 3 ay hastanede yattım. Kuvayi Milliye zamanında da Yunan'a karşı çarpıştık.

[Resim: gazi3.jpg]

İstanbul'da askerliğimi Harp Okulu'nda yapıyordum. Bulgar bizi Çatalca'ya kadar sürdü.

9 ay durduk Çatalca'da 7. Fırka, 21. Alay, 1. Tabur, 1. Bölük, 1. Mangada piyade eriydim. Anahtarlı battal Mavzer vardı elimde. Çatalca'dan Bulgar'ın ardından Kırklareli'ne kadar gittik.

Avcı kolunda gidiyorduk. Ateş açtı Bulgarlar, bizim mangadan 4 arkadaş şehit oldu. Bulgar hududunda 3 ay bulundum. Teskere aldım, köye geldim.

Köyde, seferberliğin ilan edildiğini duydum. Ramazan ayında çok sıcak bir Cuma günüydü. Yaz günüydü, harman vakti yaklaşmıştı. Demet çekiyorduk arabalarla tarlalarımızdan
Muhtar:

-Kepez'e gideceksiniz. 9. Fırka, 25. Alayda bulunacaksınız. Çabuk yola çıkın, bana laf gelir, dedi.

Vardık Kepez'e. Alay bizi Taburlara taksim etti.

25. Alayın 1. Taburunun, 1. Bölüğüne düştüm.

Bir sene Çanakkale'nin içinde Cevat Paşa'nın maiyetinde durdum. Cevat Paşa Arnavuttu. Grup kumandanıydı.

Düşman önce bahriye askeri çıkardı Kumkale'ye.

Kumkale'de 64. Depo Alayı vardı. Düşman bu alayın üzerine asker çıkardı. Biz de Geyikli'de bulunuyorduk. Telefon geldi, yetişin, diye.

Biz varıncaya kadar çıkan düşmanı denize dökmüşler. Biz de sabaha kadar köyün içinde kalanı temizledik. Döndük Geyikli'ye. Bizi Üvecik tarafına gönderdiler. Deniz kenarlarında bekledik.

Bozcaada açıklarından yürüdü kafir 32 parça zırhlı, torpido filan, mızıka çalarak. Önde Fransız'ın zırhlıları vardı, arkada İngilizlerinki.

Bizim deniz kenarındaki toplarımız atıyorlar ama ateş çıkartıyorlar sadece. Erdiremiyorlar gemilere. Zırhlılar Karatina'nın altına doğru geldiklerinde, karşıdan Yıldız Tabya'dan ateş eden toplarımızdan biri, kafirin zırhlısının birisinin bacasından koydurdu içeri mermisini.

İki tanesi de kaçarken taşa kısılandı. Birisinin de direğini kırdı bizim topçular.

Bizi Üvecik'te tutamadılar. Çanakkale'den Ecebat'a geçirdiler. Gece de Sebdülbahir Burnu'na geldik. 15 gün müfrezede bekledik.

Seddülbahir'de deniz kıyısında. Ben de onbaşı vekilliği yapıyorum. 26. Alay geldi, bizi değiştirdiler. Bizim alay geriye çekildi. Çamaşır filan yıkıyoruz geride. İngiliz'in bir bombası düştü çamaşır yıkadığımız yere. Beyazlar kurumuş, alacalar kurumamıştı.

-Çadırların kenarlarına ası asıverin alacakları dedim çamaşırcılara.

Saat 6'yı bekledim. Nöbetçileri de çıkardım, çadıra geldim. Yatacaktım artık. Setreyi filan çıkardımdı. Başladı Seddülbahir burnu yanmaya.

Patır patır patlıyor ortalık. Alay Kumandanı toplan borusunu çaldırdı. Kilerde 3 günlük peksimet varmış. Bölük Emini çabucak dağıttı peksimetleri askerlere. Hadi bakalım Seddülbahir'e. Şeytan dere var bir, oraya geldik.

Bizim 3. Tb. Zığındere'ye... 2. Tb. eski kale yerine. 1. Tb. Kirte'nin başına yürüdü. Bizim tabur 1. Tabur, bulunduğumuz yer de açıklık.

Gavur bir nefer görse yağdırıyor mermiyi, kavuruyor ortalığı kafir.

Aşağıya indik su terazilerinin yanına. Bir tane de Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi.

Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık.

Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi.

Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık.

Ermeni Posta bağırıyor:

"Atmayın,atmayın,bizim askerler" diye. Atmadık ateşi kestik biz de.

1 Tk asker kalmış koca 26. Alaydan. Bize doğru gelenler bu takımın askerleri. 26. Alayı karıştırıvermiş daneyle (bomba) kafir. 26. Alayın yerini aldık 25. Alay olarak. Düşmanın karşısında 3 gün dayanabildik. Bir de Seyyar Jandarma Alayı vardı. Onlar da bizlerle beraber eridiler gittiler, mahvoldular. Orada bir burunda kaldık bir akşam üzeri. Bizim üzerimize çeviriverdi makinalı tüfeği düşman. 3 kişi kaldık bir koca takımdan biz. Düşman makinalıyla doğradı bizi.

Doğradı. Bir Jandarma neferi vardı yaralılar arasında, şarapnel bacağını kırmış.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Ali Demirel

Biga-Gündoğdu Bucağı'ndan.

1301 ( 1885 ) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim. Arıburnu Cephesinde 27. Alaydaydım. Sonra Arabistan cephesine gittim. İngiliz' e 2 yıl da esir kaldım.

