You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?

Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?

General
Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
TAĞUT'LA SAVAŞMAK (Bu kadar kafir) dururken NİÇİN (bizle)TASAVVUFLA UĞRAŞIYORSUNUZ? SAVUNMASI
Hakkın yüzünü örten, en azından fulü bir görünüm veren, vehimler yumağı tasavvufun, İslâm dışılığı ortaya konurken, maruz kalınan itirazların en başta gelenineden tağutla, şirkle, küfürle uğraşmıyorsunuz da, etliye sütlüye karışmayan, sofilerle uğraşıyor, müslümanları birbirine düşürüyorsunuz, şeklinde olandır.

İnsaf sahibi biri için; vahdet-i vücut inancı üzerine oturan sûfi anlayıştan daha büyük tağut (tuğyan) olur mu?

Sûfilerin baştacı ettiği eserlerde yüzlercesini bulabileceğimiz şu ifadeleri okuyarak, hangi tuğyanın daha büyük olduğunu birlikte düşünelim.

Mutasavvıfların Şeyhül Ekber olarak tanıdığı İbni Arabi'den inciler(!):

"Arif, Hakk'ı her şeyde gören, belki herşeyin kendisi olarak görendir,"
"Gören de O'dur, görülen de. Alem O'nun suretidir... Allah onların kendisidir."
"O ortaya çıkanların kendisidir..." "Görülen ve isimlendirilen her varlık O'dur."
"Yaratıkların sıfatları O'nun için hak olduğu gibi, O'nun sıfatları da yaratılmışlar için haktır."
"Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için de haktır."
"Emir O'ndan sana olduğu gibi, senden de O'nadır."
"O bana hamd eder, ben O'na hamd ederim. O bana ibadet eder, ben O'na ibadet ederim."
"O bütün kâinattır. O, vücudum, vücudu ile kaim olan tektir."
"İnsan dediğimiz zaman bil ki, biz O'nun kendisiyiz... Hem hak, hem de halk ol, o zaman Allah ile Rahman olursun... Biz O'na bizde görünecek şeyi verdik, O da bize verdi. Böylece iş bize ve O'na bölündü."
"Biz biz olduğumuz gibi O'yuz da. Benim iki yüzüm vardır, O ve ben..."[İ. Sarmış, Tasavvuf ve İslâm Sh. 115-119-120]
"Hıristiyanlar ilahlığı sadece İsa ve Annesine hasretmekle yanıldılar..."[İktibas Der., Sayı: 104-Sh. 26]
İşte Şeyhul Ekber İbni Arabi'nin "Allah inancı" böyle.

Savunulması ve tevili mümkün olmayan bu sözleri yüzünden, bir kısım mutasavvıf, -takiye babında da olsa- Arabi'yi tasvip etmediklerini.... o'nun bu konuda aşırı gittiğini, dolayısıyla diğer tasavvuf imamlarının sözlerinden delil verilmesi gerektiğini savunuyorlar.
Bu tarz iddialara mahal vermemek için, şimdi de, diğerlerinden birkaç örnek verelim.

Sûfilerce büyük bir itibara sahip olan, Abdulkerim el Cîlî:
"Zatı itibariyle yüce olan Hakk'ın ortaya çıktığı her varlığa tapmak gerekir. O alemin zerrelerinde açığa çıkmıştır." diyerek Arabi'yi teyid eder.[İ. Sarmış, Tasavvuf ve İslâm Sh. 118]


'Enel Hakk' (Ben Allah'ım), 'Mâfi'l cübbeti illaallah' (Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur) diyen, Hallac-ı Mansur.

'Subhani mâ'azama şâ'ni' (kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Benim şanım ne yücedir) diyen, Beyazid-i Bistami...

(Benim şu iğreti kalıbımın içinde Allah'tan başka kimse yoktur) diyen Cüneyd-i Bağdadî[Ömer Ziyauddin Dağıstani, Fetvalar - Sh. 79]
hep İbni Arabi gibi, vahdet-i vücud denen küfrü teyid etmişlerdir.

Bu sebeple hiçbir sûfi'nin, vahdet-i vücud'u reddetmesi veya vahdet-i vücud olmadan da tasavvufun var olabileceğini iddia etmesi mümkün değildir. Zaten bu dinin şarileri olarak kendilerini gören yukarıda adını saydığımız zevat "Bizden sonra hiç kimse, bizim yolumuzun dışına çıkamaz" diyerek, farklı yol ve yorumların önünü kapatmışlardır.

