You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
AYKUT KUŞKAYA
BİYOGRAFİ

1967 yılında, serbest meslekle uğraşan bir baba ve ev hanımı bir annenin dördüncü ve son çocuğu olarak İstanbul'da dünyaya gelmişim.

İlk ve ortaokulu Göztepe'de okuduktan sonra, liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde bitirdim. M.Ü.İktisat Fakültesi'nde İktisat bölümünden mezun olarak, yine M.Ü.'ne bağlı Ortadoğu ve İslam Ülkelerinde Ekonomi bölümünde iki sene lisansüstü eğitimi aldım.

"Geleneği bozmayarak" müzik yaşamıma, ailemin de desteği ile küçük yaşta başladım. Babam -merhum- Feridun Kuşkaya, TRT Radyosu'nda çeşitli korolarda saz ve ses solistliği yapmıştı. Aile meclislerindeki fasıl ortamlarında büyüyerek; ilkokulda -hemen her Türk genci gibi- flüt, trampet, mandolin çaldıktan sonra ortaokulda büyük usta Orhan Dağlı'dan ders alarak bağlama öğrendim; lise yıllarımda da gitar çalarak ilk bestelerimi yaptım.

Kabataş Erkek Lisesi'nde okurken, aralarında İskender Paydaş'ın da bulunduğu grupta gitar çalıp solistlik yaparak liselerarası çeşitli yarışmalarda çeşitli ödüllere sahip oldum. Yine aynı yıllarda ilk sahnemi Ortaköy Deniz Park Cafe'de aldım. Sonrasında Bağdat caddesi, Bahçelievler, Kadıköy ve Taksim'de çeşitli mekanlarda çalıp söyledim.

İlk söylediğim şarkılar, rahmetli Barış Manço ve Fikret Kızılok, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Cem Karaca, Moğollar, Erkin Koray, Modern Folk Üçlüsü, Üç Hürel vb. Anadolu Folk Müzigi'nin öncülerine aitti. Yine o yıllarda dinlediğim yabancı müzikler; Elvis Presley, Pink Floyd, Beatles, Dire Straits, Santana, Simon&Garfenkel, Joan Baez, Bob Dylan, Chris de Burgh'ün şarkılarıydı. Bütün bu melodiler, sonrasındaki tarzımı belirlemede birer yapı taşı oldular.

1988-94 yılları arasında çeşitli albümlere söz, beste verdim ve yorumcu olarak katıldım.
(İlk Cemre, Erol Büyükburç, Bir Güneş Doğuyor, Dört Halife Serisi, Abdulbaki Kömür, Yeşil Aşk, Taha, İbrahim Sadri vb)

1995 yılında yapımcılığını Esra Film, yönetmenliğini Mesut Uçakan'ın yaptığı "Ölümsüz Karanfiller" adlı filmde oyuncu olarak rol almamın yanı sıra, tem müziklerini de besteleyip, okudum.

1994 yılında ilk solo albümüm olan Umut Sancısı'nı çıkardım. Bunu;
1996 - Ağlarken Gülebilmek
1996 - Nereye Kadar
1999 - Yalnızım
2001 - Ne Olur Anla
2003 - Uyan Ey Gözlerim
ve yeni çıkan SELAM albümleri takip etti.

Müzik ve reklam müziği çalışmalarımdan başka, yaklaşık on beş yıldır grafik-tasarım, reklam-tanıtım ve organizasyon işleriyle ilgileniyorum.

Nihayetinde; yüzlerce söz yazıp beste yaptım; yurdumuzun hemen her yerinde ve yurt dışında sayısız konserler verdim; binlerce imza dağıttım; on binlerce şarkı söyledim; milyonlarca kez sevdim, düşündüm, sustum.

....Ve şarkılarım, yüreğimden yüreğinizedir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Cvp: AYKUT KUŞKAYA
TURUNCU DERGİSİ RÖPORTAJI

Turuncu: Öncelikle müziğe nasıl başladınız?