Arıburnu Cephesinde 27. Alay'ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangozdum.

Makinalı tüfekçi yazmışlar beni. Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden. Çanakkale'ye varınca, piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alaya.. Mevzilerimiz Arıburnu'nun üzerlerindeydi.

[Resim: gazi4.jpg]


Ben 27. Alay , 2 Tabur, 1. Bölükte bulundum.

Alay Kumandanımız Şefik Bey, Tabur Kumandanımız Kör Hali, Bölük Kumandanımız Hasan Efendi, Takım Kumandanımız Kara Mahmut ( Mülazım'ı evvel)'di.Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.

Bizim bölük Karatepe'deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1 ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)'taydılar. Biz yalnız ikinci tabur vardık Arıburnun'da. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün Alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında.... Başçavuş'tu..

Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin üzerine teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

27. Alay'ın aynalı tüfeklerini ben yaptım.

Marangozum demiştim ya...Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

Bir gün düşmandan, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklerede ayna takmıştım. Her mangaya bir tana aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki tane ayna koyardım.

Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

18 Mart'ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu'ndaydım.

Boğazdan geçemeyince kafir, Mortu Limanı'a, Seddülbahir'e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu'na çıkardı. Daha sonra Tuzla'ya da çıkardı.

Macaristan'dan getirdikleri kısa, ağır otobüsler çok işe yaradı. Dik atıyor... Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar.. Biz istihkamlardan görüyorduk.. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir.

Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana.

Yaralanınca, Demetoka Hastanesi'ne yolladılar.

Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay kumandanı beni mevziye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı.

Arıburnu'nda Atatürk'ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale'ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırkaya verdiler. İstanbul'a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa'dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin...hadi bakalım Arabistan'a...Gavur dağlarından sonra tren yok..

70 gün yol gittik...Yürüye yürüye...Tell el Şehir'e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale'de. 44. Seyyar Hastane'ye yatırdılar.

Hastanede 1 ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda. Başladı çadırlar yanmaya.

Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu.

Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına...Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid'in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam'a doğru geri geliyoruz. Şam'a kadar geldik. Şam'da 50 bin kişi esir düştük.

İngiliz Şam'ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam'da bir açlık bir açlık... Ekmek yok,aş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı...Birine konserve, birine ekmek verdi.

Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına...Kanala, İsmailiye'ye. 12 tel örgü vardı. Üçerbin kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. Tel örgüdeydim.İki sene esir kaldım İngiliz'in elinde.

Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi...Bir İngiliz yüzbaşısı...Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tecüman başladı bağırmaya:

-27. Alay2dan kim var burada?

"Öldürecek değiller ya,"dedim. Çıktım ileriye.

-Ben varım, dedim.

Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma.

Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı heralde.

Çok rahat ettim o gavurdan...Allah razı olsun.

Bana ayrı bir çadır kuruverdi. "Yanına iki de arkadaş al," dediler. Bir rahat ettim ama.... Sorma....

Arıburnu'nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu'ndan... "Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri" dedir... Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. "Sat bunları da para yap," derdi.

Kendi de benim çadırımdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

Ben de o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, 2 çift yarım potin yaptım. Elle yaptım...Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım.

İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de "Esirler yapmıştır," diye yazdırıp İngiltere'ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı.

Tel örgülerde 1000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

Sonra gemilerle İstanbul'a geldik. İstanbul'dan köye geldim.

Çok beygir atı yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken.

Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım, ben askerdeyken, Nuriye ölmüş. Zatiye'yi aldım.

Zatiye öleli 13 sene oluyor. 3 çocuğum oldu.

Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada.

Madalyam da yok, maaş da.

Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hala yaparım.

Gözlerimin ikisi de görmüyordu, birini açtırdım.

Şimdilerde açtırdığım da duman yapıyor. Bir torunum İzmir'de subay.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Apti Topal

Çanakkale - Kayadere Köyü'nden

1315 (1899) yılında doğdum. Askere aldıklarında İngiliz kaçmıştı Çanakkale'den. Galiçya Cephesine yolladılar bizi. 5 senede geldim askerden.

Önce Eceabat'ın Yalova köyüne götürdüler bizi.

Cephane vapuru gelmişti. Bir tayyare geldi, iki bomba attı. Biri deniz kenarına kuma düştü, öteki de denize. Bizi 200 kişi ayırdılar. O gece cephaneleri boşalttık gemiden sabaha kadar.

Harp gemisiydi, bizimdi. Yalova Köyü ağzında indirdik cephaneleri gemiden.

[Resim: gazi5.jpg]


Ya Barbaros'tu, ya Turgut'tu. Bilmiyorum. Çamların içinde askerler hasta yatıyorlardı. Biz 40 gün durduk orada. İstirahat ettik.

Soğandere'ye götürdüler bizi sonra.

Soğandere'de talim terbiye gördük. İngiliz kaçmıştı o zaman. Seddülbahir Soğanderesi'nde 3 ay kadar kaldık. Yürüyüşe çıkardıklarında hep cesetlerle doluydu ortalık. Bir gün Enver Paşa ile başka paşalar geldi. Bizi teftiş ettiler. 400 kişi kadar ayırdıla bizi. Siz Galiçya'ya gideceksiniz dediler.

