You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYORLAR

BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYORLAR

Üye
BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYORLAR
Bismillahirrahmanirrahim
Ülkemizin idarecileri ve sözde aydınları her hususta batılıları taklide çok düşkündürler.
Yemelerinde, içmelerinde, giyimlerinde, düşünce ve konuşma şekillerinde bile
batılılara benzemeye çalışırlar. Onlara hayrandırlar. Acaba bunlar, gerçek hürriyete kavuşma
gibi önemli bir meselede niçin batılılara benzemek istemezler? Bilindiği gibi batının bir çok
devletleri ve ülkeleri işgal altında bulunuyordu. Bu ülkelerin ve devletlerin hangisi yurtlarını
gasp edenlere karşı boyun eğdi, ağır bedeller ödeyip bütün zulümlerine razı oldu? Ölüm kalım
savaşına girmeden, ağır bedeller ödeyip, bütün tehlikelere göğüs germeden hakiki manada
hürriyetlerine kavuşabilmişlerdir?
Acaba ülkemiz düşmana boyun eğdiğinden dolayı ne kazanmıştır? Bizler, gördüklerimizden,
duyduklarımızdan, yaşadıklarımızdan bugüne kadar hiçbir ders almadık mı?
Boyun eğme ve dilenme siyasetinin başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen idareciler
ve ileri gelenler, bizi üzen, boynumuzu büken, bizi kahreden bu onursuz siyasetten vazgeçmiyorlar.
Her gelip gidene el açıyorlar, lütufta bulunmalarını istiyorlar. Düşmanlarımızın
karşısında zelil ve rezil olmadan utanmıyorlar. Bütün bunları da, acizliği, köleliği, bu zavallı
millete bir kahramanlık, bir beceri imiş gibi gösteriyorlar. Yöneticiler bu yolu seçmeye
mecburmuş, çünkü çok fakir ve düşmana karşı gelemeyecek kadar güçsüzmüş! Çok ezik ve
acayip bir düşünce bu!..
Bu zavallılar iyi bilmelilerdir ki, ülkemizin bu hale düşmesine, dünyanın en güçlü bir
devleti iken uçan kuştan medet umar hale gelmesine tek sebep, bugün el açtığımız madde ve
manamızın düşmanı, BATININ KÜLTÜR EMPERYALİZMİ dir. Bu emperyalizmin
devamına sebep ise, onların, vatanımızdaki idareyi ellerinde tutan uşakları ve bunlara boyun
eğen bizleriz. Bu durumdan sonra ilk başvurulacak çare ise milletimizi madde ve manada
kalkındırmak ve güçlendirmektir. Bu ise çok zor bir şey değildir. Çünkü damarlarındaki kana
kadar İslâm’la özdeşleşen bu milletin, imansızlara karşı amansız mücadele vereceği ve gerçek
istiklâline, gerçek hürriyetine kavuşmak için her fedakarlığa katlanacağı muhakkaktır. Yeter
ki idareciler ve liderler samimi olarak bu işe bir adım atsınlar. Çömezliği bırakıp şahsiyetli bir
siyaset izlesinler.
Ne yazık ki yıllardan beri başta bulunan bu idareciler, bunları düşünmek bile
istemiyorlar. Mesela, ordumuz istenilen manada modern silahlardan mahrumdur. Düşmanların
teknoloji artıkları, bağışları ve lütufları ile yaşamaktadır. Yıllardan beri memleketi kalkındırıyoruz,
sizi 20. asrın medeniyet seviyesine çıkartacağız aldatmacaları ile milleti kandıran
idareciler, harp sanayii ve ağır sanayi sahasında hangi adımı atmışlardır? İşin daha da garip
tarafı, idarede bulunan bu kuklalar, milleti her mevzuda perişan etmek için tam bir birlik
içindedirler. Milleti uyutmakla meşguller. Bu arada hoşuna gitmeyen sesleri susturmak için
de, olabildiği kadar zulümlerine zulüm katarlar. Ve en büyük zevkleri de Müslüman milletin
dini ile, imanı ile, kılık kıyafeti ile uğraşmaktadır.