A.Kuşkaya: Bu soruya klasik bir cevabım olacak. Küçüklüğümden beri,çünkü sadece müzik değil sanatlı alakalı yeteneklerin doğuştan verildiğine inanan bir insanım. Herkes farklı yeteneklerle donanarak dünyaya geliyor. Bunların ne zaman ortaya çıkacağını insan aslında kendisi belirliyor. Sizde var olan o potansiyeler karşı meyil ve istek duyuyorsunuz ve genlerinizde de var. Baba tarafında müziğe,musikiye karşı bir yatkınlık varmış. Kendimi bildim bileli fasıl,meşk ortamlarında büyüdüm. Her ilkokul çocuğunun çaldığı enstürümanları çaldıktan sonra bağlamayla işe başladım. Şu anda yaşayan birkaç saz üstadından biri olan Orhan Dağlı'dan ders aldım. Fakat bağlama bana çok hitap etmedi. Hala da bağlamayı zevkle çalarım;ama bağlamayla türkü bestesi yapamam. Lise yıllarında gitarı keşfettiğimden beri gitar benim için kendimi ifade etmemde araç oldu. Ve bu yolla ben insanlarla kendimi paylaştım. Yaklaşık yirmi küsür yıldır da devam ediyorum.



Turuncu:Kendinizi belli bir kesimin sanatçısı olarak görüyor musunuz? Ya da yaptığınız müziğin bir adı var mı?


A.Kuşkaya: Bunlar çok genel kavramlar. Muhafazakarlık,neyi muhafaza ediyoruz ya da protest,kim neyi protesto ediyor? Dolayısıyla ne insanların ne müzisyenlerin ne de var olan müzik tarzlarının belli kategorilere sokulmasından yana değilim. Müzik tarzım popüler müzik mi,ezgi mi,protest mi,özgün mü hepsi var. Çünkü örnek aldığım ve bu ülkenin yetiştirdii değerler olarak gördüğüm sanatçılar da böyle. Enstrümanım gitar olduğundan popüler müzik kulvarına giriyor. Ama yaptığım ürünler popüler kültür ürünleri değil dolayısıyla o anlamda poptan farklılaşıyor. Çünkü benim müziğim belli nakaratların tekrarından ve basit ritimlerden ibaret değil. Bu anlamda Bülent Ortaçgil'i örnek gösterebilirim.O ne kadar popçuysa ben de o kadar popçuyum. Ama kulvar olarak yaptığım müzik tasavvuf değil,kendi bestelerim olarak söylüyorum. Sanat müziği değil,türkü değil geriye fazla bir şey kalmıyor zaten. Protest ya da özgün denen şeylerin de aslında çok doğru karşılıkları olduğunu düşünmüyorum. Özgün deniyor; ama bir yerlerden çalınmamış müzik zaten özgündür. Belli tarz müziklere ezgi deniyor. Her melodi zaten ezgidir,adı bu,yani armonidir. Dolayısıyla bu tür sınıflandırmalara ben karşıyım. Burada önemli olan sanatçının kendini ifade biçimidir.Burada da bakılması gereken onun kendine ne kadar sadık kaldığıdır.


Turuncu: Siz yeşil pop tanımlamasını tasvip etmeseniz de bazı çevreler sizi yeşil popçu olarak tanıyor ve tanımlıyor.

A.Kuşkaya: Bu şöyle oluyor: "yeşil pop" denen şeye iyi bakmıyorum bunu defalarca da söyledim. Fakat ben ne kadar buna hayır dersem o kadar üstümde kalıyor. Hayatım boyunca etiketlere,yaftalara karşı çıktım. Sonuçta bu da bir yafta. Bundan öncede ezgi vardı ve beni aynı şekilde rahatsız ediyordu. Benim yaptığım şeyin adı bu değil, illa bir isim bulmaya gerek yok. Yani ben kendi kimliğimi,kişiliğimi koruyarak Allah aşkını da anlatabilirim,insana duyulan aşkı da anlatabilirim. Çiçekten de,annemden de,çocuklardan da bahsedebilirim. Mevcut sistemle ilgili gördüğüm bir çarpıklık varsa ondan da bahsedebilirim. Her yaptığım besteyi farklı bir kategoriye mi koyacaksınız? Ben buyum işte,bir tane adamım. Ama hepsi çıkabiliyor. Birine ezgi,birine türkü,birine yeşil pop böyle bir şey yok.