Yaya başladık yürümeye. Araplı, Yeğen Köy, Uzunköprü'ye geldik. Bindirdiler trene Uzunköprü'de. Bulgar içinden, Sofya'dan geçtik, Romanya'ya, Galiçya'ya geldik.

.....

Aramızda bir dere var düşmanla. Yağmur da nasıl yağıyor, karavana da gelmiyor. Tam 18 gün aç durduk. 18 gün yiyecek bir şey bulamadık. Zabitlerden emir geldi ki: "Taş sarın belinize" diye. Göbeğime taş koyup kayışla bağladım. Epey durduk öylecene iki tane çiğ patates bulup yedim.

Almanlar bozulunca cephede bizi de geri çektirler. Çıplak dedikleri yere. Çıplak Tepe'de mevzilerde bir ay Ruslarla savaş yaptık.

Avusturyalılar kaçtılar. Sonra orduların yerlerini değiştirdiler. Sağa bizi, sola Almanı, ortaya Avusturyalıları aldılar. Tekrar cephe tuttuk. Bir buçuk ay kaldım orda. Bir karavana yedik hücuma kalktık. İkinci hücumda ben yaralandım.

Şarapnel tuttu beni. Bizim asker bozuldu. Çok şarapnel attılar. Ben yaralı kaldım yerde, yatıyorum. Gavur askerleri geldiler. Tüfeğimi attılar. Çantamda cephane vardı. Onu da attılar uzakça bir yere. Ateş ederim diye mi korkuyorlar acaba. Gavur askerinin biri de bir dilim ekmek koydu göğsüme. "Su" dedim. "Yok" dedi omuzlarıyla. Geçtiler yukarı doğru gittiler.

Çok kıştı. Bir gavur askeri geliyor, elinde süngüsüyle koşarak. Beni süngüleyecek herhalde. Bir başkası koştu geldi. Çatra patra, çatra patra konuştular. Götürdü onu, uzaklaştırdı benim yanımdan. Ne merhametli gavurlar da var yarabbim.

İki saat geçmedi arası bizim asker imdat gelmiş.

Bir hücum etti bizimkiler. Gavurlar lap lap düşüyorlar. Bir de kaldırdım kafamı şöyle bir baktım. Arpa demeti gibi döşemişler gavurlar.

Sabah oldu. Beni alıp sargı mahalline götürdüler. Bir subay var, yazıyor. Dedim ki:

-Müslümansan yanıma gel, beyim. Geldi.

-Bir kaput atın üstüme, bir de su verin, dedim.

-Şimdi asker yolladım suya, gelince çok vericem, dedi.

Sonra doktorlar geldiler.

"Bunun yarası ağır, burada sarılmaz. Büyük sargı mahalline götürün" dediler.

Sabahleyin bir gavur arabası geldi. Atlı araba. Atıverdiler bizi içine. 4-5 kişi yaralı varız arabada.

Arabacı gavur askeri bir kamçı vurdu atlara. Dört nala kalktı hayvanlar. Yaram çok acıdı sarsıntıdan. Kafama karanlık çöküverdi. Gavurun saçından tuttum. Bir darttım. Badırdandı gavur.

"Arkandaki adam ölecek" dermiş. Bir daha vurdu kamçıyı atlara. Gavur haklı. Dolaşıverdik sargı mahalline vardık. Bir subay geldi başıma. Baktı bana:

-Haaa dedi. Bir düdük çaldı. Sıhhiye askerleri koştular, geldiler.

Subay:

-İndirin şunu yarasını temizleyin çabuk sargılayın, atın trene, dedi.

4 gün 4 gecede Gedik Kasabasına geldim.

Avusturya'da bir kasaba. Hastanede çok iyi baktılar bize. Francala verdiler. Kıtlıktı o seneler.

Haftada iki gün ziyaret günüydü. Çokcası kadınlar gelirdi ziyaretçi olarak; sigara, bisküvi, bazan da para dağıtırlardı yaralılara.

Pani doktor derdik erkek doktorlara. Hemşirelerde öyle derdi.

Pavla diye bir hemşire vardı. 20-25 yaşlarında. Yaşıyorsa selam söylerim. Çok güzeldi. Bana çok baktı. Ah! O Pavla yok mu? Viyana'da: "Bir kadın vereceğiz, bir de dükkan vereceğiz, kalırsanız" diye ilan ettiler. Kalmadık. Cahillik ettik. Kalsana be adam, kalsana. Banger olacaktık. Bak şimdi millet oralara gitmek için birbirini yiyor.

Avusturya'da bir hastanede iki sene yattıktan sonra Edirne'ye geldim. Biraz Bakırköy Hastanesinde kaldım. Sonra Büyükdere'ye götürdüler. 2 sene de böyle geçti. Köye gelince 5 sene oldu.

Edirne'ye geldiğimde bir heyet beni muayene etti. Avusturya hastanesinden bana verdikleri kağıtları hep yırttılar. Türkiye ödeyemez bu maaşı dediler. Avusturya hastanesinde "Sana tam maaş yazdık" demişlerdi. Edirne'de 75 kuruş maaş yazdılar.

Madalyam yok. Üç ayda bir 30 bin lira falan maaş alıyorum. 60 senedir alıyorum bu maaşı.

Sağ kalçamda kırık var. Sağ yanıma yatamıyorum.

Bizim köyden Kuvayi Milliye'ye katılanlar oldu. Ben nasıl gideyim. Yaralıyı. Sakatım.

...

Ninenin adı "Yete" di. 4 çocuğum oldu. Bir yaşıyor. Ben de onun yanında yaşıyorum.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Hakkı Tuna

Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü'nden

1312 (1896) doğumluyum. 85 yaşındayım.

Ben küçük Zabit Mektebinde okuyordum. İki yıl olmuştu ki, seferberlik patladı. Bizi de askeri birliklere dağıttılar. 9 ay, 10 gün Çanakkale Savaşlarının içinde kaldım. Ankara'nın Boyabat ilçesinde doğdum. Buralara çok küçük yaşta geldim. Harpten sonra burada evlenip kaldım.

İstanbul Haydarpaşa'da İttihad-ı Osmaniye Mektebi'nde 1,5 yıl, Kadıköy Rüştiyesi'nde de 2 yıl okudum. Sonra Küçük Zabit Mektebi'ne gittim.

[Resim: gazi6.jpg]


Henüz ikinci yılın sonuna gelmiştik ki, seferberlik ilan edildi. Beni Hadımköy Sancaktepe Topçu Alayına verdiler. 6 bölüklü bir alaydı.

Bir gün Bahriye Nazırı Cemal Paşa bizi teftişe geldi. Bu teftişten sonra bizi İstanbul'da Sultan Ahmet Camiine kaldırdılar. Bir süre Sultan Ahmet Camii'nde yatıp kalktık. Daha sonra bir emir geldi. Bütün bölüklerimizi ayrı ayrı yerlere gönderdiler. Kimimiz Arabistan'a, kimimiz İstanbul Boğazı'na, bizim bölüğü de Çanakkale Cephesine ayırdılar. 10 gün kadar geçmedi.

Galat rıhtımına yanaşan bir vapura topumuz, tüfeğimiz, cephanemizle yüklendik. Marmara Denizi'nde o zaman denizaltı olduğundan şüphe edilirdi. Onun için bindiğimiz vapura muhafız olarak bir de torpido verdiler. Galata'dan hareket ettik Çanakkale'ye. Akbaş İskelesi'ne vapur yanaştı. Vapur boşaldı. Toplarımızı koştuk.

O sırada bir düşman mermisi yakınlarımıza düştü.

Eceabat'ın içinden geçiyoruz. Eceabat harabeye dönmüş. Binalar yıkılmış. Orda burda evler yanıyor. Çamburnu yolundan, Behramlı köyünden geçtik. Kirte'ye yakınlaştığımızda gece olmuştu. O gece orada 9. Fırka'da misafir kaldık.

Ertesi sabah Kirte Köyü'nün üst taraflarında hazırlanmış mevzilerimizi bulduk. Toplarımızı mevziye yerleştirdik. Bir telaş bir telaş hepimizde. Hazırlık yapıyoruz. Telefon hattımızı düzenledik. Batarya dürbünümüz kurduk. Her şeyi yerine yerleştirip hazırlığımızı tamamladık.

O sırada düşman da Kirte Köyü'nün altındaki Eski Bağlar'a kadar gelmişti. Biz düşmana başladık toplarımızla ateş etmeye. Bir hafta o mevzilerde kaldık. Sonra bir emir geldi. Toplarımızı Eceabat Top Zeytinlik'e götürdük. Geri çekildik.

Çadırlarımızı filan kurduk. Ben o zaman kıdemli başçavuş muaviniydim. 17. Alay, 2. Bölükteydim.

Ağır Topçu Bölüğünde. 12'lik ağır obüs toplarımız vardı.

Şimdi burada yaşayan Ömer Güner de benim yanımda aynı bölükte askerdi. Top Zeytinlik'te çadırları kurduktan sonra 2 top alıp Kara Yorgi'nin Dere'ye gittik. Kara Yorgi'nin Derede'de 2.5 ay kaldık. Savaş devam ediyor. Hücumlar oluyor. Derenin içinde toplarımızın askerlerinden iki şehit verdik. Tekrar Top Zeytinliğe geldik.

Refik adında bir takım subayımız vardı. Onunla birlikte bu defa, Domuz Dere'ye 2 top kurduk.

3,5 ay da Domuz Dere'den ateş ettik düşman üzerine. Batarya Kumandanımız nadir Efendiydi.

Üsteğmendi.

Bizim gözetleme yerimiz Alçı Tepe'deydi. Üst tarafımızda da Grup Kumandanı'nın gözetleme yeri vardı. Bir gün bana, batarya Kumandanımız Nadir Efendi dedi ki:

-Seni grup Kumandanı istiyor.

Gittim. Kapısını vurdum. Girdim yanına. Selam verdim.

Grup Kumandanı:

-Sen avcı hattına gideceksin. Orada 16. Alay Kumandanını bulacaksın. Sana görev verecek.

-Emredersiniz, dedim, çıktım odasından.

Bataryaya gelip silahlı bir asker aldım. Beraberce başladık avcı hattına gitmek üzere gitmek üzere Kirte köyü yönünde yürümeye. Kirte köyüne geldiğimizde savaş bütün şiddetiyle sürüyordu.

Kirte Köyü zaten harabe olmuş. Yıkıntıların arasında bizim yaralıları getirmişler, gördüm.

Kiminin kolu, kiminin bacağı kopmuş. Yaralıları sargı yerine götürmeye çalışıyorlardı.

Orada durmadık. Geriye bataryaya döndük.

Sabahleyin tekrar yola koyuldum. Avcı hattı bizim topların ateş ettikleri yöndeymiş.

