You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ZIMMÎLER VE CİZYE

Üye
ZIMMÎLER VE CİZYE
Bismillahirrahmanirrahim
İslâm idaresi altında yaşayan gayr-i müslimlere zımmî denir. İslâm idaresi bu insanları
dıştan gelecek her türlü tecavüze karşı korumak zorundadır. Ülke içinde ise onların canlarını,
mallarını, inançlarını ve ibadetlerini güvence altına alması gereklidir. Ek olarak onların sosyal
ve ekonomik faaliyetlerini, toplum düzenini bozmamaları ve ahlâk temellerini yıkmaya
yeltenmemeleri şartıyla müsamahayla karşılar. Bütün bunların karşılığında İslâm devleti gayri
müslimlerden cizye alır.
Burada cizye kelimesinin anlamını biraz daha açıklığa kavuşturmak gerekir. Çünkü bu
konuda bilgisizlikten dolayı veya sırf İslâm’a gölge düşürmek için insanlara yanlış bilgiler
verilmiştir.
İslâm nisaba, yani zengin sayılabilecek kadar malî kudrete sahip olan her Müslüman’a
zekâtı farz kılmıştır. Buna ek olarak, İslâm düşüncesini korumak, Müslümanlardan ve
zımmîlerden zulmü kaldırmak için gücü yeten her Müslüman’a cihadı farz kılmıştır. Zekât ve
cihad, can ve mal açısından insana bir takım zorluklar veren birer ibadet olduğu için İslâm dini bu
görevleri gayr-i müslim zımmî vatandaşlara yüklememiştir. Çünkü onlar öncelikle bu ibadetleri
farz kılan İslâm’a iman etmemişlerdir. Bu nedenle Müslümanların sorumlu olduğu can ve mal
vergisine karşılık zımmîlerden de cizye alınır ki bu onlar için bir ibadet değil vergidir.
Burada şunu açıkça belirtelim ki zekât erkek, kadın bütün Müslümanlara farzdır. Hatta
bazı alimler, zengin çocuğun malından bile zekât verilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Cizye
ise sadece gayr-i müslimlerin erkeklerinden alınır. Kadın ve çocuklardan cizye alınmaz.
Yine cizye zekâtta olduğu gibi zenginlik derecesine göre alınır ve üç kısımdır.
Zenginlerden yılda 48, orta hallilerden 24, daha aşağıdakilerden 12 birim cizye alınır.
Çalışamayacak durumdaki fakirlerden ise hiç cizye alınmaz. Yine körden, kötürümden,
ibadethanelere çekilen insanlardan, din adamlarından, eğer özel malları yoksa cizye alınmaz.
(Ebû Yusuf -Kitabü’l-Haraç).
Zımmîler, verdikleri cizye karşılığında, iç ve dış felaketlerden korundukları gibi,
İslâm’ın çocuklar, acizler, ihtiyarlar ve çalışmaya gücü yetmeyenler için ayırdığı sosyal
güvenlik kaynaklarından da yararlanırlar. İslâm bu insanların ırklarına ve dinlerine
bakmaksızın yardım eder. İslâm tarihi bu insanî prensibin doğruluğunun delilleriyle doludur.
Hz. Ömer (r.a.) bir gün bir yahudinin dilencilik yapmakta olduğunu gördü ve ona: Seni bu
duruma düşüren şey nedir? diye sordu. Yahudi: Sen bana cizyeden ve ihtiyarlıktan sor diye
sitem etti. Hz. Ömer (r.a.) onun elinden tutup evine götürdü. Günlük ihtiyacını verdikten sonra
hazine görevlisine: Bu adama ve aynı durumdaki insanlara bak. Eğer biz onların
gençliklerinde yararlanıp ihtiyarlıklarında yüz üstü bırakacak olursak, Allah (c.c.)’a yemin
olsun ki insafsız bir iş yapmış oluruz. “Sadakalar Allah (c.c.)’ın farz kıldığı üzere yoksullar ve
düşkünlere verilir.” (Tevbe:60). İşte bu adam da ehl-i kitabın düşkünlerindendir, dedi. Yine Hz.
Ömer (r.a.) Şam’a giderken çok fakir düşmüş bir Hıristiyan kabilesi gördüğünde bunlara
sadaka ve yiyecek verilmesini emretti. (T.W Arnold- İslam’a davet).
Tarihi gerçekler, Müslümanların, cizye topladıkları zımmîleri korumak gücünü
yitirdiklerinde bu cizyeleri tekrar geri verdiklerini göstermektedir. Mesela, İslâm orduları
komutanı Ebû Ubeyde b. Cerrah (r.a.) Bizanslıların büyük bir ordu ile İslâm ordusu üzerine
geldiğini haber alınca topladığı cizyeyi sahiplerine geri yollayarak şöyle demişti: “Biz sizden
bu cizyeleri sizi korumak karşılığında almıştık. Şimdi sizi koruyacak durumda değiliz.
Aldığımız cizyeyi iade ediyoruz.”
2
İslâm’a saldıranların daima ileri sürdükleri ve adeta reddedilmez ve çürütülmez bir
delil olarak kabul ettikleri şu âyet-i kerimeyi açıklamak gerekir:
“Kendilerine kitap verilmiş olanlardan olup da ne Allahü Teâlâ (c.c.)’ya, ve ne de
ahiret gününe iman etmeyen ve Allahü Teâlâ (c.c.) ve Resûlünün (s.a.v.) haram kıldığı şeyleri
haram tanımayan ve ne de hak dinini din edinmeyen kimseler ile zeliller olarak kendi
elleriyle cizye verecek zamana kadar savaşın.” (Tevbe:29). Bu âyet aslında onların delillerini
çürütmektedir. Çünkü bunlar, Allah (c.c.)’a ve ahiret gününe inanmayan, bugünkü halleriyle
Allah (c.c.)’ı inkâr eden (haşa) kafirlerdir.
Cizyenin alınmasında gözetilen maksat, düşmanın teslim olduğunu kabullenmesi, sulha
razı olması, tecavüzden vazgeçmesi, Müslümanların dinlerini yaymalarına mani olmamalarıdır.
Bu adil ve doğru bir iştir. Çünkü düşman saldırılarının amacı İslâm davasını susturmak,
Müslümanları yurtlarından çıkartmak, yeryüzünde zulüm ve fesadı hakim kılmaktır.
İslâm zımmîlerden cizye dışında Müslümanların yapmak zorunda oldukları zekât ve
cihad gibi fiilleri istemediği gibi, onlara ekonomik refah yollarını da açar.
Bazen, Müslümanlara haram kıldığı malları ve ilişkileri onlara serbest bırakır. Mesela
Müslümanların, içki ve domuz eti gibi şeyleri alıp satmasını yasaklar. Bu nedenle İslâm
zımmînin malını korur. İnancına ise karışmaz. Canlarını güvence altına almıştır. Peygamberimiz
(s.a.v.) buyuruyor ki: “Zımmîyi öldüren cennetin kokusunu bile duyamaz.” (Buhari). Yine İslâm
onların mal ve hürriyetlerini de korur. Resûlüllah (s.a.v.) buyuruyor ki: “Zımmîye zulmeden veya
gücünün üstünde iş yükleyenden ben davacı olurum” (Ebû Yusuf -Kitabü’l-Haraç).
İlk Müslümanların zımmîlere karşı kalplerinde besledikleri duyguları belirtmek için
Resûlüllah (s.a.v.)’ın hayatında meydana gelen bir olayı da belirtelim: Cabir b. Abdullah (r.a.)
şöyle anlatmıştır: “Resûlüllah (s.a.v.)’la beraberken yanımızdan bir cenaze geçti. Resûlüllah
(s.a.v.) ayağa kalktı. Bunun üzerine biz de kalktık. O’na: Yâ Resûlüllah (s.a.v.) bu bir Yahudi
cenazesidir, deyince şöyle buyurdular: Acaba o bir insan değil midir? Bir cenaze
gördüğünüz zaman ayağa kalkınız.” (Buhari).
Bu hareket her türlü dini taassuptan sıyrılmış bir zihniyetin göstergesidir. Bunlar
araştırmacıları hayretler içinde bırakan İslâm’ın ulvî ufuklarıdır.
İslâm toplumunda zımmîler emin, korkusuz, rahat, ekonomik yönden de tam bir
hürriyet içinde idiler. Medeni geçinen Amerika ve Avrupa bugün daha bu seviyeye
ulaşamamıştır. Vatanımızda yaşayan batı hayranları acaba bu İslâmî görüşe ne derler?
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.