RE: Yaşamak İster misiniz?
Hormonal sistemin en büyük düşmanı ise, “stress” dediğimiz gerginliklerdir.
Tarafsız olduklarını ifade etmek açısından size yukarıda bir fantazi şeklinde belirttiğimiz uzaylı ilim adamları, insanın hayatındaki bu gerçeği görerek bakın size ne tavsiye edecek:
1- Karaciğerinizi her türlü aşırı yüklenmeden koruyunuz, fazla yemeyiniz ve karaciğerinizi mutlaka yılda bir ay, beş altı saat dinlendiriniz. Bu dinlenme tarzı, bugün tıp aleminde kanserli hastalara bile (vücudun toksinIerini atması için) uygulanan bildiğimiz oruçtur. Çünkü karaciğer, ömür boyu bir an dinlenmeden çalışmaya mahkumdur. Bu laboratuvarda bir yandan fevkalade önemli hayati maddeler, mesela kan yapılması için gereçerli olan globilinler üretilirken, devamlı yemek yiyerek karaciğerin safra salmaya mahkum edilmesi, onun eninde sorunda yorulup çaresiz kalmasına sebep olur. Bu yüzden bundan daha 30-40 sene evvel kansızlara ya da çeşitli rahatsızlıkIarla zayıf ve güçsüz kalmış olanlara “Aman sakın oruç tutmayın” denirken, bugün kemik iliğinin ihtiyaç duyduğu maddelerin karaciğere yaptırılması için oruç tavsiye edilmektedir. Çünkü iftara yakın 4-5 saat içinde karaciğer bir yandan safra salgılarını kesmekte, bir yandan da elindeki birikmiş besin maddelerini kana salarak ciddi bir istirahate çekilmektedir.
Evet sevgili okuyucularım, bu satırları okurken, sağlıklı yaşamanın en esrarengiz organı olan karaciğerinize çok büyük bir hediye vererek oruç tutuyorsunuz. Müslüman’ın karaciğer hücreleri arasında, Ramazan yaklaştıkça tatlı bir mânâ telefonlaşması sürer gider ve yorgun karaciğer hücreleri:
“Ramazan ne zaman?” diye sorar dururlar. Hele hele alkol kullananlar için bu soru bir feryat halindedir. Onların isyanında, şu cümleye rastlamak mümkündür:
“Alkol alarak bizi ızdıraplı bir ölüme mahkum ettiniz. Bu yüzden size en acil hizmetleri bile yapamaz hale geldik. Ne olur, hiç olmazsa Ramazan hürmetine bize bir soluk aldınn.”
Açıkçası oruç tutmuyorsanız, elinizde kolesterol ve lipid tahlili kağıtlarıyla hastane hastane daha çok dolaşırsınız. Üstelik sevdiğiniz yiyecekleri yerken “Eyvah bu benim kolesterolümü arttıracak diye” ömür boyu hayıflanacaksınız.
2- Damar sistemlerine gelince: Yiyip de yakamadığınız yağlı besinler damar çeperlerine çöktükçe, o taptaze olan ve lastik gibi esneyebilen damarlarınız, sonunda soru şeklindeki makarnaya döner. Bunun sebebi de, mecalsiz bıraktığınız karaciğerin aşırı beslenmeyle paralel olan yağ artıklarını dolaşım sistemine bırakmasıdır. Bu durum, fabrikaların zehirli artıklarını tertemiz dereciklere dökmesine benzer. Damarların sertleşmesini engelleyecek tedbirleri şöyle sıralayabiliriz:
a) Damarların yakın çevrelerindeki elektro statik birikmeleri atmak. Bunun için en pratik yol, özellikle kalbe uzak bölgelerdeki el, ayak ve kolların yıkanmasıdır. Bir yandan karaciğerinize sağlayacağınız oruç istirahati, bir yandan da vücudunuzdaki elektronların atılması, damarlarınızın sertleşmesini engelleyen en hayati tedbir olacaktır.
b) Damarlarınızın vücut ısınızdan farklı bir suyla yıkanması, onları daraltıp genişleterek hem sertleşme felaketinden kurtaracak, hem de yeni tıkanmaya yüz tutan kılcal damarlarınızı açıp sizi gelecekteki bir felaketten kurtaracaktır. Damarlara ait bu egzersizin en önemli faydası, beyne olacaktır. Çünkü abdest alıyorsanız fark edeceksiniz ki, boyun ve yüzünüze uyguladığınız su masajları, beyin dolaşımı için son derece ciddi bir egzersizdir. Bu sayede, çağımızda batının korkulu rüyası olan beyin damarlarında sertleşme ve bunama gibi çok önemli iki felaketten korunacaksınız. Bugün Anadolumuz’un 90 yaşını aşmış nur yüzlü ihtiyarlarının bile bunamaması, abdest almanın bir başka kerametidir.
c) Normal damarlara nazaran daha ince olan ve vücudun koruma sistemini temsil eden lenf (beyaz kan) dolaşımı, abdest almanın gösterdiği istikamet ve formül sayesinde ömür boyu sağlıklı kalacaktır. Burnun ve ağzın yıkanması da, bu sistemin çok önemli merkezlerini ayakta tutacaktır.