Boğazdan, Çan ovasına kadar düşmanla doluydu.

Yalnız Palamut ve Kaba Tepe arasında düşman yoktu.

Yanıma asker almamıştım. Yalnızdım. Doğru yönümde gidiyordum. Bir de baktım. Önümde bir asker yürüyordu. Seslendim askere, asker durdu.

Sordum:

-Kaçıncı alaydansın ?

Asker :

- Biz 16. Alayın 3. Taburuyuz. Şurada istirahate çekildik. Ordayız, diyerek eliyle gösterdi.

- Düş önüme beraber gidelim, dedim.
O zaman asker toprak altında, meydanda değil, sığınaklarda. Gittik oraya.

İndim aşağıya. Bir piyade subayı gördüm. Grup Kumandanının beni istediğini anlattım.

Hemen çavuşa döndü :

-Çavuş. Açıkgöz birisi silahlarını alsın gelsin. Bu arkadaşla gidecek.

Bir de baktım, cin gibi bir asker geldi. Silahlı, göğsünde çapraz fişekler. Düştü önüme.

Gidiyoruz. Bazı açıktan gidiyoruz. Düşman bizi görünce veriyor şarapneli bize. Bazı gizli yollardan gidiyoruz. Koşarak giderken, avcı hattının arkasında karargah çıktı karşımıza.

Karargaha vardım. 5-10 kişi getirmişler. İleri hattan getirmişler şehitleri. Gömememişler daha.

Uzatmışlar öyle yatıyorlar.

Alay Kumandanına bir selam verdim. Alay Kumandanı uzun boylu bir adam.

Bana dedi ki:

- Şurada, telefon odasında biraz otur da, bir erle gidersin ileri.

- Ben er istemem, dedim.

Karargahtan, ilerideki avcı hatlarına giden bir sıçan yolu var. Girdim sıçan yoluna vardım avcı hattına. Bir ateş cehennemi üzerindeyiz.

Kum çuvallarını sıralamışlar. Asker de çuvalların gerisinde silahları ellerinde ateş ediyorlardı.

Piyade bölük kumandanı anlatmaya başladı :

" Bu hattı teslim aldığımızda burada bulunan alaydan 12 kişi kalmıştı."

Bizim hattın 100 metre ilerisinde de Fransız hatları vardı. Düşman denizden, zırhlılar dan da toplarıyla durmadan ateş ediyor. Bizim bulunduğumuz yerle Fransız hatları arasına bir mermi düştü. Kum çuvallarını yıktı. Çuvallardan biri belime çarptı. Ben de yerimi değiştirdim.

Arkasından bir mermi daha...Avcı hatlarının tam orta yerine...Bir bağırtı koptu...Bir kaç şehit... dört, beş yaralı...Hemen sıhhiyeler koşup geldiler...Götürdüler yaralı ve şehitleri.

Şehitlerden bir tanesini gördüm...İnsan olduğu belli değil...Kıpkırmızı et. Dağılmış...Batarya Kumandanımız Sami Bey, benim ölüp ölmediğimi öğrenmek için bir er göndermiş.benim avcı hatlarında olduğumu öğrenen er de geri dönüp gitmiş.

Avcı hatlarını iyice görmüş, düşmanın ateşini ve durumunu yakından incelemiştim. Akşam bataryama dönmek üzere yola çıktım.
Gece çakır yıldızlıktı...Kurşunlar, vızıl vızıl etrafımdan geçiyordu. Bataryama sağ salim dönebilmiştim.

Arkadaşlar "Ölmeden gelmiş" diyorlardı.

.....

Bir gün gözetleme yerindeydim. Sami Bey var...Batarya kumandanımız...O gerideydi...Topları Refik Teğmen idare ederdi...Sonradan bir Üsteğmen daha gelmişti...O, "More More" diye konuşurdu...Arnavut'tu. Gözetleme yerinden makaslı dürbünle bakıyordum. İlerilere avcı hatlarına...Dürbün yakın gösteriyor. Bir de baktım. Fransız hatlarında bir kıpırtı var. Teğmene seslendim.

-Fransızlarda bir telaş var...Hücuma mı kalkacaklar ne?

-İyi bak Hakkı, dedi teğmen.

Teğmen diyorum. Üsteğmen...Batarya Kumandanımıza söylüyorum bunları.

Kafamı çevirdim baktım Fransızlar süngü takmışlar hücuma kalkıyorlar, fırlamışlar siperlerden biraz ilerlediler, bizimkiler de fırladı siperlerden, başladı süngü harbi... Bizim toplar, düşman topları hepimiz oraya ateş ediyoruz.

Gökyüzüne dikildi asker. Epey devam etti süngü harbi. Fransızlar bizim askerleri önlerine katmışlar sürüyorlar geriye karagahın yakınlarına. Az geldi herhalde kuvvetimiz. O sırada bir şakırtı koptu Soğandere'den; "kuvvet geliyor" dedim kendi kendime.

Asker koşa koşa gidip, karşıladı gavuru. Hiç unutmam...Bizim askerlerden birisi bir Fransız askerini kat ön etmiş...Fransız kaçıyor bizimki arkada yetişemiyor Fransız'a. Yetişse süngüleyecek. Aştılar gittiler önlü arkalı düşman içlerine kadar...ne oldular bilmem... Gözden kayboldular. Bizim askerlerimiz Fransızların siperlerini ele geçirmişlerdi o günkü hücumda.

