You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Profesör
az yemek!
İslam büyüklerinin örnek hâllerinden biri de, çok yemekten sakınmaları ve açlığa katlanmaları idi. Az yemek onların şiarıydı. Onlar, çok susup az konuşmak ve boş sözlerden kendilerini korumak için böyle yapıyorlardı. Nitekim ilmiyle âmil ulemânın hâli de budur. Çünkü çok yiyen kimseler, malâyanîden lüzumsuz, boş sözlerden kendilerini alamazlar.
Bunun için şeytan çok yemeyi teşvik eder. Haram yediremezse, helâl ve temiz olandan çok yedirmeye çalışır. Çünkü doymak, şehveti takviye eder. Şehvetler ise şeytanın silahlarıdır.
İblis, İslam büyüklerden birine göründü. O kimse şeytanın üzerinde çengellerin takılı olduğunu görünce sordu:
-Ey İblis! Şu çengeller nedir?
-Bunlar tuzaklarımdır. Onlarla Âdemoğlunu avlarım!
-Acaba bunlarda bana ait bir şey de var mı?
-Sen bazen doyuncaya kadar yiyorsun. Biz bu takdirde senin namaz kılmanı ve zikir yapmanı ağırlaştırıyoruz.
-Yemin ederim ki artık ebediyyen karnımı yemekle doldurmayacağım, doyurmayacağım.
Çok yemekte altı kötü haslet vardır:
1- Allah korkusunu kalbden çıkarır.
2- Halka karşı merhameti kalbden söker. Çünkü tok bir kimse herkesin tok olduğunu zanneder.
3- İbadetleri ağırlaştırır.
4-Tok bir kimse hikmetli bir konuşmayı dinlediği zaman o konuşmanın kalbinde bir incelik meydana getirdiğini hissetmez.
5- Tok bir kimse, vaazda bulunur ve hikmetli konuşursa onun konuşması halkın kalbine tesir etmez.
6- Tokluk, kişide çeşitli hastalıklar doğurur ve hastalıklarını artırır.
İsa aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Ey Havârîler! Karınlarınızı aç bırakınız! Umulur ki kalbleriniz Rabbinizi müşahede eder...”
Sehl et-Tusterî buyurdu ki: “Evliya, ancak dört hasletle evliya olur: 1. Aç kalmak. 2. Uykusuz kalmak. 3. Sükût etmek. 4. Halktan uzaklaşmak.”
Bir hadis-i şeriflerinde Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kalpleri, çok yiyip içmekle öldürmeyiniz; çünkü kalp, ekin gibidir. Ekinler çok sulandıklarında ölür!”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Açlık, uykusuzluk, halvet ve sükût etmek kişinin dinini, imanını koruyan kaledir.
Açlık, kalbin kanını azaltır; kalbi nûrlandırır. Açlık, kalbin yağlarını da eritir, yağlar eriyince de kalp incelir. Kalbin incelmesi ise, manevi ilminin anahtarıdır. Kalbin katılığı da kalbin perdelenmesine sebep olur. Açlıkla, düşmanın yolu daralır. Çünkü düşmanın mecraları, şehvetlerle dolu bulunan damarlardır. Bu bakımdan aç kalmanın, kalbin aydınlanmasındaki faydası apaçık bir şeydir.
Uykusuzluğa, az uyumaya gelince; bu kalbi cilalar, tasfiye eder, nûrlandırır. Bu nûr, açlıktan ötürü kalbde oluşan berraklığa eklenir. Böylece kalp, pırıl pırıl parlayan bir yıldız ve berrak bir ayna gibi olur. Bu takdirde Hakkın cemâli kalbde görünür. Âhiret derecelerinin yüksekliği kalbde müşahede edilir. Dünyanın hakirliği ve âfetleri belirir. Böylece kişinin dünyadan el çekmesi ve âhirete yönelmesi tamamlanır.