Turuncu: 90'lı yıllarda gençler arasında bir ayrım vardı,İmam Hatip gençliği marş ve ezgi tarzını tercih ederdi. Yani kendine alternatif bir müzik oluşturmuştu. Şimdilerde ise bu sınırlar kalktı. Artık herkes herşeyi dinler oldu. Yine de gördüğümüz kadarıyla sizin hayran kitleniz başörtülülerden oluşuyor. Yani konserlerinize genelde başörtülüler mi geliyor?

A.Kuşkaya: Yerine ve organizasyonu kimin yaptığına göre değişiyor bu. Marş müzisyenleri denen insanların yaptığı müziğe bakın. Marş mı yapıyorlardı yani onlar? Marş ritimdir. Onlar marş yapmıyordu. Ezgi denen şey de öyle. Heavy metal grupların yaptığı şey de ezgi sonuçta. Ahmet kaya özgün diyorlar,illa yeni bir tarz arayışına gerek yok Ahmet Kaya öyle yapmış. Bir başkası öyle yapmış. Bu bir ihtiyaç. Yalnızca biz farklıyız,özellikle inanan kesim için söylüyorum. Öyle bir kesimden bahsediyoruz ki yüzyıllarca sadece Kuran ve ezan kıraatına yakın sesler helal kabul edilmiş. Dolayısıyla ben üniversite 2.sınıfta dine meyletmeye başladığımda yaptığım ilk şeylerden bir tanesi gitarımı kırmak oldu. Çünkü böyle öğrendim. Kıyaslayabileceğim bir veri de yoktu. Tekrar elime aldığımda üç dört sene geçmişti. Yine dinin referanslarına dayanarak. Böyle bir şey yok aslında. O halde dinin orijinal naslarına dayanan şeyleri insanlar yaşamalı ve kabullenmeli,yoksa içinden çıkılmaz hale geliyor. Bir sürü bocalama,bir sürü gelgit yaşanıyor. O dönem ilk yapılan şeylere bakın,müzik bir şekilde kaçınılmaz. İnsanın hayatında,doğasında,sosyalitesinde zaten var olan kaçınılmaz bir şey. İnanan kesim demek de yanlış. Diğerleri inanmıyorlar mı yani? Bunların sabit kıstasları yok.

Turuncu: Sınırların olmaması mı gerekiyor peki?


A.Kuşkaya: Bence mümkün olduğunca başkalarının dediğinden sıyrılıp insanların kendi sentezlerini yapması lazım. Öyle olduğu zaman insanlar kendilerini sadece buldukları cemaatlerle,partilerle,vakıflarla,tuttukları takımlarla değil,bizzat birey olarak ayakları yere basan insan olarak ifade etme şansı bulacaklar. Bu fırsat ele geçtikten sonra bir çok şeyin düzeleceğine dair bir inancım var. Ama genel olarak pesimistim. Durum çok iyiye gitmiyor yani.

Turuncu:Tam olarak yaptığınız müziğe ve size bir tanımlama getiremesek de diğer pop şarkıcılarından farklı olduğunuz aşikar. En azından şarkı sözü ya da kliplerde müstehcenliğe varan aşırılıklar yok. Böyle sanatçıların da piyasada tutunması biraz zor. Mesela İbrahim Sadri şiir kaseti çıkardığında sabah şekerleri tarzı programlara çıkarak reklamını yaptı,şimdilerde ise Uğur Arslan düet yapacağı isim olarak Yıldız Tilbe'yi seçti. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.Kuşkaya: Bu bir sistem. Unkapanı sistemi böyle çalışıyor. Bir albüm çıkarttığınız zaman televizyonlara sabah şekerleri tarzı programlara televolelere çıkmıyorsa bir yerlerde fon olarak kullanılmıyorsa kimsenin öyle bir albümden haberi olmuyor. Şu anda bir promosyon sistemi var. Dün bir kanalda gördüğünüz şahsı ertesi gün bir başka yerde görüyorsunuz. Bu hepsi için böyle. Hatta öyle oluyor ki,bir ara Hakkı Bulut'un bizim kanalda yattığını düşünüyordum. Bir hafta on gün böyle gidiyor nereye baksanız onlar. "Neredesin Firuze" gündeme geldi mesela her tarafta onlar çıkıyor kabile halinde yaşıyorlarmış gibi. Sistem onların önüne bunu bu şekilde koyuyor.Bu bir pazarlama sistemi maalesef artık alternatif pazarlama şansımız yok. Ben mesela 70'li yıllarda yaşamayı çok isterdim ne güzel,hiçbirşey yapmıyorsun. Bir tane plak çıkarıyorsun,isteyen,beğenen alıyor,başkalarına tavsiye ediyor. Ondan sonra o plak satıyor hatta bir tek TRT var. Orhan Gencebay gibi yasaklı olanlar daha çok büyüyorlar. Ama şu anda öyle değil. Unkapanı'nda işleyen çark,bir sistem var. Bunun dışında kalmanız da pek mümkün değil. Kaset satarsınız belki ama bu sefer de Unkapanı'na değil başka camiaya dayanmak zorunda kalırsınız.