.....

Bizim alt tarafımızda çamlığın içinde 10,5'luk seri ateşli toplar vardı...Onlar da başldılar ateşe, şimdi abide yapılan sırtlara ateş ediyorlardı.

Orada Fransızlar'ın bir cephaneliği isabet almış yanıyor. Bilmiyorum artık cephanelik miydi...Erzak deposu muydu...Başlarında bir subay, bir manga Fransız askeri söndürmek için koşuyorlardı. Bizim toplar, şarapnele çevirdiler bu sefer atışı. Tutunamadı Fransızlar. Bıraktılar söndürme işini kaçıp gittiler.,Bu olay Domuz Dere'de olmuştu.

Aradan bir zaman geçti...Düşman birlikleri bütün cephe boyunca hücuma laktılar.

Söktüremediler...Son hücumları idi bu onların...Bıraktılar hücumu...

Biz toplarımızı Kaba Tepe'ye getirdik. Ben yine gözetleme yerindeydim. Dürbünle bakıyordum.

Düşman, sabah erkenden Anafarta Ovasına da asker çıkardı. Askerin çıkarılışını ben de dürbünümle izliyordum. Düşmanın karaya ayak basmasıyla Anafartalarda da savaş başladı. Cayırtı koptu...Devam etti. Fakat...söktüremedi. 3 ay daha kaldı kafir. Üç aydan sonra aldı başını gitti.

.....

Bir sabah Kaba Tape'de arkadaşlar Fransızlar Seddülbahir'den kaçmış dediler. Atladım beygire, bastım gittim. Çift Ekin'den aşağı indim. Bizim asker ovaya yayılmış hep...Yiyecek, giyecek herşeyleri bırakıp gitmişler. Bir tane de Kadana beygiri kaçırmışlar...Bizim askerler de tutup getirmişler.

Bir İngiliz Gemisi, İmroz taraflarından bıraktıkları şeylere veriyorlar mermiyi...Yakıyorlar...

Düşman gittikten sonra, bir süre daha o yakınlarda bir köyde durduk. Sonra bizim topları Enez'e götürdüler. Buralarda bir alay meydana getirdiler...Sahillere adi ateşli toplar koydular.

Buralarda az bir asker kaldı. Beni de Küçük Anafartalar Köyündeki 24'lük toplara verdiler.

Arabistan teslim olduktan sonra da zaten asker terhis olmuştu. Bizim batarya kumandanımız daha sonra tekrar tabur kumandan vekili olarak burada kurulan alaya gelmişti.

Mütareke imzalandıktan sonra fransızlar,ingilizler buralardaki topları hep patlatıp parçaladılar.

.....

Anadolu'ya geçirmediler bizi buralardan.

Köyümüzde Yunan jandarması da vardı. Ben bu köyde... Büyük Anafarta köyü'nde evlenip kaldım. Düğünümü o zaman askerler yaptılar.

Köyümde bir sene evveline kadar bakkallık yapıyordum. Şimdi bıraktım. İki çocuğum var. İlk karımı 35 sene önce kaybettim. Sonra ikinciyi aldım. İkinciyle hala yaşıyoruz. Madalyam filan yok. Yaşlılık maaşı alıyorum. Oğlumun biri öğretmen...İlkokul öğretmeni...Kız torunum da öğretmen çıktı...

Sol kaşımın üzerinde kurşun yarasının izini taşıyorum...
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Çanakkale (Destanı) Savaşı, Çanakkale Belgeseli
Halil Koç

Çanakkale - Haliloğlu Köyü'nden

1309 (1893)'da doğdum. 88 yaşındayım.

Balkan'ı gördüm. Arıburnu'nu, Muş cephesinde Rus'u, Halep taraflarını da gördüm. Önce Eceabattaydık. Kabatepe'ye keşif koluna gittik.

Kabatepe'de İngiliz gemileri geldiler. Şamadıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklarda şamandıraları topladılar. Bir hafta sonra İngilizler geldiler.

Ben nöbet yerindeydim. Sabaha karşıydı.

İmroz'un her yanı ateşler içinde kaldı. Haber verdim.

Nöbet onbaşısına. Çavuşlar, subaylar hepsi geldiler.

İngilizler asker çıkarmaya başladılar. Şamandıraları bıraktıkları yerlere. Mavnalara dolduruyorlar askerleri. Karaya çıkarıyorlar. Harp gemileri de denizde. Arıburnu taraflarına çıkıyorlar. Bizim 4. Bölük Arıburnu'ndaydı.

Çiğnemiş gavur onları. Biz Kabatepe'deyiz, bakıyoruz. Bizim toplarımız vardı yanımızda, 4 tane top. Toplar ateş ediyordu. Gavurun mavnalarını karaya çıkarken ortadan bölübölüverirken gördüm. Dik yarlar var.

Böyle bir yarın kenarından görüyorum. 2-3 gün durduk orada. Aldılar bizi de. Saat dokuzda hücum yaptırdılar Kanlı Sırt'ta. Kanlı Sırt'a bir de varmıştık ki, ortalık hazır gibi insan ölüsü.

Onların aralarından sürünerek aştık öteki yüze.

Gavurun süngüleri görünüyor istihkamlarında.

Orada ateş ederken yanımdaki bütün arkadaşlarım şehit oldular. Bir ben kaldım. "Ben de vurulurum burada" diye düşündüm hep.

