İradeyi tahrik eden, bu hâtıralardır. Zira niyet, şuur, irade ve azim bir şey hatırlandıktan sonra olur. Hâtıra ise arzuyu tahrik eder. Arzu azmi, azim niyeti, niyet de vücût âzâlarını harekete geçirir ve hâdise olur. İyiliğe davet eden hâtıralara İLHAM denir.
Kötülüğe davet ve teşvik eden hâtıralara da VESVESE diyebiliriz. İlham, kalbe melek vesilesi ile gelir. Vesvese ise, şeytan vesilesi ile gelir.
Kalp, yaradılış itibariyle eşit bir şekilde hem meleğin ilhamını hem de şeytanın vesvesesini kabul edecek bir hâldedir. Kalp, meleğin ilhamını kabul edip hayra yönelirse, vücut âzâları da aynı şekilde hayra ve Hakk'a itaate yönelir. Eğer kalp, şeytanın vesvesesine ve dürtmesine uyacak olursa, isyana, inkâra ve kötülüklere yönelir ki, bunun da ne dünyada ne de âhirette sonucu iyi olmaz.
İnsan şehvet ve gazapla nefsine uyarsa, bu uyma neticesinde şeytanın kendisine musallat olmasına sebep olur. Bu nedenle de kalp, şeytan için barınacak yer olur. Zira nefse uymakla, kalp (gönül) penceresini şeytan tarafına açmış oluruz ki, böylece kalpte nur olmaz. Orada muhabbetullah, marifetullah ve ihlâs mevcut olmadığından böyle bir kalbe Allahu Teâlâ tecelli etmez, ondan feyzini ve kalp huzurunu alır. Kalpte mânevî bir boşluk, sıkıntı ve bunalma olur; hiçbir şeyden tatmin olmaz.
Özellikle günümüzde bu durumun örnekleri çoktur. Kalbini ve aklını kötü düşüncelerle, şehvetle, öfkeyle meşgul eden, nefsine ve şeytana uyan kimseler, kadın veya erkek, genç veya yaşlı olsunlar, kendilerini tatmin edememektedirler. Âşık olan bir genç, istediği kızı alamayınca onu kaçırma planları yapar, ya da onun bir başkasına yâr ve eş olmasını istemez. Kızın ailesinden intikam almak hevesinde olur.
Ya da kızın başka bir isteyeni varsa, ikisine birden kötülük yapmak ister. İşte bütün bu hâdiseler, o gencin, zihnindeki ve kalbindeki şeytanî ve nefsânî arzularına uyması sebebiyle olmaktadır.