Turuncu: Siz bu tarz programlara hiç çıktınız mı?


A.Kuşkaya: Çıkmış olabilirim tabii. Sürekli çıkarsan çabuk tüketilir. Benim bir şarkı yaparken,bir kaset çıkartırken bu şarkıyı yaparsam benim kitlem buna ne der diye bir düşüncem yok. Benim böyle bir kitlem yok zaten.Y ani ben o anda neyi çıkartıyorsam o frekansta hangi insanlar buluşuyorsa kitle dediğiniz şey o dur. Müzik bir frekans işidir çünkü. Benim illa kemik kitlem şu bu olması gerekmiyor. Benim yapmaya çalıştığım şey duygularımı kendime sadık kalarak,dürüst davranarak ifade etmeye çalışmak.

Turuncu: Ben bazı değerlere bağlı kalmasam daha farklı yerlerde olurdum dediğiniz oluyor mu?


A.Kuşkaya: Bu herkes için böyle zaten. Tabii ki çok cazip gelebilecek tekliflerle karşılaşıyorum zaman zaman; ama bu kendimle alakalı bir şey. Bunu kabul etsem kendime saygı duymam. Ben pop müzik yapıyorum bazı bestelerim ona uygun ama popüler müzik yapmıyorum. Bana göre şu aralar ilginç bir örnek var: Feridun Düzağaç. Benim gibi bir adam,belki farklı inanışların insanıyız. Karakteriyle duruşuyla benim gibidir. Fakat bir ara popüler oldu bu benim için ilgiç bir şey. Halbuki şarkı sözlerinde poüler olacak bir şey yok. Ciddi,ağır,felsefi anlamları olan sözler,sürekli tekrarlanan nakaratları 3-5 yaşındaki çocukların diline dolaşacak şeyler değil. Ama ne olduysa bir anda popüler oldu. Feridun Düzağac'ı ilgiyle takip ettim. Geri çekilmek zorunda kaldı. Böyle bir fark var işte opo müzik ve popüler müzik arasında. Bir süre programlara çıktı ondan sonra yapımcısıyla bir şekilde anlaşıp belli programlara çıkma kararı aldı. Ben bu anlamda pop müzik kavramının içerisindeyim. Ama tekrar ediyorum müzik bir dildir herşeyden önce. Ben birkaç dili konuşmaya çalışan bir adamım. Beni tanıyanlar lütfen böyle görsünler. Dolayısıyla ben ilahi de söylerim,kendimde bestelerim çok sevdiğim inanların repertuarından da faydalanırım. Bir türküyü de çok severek dinleyebilirim. Pop müziğin bana klasikleri olan Bülent Ortaçgül,Fikret Kızılok,Barış Manço,Cem Karaca,Üç Hüreller ve Moğollar'ın şarkılarını her platformda söylemekten büyük zevk alırım. İçersinde doğduğum kültürde bunların hepsi var çünkü. Türkü de söylerim,sanat müziği de söylerim ama bir yandan kendimi ifade edebilecek besteelri de yapmaya devam ederim. Yani bu bir dil,bir ifade biçimi,bir tarz. Ben mümkün olduğunca çok dil konuşmaya çalışan bir adamım.


Turuncu: Mesela Ahmet Kaya'nın bir derdi vardır. Müziğide derdini anlatmakta kullandığı bir araçtır. Siz, ideoloji ve müziği tamamen ayrı tutuyorsunuz diyebilir miyiz?