Uykusuzluk da açlığın neticesidir. Çünkü toklukla beraber uykusuzluk mümkün değildir. Uyku kalbi katılaştırır ve öldürür, ancak zaruret miktarında sakınca yoktur. Bu takdirde gayb esrârının keşfine sebep olur. “Evliyanın yemesi keyif için değil, mecburidir, uykuları galebedir, konuşmaları zarurîdir” denilmiştir.
İbrahim Havvas şöyle buyurmuştur: “Yetmiş sıddîkîn görüşü, uykunun çokluğunun; çok yemekten ve çok su içmekten ileri geldiği hususunda birleşmiştir.”
İbni Abbas hazretleri, Hazreti Peygamberin şöyle buyurduğunu nakleder: “Karnını tıkabasa dolduran kimse gökler âlemine giremez!”
Susmaya gelince, bunu uzlete çekilmek kolaylaştırır. Fakat uzlete çekilen kişinin hiç olmazsa kendisine yemeğini, suyunu veren ve işlerini idare eden bir yakını vardır. Bu bakımdan zaruret miktarından fazla konuşmaması gerekir. Çünkü konuşmak kalbi meşgul eder. Kalplerin konuşmaya karşı oburluğu pek büyüktür. Zira kalp konuşmaya dalar. Zikir ve fikir için yalnız kalmak ona ağır gelir, konuşarak rahatlamak ister. Susmak ise aklı aşılar, verâ ile takvâyı öğretir...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Abdülvâhid bin Zeyd şöyle buyurmuştur: “Allahü teâlânın hiçbir kulunu açlık çekmeksizin yüksek derecelere erdirmediğine yemin ederim. Allahın bu sevgili kullarının, su üzerinde yürümeleri ve yeryüzünün kendileri için dürülmesi de ancak açlık sayesinde olmuştur. Allahü teâlâ onlara ancak açlığın yüzü suyu hürmetine yardımcı olmuştur.”
Ebu Tâlib el-Mekkî de şöyle buyurmuştur: “Mide ‘muzhir’e benzer. Muzhir içi boş ve üzerinde teller bulunan ud, saz demektir. Bunun sesi, hafif ve ince olduğundan ve içi de tıkabasa dolu olmayıp boş bulunduğundan dolayı sesi çok çıkar. Mide de böyledir. Boş olduğu zaman okuma, ibâdet ve uyku için daha istekli olur.”
Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Nefislerinize karşı açlık ve susuzluk (silahlarıy)la mücahede ediniz, çünkü buradaki sevap, Allah yolunda mücahede eden kimsenin sevabı gibidir. Allahü teâlâ nezdinde açlık ve susuzluktan daha sevimli bir amel yoktur.”
Resulullah Efendimize, insanların hangisinin daha faziletli olduğu sorulduğunda, şöyle buyurmuştur:
“Yemesi ve gülmesi az olup avret mahallini örten bir elbiseyle yetinerek lükse ve sükseye kaçmayan kimse, insanların en faziletlisidir.”
“Amellerin efendisi (en hayırlısı) açlıktır. Nefsin zilleti ise yün elbiseler giymektir.”
Ebu Said el-Hudrî, Resul aleyhisselamdan şu hadîs-i şerifi rivayet eder:
“Giyiniz, yiyip içiniz, fakat karınlarınızı yarısına kadar doldurunuz; çünkü bu, peygamberliğin bir parçasıdır.”
Hasan Basrî hazretleri, Hazreti Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Düşünce, ibâdetin yarısıdır; az yemekse ta kendisidir.”
Yine Hasan Basrî hazretleri, Hazreti Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Kıyâmet günü Allahü teâlâ nezdinde derece bakımından en üstününüz, en fazla aç kalanınız... Allah nezdinde en sevilmeyeniniz ise çok uyuyan ve çok yiyip içeninizdir!”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde, Usâme bin Zeyd’e açlığın faziletini şöyle bildirmişlerdir:
“Kıyâmet gününde insanların Allaha en yakın olanları, dünyada O’nun için uzun süre aç, susuz ve mahzun kalmış olan kimselerdir. Bunlar, şöhretsiz muttakîlerdir ki bir yerde bulunduklarında tanınmazlar, yokluklarında ise aranmazlar. Onları ancak yeryüzünün bölgeleri tanır. Göklerin melekleri onların etrafını çepeçevre kuşatır. Halk dünyadan, onlar ise Allah’a ibâdet ve tâattan zevk alırlar...
