You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ALLAH’A GÜVENMEK VE SÂLİH AMEL

ALLAH’A GÜVENMEK VE SÂLİH AMEL

Üye
ALLAH’A GÜVENMEK VE SÂLİH AMEL
Bismillahirrahmanirrahim
Yaşadığımız günler çetin geçitlerde kulluğumuzun test edildiği bir dönem…
Özgürlüklerin kısıtlandığı, temel hakların gasp edildiği, insan onurunun yok sayıldığı bir
zaman dilimi… Darbe ve dayatmalarla yaşamın anlamsızlaştığı, esaret ve zillet kuşatmasında
bir süreç… Tüm bunlar ne zamana kadar devam edecek? Bunları nasıl aşabileceğiz? Daralan
çemberi nasıl kırabileceğiz? Mazlumiyet ve mahkumiyet duvarını hangi güçle aşabileceğiz?
İşte bu zorlu sınavda Allah Resûlünün (s.a.v.) bizlere sunduğu reçete: İman, sâlih amel ve
duâ… Karanlıktan ışığa çıkış yolu… Beşerî tâkatin tükendiği yerde, ilâhî yardımın tecelli
ettiği vesileler…
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Sizden evvel geçenlerden üç kişi yola çıktılar,
geceyi geçirmek için bir mağaraya girdiler. Derken bir dağdan bir taş düştü ve mağaranın
ağzını kapattı. Bunun üzerine şöyle dediler: İyi amellerinizle duâ etmekten başka sizi
buradan hiçbir şey kurtaramaz.
İçlerinden birisi: ‘Allah’ım! Benim çok ihtiyar anne ve babam vardı. Onlardan evvel
ne çocuklarıma ne de hayvanlarıma bir şey içiremezdim. Günün birinde odun toplamak için
uzaklara gitmiştim. Onlar uyuyuncaya kadar dönemedim. Akşam yemeklerini hazırlayamadım.
Fakat onları uyumuş buldum. Onları uyandırmayı ve onlardan evvel ailece süt içmeyi
hoş görmedim. Çanak elimde olduğu halde onların uyanmalarını bekledim. Nihayet sabah
ışıdı. Çocuklar ayaklarımın dibinde açlıktan ağlıyorlardı. Derken annem babam uyandılar ve
akşam sütlerini içtiler. Allah’ım! Eğer bu işi Senin rızan için yapmışsam bu taştan çektiğimiz
belayı bizden uzaklaştır’ dedi. Taş bir parça açıldı, lakin çıkacak gibi değildi.
İkincisi şöyle dedi: ‘İlahi! Amcamın bir kızı vardı ki onu herkesten ziyade seviyordum.
Onunla birleşmek istedim. Lakin teklifimi kabul etmedi. Birkaç sene sonra bir kıtlığa
uğrayınca bana başvurdu. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona yüz yirmi altın verdim.
Kabul etti. Cinsî bir muameleye başlamak üzereyken; ‘Allah’tan kork da haksız olarak
mührümü bozma’ dedi. Ben de (Allah’tan korkarak) bu çok sevdiğim kadından uzaklaştım.
Verdiğim altınları da ona bıraktım. Allah’ım! Bu işi Senin rızanı kazanmak için yapmışsam,
içinde bulunduğumuz belayı üzerimizden gider’ diye yalvardı. Mağaranın kapısı bir parça
daha açıldı. Yine çıkılabilecek derecede değildi.
Üçüncü şahıs da şöyle dedi: ‘Allah’ım! Ücretle amele tuttum ve ücretlerini verdim.
Lakin biri ücretini almadan bıraktı gitti. Onun ücretini ürettim. Onun hesabına mal çoğaldı.
Bir müddet sonra o adam yanıma gelerek; ‘Ücretimi ver’ dedi. Ben de: ‘Şu gördüğün deve,
öküz, koyun v.s. senin ücretinden üretilmiştir, al götür’ dedim. O da: ‘Ey Allah’ın kulu!
Benimle alay etme’ dedi. ‘Seninle alay etmiyorum, hakikati söylüyorum’ dedim. Bunun
üzerine malları aldı ve hepsini sürüp götürdü. Hiçbir şey bırakmadı. İlâhî! Eğer bunu Senin
rızan için yapmışsam içinde bulunduğumuz belayı def et’ dedi. Taş mağaranın ağzından
kaydı. Onlar da çıkıp yürüdüler.” (Buhari, Müslim).