A.Kuşkaya: İdeoloji dediğiniz şey benim kişiselliğimden başka bir şey değildir. Yani ben nasıl biriysem ürettiğim müzik de öyledir. Evet Ahmet Kaya o derdi yüreğine taşıyan bir adam. Benim derdim de inandığım şeylerle yaşadığım şeyleri örtüştürmeye çalışmak. Ben böyle bir adam olmaya çalışıyorum. Yoksa hiçbir zaman kitlelere çıkıp hadi yürüyün arkamdan ben şunu savunuyorum demedim; ben müziği bir tebliğ aracı olarak görmüyorum zaten. Hatta itici buluyorum böyle birşeyi. Ya ben kimim ki kime neyi empoze edeyim,kendimi arayan bir adamım. Bir insan beste yapıyorsa,şarkı sözü yazıyorsa,resim çiziyorsa arıyordur. Sanat budur zaten,bulmazsınız. Buldum tamam diyorsanız bırakın bu işi,başka bir iş yapın,ekmeğinizi başka işten kazanın. Arayışlar devam etsin diğer türlüsüne saygı duymam.

Turuncu: Şu aralar albüm çalışmalarına ara mı verdiniz,bildiğim kadarıyla en son 2001'de bir albüm çıkartmıştınız?

A.Kuşkaya: 2003'ün sonunda çıkmış bir albümüm var son olarak "Uyan Ey Gözlerim". Tamamı klasik tasavvuf repertuarından oluşan bir albüm. Diğerlerinden farkı ise sadece gitar ve eny kullanmam. Batı enstürmanı olarak bilinen gitarla doğunun o gizemli sesi ve nefesi ney'in bir araya getirilmiş hali. Repertuar olarak klasik tasavvuf repertuarına sadık kalmaya çalıştım. Farkı sadece gitar ve ney'in benim vokalimden oluşmuş olması. Sade olmasını istedim daha çok oradaki armonilere,sözlere vurgu yapılmasını istedim. Bir albüm çalışması daha var. O da inşaallah önümüzdeki haziran ayında olacak. Çoğu kendi bestelerim ve sözlerimden oluşan bir albüm
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Cvp: AYKUT KUŞKAYA
İSLAMIN MÜZİĞE YANSIMASI

İslamın Müziğe Yansıması - Yeşil Pop"
Pazarola / Şubat 2004

Müzik her ne kadar evrensel olarak nitelendirilse de kaynağını aldığı kültürün özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Bu anlamda ülkemizde bir kavram olarak ortaya atılan Yeşil Pop, İslam ve müzik arasındaki kaynaşmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Çeşitli bestelerin üzerine yazılan islami kavramlarla süslenmiş sözlerle hayata başlayan Yeşil Pop, özgün söz ve besteelrle yoluna devam ediyor. Pop müziğine getirdiği islami bakış açısıyla tanıdığımız Aykut Kuşkaya, Yeşil Pop kavramını dergimiz için değerlendirdi.

Pazarola: Yeşil Pop kavramının bir temsilcisi olarak tanındınız. Yeşil Pop kavramının içeriğini anlatırmısınız?







A.Kuşkaya: Aslında Yeşil Pop tamamen ironik bir kavram. Hakan Albayrak'ın Yeni Şafak'ta bir yazısında ortaya attığı bir kavram. Güzel de bir kavram, çünkü bir dönem inanan insanlar yeni bir müzik üretmediler. Dolayısıyla İran marşlarından apartılma, bir Zülfü Livaneli bestesi ya da Amerika'da köy müziği denen Country müziğinden yararlanarak bunların üzerine "islami" sözler yazıldı ve bunlar islami müzik diye lanse edildi. Bu anlamda yeşil pop kabul edilebilir. İslama yeşil edersiniz, pop da sonuçta popüler kültüre hitap eden bir şey. Ben özenle bu şemsiyenin altında bulunmamaya çalıştım, hatta bu yüzden bir süre müziğe ara verdim.





Pazarola: Yeşil Pop kavramı nasıl ortaya çıktı ve etkileri ne oldu?