Bunlar uşaklığını yaptıkları efendileri ile o derece samimidirler ve o derece onlara
bağlıdırlar ki, kendi ülkelerinin yer altı ve yer üstü servetlerini onlara peşkeş çekerler.
Bununla da kalmazlar, onların evlatları ölmesin diye kendi vatanının evlatlarını rahatlıkla
ateşe atarlar. Bunun karşısında vatanını seven, evladını seven kimselerin hiçbir söz hakkı
yoktur. Protesto etmeye kalkanların karşısına ilkin polis copu, sonra zindan çıkar. Böylece
koskoca bir milleti hale getirirler. Bunun adına anarşiyi önleme denilir. Acaba bunlara
Müslüman veya vatansever denilebilir mi? Bunlar ancak isimleri ve geçmişleri ile vatansever
Müslümanlardır. Bunlar, akılları ve kalpleriyle Müslüman olmaya hiçbir zaman yanaşmadık2
ları gibi İslâm için hiçbir hizmetleri yoktur. İslâm hükümlerini laiklik perdesi altında
toplumdan dışlamaya çalışırlar. Bütün bunlardan sonra bunlara Müslüman demek kesinlikle
doğru olmaz. İslâmiyet Müslüman olmayan idarecilere boyun eğmeyi haram kılmış, kafirleri
ve kafir yöneticileri dost edinmeyi küfre düşman saymıştır. “Sizden kim onları dost edinirse
o da onlardandır.” (Maide:51) buyurulmuştur. İslâm’da esas kaide şudur: Mü'min mü'minin
dostudur, kafir de kafirin… Bütün dünyadaki Müslümanlar bir ümmettir ve hepsi de kardeştir.
Kafirler de bir millettir. Yok fakat onlar da kardeşlik yoktur. İslâm bir Müslüman’la İslâm’ı
inkâr eden bir kimse arasında dostluk kurmayı yasakladığı gibi imansızlardan birini
desteklemeyi de yasaklamıştır. Velev ki o imansız Müslüman’ın babası veya oğlu yahut
kardeşi ya da diğer akrabalarından olsun. Kur'an-ı Kerim bu hükümlerin aksini yapanı
imandan mahrum saymıştır. Müslümanlar ancak kendileri için herhangi bir fenalık
düşünmeyen gayr-i müslimlerle iyi münasebetler kurabilirler. Müslümanlara karşı savaşanlara
ve kötü niyetli olanlara ise misliyle mukabele etmeyi farz kılmıştır. “Mü'minler
mü'minlerden ayrılıp kafirleri dost edinmesin. Bunu her kim yaparsa artık Allah’tan ilişiği
kesilmiş olur.” (Âl-i İmran:28). “Allah din hususunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarından
çıkarmamış kimselere sadakat göstermenizden, onlara iyilik etmenizden, onlara adalet
yapmanızdan sizi men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever…” (Mümtehine:8).
Kur'an-ı Kerim’in bu açık hükümlerine rağmen, bizi idare edenler İslâm’ın düşmanı
olan, Müslümanlara karşı savaşan, İslâm ülkelerini işgal eden, Müslümanlara işkence yapan,
çoluk çocuk demeden onları öldüren, Avrupalı ve Amerikalıları dost edinmektedirler. Onların
kanunlarını uygulayarak, onlar gibi olmamızı istemektedirler. Koydukları bu kanunlar haramı
helal sayıyor, din eğitimini dolaylı yollardan yasaklıyor. Örf ve adetlerimize her yönüyle ters
düşüyor. Bu kanunlar, düşüncelerimizi bozdu, zihnimizi bulandırdı, canımızı yaktı, kalbimizi
yaraladı, göğsümüzü öfke ile doldurdu, milleti parçaladı, böldü. Evet bu kanunlar, bizi kökten
sarstı, bizleri acayip bir mantığa mahkum etti.
Öyle ki, aynı anda bir şeyi hem helal sayıyoruz, hem de haram!.. Bir şeye kesin karar
veriyor ve bir de onu bozuyoruz. Bütün yaşantımıza çelişme ve kararsızlık hakim olmuştur.