İşte mağarada mahsur üç kişi… Mağaranın zifiri karanlığında ışığa yol arıyorlar.
Mahzun fakat mütevekkil olarak bütün kapıların kapandığı anda Mevlâ’nın kapısına müracaat
ve münacat ile, içtenlikle yakarış ve sâlih amelleri Allah (c.c.)’a sunmak suretiyle…
Peki ya bizler! Cahilî kuşatma altında, mahkumiyet ve mahrumiyet girdabında
özlemini çektiğimiz hayata, hangi amellerimiz bizleri taşıyacak? Mahsur kaldığımız engeller,
mağaralar… Resmî ve sivil mağaralar… Özel ve tüzel mağaralar… Özgürlüğe nasıl yol
bulacağız? Zulmün kararttığı bir dünyanın çıkmazından hayata nasıl döneceğiz? Rabbimize
sunacak sâlih bir amelimiz var mı?
2
Anne ve babamızın bedduası tepemizde iken hangi engelleri aşacağız? Hangi
mağaraları aşabileceğiz? Eş ve çocuklarının talep ve isteklerine anında koşan, anne babasının
iniltisine sağır kesilen insanımıza Allah (c.c.)’ın yardımı ulaşır mı? Gözlerini haramdan
korumaya gücü yetmeyen gençlik, zorlu sınavlarda ne dereceye kadar tehlike ve zahmetleri
göze alabilir? İzzet ve iffet mücadelesinde saf tutmayan, başörtüsü zulmünün seyircisi bizler,
hayatın hangi sıkıntısını çözebileceğimizi sanıyoruz? Yoksa yarın hesap gününde bütün
bunların karşımıza çıkıp bizi mahkum ettirmeyeceğini mi sanıyoruz? Yazıklar olsun bizlere…
Bunca kul hakkı ile iflas etmiş iç dünyamız, hangi işlerin üstesinden gelebilecek?
Yoksa mağara ve karanlığı kader mi bildik?
Umutlarımızı, düşünce ve hedeflerimizi, heyecanlarımızı mağaralarımıza mı gömdük?
Bu karamsarlık nedir? Nereye kadar gidecektir? Bizleri yarınlara taşıyacak, egemenlerin
çemberini kıracak ihlâsımız, kasvet ve gaflet duvarını aşacak huşû'muz, şehvet ve servet
kuşatmasını yaracak iffetimiz, daralan dünyamıza bir pencere açacak özverimiz ne oldu?
Dünya mağaralarına yenik düşmemek için temel dinamiklerimiz olan aczi yenecek
gücümüzü, çözülmeye direnen irademizi, donmuşluğu çözecek bilgimizi, korkuya
dönüşmeyen tedbirimizi, yılgınlığı yok edecek hareketimizi, gedik vermeyen safımızı,
belirsizliği aşacak basiretimizi, vahye dayanan aklımızı, geleceği kuşatan ufkumuzu, acı ve
çilelerle bilenen kalbimizi, günahları yıkayacak gözyaşımızı, Rabbimize yaklaşmaya vesile
olacak secdelerimizi ve özgürlük yüklü sevdamızı daha harekete geçirmek zamanı gelmedi
mi?
Bugün bulunmamız gereken mevkide değilsek, bunun sebebi nedir? İşte Rabbimizin
yeryüzü iktidarını vereceği kullarına önerdiği şart: İman ve Sâlih amel… İşte ilâhî beyan:
“Allah sizden iman edip sâlih amellerde bulunanlara, kendilerinden öncekileri hakim
kıldığı gibi onları da yeryüzüne hakim kılacağını vaat etti.” (Nur:55).
Çıktığımız hayat yolunda karşılaştığımız mağaralar, bazen farklı özelliklerde
kazanabiliyor, kimi zaman da derlenip, direnme mevzisine dönüşüyor. Allah (c.c.), Resûlünü
Hîra mağarasında mukaddes çileye hazırlıyordu. Risalet öncesi Efendimiz (s.a.v.)’in arınma ve
donanma dönemi… Ve güneş Hîra’dan doğacak…
Cibrîl-i Emin ile Hz. Muhammed-ül Emin’in ilk buluşma yeri, mağara… Allah (c.c.)