A.Kuşkaya: Başka bestelerin üzerine islam'ın kutsal saydığı kitap, kıyam, diriliş, islam vs. gibi sözler eklendiği zaman güya bunlar islami müzik oluyordu. Yeşil pop bunları açıklamak üzere yola çıkmış ve aslında ironik olmakla birlikte bana göre doğru bir tanımdır. Deve kuşu gibi bir şey, yani kuş ama uçamıyor, deve değil ama koşuyor tuhaf bir şey. O dönemdeki müziklerde ne yazık ki öyleydi, tabi çok sancılı bir dönem. Ben bunu şuna bağlıyorum; uzun yıllar inanan insanlar müzik dendiği zaman hep haram gözüyle bakmışlar Ben de bu işe ilk girdiğimde, dinle diyanetle biraz ilgilendiğimde hemen bana "müzik haram" dediler. O dönem üniversite ikinci sınıftayken gitar çalıyordum ve ben gitarı kırdım, haramdı çünkü. Sonrasında çeşitli vesilelerle ve bizim de bilgimizin artmasıyla bunun sadece bir alet olduğunu, dolayısıyla nasıl kullanılırsa hükmünün de buna göre olabileceğini anladık ve tekrar müziğe başladık. Hem ben hem başka birçok arkadaşım o dönemde çok sancılı bir dönem geçirdik ama atlattığımızı düşünüyorum. Bu dönemi atlatamayanlar da var ya da tamamen bunlardan yılıp bu işi bırakanlar da var. Çünkü hiç kolay bir şey değil, olumlu tepkilerin yanında ciddi anlamda olumsuz tepkiler de alıyorsunuz ve hala daha birçok insan müziğin haram olduğunu, bizim yaptığımız şeyin yanlış olduğunu düşünüyor.

Pazarola: İlk albümünüzden sonra yaşadığınız süreç nasıl bir gelişme gösterdi?


A.Kuşkaya: 1989'da İlk Cemre'yi çıkardık. İlk Cemre gerçekten de bir ilktir, aranjeli ilk iştir. Onun öncesinde bir Bendir ile ya da bağlamayla yapılmış, bunun eşliğinde vokallendirilmiş, seslendirilmiş bir takım eserler mevcuttu. İlk Cemre'ye ilk kez farklı konulardan bahseden, içerisinde gitarın, klavyenin, davulun, alt yapı enstrümanlarının kullanıldığı bir çalışma çıktı. 89'da biz bunu yaptık, 90'ların hemen başında piyasaya çıktı ve çok tepki aldı. Çoğu olumlu tepkilerdi ama bir kısmı da olumsuz tepkilerdi. Hem olmulu tepkiler hem de olumsuz tepkiler çok abartılıydı, aşırıydı. Biz konserlere 1994-95'te ancak başladık, fakat kaset çıktıktan 6 ay sonra bir mektupla bize Antalya'dan ulaşan bir dinleyicimiz, bize Antalya'da Konya Altı'nda bir konser teklif etti. Bu o dönem için hiç düşünülmeyecek birşeydi. Biz bırakın sahne yapmayı, albümü çıkartırken bile kendi aramızda boğuşuyorduk gitarın sesini ne kadar kısmalıyız, oktavını biraz daha geri çeeklim gibi endişeler vardı.

İlk albümün ardından konserlerimizde çok enteresan manzaralarla da karşılaşıyorduk. Mesela Adana'da verdiğimiz bir konserde karşımda 16 bin kişi vardı. Bunlardan 12 bini kadın. Taner Yüncüoğlu, Eşref Ziya Terzi, ben, Ömer Karaoğlu, Hakan Aykut nerdeyse tam kadro gitmişiz. Önce Taner çıktı sahneye şarkısını söyledi ama hiçkimse alkışlamıyor, ön sıralardan birkaç tane beyefendi "Tekbir!" diyorlar bütün stad "Allahu Ekber!" diyor! Alkış yok, çünkü radyodan anons yapılmış "Buraya sanatçı abilerimiz geliyor alkış yapıp da bizi küçük düşürmeyin!" diye. Alkış İslam dininde haramdır demişler. Taner'den sonra ben çıktım sahneye ve yine "Tekbir" sesleri ve ben bıraktım gitarı ve dedim ki "Niye alkışlamıyorsunuz?" dediler ki haram. Dedik alkış haramsa bizim yaptığımız iş hepten haram, sahneye çıkmışım ve gitar çalıyorum sizin karşınızdayım daha ötesi var mı?