Abdest almanın bir yandan damarlara masaj yaptıran özelliği, diğer yandan vücudun statik enerjisini atan mahareti, aynı zamanda güzelliğin de bir reçetesidir. Yüzdeki kırışıklıkların temel sebebi, statik elektriğin minik deri altı kaslarının esnekliğini yok etmesidir. Estetik uzmanları bu gerçekten haberdar olabilseydi, ilk tavsiyeleri “abdest alın” şeklinde olacaktı. Çünkü abdest alan herkes, aynı şartlarda yaşayan diğer insanlara göre mutlaka ve en az 10 yıl geç yıpranmaktadır.
d) Damarların sertleşmesini engellemenin en önemli vesilesi, kanda lipid ve kolesterolün devamlı olarak yüksek seviyede kalmasına mani olmaktır. Bu açıdan bakıldığında da oruç, akıl almaz bir mucize hikmeti taşır. Çünkü bu zararlı maddeler, oruçlu insanın kan kimyasında ikindiden itibaren azalmaya başlar. Böylece kanda dolaşan bu kristaller, damar çeperine çökme fırsatı bulamazlar. Diğer taraftan oruç, hücre içi ve hücre arası suyu azalttığı için, küçük tansiyonu düşürür ve bu sayede hem damarlar hem kalp, ileri derecede rahatlar. Dikkat ederseniz, çağımızda oruçtan ve abdestten habersiz olan milyonlarca insan, daha genç yaşlarda küçük tansiyonun yükselmesi ve dolaşım rahatsızlıklarıyla yüzyüzedir. Abdestin statik elektriği atıcı hikmeti, orucun küçük tansiyonu düşürücü tesiriyle birleşerek kalpte harika bir sağlık ortamı meydana getirir.
Oruç ve diğer ibadetler ne büyük bir nimet değil mi? Hem sağlıklı bir dünya hayatı, hem de ebedi ve saadetli bir cennet lezzeti.
Cenab-ı Hak’kın bu güzel emirlerine uymayanların, yine O Zat tarafından tayin edilerek genetik kartlarına işlenen ömürleri boyunca hem sağlık açısından, hem de vicdanen rahat yüzü göremeyecekleri kesindir. Bu yüzden Allah’ a inanmayan insanların bile oruç ve abdestin nimetlerinden faydalanmaması, vücutları için ciddi bir ihanettir. Bu insanların, yüzlerinin kırışmasını engellemek için sarfettikleri milyonlar, abdest almaya alışmamalarının bir tür cezasıdır.
3- Hormonlar sistemine gelince: Gusül abdesti gerektirecek bir hadiseden sonra vücudun merkez hormon kompitürü olan hipofiz, ciddi olarak yorulur. Onun yorgunluğunu gidermek, her yorulan organda olduğu gibi dolaşımını hızlandırmakla olur. Fakat beynin tam alt yüzünde ve kafa küresinin ortasında olan hipofizin dolaşımını nasıl hızlandırırsınız? Hipofizin damarları, burnun köküne ve bademciklerin üst seviyesine çok yakındır. Buralara bir dolaşım masajı yapmak, yani derin bir burun yıkama ve gargara, hipofize yapılacak en sağlıklı dolaşım masajı olacaktır. İsterseniz böyle bir ihtiyaçtan sonra gusül abdesti almayın. Hipofiziniz yorulsun ve 40 yaşından itibaren merkez kompütür özelliklerini kaybetmeye başlasın. Yani bir sürü cinsi problemlerin altında ezilip durun.
Streslerin, hipotalamüs dediğimiz hipofiz çevresindeki büyük kompütürleri tahrip etme tehlikesine gelince:
Çağımızın, üzerinde en çok konuşulup tahribatı, en iyi bilindiği halde, bir türlü çaresi bulunamayan derdi strestir.
Kalp damarı tıkanmasından mide ülserine, kurdeşenden cinsi meselelere kadar herşey stresten ileri gelmekte ve hatta genetik kartların aksaklığından gelişen kanser gibi birçok hastalıkların bile en azından erken yaşlarda ortaya çıkması, yine strese bağlanmaktadır. Fakat bugüne kadar onu önlemek için tavsiye edilen tedbirlerin tamamı, ateşli hastanın terini silmekten öteye geçebilen bir çare olmamıştır.
Aslında olayın temelinde yatan elektronik tesirler ve damar büzüşmelerine ait problemlerin çözümü, abdest almanın müthiş esrarında yatmaktadır. Orucun getirdiği sabır sporu ise, streslere karşı bulunmaz bir aşı niteliğindedir.
Streslerin insanın derinliklerindeki problemi ise, inançsızlığa bağlı korkulardır. Hatta modern psikiyatri yalnız stresin değil, diğer bütün ruhi sapmaların bile korku duygusuna bağlı olduğunu savunmaktadır. Çeşitli dış ve iç stres tesirleri, güvensizlik ve huzursuzluklar, insan ruhunda akıl almaz fırtınalar çıkarmakta ve içi dünyamızın hipotalamus aracılığı ile maddeye yansıyan dengesizliklerine yol açmaktadır güvensizliğin ve korkunun yol açtığı rahatsızlıklara, her şeye kadir olan Kainat Sultanı’na iman ve O’na ibadet dışında şifi sağlayacak hiçbir çare yoktur.
Bugünkü ilmi gerçeklerin ışığı altında rahatlıkla diyebiliriz ki, İslam’ın en büyük mucizesi abdest, namaz ve oruç üçlüsüdür.
Evet yazımızın başlığına dönüyoruz:
Yaşamak istiyor musnuz?
O halde abdest alınız, namaz kılınız ve oruç tutunuz.
İnansanız da inanmasanız da abdest almaya, namaz kılmaya, oruç tutmaya mecbursunuz.
Yoksa, binbir harika sistemle donatılmış vücutlarınıza yazık olur.
Onk.Dr.Haluk Nurbaki
Bunu ilk beğenen sen ol.