Peygamberini bulunduğu mevzide tek başına yalnız bir hayata terk etmiyor. Tevhid
mücadelesinin dışında bir hayat yaşamasına razı değil… Hîra’dan alınan mesaj ve hayata
yansıyan bir aksiyon bize bunu gösteriyor. Bir an için Resûlüllah (s.a.v.) risaletin ilk heyecanı
ile yatağına bürünecek oluyor, fakat hemen uyarılıyor: “Ey bürünüp sarılan, kalk ve uyar.”
(Müddessir:1-2). Mağaradan ilkeleşiyor. Sosyal hayata aktif katılım ve etkin teslimiyet… Fakat
cahiliye kirlerine bulaşmamak suretiyle… Cahiliye bünyesinde erimemek için bir çıkıştır
bu…
Bazen de kokuşmuş bir hayatın kurtuluş kapısıdır mağara… Tağutî zorbalığın ret
karargahıdır Ashab-ı Kehf için mağara… “O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve
Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve işimizde bizi başarılı kıl, demişlerdi.” (Kehf:10).
Bu da cahiliye içinde erimemek için direnişi mağaraya taşımak, orada saf tutmak, şer
güçlerin kararttığı bir dünyadan mağaranın aydınlığına yol aramak… “(Resûlüm! Orada
bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken
de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız
olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir.” (Kehf:17).
Uykunun bile direnişe dönüşmesi… Yeniden dirilişle son bulan uyku… “Onlar
mağaralarında üç yüz yıl ve buna ilaveten dokuz yıl kaldılar.” (Kehf:25).
3
ALLAH’A GÜVENMEK VE SÂLİH AMEL -IIZorbalara
boyun eğmeyen, mağarada konuşlanan bu yiğitlerin davasını hakim kılmak,
Allah (c.c.)’a güç gelmez ki… Yeter ki amel ve niyetler Allah (c.c.)’ın yardımına layık olsun…
Akîde ve sorumluluk, mağaraları zelil ve sefil bir hayata tercih etmeyi gerektiriyorsa, buna
hazır olabilmelidir. Ve bunu göze alabilmelidir. Mağarada Allah (c.c.) ile beraber olabilmek…
İşte Sevr mağarası, korkunun güvene dönüştüğü mekan… Darü’l-Nedve’nin suikast planları
karşısında mağaraya sığınan Allah Resûlü (s.a.v.) ve mağara arkadaşı, sadık dost Hz. Ebû Bekir
Sıddık (r.a.)… O günün şartlarında beşerî güçler, tüm bilgi ve becerileri ile iz sürerek
mağaranın ağzına kadar geldiler. Suikast timi, yalın kılıç, maksatlarına kavuşmak üzere…
Hatta ayak parmaklarının ucuna bakacak olsalar görebilecek durumdalar… Hz. Sıddık’ın
endişesini, Resûlüllah (s.a.v.) teskin ediyor: “Ey Ebû Bekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa
sen ne olacağını zannediyorsun?”
Bu anı Kur'an-ı Kerim haber veriyor: “Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz
(bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak
(Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına.
Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet
sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir
olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet
sahibidir.” (Tevbe:40).
İşte komploları Allah (c.c.) böyle boşa çıkartır. Hem de nasıl? Sadece bir örümcek
ağıyla… Mağaranın girişine ağlarını geren örümcek, müşriklerin tuzaklarını alt üst etti. Bütün
akıllar, güçler durdu. Allah (c.c.)’ın yardımının tecelli ettiği anda işte bu yardımı kazanmanın
yolu samimiyet ve sadakattir. Allah (c.c.) ile beraber olmak, Rabbimize kulluğumuzda O’nun
istediği gibi olmaktır.
Esas olan durmamak ve direnmektir. Her zaman ve geçitte… Yürürken yolumuza
mağaralar çıkabilir. Yada kendi irademizle mağaraya sığınmak gerekebilir. Allah (c.c.) ile
beraber olduktan sonra mağara da olsa ne gam! “Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış
yolu ihsân eder.” (Talak:2).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.