Pazarola: Zaman içerisinde anlattığınız ön yargılarda ne gibi değişiklikler oldu?

A.Kuşkaya: Sadece biz değil, o dönemde bizim yaptığımız müziği dinleyenler de, bunları çalan radyolar da benzer sıkıntıları yaşadı. Bu süreç anladığım kadarıyla, çoğunluğun da müziğe karşı olan ön yargı ortadan kalktı. Ama bunda beni yaralayan bir taraf var. Sonuçta dini şeylerden bahsediyoruz, dine göre şöyledir veya böyledir bunun üzerine çok fazla konuşabilecek bir şey değidlir. Fakat çok fazla oynandı bunlarla ve sonuçta şu anda kabul ettiğimiz veya etmediğimiz şeyelri bize dinin verileri değil, hayat kabul ettirdi ya da ettirmedi. Bu benim açımdan sıkıntılı bir süreç. Bu nedenle 1994'e kadar müzikten uzak kaldım. 89'la 94 arası yine kendi kendime müzik yapıyordum ama bunları bir albüme aktarmamıştım. Sonra 94'te Umut Sancısı adıyla biraz bu sancılardan da yola çıkarak bir albüm yaptım. İlk Cemre'den sonra çıkardığım ve ilk solo albümüm, sonrasında onu Ağlarken Gülebilmek, Nereye Kadar, Yalnızım, Ne Olur Anla ve Ramazan ayında Uyan Ey Gözlerim isminde çıkarttığım sadece tasavvufi eserlerin gitar, ney bir de benim yorumumdan ibaret olan bir albüm yaptık.


Pazarola: Son albümde doğu-batı sentezinin izlerine rastlanıyor. Batı enstrümanlarının Türk müziğinde kullanılması hakkında neler düşünüyorsunuz?

A.Kuşkaya: Uyan Ey Gözlerim albümümün biraz farklı bir şey olmasını istedim. Albümün tamamı tasavvufi eserlerden oluşuyor. Fakat şu ana kadar yapılmış tasavvuf eserleri ya klasik tsavvuf enstrümanlarıyla yapıldı ya da tekno versiyonlarıyla yapıldı. Ben bu ikisinin arasında bir şey yapmak istedim açıkcası. Bu yüzden de benim de çoğunlukla kullandığım aslında bir batı enstrümanı olan Gitar ile doğunun gizemli nefesi olan Ney'i buluşturdum.


Pazarola: Memleketim topraklarında Popstar adlı fenomen dolaşıyor. Pop müziğin bir temsilcisi olarak Popstar adlı yarışmaya bakış açınız nedir?

A.Kuşkaya: Verilen isim bence doğru. Eğer popu pop müzik olarak değil de popüler kültür olarak alırsanız amacına ulaşmış gözüküyor. Bugün Bülent Ortaçgil'i kaç kişi bilir, sokakta görse kaç kişi tanır bilmiyorum ama özellikle o yarışmada son finale kalan 10-12 kişiyi herhalde tanımayan yoktur. O kişileri 7'den 70'e, Edirne'den Kars'a herkes tanıyor. Bu anlamda evet kendisi starlarını oluşturmuş bir yarışma. Sonuçta popüler kültür malzemesi ve her popüler kültür malzemesi gibi tükenmek zorunda, kalıcı olamayacak. Bülent Ortaçgil 50 sene sonrada hala dinlenecek ama 2 sene sonra Bayhan'ı kim tanır bilmiyorum.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Cvp: AYKUT KUŞKAYA
ALBÜMLERİ

UMUT SANCISI
[Resim: umutsancisikapak.jpg]

AĞLARKEN GÜLEBİLMEK

[Resim: aglarkengulebilmekkapak.jpg]

NEREYE KADAR

[Resim: nereyekadarkapak_1.jpg]

YALNIZIM
[Resim: yalnizimkapak.jpg]
NE OLUR ANLA
[Resim: neoluranlakapak.jpg]

UYAN EY GÖZLERİM
[Resim: uyaneygozlerimkapak2.jpg]

SELAM

[Resim: selamkapak.jpg]
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.