Bu sebeple, sıkıştıklarında, 'efendim, biz öyle anlamıyoruz... Biz tasavvuf derken şunu anlıyoruz... Biz onlara katılmıyoruz... gibi indî ve kaçamak ifadeler geçerli olmamalıdır. Zira her din, felsefe, ideoloji en sahih biçimde kendi kurucu ve koyucularından ve onların kitaplarından öğrenilir. Ve ilkeler, kurallar, tanımlar hep bu kitaplarla yapılır.
Tasavvuf da mucitleri tarafından kurumlaştırılmış, kayda bağlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Dolayısıyla bir sûfi'nin sıkıştığında, Vahdet-i vücud'u biz de kabul etmiyoruz... Rabıtayı, istimdadı, gaybden haber verildiğini, şeyhler'in vahiyle kitap yazdıklarını biz de İslâmi bulmuyoruz, demeye hakları yoktur. Bunlar alınırsa tasavvuftan geriye birşey kalmaz. Nerde kaldı ki takiye'yi meşru gören sûfilerin bu sözlerindeki samimiyete inanmak da zordur. Her sûfi, eğer çok acemi, çok yeni değilse vahdet-i vücud'u benimsemek zorundadır.

Bu çarpık akide, mürid'e ürkütülmeden, uzun sürede azar-azar ve gizlenerek zerk edilir. Bu süreci temin edebilmek için de son derece şeytani ve sinsi bir yöntem uygulanır. Evvela 'şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır' [Beyazıd-i Bistamiye atf. İ. Sarmış, Tas. ve İslâm-Sh. 175]
denerek, bir şeyh'e bağlanmadan kurtulmanın mümkün olmadığı telkin edilir. Bir şeyh edinme mecburiyetine inandırılan mürid, bu defa da, "bir ölünün gassal'a teslim olması gibi, müridin şeyhine teslim olması"[E. Özkan, Tas. ve İslam - Sh. 85] gerektiğine inandırılır. Bundan sonra da, müridin şeyh karşısında, bütün insanî onur ve haysiyetinden vazgeçmesi demek olan, şeyh-mürid ilişkilerindeki adap, talim ettirilerek tarikat adabı şöylece öğütlenir:

'Mürid şeyhe tazim göstermeli, açık ve gizli durumlarda onu büyük tanımalıdır.'
'Maksud'un ancak onun eliyle gerçekleşeceğine inanmalıdır.'
'İşlediğinin zahiri haram da olsa, şeyhi'nin yaptığına itiraz etmemeli, "Niçin böyle yaptın" dememelidir. Çünkü şeyhine 'niçin' diyen kişi asla felah bulamaz.'
'Zahiren şeyhden kötü bir durum sadır olabilir, fakat batini itibariyle o durum güzeldir.' [Muhammed Emin el-Kurdi, Tenvim'l-Kulub fi Muameleti Allami'l-Guyub, 528-531, hicri 1384, Mısır, Kitabın adında bulunan Allamu'l-Guyub niteliği bu durumda herhalde şeyhin kendisine ait olacaktır]

Ahmet Dede'nin, Celaleddin Rumi hakkındaki şu sözü de şeyhin mürid üzerindeki yetki ve tasarrufunu ortaya koyması bakımından ilginçtir: 'Bugün cennete girmek onun rızasına, cehenneme girmek de onun gazabına bağlıdır’ [İ. Sarmış Tas. ve İslâm Sh. 92]

Şeyhe karşı müridin takınması gereken âdabı bir de Muhammed Emin el-Kurdî'nin "Tenvirul-Kulub" kitabından dinleyelim: Şöyle diyor:

"Mürid, şeyhine tazim göstermeli, açık ve gizli bütün durumlarda onu büyük tanımalıdır. Maksudunun ancak onun elinde gerçekleşebileceğine inanmalıdır. Gözü başka bir şeyhe meyledecek olursa, şeyhinden mahrum olur ve feyiz ona kapanır. Şeyhin bütün tasarruflarına razı olması, ona itaat etmesi ve boyun eğmesi gerekir. Mal ve beden ile ona hizmet etmelidir. Çün­kü irade ve muhabbetin cevheri ancak bu yolla belli olur. Doğruluk ve sami­miyet ölçüsü ancak bu ölçü ile bilinir. İşlediğinin zahiri haram da olsa, şey­hinin yaptığına itaraz etmemelidir. Ona "Niçin böyle yaptın?" dememelidir. Çünkü şeyhine "Niçin?" diyen kişi asla felah bulmaz. Zahirde şeyhten kötü bir durum sadır olabilir, fakat batını itibariyle o durum güzeldir. Külli ve cüzî, ibadet ve adet olsun, bütün işlerde iradesini şeyhinin iradesine teslim etmelidir. Gerçek müridin alametlerinden biri de, şeyhi kendisine "şu fırına gir" derse girmesidir. Şeyhin durumlarını hiçbir şekilde araştırmamalıdır. Zira böyle birşey çok kişi için meydana geldiği gibi, helakine sebep olabilir. Bütün durumlarda şeyhi hakkında hüsnüzanda bulunmalıdır...
Bereketini kazanması için ikamette ve yolculukta, bütün işlerinde şeyhi­ni kalbinden çıkarmamalıdır. Dünya ve ahiretle ilgili elde ettiği bütün bere­ketlerin kendisine şeyhinden geldiğine inanmalıdır... Testerelerle bile kesil­se, şeyhinin bir sırrını açmamalıdır. Şeyhinin gönlünün meylettiğini sezdiği bir kadınla evlenmemeli ve şeyhinin boşadığı yahut ondan dul kalan bir ka­dınla asla evlenmemelidir. Şeyhin sevdiği kişilerle oturmalı, sevmediği kişi­lerle oturup kalkmamalıdır. Kendisine iltifat etmemesine ve kendisinden yüz çevirmesine sabretmeli, falan için şöyle böyle yaptığı halde niçin bana böyle yapmıyor, dememelidir. Şeyh için hazırlanmış olan yere oturmamalı izni olmadan herhangi bir konuda ona ısrar etmemeli, yolculuğa çıkmamalı evlenmemeîi ve önemli bir iş yapmamalıdır.
(M. Emin Kurdî, Tenviru'l-Kıılub fj Muameleti Allami'l-Ğuyub, 528-531. Basım yeri yok. Fıkıh ve Tasavvuf bölümleri ayrı kişiler tarafından Türkçeye çevrilmiş. Birinci bölüm Eser Neşriyat tarafından, ikin­ci bölüm ise Konya'da yayınlanmıştır.)
[Prof. İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam Sh. 319]





Tasavvuf kültüründe ve şeyh-mürid sisteminde müridin şahsiyeti olabil­diği kadar yokedilmesine karşın, şeyh yüceltilmekte, kutsallaştırılmakta ve kendisine bir nevi tanrısal özellikler verilmektedir. Bunun bir örneğini Me-nakibu'l-Arifin kitabında görüyoruz. Eflaki anlatıyor:

"Sultan Veled buyurdu ki: Birgün babam medresede bilgiler saçıyordu. Bu arada: Gerçek mürid, kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir (dedi). Öyle ki bir adam Beyazıd'in müridlerinden birine:
"Bir adam Beyazıd'ın müridlerinden birine: Şeyhin mi büyük Ebu Hanife mi diye sordu.
Mürid: şeyhim, dedi.
Sonra Ebu Bekir mi büyük senin şeyhin mi? diye sordu, yine Şeyhim dedi.
O birer birer bütün sahabeyi saydıktan sonra Muhammed mi büyük şeyhin mi? dedi. Yine Şeyhim büyüktür dedi.
En sonunda Tanrı mı büyük senin şeyhin mi? diye sordu. Ben tanrıyı şeyhimde gördüm, şeyhimden başka birşey tanımam.' dedi.
Başka bir müride de Tanrı mı büyük şeyhin mi? diye sordular. O da 'bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur' dedi.
Yine müridlerden bir diğeri de: 'Bu iki büyükten daha büyük biri lazım ki bu farkı ortaya koysun' demiştir"
(Ahmed Eflaki, Menakibu'l-Arifin, 1/310-311. Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973)
[Prof. İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam Sh. 321]


Bu gibi şeytanı söz ve telkinlerle eli-kolu bağlanan mürid'e vahdet-i vücud herzesini yutturmaktan daha kolay ne olabilir?
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 08-12-2012, Saat:11:01 AM, Düzenleyen: karadamlalar.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Bunları okuyucağına kuranı kerim okusana sanane onlardan sen kendine başkasının nasıl davrandığından . senin gibiler kibirine yenik düşüyorllar.