Kafamı kaldırmışım biraz herhalde. Kafama "Küttek" bir taş vurdu. Yüzbaşım geldi.

"Gidebileceksen git" dedi. Bıraktım tüfeğimi.

Elden ele beni geçirdiler... Gittim. Benim başıma taş değil de, şarapnel parçası gelmiş. Barmış kalmış. Biga'ya Demetoka Hastanesine gönderdiler. Orada çıkardılar şarapnel parçasını.

60 sene oluyor çıkarılalı. Demetoka'da bir ay kaldım.

Tekrar geldik Arıburnu'na. Giriverdik cepheye... 8 ay kaldık. 8 ay istihkamlarda durduk. İngilizler tünel kazdılar. Lağım ateşlediler. Dünyanın toprağını üstümüze kaldırdılar. Hiçbir şey olmadı gene de.

Çok hücum yaptık. İstihkamdan çıkarıyorlar dışarı. Hadi bakalım hücum... Hücum... Süngü hücumu. Süngüleri takıyorum. İstihkamdan çıkıyoruz. Gavurun istihkamı 20 adım. Onların istihkamlarına varmadan gavur öldürüyor seni.

Nereye gideceksin? Enver Paşa hücum yaptırıyor zorla. Enver Paşa'yı gördüm, oralara gelmişti.

Harbiye Nazırı idi.

Arıburnu'nda Şefik Bey Alay Kumandanımızdı bizim. Gavur, asker çıkarırken 9. Fırka Kumandanı emir veremedi. Şefik Bey kendi emriyle koydu bizi muharebeye. Şefik Bey başımızda 9 ay durdu. Bir de mülazim Kemal Bey vardı şehit olmuştu. Ben piyade idim. 27. Alay, 2. Tabur, 2. Bölük, 2. Takım'ın 9. Mangasındayım.

Elimde Alaman mavzeri vardı.

Gavur sonra Anafarta'ya asker çıkardı. Biz gitmedik Anafarta'ya. Düşman ordan da hücum etti... Geçemediler... 9 ay durduk... Geçirmedik kafiri Çanakkale'den.

.....

Bir gece keşif koluna gönderdiler bizi, iki kişiyiz... Gebeçınar Köyü'nden Mehmet Dayı vardı yanımda. Zifir gibi karanlık bir gece. Vardık gavurun siperine... Dinledik. Gavurlar "mınır mınır" konuşuyorlar. Geri döndük. Geri dönerken bir gavur ölüsünün üzerine bastık. Matrası falan tangur tungur etti. Gürültü oldu... Gavurlar siperlerinden başladılar üzerimize ateş etmeye... kaçamadık. Birer top mermisi çukuru bulup sindik içlerine. Dört saat sonra ateş yatıştı da çıkabildik dışarıya. 27. Alayın mevziilerini bulamadık. 72. Alayın mevziilerine düşmüşüz.

O gece 27. Alayda parola "Kasatura" idi. Gavur o gece sabaha karşı kaçmış gitmiş. Dört gün daha durduk orada biz. Aldılar bizi Kırklareli'ne getirdiler. Kırklareli'nde biz 2 günlük peksimetle, 250'şer mermi verdiler. Arkamızda 30 okka yük.

Çıktık hıdrellezde yola, Mart'ın 1'inde Diyarbakır'a vardık. Hep yayan. Diyarbakır'da yeni birlikler teşkil ettiler. Ben 24. Alay'ın, 3. Bölüğüne düştüm. Alay kumandanımız Süleyman Bey adında biriydi. Muş cephesine vardık.

Mevziilere girdik. Karşımızda Ruslar var. Bize hücum ettiler bozdular. Sonra biz onlara hücum ettik. Rus'dan 2 tane top ele geçirdik. Onlar hayvanlarını süngüleye süngüleye Muş'a çekildiler. Ruslar geri çekilmeye devam ediyorlar.

Fakat geriye bir takım asker bırakmışlar. Bu takım bize hücumlar yapıyor, oyalıyor bizi... Biz de arkadan kovalıyoruz Rus kuvvetlerini...
derken, Ruslar bize asıl kuvvetleriyle tekrar hücuma geçtiler.

Biz bozulduk, üç gün geriye kaçtık. Batıya... Billuriye'ye geldik... 15 gün sonra biz hücum ettik Ruslara... Ruslar geriye çekildiler. O sırada Ruslar içlerinden bozulmuşlar. Muş'a kadar Rusların ardından gittik... Muş'ta durduk...

Ben Muş'ta piyadeden, gönüllü olarak makinalı tüfeğe geçtim. Orada bir kış geçirdik... Geçirdik ama nasıl?...

Bir açlık... Bir açlık... O kadar işte... Ayaklarımızdaki çarıkların derilerini yiyoruz. At, mat eti de çok yedik... Ölü mü, canlı mı, sorma gari... Ben makinalıya geçtim demiştim ya... Hayvanların yeminden alıp kavurup yiyoruz. Yok ki başka bir şey... Ne yiyeceksin?

Bizim bir küçük Zabit vardı... Zeki Efendi. Aç kalmış. Herkes aç. Bana dedi ki: "Bana da kavuruver de ben de yiyeyim." Kavuruverdim... hayvanların yeminden... O da yedi... Sani Milazim'di.

Benim makinalı tüfek kızaklı makinalıydı. Alaman malı... Makinalı da iken savaş olmadı. 17. Alaya teslim ettik Şam'a giderken makinalıyı.