Halk, altlarına yumuşacık döşekler sererken, onlar alınlarını ve dizlerini sermiştir...
Halk, peygamberlerin fiil ve ahlâkını zayi etmiştir, onlar ise korumaktadırlar. Yer küresi onlardan birini kaybettiği zaman ağlar. Cebbâr olan Allahü teâlâ, içerisinde bu kullarından bulunmayan memlekete gazap eder.
Onlar köpeklerin leşlere daldığı gibi dünyaya dalmazlar; az yerler ve yamalı elbiseler giyerler. Üst ve başları toz toprak içerisindedir. İnsanlar onları gördüklerinde hasta zannederler; oysa onlarda hastalık yoktur.
Onlar için, akıllarını kaybetmiş deliler deniliyor; oysa onlar akıllarını kaybetmiş değildir. Fakat kalpleriyle kendilerini dünyadan uzaklaştıran ilâhî emre baktıklarından dünya ehline göre akılsız gezerler. Oysa halkın aklı başlarından gittiği zaman, onların akılları başlarında olacaktır. Âhirette şeref onlara aittir.
Ey Usâme! Bunları herhangi bir memlekette gördüğün zaman bil ki, onlar o memleketin ahalisi için emniyet supabıdırlar. Allahü teâlâ, onların içinde bulunduğu bir kavme azap etmez. Yer küresi, onlarla sevinmekte, Cebbâr olan Allah onlardan razı olmaktadır.
Bu bakımdan sen onları kendine arkadaş edin! Umulur ki onların yüzü suyu hürmetine kurtulmuş olasın. Elinden geldiğince karnın aç ve ciğerin susuz olduğu hâlde ölmeye çalış; çünkü bu şekilde konak ve derecelerin en şereflisini elde eder, peygamberlerle birlikte olursun ve ruhunun gelişiyle melekler sevinir, Cebbâr olan Allah da sana rahmet deryâlarını coşturur.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Resulullah Efendimiz az yer; açlığı tokluğa tercih ederdi. Nitekim kendileri şöyle buyurmuşlardır: “Allahü teâlâ, meleklere karşı dünyada az yeyip içen kimselerle iftihar ederek şöyle buyurur: “Ey melekler! Kuluma bakınız! Ben onu dünyada yemeye ve içmeye müptelâ kılmışım; o ise sabretmiş ve onları terk etmiştir. Ey melekler! Şâhid olun ki benim için terk ettiği her yiyeceğin yerine kuluma Cennette birçok dereceler vereceğim.”
“Âdemoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmuş değildir! Âdemoğluna, belini doğrultmasını sağlayacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemek istiyorsa karnının üçte birini yemek, üçte birini su ve üçte birini de nefes alıp verme için ayırsın.”
İsa aleyhisselam havârilerine şöyle buyurmuştur:
“Ey havâriler! Nefislerinizi aç, bedenlerinizi (lüks ve süslü elbiseler giymemek sûretiyle) çıplak bırakınız ki kalpleriniz Allah’ı müşâhede edebilsin!”
Bu söz, aynı zamanda peygamberimizden de rivayet edilmiştir. Tevrat’ta şöyle bir ifadenin yazılı olduğu söylenir:
Allahü teâlâ şişman âlime buğzeder. Çünkü şişmanlık, gaflete ve çok yemeye delâlet eder; bunlar ise çirkin şeylerdir. Hele âlim için daha da çirkin olur. Nitekim İbni Mes’ud şöyle demiştir:
Allahü teâlâ şişman kurra’ya (Kur’an okuyucusuna) buğzeder.