"Sultan Veled buyurdu ki: Birgün babam medresede bilgiler saçıyordu. Bu arada: Gerçek mürid, kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir (dedi). Öyle ki bir adam Beyazıd'in müridlerinden birine:
"Bir adam Beyazıd'ın müridlerinden birine: Şeyhin mi büyük Ebu Hanife mi diye sordu.
Mürid: şeyhim, dedi.
Sonra Ebu Bekir mi büyük senin şeyhin mi? diye sordu, yine Şeyhim dedi.
O birer birer bütün sahabeyi saydıktan sonra Muhammed mi büyük şeyhin mi? dedi. Yine Şeyhim büyüktür dedi.
En sonunda Tanrı mı büyük senin şeyhin mi? diye sordu. Ben tanrıyı şeyhimde gördüm, şeyhimden başka birşey tanımam.' dedi.
Başka bir müride de Tanrı mı büyük şeyhin mi? diye sordular. O da 'bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur' dedi.
Yine müridlerden bir diğeri de: 'Bu iki büyükten daha büyük biri lazım ki bu farkı ortaya koysun' demiştir"
(Ahmed Eflaki, Menakibu'l-Arifin, 1/310-311. Hürriyet Yayınları, İstanbul 1973)
[Prof. İbrahim Sarmış, Tasavvuf ve İslam Sh. 321]


bu tamamen şirktir bu tasavvuf değildir iyice tasavvufun ne olduğunuı bilmeden koltuk peşindeki profların yazısına kanma



'Mürid şeyhe tazim göstermeli, açık ve gizli durumlarda onu büyük tanımalıdır.'
'Maksud'un ancak onun eliyle gerçekleşeceğine inanmalıdır.'
'İşlediğinin zahiri haram da olsa, şeyhi'nin yaptığına itiraz etmemeli, "Niçin böyle yaptın" dememelidir. Çünkü şeyhine 'niçin' diyen kişi asla felah bulamaz.'
'Zahiren şeyhden kötü bir durum sadır olabilir, fakat batini itibariyle o durum güzeldir.' [Muhammed Emin el-Kurdi, Tenvim'l-Kulub fi Muameleti Allami'l-Guyub, 528-531, hicri 1384, Mısır, Kitabın adında bulunan Allamu'l-Guyub niteliği bu durumda herhalde şeyhin kendisine ait olacaktır]




bunun tamamen cahiliye devri olduğu sölene bilir benim yazdığım bütün yazıları forumdan bulup okursanız şüpheleriniz gider vesselam.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Alıntı:Bunları okuyucağına kuranı kerim okusana sanane onlardan sen kendine başkasının nasıl davrandığından . senin gibiler kibirine yenik düşüyorllar.

İşte Tasavvuf dininin insanlık arasında kolayca akacak mecra bulabilmesinin sebeplerinden biriside bu görüştür.
gerçekte ise ,geçmişte yaşamış olan nesiller bu tarz düşünceler ile baskı altına alınmamış olsaydı,dinleri hususnda daha bilinçli olarak yetişebilirlerdi.Hep bu sananecilik vesilesiyle,gerçek dini bilgilere ulaşılmasından mahrum edilmiş bir geçmişin cezasını ve günahını çeken bir şimdiki zaman nesli yetiştirlmiştir.Allah'a şükürler olsun ki,bu tarz baskı ve sindirmelere karşın Allah'ın ipi dışında başka ipe sarılmayı reddeden nesilin sayısı da her geçen gün artmaktadır.Bizlere düşen ''sananecilere'' karşı ''Bananecilik'' oyunu oynamayı bırakıp,Dini yeryüzüne indirildiği o saf ve katışıksız haliyle yaşama isteğimizden bir an bile geri kalmamaya gayret göstermek olacaktır.


edit:yanlışlıkla alıntı içine giren kısmı çıkardım.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 09-09-2012, Saat:01:22 AM, Düzenleyen: karadamlalar.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Kusura bakmayın,forumda yeni olduğumdan yazı gönderimlerine alışmam biraz zaman alabilir.Üstteki yazımın sadece ilk satırı bir önceki üyenin yazısından alıntıdır.Teşekkür ederim.Rolleyes
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Mumsema=Banlama ve yasaklar forumu demek artık.
adamlar nefes aldırmaz oldular.Kırk tane nik yaptım kendime,hepsine de kıldan tüyden bir kulp bulup banladılar.Tarafsızız diyebilmek adına da bir kaç tane tasavvuf dini mensubunu bir günlük banlıyorlar,ama benim niklerim banlı da değil.Yorum yazmaya kapalı halde.,yoksa forum içinde çevirimde görünüyorum.Bir zaman sonra sıkmaya başlıyor artık.İnan mücadele etme gayretimin zayıflaması falan söz konusu değil ama,bakıyorsun yazdıklarının çoğu ergen çocuklar yüzünden arşivler arasında toz olup gidiyor.Bakalım biraz da oltamızı bu denizlerde atalım,ne çıkacak görelim hayırlısıyla.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
buralar başı boş bayır değil abi Allahın izni ile gülücük
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Tasavvufla ilgili ilginç yorumlarınızı okudum. Katılmak mümkün değil, ama görüş görüştür. Tasavvuf, Allah'ı (cc) bilme yolunda elit düzeyde ki bir platformdur. Tasavvuf da gaye; hırka, açlık, riyazet, halka şekil vs. değildir. Gaye;
- İlahi esmayı görecek gönül gözü için eşya'yı itmektir,
- Allah'a yakınlığı artıracak gedalıktır,
- Gönül yüzünden demir huylu perdeyi kaldırmaktır,
- Yarin sokağını mesken edip oraya uçabilmektir.

