Papirüsten ezilmiş kâğıdı, sivri kalemi aldı eline.
Yûsuf, diye yazdı, nâmenin en başına, sayfanın tam ortasına
Hâlâ hitaptaydı kalemi, bir satır ileri geçemedi. Bir satır ileri geçsem hitaptan, dedi, yanacağım. Ses verdi içinden bir ses: Yan o zaman, yan o zaman! Züleyha devam etti:
Âh benim Yûsuf'um, âh benim, âh/senim, dedi, başka bir şey diyemedi.
Züleyha, Yûsuf'a bir mektup yazmaya başlayınca. Yûsuf diye başladı, Yûsuf diye bitirdi. Gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelam yok. Ve Züleyha'nın lügatinde Yûsuf'tan öte sözcük yok.
Yûsuf, dedi, kelâmım artık sende hükümsüz. Ama kelâmımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme. Bil ki kelâmdan da ötede sadece âh var, âh ki dünya onun üzerinde durur, gök kubbe onun hararetiyle döner.
AMA ŞİMDİKİ BAYANLAR ZÜLEYHA DEĞİLLER...ONLAR SEVDİKLERİNİN İSİMLERİNİ SADIRLARINDAN(YÜREKLERİNDEN) BAŞKA HER YERE KAZIMIŞLARDI..ZÜLEYHAYSA SADRINA,GÖĞSÜNE,KALBİNE KAZIMIŞTI..