Hasan Basrî hazretlerinin Ebu Hüreyre’den rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Yün elbise giyiniz; fakat bol olmasın! Yediğiniz zaman da midenizin yarısını dolduracak kadar yiyin. (Böyle yaptığınız takdirde) gökler âlemine dahil olursunuz.”
Hz. Aişe validemizden rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
-Cennetin kapısını çalmaya devam ediniz! Bunu yaptığınız takdirde size açılacaktır.
-Cennetin kapısını ne ile çalalım? diye sorduklarında;
-Açlık ve susuzlukla, buyurdular.
Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, huzurunda geğiren Ebu Cühayfe’ye şöyle buyurmuştur: “Az geğir; çünkü kıyâmet gününde en çok aç kalacak olanlar dünyada fazlasıyla doyanlardır.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Hazreti Âişe validemiz anlatır: Resul aleyhisselam, hiçbir zaman doyasıya yeyip de karnını doldurmadı! Aç olduğu bir gün kendisine karşı şefkat ve merhametimden ağladım ve mübarek karnını elimle sıvazlayarak şöyle dedim:
- Canım sana fedâ olsun! Dünyadan, seni kuvvetlendirecek ve açlığını giderecek kadarını alsaydın ne olurdu?
- Ey Âişe! Benim ulu’l azm Peygamber kardeşlerim, bundan daha şiddetli durumlara sabrettiler ve kendi halleriyle geçip gittiler; Rabbimizin huzuruna vardılar. Hak teala onlara ikramda bulundu, sevaplarını artırdı. Bu bakımdan bu durumun yarın (âhirette) derecemi onlarınkinden küçük düşürmesinden utanırım. O halde birkaç gün sabretmek, bana, yarın kıyâmette nasibimin azalmasından daha sevimli gelir. Nezdimde arkadaşlarıma ve kardeşlerime yetişmekten daha sevimli bir şey yoktur.
Hz. Âişe, sözünü şöyle tamamladı: “Allaha yemin ederim ki bu sözlerinin üzerinden bir hafta geçmeden Allahü teâlâ Resulullahın ruhunu kabzeyledi.”
Evliyanın büyüklerinden Abdullah et-Tüsterî, bazen günlerce bir şey yemezdi. Bu zatın bir senelik yiyeceğine birkaç dirhem kâfi gelirdi. Kendisi açlığa çok büyük değer verir ve şöyle derdi: “Kıyamet gününde Resulullaha uyma bakımından, çok yemeyi terk etmekten üstün sevap yoktur.”
Yine bu zat şöyle demiştir: “Akıllılar, gerek din ve gerekse de dünya için açlıktan daha faydalı bir şey görmemişlerdir. Âhireti isteyenler için çok yemekten daha zararlı bir şey bilmiyorum.” Yine şöyle demiştir: “Hikmet ve ilim açlıkta, mâsiyet ve cehâlet ise, tokluktadır. Helâli terk etme hususunda Allah’a, nefsin isteklerine muhalefet etmekten daha üstün bir şey ile kulluk yapılmış değildir. Nitekim Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: “Midenin üçte biri yemek içindir. Bundan fazlasını yiyen kimse ancak sevaplarından yemiş olur.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Evliyanın büyüklerinden Sehl et-Tusterî buyurdu ki: “Gökten yere inen her sevabın başı açlıktır. Gök ile yer arasındaki her fısk u fücurun, kötülüğün başı da tokluktur. Nefsini aç bırakan kimse vesveselerden kurtulur. Allahü teâlâ kullarına açlık, hastalık ve belâ ile yönelir. Ancak kullarından diledikleri, bunlarla müptelâ olmadıkları halde Allah’ın yönelişine mazhar olabilir. Biliniz ki şu zamanda nefsini açlık, uykusuzluk ve mücahede ile öldürmeyen kimse kurtuluşa eremez. Yeryüzünde hiçbir kimse geçmemiştir ki şu sudan kana kana içip de içirmesine karşılık Allah’a şükretse bile günahlardan kurtulabilmiş olsun. Suyun durumu bu olursa, tıkabasa yemenin durumunu varın siz düşünün!..”
