Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu.
Bana: "- Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu.
"- Allah ve Rasûlu, daha iyi bilir" dedim.
"- Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: "Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ" denir. İşte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de (ilâhî bir âyettir ki) mustekarrına (duracağı zamana) kadar cereyan etmektedir..." (Yâ-Sîn, 38).
Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "- Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imânının fayda vermeyeceği, artık inançsız hâle geldiği zamandır."
(Buhârî, Tefsir, Yâsin, 1, Bab 251, Hadis no : 324, Bed'u'l halk 4, Tevhid 22, 23; Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802; Muslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin, (3225)
Burada Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) gaybî ve mustakbel hakikatleri bazı teşbihlerle muhatabın anlayıb merâkını tatmin edeceği bir uslubla izah etmiş bulunmaktadır. Şöyle ki:
Güneşin izin istemesini, güneşe muvekkel meleklerin izin istemesinden mecâz olarak anlamışlardır. İnancımıza göre, herşeyin muvekkel melâikesi vardır, tâbi olduğu kanun dairesinde vazife-i fıtriyesini ifâya nezâretcidir, gökten inen her yağmur damlası bile bir muvekkel melâikeye sahibse, elbette güneş gibi pekçok vazifelerle muvazzaf büyük ve muhim mahlûkatın da muvekkel melekleri vardır. Hem fıtrat kanununa uygun şekilde hizmetinin devamını ve hem de bu fıtri vazifenin ifasıyla husule gelen ibâdetinin Hâlık-i Zulcelâl'e takdimini sağlar.
Maamafih, bizim anlamıyacağımız bir şekilde güneşin Cenab-ı Hakk'tan tekellumen izin isteyebileceğini, zira cemâdata bile hayat vermenin Cenab-ı Hakk'ın kudretinden olduğunu söyleyen âlim de olmuştur, İbnu Battâl gibi...
Güneş'in Mustekarı Meselesi:
Âyet-i kerimede geçen والشمس تَجْرى لمستقر لها ibâresini:
"Güneş mustekarrına (duracağı zamana) kadar cereyan etmektedir" diye tercüme ettik. Ayette geçen mustekâr kelimesi Arab dili yönünden üç mânaya gelir.
1- Mimli mastar (mastar-ı mîmî): "Durmak", "istikrâr bulmak" demektir.
2- İsm-i zaman: "Durmak zamanı" demektir.
3- İsm-i mekân: "Durmak yeri" demektir.
Öyle ise âyet-i kerime üç ayrı mânâ ifade eder:
1- "Güneş, mustekârrı, yani "durması, istikrarı", "istikrar bulması" için döner."
2- "Güneş mustekarrına kadar, yani "durup istikrar bulacağı zaman"a kadar cereyan eder."
3- "Güneş mustekarına doğru, yani "duravağı yere doğru" gitmekte, yol almaktadır."
Bu ihtimallere mufessirler dikkat çekmiştir.
Âyetten mezkur manalara ulaşmada, tecrî (cereyan eder) kelimesinin, akmak, yürümek, yol almak, hareket etmek, cereyan etmek gibi muhtelif manalara geldiğini de bilmek gerek. Ve keza mustekar kelimesinin başındaki "li" harf-i cerrinin Arabca'da, duruma göre, ilâ harf-i cerrinin yerine de kullanıldığını bilmek gerek.
Sözü uzatmadan ve Arabca bilmeyenlerin anlamakta güçlük çekeceği açıklamalara girmeden şunu söylemek istiyoruz:
وَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا Âyet-i kerimesi Kur'an-ı Kerîm'in ilmî mucizelerinden biridir. Üç kelimeden ibaret olan bu kısa âyet, güneşle ilgili nazariyeleri ifade etmektedir.
Şöyle ki, mustekar kelimesi:
1- Mastar mimi olunca: "Güneş, istikrar bulmak, (seyyârelerinin merkezindeki yerini sabit, mustekar tutmak) için ekseni etrafında döner" demek olur.
2- İsm-i zaman olunca: "Güneş, kendisine takdir edilen durma zamanına (ecel-i mukadderine) kadar harekete, cereyana, doğup batmaya devam eder. Mutlaka bir sona erecektir."
3- İsm-i mekân olunca: "Güneş duracağı mekâna, yere doğru yürümektedir." Bu durum, güneş hakkında en son ortaya atılan nazariyeye uygundur.
Bilindiği üzere güneşin kendi etrafındaki dönüşünden başka bir hareketi daha mevzubahistir:
Etrafındaki seyyareleriyle birlikte dahil olduğu galaksi içerisinde belli bir istikamete doğru hızla yol almaktadır. Galaksinin uçsuz bucaksız genişliği bu hareketi kolayca, bir iki nesilde muşahedeye imkân bırakmamaktadır. (Allahu a'lem bi's sevab).
Sadedinde olduğumuz hadis-i şerifte Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ebu Zerr'e sual uslubuyla açıklama yaparken mustekar kelimesini, ism-i zaman mânasında kullanmıştır, bu sebeble biz de âyetin tercumesini maksada uygun yaptık. (Kutub-i Sitte)
Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