Halbuki yurdumuz eskiden beri İslam’ın yıkılmaz kalesi, kızıl haçlıları ve tatarları mağlup
eden, sömürgecilere ve siyonistlere karşı mazlumları koruyan, dünyada sulhu ve huzuru,
adaleti tesis eden, alimlerin ve salihlerin merkezi, mücahitlerin ve ezilenlerin hicret diyarı idi.
Ancak beşeri kanunların ülkemizde uygulanmaya başlamasından sonra bu ülke vazifesini
yapamamış ve doğru yoldan sapmaya başlamıştır. Bu kanunlar, inkarcı ve çılgın Fransa’dan,
İslâm için fenalıktan başka bir şey düşünmeyen İngiltere’den, asırlardır İslâm’a karşı
düşmanlığından hiçbir şey eksiltmeyen İtalya’dan ve diğer Avrupa devletlerinden toplanıp
getirilmiştir. Halbuki bu kanunlar Hıristiyan Avrupa’nın bile inancına aykırıdır. Hıristiyanlar
Hz. İsa (a.s.)’nın rehberliğini kabul ettiklerini iddia ederler. Aslında bunların kanunları şirke,
inkara ve zulme dayanır.
İslâm, bir Müslüman’ın Allah (c.c.)’ın şeriatından başka bir şeyi kanun edinmesine asla
müsaade etmez.
Kişi başkalarıyla olan münasebetlerinde ve bütün işlerinde Allah (c.c.)’ın hükmünü
gönül hoşluğu ile kabul etmez ise Müslüman sayılmaz.
Kim Allah (c.c.)’ın indirdiği hüküm ile hükmetmez ise veya Allah (c.c.)’ın hükmünden
başka bir nizamda hükmolunmayı isterse, şüphesiz İslâm’ın sınırından çıkmıştır. İster
Müslüman olsa da veya Müslüman olduğunu iddia etse de, o kişinin kalbinde zerre kadar
iman yoktur. “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.”
(Maide:44).
3
BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYORLAR? -IIİslâm
ülkelerinin başına musallat olan hükümetlerin, yürürlükten kaldırdıkları
Kur'an’ın hükmü bu olduğuna göre, her akıl sahibi kolayca bu hükümetlerin İslâm’dan ne
derece nasipleri olduğunu idrak edebilir. Hiç çekinmeden bu hükümetlerin Müslümanları,
kafirliğe doğru sevk ettiklerini söyleyebilir ve söylemelidir de... Ecel ne bir saat evvel gelir,
ne de bir saat sonra. Korkmakla da ömür uzamaz. Şu halde ey mü'min! Daha ne zamana kadar
uyuyacaksın. Resûlüllah (s.a.v.)’ın şu uyarısı bir şey ifade etmiyor mu? “Sizden kim dine ters
düşen bir şeyi görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltmeye
çalışsın. Buna da gücü yetmiyorsa kalben buğz etsin. Bu da imanın zayıf derecesidir.”
(Buhari-Müslim ve Diğer hadis kitapları).
İslâm’ın umumi esasları, Müslümanların saldırganlara karşı korunmasını, kendisinde
kötülükte bulunanlara karşı koymasını farz kılmıştır. Hiçbir zaman İslâmî esaslar, kafirlerin
saldırılarına karşı susmayı, işgalcilere karşı eli kolu bağlı kalmayı ön görmemiştir. Allahü
Teâlâ (c.c.) İslâm’ı muhafaza etmek, Müslümanların vatanını müdafaa etmek, izzet ve
şereflerini korumak, Allah (c.c.)’ın dinini yüceltmek, kafirlerin küfrünü yıkmak, adaleti hakim
kılmak için cihad etmeyi farz kılmıştır. Bu emir kıyamete kadar geçerlidir.
“Fitne kalmayıp yalnız Allah’ın dini hakim oluncaya kadar kafirlerle savaşın. Eğer
vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.” (Bakara:193).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.