Sehl et-Tusterî’ye, yemeğin fazlasının alâmeti ve ne olduğu sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir: “Kişinin nezdinde yemeği bırakmak, yemekten daha sevimli olduğu ve bir gece aç kaldığında Allahü teâlâdan bu geceyi iki geceye çıkarmasını istediği zaman fazlasını bulmuş demektir.”
Yine bu zât şöyle demiştir: “Evliyalar bu evliyalık makamını ancak karınlarını aç, gözlerini uykusuz ve dillerini konuşmasız bırakmak ve halvete çekilmekle elde etmişlerdir.”
Feth el-Mevsılî, hastalığı ve açlığı şiddetlendiğinde şöyle derdi: “Yâ Rabbî! Beni hastalık ve açlığa müptelâ eyledin. Oysa sen bunları velî kullarına (sevdiklerine) verirsin. Bu bakımdan bana verdiğinin şükrünü hangi amelimle eda edebilirim?”
Mâlik bin Dinar, Muhammed bin Vâsi’ye şöyle dedi: “Ey Ebu Abdullah! Hem azığı olacak ve hem de kendisini insanlara muhtaç olmaktan kurtaracak kadar yiyeceğe sahip olanlara ne mutlu!”
Buna karşılık o da şunları söyledi: “Ey Ebu Yahya! Allahü teâlâ kendisinden razı olduğu halde aç karnına sabahlayıp akşamlayan kimselere ne mutlu! Cennet böylelerinin olsun!”
Fudayl bin Iyad şöyle derdi: “Yâ Rabbî! Beni ve aile efradımı aç, gecelerin karanlığında çırasız bıraktın. Halbuki sen bunu velî kullarına bahşedersin. Acaba ben bu makama hangi derecemle lâyık oldum?”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
Hazreti Lokman Hakîm, oğluna nasihatlerinde şunları söylemiştir: “Ey oğul! Mideyi doldurduğun zaman fikir uyur; hikmet dilsizleşir. Azalarsa ibâdetten bıkıp otururlar!”
Bir hikmet ehli “Nefsimi hangi bukağı ile bağlayayım?” diyen birisine şöyle buyurmuştur: “Nefsini açlık ve susuzlukla bağla... Şöhreti terk etmek ve itibarlı olmayı bırakmak sûretiyle de onu Allah’a karşı zelil et! Nefsine karşı daima uyanık bulunmak sûretiyle onun zararlarından kurtul! Onun arzularına karşı durarak tehlikelerden kurtul!”
Ebubekir bin Abdullah el-Müzenî şöyle demiştir: “Allahü teâlâ şu üç sınıf insanı sever: 1- Az uyuyanlar. 2 - Az yiyenler. 3- Az istirahat edenler...”
Ebu Süleyman ed-Dârânî şöyle der: “Akşam yemeğinden bir lokma az yemek benim için bütün bir geceyi sabaha kadar ibâdetle ihyâ etmekten daha sevimlidir. Açlık Allah nezdinde onun hazinesindendir. Onu ancak sevgili kuluna verir.”
Sehl et-Tüsterî şöyle buyurmuştur: “Çok yiyen kimse üç durumda kötülenmiştir. Şöyle ki; ibâdet ehlinden ise gevşer, çalışkan bir kimse ise âfetlerden kurtulamaz; kendisine bir şey teslim edilen kimselerdense Allah rızası için nefsine karşı adaletli davranmaz.”
Kısacası insanların helâk olmasının sebebi dünyaya karşı olan hırslarıdır. Bu hırsın sebebi de çok yemek ve cinsel arzudur. Şehvetin kaynağı ise mideyi doldurmaktır. Bütün bu durumlar, az yeme sayesinde kökünden kazınır ve bertaraf edilir. Bu durumlar cehennemin kapılarındandır. Onların kapatılması da cennet kapılarının açılması demektir. Nitekim Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: “Cennetin kapısını açlıkla çalmaya devam ediniz!”