Bazı velilerin henüz bekaya ulaşmadan önceki fenaları geçerken söyledikleri bazı ifadeleri işin ehli olmayanlar sadece zahiri manaları ile anlamaya çalışırlar ise bu durum onlara şirk gibi gözükür. Ancak, bu durum şirk değil, Allah'ın nuru içinde gark olan bir insanın, kendi cismaniyetini ayıramamasında ki durumdur bu. Bunlara zahiri gözle bakarsanız, Kur'aı Kerim'de Hz. İbrahimi'n ay, güneş, ve yıldız için rabbim demesini de açıklarken, koca halilullahı haşa pustperest olacak kadar cahil olduğunu zanneder, o ayetleri öyle yorumlarsınız.

Bilenlere bir cevher tanesi geyedir, Bilmeyenlere de denizin sahili gaye'dir.

Haddim olmayarak bir kaç küçük şey yazmak istedim.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
"Bazı velilerin henüz bekaya ulaşmadan önceki fenaları geçerken söyledikleri bazı ifadeleri "

bu dediğiniz şu gibi bir manaya çıkar,

"bizim şeyh fena mena derken bir ara delirdi o yüzden o aralar ondan kalem kalktı siz onun o sözlerine bakmayın"

zahir ile batın arasında ne kadar uçurum olabilir ki? ibrahim(as) in sözlerinin elbet mealci zihniyet olmadan incelenmesiyle şirk koşmadığını görürüz, o hanif muvahhidlerin önderidir ki biz ona nasıl şirk itham edelim(haşa)? tasavvufçuların sorunu hem zahir hem de batındaki onca sapıklığı barındırmasıdır, ehli sünnetten ve seleften nasiplenememişlerdir ki bunun en güzel örneği ebu hanifenin fıkhi görüşlerine bağlı iken itikadi görüşlerinden sapmalarıdır.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: Bu Kadar Kafir Dururken Niçin (bizle) Tasavvufla Uğraşıyorsunuz?
Bilmediğiniz şey, veliler fena hallerinde iken sizin edep dışı bir şekilde ifade ettiğiniz gibi delirmezler. Bu özel bir durumdur. Zahir ile batın arasında ki farkın olmadığını söylemek, insanın o muhteşem yaratılışını görmezden gelmektir. Siz insanoğlunu basit bir et parçası falan mı zannediyorsunuz. O halde sizin nazarınızda da Hz. Resul, batını ve zahiri hemen hemen aynı bir insan öyle mi? O alemlerin (alemler ne demek biliyorsunuz) efendisi, kainatın onun için yaratıldığı kişi. Sizler, Hz.Resul'ün batınındaki sırların zerresini bilme imkanına kavuşsanız aklınızı kaybedersiniz.

Konu üzerinde ki bilginiz çok yanlı ve karşıt görüşe sahip kişilerin eserlerine dayalı, bunu da size verilen eğitimle ilgili olduğu için normal karşılıyorum. Ve garipsemiyorum.

Biz sizin vehhabilik inancınızdan dolayı size ve yolunda gitmeye çalıştığınız kişiyi ve fikirlerini kesinlikle tasvip etmediğimiz halde sizlere veya yolunuzu çizenlere deli, kafir gibi futursuzca ifadeler kullanmıyoruz.

Ancak, her nedense sizler bu konuda hiç umursamazca tasavvuf konu olduğunda kin kusar gibi alaycı ifadeler kullanmaktan çekinmiyorsunuz. Bu tarz hareketler, vehhabiliğin bir özelliği olsa gerek. Dünyayı kendinizin etrafında döndüğünü ve islamı kendinizin tekelinde falan zannediyorsunuz belki.

Maalesef nefsinizle konuşuyorsunuz. Konuşmaya da devam edeceğinizi de tahmin ediyorum. Tasavvufa girmek, gerçek bir mürşide bağlanmak falan zorunda değilsiniz. Ancak, velilere ve onların yoluna dil uzatmanızdan dolayı da ciddi şekilde zarar göreceğinizini de bilin. Ben sadece uyarmak istedim.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.