İngiliz hücum etmiş Şam taraflarında. Yüzbaşımız Cemil Bey telgraf çekti. "Gelliyoruz" diye Halep'e kadar yürüdük.

Halep'te Yüzbaşımız Cemil Bey'in yanında 8 ay durdum. Biz bozulunca Arabistan'da İngilizler her yeri teslim aldılar. Terk-i Silah oldu. Biz de Adana'ya geldik. Sonra Konya'ya geldik. Ben Alaşehir'den teskeremi alıp köye geldim.

Halep'te İaşe Zabiti Remzi Efendi'nin verdiği atlara baktım. Ötede beride otlatırdım atları. 3 ay da hastanede yattım. Sürgün olmuşum. Bir türlü sürgünüm kesilmedi.

.....

Yunan çıktığında İzmir'e biz köydeydik. Burada biz İngilizlerin elindeydik. Anadolu'ya Kuvayı Milliye'ye gidemedik. İngilizler köyümüze avlanmaya gelirlerdi. Çanakkale'deki İngilizler.

Bazı da İngiliz Süvarileri köyden geçip giderlerdi.

Çan'ın Bahadırlı Köyü'nde İngilizlerin bir zararını görmedik biz. Çanakkale'ye tel örgüden girip çıkardık.

.....

Atatürk'ü görmedim.

Yalnız Şerbetli Köyünden Adem vardı. O Atatürk'ün yanında durmuş. Borazanmış... Anlatırdı. "Grup Kumandanımızdı" diye.

....

Arıburnu'na babam da geldi benim yanıma. Beni dolaşmaya gelmişti. O da aynalı tüfekle ateş etmişti düşmana.

Aynalı tüfek dediğim aynı elimizdeki tüfeklerden de, önlü arkalı iki tane aynası var. Aynalarından bakıyoruz düşmana doğru.

Babam helva, yoğurt, yumurta getirmişti. Daha başka arkadaşların da babaları gelirlerdi... tabii yakın yerlerdekiler... Buradakiler...

Babam: "Bunlarda, bu evlatlarda umut yok.

Bunlar buralarda kalırlar..." derdi. Ateşin içinde nasıl umut olsun?

8 ay boyunca 24 saat ateş hattında, 24 saat geride istihkamda durdurduk. İstihkamın içine kaç defa bomba düşmüştü. Böyle çok arkadaşımız şehit oldu gitti.

Sigara paketleri atarlardı gavurlar bizim istihkamlarımıza.

Birinde İngilizler, kavurma kutusuna barut ve fişek doldurup, fitilini ateşleyip bizim istihkama attılar. Fısır fısır yanıyor kutu istihkamın içinde.

Biz kaçayım derken dirsek siperini yıktık. 7 kişi bu yıkıntının altında kaldık. Kutunun lehimleri eriyince açılıverdi... Deste deste fişekler yayılakaldı orta yerde. Kimseye bir şey olmamıştı. Masal gibi hep bunlar...

İstanbul'dan Muş'a, Muş'tan Halep'e yayan gittik.

Potinlerimizin altı tahta idi. Takunya gibi.

Tahtalar dağılıverdi de, potinlerle çıplak ayak yürüdük... Sonra sığır çarığı dağıttılar... Çarıklar da çıkıçıkıverirdi ayaklarımızdan... Çok çile çektik.

.....

Balkan Harbi'nde, İstanbul'da Eski Saray'da talimhaneydi. İçinde yangın kulesi filan var.

Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nazırıydı. Mahmut Şevket Paşa'yı bizim talimhaneye geldiğinde görmüştüm.

Mahmut Şevket Paşa'yı Beyazıt önünde öldürdüler. Topal Tevfik diye biri öldürmüştü.

Beyazıt Meydanı'na 24 tane darağacı dikildi bir gece sabaha karşı. Ben de darağaçları diken askerler arasındaydım. O ara marangozhanede çalışıyordum. Topal Tevfik dedikleri adamın asılışını Eski Sarayın bahçesindeki parmaklıkların arasından gördüm. Topal Tevfik, 12. olarak asıldı. Darağacına çıkarılırken "Domuzun başını öldürdüm. Yaşasın millet bin sene" diye bağırdı.

Birincide urgan koptuydu. İkincide astılardı.

Ölüsü dört saat sallandı durdu meydanda.

...

Sultan Reşat'ı da gördüm. Ak sakallı bir ihtiyardı.

Edirne muhasaradaydı. Babam 100 Osmanlı lirası bedel verdi de ben köye döndüm. Babmın ödediği bedelle teskere alıp köye döndükten 7 ay sonra seferberlik açıldı. Bizi tekrar askere aldılar. Arıburnu'na gittim. İngiliz bir sene sonra yaza karşı asker çıkardı. 18 Mart'ta Arıburnu'ndaydım, top seslerini oradan duydum.

...

Askere gitmeden evlendim. Nine sağ. Esma adı.

İki kızım bir oğlum olmuştu. Kızlardan bir öldü.

Altı torunum var şimdi. Sağlığım iyi. Bir şikayetim yok.

Maaş filan almıyorum. Madalyam yok.
ÖyLe Bir Sınavdayız'ki Kitab'ı Açmak Serbest ...! Kur'an ı Kerim
[Resim: vd4v4.png]


[Resim: ghbUwqi.gif]


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.