Allahü teâlâ, münâcat için kendisine yaklaştırdığı zaman Hazreti Musa da önce otuz, sonra da on gün olmak üzere toplam kırk gün yemeyi terk etmişti. Nitekim Kur’anda da böyle vârid olmuştur; çünkü Musa aleyhisselamın geceleyin niyet etmeksizin geçirdiği bir gün, on gün arttırıldı.
Tevrat’ta şöyle yazılıdır: “Allah’tan kork ve karnını doyurduğun zaman açları hatırla!”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: az yemek!
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Az yemek, kalbi saflaştırır, insanın basiretini, anlayışını artırır. Çünkü tokluk, zihin bulanıklığına, ahmaklığa yol açar, kalbi köreltir. Bu yüzden tıka basa yiyenlerde kalp ağırlaşır; çabuk anlama ve kavrama özelliğini kaybeder. Bir çocuk, çok yediği zaman hâfızası dumûra, zihni fesada uğrar ve kıt anlayışlı olur.
Ebu Süleyman Dârânî hazretleri şöyle demiştir: “Elinizden geldiğince az yemeye çalışınız; çünkü açlık, nefsi uysallaştırır ve kalbi inceltir. Bunun sonucunda insana, kesbî olmayan, semâvî ve vehbî ilim bahşedilir.” Nitekim Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kalplerinizi az gülmek ve az yemekle diriltiniz; açlıkla temizleyiniz. Bu sayede kalpleriniz saflaşır ve incelir.” “Açlık, çakan şimşeğe, kanaat ise buluta benzer... Hikmet ise yağmur gibidir” denilmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Karnını aç bırakan kimsenin düşüncesi büyüdükçe büyür; kalbi uyanık olur.”, “Kim tok olarak yatarsa, onun kalbi katılaşır. Her şeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da açlıktır.”
Şiblî hazretleri şöyle demiştir: “Ne zaman nefsimi Allah için aç bırakmışsam mutlaka kalbimde, daha önce olmayan bir hikmet ve ibret kapısı açılmıştır.”
İbâdetlerden gayenin; Allah’ın marifetine ulaştırıp, hakkın tecellilerini gösterecek düşünce olduğu açıktır. Tokluk ise buna mânidir. Marifet cennet kapılarından bir kapıdır, anahtarı da açlıktır. Bu bakımdan açlığa yapışmanın cennetin kapısını çalmak olduğu bilinmelidir.
Lokman Hakîm hazretleri de oğluna şöyle demiştir: “Ey oğul! Mideyi tıkabasa doldurduğun zaman fikir uyur; hikmet dilsizleşir. Azalırsa ibâdetten bıkıp otururlar.”
Ebu Yezid el-Bistâmî hazretleri de “Açlık buluttur. Kul ne zaman aç kalırsa kalp hikmet yağmuru yağdırır” demiştir. Resulullah Efendiniz de şöyle buyurmuştur: “Açlık, hikmetin nûru, tokluk ise Allah’tan uzaklaşmadır. Fakirleri sevmek ve onlara yaklaşmak da Allah’a yakınlaşmadır. Sakın tıkabasa yemeyiniz ki kalbinizdeki hikmetin nûru sönmesin! Çünkü az yiyerek yatıp uyuyan kimsenin etrafında huriler sabahlar.”
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
BOŞ ÇERÇEVE!
RE: az yemek!
bben hep az yıyom hatta bana kızıolar nıye az yiyosun dıye benimki doğru olanmış oley 1-0 öndeyim:D:D
Sükut eyledim, ''Kahrı var'' dediler.
Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler.
Sustum, kahrından susuyor dediler;
Biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler...
MEVLANA
.
.
.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.