Gönül ağız açınca, dil konuşmaz
*Can kırıldı da çok güzel, latîf bir can ortaya çıktı. Bu cihan yok oldu da, başka bir cihan kendini gösterdi. Maddî cihan yok olunca, mana cihanı belirir.
• Madeni bulmak için yeri kazarken, kazmaların açtığı yaralarla altın madeni kırılır, dökülür, parçalanır ama, kuyumcuların dükkanları altınlarla dolar, taşar.
*Sen susmadıkça, düşünce bir şey söyleyebilir mi? Düşünceyi ancak konuşarak belirtirsin, sen sustuğun zaman, düşünce içinde hapsolur kalır. Ama gönül ağız açınca, dil konuşmaz olur, susar.
Hz. Mevlana dilsiz, dudaksız konuşma üzerinde çok durur. Dilsiz, dudaksız konuşmak, gönüllerin birbirine seslenmesidir. Gönülden gönüle yol vardır.
*Dünyayı dolduran binlerce ev, binlerce yapı, gizlice mühendisin gönlüne gelmeden meydana çıkmadı.
Nasıl bir mühendis binayı yapmadan önce onun planını hazırlarsa, Cenab-ı Hakk da bilinmez gizli bir hazine iken, bilinmek diledi. Kainatı yarattı. Arifler a'yan-ı sabiteyi tarif ederken ilahî tasavvur üzerinde dururlar. Haşa Allah maddî bir varlık değildir ki mühendis gibi plan yapsın. Ama "kün" (=ol) emrini vermeden yaratılacakların hepsi ilahî ilimde belli idi.
*Sırların da ötesinde gizli bir sır var. Yani herşeyin ötesinde büyük yaratıcı var. 0 öyle gizli bir sırdır ki, mühendisin hatırına, gönlüne gelenler hep ondan, o sırdan meydana gelmektedir.
*Gönül tertemiz olursa; günahlardan, suçlardan yakasını kurtarırsa, o sır dünyayı tutar. İşte o zaman mekansızlık alemi belirir, madde kalkar, hiç kimse ölmez, herkes sonsuzlaşır.
Ölüm şu madde alemi için var. Mana aleminde sonsuzluk var. Mana aleminde zaman yok, mekan da yok.
Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül
Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil
Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil
Eğer bulmazsan bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil